Sunna
120 theses under this subject heading
Osmanlı-Bizans kroniklerinde düğün ve ölüm
"Osmanlı-Bizans Kroniklerinde Düğün ve Ölüm" konulu tez çalışmasında XIV. ve XV. yüzyıl Osmanlı ve Bizans kaynakları kullanılarak Bizans ve Osmanlı hanedanı mensupları arasında düğün ve ölüm sonrası defin geleneklerinin oluşması incelenmiştir. Bu geleneklerin oluşmasının altında yatan sebepler ele alınmıştır. Müslüman ve Hıristiyan olan bu iki toplumun düğün ve ölüm adetleri gereği insan hayatının en önemli kesitleri olan düğün ve ölüm merasiminin nasıl ve ne şekilde yapıldıklarına ilişkin bilgilere ulaşılmaya çalışılmış farklılıklara vurgu yapılmıştır. Osmanlı ve Bizans düğünleri ile ölüm merasimleri hakkındaki bilgilere ulaşılarak değerlendirmeler yapılmıştır. Ölüm ve düğün olgusunun siyasi ve sosyal yaşantıdaki önemi ve etkileri hem ana kaynaklar hem de telif kaynaklardan yararlanılarak belirlenmiştir. Ölüm ve düğün olgusu üzerinden XIV. ve XV. yüzyıllarda Bizans imparatorluğu ve Osmanlı devletlerinin kendi aralarında olduğu kadar diğer hanedanlar ve devletler ile olan sosyal, kültürel ve diplomatik ilişkiler saptanmaya çalışılmıştır. Düğün olgusu evlilik ve sünnet üzerinden incelenmiştir. Siyasi ve diplomatik ilişkilerde imparatorlukların yahut hanedanların resmi nikahın ve evliliğin göstergesi olan düğün vasıtasıyla akrabalık bağı kurarak hâkimiyetlerini ve varlıklarını devam ettirme, toprak kazanma gibi amaçlar taşıdığı görülmüştür. Osmanlı devletinde dini bir ritüeli olan sünnet düğünleri de siyasetin ve diplomasinin bir aracı olarak kullanılmıştır. Bu sünnet düğünlerine kimlerin davet edileceği, sünnet düğünleri sırasında yeme, içme ve hediyeleşme protokolü ve gelenekleri belirlenmiştir. Osmanlı devleti ve Bizans imparatorluğu içerisinde tahta geçmiş imparatorlar ve ailelerinin evlilikleri kadar ölüm şekilleri ve defin yerleri de incelenmiştir. Ölen hanedan üyelerinin hangi sebeplerden öldükleri, nerede gömüldükleri ve cenaze törenlerinin nasıl gerçekleştirildiği araştırılmıştır. Hanedan mensuplarının düğün ve ölüm merasimleri üzerinden hareketle Bizans imparatorluğu ve Osmanlı devletinde oluşan düğün ve ölüm merasim gelenekleri belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bizans, Osmanlı, Düğün, Sünnet, Ölüm, XIV. ve XV. yüzyıllar.
The verifacation and methodology of Mullah Halil al-si'irdî's work which is named "Usûlü Hadîsi'l-Ezher Mine'l-Muhtasar ve Şerhihi Li-i̇bn Hacer"
The sunnah is secondary source of sharia and a reliable introduction for understanding of Holy Quran. Since the time of the Sahaba (Companions), the Islamic scholars have given great attention to rivayah and dirayah, of Hadith. at the time of sahaba, the science of "sened" was emerge. As time progressed and needs increased, sciences emerged to help the hadith science; such as science of rical, and cerh and ta'dil and Mustalahu'l-hadis. Ibn Hajar al Askalani made great contributions to this science by explanation Sahih-i Bukhari. His work Nuhbetu'l Fiker is one of the most important works written in the field of Mustalahu'l-Hadith. Many explanations were written on this work. Mullah Khalil al-Siirdî also wrote a book named "Usulu'l Hadisi'l-Ezher mine'l Muhtasar ve şerhihi li ibn Hacer" to contribute to this field. This work is a manuscript and is about thirty pages. The author showed the power of science by way of he made the examples he mentioned for each rule, and additions. We aimed to present this useful book to the benefit of science students by examining it.
Kur'an'a göre sünnetin bağlayıcılığı
Bu çalışma ile hedeflenen, sünnetin Kur'an'da nasıl bir karşılık ve konuma sahip olduğunu ortaya koyup bağlayıcı olup olmama durumunu tespit etmektir. Hz. Peygamberin sünnetini işaret eden kavram ve ayet gruplarını inceleyerek bu konudaki nakli bilgiler ışığında yapılan yorumlarla bir neticeye varmaya çalışıldı. Yapılan araştırmada Hz. Peygamber, peygamberlik vazifesinden önce okuma yazma bilmemiş ve herhangi bir ilim tahsilinde bulunmamıştır. Kur'an'ın ifadesiyle ümmi idi. Tek bilgi kaynağı aldığı ilahi vahiydir. Bu vahyin en temel olanı Kur'an'dır. Bununla beraber Hz. Peygambere ilahi vahyin hem metni ve hem de muhtevası anlatılmıştır. Kur'an metni dışındaki bu vahyin Kur'an'daki karşılığı hikmet ve tebyîn vazifesidir. Kur'an ile birlikte Hz. Peygambere verilen hikmet, Kur'an metni dışında Hz. Peygambere öğretilen dini hususların muhtevasıdır. Genel kabul gören görüşe Hz. Muhammed (s.a.s.)'e verilen hikmet, sünnettir. Hz. Peygamber'e verilen tebyîn vazifesi, tebliğ edilen Kur'an ayetlerinin izah edilmesidir. Bir şeyi izah etmek, metinle kast olunanın açıklanmasıdır. Bu da demek oluyor ki metnin dışında Hz. Peygambere dini hususlar öğretilmiştir. Sünnet ile yapılan da budur. Bu vazifelerle gönderilen Hz. Peygambere itaat ve ittiba farz kılınmış ve mutlak olarak bağlayıcıdır. Öte yandan Hz. Peygamber bir beşerdir. Her beşer gibi içinde yaşadığı toplumun sosyal bir ferdidir. Dünyevi birçok hususta bir beşer olarak verdiği kararlarda yanıldığı ve yaptığı istişareler neticesinde verdiği kararları değiştirdiği olmuştur. Bununla vardığımız neticeye göre Hz. Muhammed (s.a.s.)'in dini hususlar dışında söylediği ve yaptığı şeyler vahiyle olmamış ve isabet ettiği gibi yanıldığı da vaki olmuştur. Bir beşer olarak dini hususlar dışındaki söz, fiil ve takrirlerinin bağlayıcı olmadığı kanaatine varılmıştır.
