Burns

78 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Streptozotosin ile indüklenmiş diabetik ratlarda oluşturulan yanık modelinde Centella asiatica (kaplan otu) ekstraktının yara iyileşmesi üzerine etkisinin patolojik ve moleküler yöntemlerle araştırılması

Bu çalışmada streptozotosin (STZ) ile indüklenmiş diabetik ratlarda oluşturulan yanık modelinde, Centella asiatica ekstraktı içeren krem ve pomad formülasyonlarının yara iyileşmesi üzerine etkileri patolojik ve moleküler düzeyde araştırıldı. Çalışmada, 12 haftalık toplam 92 dişi Wistar-Albino rat Kontrol (K), yanık (Y), diyabet (D), diyabet+yanık (DY), diyabet+yanık+krem (DYK) ve diyabet+yanık+pomad (DYP) olmak üzere 6 ana gruba ayrıldı. Kontrol grubu 12 rattan oluşurken, deney grupları 16'şar rattan oluştu. Her ana grup da kendi içinde iki alt gruba bölünerek; 7 günlük tedavi (1. grup) ve 14 günlük tedavi (2. grup) grupları oluşturuldu. Diyabet oluşturulacak ratlara, tek seferlik 55 mg/kg dozunda STZ intraperitoneal (ip) olarak enjekte edildi. Enjeksiyondan 2 gün sonra açlık kan glukoz düzeyi ölçüldü ve 200 mg/dl üzeri çıkanlarda diyabet modeli oluşmuş kabul edildi. Yanık gruplarındaki (Y, DY, DYK, DYP) ratların sırt derisi üzerine 1 cm çapında 2. derece termal yanık genel anestezi altında gerçekleştirildi. DYK grubuna, yanık sonrası her gün %2,5'lik Centella asiatica ekstraktı içeren krem, DYP grubuna ise aynı şekilde pomad topikal olarak uygulandı. Gruplara göre lezyonlu deri alanı 0., 3., 7., 10. ve 14. günlerde ölçülüp makroskobik olarak değerlendirildi. Yanık oluşturulmasından sonra 1. gruplardaki ratlara 7. gün, 2. gruplardakilere ise 14. günde nekropsi yapıldı. Uzaklaştırılan kontrol ve lezyonlu deri bölgesinin yarısı moleküler analizler için -80°C'ye, yarısı da histopatolojik incelemeler için %10'luk formole alındı. Makroskobik değerlendirmede, DY grubunda yara alanlarının belirgin şekilde geniş olduğu, tedavi uygulanan DYK ve DYP gruplarında ise 7. ve 14. günlerde anlamlı olarak küçüldüğü gözlendi. Histopatolojik incelemede, tedavi gruplarında PMNL ve MNH infiltrasyonunda azalma, fibroblast/fibrosit yoğunluğu, anjiyogenez ve epitelizasyon parametreleri yönünden ise belirgin artış gözlendi; erken dönemde DY grubuna göre hücresel infiltrasyonun azaldığı, geç dönemde ise fibroblast/fibrosit proliferasyonu ve epitelizasyonun arttığı belirlendi (p<0,05). Moleküler analizlerde, tedavi gruplarında TNF-α düzeylerinde anlamlı azalma, FGF-2, EGF, VEGF ve IGF-1 düzeylerinde ise anlamlı artış gözlendi (p<0,05). Pomad formülasyonunun, istatistiksel olarak önemli olmasa da kreme oranla hafif düzeyde daha yüksek iyileştirici etki gösterdiği dikkati çekti. Sonuç olarak, Centella asiatica ekstraktının diabetik yanık modelinde antiinflamatuvar, rejeneratif, anjiyogenetik ve epitelizan etkileriyle iyileşmeyi desteklediği ve formülasyonun tedavi etkinliği üzerinde kısmen rol oynadığı belirlenmiştir. Elde edilen bulgular ışığında, Centella asiatica içeren bitkisel kökenli topikal ajanların diyabetik yanık tedavisinde umut verici bir alternatif olabileceği ve bu etkinin mekanizmalarının daha ayrıntılı olarak aydınlatılmasının gelecekte yapılacak translasyonel çalışmalara yol gösterici nitelik taşıyabileceği değerlendirilmiştir.

Centella asiaticaDiabetes mellitus-tip 1Patoloji+2
Osman Dağar
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Üst ekstremite yanıklarında Kanada aktivite performans modeli yaklaşımıyla ergoterapi etkinliğinin incelenmesi

Bu çalışma, üst ekstremite yanıklarında, ergoterapi yaklaşım modellerinden, Kanada Aktivite Performans Modeli (KAPM)'nin etkinliğini incelenmek amacı ile planlanmıştır. Çalışma 18-65 yaş aralığında, tedavi için hastaneye başvuran her iki üst ekstremitesinde ikinci ve üçüncü derece yanığı olan 40 birey ile gerçekleştirildi. Bireyler, KAPM uygulanan müdahale grubu (n=20) ve ev programı verilerek takip edilen kontrol grubu (n=20) olmak üzere iki gruba rastgele atandı. Bireylerin okupasyonel performans ve memnuniyet düzeyleri Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) ile, üst ekstremite işlevselliği Michagan El Sonuç Ölçeği (MESÖ) ile, yaşam kalitesi SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ile, çevre ise yarı yapılandırılmış çevre değerlendirme ölçeği ile değerlendirildi. Uygulanan KAPM yaklaşımlı müdahaleler, bireylerin okupasyonel katılımda problem yaşadıkları performans alanları, dikkate alınarak planlandı. Müdahale grubuna 8 hafta süre ile haftada 3 kez KAPM yaklaşımlı müdahale programı uygulandı. Kontrol grubuna ise haftada bir kez danışmanlık hizmeti verilerek takipleri yapıldı. Sonuç olarak, müdahale sonrası gruplar arasındaki değerlendirmelerde okupasyonel performans ve memnuniyet düzeyinde (p<0,01), üst ekstremite işlevselliğinde (p<0,01) ve yaşam kalitesininde (p<0,01), müdahale grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı gelişme olduğu saptandı. Bu çalışmada, üst ekstremite yanıkları sonrası bireylere uygulanan ergoterapi yaklaşım modellerinden, KAPM'nin oküpasyonel performans ve memnuniyeti artırdığı, üst ekstremitelerde işlevselliği geliştirdiği ve yaşam kalitesinde iyileşme sağladığı, çevre müdahalelerinin ise oküpasyonel performans ve memnuniyet, işlevsellik ve yaşam kalitesine pozitif yönde katkı sağladığı bulunmuştur.

Uğraş tedavisiYanıklarYaralar ve yaralanmalar+1
Sevgi Kara
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Üst ekstremite yanık hastalarında proprioseptif nöromusküler fasilitasyon ve ayna tedavisinin eklem hareket açıklığı, ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu çalışma akut üst ekstremite yanıklarına uygulanan Standart tedavi(ST) ve Proprioseptif Nöromuskuler Fasilitasyon (Standart+PNF) ve ayna terapisinin (Standart+AT) eklem hareket açıklığı (EHA), ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini araştırmak amacı ile yapıldı. ST, PNF ve AT grubu olmak üzere 3 grup ve toplam 48 birey çalışmaya dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri ve yanığa özgü değerlendirmeleri yapıldı. Egzersiz eğitimi 6 hafta süreyle haftada 5 gün olarak uygulandı. Egzersiz eğitimi öncesi ve sonrasında gonyometrik ölçüm, Görsel Analog Skalası, Kol, Omuz ve El Sorunları Hızlı Anketi (QuickDASH), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ve Yanığa Özgü Sağlık Skalası ile değerlendirme yapıldı. ST, PNF ve AT gruplarında yaş ortalaması sırasıyla 38,44±7,62 yıl, 43,38±11,27 yıl ve 40,00±13,51 yıldı. Grupların demografik özellikleri arasında fark yoktu (p>0,05). Tedavi öncesi ve sonrası EHA değişim yüzdesi, ağrı , QuickDASH, TKÖ skorları ve Yaşam kalitesi ölçeği skorları açısından gruplar benzerdi (p>0,05). Bununla birlikte her üç grupta da tedavi öncesi ve sonrası ağrı skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi(p<0,05). Tedavi öncesi ve sonrası farklarda ağrı ve fonksiyonellik açısından AT grubunun; kinezyofobi skorunda PNF grubunun; yaşam kalitesi ölçeğinde ise ST grubunun lehine sonuçlar elde edildi. Sonuç olarak, üst ekstremite yanıklarında uygulanan standart tedavi, PNF ve AT'nin EHA, ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkileri olduğu gösterildi. Bu çalışma üst ekstremite yanıklarında rehabilitasyon hedeflerine ulaşılması amacıyla akut dönemde bireyselleştirilmiş farklı tedavi yaklaşımlarının egzersiz yöntemleri ile birlikte uygulanabilmesine ilişkin kanıtlar sunmaktadır. Klinik ve akademik çalışmalarda yol gösterici olacaktır.

Ayna tedavisiAğrıEklem hareket açıklığı+6
Mine Seyyah
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel yanık modelinde, staz zonunda topikal ajanların yara iyileşmesine etkileri

Cildin termal hasara uğraması sonucunda meydana gelen yanık yarası, en dışta hiperemi, orta bölgede staz ve en iç bölgedeki koagülasyon zonlarından oluşur. Başlangıçta staz zonunda iskemi bulguları olmamasına rağmen, yanık yarası yeterli tedavi edilmediğinde staz zonunda iskemi bulgularının belirginleşmesiyle yanık yarasının derinliği artmaktadır. Bu çalışmanın amacı staz zonundaki yara iyileşmesi üzerine gümüş sülfadiazin, borik asit, düşük molekül ağırlıklı heparin ve gliseril trinitratın olası etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla her birinde 6 sıçan bulunan 4 müdahale grubu ve sham grubu oluşturuldu. Yedi gün boyunca yapılan etken maddelerin topikal uygulandığı günlük pansumanların neticesinde hayvanlar sakrifiye edilerek staz zonlarındaki yara iyileşmesi makroskopik, histolojik ve immünhistokimyasal olarak değerlendirildi. Makroskopik bulgularda istatistiki olarak anlamlı sonuç olmamakla birlikte en yüksek yara iyileşmesi sırasıyla borik asit ve gümüş sülfadiazin gruplarında bulundu. Histolojik olarak en yüksek yara iyileşmesi borik asit ve gümüş sülfadiazin gruplarında bulundu. İndirekt immünhistokimyasal değerlendirmede ise MMP9 ile boyamda gümüş sülfadiazin grubunda, VEGF ile boyamada borik asit grubunda en yüksek yara iyileşmesi görüldü. Borik asitin yara iyileşmesinde özellikle inflamasyonu baskılayarak etki ettiği göz önünde bulundurulduğunda staz zonunda ilerleyen iskemide inflamasyonun rolü olduğu ve bu iskeminin önlenmesinde borik asit ve gümüş sülfadiazinin etkili olduğu görülmüştür.

