Authority

113 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

İlk ve ortaokul yöneticilerinin yetki kullanımında ve yetki devrinde yaşadıkları sorunlar

İnsanları bilgiyle donatan eğitim kurumu olarak okulların işlevlerini beklendik düzeyde yerine getirmesinde ve işleyişinin sürekliliğinde en önemli görev kuşkusuz okul yöneticilerindedir. Okul yöneticilerinin yönetim becerileri ve yetki kullanma becerileri okul yönetiminin kalitesini ortaya çıkarır. Okul yöneticilerinin üzerindeki yük arttıkça doğal olarak yetki sınırları da genişlemektedir. Okul-aile iletişiminin artması ve velilerin okul ve öğrenciler hakkında anlık bilgilendirilmesi, internetin hayatımıza bu denli girmesiyle birçok bilginin internete girilmesi, sürekli merkezden gelen mesajlara cevap verilmesi ve öğretmenlere aktarılması gibi birçok görev okul yöneticilerinin yetkilerini arttırmıştır. Okul yöneticisinin artan yetkileri aynı zamanda onlara iş yükü de getirmiştir. Yetkisini paylaşabilen yöneticilerin iş yükü hafiflediği için işlerini daha doğru, daha kısa sürede ve daha az stres altında yapması beklenmektedir. Yöneticinin iş yükünün hafiflemesi okuldaki eğitim-öğretimle daha çok ilgilenmesi için ona zaman sağlayacaktır. Gelişmiş toplumların eğitim sistemlerinin de toplumla beraber değişip gelişir. Değişen koşullar, gelişen teknoloji, ihtiyaç duyulan insan gücündeki değişim, halkın ve devletin eğitimden bekledikleri değiştikçe okuldan beklentilerde armış; beklentiler arttıkça ve koşullar değiştikçe yöneticilerin farklı alanlarda yetkileri doğmuştur. Türkiye 'de İlk defa 1953-54 ders yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagojik ve Özel Eğitim Bölümlerinde rehberlik bağımsız bir ders olarak programda yer almıştır (meb, 2014). 1950'lerden önce mesleki yönlendirmeden veya internet hayatımıza bu kadar girmeden önce e-okuldan, veli ve öğrenciyi internet üzerinden bilgilendirmekten bahsedemezdik. Bu ve bunun gibi daha nice yenilik yöneticilere yeni görevler ve yeni yetkiler yüklemiştir. Artık yetkiler o kadar artmıştır ki bir insanın tek başına altından kalkamayacağı bir hale gelmiştir. Burada yöneticinin yöneticilik becerilerinin yanı sıra yetki kullanma ve yetki paylaşabilme becerileri de önem kazanmıştır. Yönetimin bir bilim olarak araştırılmaya başladığı 1900' lü yılların başında, yönetim daha çok güç ve otorite kullanarak iş görenlere iş yaptırabilme olarak tanımlanırken, çağdaş yaklaşımlar yönetimi iş görenlere güdüleme yoluyla iş yaptırabilme veya insan gücünü en yüksek performansa çıkarma ve insan gücünden en yüksek verimi elde etme olarak kabul etmektedir (Eren, 2003). Her yöneticinin birinci derecede amacı ve rolü, kurumda var olanlardan daha iyi ve fazlasını sağlamaktır(Taymaz, 2003). Yöneticinin görevi, örgütü amaçlar yönünde yasatmaktır (Başar, 2000). Eğitim yönetimi eğitim örgütlerini saptanan amaçlara ulaştırmak üzere insan ve madde kaynaklarını sağlayarak etkili bir biçimde kullanarak, belirlenen politikaları ve alınan kararları uygulamaktır. Eğitim yöneticileri de örgütlerini Türk Milli Eğitiminin genel amaçları ve örgütün özel amaçları çerçevesinde yönetmekten sorumludurlar (Taymaz, 2007). Schein'a göre en büyük örgüt olan toplum, çeşitli bireylerin koordinasyonu sayesinde, kendi üyelerinin ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir. Örgüt kavramının temelini oluşturan öğelerden birisi, karşılıklı yardım fikrine dayanan, çabaların koordinasyonudur (Yücel, 2006). Kısaca yönetim, örgütün amaçlarının gerçekleştirilebilmesi için eldeki insan ve madde kaynaklarının etkili bir biçimde kullanılmasıdır. Buradan yola çıkarak, formal bir örgütte yönetim; örgütü saptanan amaçlara ulaştırmalı ve amaçlara uygun bir biçimde yaşatmalıdır. İnsan ve madde kaynaklarını sağlamalı ve etkin bir biçimde kullanmalıdır. Örgüt için belirlenen politika ve kararları uygulamalı ve islerin yapılmasını sağlamalıdır. Örgütün çalışmalarını izlemeli, denetlemeli ve geliştirmelidir. Eğitimde en yüksek verimi almak için öncelikle eğitim ortamındaki temel ihtiyaçların giderilmesi gerekilmektedir. Okulda eğitim ortamındaki temel ihtiyaçların giderilmesinde en önemli sorumluluk sahibi kişiler ise okul yöneticileridir. Yetki paylaşımında sorun yaşayan ve okullarının ihtiyaçlarını belirleyip gidermekte sıkıntılar yaşamaktadır. Okul içerisinde yaşanan birçok sıkıntının kaynağı yetki paylaşımında ortaya çıkan sorunlardır. Bir okulun iyi yönetilmesi şüphesiz ki o okuldaki eğitimin kalitesini de arttıracaktır. Araştırmanın genel amacı, İstanbul İl'i Esenyurt İlçesi'ne bağlı İlk ve Ortaokullarında görev yapan yöneticilerin yetki kullanımında ve yetki devri sırasında yaşadıkları sorunları belirlemek ve öneriler geliştirmektir. Bu araştırmanın evreni, 2014–2015 eğitim-öğretim yılında İstanbul ili Esenyurt İlçesinde bulunan İlk ve Ortaokullarda görev yapan okul yöneticilerinden oluşmaktadır. Bu araştırmanın verileri 2014-2015 eğitim-öğretim yılı güz döneminde toplanmıştır. Veri toplama aracı olan ölçek formu 30'u ilkokul ve 34'ü ortaokul olmak üzere toplam 64 okulda uygulanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS versiyon 20 yazılımı ve Excel 2010 kullanılarak yapıldı. Tüm değişkenlerin frekans ve yüzde değerleri hesaplandı. Tüm değişkenler cinsiyet, öğretmenlerin okuldaki görevleri ve meslek deneyimlerine göre Pearson-Chi Square test istatistiği yöntemi kullanılarak karşılaştırıldı. Skalalı soruların tamamı için faktör analizi uygulandı. Sonuçlar çizelgeler halinde sunuldu. Araştırma bulgularının; eğitim yöneticilerine, okul yönetiminde bir ışık tutacağı, bu alanda yeni araştırmalar yapacak olan araştırmacılara veri sağlayacağı bu konuyu güncelleştirip üzerinde düşünme, tartışma ve yeni araştırma imkânları sunacağı ve yol göstereceği umulmaktadır. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan bir seminer programı ile İl Milli Eğitim Müdürlükleri koordinatörlüğünde okul yöneticilerine "Yetki Kullanımı ve Yetki Devri" konulu seminerler verilebilir. Anahtar Kelimeler: Yetki, Okul Yönetimi, Yetki Paylaşımı