Mekkî ve Medenî ayetler bağlamında Kur'an'da yetim ve yetim hakları
Ailenin temeli ilk insanla beraber atılmıştır. Bu ilk insan, eşi ve çocuklarıyla birlikte ilk aileyi meydana getirmiştir. Tüm dinler bu aile temeli üzerinden devam etmiş ancak kadına verilmesi gereken değeri İslam dini dışında hiçbir din tam olarak vermemiştir. Aynı zamanda İslam öncesi cahiliye toplumunda kadın ve çocuklar her zaman ezilmiştir. Yetimler de mağdur edilmiş ve kendilerine hiçbir hak tanınmamıştır. Kur'an ve Sünnet'te bu iki güçsüz kesimin içinde bulunduğu durum iyileştirilmeye çalışılmış ve haklarının kendilerine verilmesine yönelik gerekli öğüt ve uyarılar yapılmıştır. Bununla kadın ve yetimlerin, diğer insanlar gibi mutlu ve eşit bir yaşam sürmeleri amaçlanmıştır. İslamî anlayışa göre korunup kollanması bakımından yetimler en özel yere sahiptir. Çünkü onlar kendilerini koruyacak olan sahiplerini kaybetmişlerdir. Böylece kendileri her türlü tehlikeye ve sömürüye açık hale gelmişlerdir. Yetimlerin bu durumuna Mekkî ve Medenî ayetlerde pek çok kez değinilmiştir. Onlara karşı yumuşak davranılması ve şefkatle yaklaşılması, onların haklarının korunması ve onlara iyi bir gelecek oluşturarak topluma kazandırılması öğütlenmiştir. Anahtar kelimeler; Kur'an-ı Kerim, sünnet, Mekkî, Medenî, yetim, merhamet, kadın, çocuk
Muhammed b. Alevî el-Mâlikî ve Hadisçiliği
Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, hadis ve hadis ilmi ile ilgili çalışmalarıyla ön plana çıkmış bir ilim adamıdır. Muhammed b. Alevî el-Mâlikî'nin uzmanlık alanının hadis olması onun akâid, tefsir, siyer, fıkıh, kelam, tasavvuf gibi diğer ilim dallarında kayda değer eserler bırakmasına engel teşkil etmemiştir. Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, ilk eğitimini aile büyüklerinden almış, dönemin önemli âlimlerinin derslerine katılmış, farklı ülke ve üniversitelerde çalışmalarda bulunmuş, Ümmü'l-Kurâ Üniversitesi hadis kürsüsü başkanı olmuştur. Bu sırada Mefâhîm Yecibu en Tüsahhah isimli eserini yazmıştır. Bu eser pek çok dile çevrilmiş ve İslâm âleminde ses getirmiştir. Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, bu eserin etkisiyle Mekke'den ayrılıp Endonezya'ya gitmek durumunda kalmıştır. Endonezya'da bulunduğu süre içinde çok sayıda öğrenci yetiştirmiş, yetmişin üzerinde Kur'ân kursu, okul, medrese ile bir üniversitenin açılmasına katkı sağlamıştır. Buradaki faaliyetlerinden dolayı kısa zaman içinde Uzakdoğu'da yüzbinleri aşan talebeleri olmuştur. Mısır, Tunus, Libya, Fas, Cezayir, Moritanya, Suriye, Irak, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelere ilmî seyahatler yapmış, bu ülkelerdeki âlimleri ziyaret etmiş, onlardan icâzet almıştır. Bu seyahatler sayesinde, hadis ilminde uzmanlık alanı olan müselsel hadis ile ilgili araştırma yapma fırsatı bulmuştur. Farklı coğrafyalardaki hadis âlimlerinde bulunan müselsel hadisleri toplayarak, bu konuda otorite haline gelmiştir. Bu itibarla çalışmamızın amacı, Muhammed b. Alevî el-Mâlikî'nin hadis ilmine olan katkılarını araştırmak ve onun ilmî pozisyonunu belirlemektir. Anahtar Kelimeler: Hadis, Hadis Usûlü, Muhammed b. Alevî el-Mâlikî, Sünnet
Abbas b. Abdülmuttalib (Ö. 32/653) ve hadis ilmindeki yeri
Bu çalışmamızda Abbas b. Abdülmuttalib'in (Hz. Abbas) (ö. 32/653) (r.a) hayatı ve hadis ilmindeki yeri araştırılıp ortaya konmaya çalışılmıştır. Hz. Abbas'ın Müslüman oluş tarihi ile ilgili kaynaklarda farklı rivâyetler vardır. Bununla beraber hayatını ele alan tüm kaynaklar Hz. Abbas'ın Hz. Peygamber'le (s.a.v.) olan yakın ilişkilerinden bahsetmektedir. Hadis rivâyetiyle ön plana çıkmamasına rağmen kaynaklarda tekrarlarıyla beraber 150'yi aşkın hadis ona isnad edilmiştir. Onun niçin hadis rivâyetinde ön sıralarda olmadığı araştırılmaya değerdir. Ayrıca rivâyet ettiği hadislerin tespiti ve bu bağlamda hadis ilmindeki yerinin ortaya konmasının hem onu hem de rivâyet ettiği hadisleri anlamaya katkı sunacaktır. Erken döneme ait tüm kaynaklardan yapmış olduğumuz taramalar sonucunda Hz. Abbas'ın 45 hadis rivâyet ettiğini tespit ettik. Mükerrerler hariç Kütüb-i Sitte'de Buhâri'nin Sahîh'inde 3, Müslim'in Sahîh'inde 3, İbn Mâce'nin Sünen'inde 5, Ebû Dâvud'un Sünen'inde 4, Tirmîzî'nin Sahîh'inde 5, Nesâî'nin Sünen'inde 2 olmak üzere toplam 22 hadis tespit ettik. Abbas b. Abdülmuttalib'in rivâyet etmiş olduğu 45 hadisin toplam 31 tanesi müsnedlerde yer almaktadır. Diğer 14 hadis ise diğer hadis kitaplarında yer almaktadır. Buradan bir araştırmacının sadece müsnedlerdeki rivâyetlerle bir râvinin rivâyet etmiş olduğu tüm hadislere ulaşamayacağını anlamaktayız. Hz. Abbas'ın hadis rivâyetinde çok titiz davrandığını, rivâyet ettiği hadislere baktığımızda rivayet ettiklerinin birkaçı hariç tamamını Hz. Peygamber'den (s.a.v.) semâʿ yoluyla aldığını görmekteyiz. Kendisi bazen bizzat ondan duyduğunu belirtilmiş, bazen bizzat içinde olduğu veya şahit olduğu bir olayı anlatmış, bazen de Hz. Peygamber'e sorular ileterek aldığı cevapları aktarmıştır. Bununla beraber Hz. Abbas'ın Hz. Peygamber (s.a.v.) ile olan diyaloglarının tamamını rivâyet etmediğini, başka râviler aracılığıyla gelen rivâyetlerden anlamaktayız. Anahtar Kelimeler: Hadis, Abbas b. Abdülmuttalib, Sahâbî, Râvi, Rivâyet.