Borik asitGümüş sülfadiazinHayvan deneyleri+5
Muhammed Salih Süer
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yanık pansumanı sırasında sanal gerçeklik gözlüğü uygulamasının ağrı üzerine etkisi

Amaç: Araştırma, yanık biriminde yatarak ve ayaktan tedavi gören hastalarda yanık pansumanı sırasında sanal gerçeklik gözlüğü uygulamasının ağrı üzerine etkisini belirlemek amacı ile randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma İzmir Bozyaka Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Yanık Biriminde Temmuz 2021 - Ağustos 2021 aylarında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini yanık biriminde ayaktan ya da yatarak tedavi gören hastaların tümü oluşturmuş, araştırmanın örneklemini ise 30 deney grubu 30 kontrol grubu hasta oluşturmuştur. Deney grubundaki hastalara yanık pansumanın işlemi sürecinde sanal gerçeklik gözlüğü ile rahatlatıcı video izletilmiştir. Pansuman bittiğinde hastaların işlem sırasındaki ağrı düzeyleri değerlendirilmiştir. Toplanan verilerin analizinde Ki-kare testi, frekans yüzde dağılımı, Shapiro Wilk testi, Independent Sample t testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Hasta, pansuman sırasındaki ağrısını sayısal ağrı skalasında 1 ila 10 arasında değerlendirdi. Buna göre deney grubunun ağrı skalası puan ortalaması (4,17±1,60) kontrol grubu puan ortalamasından (6,17±1,58) anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). Yanık pansumanı sırasında sanal gözlük ile video izlemek stresimi azaltmak için etkin ve yardımcıydı diyenlerin oranı %73,3, yanık pansumanı sırasında sanal gözlük ile video izlemek ilgimin başka yere odaklanmasını sağladı diyenlerin oranı %76,7, sanal gerçeklik uygulaması ile video izleme yönteminden hoşlandım ve memnun kaldım diyenlerin oranı %80, izlediğim video motive ediciydi ve ağrıyı az hissetmeme yardımcı oldu diyenlerin oranı %70, ağrımın ve stresimin azaltılmasında bu yöntem uygundu diyenlerin oranı ise %70 olarak bulundu. Sonuç ve öneriler: Sanal gerçeklik gözlüğünün çok ağrılı bir işlem olan yanık pansumanı sırasında kullanımı sonucu hastaların ağrılarını azalttığı, hasta memnuniyetini arttırdığı ve stresini düşürdüğü saptanmıştır. Yapılan uygulamanın yanık biriminde rutin olarak kullanılmaya başlanması önerilmektedir.

AğrıAğrı yönetimiHasta memnuniyeti+5
Çeçilya Günaydın
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yanık hastalarında distresin anksiyete ve depresyona etkisi

Yanıklar toplumda sık görülen ciddi fiziksel ve psikolojik travmalardır. Yanıklara ısı, elektrik, kimyasallar, radyasyon, kaynayan sıvılar ve alevler neden olabilir. Doku hasarı sonucu cilt bütünlüğü bozulur, bölgesel etkilerinin yanı sıra sistemik, kardiyovasküler ve metabolik hastalıklara yol açabilir. Pro- ve antiinflamatuar sitokinlerin kontrolsüz salınımı, immünolojik işlev bozukluğuna ve yaygın sistemik inflamasyona yol açmaktadır. Şiddetli yanıklarda, özellikle yanık sonrası erken dönemde, aşırı inflamatuar eylem ve ciddi metabolik bozukluklar vardır. Abartılı inflamatuar yanıtlara ek olarak, kalp fonksiyon bozukluğu, akut solunum sıkıntısı sendromu, akut böbrek yetmezliği, bağırsak hiperpermeabilitesine bağlı bakteriyel translokasyon, hiperkatabolizma, hipermetabolizma ve sepsis gibi sistemik hastalıklar şu anda ortaya çıkmaktadır ve bu durum çoklu organ yetmezliğine ve ölüme yol açabilmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı yanık hastalarda distresin anksiyete ve depresyone etkisi üzerine şekillenmiştir.

AnksiyeteDepresyonDistres düzeyi+2
Büşra Şen
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yanık hastalarının sosyal görünüş kaygısının ve vücut algısının yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu araştırma yanık hastalarının sosyal görünüş kaygısı, vücut algısı ve yaşam kalitesi düzeylerini belirlemek ile birlikte sosyal görünüş kaygısının ve vücut algısının yaşam kalitesi üzerine etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın modeli kesitsel ve tanımlayıcı olarak belirlenmiştir. Çalışmada Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne başvuran veya yatışı yapılmış 108 yanık hastası üzerinde araştırma yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ile birlikte sosyal görünüş kaygısı ölçeği, vücut algısı ölçeği ve yaşam kalite ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ile birlikte sosyal görünüş kaygısı, vücut algısı ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi ortaya koymak üzere korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Hastaların tanımlayıcı özelliklerine göre sosyal görünüş kaygısı, vücut algısı ve yaşam kalitesinin değişip değişmediği anova ve t-testi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda sosyal görünüş kaygısı ile yaşam kalitesi arasında ilişki olmadığı sonucuna varılmıştır. Vücut algısının yaşam kalitesi üzerinde azaltıcı etkisinin olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yanık, Sosyal Görünüş Kaygısı, Vücut Algısı, Yaşam Kalitesi

Beden algısıSosyal görünüş kaygısıYanıklar+2
İlayda Yeşilyurt
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Tavşanlarda deneysel oluşturulan kornea alkali yanıklarının sağaltımında medikal ozonun etkilerinin araştırılması

Çalışmada tavşanlarda sodyum hidroksitle (NaOH) deneysel olarak oluşturulan kornea alkali yanıkların sağaltımında medikal ozonun farklı uygulama şekillerinin korneal iyileşme üzerine olan etkinliğinin klinik ve histopatolojik olarak incelenmesi amaçlandı. Bu amaçla araştırmada toplam 32 adet Yeni Zelanda ırkı erkek tavşan kullanıldı. Deneklerin sadece sağ gözlerinin sentral korneasına 1 N NaOH emdirilmiş 6 mm çaplı filtre kağıdı 1 dk süre ile uygulandı. Deneklerin hiç birinde diğer oküler yapılar alkali ajandan etkilenmedi. Tavşanlar rastgele dört gruba ayrıldı. Alkali ajan oluşturulduğu gün 1. gün kabul edildi. Sağaltıma alkali yanık oluşturulduktan hemen sonra başlanıldı. Birinci grup (K) kontrol grubu olarak bırakıldı. Bu gruba medikal ozon uygulaması yapılmadı. İkinci gruba (M), üçer (3) gün aralıklarla subkonjuktival ozonlanmış kan uygulandı. Üçüncü gruba (S), üçer (3) gün aralıklarla subkonjuktival medikal ozon uygulaması yapıldı. Dördüncü gruba (O), üçer (3) gün aralıklarla major otohemoterapi uygulandı. Klinik değerlendirme amacıyla, korneada alkali yanık oluşturulduktan sonraki 1, 3, 7, 14 ve 21. günlerde (günün sabah saatlerinde), schirmer gözyaşı testi, korneal opasite (bulanıklık) değerlendirilmesi ve korneal erozyon alanının ölçümü yapıldı. 21. günün sonunda sakrifiye edilen tavşanların bulbus oculi ekstirpasyonu yapılarak, doku örnekleri alınıp % 10' luk formol solüsyonunda tespit edildi. Klinik değerlendirmeler neticesinde, epitelyal iyileşme açısından M grubu istatistiksel açıdan en iyi grup olurken, bunu S grubu ve ardından O grubu takip etti. Herhangi bir sağaltımın uygulanmadığı K grubu iyileşme açısından en zayıf grup olarak belirlendi. Gruplar arasından reepitelizasyon açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı. Çalışmada sağaltım grupları ile kontrol grubu arasında opasite açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. 21. günün sonunda M grubu opasifikasyonu diğer gruplara göre bir miktar daha küçüktü. Sonuç olarak histopatolojik bulguların klinik bulgularla uyum gösterdiği ortaya çıktı. Elde edilen klinik, istatistiksel ve histopatolojik bulgular ışığında; korneal alkali yanığında medikal ozon sağaltımının farklı uygulama tekniklerinin, kontrol grubuna kıyasla oluşan komplikasyonları büyük oranda giderdiği ve korneal reepitelizasyonu hızlandırdığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Kornea Alkali Yanığı, Medikal Ozon, Tavşan

Hayvan deneyleriKorneaOzon+5
Yağmur Kuşcu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İkinci ve üçüncü derece termal yanıklarda AOPP düzeyleri ile bazı biyokimyasal ve hematolojik parametrelerin incelenmesi