Eğitim yönetimiOkul yöneticileriOkul yönetimi+6
İlknur Öztürk
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hobbes'un politik teolojisi: Siyaset felsefesi bağlamında bir soruşturma

Thomas Hobbes siyaset felsefesi literatüründe adından en çok bahsedilen filozoflardan bir tanesi olmasına rağmen Türkçe literatürde İngiliz filozof üzerine yazılmış nitelikli çalışmaların sayısı neredeyse bir elin parmağı kadardır. Öncelikle Hobbes'un 'modern seküler devletin kurucusu' olduğuna dair bir kanının Türk akademisinde yaygın olarak kabul edilmesi literatürün hem okurunun hem de yazarının ortak problemidir. Bu çalışma Türk akademi tecrübesini bütünüyle dikkate alarak yanlış olduğuna inandığı bir algıyı kökünden tartışmayı hedeflemez. Bunun yanı sıra yukarıda dile getirilen algıyı çalışmanın temel motivasyonu ve ilk öncülü olarak değerlendirip Hobbes'un politik sisteminin sağlıklı bir analizini sunmaya çalışır. Dolayısıyla Hobbes'un politik sisteminde esas amacın ne olduğunu, toplumsal ve felsefi iddialarında neyi veya kimi hedef aldığını açıklamak çalışmanın genelinden çıkarsanabilir. Yukarıdaki varsayım kısaca formülleştirildiğinde temel argümanımız şu şekilde ifade edilebilir: Hobbes'un amacı dini, politik felsefeden elimine etmek değil; bilakis onun geçerli bir yorumunu ortaya koyarak öncelikle kendi yaşadığı dönemdeki çatışmaların çaresini aramaya çalışmaktır. Thomas Hobbes için politik felsefe politik teoloji ile eş güdümlü olarak hareket etmekte ve egemenlik düşüncesi teolojik temsil sorununun dünyevi çözümü haline gelmektedir. Dolayısıyla teolojik olan ile politik olan arasında kurulacak bir bağıntıyı çözümlemek ve egemenlik iddiasını bu bağıntının merkezine yerleştirmek gerekmektedir.