İslam savaş hukukunun kökenleri: Kur'an ve sünnet'te savaş
Savaş ve barış devletlerarası tarihin vazgeçilmez tartışmalarından olmakla birlikte temelinde meşruiyet tartışmaları yatmaktadır. Savaşın meşruiyetini ifade eden haklı savaş kavramı her ne kadar batı merkezli bir kavram olsa da çok eski zamanlardan itibaren kaynaklarda savaşın meşruiyeti hakkında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Bu yaklaşımlardaki farklılaşmanın özünde ise epistemolojik, kavramsal ve kuramsal farklılıklar yatmaktadır. Tüm din, devlet ve medeniyetlerin savaş anlayışları ve savaş hukukları olduğu gibi İslam'ın da kendine özgü bir savaş kuramı ve buna bağlı bir savaş hukuku bulunmaktadır. İslam savaş hukuku, Kur'an ve Sünnet temelinde şekillenmiştir. Bu tezde İslam savaş hukukunu teori ve pratik olmak üzere savaş kuramı ve savaş hukuku şeklinde iki başlık altında sınıflandırdım. Savaş kuramı Kur'an ve Sünnet çerçevesinde olup bunun üzerine inşa edilmiş fıkıh ve kelamı da kapsamaktadır. İslam'da savaşın düşünsel ve inançsal arka planına dair kaynaklar incelenmiştir. Savaş hukuku da Kur'an ve Sünnet'te savaşın uygulamasının nasıl olduğunu kapsamakta olup; savaşa başvurma hukuku, savaş içi hukuk ve savaş sonrası hukuk olmak üzere üç ana başlık altında kaynakları çerçevesinde analiz edilmiştir. Çalışmada Kur'an ve detaylı izahı için Nesefî Tefsiri ve Ebussuûd Efendi Tefsiri, Hadis kaynağı olarak Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim, Fıkıh kaynağı olarak Şerhu's-Siyeri'l-Kebir gibi ilmi değere sahip eserlere başvurulmuş olup Kur'an ve Sünnet'te savaşın kuramsal ve pratik genel bir çerçevesi çizilmesi hedeflenmiştir.
The influence of ehli Sunnah and Shia conflict on the historiography of sects in hijri fourteenth century (The case of Tabarî and Ya'qubî))
The Impact of Sunni-Shiite Conflict in the Codification of History in the Fourth Century AH and the Difference of Historical Analysis of the Al Fitna Al Kubra (Great Sedition) Al Tabari and Al Yaqubi as examples The study dealt with the position of two prominent historians who lived in the third and fourth centuries AH, namely Al Tabari (310 AH) from a Sunni perspective and Al Yaqubi (292) from a Shiite perspective. The study examined their social, cultural and political backgrounds. It also explains the different characteristics of the image of Al Fitna Al Kubra to them. A study dating to the great sedition in the fourth century AH represented by the Shiite Al Yaqubi and the Sunni Al Tabari, as authorized references to monitor the events of the Great Fitna. Perhaps such studies shed light on the value of the first historical sources in the period of Al Fitna Al Kubra. A question could be asked about the credibility of these sources and the value of their narratives, to state that these narratives do not represent authentic accounts of the period I am talking about, but rather belong to a later period and represent the whims of this later period and its trends. This approach enables us to deepen our understanding of the events of the great sedition on the one hand, and to identify more accurately its historians on the other. The research tackles the issue of conflict through the search for the Sunni- Shiite conflict and its impact in the fourth century AH, which represents the founding period for the emergence of movements and movements in an era of chaos and unrest, especially the Abbasid family struggle with the anti-Shiite movements (Shiite opposition). The research concludes that the conflict was inevitable, and that the nature and circumstances of the conflict enabled the Shiites to adopt a policy of secret and organizational action. The policy of the state has changed from the policy of openness to a security policy with the Shiite movements, a policy stemming from the concept of preserving the security and the state entity, which was adopted by the Umayyad and Abbasid states. The methodology of the research proceeded according to the following plan: The nature of the study came as introduction with three chapters, followed by the conclusion and the most prominent results, followed by supplements containing scientific indexes adopted by the research. A brief overview of the methodology of the research plan and its most important sources and references are presented. It followed by an overview of the Sunni-Shiite conflict, in which it follows the impact of the great strife in the emergence of the difference and its inception. The first chapter is a historical presentation of the events of Great Fitna. Chapter II is devoted to the study of the political and military conflict between the Abbasid Sunni state on the one hand and the Qaramites and the Fatimids on the other. The third chapter came to look for the impact of the Sunni-Shiite conflict, in the codification of history in the fourth century AH and the difference of historical analysis of the Great Sedition. I have concluded the discussions in the chapters of this thesis. I have nothing to add but to refer the reader to the chapters and research, to read, to be able to find further outcome. Key Words: Sects, Fourth Century AH, Sunni-Shiite, Al Tabari and Yaqubi Quantity of Page: 470 Scientific Director: Assoc. Prof. Dr. Mehmet KESKİN
Sünnete göre saîd ve şakî mefhumları
