Burns

60 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda ikinci derece yanıkların tedavisinde beş farklı yara örtüsünün etkinliklerinin histopatolojik olarak değerlendirilmesi

Özet (Tr): Giriş ve Amaç Yanık yaralarında vücudun çok önemli fiziksel ve biyolojik savunma gücü ortadan kalkmakta ve bunun yeniden tesis edilmesi için cildin yerini tutabilecek aynı zamanda biyolojik olarak da deriyi taklit edebilecek çeşitli yara örtüleri ile bu sürecin enfekte olmadan, yeterli epitelizasyon ve uygun skar dokusu gelişimi ile tamamlanması hedef alınmaktadır. Bu amaçla, fiziksel bir engel olmanın yanı sıra yara örtülerinin içeriğine değişik eklemeler yapılarak yara iyileşmesinde yer alan ana faktörleri etkilemeden iyileşme sürecinin kısaltılması ve optimal skar oluşumu hedef alınmaktadır. Esas fiziksel engeli teşkil edecek yara örtüsü materyali olarak değişik malzemeler kullanılmaktadır. Bu amaçla yarada maserasyona neden olmadan yaranın yeterince nemli kalmasını sağlayacak, çok sık pansuman değişimine gerek duymadan yara ortamında enfeksiyon gelişimine engel olup toksik artık oluşturmayacak farklı yara örtüleri geliştirilmektedir. Bu klinik çalışmada farklı etki mekanizmalarına sahip yara örtüsü ürünlerinin yanık yaralarının iyileşmesi üzerine etkileri histopatolojik olarak araştırıldı.Gereç ve Yöntem Dört farklı yara örtüm ürünü yanık pansumanı pratiğinde çok sık kullanılan % 0.2 Nitrofurozan pomat (Furacin®) emdirilmiş gazlı bez ile tedavi edilen kontrol grubu ile mukayese edildi. Deney grupları için Aquacel®Ag, Textus® bioaktiv, Curasorb® Ca, Curasorb® Ca+Zn kullanıldı. Her beş hastada bir aynı ürün kullanılmak kaydıyla ve her grupta on hasta tamamlanarak toplam elli deneğe ait, yirmibirinci günde alınan punch biyopsi örnekleri incelendi. Histolojik değerlendirmede papillaların sayısı ve boyları, epitel kalınlığı, stratum korneum kalınlığı ölçüldü. Ayrıca fibroblast, kollajen, mononükleer ve polimorfonükleer hücre yoğunlukları değerlendirilerek skorlandı.Epitel hücre rejenerasyonu göstergesi olarak epitel hücresi çekirdeğinin aktivasyonunu, dolayısıyla iyileşme hızını saptamak amacıyla Nükleer Organizasyon Bölgesi (NOR =Nuclear Organization Region) boyaması yapıldı ve AgNOR (Argyrophylic Nuclear Organisation Region) cisimcikleri sayılarak bir indeks elde edildi.Bulgular Yapılan istatistiksel çalışmada gruplar arasında sadece stratum korneum kalınlığında anlamlı farklılık saptandı (p< 0.05). Gruplar arasında stratum korneum kalınlığı en fazla Aquacel®Ag grubunda ölçülmüş olup bunu sırasıyla Textus® bioactiv, Curasorb®Ca, Curasorb® Ca + Zn ve kontrol grubu izlemektedir. Fibroblast, kollajen ve AgNOR cisimcikleri skorlarında gruplar arasında istatistiksel olarak farklılık saptanmasa da bunların Aquacel®Ag grubunda daha yoğun izlendiği histolojik olarak gösterilmiştir. Sayılan bu histopatolojik iyileşme kriterlerine göre iyileşme hızları Aquacel®Ag > Curasorb® Ca > Textus® bioactiv > Curasorb® Ca+Zn > kontrol grubu olarak saptanmıştır.Sonuç Bu prospektif randomize klinik çalışma verilerine dayanarak AquacelAg®'nin kolay uygulanabilmesi, yaraya yapışmaması, acıyı azaltması, yüksek absorbsiyon kabiliyeti ve yara üzerinde uzun süre kalabilme özelliği ile (15-21 gün) ideal yara örtüsü özelliğine sahip olup iyileşme sürecini hızlandırdığı da histopatolojik olarak kanıtlanmıştır. Bu özellikleri ile Aquacel® Ag'in ikinci derece yanıkların tedavisinde oldukça etkili bir yara örtüsü olduğu kanısına varılmıştır.

DeriSargılarYanıklar+3
Birsen Harma
İnönü University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Yanık ünitesinde tedavi edilen hastaların yanığa özel ağrı-anksiyete düzeyinin incelenmesi

Bu araştırma, Bursa Şehir Hastanesi Yanık Ünitesi'nde tedavi gören hastalarda yanığa bağlı ağrı- anksiyete düzeyinin belirlenmesi amacıyla planlanmış tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışma olarak yapıldı. Araştırma, Bursa Şehir Hastanesi Yanık Ünitesi'nde Şubat 2022- Haziran 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Çalışmaya Bursa Şehir Hastanesi Yanık Ünitesi'nde tedavisi devam eden araştırmaya katılmaya gönüllü olan, 18 yaş ve üzeri olan, iletişim kurulabilen, Türkçe konuşabilen ve anlayabilen, psikiyatrik bir tanısı olmayan hastalar ile %90 güvenilirlik %5 hata payı ile 154 hasta dahil edildi. Hastalara ilişkin bilgiler, hasta tanıtım formu ve Yanığa Özel Ağrı ve Anksiyete Ölçeği (YÖAAÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Araştırma kapsamında toplanan veriler IBM SPSS 24 programı ile analiz edildi. Araştırmada tanımlayıcı veriler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma olarak verildi. Yanığa özel ağrı anksiyete ölçeğine (YÖAAÖ) puanlarının dağılımı normallik analizi ile değerlendirildi. Çarpıklık ve basıklık katsayıları doğrultusunda (±1,5) verilerin normal dağıldığı görüldü ve parametrik testler kullanıldı. Değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon (Pearson korelasyon) kullanıldı. İleri analizde Bonferroni Post-hoc testi ile uygulandı. Çalışmanın sonucuna göre, yanık ünitesinde kalma süresi ve total vücut yanık yüzeyinin, YÖAA ile pozitif ve anlamlı korelasyonlar gösterdiği bulundu, sırasıyla r = ,250, ,313, p < ,05. Buna göre yanık ünitesinde kalma süresi ve total vücut yanık yüzeyi arttıkça yanığa özel ağrı ve anksiyetenin de arttığı bulundu. YÖAA'nın yanık derecesine göre anlamlı farklılıklar gösterdiği bulundu t = 2,787, p < ,05. Buna göre ikinci + üçüncü veya üçüncü derece yanıkları olan hastaların YÖAA seviyesi birinci + ikinci veya ikinci derece yanıkları olan hastalara kıyasla daha yüksek olduğu bulundu. Hastaların yanığa özel ağrı anksiyete ölçeğinden aldıkları toplam puanın ortalama değeri 42,41±16,76 olduğu bulundu. Anahtar kelimeler: Yanık Ağrısı, Anksiyete, Yanık Ünitesi

AnksiyeteAğrıTedavi+2
Tuğçe Bacak
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek gerilim elektrik yanıklarında fleplerin kullanım alanları