DevletDin felsefesiEgemenlik+7
Abdullah Said Can
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

The monarchy between historical legitimacy and complex challenges: How did Jordan survive the Arab Spring

In 2011 a series of demonstrations came across many Arab countries like a snowball in what was known as the wave of the Arab Spring. Starting in Tunis, then Egypt, Yemen, Syria, Libya, and Jordan followed. This wave has led to democratic transition in Tunis and Egypt in the very early months of the demonstrations, and a civil war and a dramatic state failure in Syria, Yemen, and Libya. However, Jordan's spring seemed to be less dramatic. No absolute violence happened nor did Muslima regime change occur. What Jordan faced was putting it in the loop of the project of democratization that had started in 1989 and yet did not come into the light. In this paper, I show the roots of the state establishment in Jordan and highlight the events that shaped the legitimacy of the monarchy and then analyze the tools and strategies the monarchy followed to sustain its legitimacy and preserve its stability, from the early establishment of the state to the Arab Spring. Finally, this paper argues that the monarchy in Jordan can neither be considered democratic or authoritarian, rather it maneuvers between multiple strategies and seized opportunities to remain stable in the region and legitimate in the state. This paper demonstrates the complexity of Jordanian politics on the international and regional levels that influences its internal politics. This paper takes the historical process method and refers to Max Weber and Micheal Mann to address the concepts of legitimacy and state power in the case of Jordan within a proper theoretical context.

The Arab SpringDemocracyDemocratic legitimacy+4
Leen Hosam Alı Gharaıbeh
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Milgram deneyi bağlamında otorite ve itaatin sınırı

Mevcut çalışma, otorite ve itaat ilişkisini Milgram Deneyi ekseninde ele alarak, bireyin vicdan, empati ve düşünme kapasitesiyle kurduğu etik bağlamı, otorite ve itaatin sınırları bağlamında ele almaktadır. Deneyin tarihsel arka planı, İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan insanlık dışı suçların küçük ölçekli bir simülasyonu olarak değerlendirilmiş; bireyin otorite karşısındaki konumunun, yalnızlık, güçsüzlük ve aidiyet ihtiyacıyla şekillendiği ortaya konmuştur. Otorite kavramı, 18. yüzyıl ve sonrasında sermaye merkezli dönüşümler ışığında güncel halini almış, psikanalitik perspektifte baba imagosu çerçevesinde incelenmiştir. Baba imgesindeki dönüşüme paralel olarak seküler modern dünyanın koşulsuz itaatin yeni biçimlerini ortaya çıkardığı ileri sürülmüştür. Vicdanın körelmesi, bireyin ahlaki karar alma süreçlerinde bilişsel çelişkiler ve ideolojik manipülasyonlarla karşı karşıya kalması sonucu ortaya çıkmakta; bu durum hem bireysel hem de toplumsal düzeyde sorumluluk bilincinin zayıflamasına yol açmaktadır. Eichmann örneği ekseninde tartışılan bürokratik itaat, Weber'in "Protestan Ahlakı ve Kapitalizm Ruhu" başlıklı tezi çerçevesinde yeniden yorumlanmış; ahlaki uzaklaşma ve çiftdüşün (doublethink) gibi kavramlarla vicdanın işlevsizleşme sürecine yönelik yorumlara yer verilmiştir. Kapitalist düzen, ahlaki normlarından biri olan çalışmayı yüceltirken, körü körüne itaat ederek çalışmayı dayatmakta, eylemlerin ve alınan kararların ahlaki niteliği sorgulanamaz hale getirmektedir. Bireyin kendini ahlaken üstün görme eğiliminin, aşağılık duygusuyla başa çıkma stratejisi olarak işlemekte; ancak bu tutumlar, empati ve eleştirel sorgulama mekanizmalarının zayıflamasına yol açarak kötülüğün ortaya çıkışında düşünme yoksunluğuna olanak tanımaktadır. Bu bağlamda düşünme yoksunluğu kolektif bir boyut kazanarak toplumun McDonaldlaşması olarak tanımlanan yapısal dönüşüme zemin hazırlamaktadır. Vicdanın pedagojik formda güçlendirilmesi hem bireysel hem de kamusal düzeyde etik bir dönüşümün mümkün kılınması açısından kritik bir rol üstlenmektedir. Bu bağlamda, demokratik birey olma ideali, kalitatif değerlere yönelme ve öteki bilincinin inşası, insanlık dışı suçların önlenmesinde caydırıcı bir etik zemin olarak önerilmektedir.

