Authority

103 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin çocuklarının boş zamanlarını organize etme tutumları üzerine sosyolojik bir inceleme: İstanbul'da bir saha çalışması

Bu çalışmanın amacı, İstanbul'daki farklı gelir gruplarından ebeveynlerin ortaokul çağındaki çocuklarının boş zamanlarını organize etme davranışları ile sahip oldukları sosyal, kültürel ve ekonomik sermayeleri arasındaki ilişkiyi sosyolojik olarak analiz etmektir. Ebeveynlerin çocuklarının hane içi ve hane dışı sosyalizasyonlarına yönelik tutumları çocukların eylemde bulunabilme kapasitesi (agency) odağında ele alınmaktadır. Çalışmanın örneklemi, 2016-2017 akademik yılında İstanbul'a bağlı Üsküdar ilçesinin farklı mahallelerindeki iki ortaokula giden çocukların ebeveynleridir. Nitel yöntemin benimsendiği bu çalışma kapsamında, amaçlı örnekleme tekniğiyle belirlenen 365 ebeveyne anket uygulaması yapılmış ve kota örnekleme tekniğiyle belirlenen 37 ebeveyn, öğretmen ve idareciyle yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Saha çalışmasından elde edilen veriler ışığında orta gelirli ailelerinin çocuklarının sosyalizasyon ortamlarının büyük ölçüde sokak gibi kurguya açık alanlardan kapalı mekânlara dönüştüğü ifade edilebilir. Sürekli hedef koyan pragmatist eğilimlere sahip ebeveynler, çocukların meşgul oldukları faaliyetleri daha yoğun ve çok yönlü biçimde gözetim altına almaktadır. Çocukların kendilerine özgü akran kültürü oluşturma süreçlerinin ebeveynlerin otoritesine doğrudan bağımlı olduğu tespit edilmiştir. Yeni medya araçlarının, ebeveynlerin evde ve dışarıda çocuklar üzerindeki denetim ve tahakküm alanlarını genişleterek bir süper gözetim aygıtı haline geldiği bulgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Çocuk, Boş zaman, Ebeveyn Otoritesi, Çocukluk Sosyolojisi,İstanbul.

Aile tutumuAna-baba tutumuBoş zamanları değerlendirme+6
Hamide Elif Üzümcü
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

E-Devlet uygulamaları kapsamında Vedop Projesi, Eğirdir Vergi Dairesinde E-Vdo uygulamasının incelenmesi

Sanayi devriminden sonra ortaya çıkan, ekonomik ve sosyal yapıyı değiştiren dönüşüm sürecinin merkezinde gelişmiş enformasyon ve iletişim teknolojilerinin olduğu görülmektedir. Günümüzde yaşanan politik, ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmeler, küreselleşme süreci ile birlikte piyasalarda rekabetin şiddetlenmesi, kamu ve özel sektörün kurumsal açıdan yeniden yapılandırılmasını kaçınılmaz hale getirmiştir.Bilişim teknolojileri adı verilen telekomünikasyon, bilgisayar ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler bilginin, emek ve sermaye gibi yeni bir üretim faktörü olmasına neden olmuştur. Bu radikal değişimler ve bilginin önlenemez yükselişi zamanla devletlerin yönetim şeklini de değiştirmeye başlamıştır.İnternet kullanımının hızla yaygınlaşması ve kamu yönetiminin yeniden yapılanması, beraberinde devlet ve internet kavramlarının bir arada kullanılmasına yol açmıştır. Böylece yeni bir sürece girilmiş ve E-Devlet kavramı kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Bu gelişmelerle birlikte Dünya'da olduğu gibi Türkiye'de de E-Devlet projeleri hayata geçirilmeye başlanmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde elektronik devlet kavramsal bir çerçeve olarak bütün yönleriyle ele alınmış, E-Devlet modeli ve E-Devletin etkinliğini belirleyen faktörlere değinilmiştir.İkinci bölümde Türkiye'deki E-Devlet uygulamalarından birisi olan Vedop Projesinin kapsamı, altyapısı, E-Kuruma yönelik bileşenleri, gelişimi, E-Devlete entegrasyon süreci, yararları ve projeye yöneltilen eleştiriler üzerinde durulmuştur.Çalışmanın son bölümünde ise Vedop Projesi çerçevesinde E-Vdo (Elektronik Vergi Dairesi Otomasyonu) uygulaması örnek bir vergi dairesi seçilerek (Eğirdir Vergi Dairesi ) konuya yönelik incelenmiştir.

Bilgi güvenliğiBilgi teknolojisiBilgi toplumu+7
Nurhan Akdemir
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Örtüşen yönetim alanı problemi ve yerel yönetimler örneği: Eskişehir incelemesi

Gelişen ve değişen kamu yönetimi anlayışı içinde yerel yönetimlerin bu günkü konumu itibari ile yönetim alanında gerek merkezi yönetim gerekse de birbirleri ile yaşadıkları görev ve yetki çatışması ve örtüşmesi sorunları göz ardı edilemeyecek derecede ortadadır.Bu bağlamda yerel yönetimlerin görev ve yetkilerinin net olarak belirlenmesi, yaşanan görev ve yetki çatışması ve örtüşmesi nedenleri ile bu çatışma ve örtüşmelere çözüm bulunması adına öncelikle görev tanımlarına yer verilmiş; yerel yönetimlerin ağırlığının en çok hissedildiği yerler olan kentlerde, yönetimde söz sahibi kurumların belirlenmesi, örtüşme ve çatışmanın nedenleri ile çözüm yollarının bulunması amaçlanmıştır. Örnek il incelemesi olarak ele alınan Eskişehir İlinde görev yapan yerel yönetimler, özellikle büyükşehir belediyesi ile merkez ilçe belediyeleri arasında yaşanan sorunlar incelenmiş, bu sorunların sebepleri bulunmaya çalışılmıştır. Ayrıca, Türkiye'den örnek vakalara yer verilerek, konunun çözümü için yapılabilecek değişiklikler önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetim, Yönetim Alanı, Görev ve Yetki Çatışması, Görev ve Yetki Çakışması.