AmaçBu çalışmanın amacı; yüksek gerilim elektrik yanığı sonrası oluşan geniş ve vital dokuları açıkta olan defektlerin erken debridmanı ve olası en kısa sürede güvenilir, kanlanması iyi bir fleple rekonstrüksiyonu, anatomik bölgelere göre flep seçiminde bir algoritma oluşturmak ve hastada maksimum fonksiyonel kazanç elde edilmesidir. Bu amaca hizmet edecek flebin seçimi istenilen hedefe ulaşmada önemli bir faktördür.Gereç ve YöntemRetrospektif ve klinik olarak yapılan bu çalışmada,1988- 2008 yılları arasında yüksek gerilim elektrik yanığına maruz kalan toplam 633 hastadan fleple onarımı yapılan 103 hasta incelendi. Hastalar cinsiyet, yaş, yanık yüzdesi, ek travma, fasyotomi sayısı, amputasyon seviyesi, yatış süresi, flep çeşitleri ve komplikasyon parametrelerine göre incelendi. Yüz üç hastada toplam 138 fleple onarım yapıldı. Üst ekstremitede defekti olan 88 hastadan 45'ine groin flep, 15'sına pediküllü kas veya kas-deri flebi, 15'ine lokal fasyokutan flep, 5'ine submammarial flep, 2'sine adipofasyal ?turn-over? flebi, 2'sine serbest latissimus dorsi (LD) flebi, 2'sine pediküllü ters akımlı dorsal metakarpal arter (TADMF) flebi, 1'ine pediküllü superfisial eksternal pudental arter (SEPA) flebi uygulandı, 1'ine pediküllü rektus abdominis miyokutan flep. Alt ekstremite defekti olan 29 hastadan 9'una sural flep, 4'üne serbest LD flebi, 10'una lokal fasyokutan flep, 3'üne adipofasyal ?turn-over? flebi, 1'ine faysa flebi, 1'ine fasyokutanöz ada flebi, 1'ine pediküllü gastroknemius kas flebi uygulandı. Skalp defekti olan 19 hastadan 10' una lokal skalp flebi, 3' üne serbest LD kas veya kas-deri flebi, 2'ne fasya flebi,1'ne serbest transvers rektus abdominis miyokutan (TRAM) flebi,1'ine fasyokutanöz ada flebi, 1'ine serbest serratus kas flebi, 1'ine pediküllü trapezius miyokutan flebi uygulandı. Penis yokluğu olan 2 hastadan 1' ine serbest fibula osteokutan, diğerine ise serbest radial önkol fasyokutan flebi uygulandı. Bu onarımlar sonucunda anatomik bölgelere göre flep seçiminde bir algoritma oluşturuldu.Hastalar postoperatif 1, 3, 6, 12 aylık ve sonra da yıllık periyodlarla takip edildi. Bu takipler sonucu gerekli hastalara fonksiyonel amaçlı girişimler uygulandı.BulgularHastalar ortalama 31 ay takip edildi. Bu süre içinde sekonder girişimleri yapılan hastalarda flep adaptasyonunun iyi olduğu görüldü. Yüz otuz sekiz flepten 3 serbest LD flebinde,1 pediküllü gastroknemius kas flebinde,1 groin flepte ve 2 lokal fasyokutan flebinde tam ve 19 farklı flepte parsiyel nekroz gelişti. Bu fleplerin 6'sında enfeksiyon ve 1'inde hematom olduğu görüldü.SonuçSonuç olarak; yüksek gerilim elektrik yanığı sonrası oluşan defektlerin erken seri debridmanı ve debridman sonrası açıkta olan vital yapıların biran önce uygun bir fleple rekonstrüksiyonu önemlidir. Mevcut defektlerin rekonstrüksiyonu için oluşturulan algoritmaya uygun olarak; üst ekstremitedeki defektlerin groin flebiyle, pediküllü LD kas veya kas-deri flebiyle veya defekt etrafında sağlam dokular mevcutsa lokal fasyokutan fleplerle, alt ekstremite defektlerinde sural ve serbest LD kas flebiyle, skalp defektlerinde skalp veya serbest fleplerle ve penis rekonstrüksiyonunda serbest fleplerle onarım yapıldığı hastalarda rekonstrüksiyonun daha başarılı ve uygun olduğu sonucuna varılmıştır.

AlgoritmalarCerrahi fleplerCerrahi-plastik+3
Rauf Kerimov
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı korozif özofagus yanıklarında gastroözofageal reflü sıklığını etkileyen faktörler

Amaç: Bu çalısmanın amacı korozif özofagus darlıklı hastalardagastroözofageal reflü sıklıgını ve bu sıklıgı etkileyen risk faktörlerini arastırmaktır.Gereç ve Yöntem: Korozif madde içimi nedeni ile 2003-2010 yılları arasındaklinigimize basvuran 52 darlık gelisen ve 18 gelismeyen, toplam 70 hasta çalısmayadahil edildi. Darlık ve reflü varlıgına göre olusturulan hasta grupları, içilen maddeler,klinik bulgular, inceleme yöntemlerinin sonuçları, darlık özellikleri ve tedavi basarısıaçılarından karsılastırıldı.Bulgular: Yas ortalamaları 48±35,9 (6-170) ay olan 70 hastanın 40'ı erkek, 30'ukızdı. Reflü sıklıgı darlık gelisen hastalarda (% 63,5), gelismeyen kontrol grubuna göre(% 33,3) anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). Alkali darlıklarında 1,62 kat dahafazla reflü saptandı. Reflü tanısı, darlıgı olan hastaların 28'inde özofageal pHmonitorizasyonu, 5'inde endoskopik özofajit bulgusu ile kondu. Reflüsü olan veolmayan hastalar arasında darlık sayısı ve yerlesimi açılarından anlamlı farksaptanmazken, ortalama darlık uzunlugu reflüsü olanlarda (3,7±1,8 cm), olmayanlara(2,2±1,0) göre anlamlı derecede yüksekti (p<0.005). Uzun darlık reflü riskini 1,938 katartırmıstı. Ortalama tedavi süresi reflülü hastalarda 8,41±6,12, diger grupta 8,21±8,4 ayidi ve iki grup arasında dilatasyon sıklıgı, kullanılan dilatatör çapları açısından da farksaptanmadı (p>0.05).Sonuç: Korozif özofagus darlıgına sıklıkla reflü eslik etmektedir ve darlıgınuzun olması bu noktada önemli bir risk faktörüdür. Reflünün kısa vadede dilatasyontedavisi üzerine olumsuz etkisi gösterilememistir. Yine de, bu kadar yüksek reflü sıklıgıözofajit ve Barrett özofagus riskini artıracagından, bu hasta grubunun rutin olarakreflünün uzun dönem etkileri açısından izlenmesini ve daha genis hasta gruplarında buetkilerin ileriye dönük olarak arastırılmasını öneriyoruz.Anahtar Kelimeler: Gastroözofageal reflü, korozif özofagus darlıgı, özofagealpH monitorizasyonu, özofagoskopi, özofajit.

GastroskopiGastroözofageal reflüYanıklar+4
Zerrin Özçelik
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

1993-2013 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi yanık ünitesinde tedavi gören pediatrik olguların retrospektif analizi

Amaç: Yanık vücudun karşılaşabileceği ağır travmalardan biri olup pediatrik yaş grubunun hassas fizyolojik dengelerini dramatik olarak etkilemektedir. Yanığın akut dönemde yarattığı komplike klinik seyri tedavi etmek ve sonrasında gelişen morbidite ile başa çıkmak ancak deneyimli kliniklerde başarılabilir. Çalışmamızda 1993-2013 yılları arasında takip edilen 1155 hastayı retrospektif olarak değerlendirerek yıllar içinde demografik dağılımda ve tedavi sonuçlarında görülen değişiklikleri saptamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: 1993-2013 yılları arasında yanık ünitemize takip edilen ve sağlıklı olarak verilerine ulaşılabilen 1155 pediatrik (0-18 yaş) olgunun başvuru yılları, yaş grupları, cinsiyetleri, yanık yüzdeleri ve derecelerini, başvurdukları mevsim ve aylar, ikamet ettikleri yerler, ilk başvuru merkezleri, kliniğimize ilk başvuru günleri, uygulanan tedavi şekilleri, tedavi sonuçlarına ve eksitus olan hastaların mortalite nedenleri değerlendirilmiş ve sonuçlar SPSS 17. 0 paket programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada tedavi sonucunu etkileyen risk faktörlerinin belirlenmesinde Lojistik Regresyon analizi kullanılmış olup, tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0. 05 olarak alınmıştır. Bulgular: Hastaların ortalama yanık yüzdesi 21 ve ortalama yaşı 6. 2'dir. En sık görülen yanık tipi haşlanma tipi yanık olduğu saptanmıştır. En sık mortalite alev yanıklarına bağlı görülmektedir. Mortalite oranımız % 20. 3 olarak bulunmuş olup yıllar içinde azalma göstermektedir. En sık sebep sepsis iken, akut böbrek yetmezliği ve gastrointestinal kanamalara bağlı ölüm yıllar içinde azalmıştır. Sonuç: Tüm bulgular irdelendiğinde; yaş, yanık yüzdesi ve yanık derecesinin mortaliteyi etkileyen bağımsız risk faktörleri olduğu bulunmuştur. Yanık yüzdesi mortalite ihtimalini 1.2 kat, yanık derecesi ise 10.1 kat arttırmaktadır. Yanıklar özellikli planlama gerektiren sağlık problemleri kapsamında olup çocuklarda takip ve tedavi süreci çok daha karmaşık seyretmektedir. Tedavide multidisipliner ekibinin görev aldığı özelleşmiş ünite ve merkezler olmadan bu sorunun aşılması mümkün değildir. Bu konuda halkı bilinçlendirmek ve asgari önlemlerle bu travmanın önüne geçmeye çalışmak ise atılması gereken en önemli adımdır. Anahtar Kelimeler: Pediatrik, Yanık, Mortalite, Risk faktörü, Yanık etiyolojisi