OtoriteSınırVicdan+1
Sibel Bozdağ
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

The problematised concept of author-ity in Tim Crouch's My Arm, An Oak Tree and England

In the twenty-first century British contemporary and in particular postdramatic theatre, the increasing centralisation of the audience and the spectators' active participation emerge as controversial subject matters. Tim Crouch (1964- ) is one of the most prominent playwrights of British contemporary theatre with the techniques he employs in his plays to stimulate the audience's intellectual engagement. Crouch stands out with his novel approach to the notion of spectatorship; while granting authority to his audience as autonomous components, he also demarcates the line between stage and the auditorium. The writer frequently confines his audience within the auditorium and employs spatial limitations to liberate the audience. Such constraints allow Crouch to create an equal co-authorship dynamic between the author, the performers, and the audience on his stage. By analysing his plays, namely My Arm (2003), An Oak Tree (2005), and ENGLAND (2007), this thesis aims to explore how Crouch creates an equalised and active participatory space that prioritises the action taking place in the audience's mind. The introduction of the thesis focuses on various theories and practises that illuminate Crouch's understanding of theatre. The first chapter focuses on the concept of representation in My Arm by analysing the writer's use of objects collected from the audience as a means of enhancing contemplation in the auditorium. The second chapter, deals with the phenomenon of transformation in An Oak Tree in which Crouch urges the audience to make a mental contribution through "self-hypnosis" by means of a demonstration of hypnosis on stage. The third and final chapter analyses how ENGLAND focuses on the translation between what the author says and what the audience creates in a gallery environment, which brings spatial dynamics to the forefront. Thus, the thesis concludes that by prioritising the audience's autonomous perception in his plays, Crouch encourages the spectators to transform into co-creators and authors of their own stories.

Crouch, TimAuthorityProblematization+4
Yağmur Atlar
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Conceptions of parental authority and the roles of parent-adolescent conflict and parental control behaviors on adolescent adjustment

The main purpose of the current study is to understand Turkish mothers' and adolescents' conceptualizations of the parental authority in terms of their legitimacy beliefs as well as their conflict perceptions over moral, prudential, personal and social conventional domains within the framework of social domain theory. The secondary purpose of this study is to illustrate the mediator roles of adolescents' general legitimacy beliefs and their perception of conflict frequency in the relation between their perception of parental behavioral and psychological control and their adjustment (depressive symptoms and self-esteem) in order to elaborate this direct relation by determining possible underlying mechanisms. This study was conducted through two steps (semi-structured interviews and questionnaires) with a sample of 151 mothers and their adolescent children (Mage = 13.91, Sage = 1.54) who were from low and middle-high SES in Ankara. Results indicated that mothers viewed more legitimate parental authority over social conventional domain than did adolescents. Mothers and adolescents also reported highest conflicts over social conventional domain. Findings also indicated that psychological control was related with high depressive symptoms and low self-esteem both directly and indirectly via conflict frequency. Behavioral control was indirectly related with low depressive symptoms and higher self-esteem via legitimacy beliefs and conflict frequency. It is concluded that investigating domain specific legitimacy beliefs of parental authority enhanced our understanding of parent-adolescent relationship as well as adolescents' adjustment.