BelediyelerEskişehirGörev+6
Ayşe Doğantuna
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Kriz yönetimi açısından Doğu Akdeniz deniz yetki alanları uyuşmazlığı

Bu tez çalışmasında, Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı kriz yönetimi bağlamında analiz edilecektir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) 2001 yılından itibaren Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları ile ilgili çalışmalar yapmaktadır. Kıbrıs Adası etrafında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmiş; Mısır, Lübnan ve İsrail ile MEB Sınırlandırma Antlaşmaları imzalamıştır. İlan ettiği MEB?de Hidrokarbon Arama Ruhsat Sahaları ilan etmiş ve bunları ihaleye açmıştır. İhalelerin ilk sonucu olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Noble Enerji Şirketi 13. sahada ruhsat sahibi olmuş ve sondaj faaliyetlerine başlamıştır. Türkiye, GKRY?nin fiili durum yaratmasını kıyı devlet olarak hak ve menfaatlerine zarar verdiğini ve Kıbrıs Sorununun çözüm sürecini de olumsuz etkileyeceği için kabul etmemektedir. Türkiye için karar alıcıların algılarına bağlı olarak bir kriz hali alan bu süreçte kriz yönetim stratejileri olarak önce zorlayıcı diplomasi stratejisi kullanılmıştır. Daha sonra değişen uluslararası konjonktür ile beraber misilleme ve zamana yayma stratejisi uygulamasına geçilmiştir. Bu çalışma kriz yönetimi bağlamında Türkiye?nin önce zorlayıcı diplomasi uygulayıp sonra stratejisini daha yumuşa bir söyleme dayanan zamana yayma ve misillemeye kaymasındaki süreci ve nedenlerini açıklamaya çalışmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde kavramsal ve kuramsal kısıma yer verilecektir. Burada uluslararası ilişkiler teorisi olarak Neoklasik Realist çerçeve verilecek ve kriz ve karar almaya ilişkin bilgiler aktarılacaktır. Üçüncü bölümde Türk Dış Politikasında karar alıcıların neler olduğu ve Anayasa?da ya da kurucu yasalarda belirlenen dış politikaya ilişkin görev ve yetkilerine değinilerek Türk dış politikasında karar alma mekanizması hakkında bilgi verilecektir. Son bölümde ise Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı?nın arka planı anlatılarak kriz yönetimi bağlamında analizi yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Kriz, Kriz Yönetimi, Uyuşmazlık Çözümü, Dış Politika Krizi, Deniz Yetki Alanları

Akdeniz bölgesiDoğu Akdeniz bölgesiGüney Kıbrıs Rum Yönetimi+6
Tuğçe Kafdağlı
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessEN

An Ownership approach to teacher development: A constructivist view

The purpose of this action research study is twofold: i) to develop in the teachers a heightened understanding of themselves as teachers and their own situations so as to find solutions to the problems that they identify; ii) ii) to develop in the researcher an understanding of how to design and conduct teacher development courses by engaging in the same process as teachers. To achieve the above mentioned aims, it focuses on the following exploratory research questions: i) Does involvement in an action research cycle help teachers become aware of their own strengths and weaknesses as EFL teachers?; ii) What are the factors (regarding the approach employed and the environment created by the teacher development unit) that affect teacher development?; iii) What is the structure and content of the teachers' personal theories regarding the features that lead to teacher development?; iv) Do changes occur in the content of the teachers' personal theories regarding the features that lead to teacher development?; v) Do changes occur in the structure of the teachers' personal theories regarding the features that lead to teacher development?; vi) What is the nature of the teachers' construction of self and ideal self as teacher in relation to different types of teachers they know?VI The data of the study were collected through Repertory grids, Interviews, Diaries, and Questionnaires. Repertory grid data obtained from the teachers were subjected to FOCUS and Exchange grid analyses using the Rep Grid 2 computer programme. Reflections done in Interviews, diaries, and questionnaires were subjected to content analysis. The conclusions drawn from the study were as follows: i) an action research study helps teachers become aware of their strengths and weaknesses as teachers; ii) teachers learn best through personal experience, problem-solving, and discussion rather being told what to do and how to do it; iii) work-shop-oriented approach adopted in teacher development activities contribute to the up-take of the new information as it creates an open and cooperative environment for learning; iv) teachers gain new perspectives on practice by being involved in writing tasks (e.g., diary keeping, project writing); v) skills of Cooperative Development lay in the teachers the grounds to go through the cycles of action research easily; vi) personal theories are idiosyncratic and they are hierarchically and thematically organised; vii) teachers go through a change process within which they elaborate and/or clarify their existing constructs in light of the new experiences they are involved in; viii) teachers' content of personal theories change only a small degree with regards to the new meanings they attach to the already existing labels; ix) teachers' structure of personal theories change significantly in light of the new experiences they gain. Key Words; Teacher Development, Problem-Solving Approach to Learning, Action Research, Change, Repertory Grid Technique

DevelopmentAuthorityProblem solving+1
Hülya Yumru
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Tıpta otorite unsuru: Otorite figürleri ve otoriter ilişkiler

Otorite genel olarak toplumsal ilişkilerde taraflardan birinin diğerinin kendisine itaat etmesini sağlama olanağı şeklinde tanımlanmaktadır. Bu ana tanımdan hareketle söz konusu durumu otoriter ilişki ve itaat ettirme olanağının sahibini de otorite figürü olarak adlandırmak mümkündür. Kendine özgü karmaşık hiyerarşilere sahip olan tıbbın bünyesinde çeşitli otoriter ilişkiler ve birçok otorite figürü bulunmaktadır. Bu bağlamda otorite unsuru sağlık profesyonellerinin davranışlarını etkilemekte ve dolayısıyla tıp etiğinin ilgi alanında yer almayı hak etmektedir. Bununla birlikte tıp etiği literatüründe otorite kavramına odaklanmış çalışmalara çok az rastlanmakta, bu odaklanmayla açılabilecek tartışmalar otonomi kavramı esas alınarak yürütülmektedir. Sıklıkla kullanılan paternalizm teriminin, otorite figürlerinin yaklaşımını ifade ettiği ve ancak tıptaki otorite unsurunun tümüne karşılık gelecek bir anlam yüküne sahip olmadığı söylenebilir. Tez çalışmasının amacı tıptaki otorite unsuruna dikkat çekmek; tıbbın farklı boyutlarındaki otorite figürlerini ve otoriter ilişkilerini toplu halde takdim etmektir. Bu amaca yönelik olarak, otoriteyle ilgili genel bilgilerin aktarımından sonra, sırasıyla bizatihi tıbbın ve tıbbi kurumların sağlık profesyonelleri ve toplum üzerindeki otoritesi, sağlık profesyoneli-hasta-toplum ilişkilerinde otorite, tıbbi eğitim ve araştırma etkinliklerinde otorite, tıp ve sağlık profesyonelleri üzerindeki dış otoriteler ve son olarak da tıp etiği ve tıpta otorite ilişkileri üzerinde durulmuştur. Anahtar Sözcükler: Otorite, tıpta otorite, tıbbi egemenlik, tıp etiği

EtikOtoriteTıp+2
Gülay Halidi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki yerel yönetimlerde reform sürecinin il özel idarelerinin varlık ve yetki devri bağlamında değerlendirilmesi