Hz. Peygamber kendisine vahyedilen bilgiler ile insanlara inanç, ibadet ve ahlakî ilkeler başta olmak üzere hayatın tüm alanlarında nasıl davranılması gerektiğini bizzat yaşıyarak anlatmış ve bütün insanlar için ideal bir hayat biçimi sergilemiştir. Çalışmamızda, bütün zaman ve mekana hitap eden ve Müslüman için ideal bir yaşam biçimi olan sünneti baz alarak saîd ve şakî kavramlarına tefsir, hadis ve kelâm kaynaklarından istifade ederek açıklık getirdik. Hadis kaynaklarına bakıldığında, Hz. Peygamber'den dünya ve âhiret saâdetine işaret eden birçok rivayet nakledilmiştir. Dünya saâdetine işaret eden rivayetlerde, insanı dünyada mutlu kılan kişisel, psikolojik ve sosyal birçok etken zikredilmektedir. Bunlar; kocası yüzüne baktığında kocasına huzur veren itaatkâr Saliha bir eş, oturmaya müsait geniş bir ev, iyi bir binek, ibadet ile geçirilen uzun ömür, insanı iyiliğe sevk eden iyi bir arkadaş, fitnelerden uzak durmak, kadere rıza göstermek gibi etkenlerdir. Hadislerde âhiret hayatında insanların saîd (cennetlik) ve şakî (cehennemlik) olmak üzere iki gruba ayrıldığı, Allah'ın ezelî ilmiyle daha henüz kişi anne karnında iken kimin saîd veya şakî olduğuna işaret edilmiştir. Bu da kulun fiillerindeki rolü nedir gibi birçok soruyu akla getirir. Bu sorulara cevap bulmak için Kelâm ilminde Allah'ın ezeli ilmine, kader ve kazaya, kulun fiillerindeki rolü gibi konulara açıklık getirdik. Yapılan çalışmanın neticesinde, yaptıklarına karşılık Allah'ın kendisine cennet va'd ettiği kimseye saîd, yaptıklarına karşılık Cehenneme atılan kimseye de şakî denildiği anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sünnet, Saâdet, Şekâvet, Cennetlik, Cehennemlik, Saîd ve Şakî. Sayfa Adedi :108 Tez Danışmanı: Dr. Öğrt. Üyesi Arif GEZER
الصحة النفسية في القرآن الكريم
Mental health is one of the most important issues that Islam is concerned with, as the stability of one's mental health leads to happiness in this world and the hereafter, and on the contrary, the deterioration of mental health leads to unhappiness in both worlds. Man is a being with a soul, mind, heart and body, and all these components play an important role in his life, one of which cannot be separated from the other. According to the Islamic perspective, the issue of human happiness or misery has been resolved, because no one who follows the guidance of Almighty Allah does not deviate or suffer, and mental health is included under this general divine rule.In addition to the above, the religion of Islam is endorsed by Allah Almighty for the people and has become complete and complete to encompass all aspects of a person's life, since God Almighty chose him as a caliph on earth and understood what he received from the Shari'ah for him to live a proper, carefree life. He gave a mind. This study aims to examine how a person's mental health is stabilized by the verses of the Qur'an and the hadiths of the Prophet, and to examine the most important main issues on this subject in a way that will benefit the reader, based on the sources and references written on mental health, and aims to provide a service. Keywords: Mental health, the Quran, the Sunnah of the Prophet, people, types of spirit, psychological disorders الصحة النفسية من أهم الموضوعات التي اهتم بها الإسلام، ذلك أن استقرار الصحة النفسية للإنسان يؤدي إلى سعادته في الدنيا والآخرة، وعلى النقيض من ذلك فإن تدهور صحته النفسية يؤدي إلى شقائه وتعاسته في الدارين. وما ورد في القرآن الكريم من الآيات المتعلقة بتنمية الصحة النفسية كثيرة متشعبة، ولكن يمكن دراستها عبر محاور رئيسية تندرج تحتها المسائل الفرعية المتعلقة بها، ولعل كثرة النصوص وتشعبها يعزى إلى كيان الإنسان، فإنه مخلوق له روح ونفس وعقل وقلب وجسم، وكل هذه المكونات تؤدي دوراً مهماً في حياته، بحيث لا يمكن فصل أحدها عن الآخر. إضافة إلى ما سبق فإن الدين الإسلامي الذي ارتضاه الله تعالى للناس وجاء كاملاً شاملاً لكل جوانب حياة الإنسان، كان الإنسان وما يزال هو الهدف الأول لتشريعه، سواء حياته في الدنيا أو مصيره في الآخرة. وهو الذي اختاره الله خليفة في الأرض، ووهبه عقلاً يفهم به ما يتلقاه من الشرع، من أجل أن يحيا حياة طيبة هانئة لائقة به. قضية سعادة الإنسان أو شقائه في منظور الإسلام محسومة منذ هبوط آدم عليه السلام إلى الأرض، ويكمن حسمها في أن من اتبع هدى الله تعالى فلا يضل ولا يشقى، والصحة النفسية مندرجة تحت هذا الحكم الإلهي العام. وجاءت هذه الرسالة لدراسة كيفية استقرار الصحة النفسية للإنسان وفق المنهج الإلهي، من خلال الآيات القرآنية، ودراسة أهم المسائل الرئيسة المتعلقة بهذا الموضوع، بالاستناد إلى المصادر والمراجع التي ألفت حول الصحة النفسية، لعلها تتحف نفعاً لقارئها، وتثري المكتبات الإسلامية بشيء جديد في هذا المجال. الكلمات المفتاحية: القرآن الكريم، الصحة، النفسية، النفس السوية، النفس الأمارة بالسوء، النفس المطمئنة، التربية الإسلامية.
Muhammed el-Gazzâlî'nin hadis ve sünnet'e yaklaşımı (Fıkıhçılara ve Hadisçilere göre Nebevi Sünnet adlı eseri özelinde)
Son dönemin önemli davetçi ve mütefekkirlerinden olan Muhammed el-Gazzâlî'nin Hadis ve Sünnet'e yaklaşımının ele alandığı bu çalışma bir giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş kısmı çalışmanın amacı, kapsamı, önemi, sınırlılığı, konu hakkında yapılan çalışmalar ve literatürün yanında, Gazzâlî'nin hayatı, hocaları ve eserlerinden oluşmaktadır. Birinci bölümde müellifin sünnet tanımı, sünnetin kaynağı, bağlayıcılığı, kitap nezdindeki konumu, Kitap ve Sünnet arasındaki nesh ilişkisi, haber anlayışı, hadislerin taksimi, sened ve metin tenkidi prensipleri, hadislerin doğru anlaşılmasında etkili olan faktörler, temel hadis kaynakları hakkındaki görüşleri, fiten, gayb ve kader konusunda rivâyet edilen hadislere yaklaşımı ile dini ve sosyal açıdan kadınlar hakkında bazı meselelere yaklaşımına değinilmiştir. Belirtilen konular ele alınırken varsa müellife yöneltilen eleştirilere ilgili yerlerde değinilmiştir. Ayrıca gerekli görülen yerlerde ulemanın konu hakkındaki görüşlerine de yer verilmiştir. İkinci bölümde ise, Gazzâlî'nin tenkit ettiği bazı rivâyetler konu edinilmiştir. Öncelikle Gazzâlî'ye Hadis ve Sünnet konusunda yöneltilen eleştirilere özetle yer verildikten sonra, konu merkezli ele alınan rivâyetlerindeğerlendirilmesine geçilmiştir. Bu bağlamda rivâyetler tefsir ile ilgili olanlar, fıkıh ile ilgili olanlar ve diğer konular olmak üzere üç başlık altında ele alınmıştır. Gazzâlî'nin tenkit ettiği rivâyetler hakkındaki değerlendirmelerine yer verildikten sonra söz konusu rivâyetler hakkında müellife yöneltilen eleştirilere yer verilmiştir. Bunun yanında söz konusu rivâyetler hakkında hem önceki ulemanın hem de rivâyetler hakkında çalışma yapmış çağdaş araştırmacıların görüşlerine de yer verilmiştir. Gazzâlî'nin rivâyetlere temelde metin eksenli yaklaşımından dolayı, senedden çok metin üzerinde durulmuştur. Sonuç kısmında ise Gazzâlî'nin Hadis ve Sünnet ile ilgili tespit edilen görüşleri ile kendisine yöneltilen eleştiriler objektif bir şekilde değerlendirilmeye tabi tutulmaya çalışılmıştır.