Açıkkol S. İkinci ve üçüncü derece termal yanıklarda AOPP düzeyleri ile bazı biyokimyasal ve hematolojik parametrelerin incelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Biyokimya Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Van, 2018. Yanık, etyolojisi ve ciddiyetine göre organizmanın tamamını etkileyen sistemik bir yaralanmadır ve en sık rastlanan travmalardan biridir. Bu çalışmanın amacı ikinci ve üçüncü derece termal yanık hastalarında tedavi öncesi ve sonrası plazma AOPP düzeyleri ile bazı biyokimyasal ve hematolojik parametreleri incelemek, bu parametrelerdeki değişimleri saptamaktır. Cinsiyet farkı gözetmeksizin yaşları 1-18 arası, yanık alanı % 10'dan fazla olan ikinci ve üçüncü derece termal yanık şikayetiyle SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Ünitesi'ne başvuran çocuk hastalar çalışma materyalini oluşturdu. Hastalardan tedavi öncesi ve tedavi sonrası olmak üzere iki kez kan örnekleri alındı. Kan plazmasında AOPP düzeyine ELISA'da bakıldı. Biyokimyasal (serum kreatinin, üre, glukoz, albumin, Na, K, CRP, AST, CK) ve hematolojik parametreler (WBC, RBC, HGB, HCT, PLT) otoanalizörde incelendi. İkinci derece termal yanık hastalarında tedavi öncesi saptanan AOPP, üre, glukoz, K, CK, WBC, RBC, HCB, HCT; üçüncü derece termal yanık hastalarında ise AOPP, glukoz, K, CRP, CK, PLT düzeylerinin tedavi sonrasında önemle değiştiği (p<0.05) görüldü. İki grup arasında tedavi öncesinde tespit edilen kreatinin, glukoz, albumin, K, PLT düzeylerinde istatistiksel olarak p<0.05 düzeyinde önem saptanırken, tedavi sonrası dönemde ise Na, HCT, PLT düzeyleri yönünden iki grup arasında önem bulundu (p<0.05). Bu çalışma, yanık olgularında AOPP düzeyi ilk defa çalışılmış olması nedeniyle öncül bir çalışma niteliğindedir. Her iki grupta da tedavi öncesi oksidatif strese ve inflamasyona bağlı olarak yükselen AOPP düzeyinin tedavi sonrasında düştüğü görülmektedir. Sonuç olarak, tedavi öncesi ve tedavi sonrası incelenen biyokimyasal ve hematolojik parametrelerdeki değişimler nedeniyle, yanık tedavisi süresince biyokimyasal ve hematolojik parametrelerin sürekli takip edilmesinin, prognoz açısından önemli olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: İkinci derece yanık, üçüncü derece yanık, AOPP, biyokimyasal parametreler, hematolojik parametreler

Antimikrobiyal ajanlarBiyokimyaEnzime bağlı immünosorbent testi+4
Suat Açıkkol
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Simülasyon temelli eğitimin yanık hastalarına bakım verenlerin bakıma hazır olma durumlarına ve bakım verme yüküne etkisi

Daha sonrAraştırma, senaryo temelli simülasyon yöntemi ile verilen taburculuk eğitiminin yanık hastalarına evde bakım veren bakım vericilerin bakıma hazıroluşluk durumuna ve bakım verme yüküne etkisinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrollü çalışma olarak yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Yanık Ünitesinde ve Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesi Yanık Merkezinde 15.11.2020 tarihinden itibaren yatarak tedavi olan yetişkin hastalara evde bakım veren yakınları oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemine 60 kişi dahil edilmiştir. Çalışmada katılımcılar blok randomizasyon yöntemi ile gruplara atanmıştır. Araştırmada veriler 13.03.2021-22.03.2022 tarihleri arasında araştırmacı tarafından hazırlanan soru formları, "Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği" ve "Bakım Verme Yükü Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırmanın uygulanmasında kontrol grubunda yer alan bakım vericilere taburculuktan önce standart taburculuk eğitimi verilmiştir. Simülasyon grubuna ise standart eğitimden sonra simülasyon temelli eğitim verilmiştir. Tüm katılımcılara eğitim öncesi ve sonrası Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği yüz yüze uygulanmıştır. Taburculuktan bir ay ve üç ay sonra Bakım Verme Yükü Ölçeği telefonla uygulanmıştır. Ayrıca 3. ayın sonunda yanık hastalarının yaşadıkları sorunlar değerlendirilmiştir. Her iki grupta da çalışmayan kadınlar büyük çoğunlukta ve bu kadınlar çoğunlukla yanık hastasının eşi veya annesi olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması simülasyon grubunda 43,77±9,84 yıl, kontrol grubunda 44,53±11,49 yıl bulunmuştur. Sosyo-demografik veriler açısından iki grup arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Bakım vericilerin eğitim öncesi Bakıma Hazıroluşluk Ölçek puanları bakımından istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmamakta iken eğitim sonrası simülasyon grubunun puan ortalaması istatistik olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Gruplar arasında taburculuk sonrası 1. ve 3. ayda bakım verme yükü ölçek puanı bakımından istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Buna göre, taburculuk sonrası 1. ve 3. ayda kontrol grubunda bakım verme yükü ölçek puanı deney grubuna göre daha yüksektir. Ayrıca simülasyon grubundaki bakım vericilerin evde bakım verdiği yanık hastalarında kontrol grubuna göre daha az sorun görülmüştür ve bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Araştırma sonucunda simülasyon temelli taburculuk eğitiminin bakım vericileri bakıma hazırlama ve bakım verme yüklerini azaltma konusunda standart eğitime göre etkili olduğu belirlenmiştir. Simülasyon temelli eğitimin taburculuk eğitiminde kullanılması önerilmektedir.

Bakım verenlerBakım verme yüküBenzetim+4
Sabri Karahan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hastaların yanık sonrası kaşıntı deneyiminin yaşam kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, yanık sonrası iyileşme döneminde ortaya çıkan kaşıntıya yönelik geliştirilen ölçeğin geçerlik ve güvenirliğini yapmak, kaşıntı yaşayan hastaların yaşadıkları deneyimleri belirlemek ve kaşıntının hastanın yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Araştırma iki aşamada yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşaması, kaşıntının şiddetini ve hasta üzerindeki etkilerini değerlendirmek için geliştirilmiş olan "12-Maddeli Kaşıntı Şiddeti Ölçeği"nin Türkçe geçerlik ve güvenirliğini test etmek amacı ile metodolojik yöntemle yürütülmüştür. Araştırmanın ikinci aşamasında, kaşıntının yaşam kalitesine etkisi ve hastaların kaşıntıya yönelik deneyimleri karma araştırma yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 01/09/2018-01/01/2021 tarihleri arasında Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesine yanık nedeniyle başvuran ve yanık sonrası kaşıntı deneyimleyen hastalar dahil olmuştur. Araştırmanın birinci aşamasına 120 hasta, ikinci aşamasına da 120 hasta alınmıştır. İkinci aşamaya alınan 120 hastadan 11'i ile derinlemesine bireysel görüşme yapılmıştır. Çalışmada veriler Hasta Tanıtım Formu, Kaşıntıya İlişkin Bilgi Toplama Formu, Görsel Analog Skalası, 12-Maddeli Kaşıntı Şiddeti Ölçeği, Yanığa Spesifik Sağlık Ölçeği ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu ile toplanmıştır. "12-Maddeli Kaşıntı Şiddeti Ölçeği"nin, iç tutarlılık güvenirlik katsayısı 0.79 olarak saptanmış, yanık sonrası dönemde ortaya çıkan kaşıntıyı değerlendirmede "güvenilir" bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir. Çalışma kapsamına alınan bireylerin hafif dereceden şiddetli dereceye kadar kaşıntı yaşadıkları (3.00-19.00), kaşıntı ortalamalarının orta şiddette ( 8,91± 3,90 ) kaşıntıyı işaret ettiği, yaşam kalitesi puan ortalamasının ise 0,71±0,16 olduğu belirlenmiştir. Çalışmada hastanede yatış süresi, yanık derinliği, yanık genişliği, yanan vücut bölgesi, greft varlığının hastaların yaşamış oldukları kaşıntı şiddeti üzerinde etkili olduğu ve kaşıntı şiddeti açısından gruplar arasındaki farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Derinlemesine görüşmeler ile yanık hastalarının kaşıntı ile baş etmede zorlandıkları, kaşıntının hastanın günlük yaşam ve aile yaşantısı üzerine etkisi olduğu, fiziksel ve ruhsal etkilerinin olduğu ve hastanın kaşıntının tedavisine ilişkin deneyimlerinin olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışmadan elde edilen bulgular, kaşıntının şiddeti, dağılımı ve sürekliliği arttıkça hastalar tarafından dayanılmaz bir semptom olarak algılandığını, kaşıntının yanık hastalarının yaşam kalitesini azaltan önemli bir faktör olduğunu göstermiştir. Sağlık çalışanlarının yanık sonrası kaşıntının önemi ve olumsuz etkileri konusunda eğitilmesi, yatan hastaların değerlendirilmesinde, kaşıntıya ilişkin değerlendirme ölçekleri kullanılması ve yanık sonrası kaşıntı tedavisinde, kaşıntı iyileştirmesine yönelik protokoller oluşturulması önerilmektedir.

KaşıntıYanıklarYara iyileşmesi+2
Handan Aktaş
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk yanık yoğun bakım ünitesi yatak başı klinik ekip vizitlerinde çocuk cerrahi asistanlarının vizit yönetim becerilerinin değerlendirilmesi ve klinik vizit sürecinin incelenmesi

Araştırma, Çocuk Yanık Yoğun Bakım Ünitesinde gerçekleştirilen yatak başı (klinik) çocuk cerrahisi doktor vizitlerinin sürecini incelemek ve çocuk cerrahisi asistanlarının vizit yönetim becerilerini değerlendirmek amacıyla karma desende yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi'nin çocuk cerrahisi bölümünde görev yapan 8 çocuk cerrahisi asistan doktorları ve 6 öğretim görevlisi oluşturmuştur. Asistanların vizit yönetim becerileri değerlendirilmeleri için yatak başı vizit gözlemleri, vizit sürecini tanımlamak için öğretim görevlileri ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Gözlemsel verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, ortalama ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Görüşme verilerinin analizinde tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada gözlemlerden elde edilen bulgulara göre çocuk yanık yoğun bakım ünitesinde eğitim viziti oranı (%16,3), klinik vizit süresi (11,3 dk.) ve eğitim viziti süresi (24,5 dk.) olarak bulunmuştur. Her iki gözlemde asistanların teknik olmayan vizit yönetim becerileri ortalamaları teknik vizit becerileri ortalamalarından düşük olduğu tespit edilmiştir. Her iki gözlem sonucunda cinsiyete göre asistanların vizit yönetim becerilerinde fark görülmemiştir. Birinci gözlem sonunda asistanların doktor ve çocuk cerrahı deneyim sürelerine göre fark olmamakla birlikte ikinci gözlem sonucunda asistanların teknik olmayan vizit yönetim becerilerinin puan ortalamasında fark (p=0,044) görülmüştür. Eğitici görüşlerinde vizit türü, vizite katılanların rol ve sorumlulukları, vizitin niteliğini etkileyen faktörler, vizit yönetim becerisi, asistanın sahip olması gereken özellikler, vizit süreci önerileri öne çıkan temaları olmuştur. Çalışmanın niteliksel boyutu sonucunda, eğitici görüşlerinde vizit sürecini anlamaya ve açıklamaya yararlı olabilecek bilgiler elde edilmiştir. Niceliksel boyutu sonuçlarında, yatak başı klinik vizitlerde çocuk cerrahisi asistanlarının teknik olmayan vizit yönetim becerilerinin gelişilmesi önerilmektedir.