Kamu yönetiminin, toplumun birçok alanda iç içe girmiş olan, birbirleriyle doğrudan ya da dolaylı olarak ilgili, zaman zaman da çelişkili sorunlarını çözmek bakımından idari bir organizasyon olarak önemi büyüktür. Toplumların nüfus ve gelişmişlik bakımından büyümesiyle, devletlerin çözmek zorunda oldukları sorunlar da artmakta, bu durum da devletin vermek zorunda olduğu hizmetlerin artmasına neden olmaktadır. 6360 Sayılı Kanun ile il özel idarelerinin 30 büyükşehirde varlığına son verilmiştir. İl özel idarelerinin görev, yetkileri ve sorumlulukları büyükşehir belediyeleri ve merkezi yönetim arasında ilgisine göre dağıtılmıştır. Yetki ve görev paylaşımı yapılırken il genelinde hangi kuruma hangi yetkilerin bırakılacağı konusunda sorunlar ortaya çıkmıştır. Merkezi idare ile yerel yönetim birimleri yetki ve görev paylaşımının getirdiği aksaklıklar nedeniyle il özel idarelerinin varlığı üzerinde birçok tartışma konusu karşımıza çıkmaktadır. Yeni kanun ile birlikte il özel idarelerinin taşınır malları, taşınmaz malları, hakları, alacakları ve borçlarının ne olacağı konusunda yeni yasal düzenlemeler yapılarak varlık ve yetkilerin devri yapılmıştır. Çalışmada Türkiye'de yerel yönetimlerde reform sürecinin, il özel idareleri üzerine etkisi ve kaldırılan il özel idarelerinin varlık ve yetkilerinin devri bağlamında incelenmesine yer verilecektir. Bu bağlamda ilk bölümde, kamu yönetimi ve il özel idare ile ilgili kavramsal açıklamalara yer verilecek ve geçmişten günümüze il özel idarelerinin gelişimi incelenecektir. İkinci bölümde ise, il özel idarelerinin reform ihtiyacı ve süreci 6360 Sayılı Kanun kapsamında reforma yöneltilen eleştiriler çerçevesinde incelenmeye çalışılacaktır. Üçüncü bölümde ise, il özel idarelerinin reform sürecinde, varlık ve yetki devri bağlamında, karşılaştığı sorunlar ve sorunlara yönelik getirilen çözüm önerileri üzerine bir değerlendirme yapılacaktır. Bu çalışmada reform sürecinde büyükşehirlerde varlığı son bulan il özel idarelerinin, varlık ve yetkilerinin devri sırasında yaşanan aksaklıklar, bu aksaklıklara yöneltilen eleştiriler ve son olarak da bu sorunlara yönelik çözüm önerilerinin ortaya konulması hedeflenmektedir.

ReformTürkiyeVarlık+4
Mehmet Şerif Kurt
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ticaret Sicili Müdürünü'nün inceleme görevi ve yetkisi"

Sürekli ve hızlı bir değişiklik içerisinde bulunan ticaret hayatının belirli bir düzen içerisine oturtulması, açık, şeffaf ve düzenli bir sistem içerisinde kaydedilerek kontrol edilmesi ile mümkün hale gelir. İşte bu noktada ticaret sicilinin önemi ortaya çıkmakta; ticaret ile iştigal eden kişilerin ticaret hayatını takip edebilmesi ile bu faaliyet alanında bulunan kişiler ile ilişki kuracak kişilerin sağlıklı ve güvenli bir şekilde hareket etmesi açısından sicilin önemi büyüktür. Dolayısıyla bu sistemde kayıt altına alınacak hususların hukuka ve gerçeğe uygun olması gerekmekte olup, aksi halde sicil kayıtlarından kaynaklı zararların ortaya çıkması kuvvetle muhtemel olacaktır. Bu anlamda hukuka aykırı ve zararın meydana gelmesine sebep olacak bu kayıtların önüne geçilebilmesi amacıyla, kanun koyucu tarafından ticaret sicili müdürüne, ticaret siciline kaydedilmek istenen hususları inceleme görev ve yetkisi tanınmıştır. Bu sayede hukuka, gerçeğe, kamu düzenine aykırılık teşkil eden ve üçüncü kişileri yanıltabilecek hususların sicile tescil edilmesinin önüne geçilecek ve meydana çıkması muhtemel zararlar önlenmiş olacaktır. Bu anlamda konumuzun daha iyi anlaşılabilmesi açısından çalışmamızın ilk bölümünde, genel olarak ticaret sicilini, tarihi gelişimini, sicilin özelliklerini ve benzer bazı sicillerle karşılaştırarak ortak ve farklı yönlerini ortaya koyduk. Tez konumuzun asıl kısmını da ihtiva eden ikinci bölümde ise, genel olarak ticaret sicili teşkilatını, ticaret sicili müdürünün konumunu, görev ile yetkilerini, yükümlülüklerini ve bunlara bağlanan hukukî sonuçları ayrıntılı bir şekilde irdeleyerek ortaya koymaya gayret gösterdik. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise, genel olarak ticaret sicili müdürünün sicilin tutulmasından kaynaklanan zararlardan sorumluluğu ile birlikte zararlardan doğrudan sorumlu tutulan Devlet ve ilgili odanın sorumluluğu konuları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ticaret Sicili, Sicil Müdürü, İnceleme Yetkisi, Tescil, Sorumluluk.

MüdürlerSorumlulukTescil+7
Abdulkadir Darı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Hay'at Tahrir al-Sham (HTS) from an insurgent group to a local authority emergence, development, and social support base

In today's world, more violent armed conflicts occur within state borders. Since 1945, more than 75 per cent of armed conflicts have been civil conflicts in which NSAGs played significant roles. In 2011, the Middle East entered a new era of turmoil. Some countries witnessed violence perpetrated by NSAGs; some of these groups managed to control geographical areas and posed security challenges to national security of these countries or their neighbours. Some of these armed actors also succeeded in establishing local governance, limited in space or time. Now, ten years after the Arab uprisings, the emergence of many NSAGs has been observed, some of which developed and dominated while others faded and disappeared. The Syrian Context has been the scene of the evolution of many violent actors. HTS is one of the prominent violent organisations that developed its relations, discourse, approach to competition and control, and established local government. Many researchers have studied the HTS; however, a complete understanding of the factors that enabled the HTS to develop capabilities and mobilise resources to control the local community still needs further research. This descriptive study aims to analyse and understand the factors that helped the HTS become one of the main NSAGs in areas outside the control of the Assad Regime and establish a local government. This study used a qualitative research methodology using two data sources, primary, fieldwork through semi-structured interviews with informants and experts, and secondary, analysing data sources. The study concluded by summarising the factors that contributed to the HTS control, studied the relationship with the local community, and discussed the factors that helped it support the establishment of a local government, the Syrian Salvation Government (SSG). The study found that the decisive military factor and the HTS' ability to build an interestbased relationship with a specific segment of the local elites and its ability to impose order and security and provide public services to civilians were critical in imposing hegemony and laying the foundation for local governance. Finally, the researcher studied the role of the HTS in the Syrian conflict to extrapolate its future and its connection with the local government. Keywords: Non-State Armed Group, local government, Syria, Idleb, HTS.