Van merkez ilçelerde lise son sınıf öğrencilerinin hadis ve sünnet kültürü üzerine bir alan araştırması
Bu araştırma, Van merkez ilçelerinde okuyan lise son sınıf öğrencilerinin demografik ve kültürel profillerini, hadis ve sünnet algıları ile dindarlık düzeylerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmaya 2014 yılında başlandı, ancak yasal sürede tez bitirilemedi. 2022 yılında çıkan öğrenci affıyla birlikte çalışmaya yeniden başlandı ve verilerin güncellenmesi için 2023 yılında alan araştırması tekrarlandı. Bu durum, iki farklı dönemde elde edilen verilerin karşılaştırılmasına olanak tanıdı. Araştırma, 2014 ve 2023 yıllarında gerçekleştirilen 82 sorudan oluşan anketler aracılığıyla elde edilen verileri analiz ederek, öğrencilerin hadis ve sünnete ilişkin bilgi,anlama-kavrama-yaşama aktarma düzeyleri, bilgi kaynakları ile dindarlık algılarındaki değişimleri ortaya koymaktadır. Öğrencilerin okuduğu kitap sayısında belirgin bir artış yaşanmış, özellikle dini kitapların okuma oranı yükselmiştir. Ancak, hadis kitaplarına olan ilginin azaldığı ve öğrencilerin hadisleri tanıma konusunda zorluk yaşadığı dikkat çekmektedir. Dindarlık göstergeleri açısından, öğrencilerin vakit namazı kılmasında belirgin bir azalma yaşanmış, hiç namaz kılmayanların oranı artmıştır. Cuma ve bayram namazı kılma sıklığı da benzer bir eğilim göstermektedir. Ramazan Orucu ise öğrenciler arasında en yaygın ibadet olarak kalmaya devam etmiştir. Öğrencilerin hadis ve sünnet algılarında önemli değişiklikler gözlemlenmiştir. Hadislerin bireyin davranışlarını etkileme düzeyi 2014'te yüksek iken, 2023'te bu etki azalmıştır. Hadis ve sünnet kültürü, toplumumuzda artan sekülerleşmeye rağmen, gençlerin hayata bakışları ile dini duyguları arasında hala önemli bir köprü görevi görmektedir. Sonuç olarak, bu araştırma, öğrencilerin hadis-sünnet bilgi düzeylerinin, yaşama aktarma becerilerinin ve dindarlık algılarının zamanla değiştiğini ortaya koymaktadır. Var olan hadis-sünnet bilgilerini pratize etmede zorlandıkları gözlemlenmektedir. Bu nedenle gençlerin dini değerleri içselleştirmeleri ve uygulamaları için daha etkili yöntemlerin geliştirilmesi önem arz etmektedir. Bu bağlamda eğitimcilerin ve öğrenci ailelerinin, gençlerin dini bilgiye erişimini artırmak ve bu bilgileri içselleştirmelerine yardımcı olmak için daha fazla çaba göstermeleri gerekmektedir.
Karâfî'ye göre Hz. Peygamber'in tasarrufları ve haber teorisi
Bu çalışma, Şihâbuddîn el-Karâfî'nin (ö. 684/1285) Hz. Peygamber'in tasarruflarına, fillerine ve haber teorisi bağlamında hadis usûlüne dair görüşlerini incelemektedir. Mısır'da yetişen ve ilmî şahsiyetini burada oluşturan Karâfî, Mâlikî mezhebine mensup olup İslâm hukukuna derin tesirlerde bulunmuş mümtaz bir âlimdir. Çalışmanın ilk bölümünde Karâfî'nin yaşadığı VII./XIII. yüzyılın ilmî ve siyasî şartları ele alınmış; hocalarıyla kurduğu ilişki ve aldığı tedrisatın onun ilmî terbiyesindeki rolü incelenmiştir. Devamında Karâfî'nin şahsiyeti, fıkıh, usûl, kelâm ve aklî ilimlerle geliştirdiği çok yönlü temas çerçevesinde değerlendirilmiş; hadis usûlüne dair yaklaşımının bu zemin üzerinde nasıl teşekkül ettiği gösterilmiştir. Ardından Karâfî'nin Hz. Peygamber'in tasarruflarını yorumlama tarzı ele alınmıştır. Karâfî, Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerini tek bir hüküm kategorisine indirgememiş; bunları tebliğ, fetvâ, kazâ ve imâmet gibi farklı vazifeler bağlamında tasnif ederek her birinin bağlayıcılık derecesini tartışmıştır. Bu tasnif, hadislerin ilmî ve amelî değerini tayinde önemli bir işlev görmüş; sonraki usûlcülere de sağlam bir usûl çerçevesi sunmuştur. Karâfî'nin eserlerinde meseleleri işlerken takip ettiği yöntemin karşılaştırmaya dayalı olduğu görülmektedir. Bu çalışma da onun ilmî üslubuna uygun biçimde, meselenin farklı yönlerini birlikte ele alma gayreti taşımaktadır. Çalışmanın müteakip kısmında Karâfî'nin haber nazariyesi tafsilatlı biçimde incelenmiştir. Mütevâtir ve âhâd haber ayırımına ek olarak literatüre kazandırdığı "münferid haber" kavramı, bu üçlü taksim arasındaki ilmî mertebe farkları, haberin amel bakımından değeri ve râvînin güvenilirliğini tayinde kullandığı ölçüler değerlendirilmiştir. Karâfî, haberin hakikat değeri ile bilgi ifade etme kudreti arasındaki ilişkiyi usûl, mantık ve dil ilimlerinin kaideleri ışığında tahlil etmiş; bu esnada, şerhini yaptığı Fahreddin er-Râzî'yi (ö. 606/1210) birçok noktada tenkit etmiştir. Bu çalışma, Karâfî'nin usûl anlayışını yalnızca nakletmekle yetinmemiş; onu kendi bütünlüğü içerisinde yorumlayıcı bir yaklaşımla yeniden ortaya koymaya çalışmıştır. Böylelikle klasik hadis usûlü mirasının, günümüz ilmî araştırmalarında daha geniş bir nazarî çerçevede değerlendirilmesine katkı sağlanması hedeflenmiştir.
Kütüb-i Sittedeki talak hadisleri ekseninde Hz. Peygamberin sünnetinde boşanma konusunun incelenmesi
Daha sonra doldurulacaktır
Sünnette boşanma
Bu çalışmada, Kütüb-i Sitte'deki talak hadisleri esas alınarak, Hz. Peygamber (s.a.v)'in sünnetinde boşanma konusundan bahsedilecektir. Bu amaçla müelliflerin talak kitaplarında yer vermiş oldukları en önemli rivayetler tespit edilecek ve bu hadisler doğrultusunda sünnette boşanma konusu ortaya konulmaya çalışılacaktır. Giriş bölümünde tezin problem durumu, araştırmanın amacı, alt problemlerin neler olduğu hakkında bilgi verilecektir. Birinci bölümde konuya giriş ekseninde kavramsal çerçeve ve talakın mahiyeti hakkında kısa bilgiler yer alacaktır. İkinci bölümde, Kütüb-i Sitte müelliflerinin Talak Bölümü'nde kullandıkları bab başlıklarına yer verilecek ve başlıklar üzerinden değerlendirme yapılacaktır. Üçüncü bölümde, müelliflerin kullandıkları bab başlıkları göz önünde bulundurularak ana konular belirlenecek ve her konuyla ilgili Kütüb-i Sitte müelliflerinin konu ile ilgili seçilen en önemli rivayetlerine yer verilecektir. Sonuç bölümünde ise Kütüb-i Sitte müelliflerinin Talak Bölümü'nde kullandıkları bab başlıkları ve bu bab başlıkları altında yer verdikleri hadisler çerçevesinde Hz. Peygamber'in sünnetinde boşanmanın nasıl olması gerektiği tesbit edilecektir.