CerrahiTıp eğitimiYanıklar+4
Nazmiye Çelik
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağında yanık önleme programı'nın bakım vericinin bilgi düzeyine ve ev ortamı risk faktörlerinin azaltılmasına etkisi

Bu çalışma, yanık geçiren çocuğun bakım vericilerine yönelik "Çocukluk Çağında Yanık Önleme Programı" geliştirilmesi ve bu programın etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla tek grup ön test–son test desenli yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara ili Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi ve Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Hastanesi yanık ünitelerine Kasım 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında başvuran 154 bakım verici oluşturmuştur. Araştırma örneklemine, örnekleme dahil edilme kriterlerine uyan ve yanık geçirmiş 35 çocuğun bakım vericisinden biri olan ilk 35 kişi dahil edilmiştir. Araştırmada ev ziyareti, eğitim ve afiş içeren "Çocukluk Çağında Yanık Önleme Programı" geliştirilmiştir. Bakım vericilere bu program dahilinde iki kez ev ziyareti yapılmıştır. Birinci ev ziyaretinde bakım vericilere yanık önlemeyle ilgili eğitim verilmiş ve evlerine yanık risk faktörlerini içeren afiş asılmıştır. Ayrıca birinci ve ikinci ev ziyaretlerinde bakım vericilerin yanıkla ilgili bilgi düzeyleri ve ev ortamındaki risk faktörleri araştırmacı tarafından geliştirilen formlar ile değerlendirilmiştir. Araştırmada ev ortamındaki yanığa ilişkin toplam risk faktörü eğitim öncesi 28,94±6,24 iken eğitim sonrası 14,68±3,74'dir. Eğitim sonrası toplam risk faktöründe %50 oranında azalma görülmüş ve bu azalma istatiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca bakım vericilerin eğitim öncesinde yanığa ilişkin toplam doğru yanıt sayısı 8,60±2,62 iken eğitim sonrasında 11,71±1,70'dır. Bakım vericilerde eğitim sonrasında yanığa ilişkin toplam doğru yanıt sayısında istatiksel açıdan anlamlı bir artış olduğu saptanmıştır (p<0,05). Çalışma sonucunda yanık önlemeye daha fazla önem verilmesi, toplumu bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarının arttırılması önerilmektedir.

Aile eğitimiAnne eğitimiBakım verenler+6
Zeliha Yöndem
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel yanık modelinde kültüre edilmemiş hücre spreyi hazırlanmasında kullanılan farklı greft boyutlarının tedavi sonuçlarına etkisi

Derin yanıkların cerrahi tedavisinde günümüzde kısmi kalınlıkta otogreft standart tedavi olarak kullanılmaktadır. Yakın zamanda kültüre edilmemiş otolog hücrelerinin yanık tedavisinde deri grefti uygulaması kadar etkili olduğu gösterilmiştir. Bu araştırmada kültüre edilmemiş hücre spreyi ile tedavi edilecek derin ikinci derece yanıklarda, ideal donör/yanık alanı oranını belirlemek amaçlandı. Çalışmada toplam yirmi dört adet Wistar-albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Bunlar her birinde 8 adet sıçan içeren A, B ve C olarak 3 gruba ayrıldı. Her hayvanın dorsal kısımında her birinin boyutu 2 cm² olan iki faklı derin ikinci derece yanık alanı oluşturuldu. Deneyin beşinci gününde yanık alanına planlanan işlemler uygulandı. A grubundaki hayvanların ilk yanık alanına herhangi bir tedavi uygulanmadı (birinci grup), ikinci yanık alanına sadece debridman (tanjansiyel eksizyon) uygulandı (ikinci grup). Sırasıyla 2 cm2, 1 cm2, 0.5 cm2 ve 0.25 cm2 alanlardan alınan greftten hazırlanan otolog hücre spreyi B grubunun birinci ve ikinci yanık alanına ve C grubunun birinci ve ikinci yanık alanına sırasıyla uygulandı. Tedaviye yanıt işlemin on dördüncü gününde değerlendirildi; tüm denekler sakrifiye edildi ve yara bölgeleri makroskopik ve histopatolojik olarak değerlendirildi. Makroskopik olarak nekroz yüzdesi hesaplandı. Histopatolojik olarak ülser boyutu (mm) ve inflamasyon (skor 0-3) değerlendirildi. Nekroz yüzdesi, ülser boyutu ve inflamasyon açısından istatiksel olarak anlamlı en iyi sonuçlar yanık alanına göre 1:2 oranında küçültülmüş donör alan kullanılan grupta gözlendi (p=0.007, p=0.041, p=0.043). Yanıkların kültüre edilmemiş otolog hücre spreyi ile tedavisinde donör alanının daha da küçültülmesi ve insanlarda standart yöntem olan otogrefte alternatif bir tedavi yöntemi olarak kullanılması için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Hücre kültür teknikleriHücrelerKeratinler+3
Sermet Terzi
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel ikinci derece derin yanık modelinde kültüre edilmemiş hücre spreyi kullanımı

Yanık yaralanmalarının çoğu ayaktan tedavi edilebilirken %10'luk bir hasta grubunda yanık ünite veya merkezinde izlem ve tedavi gerekir. Bu tedavi süreci bazen komplike olabilir ve sekel/fonksiyon kaybı ile sonuçlanabilir. Birinci ve yüzeyel ikinci derece yanık yaraları sadece yara bakımı ile iyileĢebilirken; derin ikinci ve üçüncü derece yanıklar cerrahi tedavi gerektirir. Bu hastalarda otogreft kullanımı ile yanık yaralarının kapatılması standart tedavi yöntemidir. Ancak uzun süreli yara bakımı gerektirmesi, enfeksiyon, donör saha bakımı ve komplikasyonları gibi sorunlar nedeniyle ideal cerrahi tedavi arayıĢı sürmektedir. Kültüre edilmiĢ epidermal otogreftler bir süredir kullanılmasına rağmen; ideal bir yara tedavi yöntemi olamamıĢtır. Öte yandan erken dönem otolog hücre spreyinin mesh grefte göre re-epitelizasyonu hızlandırdığı düĢünülmektedir. Bunun üzerine iki aĢamalı enzim etkisiyle keratinosit izolasyonuna dayanan, daha hızlı uygulanılabilen kültüre edilmemiĢ hücre spreyi kullanımı gündeme gelmiĢtir. Bu araĢtırmanın amacı, sıçanlarda oluĢturulan derin ikinci derece yanıklarda kültüre edilmemiĢ hücre spreyi kullanımının deneysel modelini oluĢturmak ve bu yöntemin etkinliğini klasik kısmi kalınlıkta deri grefti ile karĢılaĢtırmaktır. Deney için 24 adet Wistar Albino cinsi erkek sıçan 4 gruba ayrıldı. Ġlk grup iĢlem sonrası 3., ikinci grup iĢlem sonrası 7., üçüncü grup iĢlem sonrası 14. ve dördüncü grup iĢlem sonrası 21. gün makroskopik ve histolojik olarak değerlendirilecek deneklerden oluĢuyordu. Hepsinin dorsal derisine farklı lokalizasyonda iki adet derin ikinci derece yanık oluĢturuldu. Yanık yarasının 5.gününde iĢleme alındı. Tanjansiyel eksizyon sonrası yanık yarasının birine kısmi kalınlıkta deri grefti uygulandı. Alınan donör greftinin diğer yarısına iki aĢamalı enzim uygulaması yapıldı ve keratinositler açığa çıkarıldı. Bu hücreler diğer tanjansiyel eksizyon yapılan yanık yarasına sprey olarak uygulandı. ĠĢlem sonrası 3., 7., 14. ve 21.gün denekler sakrifiye edildi ve fotoğrafları çekilerek doğrudan gözlemle makroskopik olarak incelendi, biyopsiler alındı. Spesimenlerde epitelize olmayan alan, inflamatuar yanıt ve neovaskülarizasyon incelendi. Doğrudan gözlem yöntemi ile yapılan makroskopik incelemede deri grefti grubu ile sprey grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı. Ancak histopatolojik incelemede, inflamatuar yanıt ve neovaskülarizasyon açısından deri grefti ve sprey grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Ayrıca bakılan korelasyon testlerinde makroskopik inceleme yüzdesi ile epitelize olmayan alan, inflamatuar yanıt ve neovaskülarizasyon arasında istatistiksel olarak ters yönde orta kuvvette anlamlı bir iliĢki saptandı. Bu çalıĢmanın sonucunda klasik otolog deri grefti ile kültüre edilmemiĢ hücre spreyinin yara iyileĢmesi üzerine etkilerinin benzer olduğu saptandı. Elde edilen sonuçlar kültüre edilmemiĢ hücre spreyi yönteminin yanık tedavisinde kullanılabilecek etkili bir greft yöntemi olabileceğini göstermektedir. Ancak bu yöntemin insanlarda kullanımı ve daha net sonuçlar elde etmek için ileri çalıĢmalara gereksinim vardır. Tanımladığımız bu hayvan modeli gelecekteki çalıĢmalarda kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Derin ikinci derece yanık, cerrahi tedavi, otolog hücre, kültüre edilmemiĢ hücre spreyi