RebellionsHay'at Tahrir Al-ShamAuthority+5
Fareed Fakhoury
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

20 yüzyıldan günümüze sanatta otorite, propaganda ve manipülasyon biçimleri

Bu tezde iktidar olgusunun toplumların yaşam alanlarındaki müdahaleleri sonucu geliştirdiği anıtsallık kavramının yeri sorgulanmış, bu anıtsallıkla sanat alanında nasıl bir yer bulduğu araştırılmıştır. Özellikle 20. Yüzyılda iktidar karşıtı tutumlar otorite, propaganda ve manipülasyon ile ele alınmıştır. Sanatta iktidar, temsiliyet, sembol, simge, anıtsallık ile başlayan varlığı, kavram olarak çeşitlenerek günümüze kadar gelmiştir. Bu tezde iktidarın temsili olarak beden kavramı, ilgili üretimlerin konu bazında değerlendirilmeleri ile ilerlemiştir. 20. Yüzyıl içerisinde dikkat çeken sanatçıların üretimleri kişisel araştırmalar ışığında sınıflandırılmış; "tahakküm mekanizmaları", "itaatkâr bedenler" ve "otorite serisi" başlıkları üzerinden irdelenmiştir. Bütün araştırmalar, kişisel uygulama üretimlerinin de zeminini oluşturmuştur.

20. yüzyılManipülasyonOtorite+2
Rıdvan Aşar
Düzce University · Institute of Fine Arts
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Otoriter ve diyalojik öğretmenlerin öğretmen-öğrenci rollerine dair beklenti ve inançları

Bu çalışma Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK, proje no: 108K330) tarafından desteklenen bir projenin ürünüdür. Bu çalışmanın amacı otoriter ya da diyalojik söylemi kullanan öğretmenlerin öğretmen-öğrenci rollerine dair beklenti ve inançlarının neler olduğunu araştırmaktır. Çalışmanın bir diğer amacı ise, otoriter ve diyalojik söylemin ortaya çıktığı sınıf ortamlarının karşılaştırılarak aralarındaki farklılıkların ortaya konmasıdır. Çalışmaya fen ve teknoloji alanından 15 öğretmen katılmış ve bu öğretmenler altı aylık bir hizmet-içi eğitim kursuna katılmışlardır. Bu öğretmenlerden çoğunlukla diyalojik ve çoğunlukla otoriter olan iki öğretmenin sınıf-içi uygulamaları bir video kayıt cihazı ile kaydedilmiş ve bu kayıtlar yazıya dökülerek içerik analizleri yapılmıştır (Patton, 2002). Araştırma sonunda, otoriter öğretmene göre öğretmen, bilginin kaynağı; öğrenci ise doğruyu bulmaya çalışan ve öğretmeni onaylayan kişi olarak görülmüştür. Buna karşılık, diyalojik öğretmene göre öğretmen, öğrencilerin farklı fikirlerini önemseyen, onları dinleyen, yargılamayan ve yeni fikirler üretmeleri için onları cesaretlendiren; öğrenci ise fikir üreten, başkalarının fikirlerini önemseyen, dinleyen ve tartışan kişidir.Anahtar Kelimeler: Otoriter Söylem, Diyalojik Söylem, Öğretmen Beklenti ve İnançları.

DiyalogDiyalojik iletişimOtorite+6
Aysun Akış
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Sağduyusal etik sezgiler temelinde politik liberteryenizmin savunusu

Liberteryenizm, bireysel özgürlüğü birincil değer olarak kabul eden politik felsefedir. Liberteryenizme göre sosyal, politik ve ekonomik hayatın ana aktörü birey olmalıdır; bireylerin kişisel tercih özgürlükleri devlet ve toplumun genel iyiliğine feda edilemez. İlgili yaklaşımlarının sonucu olarak liberteryenler, bireysel özgürlük önünde ciddi bir engel olarak beliren politik otoriteye sahip devlet figürüne karşı çekimser, şüpheci ve sorgulayıcı tavırları ile karakterize olurlar. Bu çalışmada deontolojik, sonuçsalcı ve Neo-Aristotelesçi yaklaşımların liberteryen argümanları temellendirmek için ideal olmadığı tespitinden hareketle, Michael Huemer ve Dan Moller'in daha makul ve geniş çevrelere hitap eden bir alternatif olarak önerdikleri sezgici/sağduyusal liberteryenizm tanıtılmış ve değerlendirilmiştir. Liberteryenizmin sözü edilen yeni savunusu, sağduyusal etik sezgilere dayalı moral normların referans alındığı bir metot aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Tezin ilk bölümü, birtakım moral gerçeklere sezgiler yoluyla ulaşmanın olanağını temsil eden sezgici meta-etik kuramın temellendirilmesine ayrılmıştır. Rakip kuramların eleştirileri ışığında yapılan incelemeler sonucunda güvenilir sağduyusal sezgilerin, metodolojik referans noktası haline getirilecek en doğru ve işlevsel ögeleri temsil ettiği saptanmıştır. Sağduyusal etik sezgilerin devlet-birey dikotomisi özelindeki yansımalarının incelendiği ikinci bölümde ise bireyler ve devletin aksiyolojik alanda aynı moral normları işaret eden etik sezgilere tabi olduğu fikrinden yola çıkılarak devletin zorlayıcı doğası ile karakterize olan eylemlerinin en temel, yaygın kabul görmüş etik sezgilerle yaşadığı çelişki gösterilmeye çalışılmıştır. Öte yandan günümüze dek çoğu teorisyen devletin bireyler için geçerli olmayan birtakım politik yetkilere -politik otoriteye- sahip olduğunu ileri sürmüş, yani devlete özel moral bağışıklık atfetmiştir. Dolayısıyla bu bölüm aynı zamanda, politik otoriteye sahip devletin moral normlara karşı bağışık olduğu fikrinin dayandığı en popüler çağdaş yaklaşım olan sosyal sözleşme teorisinin problemlerini de sunmaktadır. Gelinen noktada devlete moral meşruiyet yükleyen teorilerin başarısızlıkları, devletin de tıpkı bireyler gibi etik sorumluluğu bulunduğunu göstermiştir. Fakat halihazırda varlık gösteren tüm devletler, bireyler tarafından gerçekleştirildiğinde sezgisel olarak yanlış bulunan edimleri işlemeye devam etmekte olduğundan, liberteryenlerin politik otoriteye sahip devlet figürüne karşı şüpheci, hatta kimi zaman redde varan eleştirel yaklaşımlarının yerindeliği tespit edilmiştir. Öte yandan sağduyusal etik sezgilerin, liberteryenlerin sıklıkla destekledikleri özel mülkiyet ve serbest piyasa uygulamaları özelindeki yansımalarının ise pozitif yönde olduğu gözlemlenmiştir. Bilim Kodu : 110925 - 110913 Anahtar Kelimeler. : Liberteryenizm, Sezgicilik, Sağduyu, Otorite, Mülkiyet