EtyolojiMortalitePediatri+5
Gökçen Oran
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kliniğimizce tedavi edilen Suriye iç savaşı mağduru pediatrik hastaların değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç; Yaşanan iç savaş sonucu sağlık sistemleri çöken Suriyeli hastalar Türkiye sınırını geçerek tıbbi yardım almak amacıyla hastanemize başvurmuşlardır. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Kliniğince opere edilen Suriye iç savaşı mağduru çocuk hastaların operasyon nedenlerini, tedavi seçeneklerini ve sonuçlarımızı değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem; Çalışmamız içingerekli izinlerin alınmasının ardından 2012Ocak- 2015 Temmuz ayı içerisinde kliniğimizde ameliyat edilmiş Suriyeli çocuk hastalar dosya kayıtlarından retrospektif olarak incelendi. Araştırmamızda yaş, cinsiyet, etyoloji, operasyon bölgesi ve rekonstrüksiyon seçeneklerimiz tanımlandı. Bulgular; Opere edilen Suriyeli çocuk hasta sayısı 73 olarak saptandı. Bu hastaların 47 tanesi (%64,3) erkek, 26 tanesi (%35,7) kız çocuğu idi. Yaş ortalaması 6,46 olarak bulundu. Suriyeli çocuklar en sık konjenital nedenlerle (n:44) opere edildi, ikinci sırada ise savaş yaralanmaları (n:25) yer aldı. En sık konjenital anomali yarık dudaktı (n:17) ve en sık rekonstrüksiyon seçeneği olarak Millard yöntemi (n:16) ile onarım uygulandı. En sık savaş yaralanması nedenleri ise blast etkisi sonucu oluşan doku defektleri (n:11) ve termal yanıklardı (n:11). Sonuç;Yaşanan iç savaşı sonucu hem kendi kliniğimiz hem de diğer kliniklerde artan travmatik hastalarla ilgilenmek için yara bakım timi kurduk. Kompleks yaralanmaları olan ve zorlayıcı fizyolojiye sahip çocuk hastalarla baş etme konusunda ekipçe deneyim kazandık. En sık başvuru nedeninin konjenital hastalıklar olması savaşın neden olduğu sağlık sorunlarının sadece savaş cerrahisi ile sınırlı kalmadığını göstermiş oldu. Anahtar Kelimeler;Suriye iç savaşı, Yanık,Travma, Flep, Çocuk

CerrahiCerrahi fleplerCerrahi-plastik+7
Berat Çiğdem
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İkinci derece derin temas yanığı rat modelinde botulinum toksin A'nın yara iyileşmesine etkisi

Giriş ve Amaç: Yanık hem mortalite hem morbidite açısından insanoğlu için çok önemli fiziksel ve psikolojik bir travmadır. Yanığın hem erken hem de uzun dönem tedavisi halen sorun olmaya devam etmektedir. Botulinum toxin A daha önce; hiperkinetik ve distonik bozukluklar, spastisite, fasiyal asimetri, reyno fenomeni, migren tedavisi, post operatif pektoral kas spazmı, flep pedikülüne geciktirme ve hipertrofik skar amacı ile kullanılmıştır. Botulinum toxin A' nın inflamasyon fazı üzerine olan etkileri incelediğinde yanık sonrası staz zonunda oluşan inflamasyonada etkili olabileceği düşünülebilir. Bu çalışmanın amacı Botulinum toxin A' nın yanık sonrası staz zonunda meydana gelen yara iyileşmesine olan etkisinin incelenmesidir. Materyal ve Metod : Çalışmada 20 adet 200-225 gram erişkin Spraque-Dawley cinsi rat kullanıldı. Kontrol grubu 10 adet, botox grubu 10 adet olacak şekilde 2 gruba ayrıldı. Yanık işleminden önce 90 mg/kg Ketamin-HCl (Ketalar®, Pfizer) ve 10 mg/kg Xylazin-HCl (Rompun®, Bayer) karışımı intramusküler verilmesiyle anestezi oluşturuldu. Ratların sırtında kaynar suda bekletilmiş metal blok ile 2. derece derin yanık oluşturuldu.Yanık sonrası kontrol grubuna serum fizyolojik, botox grubundaki her bir rata 9 IU botulinum toxin A verildi. Yedi gün sonra tüm ratlara kuyruk venlerinden işaretli radyoaktif madde (Technetium 99 methoxyisobutylisonitrile) verildi. Daha sonra yanık sırt alanları eksize edildi sintigrafik görüntüleme yapıldı. Ardından bu spesmenler histopatolojik inceleme amacı ile formaldehit ile fikse edildi. Hemotoksilen eosin ve Masson trikrom yöntemleri kullanılarak staz zonundaki fibrozis düzeyleri, granülasyon, inflamatuar yanıt, vaskülarizasyon ve epitelizasyon değerlendirildi. Bulgular: Sintigrafik görüntülemede staz zonundaki viabilite botox grubunda anlamlı bir şekilde daha yüksek bulundu. Botox grubunda kontrol grubuna göre epitelizasyon anlamlı bir şekilde daha yüksek bulundu. İnflamasyon ve granülasyon dokusu botox grubunda daha düşük tespit edildi. Fibrozis ve vaskülarizasyon açısından gruplar arasında anlamlı bir fark tespit edilmedi. Sonuçlar: Yanık staz zonu iyileşmesinde inflamatuvar yanıtın kontrol altına alınması hasarın azaltılmasında etkilidir. Bu öngörüden yola çıkarak çalışmamızda botulinum toxin A'nın inflamasyonun erken fazını baskılayıp yanık staz zonunda geri dönüştürülebilir hasarın azalmasına neden olabilir. Çalışmamızda botulinum toxin A uygulanan staz zonunda antiinflamatuvar etki görülüp staz zonundaki hasarın azaldığı tespit edilmiştir. Bu yönüyle botulinum toxin A'nın daha geniş çalışmalarla desteklenerek yanık hasarının azaltılması açısından kullanılabileceği öngörülmüştür. Çalışmamızın sonucunda botulinum toxin A'nın bu mekanizmaların moleküler düzeyde gösterilmesi için immünohistokimyasal çalışmalara ihtiyaç duyulacağını düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler : Staz zonu, Botulinum toxin A, İnflamasyon

Botulinum toksinleriSıçanlarYanıklar+3
Serkan Sabancıoğullarından
Çukurova University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yanığa özel ağrı anksiyete ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenilirlik çalışması

Yanığa Özel Ağrı Anksiyete Ölçeği'nin Türkçe Geçerlik ve Güvenilirlik Çalışması Bu çalışma, Yanığa Özel Ağrı Anksiyete Ölçeği'ni Türkçe'ye uyarlamak ve geçerlik güvenilirliğini test etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi ve Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi yanık ünitelerinde Nisan 2016-Temmuz 2017 tarihleri arasında metodolojik olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini bu tarihler arasında üniteye yatan yanıklı hastalar, örneklemini ise araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü toplam 50 hasta oluşturmuştur. Geçerlik-güvenilirlik analizinde dil, kapsam, yapı geçerliği ve güvenilirlik analizleri kullanılmıştır. Yanığa Özel Ağrı Anksiyete Ölçeği'nin çeviri-geri çeviri yöntemi ile dil geçerliliği analiz edilmiş ve uzman görüşleri ile kapsam geçerliliği yapılmıştır. Yapılan açıklayıcı faktör analizi sonucunda ölçeğin tek faktörlü bir yapıya sahip olduğu ve faktör yüklerinin (0,727-0,910) yeterli düzeyde olduğu saptanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda ise ölçeğin uyum indekslerinin uygun aralıklarda olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin iç tutarlılık analizleri sonucunda madde toplam puan korelasyonlarının (0,59-0,96) yeterli ve Cronbach alfa katsayısının 0,95 olduğu bulunmuştur. Yanığa Özel Ağrı Anksiyete Ölçeği'nin Türkçe geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı oluğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Yanıklı hasta, Ağrı, Anksiyete, Geçerlik, Güvenilirlik.

AnksiyeteAğrıGüvenilirlik ve geçerlilik+3
Sevgi Deniz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Majör yanıklı hastalarda erken dönem fizyoterapinin biyokimyasal parametreler üzerine etkisi

Murat A, Ç. Majör Yanıklı Hastalarda Erken Dönem Fizyoterapinin Biyokimyasal Parametreler Üzerine Etkisi. Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2017. Çalışma, majör yanıklı hastalarda erken dönem fizyoterapinin biyokimyasal parametreler üzerine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmamıza; yaşları 21-47 arasında değişen 10 kadın (%50), 10 erkek (%50) toplam 20 hasta alındı. Çalışmamıza katılan bireyler, tedavi ve kontrol gurubu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Tedavi grubundaki hastalar, hastaneye yattıkları ilk günden itibaren rutin tedavilerine (medikal, cerrahi vs.) ek olarak haftada 4 gün olmak üzere fizyoterapi programına alındılar. Fizyoterapi programı ; erken mobilizasyon ve ambulasyon eğitimi, pulmoner fizyoterapi, aktif ve pasif normal eklem hareketi egzersizleri gibi parametreleri içermekteydi. . Tedavi günleri salı, çarşamba, perşembe ve cuma günü olarak belirlendi. Pazartesi ameliyat günü olduğundan hastalara tedavi yapılamadı. Kontrol grubu, fizyoterapi almak istemeyen hastalardan oluşturuldu. Çalışmaya dahil edilen tüm hastaların hastaneye yatışlarından itibaren 6 hafta boyunca haftalık olarak değerlendirmeleri yapıldı. Değerlendirmede demografik bilgiler, yanık hasarının özellikleri, total protein, c-raktif protein, fibronektin, transferrin ve prealbumin gibi parametrelere bakıldı. Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında; tüm biyokimyasal parametrelerde tedavi grubu lehine anlamlı fark gözlendi (p<0.05). Özellikle yanık hastalarında, hastalığın klinik seyri ve hastanın mortalitesi üzerinde direk etkili olduğu düşünülen prealbuminde tedavi grubunda 2. haftadan itibaren anlamlı bir yükselme görüldü (p<0.05). Yara iyileşmesinin tüm fazlarında yer alan akut yara iyileşmesi hakkında da bilgi veren fibronektin de tedavi grubunda 4. haftadan itibaren anlamlı bir artış gözlendi (p<0.05). Sonuç olarak, majör yanık sonrası görülen hipermetabolik cevabın etikisinin azaltılmasında, erken dönem fizyoterapinin mutlaka tedavi planı içinde yer alması gerektiği görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: Majör yanıklar, Prealbumin, Fibronektin, Transferrin, Erken Fizyoterapi