CerrahiHücrelerOtogrefler+2
Safa Kürşat Nural
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçan adipoz doku kök hücrelerinden farklılaştırılan keratinositler ve PRP'nin diyabetik sıçanlarda oluşturulan deneysel yanık modelinde kullanılması

Diyabet, her yıl giderek artan bir prevalans ile dünyadaki en önemli sağlık problemlerinden biridir. Diyabetik yara iyileşme sürecinde görülen problemler, ağır olgularda ampütasyonlar ile sonlanabilen komplikasyonlara yol açar. Adipoz doku, otolog mezenkimal kök hücreler (MKH) için zengin bir kaynaktır. Bu hücrelerin terapötik uygulamalarda kullanımı ise diyabetik hastaların etkili tedavisi için büyük potansiyel taşımaktadır. Sıçan adipoz dokusunu eksize ettiğimiz, MKH'i izole edip kültüre ettiğimiz ve daha sonra keratinositlere farklılaştırdığımız bu çalışmada, adipoz dokuyu MKH kaynağı olarak kullandık. Farklılaştırılan hücreler daha sonra STZ ile diyabetik olan sıçanlardaoluşturulan termal yanık modeline transfer edildi. Ayrıca, termal yanıklı hayvan modelimizde, trombositlerden zengin plazma (PRP)' nin etkinliğini tek başına ve keratinositler ile kombinasyonda değerlendirdik. Çalışmamızdaki deneysel yaklaşım, H&E boyaması ile yara alanının histolojik değerlendirilmesi, çeşitli büyüme faktörleri (EGF, PDGF, TGF-β1, FGF-2, FGF-7, FGF-10, EGF), MCP-1 ve Kollajen-1'in RT-PCR ve immunohistokimyasal analizler ile değerlendirilmesini içermektedir. Ayrıca sitokeratin düzeyleri de immunohistokimyasal olarak değerlendirildi. Hücresel terapinin ve PRP'nin ikinci derece yanık iyileşmesi üzerine etkisi, tedavi verilen ve verilmeyen diyabetik sıçanlarda, tedavi sonrası 3., 7.,10. ve 14. günlerde sırttaki termal yanık alanından alınan biyopsi materyallerinde değerlendirilmiştir. Sonuçlarımıza göre, yeniden epitelizasyon süreci, tedavi uygulanan gruplarda tedavisiz kontrol grubuna kıyasla daha erken başlamıştır. Keratinositler ve/veya PRP uygulanantüm tedavi gruplarında, büyüme faktörlerinin ve Kollajen-1'in düzeyi artış gösterirken, MCP-1 düzeyleri farklı günlerde kontrol grubuna kıyasla düşüş göstermiştir. Ayrıca MKH'denelde edilen keratinositler ve PRP'nin kombine uygulaması, diyabetik sıçanlarda oluşturulan yara iyileşme modelindeen hızlı ve en iyi tedaviyi sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: yara iyileşmesi, yanık yarası, mezenkimal kök hücreler, PRP, keratinosit, diyabet, sıçan

Adipoz dokuDiabetes mellitusDiabetes mellitus-deneysel+7
Navid Hosseini
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel temas tipi yanıklarda acil uygulanan tedavi yöntemlerinin yara iyileşmesi üzerine etkilerinin momordica charantia (kudret narı)topikal tedavisi ile karşılaştırılması

AMAÇ: Yanık yaralarında çeşitli topikal ajanlar kullanlılmaktadır.Gümüş sülfadiazin (GSD) uygulama kolaylığı ve göreceli olarak toksisitesinin az olmasından dolayı dünyada en fazla tercih edilen topikal ajandır.[1-3]. Ancak tedavide etkin ve ortak bir yöntem olarak belirlenmiş bir ajan veya uygulama yöntemi görülmemektedir. Momordica Charantia (kudret narı), halk arasında pek çok rahatsızlığın tedavisinde uzun yıllardır kullanılmaktadır [4-10]. Yanık tedavisinde de etkili olabileceğini düşündürecek pek çok özelliği mevcuttur . Yapılan literatür taramasında yanık hastalarında veya deneysel yanık modellerinde Momordica Charantia etkileri üzerine klinik ve deneysel çalışmaların az olduğu dikkat çekmektedir. Acil uygulanan tedavi yöntemlerinden olan yanığa topikal gümüş sülfadiazin (GSD) uygulamasını, topikal Momordica Charantia tedavisi ile kıyaslayan bir çalışmaya da rastlamadık. Bu nedenle uzun zamandır yanık ve yara iyileşmesi üzerine etkili olduğu düşünülen Momordica Charantia'nın deneysel temas tipi yanıklarda yara iyileşmesi üzerine etkili olup olmadığının belirlenmesi ve etkilerinin acil uygulanan tedavi yöntemlerinden topikal GSD uygulaması ile karşılaştırılması amaçlandı. YÖNTEM: Çalışmada Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Deney Hayvanları Yetiştirme Merkezi'nden temin edilen, seksüel olgunluğa erişmiş, ağırlıkları 200-220 gram arasında değişen, sadece dişi eşeyden, 35 adet sağlıklı Spruge Dawley cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar beş gruba ayrıldı. İntraperitoneal ksilazin ve ketamin anestezisi sonrası bütün deneklerin sol torakodorsalinde iki, sağ torakodorsalinde bir olmak üzere toplamda üç adet, aralarında sağlam cilt dokusu bırakacak şekilde 1x1 cm'lik kare alanlar traşlanarak kıllardan arındırıldı. Yanık modeli oluşturmak amacıyla tasarlanan cihazın sabit 100°C sıcaklıkta tutulan, 1x1 cm'lik kare şeklindeki bakır ucu traşlanan alanlara 10 saniye boyunca ekstra basınç uygulanmadan temas ettirilerek yanık oluşturuldu. Daha sonra gruplarda planlanan işlemler her bir gruba ayrı ayrı sırası ile gerçekleştirildi. Grup I'e (kontrol grubu) herhangi bir işlem veya tedavi uygulanmadı. Grup II'ye (yanık kontrol grubu) yanık uygulaması sonrası sadece 100 cc serum fizyolojik (SF) ile iki dakika irrigasyon sağlanıp ilaçsız pansuman ile kapatıldı. Grup III'e (GSD grubu) yanık oluşturulması sonrası topikal GSD tedavisi altı saat ara ile toplamda dört kez (0, 6, 12 ve 18. saatlerde) uygulandı. Grup IV'e (kudret narı grubu) yanık oluşturulması sonrası momordica charantia 'dan yapılan jel altı saat ara ile toplamda dört kez uygulandı. Grup V'e (jel grubu) ise yanıktan sonra altı saat ara ile toplamda dört kez plasebo jel uygulandı. Sıçanlarda yanık oluşturulan üç bölgeden 4, 8 ve 24. saatlerde tam kat deri biyopsileri alınarak ışık mikroskobu altında, hematoksilen eozin (H&E) boyama ile histolojik olarak incelendi. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package For Social Sciences) 15.0 programında oluşturulan veri tabanına girildi ve istatistiksel analizler aynı program ile yapıldı. BULGULAR: Ödem miktarının değerlendirilmesinde grupların birbirleri arasında yapılan karşılaştırmalar sonucunda; kudret narı-gümüş sülfadiazin ve kudret narı-jel grubu ile karşılaştırmalarında 4. saatte anlamlı fark (p<0.05) saptanırken, 8. ve 24. saatte istatistiksel olarak anlamlı fark (p>0.05) gözlenmedi. Kontrol grubunun tüm gruplarla karşılaştırmalarında istatistiksel olarak anlamlı fark (p<0.05) ödem miktarı açısından saptanırken, yalnızca kudret narı ile 24. saatte anlamlı fark (p>0.05) oluşmadığı saptandı. Gümüş sülfadiazin-jel karşılaştırmasında da 8.ve 24. saatte istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p<0.05). PMNL infiltrasyonu açısından bakıldığında kudret narı grubu dışındaki diğer tüm gruplarda PMNL infiltrasyounun ilk 8 saat içerisinde artarak devam ettiği gözlemlendi. yine kudret narı dışındaki gruplarda enyüksek PMNL değeri 8. saatte izlenirken, kudret narı grubunda en yoğun PMNL hakimiyeti 4. ve 8. satte görüldü ve 24. saatte istatistiksel olarak anlamlı azalma görüldü. Grupların birbirleriyle karşılaştırılmasında; gümüş sulfadiazine-jel, kudret narı-gümüş sülfadiazin, kudret narı-jel karşılaştırımalarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Kollojen diskolarizasyonu yanık kontrol ve jel grubunda 4. saatte en yüksek değerlerdeyken 8. saatte azalarak en düşük değerine 24. saatte ulaştı. Gümüş sülfadiazin grubunda 4. ve 8. saatte anlamlı değişiklik yokken 24. saatte bir miktar azalma gözlemlendi. Kudret narı grubunda ise diğer 3 gruba kıyasla diskolarizasyondaki azalma 4. saatte belirgindi; 8. ve 24 saatlerde ise diskolarizasyon azalmasında progresyon gözlendi. Grupların kendi arasında karşılaştırılmasında; gümüş sülfadiazin-kudret narı, gümüş sülfadiazin-jel ve kudret narı-jel gruplarının 4. ve 8. saatlerinde anlamlı değerler elde edilirken (p<0.05), 24. saatte istatistiksel olarak anlamlı değer elde edilemedi (p>0.05). Damar hasarı kudret narı grubunda en fazla 4. saatte gözlenirken, 8, ve 24. saatte progresif azalma gözlemlendi. Gümüş sülfadiazin grubunda en yüksek değerler 8. saatte, en düşük değerler ise 24. saatte gözlemlendi. Yapılan ikili karşılaştırmalarda istatistiksel olarak gümüş sülfadiazin-kudret narı arasında anlamlı fark elde edildi (p<0.05). Kıl kökü hasarı ile ilgili tüm gruplarda en yüksek değerler 4. saatte gözlemlenirken 8. ve 24. saatte kıl kökü hasarının azaldığı görüldü. Ayrıca kudret narı grubunda iyileşmenin diğer gruplara kıyasla daha hızlı ve iyi olduğu görüldü. Gümüş sülfadiazin-kudret narı karşılaştırmasında 8. ve 24. saatte anlamlı değerler (p<0.05) bulunurken 4. saatte istatistiksel olarak anlamlı değer elde edilemedi (p>0.05). Glandula sebasea hasarı değerlendirmesinde kontrol grubu dışındaki grupların birbirleri arasında yapılan karşılaştırmalar sonucunda sadece kudret narı'nın glandula sebasea hasarını azaltıcı ve iyileştirici etkisi olduğu göze çarpmaktadır. Epidermis kalınlığı ikili karşılaştırmalar sonrası 4. , 8. ve 24. saatlerde; kudret narı-yanık ve jel-yanık değerleri anlamlı fark göstermiştir (p<0.05). Gümüş sülfadiazin-kudret narı karşılaştırılması sonrası 4., 8. ve 24. saatlerde kudret narı yönünde anlamlı fark (p<0.05) göstermiştir. Jel-kudret narı karşılaştırması sonrası 4. ,8. ve 24. saatlerde anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Jel-gümüş sülfadiazin karşılaştırması sonrası 24. saatte anlamlı farklılık gösterirken (p<0.05), 4. ve 8. saatlerde anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0.05). Epidermis kalınlığı grupların kendi süreçleri içinde değerlendirildiğinde yanık, gümüş sülfadiazin, kudret narı ve jel grubunda anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Dejenere kıl kökü sayısı analizi için yapılan ikili karşılaştırmalar sonrası kudret narı tedavisi alan grup 4. , 8. ve 24. saatlerde, diğer tüm gruplarla karşılaştırıldığında anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Gümüş sülfadiazin-jel grubu karşılaştırmasında anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0.05). Gümüş sülfadiazin-yanık karşılaştırmasında 8. saatte anlamlı farklılık gösterirken (p<0.05), 4. ve 24. saatlerde anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0.05). Dejenere kıl kökü sayıları kendi grupları içinde karşılaştırmalarında; kudret narı grupları anlamlı farklılık (p<0.05) gösterirken, kudret narı dışındaki gruplarda anlamlı değer elde edilememiştir (p>0.05). Damar sayısı ikili karşılaştırmaları sonrası 4. saat, 8.saat ve 24. saatlerde; kontrol ve yanık grupları tüm karşılaştırmalarda 4., 8. ve 24. saatlerde anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Kudret narı-gümüş sülfadiazin 8. saatte karşılaştırıldığında anlamlı farklılık (p>0.05) göstermezken, kudret narı'nın diğer tüm gruplarla karşılaştırmalarında anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Gümüş sülfadiazin-jel karşılaştırmasında 4., 8. ve 24. saatlerde anlamlı farklılık göstermiştir. Damar sayıları grupların kendi süreçleri içinde değerlendirilmiş ve tüm gruplar için anlamlı farklılık gösterilmemiştir (p>0.05). Toplam kıl kökü sayısı ikili karşılaştırmaları sonrası 4., 8, ve 24. saatlerde; yanık-gümüş sülfadiazin ve jel-gümüş sülfadiazin gruplarının karşılaştırılmasında anlamlı farklılık (p>0.05) gösterilmemiştir. Kudret narı-gümüş sülfadiazin, kudret narı-yanık ve kudret narı-jel arasında 8. saatte anlamlı farklılık (p<0.05) gösterirken, 4. ve 24. saatlerde anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0.05). Toplam kıl kökü sayısı gruplarının kendi süreçleri içinde; kudret narı tedavisi alan gruplar için anlamlı farklılık (p<0.05) gösterirken, diğer gruplar için anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0.05). SONUÇ: Yapılan bu tez çalışmasında akut temas tipi yanıklarda uygulanan topikal Momordica Charantia (kudret narı) tedavisinin PMNL infiltrasyonunu, kollojen diskolarizasyonunu, damar hasarını, kıl kökü hasarını ve glandula sebasea hasarını azalttığı, damar sayısının ve epidermis kalınlığının korunmasında da etkili olduğu görüldü. Topikal GSD tedavisinin ise yanlızca kollojen diskolarizasyonunu azaltığı, epidermis kalınlığı ve damar sayısını korumada etkili olduğu görüldü.