FelsefeLiberteryanizmOtorite+5
Utku Ataş
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessAR

The discretion punishments and the judge's authority to estimate them in Islamic jurisprudence

This research investigated about to explain the discretion punishments and the authority of the judge in their estimation in Islamic jurisprudence, and this research divided into four sections. First section: investigate the meaning of Discretion (Ta'zir), its legitimacy, its purposes, types, and reasons for its drop. Second section: ınvestıgate the judge's authority to estimate its penalties, the criteria for assessing the sentence, and the meaning of the judge's authority. Third section: talks about the controls for assessing the discretionary punishment, considering the perpetrator, the victim and the felony, the officer of the motive for committing the crime, controlling the crime frame and the position of Islamic jurisprudence in the punishment frame, and the relation between the Sharia ruling and modern frames. The fourth section, investigated about restricting the discretion punishment, considering the provisions of the Sharia and its general purposes, restricting the judge to arbitrate by Qur'an, Sunnah and consensus, and restricting it to the purposes of general Sharia. Keywords: punishments, Discretion ,The authority of judge, Discretion controls, the fall.

Dler Hama Kaka Bra
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi uyuşmazlıklarının yargısal aşamada çözümünde görev ve yetki

İnceleme konumuz ?Vergi Uyuşmazlıklarının Yargısal Aşamada Çözümünde Görev ve Yetki?dir. Görev kuralları, bir davaya konu itibarıyla hangi yargı merciinin bakacağını belirleyen usul kurallarıdır. Yetki ise, yargı merciinin konu itibarıyla bakmakla görevli olduğu davanın hangi coğrafi alanla sınırlı olduğunu düzenleyen usul kuralıdır. Kamu düzenine ilişkin olan görev ve yetki kuralları yargılama hukukumuzda özel öneme sahiptir. Dolayısıyla, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde, idare mahkemelerine göre, özel görevli mahkemelerden oluşan vergi yargısında; her geçen yıl artan iş yükü ve mahkeme sayısı da dikkate alındığında, yargılama usulü hukukunun ?görev ve yetkiye? ilişkin kurallarının daha detaylı incelenmesi gerekmektedir.

GörevUyuşmazlıkVergi hukuku+6
Ayşegül Bora Örnek
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Hz. Peygamber'in teşrî yetkisinin sınırını tespitte takrîrî sünnetin rolü

Rasûlullâh (s.a.s.)'ın teşrî yetkisi, vahyin nüzulünden itibaren kabul edilen ilâhî bir görevdir. Ayet ve hadisleri merkeze alarak yaptığımız araştırmalarda Kur'an-ı Kerim ve hadislerde bu yetkinin varlığı vurgulanmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in teşrî yetkisi ve bu yetkinin vahiyle münasebeti vardır. Bu sebeple sünnetin bağlayıcılık sınırı ve bunun tespitindeki usûl kriterleri gibi gibi konulara yer verilmiştir. Rasûlullâh (s.a.s.)'ın bütün söz, fiil ve takrirlerinin teşrî değeri ile ilgili ihtilaflar vardır. Hadis kaynakları tarandığında O (s.a.s.)'na ait söz ve fiillerin teşrî değerine müstakil olarak yer verildiği görülmektedir. Ancak takririnin ise sünnet içindeki yeri ve değeri, O'nun söz ve fiillerinin ayrıntılarına girildiği zaman tespit edilebilmektedir. Bu sebeple takrîrî sünnetin hüküm koymadaki etkisi ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'in teşrî yetkisinin sınırını tespitteki rolü müstakil olarak ele alınmıştır. Rasûlullâh (s.a.s.)'ın kavlî ve fiilî sünneti gibi takrîrî sünnetinin de hüccet değeri bulunmaktadır. Bu sonuca götüren en somut delil sahâbenin takrirlerle ihticacta bulunma çabalarıdır. Hemen her konuda takrîrî sünnete dair rivâyetlerin hadis külliyatında özellikle es-Sünen adlı eserlerde yer aldığını söyleyebiliriz. Tespitimize göre takrîrî sünnetler en az itikâdî, en çok da ibadetlerle ilgili meselelerde varid olmuştur. Araştırmada hadis usulü prensipleri dikkate alınarak detaylı sıhhat analizi yapılmış olup bazı teâruz halindeki takriri ve kavlî sünnet rivâyetine yer verilmiştir. İbadetlerle ilgili takrîrî sünnetler fazla olduğu için namazla ilgili ihtilaf halinde bulunan takriri ve kavlî sünnet rivâyeti hakkında araştırma yapılmış ve gerektiğinde takrîrî sünnetin teşrî sınırları belirleme konusunda kavlî sünnetten daha çok tercihe şâyân olduğu görülmüştür.

AyetlerHadisHikmet-i Teşri+7
Emine Erdoğan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza muhakemesinde mahkemelerin madde ve yer yönünden yetkisine ilişkin kuralların değerlendirilmesi

Ceza muhakemesinin temel amacı şüpheli veya sanığın haklarını gözetmek suretiyle maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçeğin araştırılması ve adaletin yeniden tesisinde, mahkemelerin rolü çok büyük önem taşımaktadır. Ancak mahkemelerde yapılan yargılamalar vasıtasıyla maddi gerçekliğe ulaşılmaya çalışılırken, sanık için en teminatlı kararın hangi mahkeme tarafından verilebileceği anlayışıyla görev kuralları kabul edilmişken, usul ekonomisine uygun olarak yargılamaların daha kolay, daha hızlı ve daha ucuz yapılması amacıyla da yer yönünden yetki kuralları ve bağlantı kuralları kabul edilmiştir. "Ceza Muhakemesinde Mahkemelerin Madde ve Yer Yönünden Yetkisine İlişkin Kuralların Değerlendirilmesi" başlıklı bu çalışmada, mahkemelerin madde ve yer yönünden yetkisini ilgilendiren kurallar, bu kuralların istisnaları incelenirken mevzuatımızda yer alan muhtelif hükümler çerçevesinde bir değerlendirme yapılmış, söz konusu kurallara ilişkin ceza muhakemesi hukuku sistemimizde, gerek mevzuattan gerekse uygulamadan kaynaklanan mevcut olan sorunlar dile getirilmiş ve bunlara yönelik doktrinel ve içtihadi yaklaşımlarla çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır Anahtar Kelimeler: Bağlantı, Mahkeme, Madde Bakımından Yetki, Yer Yönünden Yetki, Ceza Muhakemesi.