BiyokimyaFibronektinlerFizik tedavi+5
Murat Ali Çınar
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı yanık türlerinde kas tonusu ve elastisitesi ile ağrının incelenmesi

Bu çalışma, farklı yanık türlerinde kas tonusu ve elastisitesi ile ağrının incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmamızda; yaşları 18-65 yaş arasında değişen 10 kadın (% 27), 27 erkek (%73) toplam 37 birey katıldı. T.C Sağlık Bakanlığı 25 Aralık Devlet Hastanesi yanık kliniğine yatan bireyler; alev (n=15), elektrik (n=10) ve haşlanma (n=12) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Bireyler yatış sonrası ilk gün ve 3. ve 6. haftadaki pansuman değişimlerinin olduğu gün değerlendirildi ve veriler kaydedildi. Bireylerin demografik bilgileri ve yanık hasarının özellikleri çalışma başlangıcında alındı. Yanığın etkilediği bölgelerde kas tonusu, sertliği, elastisitesi, ağrı şiddeti, eklem hareket açıklığı, çevre ölçümleri yapıldı. Yanık alanları değerlendirildiğinde gruplarda en çok kol ve ön kol etkilenen bölge olurken en az etkilenen bölge ayak-ayak bileğidir. Toplam vücut yanık yüzdesi; alev (% 31) ve elektrik (% 32) yanıklarında benzerken haşlanmaya yanıklarına (%17) göre daha fazlaydı (p<0,05). Çalışma başlangıcında alev ve elektrik yanıklarında ağrı benzer bulunurken haşlanma yanıklarına göre daha fazlaydı (p<0,05) 3.haftadaki ağrı düzeyi benzerdi (p>0,05). Elektrik ve haşlanma grubunda çalışma süresince ağrı azalırken (p<0,05), alev grubunda ağrı değişmedi (p>0,05). Sağ ve sol kol çevre ölçümü çalışma başlangıcı ve 3. haftada alev ve elektrik yanık grubunda benzerken haşlanma grubunda daha fazlaydı (p<0,05). Diğer tüm çevre ölçümü parametreleri aynıydı (p>0,05). Çevre ölçümü değerleri üçüncü haftaya doğru tüm gruplarda azaldı (p<0,05). Kas tonusu, sertliği ve elastisitesi ile eklem hareket açıklığı çalışma başlangıcında ve sonrasında benzerdi (p>0,05). Bu süre boyunca farklı tipteki yanık gruplarımızda kas tonusu ve sertliğinde azalma olurken (p<0,05), elastikiyette değişiklik olmadı (p>0,05). Normal eklem hareketlerinde gruplarımızda hareket limitasyonları oluĢtu (p<0,05). Sonuçta alev yanıklarının tedavilerinde ağrıya yönelik farklı uygulamalar yapılmalıdır, majör yanıkların hepsinde erken dönemde kas tonusu ve elastikiyetini artırmak, eklem limitasyonlarını önlemek için uygulanacak rehabilitasyon programları bu konuda düzenlenmelidir. Anahtar kelimeler: yanık, kas, ağrı, viskoelastisite

AğrıKas tonüsüKaslar+3
Engin Ramazanoğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Erken dönem yanık hastalarında metabolizma hızına göre belirlenen egzersiz protokolünün koagülasyon, fibrinolitik aktivite ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisinin araştırılması

Bu çalışma, erken dönem yanık hastalarında metabolizma hızına göre belirlenen egzersiz protokolünün koagülasyon, fibrinolitik aktivite ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, 25 Aralık Devlet Hastanesi Yanık Merkezi, servis ve yoğun bakım ünitesinde yatan toplam 25 hasta dahil edildi. Hastalar tabakalı randomizasyon yöntemiyle, 1-standart tedavi grubu, 2- standart tedavi +aerobik eğitim grubu, 3- standart tedavi + metabolizma hızına göre geliştirilen egzersiz protokolü grubu olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Bireyler hastaneye yattıkları ilk günden itibaren 6 hafta boyunca haftalık olarak değerlendirildi. Koagülasyon ve fibrinolitik aktivite değerlendirilmesi için D-Dimer, fibrinojen, trombosit ferritin, protrombin zamanı (PT), aktive parsiyel tromboplastin zamanı (APTT) biyokimyasal parametreleri kullanılırken, fonksiyonel kapasitenin değerlendirilmesi için de 6 dakika yürüme testi (6DYT), fizyolojik tüketim indeksi (FTİ) ve MRC kas kuvvet ölçümleri kullanıldı. Tüm hastaların metabolizma hızlarının ölçümü için taşınabilir indirekt kalorimetre kullanıldı. Standart tedaviye ek olarak verilen aerobik egzersizler ile metabolizma hızına göre oluşturulan egzersiz protokolü standart tedaviye göre fonksiyonal kapasite, koagülasyon ve fibrinolitik aktivite üzerinde daha etkiliydi (p<0.05). Metabolizma hızına göre oluşturulan yeni egzersiz protokolündeki hastalarda fonksiyonel kapasitede düzelme, koagülasyon ve fibrinolitik aktivitede normal değerlere gelme iki gruba göre daha hızlıydı (p<0.05). Çalışmamızda d-dimer değerleri tüm gruplarda değerlendirildiğinde 3. Gruptaki bireylerin d-dimer değerlerinin diğer gruplara göre haftalık düzelme oranının daha iyi olduğu ve referans değerlerine ulaşan hasta sayısının da daha fazla olduğu görüldü (p<0.05). Sonuç olarak, yanık hastalarında travmadan hemen sonra ortaya çıkan endotel hasarının, doku hipoperfüzyonunun ve hipoterminin etkileri egzersiz ile en aza indirilebileceği ve bu sayede yanık sonrası görülen koagülopati insidansının da düşebileceği görüşüne varıldı. Yanık hastalarında egzersiz planlanırken metabolizma hızının da dikkate alınması gerektiği belirlendi. Bu konuyla ilgili yeni çalışmalara ihtiyaç vardır

Bazal metabolizmaEgzersizFibrinolitik sistem+4
Murat Ali Çınar
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Pelin otu (Artemisia absinthium L.) ekstresi içeren kitosan temelli hidrojellerin deneysel sıçan yanık modeli üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Antik çağlardan beri çok sayıda hastalığın tedavisinde yararlanılan pelin otu (Artemisia absinthium L.) geleneksel olarak yanık ve yaralarda iyileştirici etkileri sebebiyle kullanılmaktadır. Tüm dünyada önemli bir halk sağlığı problemi olarak görülen yanık, her bireyin başına herhangi bir zaman diliminde gelebilen ağır travmalardandır. Yanık yönetimi erken cerrahi müdahale, sistemik ilaçlar ve yara bakımını içeren kompleks bir süreçtir. Yara bakımı amacıyla hidrojel yara örtüleri sıklıkla yanık tedavisinde tercih edilmektedir. Yara bölgesine gerekli nemi sağlaması, bariyer görevi görmesi, içerdiği biyoaktif moleküllerin kontrollü salınımını gerçekleştirmesi sebebiyle yaygın kullanımı mevcuttur. Ancak ülkemizde bulunan yara örtüleri hala yetersiz sayıda ve kolay ulaşılabilir değildir. Bu sebeple farklı dozlarda pelin otu ekstresi içeren kitosan temelli hidrojel örtüler üretilerek deneysel sıçan yanık modeli üzerindeki etkileri incelenmiştir. İlk olarak etanolik pelin otu ekstresi içerisindeki belirli fenolik bileşikler LC-MS/MS cihazıyla tespit edilmiştir. Etkileri araştırılan üç doz pelin otu ekstresinin antioksidan aktivitesi DPHH yöntemiyle hesaplanmıştır. Üretilen yara örtülerinin iki farklı bakteri suşu üzerindeki antimikrobiyal aktivitesi disk difüzyon metoduyla test edilmiştir. Deneysel yanık modeli oluşturulmuş 48 Sprague-Dawley dişi sıçandan 3. ve 21. günde alınan dokular histopatolojik olarak on bir kategoride incelenmiştir. ELISA yardımıyla doku IL-1α, IL-6, IL-10 ve TNF-α seviyeleri ölçülmüştür. Histopatolojik incelemeden elde edilen non-parametrik veriler IBM SPSS Statistics 26.0 istatistik programı kullanılarak Fisher Kesin Olasılık Testi Monte Carlo Simülasyonu yardımıyla analiz edilmiştir. Doku sitokin seviyelerinden elde edilen veriler JASP 0.17 istatistik programıyla analiz edilmiştir. Bağımlı değişkenin gün ve gruplar arasındaki ilişkisi İki Faktörlü Varyans Analizi kullanılarak test edilmiştir. İstatistiksel analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Pelin otu ekstresi içerisinde toplamda on beş fenolik bileşik kantitatif olarak tespit edilmiştir. Yüksek, orta ve düşük doz pelin otu ekstrelerinin antioksidan aktivitesi sırasıyla %91,1 ± 0,054, %89,6 ± 0,012 ve %84,1 ± 0,02 olarak hesaplanmıştır. Üretilen hidrojel örtüler Staphylococcus aureus (ATCC 29213) ve Pseudomonas aeruginosa (ATCC 27853) suşları üzerinde herhangi bir antimikrobiyal aktivite göstermemiştir. Histopatolojik incelemede 21.günden elde edilen fibrozis sonuçları istatistiksel olarak anlamlıdır. Doku sitokin seviyeleri tüm gruplarda pg/ml düzeyinde belirlenmiştir. Sonuç olarak; pelin otunun yara iyileşmesini çeşitli etki mekanizmalarıyla hızlandırdığı ve kitosan temelli hidrojel formunda yara örtüsü olarak kullanımının uygun olduğu sonucuna varılmıştır.