Kur'an ve sünnette empatik yaklaşımın yeri
Allah Te'âlâ gerek ilahi mesajları ile gerekse hidâyet rehberi olarak gönderdiği peygamberler aracılığıyla insanları; psikolojik, sosyolojik ve ahlâki olarak eğitmeyi amaçlamıştır. Bu eğitim neticesinde insanlardan beklenen genel ahlâki erdemler; hoşgörülü, vicdânlı, merhametli, affedici, adil, cömert ve diğerkâm olmalarıdır. Bireyin bu erdemleri sağlıklı bir şekilde hayatında uygulayabilmesi için karşısındaki kişiyi veya varlığı anlaması gerekmektedir. Burada anlamaktan kastedilen durum karşısındaki kişi veya varlığın yerine kendisini koyarak tasavvur etme yani empati kurmaktır. Araştırmamızda, belirtilen bu ahlâki erdemlerin oluşmasını sağlayan "empati" kavramı, bu kavramın Kur'an ve Sünnetteki örnekleri Din Psikoloji biliminin bakış açısı ile ele alınmıştır. Bu bağlamda Kur'an-ı Kerim ve Sünnette geçen empatik ifadeler psikolojik kavramlarla ifade edilmeye, açıklanmaya ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Son yüzyılda, modernitenin ve teknolojik gelişmelerin de etkisiyle, Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberin (s.a.v) ortaya koyduğu ahlaki ilkelere riayet giderek azalmış, bununla birlikte bireysellik ve bencillik (egoizm) her alanda yaygınlaşmaya başlamıştır. Toplumda gerçekleşen bu psikolojik ve sosyal problemlerin çözümünde, insanların tutum ve davranışlarına empatik yaklaşımın hâkim olmasının ne kadar önemli olduğunu, bu anlayışın dini inançlarla da pekiştirilmesinin sosyo-kültürel açıdan sağlayacağı katkıyı da unutmamak gerekir. Bu sebeple Kur'an ve Sünnette geçen empatik yaklaşımlar incelenip, ortaya konularak bu konuda toplumda bir farkındalık oluşturacaktır
Hadis literatüründe Fedâilü's-Sahâbe türü kaynaklar ve Nesâî'nin Fedâilü's-Sahâbesi
Sahabe, geçmişte olduğu gibi bu gün de Müslümanlar arasındaki temel tartışma konularından biridir. Sahabe tasavvuru İslam dünyasındaki ekolleşmenin temel unsurlarındandır. Bu da sahabenin önemini artırmaktadır. Özellikle Şia ve Ehl-i Sünnet ekollerinin temel ayrılma noktası bu alandır. Sünni nazarda yüksek itibara sahip olan sahabe, bu itibarını Şia'da görmemekte, ilk üç halife başta olmak üzere sahabenin tamamına yakını tekfir edilmekte, din mensupları nezdinde kötü gösterilmektedir. Şia'nın bu olumsuz tavrına karşılık Ehl-i Sünnet de sahabeyi koruma onun faziletini benimseme gayretinde olmuşlardır. Ehl-i Sünnet, genelde sahabeye saygılı olmayı, onları korumayı ilke edinmiştir. Özellikle "Mihne" dönemindeki olumsuz sahabe tasavvurunu düzeltmek, bu dönemde yazılan "Mesâlib" türü eserlere bir reddiye olarak "Fezâilü'-Sahabe" veya "Menâkıb" türü eserler yazmak ve ehl-i bid'at'ın fikirlerine dayanak için uydurulan rivayetlere karşı sahih rivayetleri derleme gereği duyulmuştur. Bu konuda pek çok eser telif edilmiştir. Nesâî de sahabenin faziletini belirten rivayetleri derleyen müctehid âlimlerdendir. es-Sünenü'l Kübra'sının Menâkıb bölümü daha sonra müstakil bir kitap olarak Faruk Hammade'nin tahkikiyle basılmıştır. Biz de bu kitapta geçen rivayetleri değerlendirerek, rivayetlerin numara sırasına göre her biri hakkında açıklamalar yaptık, rivayetin sıhhati, senedi ve hakkında yapılan yorumlara da kısaca değindik Sahâbe, Fezâil, Nesâî, Fezâilü's-Sahâbe, Fezailü's-Sahâbe Eserler
Hadis/sünnette araç-amaç ilişkisi ve araçların değişebilirliği (Misvak hadisleri örneği)
Sünnet, doğru anlaşılması ve güncelliğini her zaman koruması için zamana ve şartlara göre değişmeyen yönleriyle ön plana çıkarılmalıdır. Bunu sağlamanın yollarından biri Hz. Peygamber'in sözlerindeki maksatları tespit etmektir. Çünkü maksatlar asıldır ve zamana göre değişmezler. Oysa maksatları gerçekleştiren vesileler ise zamana göre değişkenlik gösterebilirler. Zamana ve şartlara göre değişmeyen, evrensel yönleriyle ön plana çıkarıldığında sünnet, hem daha iyi anlaşılmış olacak hem de uygulanabilirliği devamlı olacaktır. Sünnetin aktüel değerini korumak için zamanın şartlarına ve ardındaki amaçlara göre yorumlamak büyük öneme sahiptir. Misvakla dişlerin temizlenmesi Hz. Peygamber'le birlikte önem kazanan o dönemden günümüze kadar uygulana gelen önemli bir sünnettir. Ancak yaşantımız sürekli değişmekte ve kullandığımız araçlar sürekli daha kullanışlı olanlarla yenilenmektedir. Daha yüz sene önce kullanılan birçok araç günümüzde artık tarihi birer esere dönmüş haldedir. Bu değişim ve dönüşüm Hz. Peygamber'in kullandığı ve sünnetin bir parçası haline getirilen eşyalar için de geçerlidir. Binaenaleyh misvak yerine günümüzdeki diş fırçalarıyla da dişler temizlendiğinde sünnet yerine getirilmiş olmaktadır. Buna rağmen çoğu kişi, Hz. Peygamber'in kullanış amacından çok, kullandığı eşyaları önemsemekte ve adeta kutsallaştırmaktadır. Halbuki Hz. Peygamber'in misvak kullanmaktan asıl maksadı "ağız ve diş temizliği"ni sağlamaktır. Misvakla ilgili gelen rivayetler araç-amaç ilişkisi bakımından incelendiğinde bunu açıkça görmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Hadis, Misvak, Araç, Amaç.
Ebû zer el-Gıfârî ve hadis rivayetindeki yeri
Bu tez, Ebû Zer el-Gıfârî'nin hadis rivâyetindeki yerini ele almaktadır. Tezin ilk bölümünde Ebû Zer el-Gıfârî'nin hayatına, müslüman olmadan önceki dönemden başlayarak müslüman oluş hikâyesine, Hz. Peygamber'le geçirdiği dönem ve Hz. Osman döneminde yaşadığı olaylara yer verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, sahâbenin hadis ilmindeki konumu ve Ebû Zer'in hadis rivâyetindeki yeri üzerinde durulmaktadır. Bu bölümde Ebû Zer'in rivâyet etmiş olduğu hadislerin hadis literatüründeki yerine ilişkin bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde, Ebû Zer'in temel hadis kitaplarında yer alan hadis rivâyetleri konularına göre tasnif edilerek incelenmiştir. Bu bölümde Ebû Zer'in rivâyet etmiş olduğu hadislerden birkaçı değerlendirilerek hadis ve sünnet anlayışını anlamaya yönelik bir çaba gösterilmiştir. Tezin sonuç bölümünde ise Ebû Zer'in hadis ve sünnet anlayışı ve hadis rivâyetindeki yeri değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sahâbî, Ebû Zer, Hadis rivâyeti, Kenz anlayışı.