Ceza muhakemesi hukukuCeza yargılamasıDelil tespiti+7
İlhan Polat
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bakanlar kurulunun görev ve yetkileri ile çalışma usulü

Parlamenter rejim, 1876 Anayasasında yapılan 1909 değişikliğinden sonra Anayasa Hukukumuza girmiş olup, bu tarihten sonra yürütme organı, sürekli olarak yasama organından bazı yetkiler alınarak güçlendirilmiştir.1982 Anayasası, yürütme ?yetkisi? ve ?görevinin? Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirileceğini belirtmektedir.1982 Anayasası ile yürütme içinde yer alan Bakanlar Kurulu ve özellikle Başbakan ile Cumhurbaşkanının konumu, bunlara önemli yetkiler verilerek güçlendirilmiştir.Bakanlar Kurulunun Anayasa ve kanunlarla verilen pek çok önemli görev ve yetkileri bulunmaktadır. Bakanlar Kurulu bu görev ve yetkilerini, düzenleyici ve birel işlemleri yoluyla kullanır.Parlamenter sistemlerde hükümetlerin sahip oldukları görev ve yetkilerinin niteliği kadar, bu görevlerin yerine getiriliş biçimi ve yetkilerin kullanılış tarzı da büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde Bakanlar Kurulunun çalışma usulü, her hükümet döneminde farklı şekillerde uygulanmıştır.

Bakanlar KuruluBaşbakanGörev+2
Ayşegül Doğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Otoriter kimlik yapısının flört şiddeti üzerine etkisi: Çukurova Üniversitesi Adana örneği

Şiddet, otorite ve baskı uygulayarak bireylerin fiziksel veya psikolojik açıdan olumsuz sonuçlar yaşamasına neden olan bireysel veya toplu hareketlerin bütünüdür. Toplumda bazı bireylerin şiddet uygulama, bazı bireylerin ise maruz kalınan şiddeti kanıksama-kabullenme eğilimi diğerlerinden fark göstermektedir. Bu farkı yaratan etkenlerden birinin otoriteye eğilimli-yetkeci kişilik ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Yetkeci-otoriteye eğilimli birey; kapsadığı grubu bir adım önde tutan, bu gruba mensup olmayanlara olumsuz düşünceler ve duygular barındıran anlayışsız kişilik olarak açıklanmaktadır. Söz konusu grubun bireyleri kendisinden üstün gördüğü bireylere karşı kesin itaat gösterme eğilimindedir. Şiddet türlerinden biri olarak tanımlanan ve son dönemlerde yaygınlaşan flört şiddeti, flört ilişkinin başlaması ile birlikte bireylerden birinin karşı tarafa bedensel, cinsel, ve psikolojik olarak istismar etmesi ve sosyal yaşamdan kısıtlaması şeklinde tanımlanmaktadır. Otoriter birey flört ilişki sürecinde partnerine uyguladığı şiddet aracılığıyla egemenlik kurmaya, kontrol etmeye ve gücünü göstermeye yönelik tutum ve davranışlar sergileyebilmektedir. Bu araştırmanın amacı otoriter kişilik yapısının flört şiddeti üzerine etkisini incelemek ve bu ilişkiyi etkileyebilen faktörleri ortaya çıkarabilmektir. Araştırma, ilişkisel tasarımda tanımlayıcı kesitsel bir araştırmadır. Çalışmanın evrenini Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi ilk 2 sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini 2017-2018 eğitim öğretim yılı bahar döneminde Tıp Fakültesinde eğitim alan 1 ve 2 sınıf öğrencisi toplam 251 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Flört şiddeti türlerine maruz kalma durumunda geliştireceği davranış, bu şiddet türlerine maruz kalma durumunu ve flört ilişkilerine karşı tutumlarını belirlemek amacıyla ilgili literatür ışığında sorular ve ifadeler hazırlanmıştır. Öğrencilerin otoriter-yetkeci kişilik seviyesini ölçmek amacıyla Sağ Kanat Yetkeciliği (SKYÖ) ve şiddet eğilimini tespit edebilmek için Şiddet Eğilim Ölçeği (ŞEÖ) ve Flört Tutum Envanteri kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, öğrencilerin literatürde şiddet olarak tanımlanan yaşantıları-durumları flört şiddeti olarak yorumlamadığını, farkındalığın olmadığına işaret etmektedir. T-SKY puanı arttıkça flörte karşı negatif tutum puanı artmaktadır. (aralarında pozitif yönde yüksek düzeyde korelasyon saptanmıştır; r=0,71). Şiddet-tacize maruz kaldığını beyan eden bireylerde Düşük SKY, Yüksek SKY, Toplam SKY ve Flört Tutum puanları maruz kalmayanlara göre daha yüksektir ve aralarındaki fark anlamlı bulunmuştur. Şiddet Eğilimi Ölçek puanı da daha yüksek olmasına karşılık gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Toplam SKY puanı ile romantik ilişki-flört grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmaktadır (p=0,003). En yüksek T-SKY puanının hiç romantik ilişki-flörtü olmayan grupta olduğu görülmektedir. Toplam SKY, ŞE ve flört tutum puanları kadınlarda erkeklerden daha düşük olduğu görülmektedir. Şiddete eğilim puanı ile cinsiyet grupları (erkek-kadın) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmaktadır (p=0,011).Elde edilen sonuçlar, şiddete maruz kalan bireylerin yetkeci kişilik puanlarının yüksek olduğuna, öğrencilerin literatürde şiddet olarak tanımlanan yaşantıları-durumları flört şiddeti olarak yorumlamadığını, farkındalığının olmadığına işaret etmektedir.