Artemisia absinthiumBitki özütüHayvan deneyleri+6
Meryem Aydın
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda korozif madde içimine bağlı gastrointestinal kanal yaralanmaları

Giriş: Bu çalışmada korozif madde alımına bağlı olarak kliniğimize başvuran hastaların sonuçları retrospektif olarak incelenerek sonuçları literatür ışığında değerlendirilmek amaçlanmıştır.Olgular ve Yöntem: Kliniğimizde 2000-2012 yılları arasında korozif madde alımı nedeni ile başvuran ve kliniğimize yatırılıp takip ve tedavisi yapılan hastalar yaş, cinsiyet, başvuru nedeni, içtiği madde, lezyonun lokalizasyonu, tanı ve tedavi yöntemleri, morbitide ve mortalite açısından değerlendirildi.Bulgular: Çalışmamızda korozif madde alımı nedeni nedeniyle takip ve tedavisi yapılan 270 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastaların 156'sı erkek (%57,8) ve 114'i kız (%42,2) idi. Hastalarımızın korozif madde alımı ile kliniğimize başvuru arasında geçen süren hastalarımızın %57'sinde ilk 2 saat içinde idi. Korozif madde alımı en fazla (%40,7) 0-3 yaş grubunda, ikinci olarak (%32,2) 3-6 yaş gurubunda görüldü. En sık içilen korozif madde kireç çözücü (%28,9) olduğu bulundu. Bunu tuz ruhu (%25,6) ve yağ çözücü (%19,2) izledi. Hastalarımızın en sık muayene bulguları dudak, ağız, orofarenksde şişlik (%66,6), kusma (24,8) ve disfaji (%20,3) idi. 87 hastamıza endoskopi yapıldı.Endoskopi yapılabilen hastalarımızın %34,5'inde Grade 1 yanık, %39,2 olguda grade 2a yanığa raslanıldı. Akut dönemde tüm hastaların beslenmesi kesilip intravenöz sıvı tedavisi verilmiştir. Ek olarak antibitik ve steroid tedavisi başlanmıştır. Takiplerde 56 (%20,7) hastada uzun dönemde özofagus darlığı, 15 hastada(%15,5) mide çıkış obstruksiyonu saptanmıştır.Sonuç: Korozif özofagus ve mide yanıkları çocuklarda, özellikle ilk 6 yaş grubunda, önemli bir sağlık problemi olmaya devam etmektedir. Özofagus ve mide yanığının sonuçları göz önüne alındığında önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenlerle özofagus ve mide yanığına neden olan korozif maddelerin, hem üreticiler ve hem de tüketiciler açısından bilinçli şekilde kullanılması oldukça önemli bir durum oluşturmaktadır.Anahtar kelimeler: Korozif madde, özofagus striktürü, mide çıkış obstruksiyonu

Mide hastalıklarıYanıklarYanıklar-kimyasal+3
Filiz Gündüz
Gaziantep University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda deneysel olarak oluşturulan kornea alkali yanıklarının tedavisinde amniyon sıvısının etkinliğinin araştırılması

Korneanın epitel bütünlüğünü bozan direkt veya endirekt sebeplerden kaynaklanan bir yıkımlanma olduğu zaman, mikroorganizmaların gözün epitelden geçişine izin vererek korneada ülserasyon başlatabilir. Kornea alkali yanıkları da korneanın bütünlüğünü bozarak ülser hatta perforasyona yol açabilirler. Kornea alkali yanıklarında sağaltım uygulanırken şu hususlara dikkat edilir. Kimyasal ajan ortamdan uzaklaştırılır ve reepitelizasyon yeniden oluşması sağlanır. Bunun için çok sayıda medikal tedavi seçeneği mevcuttur. Bunlardan biride amniyon zarı ve amniyon sıvısı uygulamalarıdır. Amniyon zarı barındırdığı çok sayıdaki büyüme faktörü sayesinde epitelizasyonu hızlandırır, fibroblastik aktiviteyi artırır ve böylece kollajen sentezine katkıda bulunarak ağrı ve enflamasyonu azaltıcı etki gösterir. Bu çalışma korneada deneysel olarak oluşturulan alkali yanıklar üzerine amniyon sıvısının etkinliğini araştımak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada toplam 30 adet dişi albino rat kullanıldı. Ratlar rastgele 3 eşit gruba ayrıldı. I. ve II. gruplarda anestezi altında sağ gözlerde alkali yanık oluşturuldu. Bu amaçla 3 mm'lik filtre kağıdına emdirilen 2 N NaOH solüsyonu 40 saniye süreyle kornea üzerinde bekletildi. III. Grupta ise herhangi bir işlem yapılmadı. Yirmi gün süreyle I. ve III. gruptaki ratlara sığır amniyon sıvısı, II. gruptaki ratlara ise serum fizyolojik günde 3 kez ikişer damla damlatıldı. Bu süre içerisinde oküler bulgular endirekt oftalmoskop ile korneadaki klinik iyileşme fluroscein ve rose bengal boyama kullanılarak değerlendirildi. Yirminci günün sonunda tüm gruplardaki ratlara ötenazi uygulandı. Korneadaki epitel iyileşme histopatolojik ve biyokimyasal olarak da incelendi. Klinik muayeneler sonunda gözyaşı sekresyonu, gözyaşı kırılma zamanı (GYKZ), fluroscein ve rose bengal boyama sonucu ile elde edilen bulgular amniyon sıvısı uygulanan I. grupta daha tatmin ediciydi, kontrol grubundaki ratlarda elde edilen sonuçlar birinci gruba göre daha kötüydü. Yapılan biyokimyasal değerlendirmelerde ise I. gruptaki ratlarda korneadaki GSH-Px, MDA ve GSH düzeylerindeki artış biyokimyasal olarak ortaya konulmuştur. Histopatolojik muayenelerde ise II. gruptaki ratların kornealarında I. gruba göre ödem ve vaskülarizasyon oldukça yaygın bir durumdaydı. Sonuç olarak amniyon sıvısının kornea alkali yanıklarında etkili olduğu, medikal ya da operatif tedaviye ek olarak kullanılmasının yararlı olacağı kanısına varılmıştır.

Amniotik sıvıGözHayvan deneyleri+5
Kemal Karabulut
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rat yanık yarasında bir hemostatik ajan olan ankaferd ve %0,9'luk sodyum klorür etkisinin karşılaştırılması ve araştırılması