Acil servis-hastaneAcil tıpGümüş sülfadiazin+5
Fatih Tepe
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda IL-1 antagonistinin korneal vaskülarizasyon üzerine inhibitör etkisi

Amaç: Çalışmanın amacı, deneysel korneal kimyasal yanık modellemesinde IL-1 reseptör antagonistinin korneal neovaskülarizasyon üzerine etkisini göstermektir. IL-1alfa reseptör antagonistinin (IL-1ra) etkisini kontrol grubu, plasebo grubu ve bevacizumab grubu ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Deney Hayvanları laboratuvarında 40 adet Wistar Albino cinsi dişi 8'erli ratlar 5 gruba ayrıldı. Ratların her iki göz kornealarına gümüş nitrat çubuk uygulanarak kimyasal yanık modellemesi ile korneal neovaskülarizasyonlar elde edildi. Grup I kontrol grubu olup tedavi almadı. Anestezi altında 1. ve 5. gün subkonjonktival olmak üzere Grup II 0.1 ml serum fizyolojik, Grup III 0.25 mg/0.1ml IL-1a reseptör antagonisti, Grup IV 2.5 mg/0.1 ml IL- 1areseptör antagonisti, Grup V 2.5 mg/0.1 ml bevacizumab uygulanmıştır. Rat korneaları 14. günde eksize edilip sağ gözleri patolojik incelemeye, sol gözleri biyokimyasal ELISA incelemesine gönderilmiştir. Patolojik incelemede hematoksilen & eozin, CD 34 ve IL-1 alfa boyanması ile inflamatuar ve damarsal parametreler mikroskobik olarak incelenmiştir. Biyokimyasal ELISA testinde ise IL-1 alfa, Transforming Büyüme Faktörü (TGF-B), Tümör Nekrozis Faktör (TNF-a), Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü (VEGF), Malondialdehit (MDA) düzeyleri ölçülmüştür. Elde edilen veriler istatiksel olarak incelenmiştir. Bulgular: Çalışma grupları arasında Grup I ratlarda IL-1α düzeyinin Grup III, Grup IV ve Grup V ratlara kıyasla daha yüksek olmasından kaynaklı bir fark tespit edildi (p değerleri sırasıyla; p=0,001; p=0,001; p=0,001). VEGF düzeylerinin dağılımında Grup IV ratlarda ölçülen VEGF düzeyinin Grup I, Grup III ve Grup V ratlara kıyasla daha düşük olmasından kaynaklı anlamlı bir fark izlendi (p değerleri sırasıyla; p=0,003; p=0,040; p<0,001; p<0,001; p=0,005; p<0,001). Bu sonuçlara göre en düşük ortalama VEGF değeri 101,08 olup Grup IV'te tespit edilmiştir. Patolojik incelemede ise Grup IV ratlardaki inflamatuar membran oranı Grup II ve Grup V ratlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu (p değerleri sırasıyla; p=0,041; p=0,005).Fibroblast proliferasyon düzeyinde Grup II ratlarda, Grup III ve Grup IV ratlara göre daha yüksek olmasından kaynaklı istatistiki bir fark bulundu (p değerleri sırasıyla; p=0,030; p=0,045). Damarsal v yapılaşma değerlendirildiğinde Grup I ratlardaki damarsal yapılaşma düzeyinin Grup IV ve Grup V ratlara göre daha yüksek, Grup II ratlarda Grup IV ratlara göre daha yüksek olduğu görüldü (p değerleri sırasıyla; p=0,015; p=0,030; p=0,045). Damarsal yapılaşma ortalama skoru 1,5 değeri ile en düşük Grup IV'te izlendi. Grup Sonuç: Bu çalışmada korneal kimyasal yanık modellemesinde subkonjonktival IL- 1α reseptör antagonistinin IL-1α ve VEGF düzeyini düşürdüğü ELISA ile gösterilmiştir. Korneaların patolojik incelemesinde fibroblast proliferasyonunun, inflamatuar ve vasküler yapıların azalmış olduğu görülmüştür. Sonuçlar karşılaştırıldığında IL-1α reseptör antagonistinin antianjiogenik etkisi bevacizumab grubuna kıyasla daha yüksek oranda izlenmiştir. IL-1α reseptör antagonisti inflamasyona sekonder oluşan korneal neovaskülarizasyonlar üzerinde inhibitör etkiye sahiptir.

AntagonistlerKorneaKorneal neovaskülarizasyon+4
Türkan Özge Teke
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hasta ve gözlemci skar değerlendirme ölçeği'nin Türk toplumu için yanık hastalarında geçerlik ve güvenirliğinin değerlendirilmesi

Çalışma Hasta ve Gözlemci Skar Değerlendirme Ölçeği (HGSDÖ)'nin Türk Toplumu için yanık hastalarında geçerlik ve güvenirliğinin değerlendirilmesi amacı ile metodolojik olarak yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Yanık Tedavi Polikliniği'ne bir yıl boyunca başvuran hastalar, örneklemini ise 53 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın gerçekleştirilebilmesi için ölçeği geliştiren ve geçerlik, güvenirlik çalışmasını yapan Lieneke Draaijers'dan ve Araştırmalar Etik Kurulu'ndan yazılı izin alınmıştır. Araştırmada veriler, GSDÖ ve HSDÖ, anket formu ve pleksiglas ile toplanmıştır. Araştırmada öncelikle ölçeğin dil geçerliliği yapılmış, ardından uzman görüşleri alınarak kapsam geçerliği sağlanmıştır. Çalışmanın uygulama aşamasında 53 hastaya ölçekler ve anket formu uygulanmıştır. HSDÖ hastalar tarafından, GSDÖ ise iki gözlemci tarafından ayrı ayrı doldurulmuştur. Test-tekrar test güvenirliği için 2 hafta sonra ölçekler, 25 hastaya tekrar uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, Kruskal Wallis Varyans Analizi ve Mann Whitney-U testi kullanılmıştır. Ölçeğin kapsam geçerliğinde KMO ve Barlett Testi, yapı geçerliğinde faktör analizleri, güvenirliğin değerlendirilmesinde iç tutarlılık ve gözlemciler arası uyum, Cronbach Alpha ve sınıf içi korelasyon katsayısına bakılmıştır. HGSDÖ'de yer alan 7. madde, orjinal ölçekte olduğu gibi, ölçeğin puanı dışında tutularak değerlendirilmiştir. Araştırmamızdan elde edilen bulgulara göre, hastaların %62.3'ünün kadın, yaş ortalamasının =39.75±1.76 yıl, yanmadan sonra geçen sürenin =4.02±3.9 ay, %66'sının 2. derece yanığa sahip olduğu, AFA'ya göre ölçeğin faktör yüklerinin uygun aralıkta, DFA'ya göre orjinal ölçeğin 6 madde tek faktörlü yapısının geçerli ve uyum indekslerinin yüksek olduğu, ölçeğin toplam puanı ile 7. madde arasında sınıf içi korelasyon katsayısının doğru orantılı, iç tutarlılığın yüksek derecede güvenilir olduğu (HSDÖ α=0.992; GSDÖ α=0.993), gözlemciler arasında tutarlılığın yüksek (α=0.952, r=0.909) ancak hastalar ve gözlemciler arasındaki uyumun düşük olduğu (r=0.465) saptanmıştır. Araştırmada hastaların yanıklarının derecesi arttığında, GSDÖ puanının anlamlı derecede arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak HGSDÖ'nün Türk Toplumu için yanık hastalarında geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlenmiş ve gerekli önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yanık, skar, skar değerlendirme ölçeği, geçerlik ve güvenirlik.