Parental authority stylesParents controlParenting behaviors+7
Aylin Evrankaya
TED University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Barışçıl otorite dolaşımı kavramı: Irak örneği

Toplumu etkileyen en önemli kurumlardan birini temsil eden siyasal kurum, temelde ait olduğu ve etkilediği toplumsal gerçekliğin içindedir ve bu gerçekliğin izlenimini vermektedir. Öte yandan, toplum kavramı kimi zaman diğer kurumlardan daha etkilidir. Siyasal barışçıl otorite dolaşımı, modern demokratik sistemlerin en önemli ilkelerindendir. Ayrıca söz konusu barışçıl otorite kavramı demokrasinin kapsamını tanımlamak ve ölçmek için en önemli göstergelerden de biridir. Son yıllara bakıldığında barışçıl otorite kavramının her düzeydeki uluslararası arenanın ve Arap arenasının en önemli konularından biri haline geldiği görülmektedir. Bu çalışma, otoritenin barışçıl dolaşıması ilkesinin Irak toplumu üzerindeki etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada barışçıl otorite dolaşımının toplum üzerindeki etkisinin olup olmadığı, etkisi var ise bu etkinin nasıl olduğu tartışılmaktadır. Bu sorulara ek olarak STK'ların karar alma süreçlerine ne ölçüde katıldıkları sorun konu edilmektedir. STK'ların görüşlerinin otorite ve halkı bir araya getirip getirmediği ele alınmaktadır. Ayrıca barışçıl otorite kavramı dolayımı üzerinden iktidar ve din arasındaki ilişki ve bu ilişkinin toplumdaki insanları nasıl etkilediği ortaya konulmaktadır. Bu çalışmada nicel araştırma yöntemi uygulanarak katılımcılara anket soruları yöneltilmiştir. Söz konusu anket çalışmasındaki katılımcılar Irak halkından cinsiyet farkı gözetmeksizin seçilen yaşı 20 ve üzeri olan 300 katılımcıyla yapılmıştır.

Barış süreciBarışı sağlamaDemokrasi+5
Yousıf Alaa Abbas
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortaçağ sünni islam teolojisinde siyasal otorite sorunu

Bu çalışmada, Ortaçağ Sünni İslam teolojisinde siyasal otorite sorununun, hilafet kuramlarında nasıl ele alındığı sergilenmeye çalışılacak ve bu bağlamda Sünni-İslam teologlarının siyasal öğretileri incelenip, onların mirasının etkileri değerlendirilecektir. Siyaset, İslam toplumunun gündemine Muhammed'in ölümünün ardından, özellikle de siyasal otorite sorunu bağlamında yerleşmiştir. Söz konusu sorun, Sünni-İslam düşünce geleneği çerçevesinde hilafet (halifelik) kuramlarında çözümünü bulmuştur. Hilafet kuramı, normlarını ve toplumsal organizasyonun ilkelerini İlahi Yasa'dan çıkarsayan, dolayısıyla vahye dayalı bir hukuk sistemi olan Şeriat'in, siyasal alandaki hakimiyeti varsayımına dayanmaktadır. Bu bağlamda Sünni İslam teologları ideal bir İslam devletinin kendileri üzerinde tesis edileceği siyasal ilkeleri oluşturmaya çalışmışlardır. Ancak öte yandan hilafet kuramları Abbasi döneminde, yani ideal olanla siyasal gerçekliğin birbirine tekabül etmediği bir dönemde üretilmiştir. Bu nedenle bir yandan ideal bir İslam devletinin ilkelerini oluşturmaya çalışan Sünni İslam teologları, diğer yandan Abbasi dönemindeki mevcut siyasal rejimi meşrulaştırmaya çalışmışlardır. Başka bir deyişle, onlar, siyasal iktidarın eylemlerini, taleplerini ve icraatlarını din aracılığıyla meşrulaştırmışlardır.

Orta ÇağOtoriteSiyasal davranış+7
Seda Erşar
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Neoliberal planlama ekseninde merkezi ve yerel yönetim yetki çatışmasının kanal İstanbul projesi üzerinden okunması