Deri, en geniş organımız olarak vücudu koruyucu bir bariyerdir. Deri bütünlüğünün bozulmasına neden olan en sık nedenlerden birisi yanıkdır. Yanık tedavisi için birçok araştırma devam etmektedir. Tedavi için kullanılan ajanlardan bitkisel özlü olanlar dikkati çekmektedir. Ankaferd daha çok kanama kontrolü için kullanılır, ancak bitkisel özlü bir ajan olarak, antimikrobiyal etkileri de vardır. Buradan hareketle, ankaferdin yanık yaraları üzerindeki etkilerini, plasebo olarak kullanılan %0.9'luk NaCl ile karşılaştırmayı planladık. Deneysel çalışma toplam 24 adet sıçan üzerinde gerçekleştirildi. Tüm sıçanlar Kontrol, Yanık Kontrol, Ankaferd ve Serum Fizyolojik olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Deneklerin vücut yüzeylerinde 2x1 cm'lik 4 adet metal plakla 2. derece yanık oluşturuldu. Sıçanların yanık yara yerlerinden, 0., 7., 14., 21. gün biyopsiler alındı. Deney sonrası bulgular makroskopik ve histopatolojik olarak değerlendirildi. Fibroblast artışı değerlendirmesinde ankaferd grubu ile yanık kontrol ve serum fizyolojik grupları arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Konjesyon değerlendirilmesinde; 0.-7. Günlerdeki histopatolojik veriler arasındaki değişim miktarlarına bakıldığında ankaferd ile yanık kontrol grubu arasında anlamlı bir fark saptandı.7. günde ankaferd grubunda konjesyonda az artış görülürken, yanık kontrol grubunda konjesyonda şiddetli derecede artış görüldü. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. İnflamatuar hücre artışı değerlendirilmesinde ; 0.-7. gün ve 0.-21. günlerdeki histopatolojik veriler arasındaki değişim miktarlarına bakıldığında ankaferd ile yanık kontrol grubu arasında anlamlı bir fark saptandı. 7. günde ankaferd grubunda İnflamatuar hücrelerde az artış görülürken, yanık kontrol grubunda İnflamatuar hücrelerde şiddetli derecede artış, görüldü. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Epitelizasyon değerlendirmesinde ; 0.-7. gün ve 0.-21. günlerdeki histopatolojik veriler arasındaki değişim miktarlarına baktığımızda da yanık kontrol grubu ile izotonik ve ankaferd grupları arasında anlamlı bir fark saptandı.7. günde ankaferd grubunda epitelizasyonda çok artış görülürken, izotonik grubunda epitelizasyonda orta derecede artış görüldü. Oysa 7. günde yanık kontrol grubunda epitelizasyonda artış yoktu. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Ankaferdin, yanık kontrol grubuna kıyasla, konjesyon ve inflamatuar hücre artışını minimalize edip, epitelizasyonu artırdığı bu sayede, yara iyileşme sürecini hızlandırdığı fakat serum fizyolojik grubuna göre yara iyileşmesinde belirgin bir üstünlüğü olmadığı görüldü. Ankaferdin, epitelizasyon değerlendirilmesinde; yanık kontrol ve serum fizyolojik gruplarına göre daha üstün olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Yanık, Yara İyileşmesi, Epitelizasyon, Ankaferd

Ankaferd kanama durdurucuEpitelSodyum klorid+3
Erhan Cahit Özcan
Fırat University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yanık ve yara örneklerinden izole edilen mikroorganizma türlerinin belirlenmesi ve antimikrobiyal duyarlılıklarının araştırılması

Yanık hastalarında enfeksiyonlar, cilt bariyerinin bozulmasına bağlı olarak önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Pek çok mikroorganizma yanık ve yara enfeksiyonlarına yol açar. Enfeksiyon etkeni olarak; normal florayı oluşturan mikroorganizmaların dışında aerop ve anaaerop Gram pozitif ve/veya Gram negatif bakteriler ve mantarlar sorumludur. Yanık hastalarında dirençli hastane enfeksiyonları ile sık karşılaşılmaktadır. Hasta yatış süresi uzadıkça Gram negatif bakterilerle enfeksiyon şansı artmaktadır. Yanıklı hastalarda enfeksiyonların kontrolü için öncelikle yanık alanının kontaminasyonu engellenmeli, tam izolasyon sağlanmalıdır. Kültür ve antibiyogram testleri tedavi protokolünün belirlenmesinde önemli bir yol göstericidir. Bu tez çalışmasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Kliniği'nde yanık ve yara enfeksiyonu teşhisi ile yatan hastalardan alınan yanık ve yara yeri sürüntü örneklerinden izole edilen etken mikroorganizmalar ile bu mikroorganizmaların antibiyotiklere karşı duyarlılık ve dirençlilik durumlarının belirlenmesi amaçlandı. Çalışma, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalında Şubat 2012-Şubat 2013 tarihleri arasında yapıldı. Örnekleri Merkez Mikrobiyoloji Laboratuvarına gönderilen ve üreme saptanan 100 olgu (90'ı yara ve 10'u yanık) incelemeye alındı. İzole edilen bakterilerde disk difüzyon yöntemi kullanılarak antibiyotik duyarlılığı araştırıldı. İncelenen 100 yanık ve yara olgusunda ekimi yapılan örneklerden 24 ayrı cins/tür bakteri izole edildi, 2 olguda Candida spp. üredi. Yanık ve yaralarda, üreme olan örnekler arasında en sık Acinetobacter baumannii (%17) izole edildi, bunu ikinci sırada Koagülaz Negatif Stafilokok (%15) ve üçüncü sırada ise Staphylococcus aureus (%12) ve Escherichia coli (%12) izledi. Sonuç olarak ekimi yapılan yara ve yanık yeri örneklerinde birinci sıklıkta üreyen mikroorganizma Acinetobacter baumannii oldu. Anahtar kelimeler: Yara enfeksiyonları, yanık enfeksiyonları, antibiyotik duyarlılık testi.

Antienfektif ajanlarBakteriyemiMikroorganizmalar+4
Hilal Aydoğdu Çarkçı
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rat yanık yarasında gümüş sülfadiazin, povidon iyot ve izotonik sodyum klorür etkisinin araştırılması

Yanık; ısı, elektrik ve kimyasal maddelerin etkisine maruz kalan dokuların yaralanmasıyla ortaya çıkan önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışmada rutin uygulamada yaygın olarak kullanılan gümüş sülfadiazin, povidon iyot ve serum fizyolojik ile pansuman yöntemlerinin aynı şartlar altındaki yanık yarası üzerine olan etkilerinin incelenmesi amaçlandı.Çalışmamızda 28 adet erişkin Sprague Dawley dişi sıçanlar kullanıldı. Tüm sıçanlar kontrol, povidon iyot, serum fizyolojik ve gümüş sülfadiazin olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Deney hayvanlarında anestezi altında vücut yüzey alanının %10 `unu geçmeyecek şekilde 2x1 cm 'lik 4 adet kaynar suda ısıtılan metal plaklar ile ikinci derece yanık oluşturuldu. Kontrol grubuna deney süresince herhangi bir uygulama yapılmadı. Povidon iyot, serum fizyolojik ve gümüş sülfadiazin uygulanması ise her gün eter anestezisi altında yapıldı. Deneyin 0. , 7. , 14. ve 21. günlerinde anestezi altında biyopsi örnekleri alınarak rutin ışık mikroskobu takibi yapılıp parafin bloklara gömüldü. Bloklardan alınan kesitlere histolojik boyamalar yapıldı ve kollajen immünreaktivitesi için avidin - biotin - peroksidaz yöntemi uygulandı.Işık mikroskobik incelemelerde; tüm gruplarda inflamatuar hücre artışı, vaskülarizasyon, fibroblast proliferasyonu, kollajen oluşumu ve epitelizasyon bulguları histolojik olarak değerlendirilip istatistiksel analizleri yapıldı.Çalışmamızda yara iyileşmesi için tedavi gruplarında kullandığımız ajanların kontrol grubuna göre inflamatuar hücre artışı, vaskülarizasyon, fibroblast proliferasyonu, kollajen oluşumu ve epitelizasyon bulgularında istatistiksel olarak anlamlı kabul edilen `p' değerine rastlanmadı.Sonuç olarak; sodyum klorür, gümüş sülfadiazin ve povidon iyodun yanık yarasının derinliği ve /veya genişliği arttırılarak daha yeni ve geniş kapsamlı çalışmaların yapılarak klasik tedavide kullanılıp kullanılmayacağının gösterilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Yanık, Islak pansuman, Gümüş sülfadiazin, Povidon iyot

Gümüş sülfadiazinPovidon iyotSargılar+3
Emir Burak Yüksel
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Özofagus koraziv madde yanıklarının tedavisinde özofagus duvarı içine uygulanan kortikosteroitlerin tedaviye etkisi(Deneysel çalışma)