GüvenilirlikGüvenilirlik ve geçerlilikYanıklar+2
Ayşe Yalılı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçan korneasında oluşturulan deneysel alkali yanık modelinde trombositten zengin plazmanın ve sodyum aljinatlı yarı sentetik hidrojelin korneal yara iyileşmesi üzerine etkisi

Amaç: Topikal olarak uygulanan yarı-sentetik sodyum aljinat hidrojelin ve hidrojelin trombositten zengin plazma (TZP) ile kombinasyonun histopatolojik, biyokimyasal ve ön segment optik koherens tomografi (ÖS-OKT) parametreleri üzerine etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: 50 adet sıçanın sağ gözüne alkali yanık oluşturularak 5 adet eşit gruba bölünmüştür. Gruplardan birine topikal olarak fosfat tamponlu salin (Sham), birine TZP, birine 0,5% sodyum sitrat çözeltisi, birine yarı-sentetik hidrojel ve birine de topikal TZP ile birlikte hidrojel günde üç kez uygulanmıştır. Korneal opasite (KO), korneal epitelyal boyanma (KEB), siliyer hiperemi (SH), neovaskülarizasyon alanı (NVA) ve boyutu (NVB) değerlendirilmiştir. Korneal epitel defektindeki yüzdesi (KEDY) vizitlere göre değerlendirilmiştir. Dokuzuncu günde ÖS-OKT çekildikten sonra denekler sakrifiye edilmiştir. Alınan kornea dokusu histopatolojik olarak incelenmiş ve biyokimyasal olarak interlökin-1𝛽 (İL-1𝛽) ve matriks metalloproteinaz-9 (MMP-9) düzeyleri enzim bağımlı immunoabsorban assay (ELİSA) ile ölçülmüştür. Bulgular: Yanık sonrası ilk gün, gruplar KEDY, KO, SH, KEB, NVA ve NVB açısından benzerdi (p>0,05). Son vizitte KO, TZP grubunda Sham grubuna göre daha azdı (p=0,044). NVB açısından gruplar birbirine benzerdi (p>0,05). Gruplar arasında MMP-9 düzeyleri açısından birbirine benzerdi (p>0,05). İL-1𝛽 düzeyleri arasında anlamlı fark vardı (p<0,001). Sham grubuna göre TZP ve TZP+Hidrojel grubunda İL-1𝛽 düzeyi anlamlı derecede daha düşüktü (p=0,043 ve p=0,036). Epitel nekrozu açısından gruplar arasında anlamlı fark vardı en az olan grup TZP+Hidrojel grubuydu (p=0,003). Epitel kalınlığının en yüksek olduğu grup TZP+Hidrojel grubuydu (p=0,002). KEDY açısından son vizitte gruplar arasında fark vardı (p=0,042). Sham grubuna göre epitel defekti yüzdesine göre en hızlı iyileşen grup TZP+Hidrojel grubuydu (p=0,026). ÖS-OKT'de santral korneal alan ve solidite açısından doku MMP-9 düzeyi ile negatif korelasyon vardı (sırasıyla p=0,012 ve p=0,027). Sonuç: Yarı sentetik hidrojel, değerlendirilen parametrelerde anlamlı düzeyde iyileştirme yapmamıştır. Ancak TZP ile hidrojel kombine edilmesiyle epitel iyileşme hızı ve neovaskülarizasyon daha fazladır. TZP'de antikoagülan olarak kullanılan %0,5 sitratın TZP'nin yara iyileşmesi üzerine etkisi gösterilmemiştir. TZP'nin epitel kalınlığını ve epitel iyileşme hızını arttırıcı etkisi ile epitel nekrozunu azaltıcı etkisi hidrojel ile kombinasyonu ile arttırılabilir. Görüntü işleme ile ÖS-OKT ölçümleri, sıçan kornealarında yara iyileşmesi değerlendirmede yeni parametreler olarak kullanılabilir.

AlkalilikGöz yanıklarıHayvan deneyleri+6
Mehmet Ömer Kırıştıoğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yanıklı hasta refakatçilerinin yaşam kalitesi ve etkileyen faktörlerin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı yanıklı hasta refakatçilerinin yaşam kalitesi ve etkileyen faktörleri incelemektir. Bu araştırma, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi erişkin ve çocuk yanık ünitelerinde Haziran 2012-Haziran 2013 tarihleri arasında tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yürütülmüştür. Evren büyüklüğü bilinmediğinden araştırmanın evrenini; yanık ünitesinde tedavi gören hastalara en az iki hafta süresince refakat eden, okuma yazma bilen, iletişim kurabilen, 18 yaşından büyük, tanılanmış ruhsal bir sorunu olmayan hasta refakatçileri oluşturmuştur. Örneklemini ise; yapılan güç analizi sonrası yanık ünitelerinde tedavi gören hastalara refakat eden 200 hasta refakatçisi oluşturmuştur. Hasta refakatçileri evrenden olasılıksız rastlantısal örneklem yöntemi ile seçilmiştir. Veriler Temmuz-Aralık 2012 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplamada, kişisel tanıtıcı form ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (DSÖYKÖ-KF) kullanılmıştır. Veriler; tanımlayıcı istatistik, Bağımsız gruplarda t testi, Kruscal Wallis Varyans Analizi, ANOVA Mann Whitney U testi ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan refakatçilerin %58?inin kadın, %82?sinin evli, %56?sının gelirinin giderinden az ve %17?sinin kronik hastalığının olduğu belirlenmiştir. Refakatçinin kadın, evli, 3-4 çocuk sahibi, ilköğretim mezunu, gelirinin giderinden az olması, kronik hastalığının olması gibi faktörlerin yanı sıra yaş ortalaması düşük, ağrısı, uyku sorunu, beslenme sorunu, anksiyetesi olan hastaya refakat etme, hastayla birlikte yaşama ve refakatte aile üyelerinden yardım alma gibi faktörlerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Refakatçinin bir işte çalışma durumu, hastada görülebilen organ kaybı, nefes darlığı gibi faktörlerin yanı sıra hastaya refakat eden kişi sayısı yaşam kalitesini etkilememiştir. Özellikle yaş ortalaması düşük, ağrısı, uyku sorunu, belenme sorunu ve anksiyetesi olan hastalara refakat eden refakatçilerin kendilerine de zaman ayırmalarını sağlamak için refakatçi değişiminin sağlanması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Yanıklı hasta, Refakatçi, Yaşam kalitesi

Hasta bakımıHasta yakınlarıYanıklar+1
Ahmet Özdemir
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda ikinci derece yanıkların tedavisinde beş farklı yara örtüsünün etkinliklerinin histopatolojik olarak değerlendirilmesi

Özet (Tr): Giriş ve Amaç Yanık yaralarında vücudun çok önemli fiziksel ve biyolojik savunma gücü ortadan kalkmakta ve bunun yeniden tesis edilmesi için cildin yerini tutabilecek aynı zamanda biyolojik olarak da deriyi taklit edebilecek çeşitli yara örtüleri ile bu sürecin enfekte olmadan, yeterli epitelizasyon ve uygun skar dokusu gelişimi ile tamamlanması hedef alınmaktadır. Bu amaçla, fiziksel bir engel olmanın yanı sıra yara örtülerinin içeriğine değişik eklemeler yapılarak yara iyileşmesinde yer alan ana faktörleri etkilemeden iyileşme sürecinin kısaltılması ve optimal skar oluşumu hedef alınmaktadır. Esas fiziksel engeli teşkil edecek yara örtüsü materyali olarak değişik malzemeler kullanılmaktadır. Bu amaçla yarada maserasyona neden olmadan yaranın yeterince nemli kalmasını sağlayacak, çok sık pansuman değişimine gerek duymadan yara ortamında enfeksiyon gelişimine engel olup toksik artık oluşturmayacak farklı yara örtüleri geliştirilmektedir. Bu klinik çalışmada farklı etki mekanizmalarına sahip yara örtüsü ürünlerinin yanık yaralarının iyileşmesi üzerine etkileri histopatolojik olarak araştırıldı.Gereç ve Yöntem Dört farklı yara örtüm ürünü yanık pansumanı pratiğinde çok sık kullanılan % 0.2 Nitrofurozan pomat (Furacin®) emdirilmiş gazlı bez ile tedavi edilen kontrol grubu ile mukayese edildi. Deney grupları için Aquacel®Ag, Textus® bioaktiv, Curasorb® Ca, Curasorb® Ca+Zn kullanıldı. Her beş hastada bir aynı ürün kullanılmak kaydıyla ve her grupta on hasta tamamlanarak toplam elli deneğe ait, yirmibirinci günde alınan punch biyopsi örnekleri incelendi. Histolojik değerlendirmede papillaların sayısı ve boyları, epitel kalınlığı, stratum korneum kalınlığı ölçüldü. Ayrıca fibroblast, kollajen, mononükleer ve polimorfonükleer hücre yoğunlukları değerlendirilerek skorlandı.Epitel hücre rejenerasyonu göstergesi olarak epitel hücresi çekirdeğinin aktivasyonunu, dolayısıyla iyileşme hızını saptamak amacıyla Nükleer Organizasyon Bölgesi (NOR =Nuclear Organization Region) boyaması yapıldı ve AgNOR (Argyrophylic Nuclear Organisation Region) cisimcikleri sayılarak bir indeks elde edildi.Bulgular Yapılan istatistiksel çalışmada gruplar arasında sadece stratum korneum kalınlığında anlamlı farklılık saptandı (p< 0.05). Gruplar arasında stratum korneum kalınlığı en fazla Aquacel®Ag grubunda ölçülmüş olup bunu sırasıyla Textus® bioactiv, Curasorb®Ca, Curasorb® Ca + Zn ve kontrol grubu izlemektedir. Fibroblast, kollajen ve AgNOR cisimcikleri skorlarında gruplar arasında istatistiksel olarak farklılık saptanmasa da bunların Aquacel®Ag grubunda daha yoğun izlendiği histolojik olarak gösterilmiştir. Sayılan bu histopatolojik iyileşme kriterlerine göre iyileşme hızları Aquacel®Ag > Curasorb® Ca > Textus® bioactiv > Curasorb® Ca+Zn > kontrol grubu olarak saptanmıştır.Sonuç Bu prospektif randomize klinik çalışma verilerine dayanarak AquacelAg®'nin kolay uygulanabilmesi, yaraya yapışmaması, acıyı azaltması, yüksek absorbsiyon kabiliyeti ve yara üzerinde uzun süre kalabilme özelliği ile (15-21 gün) ideal yara örtüsü özelliğine sahip olup iyileşme sürecini hızlandırdığı da histopatolojik olarak kanıtlanmıştır. Bu özellikleri ile Aquacel® Ag'in ikinci derece yanıkların tedavisinde oldukça etkili bir yara örtüsü olduğu kanısına varılmıştır.