Yaşar Nuri Öztürk'ün hadis ve sünnet hakkındaki görüşleri
Yaşar Nuri Öztürk, 5 Şubat 1951 yılında Bayburt'ta doğmuş, ilk Kur'an eğitimini babasından alarak dokuz yaşında hafız olmuştur. On yıllık medrese eğitiminden sonra hukuk ve ilahiyat okumuştur. On iki yıl imamlık ve vaizlik görevlerinde bulunmuş sonrasında ise doktora çalışmasını tamamlamıştır. Elmalılı M. Hamdi Yazır (öl. 1361/1942) tarafından yapılan Kur'an-ı Kerim çevirisinin, yorum katılmamış ikinci çevirisini yayınlamıştır. Öztürk, peygamber olsa dahi Kur'an haricinde hiç kimsenin dine herhangi bir ilave hüküm getirmeyeceğini ifade etmiş ve sahâbenin udûl olduğu fikrine de karşı çıkmıştır. Öztürk, hadislerin Hz. Peygamber'in vefatından sonra bir araya getirildikleri için güvenilir olamayacağını, hadislerin Yahudi inancındaki Mişna'ya benzer özellikler taşıdıklarını ve çoğunun Emevî uydurması olduğunu ifade ederek İslâm'ın uydurma hadislerle tahrif edilmeye çalışıldığını söylemiştir. Sünnet konusunda da aldatmacanın olduğunu, Arap örf ve geleneğinin sünnet adı altında din gibi gösterilmeye çalışıldığını, hadis ve sünnetin Kur'an'ı nesh edemeyeceğini belirtmiştir. Bu bağlamda Kâ'b el-Ahbâr'ın (öl. 32/652-53[?]) İsrâiliyat ile ilgili rivayetlerde bulunduğunu ve Hz. Ömer'in şehit edilmesinde etkin rol oynadığını belirtmiştir. Öztürk Buhârî'yi (öl. 256/870) birçok yönüyle eleştirmiş, Buhârî'nin Arapçılık yaptığını, Ebû Hanîfe'yi (öl. 150/767) dikkate almadığını belirtmiştir. Bu çalışmamızda Yaşar Nuri Öztürk'ün hadis ve sünnet hakkındaki görüş ve iddiaları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hadis, Sünnet, Yaşar Nuri Öztürk
Uzlet ile ilgili hadislerin tespit ve tahlili
Sünnete uygun yaşam biçimi geliştirme, davet ve öğretme görevi bağlamında Müslümanlar için gerekli bir sürece işaret etmektedir. Özellikle küreselleşen dünyada bir Müslüman için sünnete erişim daha kolay olmakla birlikte sünnete bağlılık için zemin ve şartlar zorlaşabilmektedir. Hem dünya hem de ahiret mutluluğu için dengeli bir yaşam sürme İslam'ın bir emri olmakla beraber Hz. Muhammed'in hayatını incelediğimiz zaman bunu net bir şekilde görebiliyoruz. Uzlet hayatı günümüze kadar devamlı yaşanagelmiş bir olgu olup ve konu sadece İslam alemi için değil diğer dinlerde de sıcaklığını her daim korumuştur. Uzleti benimseyen kimi çevreler bazen ölçüyü kaçırıp toplumdan tam bir tecrit şeklinde münzevi bir hayata bürünmüşlerdir. İhtilatı benimseyenler ise uzletin zararlarının daha fazla olduğunu söyleyip toplumla iç içe bir yaşamı sürdürmüşlerdir. Her iki kesimin de haklı yanları olmakla beraber, asıl olan ölçüyü kaçırmadan zamanın ihtiyaçlarına ve çağın gereklerine göre sünnet ışığında bir hayat sürmektir. İslam dini vecibelerini yerine getirmek için insana toplumla iç içe olup yardımlaşmasını emrettiği gibi bazı zamanlarda da insanın nefsini arındırıp temizlemek için yalnız kalmasına da müsamaha göstermiştir. Çünkü insanlar farklı karakter ve mizaçlara sahip olabilmektedir. Böylece birinci kesime dinini muhafaza edip insanların arasına katılmayı emrettiği gibi, diğer kesime ise Mümin, yumuşak huylu, vakarlı, seven ve sevilendir diye telkinde bulunur. Böylece Müslüman birey fitne ve fesat ortamından uzak maslahat gereği kendisi ve ümmetin faydasına olabilecek durumu iyi analiz edip ona göre bir tavır sergilemiş olacaktır. Bu konuya biraz ışık tutma adına Hz. Muhammed'in hayatı ve konuyla ilgili hadisler ele alınmıştır. Çalışmamız giriş ve bir bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın kavramı, kapsamı, amacı ve yöntemi ele alınmıştır. Daha sonra ise uzletin anlam ve mahiyeti ele alınmış olup uzletin tarihsel gelişimine değinilmiştir. Araştırmada uzlet ile ilgili hadisler ele alınmış, bu hadisler senet ve muhteva açısından değerlendirmeye tabii tutulmuştur.
İlk dört halîfenin sünnete yaklaşımı
Bilindiği gibi sünnet, Kur'ân'dan sonra dînimizin ikinci temel kaynağıdır. Geçmişte ve günümüzde Müslümanların benimsemiş oldukları İslam anlayışını Kur'ân ve sünnet belirlemiştir. Ancak sahâbeden günümüze kadar Kur'ân ve sünnet, temel referans kabul edilmesine rağmen, tarihi süreç içerisinde farklı görüşler ve farklı anlayışlar ortaya çıkmıştır. Şüphesiz ki, sağlıklı bir İslam anlayışı onun temel kaynaklarının iyi anlaşılmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Yüce kitabımız Kur'ân'ı Kerîm'in ifadesiyle insanlığa rehber olarak gönderilen ve Peygamberler zincirinin son halkası olan Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (s.a.s.) hem sözlerinde hem de davranışlarında kendisine inanan kimseler için güzel bir örnek vardır. Bu sebeple hangi asırda yaşarsa yaşasın ona inanan insanların ideal bir mü'min olabilmeleri elbette ki onun sünnetini takip etmeleri ile mümkün olacaktır. İşte tam bu noktada Rasûlullâh'ın sünnetini sonraki kuşaklara aktaracak olan güzide şahsiyetler yani ashâb-ı güzînin vazîfelerinin ne derece ehemmiyetli olduğu anlaşılmaktadır. İnsanların anlama kabiliyetleri ve anlama metotları neticesinde elde ettikleri farklı anlayışların sağlamasını yapmak için elbette yine Kur'ân ve sünnetin yanı sıra ilk Müslüman nesle yani sahâbeye başvurmamız en doğru yol olacaktır. Çalışmamızın giriş bölümünde genel olarak sahâbenin sünnete yaklaşımlarına kısaca değindikten sonra araştırmanın konusu, amacı, metodu ve kaynaklarından bahsedildi. Kavramsal çerçeveye yer verilerek halîfe-hilâfet, sünnet, hadîs ve ittiba kavramları hakkında yeterli bilgi sunulmaya çalışıldı. Her bir halîfe için ayrı bölümler açılmak suretiyle toplamda dört bölüm oluşturuldu. Her bir bölümde ana hatlarıyla ilgili halîfenin hayatı öz bir şekilde verildikten sonra onların sünnet/hadîs anlayışları, sünnete verdikleri önem ve sünnete bağlılıkları, hadîslere mürâcaât etmeleri, hadîslerin rivâyet edilmesinde gösterdikleri titizlik ve hadîslerin tedvîn edilmesindeki tutumları izah edilmeye çalışıldı.