ÖZET Koroziv özefagus yanıkları (KÖY), genellikle oral yoldan, sülfürik asit ve hidroklorik asit gibi asitlerin ve çoğunlukla (% 75–90) potasyum hidroksit (KOH), sodyum hidroksit (NaOH) ve sodyum hipoklorit (NaClO) gibi kuvvetli alkali maddelerin alınması ile oluşur. Yanığın ileri düzeyde olduğu hastalarda striktür oranının %50'nin üzerine çıktığını gösteren çalışmalar mevcuttur. Tedavide ilk yapılması gereken yanığa sebep olan maddenin ne tür bir madde olduğunun araştırılmasıdır. Bu sırada hastanın hava yolunun açık tutulmasına dikkat edilmelidir. Koroziv özefagus yanıklarının tedavisinde temel taşı oluşturan antibiyotik ve steroid kullanımı deneysel hayvan çalışmaları sonucu bulunmuştur. Biz bu çalışmamızda rat özefagusalkali yanık modelinde kullanılan kortikosteroid ilaçları özefagus duvarı içine uygulayarak tedavideki etkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmada vücut ağırlıkları 235–300 gr arasında değişen strapless dawley türü 26 adet rat kullanıldı. Bütün gruplarda, Gehanno ve arkadaşlarının tarif ettiği Koroziv özofajitine benzer şekilde KÖY oluşturuldu, ratlar işlemden 12 saat önce aç bırakıldı ve genel anestezi uygulandı. Daha sonra birinci gurupta 2 rat diğer gruplarda 8'er rat olacak şekilde toplam 4 gruba ayrıldı. Grup I'deki ratların 1cm'lik özefagus segmentinin lümeni 1ml serum fizyolojik ile yıkandı. GrupII ratlara KÖY oluşturulduktan sonra parenteral antibiyotik (ampisilin) verildi. Grup III ratlara KÖY oluşturulduktan sonra antibiyotik (ampisilin) ve intramural kortikosteroid (deksametazon), grup IV ratlara ise paranteral antibiyotik (ampisilin) ve intramural kortikosteroid (prednizolon) tedavisi verildi. Bütün ratlar 21. günde dekapitone edilerek abdominal özefagusları histopatolojik inceleme için çıkarıldı. Çıkarılan özefagusun submukoza tabakasındaki kollojen artışı, muskularis mukoza tabakasında oluşan hasar ve tunika muskularis tabakasında oluşan hasar histopatolojik olarak belirlendi. Araştırma sonucunda Grup I'de hasar olmadığı görüldü. Grup I ile Grup II, III, IV karşılaştırıldığında Grup II, III ve IV'de her üç parametrede hasar saptandı. Grup II, Grup III ile karşılaştırıldığında Grup III'de hasarın daha az olduğu saptandı. Grup II, Grup IV ile karşılaştırıldığında muskularis mukoza tabakası ve tunika muskularis tabakası hasarı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Sonuç olarak özefagus duvarı içine uygulanan steroid maddelerin her ikiside kollojen sentezini azaltabilir, striktür oluşumunu ve inflamasyonu azaltabilir. İki steroid madde karşılaştırıldığında ise prednizolon muskularis mukozaya kadar ilerleyen yeni kollojen sentezini azaltabililir. Darlık oluşumunu azaltıcı etkisi özefagus duvarı içine uygulanan deksametazona benzerlik gösterir, bu iki steroid arasında anlamlı fark yoktur. Anahtar kelimeler: Koroziv özefagus yanığı, alkali madde, kollojen, prednizolon, deksametazon.

Adrenal korteks hormonlarıAlkalilerDeksametazon+6
Derya Tüten Özdemir
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Korozif özofagus yanıklarında gelişecek striktürü engellemek için striktür oluşmadan özofagusa stent yerleştirmenin, striktür oluştuktan sonra balon dilatasyon ve kesici balon dilatasyon yapmanın striktür tedavisinde ve kilo üzerine etkilerinin araştırılması

Korozif alım endüstriyel çağın bir hastalığıdır. Kostik özofajial hasarlar striktür oluşumuna yol açarlar. Striktürleri engellemek için deneysel olarak birçok sayıda ajan kullanılmış olsa da çok azı klinik uygulama kazanmıştır. Bu çalışmanın amacı korozif özofagus yanıklarında gelişecek striktürü engellemek için striktür oluşmadan özofagusa stent yerleştirmenin, striktür oluştuktan sonra balon dilatasyon ve kesici balon dilatasyon yapmanın striktür tedavisinde ve kilo kaybına etkilerini araştırmaktır.Kırk rat beş gruba ayrılmıştır. Kostik özofajial yanıklar gehano tarafından tariflendiği şekilde gerçekleştirilmiştir. Grup K'ya sadece salin verilmiştir. Grup Y hasarlanmış ve tedavi edilmemiştir. Grup B hasarlanmış ve 3. ve 4. hafta balon dilatasyon yapılmıştır. Grup KB hasarlanmış ve 3. haftada kesici balon tedavisi uygulanmıştır. Grup S hasarlanmış ve hasarın hemen sonrasında aynı seansda silikon stent yerleştirilmiştir. 6. haftada distal özofajial segmentlerde stenoz indeksi (Sİ), kollajen depolanması ve hidoksiprolen (HP) içerikleri belirlenmiştir. İstatistiksel analiz yapılmıştır. Kilo kaybı Grup Y haricinde sadece grup B tespit edilmiştir ( 238,87 ± 15,95 gr iken 233,83 ± 19,01 gr). Fakat bu kilo kaybı Grup Y kadar ağır değildir. Sİ açısından gruplar incelendiğinde Grup Y ile Grup B arasında Grup B lehine anlamlı fark mevcuttur. Grup Y ile Grup KB arası işlem öncesi kilolar arasında istatistiksel fark olmamasına rağmen ( p=0,318 p>0,05) işlem sonrası kilolar arasında istatistiksel fark saptanmıştır. (p=0,002 p<0,05) Grup KB'nin Sİ Grup Y ile karşılaştrıldığında istatistiksel olarak düşük bulunmuştur. Grup S'deki kilo alımları Grup K ile benzerken, Grup Y'ye göre istatistiksel olarak anlamlı yüksektir ve si yine Grup Y'ye göre düşüktür.Sonuçta korozif özofajial yanıklarına bağlı gelişen striktürleri önleme ister Sİ ister kilo alımı düşünülerek değerlendirme yapıldığında stentleme ve striktür sonrası kesici balon dilatasyonu uygulaması istenen etkiyi göstermektedir. Bu yüzden klinik uygulanabirliği vardır. Fakat başka deneyler ve insan çalışmaları ile desteklenmelidir.

Balonla dilatasyonKorozyonStentler+3
Alparslan Kapısız
Gazi University
2010
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel kornea yanığında topikal infliksimab ve triamsinolon asetonidin korneadaki mıf düzeylerine etkileri

Neovaskülarizasyon saydam korneada görmeyi tehdit eden bir durumdur.Çalışmamızın amacı deneysel kornea yanığında farklı dozlardaki topikalinfliksimabın etkisini topikal triamsinolon ile karşılaştırmaktır.Her biri yedi Wistar albino rat içeren yedi grup oluşturuldu. Ratların sağkornea santraline gümüş nitrat kalemi ile koterizasyon yapıldı. Grup I'dekikornealara koterizasyon ve tedavi uygulanmadı. Grup II'dekilere topikal salin, grupIII'tekilere 4mg/ml triamsinolon damla verildi. Grup IV, grup V ve grup VI'dakiratlara sırasıyla 5, 10, 20 mg/kg infliksimab topikal olarak uygulandı. Tüm ratlarınsekizinci günde korneal fotoğraflar çekilip, yeni damarlar ile örtülü kornea yüzeyinintüm kornea alanına yüzdesi ölçüldü ve dekapite edilerek korneaları alındı. Makrofajmigrasyon inhibitör faktör (MIF) immün boyanması korneada semikantitatif olarakdeğerlendirildi.Neovaskülarizasyon alanlarının tüm korneaya yüzdesi, tedavi edilen tümgruplarda sham grubundan (p<0.05) anlamlı olarak daha düşük saptanırken tedavigrupları arasında benzer idi. Grup III'teki epitel ve stromal MIF boyanma düzeyi,sham grubundan anlamlı ölçüde daha düşük bulunurken (p<0.01), bu grupta stromalMIF boyanması kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek tesbit edildi(p<0.01). Grup IV'te stromal MIF boyanması, sham grubuna göre anlamlı dahadüşük (p<0.05) tesbit edilmişken epitel katında sham grubundan daha düşükboyanma tesbit edilmesine rağmen bu istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05).Topikal infliksimab ile tedavi edilen diğer gruplarda ise sham grubuna göre anlamlıolarak daha düşük epitel ve stromal MIF boyanması olduğu görüldü. Grup VI'dahem epitel hem de stromada grup IV ve V'ten anlamlı olarak daha düşük MIFboyanması görülürken, grup III ve kontrol gruplarına benzer boyanma olduğu tesbitedildi. Stromal MIF boyanması göz önüne alınınca tüm gruplar içerisinde sadecegrup VI kontrol grubu ile benzer idi.Sonuç olarak deneysel kimyasal yanık oluşturulan rat kornealarındaneovaskülarizasyonun önlenmesinde topikal triamsinolonun etkin olduğu görülmüşve 10 mg dozunda topikal infliksimab etkisi buna benzer iken 20 mg dozundakietkisinin triamsinolondan bile daha üstün olduğu tesbit edilmiştir.Anahtar kelimeler: Deneysel kornea neovaskülarizasyonu, infliksimab, MİF

KorneaMakrofaj migrasyon inhibisyon faktörleriNeovaskülarizasyon+3
Murat Kaya
Fırat University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Özofagus alkali yanıklarında antienflamatuar ajanların etkisi (Deneysel çalışma)