FlörtKimlikKimlik işlevleri+4
Jale Özdemir
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Toplu iş sözleşmesi ve toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu 7 Kasım 2012 tarihinde, 28460 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Çalışma yaşamı için önem arz eden toplu iş sözleşmelerinin geçerliliği Kanun'da yer alan şartlara bağlanmıştır. Toplu iş sözleşmesi yapabilme ehliyetine haiz olmak, toplu iş sözleşmesi akdedebilme yetkisine sahip olmak ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nca verilecek yetki belgesine haiz olmak bu kapsamda Kanun'da belirtilen şartlardandır. Tez, 6356 sayılı STİSK kapsamında, toplu iş sözleşmesi kavramı ve toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi konusu ile sınırlılık göstermektedir. Çalışmada amaç, toplu iş sözleşmesi süreci ile özellikle toplu iş sözleşmesi yapma yetkisine yönelik uygulamada var olan aksaklıkların belirlenerek, öneriler sunmaktır. Tez, üç kısımdan oluşmaktadır. İlk bölümde, toplu iş sözleşmesi sürecine ilişkin genel bilgilendirmelere yer verilmiştir. Bu bölümde konunun rahatlıkla anlaşılması için toplu iş sözleşmesi kavramı tanımlanmıştır. Toplu iş sözleşmesinin hukuki niteliğine ve içeriğine ilişkin mevzuat kaynaklarından yararlanarak açıklamalar yapılmıştır. Toplu iş sözleşmesinin türlerinden bahsedilerek, toplu iş sözleşmesinde yetki konusuna zemin oluşturulmuştur. İkinci bölümde, toplu iş sözleşmesi yapılması için ehliyet ve yetkinin şartları ifade edilmiştir. Toplu iş sözleşmesi ehliyeti ve toplu iş sözleşmesi yetkisi arasındaki ilişkiye yer verilmiştir. Yetki belgesinin alınmasına kadar olan süreç Yargıtay kararlarıyla açıklanarak konu bu doğrultuda irdelenmiştir. Son bölümde ise, yetki itirazının işleyişine ve işleyişte ortaya çıkan sorunlara değinilmiştir. Olumlu ve olumsuz yetki tespitine itiraz konuları açıklanmıştır. Sonuç bölümünde sorunların çözümlerine yönelik öneriler sunularak literatüre katkıda bulunmak çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır.

Kanunlar 6356 sayılıSendikalarSözleşmeler+4
Merve Alıç
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
10
Master'sOpen AccessTR

1136 sayılı Avukatlık Kanunu madde 35/a kapsamında avukatın uzlaşma sağlama yetkisi

Çalışmanın konusunu Avukatlık Kanunu m.35/A kapsamında düzenlenme alanı bulan "Avukatın Uzlaşma Sağlama Yetkisi" oluşturmaktadır. Uzlaşma, tarafların etkili iletişimi ve gösterilen ortak çaba sayesinde ortak bir sonuç elde etmeyi hedefleyen bir tür alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olarak tanımlanabilir. Genel anlamdaki uzlaşmanın gerek başvuru aşamasında gerekse de süreç boyunca herhangi bir sınırlama olmadan, müzakere anlayışıyla gerçekleştirilmesi mümkündür. Ancak Avukatlık Kanunu m.35/A kapsamındaki uzlaşma sağlama, yalnızca avukatlara tanınmış bir yetkidir. Bu yetkinin avukatlarca kullanılabilmesi için ise kanunda öngörülen birtakım şartların birlikte varlığı aranır. Bu doğrultuda çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümün ilk kısmında genel olarak devlet yargısı ve alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ile türleri detaylı olarak incelenmiştir. İkinci kısmında ise genel anlamda uzlaşma ve sulha dair açıklamalara yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünün ilk kısmında avukatın uzlaşma sağlama yetkisine ilişkin yasal düzenlemeler, ikinci kısmında uzlaşma sağamaya ilişkin olarak kanun ile öngörülen şartlar, üçüncü kısmında ise uzlaşma sağlama yetkisinin kullanılması ve bunun avukatın yükümlülükleri ile yargılama faaliyetine etkisi ele alınmıştır. Üçüncü bölümün ilk kısmında uzlaşma sağlama faaliyetinin sona ermesi ve buna bağlı olarak uzlaşma tutanağının hukuki mahiyeti, ikinci kısmında ise uzlaşma tutanağının geçersizliğine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.

AvukatlarAvukatlıkKanunlar 1050 sayılı+5
Latife Başak Harp
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Anarşizm ve 1980 sonrası dönemde Türkiye'de anarşizm

Anarşizm, modern dönemde ortaya çıkmasına rağmen, hem moderniteye hem de modern ulus devlet ve onunla bağlantılı olarak bireyin üzerindeki tüm otoritelere karşı çıkar. Bu anlamıyla anarşizm, günlük dildeki kaos, kargaşa, düzensizlik gibi olumsuz çağrışımlarından farklıdır. Ülkemizde akademik olarak üzerinde nispeten daha az çalışılan bir ideoloji olan anarşizm konusunda yapılan bir çalışma, sosyalizm, Marksizm, sosyal demokrasi, liberalizm, liberteryenizm gibi ideoloji ve fraksiyonlarının da incelenmesini gerektirmektedir.Temelde otorite karşıtlığı ve devletsiz bir düzen fikri ile yaşantısına dair örnekleri insanlık tarihi içerisinde çok gerilere götürmek mümkündür. Net bir şekilde ifade etmek gerekirse, Fransız Devrimi'yle beraber devlet ve toplum arasındaki ayrılığın adı konmuş bir çocuğudur, anarşizm. Tabiri caizse bu boşanma sonrası devleti velilikten reddederek birey ve toplumun yanında yer alan bir çocuktan bahsedebiliriz. Devletsiz, otoritesiz, efendisiz de ?saadet?in olabileceğini hep göstermeye çalıştı.Türkiye'de anarşist hareket uzun yıllar boyunca gösteremediği etkisini ilginç bir zamanda, 12 Eylül darbesinin sonrasında hissettirmeye başlamıştır. Özellikle üniversite çevrelerinde başlatılan bir dizi girişimle anarşistler seslerini duyurmaya başlamışlar, bu yönde yayınlara başlamışlardır. İlk dönemlerde Kara ve Efendisiz gibi dergilerle başlayan bu çabalar izleyen süreçte daha entelektüel mecralara taşınmış, anarşizm sorununu daha entelektüel bir bağlamda ele alan Siyahî gibi dergiler yayın hayatına atılmışlardır. Bu durum aslında anarşizm içindeki genel eğilimlerin değişimini göstermesi bakımından da önem taşımaktadır. Önceleri popülist bir tavra ve dile sahip olan anarşizm izleyen süreçte daha derinlikli ve felsefi bir bakış açısına sahip olmuştur.Özgür birey vurgusu açık ara belirgin olan bir anarşist omurganın Türkiye'de yer etmesi, belki de şiddetin ve otoriterizmin önündeki en büyük engel olabilecektir. Bu aynı zamanda karşılıklı birbirini besleyen de bir süreçtir. Bir yerden başlamak gerekirse, iktidarın tahakkümünün bilincinde olan birey ve kesimlerin ?olumlu? ve ?gerçek? anlamıyla bireyci bir anarşizmin farkındalıklarını göstermesiyle başlanabilir.