İstanköy-Yunanistan Türklerinin geçiş ritüelleri
Bireyin yaşamındaki dönüm noktalarına eşlik eden ritüellere "geçiş ritüelleri" adı verilmektedir. Geçiş ritüelleri, yer, durum, sosyal statü ve yaşla ilgili olan doğum, erginlenme, evlenme ve ölüm gibi evreleri kapsamaktadır. Bu bağlamda İstanköy Türklerinin geçiş ritüellerini konu edinen bu çalışmada, gözlem (doğal ortamda pasif katılımcı olarak) ve görüşme (yönlendirilmiş görüşme) tekniğiyle elde edilen verilerin yapısal bir incelemesi esas alınmıştır. Elde edilen veriler, "uygulama öncesi", "uygulama sırası" ve "uygulama sonrası" olmak üzere üç aşamalı olarak her geçiş ritüeli kendi içinde birimlere ayrılıp temel özellikleri tespit edilmiştir. Bu özellikler tespit edilirken Türk Dünyasının çeşitli topluluklarından da yararlanılmıştır. Çalışmada geçişritüellerinin millî kimliğin oluşmasında ve korunmasındaki önemi incelenmiştir. İstanköy Türklerinin hem Türkiye'ye yakın bir konumda bulunmaları, hem de adada yaşayan Türklerin birkaç köyde toplu hâlde yaşamaları, geçiş ritüellerindeki uygulamalarda Türk Dünyası ile aralarındaki organik bağın kopmamasına sebep olmuştur. Bu bağ, İstanköy Türklerinin millî kimlik bilinçlerinin oluşumunda etkili olmuş, adada sayısal olarak çoğunluğu elde bulunduran Yunanlar arasında asimile olmamalarını sağlamıştır. Çalışma, "Giriş", üç bölüm, "Sonuç" ve "Kaynakça"dan oluşmaktadır. "Giriş" bölümü, onbir alt başlıktan meydana gelmektedir. Tezin "Giriş" bölümünde Oniki Adaların isimlendirme problemi ele alınmış; Ege adalarının coğrafi özellikleri, tarihi, nüfusu ve ekonomik yapısı, sosyo-kültürel ve dinî hayatı, idari yapısı, güncel sorunları ve çözümleri ile Oniki Ada Türklerinde Türk kimliği konuları ele alınmıştır. Tezin "Birinci Bölüm"ünde öncelikle mit ve ritüel ilişkisi ele alınmış, geçiş ritüelleri hakkında bilgi verilmiştir. "İstanköy Türklerinin Doğum ve Sünnetle İlgili Ritüelleri", "İstanköy Türklerinin Evlilikle İlgili Ritüelleri" ve "İstanköy Türklerinin Ölümle İlgili Ritüelleri" başlıklarını taşıyan birinci, ikinci ve üçüncü bölümde ise, her bir bölüm ayrı ayrı "uygulama öncesi", "uygulama sırası" ve "uygulama sonrası" başlıkları altında yapısal olarak incelenmiştir. Tezin "Sonuç" bölümünde derleme çalışması sonucunda ulaşılan bulgulara genel bir çerçeve oluşturacak şekilde yer verilmiş, çalışmada yararlanılan kaynakların künyeleri ise "Kaynaklar" bölümünde yer almıştır. Anahtar Kelimeler: İstanköy Türkleri, geçiş ritüelleri, doğum, sünnet, evlenme, ölüm, millî kimlik.
Ebû Bekr el-Beyhakî'nin hadis usulü anlayışı ("el-Medhal ilâ Kitabi's-Sünen" özelinde)
5/11. asır İslam dünyasının önemli hadis âlimlerinden Nişaburlu Ebû Bekr el-Beyhakî (ö. 458/1066) yetiştirdiği talebeler ve yazdığı eserlerle hadis ve fıkıh başta olmak üzere akaid, siyer ve ahlak alanlarına önemli katkılarda bulunmuştur. O, ilmî mesaisinin çoğunu Şâfiî'nin fıkhî görüşlerini rivayet dayanaklarıyla birlikte tespite harcaması sebebiyle ve muasırı Hatîb el-Bağdâdî gibi hadis ilminin teknik alan ve konularına dair müstakil eserler kaleme almadığı için hadis ilimleri açısından hak ettiği ilgiyi görmemiştir. Hadis usulüne dair kıymetli bahisler içeren el-Medhal ilâ Kitâbi's-Sünen de es-Sünenü'l-kebîr'e giriş olarak kaleme alınması, fıkıh usulü ve eğitim-öğretim âdâbıyla ilgili bölümler içermesi ve hadis usulünün bütün konularını ihtiva etmemesi sebebiyle hadis usulü literatüründe sıklıkla başvurulan eserler içerisinde yer almaz. el-Medhal, yazıldığı 5/11. asırdan 10/16. asrın başlarına kadar tarihî açıdan kesintisiz bir şekilde takip edilebilmişken özellikle Memlüklerin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra beş asır kadar izini kaybettirmiştir. Kitabın yaklaşık 40 yıl önce yapılan neşri -neşre esas alınan yazmanın eksikliği sebebiyle- hadis usulüyle ilgili konuların çoğunu içermediği için çağdaş çalışmalar daha çok Beyhakî'nin hadisçiliğini eserlerindeki yöntemi üzerinden ortaya koymaya çalışmıştır. Kitabın 2016 yılında yapılan yeni neşri sayesinde hadis usulüyle ilgili konuların ilk defa eksiksiz olarak ilim ehlinin istifadesine sunulması Beyhakî'nin usul anlayışının akademik olarak çalışılmasını mümkün kılmıştır. Bu çalışmada Beyhakî'nin hadis usulü anlayışı ilk defa bütünlüklü ve derli toplu bir şekilde ortaya koyulmuş, el-Medhal'in hadis literatüründeki yeri tespit edilmiş, böylece çağdaş çalışmalarda bu alanda görülen eksiklik giderilmeye çalışılmıştır.