Türkiye'de ve dünyada, yaklaşık son kırk yıldır neoliberal ekonomi politikaları doğrultusunda kentler şekillenmektedir. Ülke ve kent yönetimlerinin neoliberalizme yaklaşımlarına göre yıllarca farklı şekillerde kentlere müdahale edilmiş ve bu süreçte planlama kurumları en önemli araç haline gelmiştir. 2001 ve 2008 krizlerine cevap olarak inşaat odaklı ekonomi modeli benimsenmiş olup bunu takiben İstanbul'da yoğun bir şekilde inşaat faaliyetleri yürütülmüştür. Bu dönemde merkezi yönetimin seçim beyannamesinde krize cevap olarak birçok mega proje ortaya atılmıştır. Neoliberalizmin dünyada yerelleşme eğilimine karşı Türkiye'de yaklaşık son kırk yıldır merkezi yönetime bağlı birçok farklı kurum bu projelerde söz sahibi olmuş, planlama parçacıl bir hale gelmiştir. 2019 yerel seçimleri öncesi İstanbul'da yerel yönetiminde merkezi yönetimle aynı siyasi parti tarafından yönetiliyor olması sebebiyle merkezi ve yerel yönetim bir arada kenti neoliberalizmin etkisinde inşaat odaklı olarak dönüştürmüştür. Kanal İstanbul ve Yenişehir Projesi de bu dönemde ortaya atılan ölçeği ve beklenen olumsuz etkileri sebebiyle en çok dikkat çeken projelerden biri olmuştur. Projenin planlama süreci 2019 yerel seçimleri öncesinde aynı siyasi partiye ait merkezi ve yerel yönetim işbirliği ile ilerlerken seçim sonrasında yerel yönetimin projeye karşıt düşüncedeki bir parti yönetimine geçmesi ile birlikte planlama süreci bir çatışma alanı haline gelmiştir. Süreçte yerel yönetim devre dışı kalarak İstanbul içerisinde çok büyük ölçekteki bir alanda yetkisiz hale gelmesiyle süreç merkezi yönetimin elinde devam etmiştir. Bu çalışmada ortaya çıkan bu yetki çatışmasını ortaya koymak adına neoliberal planlama etkisiyle inşaat odaklı gelişim modeli olarak ortaya atılan bu mega projenin ortaya atılmasındaki etkenlerin, sürecin aktörlerinin ve sonuçlarının anlaşılması adına neoliberal planlama kavramı üzerine araştırmalar yapılmıştır. Tez dahilinde Şehir Plancılar Odası, Mimarlar Odası ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde yer alan yetkililer ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Oluşan yetki çatışması, yapılan görüşmeler, proje üzerinden merkezi ve yerel yönetim tarafından hazırlanan imar planları, çed raporu, araştırma raporları ve yapılan açıklamalar üzerinden 2019 yerel seçimleri öncesi ve sonrası projenin planlama süreci üzerinden okunmaya çalışılacaktır. Anahtar kelimeler: Neoliberal Planlama, neoliberal otoriterleşme, inşaat odaklı gelişme, mega projeler, yetki çatışması

Kent planlamaMerkezi yönetimNeo-liberalizm+2
Nursemin Meral
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hannah Arendt'in siyasal düşüncesinde iktidar ve siyasal şiddet ilişkisi

Hannah Arendt, Hitler Almanya'sında yaşamış bir Yahudi olarak şiddetin gerçek yüzünü yaşamıştır. Bu nedenle şiddeti meşru görmesi mümkün değildir. Arendt'in felsefesi karşılıklı saygıya ve herkesin kendini ifade edebileceği özgür ortamlara dayanan bir zeminde gelişmiştir. Dolayısıyla Antik Yunan siyasal yaşantısı Arendt'in özlem duyduğu bir temeldir. Çünkü orada insanlar konuşarak ve eylemde bulunarak kendini ifade edebiliyorlardı. Nitekim Arendt şiddeti konuşma güçsüzlüğü olarak tanımlayacak ve ona göre şiddet dilsizdir. Bu çalışmanın amacı, Hannah Arendt'in şiddet kavramsallaştırmasından yola çıkarak şiddetin iktidar ve siyasalla olan ilişkisini ele alıp çözümlemektir. Şiddet teması, tarihsel anlamda güncelliğini korumakla birlikte siyasal alanla olan ilişkisi hep tartışma konusu olmuştur. Arendt de şiddet temasını şiddet-iktidar, şiddet-otorite, şiddet-savaş gibi temalar üzerinden karşılaştırmalı olarak ele alır. Çünkü şiddet, modern dünyada normal bir olgu olarak kabul edildiği için kitle toplumlarının oluşmasına neden olmuştur. Bu anlamda şiddet yaşamın gerçekleri gibi algılanır. Bütün bunlar bağlamında Arendt'in felsefi görüşleri temel alınarak siyasal iktidarın şiddeti tekeline alıp meşrulaştırmaya çalışması incelenecektir.