DeriSargılarYanıklar+3
Birsen Harma
İnönü University
2011
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metformin'in yanık staz zonu üzerindeki etkisinin araştırılması

Isıya maruz kalma yaralanmaları sonucunda, deride yanık yarası meydana gelmesi yanık olarak tanımlanır. Yanık sık karşılaşılan ciddi bir problemdir. Yanık yarası, hem yaralanma yeri ve çevresinde lokal etkilere hem de tüm vücudu ilgilendiren genel bir yanıta sebebiyet verir. Yanık oluşan bölgede meydana gelen lokal etkiler ve vücudun herhangi bir bölgesinde ortaya çıkabilecek tüm sistemik etkiler, belirgin bir ayrım noktası olmadan devamlılık gösterir. Yanık yarasının karmaşık yapısı, yanıkla ilgilenen tüm hekimleri zorlayan bir konudur. Bu nedenle hekimin yanık tecrübesi çok önemlidir. Yanıktaki patofizyolojik değişikliklerin daha iyi anlaşılması ve bu konularda yapılan çalışmalar, yanık tedavisinde daha başarılı olunmasına imkan verir. Jackson, yanığı destrüksiyonun şiddeti ve kan akımı değişimlerini baz alarak üç farklı zona ayırmıştır. Dış çevre tabakada, artmış kan akımını içeren hiperemi zonu bulunur. En merkezde koagülasyon zonu adı verilen, koagülasyon nekrozu ile karakterize bölge bulunmaktadır. Bu iki bölgenin arasında ise iskemiye uğramış dokuların bulunduğu, erken dönemde hücre ve doku hasarının geri dönüşümlü olduğu staz zonu bulunmaktadır. Staz zonundaki hücrelerin canlılığını yitirip nekroz olmamaları için hastanın destekleyici tedavisinde geç kalınmamalıdır. Eğer uygun koşullar sağlanırsa ve patolojik değişiklikler durdurulabilirse, staz zonundaki hücrelerin nekroz olması önlenebilir. Staz zonunu kurtarmak için birçok molekül deneysel olarak araştırılmıştır ve birçok çalışmada devam etmektedir. Son yıllarda yanık ile ilgili yapılan güncel çalışmalar çoğunlukla staz zonunun kurtarılması ile ilgilidir. Bu çalışmanın amacı staz zonunun kurtarılmasında etkin ve maliyeti uygun bir çözüm bulabilmektir. Otofaji, hasarlı hücrelerin kendilerini sindirerek enerji ve besin oluşturması ve bu şekilde diğer hücrelerin yaşamasına destek sağlanması olarak tarif edilmektedir. Yanıklı derideki staz zonunda ilk 48 saatte normal deriye göre otofajinin azaldığı bilinmektedir. Yanıkta oluşan termal hasar ve yanık bölgesinde oluşan reaktif oksijen türevleri hücre ölümünü artırmakta, hücreler otofaji ile hasarlı organeller sindirilerek enerji elde edip hücre ölümünden kurtulabilmektedir. Birçok çalışmada metforminin AMPK (adenozin monofosfat aktive edici protein kinaz) aktivasyonu ile otofajiyi indüklediği gösterilmiştir. Yanık patofizyolojisinde yanıklı derideki azalmış otofajiyi metformin ile artırarak, geri dönüşümü olan staz zonunu kurtarmayı amaçladık. Bu çalışmada her iki grup 10 denek olacak şekilde 20 adet Sprague- Dawley tipi ratlar kullanıldı. Her iki grubun sırtlarında Comb yanık modeline uygun olarak pirinçten yapılmış plak ile kutanöz yanık yarası oluşturuldu. Birinci grup, kontrol grubu olarak belirlendi. Kontrol grubuna herhangi bir ilaç uygulaması yapılmadı. İkinci grup, deney grubu olarak belirlendi ve yanık modeli oluşturulduktan sonra ilk günden başlanarak günlük 100 mg/kg intraperiteonal metformin yapıldı. Ratlardan 24.saat ve 7.gün sonunda biyopsiler alınarak histopatolojik, immünohistokimyasal, tunel testi çalışmaları yapıldı. 7.gün sonunda ratlar sakrifiye edildi. Histopatolojik parametreler olarak inflamasyon yoğunluğu, ülserasyon, epitelizasyon, nekroz ve ödem ölçümleri yapıldı. Deney grubu, kontrol grubuyla kıyaslandığında deney grubunda tüm histopatolojik parametlerde doku hasarı düşük bulundu. İmmünohistokimyasal olarak beclin-1 ve AMPKa1 antikor ölçümleri yapıldı. Deney grubunda 24. Saat ve 7. Günde, kontrol grubuna kıyasla antikor ölçümleri anlamlı derecede yüksek bulundu. Tunel testi sadece 24. Saatte bakıldı. Deney grubunda belirlenen apoptozis oranı, kontrol grubuna göre düşük bulundu. Çalışmamızın sonucunda ratlarda deneysel olarak oluşturulan staz zonu modelinde metforminin otofajiyi artırdığı, apoptozisi azalttığı ve inflamasyon yoğunluğunu azalttığı staz zonunun kurtarılmasında olumlu bir etkisi olduğu gösterilmiştir. Bu konu üzerinde ileri klinik ve deneysel çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Staz zonu, metformin, yanık, otofaji

MetforminOtofajiStaz zonu+1
Hasan Emre Özdemir
Fırat University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yanık ünitesinde tedavi edilen hastaların yanığa özel ağrı-anksiyete düzeyinin incelenmesi

Bu araştırma, Bursa Şehir Hastanesi Yanık Ünitesi'nde tedavi gören hastalarda yanığa bağlı ağrı- anksiyete düzeyinin belirlenmesi amacıyla planlanmış tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışma olarak yapıldı. Araştırma, Bursa Şehir Hastanesi Yanık Ünitesi'nde Şubat 2022- Haziran 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Çalışmaya Bursa Şehir Hastanesi Yanık Ünitesi'nde tedavisi devam eden araştırmaya katılmaya gönüllü olan, 18 yaş ve üzeri olan, iletişim kurulabilen, Türkçe konuşabilen ve anlayabilen, psikiyatrik bir tanısı olmayan hastalar ile %90 güvenilirlik %5 hata payı ile 154 hasta dahil edildi. Hastalara ilişkin bilgiler, hasta tanıtım formu ve Yanığa Özel Ağrı ve Anksiyete Ölçeği (YÖAAÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Araştırma kapsamında toplanan veriler IBM SPSS 24 programı ile analiz edildi. Araştırmada tanımlayıcı veriler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma olarak verildi. Yanığa özel ağrı anksiyete ölçeğine (YÖAAÖ) puanlarının dağılımı normallik analizi ile değerlendirildi. Çarpıklık ve basıklık katsayıları doğrultusunda (±1,5) verilerin normal dağıldığı görüldü ve parametrik testler kullanıldı. Değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon (Pearson korelasyon) kullanıldı. İleri analizde Bonferroni Post-hoc testi ile uygulandı. Çalışmanın sonucuna göre, yanık ünitesinde kalma süresi ve total vücut yanık yüzeyinin, YÖAA ile pozitif ve anlamlı korelasyonlar gösterdiği bulundu, sırasıyla r = ,250, ,313, p < ,05. Buna göre yanık ünitesinde kalma süresi ve total vücut yanık yüzeyi arttıkça yanığa özel ağrı ve anksiyetenin de arttığı bulundu. YÖAA'nın yanık derecesine göre anlamlı farklılıklar gösterdiği bulundu t = 2,787, p < ,05. Buna göre ikinci + üçüncü veya üçüncü derece yanıkları olan hastaların YÖAA seviyesi birinci + ikinci veya ikinci derece yanıkları olan hastalara kıyasla daha yüksek olduğu bulundu. Hastaların yanığa özel ağrı anksiyete ölçeğinden aldıkları toplam puanın ortalama değeri 42,41±16,76 olduğu bulundu. Anahtar kelimeler: Yanık Ağrısı, Anksiyete, Yanık Ünitesi

AnksiyeteAğrıTedavi+2
Tuğçe Bacak
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00

Related subjects