Korozif özofagus yanıkları (KÖY), sülfirik asit ve hidroklorik asit gibi asitlerin ve çoğunlukla (% 75?90) potasyum hidroksit (KOH), sodyum hidroksit (NaOH) ve sodyum hipoklorit gibi kuvvetli alkaliler alınması ile oluşur. Ciddi yanığı olan hastalarda striktür oranın %50`nin üzerine çıktığını gösteren çalışmalar mevcuttur. Özofagus korozif yanıklarının tedavisi konusunda ilk ve en önemli adım etken maddenin belirlenmesidir. Hava yolunun açık tutulmasına dikkat edilmelidir. Günümüzde tedavinin temelini oluşturan antibiyotik ve steroid tedavisinin kökeni deneysel hayvan çalışmalarına dayanmaktadır. Yaptığımız bu deneysel çalışmada rat özofagus alkali yanık modelinde antienflamatuar ajanların etkisini araştırmayı amaçladık.Çalışmada vücut ağırlıkları 220?250 gr arasında değişen Wistar Albino türü 28 adet rat kullanıldı. Bütün gruplarda, Gehanno ve arkadaşlarının tarif ettiği korozif özofajitine benzer şekilde KÖY oluşturuldu, ratlar işlemden 12 saat önce aç bırakıldı ve genel anestezi uygulandı. Daha sonra her grupta 7 rat olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Grup I'deki ratların 1 cm.'lik özofagus segmenti lümen içi 1ml serum fizyolojik ile yıkandı. Grup II ratlara KÖY oluşturulduktan sonra parenteral antibiyotik verildi. Grup III ratlara KÖY oluşturulduktan sonra antibiyotik ve deksametazon, grup IV ratlara ise prednizolon ve antibiyotik tedavisi verildi. Ratların tümü 21. günde sakrifiye edilerek abdominal özofagusları histopatolojik inceleme için çıkarıldı.Submukoza kollojen artışı, muskularis mukoza hasarı ve tunika muskularis hasarı histopatolojik olarak belirlendi. Yapılan inceleme ile Grup I'de hasar olmadığı görüldü. Grup I ile Grup II, III, IV karşılaştırıldığında Grup II, III ve IV'de her üç parametrede hasar saptandı. Grup II, Grup III ile karşılaştırıldığında Grup III'de hasarın daha az olduğu saptandı. Grup II, Grup IV ile karşılaştırıldığında muskularis mukoza ve tunika muskularis hasarı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı.Sonuç olarak prednizolon muskularis mukozaya kadar ilerleyen yeni kollojen sentezini azaltabilir ancak darlık oluşumunu azaltıcı etkisi deksametazona göre belirgin değildir.Anahtar kelimeler: Korozif özofagus yanığı, kollojen, prednizolon, deksametazon.

Antiinflamatuar ajanlarDeksametazonKolajen+6
Semih Koçyiğit
Fırat University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yanıklı hastaların hemşireleden beklentileri

Yanık, bireyin beden imajında değişiklik yaratan, çok ağrılı, uzun süreli tedavi gerektiren bir travmadır. Bu nedenle yanığın hemşirelik bakımı son derece önemlidir. Bu araştırmada yanıklı hastalara kaliteli bakım sunmak amacıyla hastaların hemşirelerden beklentileri belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmamızda Sağlık Bakanlığı Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Servisi ve GATA Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezinden 101 yanıklı hasta ile görüşülmüştür. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu kullanılmıştır. Anket formunda bulunan sorular hastaların iletişim, bilgilendirme, bakım ve taburculuk ile ilgili beklentilerini ölçmek amacıyla dört grupta sınıflandırılmış. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 12 paket programı kullanılmıştır. İki grubun sonuçlarının karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi, üç grubun sonuçlarının karşılaştırılmasında ise Bonferroni düzeltmeli Kruskall-Wallis testi kullanılmıştır.Araştırmadan elde ettiğimiz bulgular; herhangi bir hastalığa sahip olan, çalışmayan, termal yanıklara maruz kalan ve kadınların iletişim beklentilerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Termal yanıklara maruz kalanların ve çalışmayanların bilgilendirmeye ilişkin beklentilerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda baş ve boyun bölgesinde, üst extremitede, elde, perine bölgesinde yanığı olan hastaların, çalışmayanların, yoğun bakımda yatan, yanık sonu günü yedi günden az olan, yüzde 45 ve daha fazla yanığı olan ve 2. ve 3. derece yanığı olan hastaların bakım beklentilerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Yanıklı hasta, yanık hemşireliği, hasta beklentileri.

BeklentilerHasta bakımıHasta memnuniyeti+2
Sibel Yılmaz Şahin
Gazi University · Institute of Health Sciences
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dicle Üniversitesi Hastaneleri hastane afet planı ve acil yönetimi

Afetlerde yönetim; afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılması amacıyla yapılması gereken tüm çalışmaların esaslarının ortaya konması, yönlendirilmesi, koordine edilmesi ve etkili bir biçimde uygulanabilmesi için toplumun tüm kurum ve kuruluşlarıyla, kaynaklarının yönetilmesini ve yönlendirilmesini gerektiren bir süreçtir. Afetlerde özellikle sağlık hizmetlerinin yönetimi öncelikli konu olmakta ve bu konuda önceden eğitim almış personelin görev yapması hizmetlerin etkililiğini artırmaktadır. Çalışmamız hastane afet yönetimini gözden geçirerek daha önce meydana gelen 3 olgunun afet yönetimini geriye dönük tartışarak gözden geçiren gözlemsel çalışmadır. Birinci olgu, 2014 yılında Diyarbakır-Lice karayolunda meydana gelen LPG-araç patlaması olayıdır. İkinci olgu, 2015 yılında Diyarbakır'da miting sırasında meydana gelen patlama olayıdır. Üçüncü olgu ise, 2017 yılında hastanemiz (Dicle Üniversitesi hastanesi) radyoloji bölümünde meydana gelen yangın olayıdır. Birinci olayda 69 ikinci olayda ise 102 hasta etkilenmiştir. Üçüncü olayda 2 ameliyathane personeli etkilenmiş olup yoğun bakımlar boşaltılmış ve devam eden ameliyatlara son verilmiştir. Sonuç olarak, Doğal afetler konusunda ülke çapında gerekli bilgilendirmeler ve düzenlemeler yapılmalı, gerekli eğitimler verilmelidir. Herhangi bir anda meydana gelen doğal afeti yönetebilecek kadar yeterli sağlık kuruluşu, sağlık çalışanı ve gerekli tıbbi ekipman ve malzeme hazır bulunmalıdır. Her ülke başına gelecek doğal afeti yönetebilecek kapasitede olmalıdır. Anahtar kelimeler: Hastane afet planı, doğal afetler, patlama, yangın, yanıklar.

Acil durumlarAfet hazırlığıAfetler+7
Abdulbasit Alcan
Dicle University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise yanık şikayeti ile başvuran hastaların NLR, PLR, RDW, MPV ve PLT parametrelerinin mortalite ve prognoz üzerine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ YanIkta; ısı, elektrik, kimyasal maddeler ve radyasyon gibi etkenler neticesinde ortaya çıkan, dokuların tolere edemeyeceği düzeyde enerjinin yol açtığı, koagülasyon nekrozu gelişir. Yanık hasarının şiddeti maruz kalınan ısının derecesine, temas süresine ve maruz kalan derinin kalınlığına bağlıdır. Sınırlı yüzey yanıklarında organizma lokal cevap ile sorunu çözerken, geniş ve derin yanıklar sistemik hasarla, hatta ölümle sonuçlanabilir. Bu çalışmada mortaliteye etki eden faktörlerin analiz edilmesi amaçlanmıştır. MATERYAL-METOD Çalışmamızda Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik kurulu onayı alınarak; 1 Ocak 2019 ile 1 Ocak 2020 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Acil Tıp kliniğine yanık şikayeti ile başvuran 1684 hastanın dosyaları hastane sisteminden geriye dönük incelendi. PLT, MPV, PLR, NLR, RDW parametrelerinin mortalite ve prognoz üzerine etkileri araştırıldı. İstatistiksel analizler, katagorik değişiklikler için ki kare testi, sürekli değişkenler için student's t testi kullanılarak yapıldı. P<0.05 değeri anlamlı olarak kabul edildi. BULGULAR Çalışmaya alınan 560 hastanın 339'u erkek 221'i kadın olup ortalama yaş 11,71 ±17,63 yıl olup sağ kalanların 331' ü erkek 216' ı kadın ve ortalama yaşı 11,61±17,54 yıl idi. Ölenlerin 8 i erkek, 5 ü kadın olup yaş ortalaması 15,77±21,37 idi. Yoğun bakım yatışı olanların 167 i erkek, 118 ü kadın olup yaş ortalamaları sırasıyla 11,91±18,39, 11,50±16,83 olarak tespit edildi. TARTIŞMA VE SONUÇ Çalışmamızda yanık yüzdesi, 3.derece yanık varlığı, WBC, NEU, MPV değerlerinin yüksekliği, ek travma varlığı, Glukoz, Üre ve Potasyum değerlerinin yüksekliğinin mortaliteyi arttıran faktörler olduğunu tespit ettik. Bunun yanında yaş, cinsiyet birçok tam kan parametresi ve biyokimya parametresinin, cerrahi operasyon geçirmiş olmanın istatistiksel olarak anlamlı olmadığını tespit ettik.

Acil servis-hastaneAcil tıpKan trombositleri+7
İsmail Başaslan
Dicle University
2021
00

Related subjects