AnarşiAnarşizmDevlet+2
Hamdi Turşucu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi

Tez çalışmasında, milletlerarası yetki kavramı, milletlerarası yetki sistemleri, Türk mahkemelerinin yabancılık unsuru taşıyan hukukî uyuşmazlıklarda yetkisini oluşturan esaslar ve yetki sözleşmeleri ile mahkemelerin milletlerarası yetkili kılınmasına ilişkin düzenlemeleri incelemek ve bu konularla ilgili bilgi vermek amaçlanmıştır.Çalışmada öncelikle, milletlerarası yetki kavramı incelenmiştir. Daha sonra Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini belirleyen esaslar hakkında ayrıntılı açıklamaya yer verilmiştir. Milletlerarası yetki ve Türk mahkemelerinin milletlerarası yetki sistemi, ilgili kanunlar, milletlerarası sözleşmeler ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda incelenmiştir.Yabancı unsurlu hukuki uyuşmazlıkların hangi ülke mahkemesinde görüleceğini bildiren milletlerarası yetkinin belirlenmesinde çeşitli sistemler esas alınmaktadır. Türk hukukunda, 27.11.2007 tarihinde kabul edilen 5718 sayılı MÖHUK' da ? Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder ? hükmü yer almaktadır. Ayrıca, iç hukukun yetki kurallarının yanında tamamlayıcı nitelikte kuralların konulması esası benimsenmiştir.Yetki sözleşmesi ile mahkemelerin belirli şartlarda yetkili kılınması mümkündür. Türk hukukunda, 5718 sayılı MÖHUK' un 47. maddesi ile yetki sözleşmesi ve sınırları düzenlenmiştir. İş sözleşmeleri ve iş ilişkisi davalarında, tüketici sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda ve sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda yetkili mahkemelerin yetkisinin, tarafların yapacakları sözleşmeler ile bertaraf edilemeyeceği kabul edilmiştir.Anahtar Sözcükler1- Yetki2- Milletlerarası Yetki3- Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi4- Türk Mahkemelerinin Yetkisi5-Yetki Sözleşmesi

Yetki
Sıdıka Ayşegül Demir İskenderoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası terörizmin egemenlik-otorite ilişkisi açısından analizi: Lübnan 1967-2006

Bu çalışmada, Lübnan'da egemen güç olarak devletin, otoritesini kuramayarak başarısız olması sonucunda ülkede oluşan otorite boşluğunun transnasyonel terörizmin yeşermesine meydan vererek, ülkede devlete meydan okuyan bir başka gücün; Hizbullah örgütünün çıkmasının analizi yapılmaktadır.Çalışma, üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümü, modern devletin oluşumuyla beraber ortaya çıkan egemenlik kuramları ve egemen devletin sahip olduğu otorite kavramı üzerinde teorik çalışmaları içermektedir. Bu bölümde, egemenliğin kurucusu Jean Bodin'in yanı sıra Thomas Hobbes, John Locke ve Jean Jacques Rousseau'nun egemenlik kuramlarına yer verilmiştir. Ardından, günümüz egemenlik tartışmaları ve tipolojik yaklaşımlar konu edilmiştir. Siyasal otorite ve toplumsal rıza ilişkisi güç, kuvvet ve düzen konularına değinilmiştir. Bu bölümde son olarak başarısız devletler ele alınmıştır. Devletlerin ülke içinde otorite kuramamalarının sonucunda başarısız olarak nitelendirilmeleri ve bu duruma yol açan nedenler ve sonuçta meydana gelen, tehdit niteliğinde ulusal ve uluslararası sorunlar ortaya konmuştur.Çalışmanın ikinci bölümü, Osmanlı devletinin idaresinden itibaren günümüze kadar Lübnan'ın siyasi tarihini içermektedir. Bu bölümde, Lübnan'da devletin otoritesini yitirmesi sonucu meydana gelen olaylar; farklı din ve mezhep grupları tarafından kurulan silahlı örgütler ve çatışmaları, iç savaş, ülkenin de facto bölünmesi, Suriye'nin ülkeye askeri ve siyasal açıdan müdahale etmesi, Filistin varlığının ülkedeki özerkliği, ülkenin İsrail-Filistin anlaşmazlığına müdahil edilmesi ve bölgede ve dünyada terörizm ihraç eden ülke konumuna gelinmesi ve sonunda Hizbullah'ın devlet içinde devlet pozisyonunu alması detaylı olarak anlatılmaktadır.Üçüncü ve son bölümde ise, başarısız devlet Lübnan'da terörist yapılanma, dini söylemle meşrulaştırılmış terörizm ekseninde ele alınarak Hizbullah örgütünün analizi yapılmıştır. Hizbullah örgütünün kuruluşu, Suriye ve İran ile ilişkileri, siyasallaşması ve Lübnan topraklarında İsrail ile savaşması ve ülke içinde geldiği konum, Lübnan devletinin otorite zafiyeti açısından ortaya konulmuştur.Anahtar Sözcükler: Uluslararası Terörizm, Egemenlik, Otorite, Lübnan, Hizbullah

EgemenlikHizbullahOtorite+1
Serpil Güdül
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Leo Strauss ve Hannah Arendt'te politika felsefesinin krizi

Bu çalışma, modern dönemde politikanın krizine ilişkin olarak Arendt ve Strauss tarafından ortaya konulan argümanları, Platon bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Platon'dan itibaren modern döneme kadar sürekli bir dönüşüm içerisinde olan politika kavramının modern dönemdeki krizine ve çözümüne ilişkin tartışmaların orta noktasında yer alan Platon ve onun asil yalan kuramı incelenerek asil yalan kavramının kurucu iktidar ile ilişkisi açıklanmaya çalışılmıştır. Kurucu faaliyetin başlangıç öğretilerinde; kozmos inancı, felsefi uzlaşımcılık ve doğarlık öğretisi gibi kavramlara yer vererek bu kavramları asil yalan kavrayışı ile ilişkileri üzerinden detaylandırmaya ve her bir kurucu faaliyeti bir çok farklı bakış açısı çerçevesinde ele almaya çaba gösterilmiştir. Kurucu faaliyete ilişkin bu kavramları yalnızca egemenlik ve iktidara ilişkin modern ifadelerle değil de klasik, Platon metinleri çerçevesinde asil yalan üzerinden detaylandırma uğraşı, kurucu tartışmalara ilişkin klasik metinlerdeki argümanların evrenselliği hususunda da çalışma için ayrı bir önem taşımaktadır.

Arendt, HannahOtoritePlaton+4
Tarık Keleş
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
00

Related subjects