Arendt, HannahOtoriteSiyasal şiddet+4
Veli Begeç
Mardin Artuklu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza infaz koruma memurlarının suça ve suçluya bakışları, 'erk' ve 'otorite' ile olan ilişkileri

Türkiye'deki ceza infaz sistemi her zaman kendi gündemini yaratmış ve hem sosyal bilimlerin hem de politikanın ilgi alanında kalmıştır. Sosyal hizmet, bizzat ilgili kurumlarda çalışan meslek elemanlarının da bulunmasına rağmen, suçluluk ile ilgili görece az çalışmaya sahip bir alandır. Bu tez sayesinde, literatürde eksik kaldığını düşündüğümüz, suçluluk alanının aslında başat aktörlerinden olmalarına rağmen kendileri ile yeteri kadar çalışılmamış ceza infaz koruma memurlarıyla çalışılarak, alana yeni bir bakış açısı sunulması hedeflenmiştir. Çalışmada infaz koruma memurlarının görüşleri üzerinden Türkiye'deki ceza infaz sisteminin suça ve suçluya yaklaşıının ufak bir göstergesi ortaya konmaya çalışılmıştır. Bahsedilen gösterge, suçluluk alanındaki politikaların yapısal sorunlarını ve ihtiyaçlarını tanımlamada yararlı olacaktır. Tezin amaçlarından birisi de ceza infaz koruma memurlarının suça ve suçluya dair düşüncelerine, sahip oldukları 'erk'in, kullandıkları 'otorite'nin ve hiyerarşik sistemde altında bulundukları 'otorite' ile olan ilişkilerinin etkisini incelemektir. Araştırma kapsamında Türkiye'nin üç büyük kentinden (Ankara, İstanbul, Bursa) 12 infaz koruma memuru ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve görüşülenlerin meslek algıları, iş yaşamları, mahpuslarla iletişimleri hakkındaki ve mahpus şartları/denetimli serbestlik/mahpusların çalışması gibi infaz sistemiyle ilgili konulardaki düşünceleri alınmıştır. Araştırma sonunda görüşülenlerin çoğunun mesleklerini zorunlu olarak icra ettikleri, aldıkları eğitimleri yetersiz buldukları, mahpuslarla iletişimde otorite dengesi kurmaya çalıştıkları, hapishanelerin 'ıslah edici' görevine inanmadıkları, infaz sisteminde yapısal sorunlar gördükleri vb. bulgulara ulaşılmıştır. Hapishaneler gerek çalışanlar gerekse mahpuslar için olumsuz bir ortam oluşturmakta, yapılan reformlar yapısal sorunları giderememektedir. Ceza infaz sistemini değerlendirirken geleneksel kalıplardan çıkılmalı ve alternatifler üzerinde durulmalıdır.

Ceza infaz kurumlarıHükümlülerOtorite+3
Çiçek Nilsu Varlıklar Demirkazık
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Toplu İş Hukukunda yetki tespiti

2012 yılında yürürlüğe giren 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'na göre sendikalar, işçi ve işverenlerin iş ilişkilerindeki ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla kurulur. Kanunumuz işçi ve işveren sendikası için farklı bir tanım öngörmemiştir. Ancak sendikaların kurulma amacı, esas itibariyle işçi sendikaları açısından önem arz eder. Sendikalar, kurulmalarında ve varlık göstermelerinde büyük bir öneme sahip olan toplu iş sözleşmesi ile üyesi olan işçilerin hak ve çıkarlarını korur ve geliştirirler. Ayrıca işçi ve işveren arasında bireysel düzeyde kurulan iş ilişkisi toplu iş sözleşmesi ile kolektif düzeye taşınır. 6356 sayılı Kanun açısından toplu iş sözleşmesinin işveren tarafını, işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren; işçi tarafını ise sadece işçi sendikası oluşturur. Ancak her işçi sendikasının üyesi olan işçiler için toplu iş sözleşmesi yapabilmesi mümkün değildir. Bunun için sendikanın kanunda yer alan toplu iş sözleşmesi yapma ehliyet ve yetkisine de sahip olması gerekir. Toplu iş sözleşmesi yapma süreci, öncelikle tarafların ehliyet ve yetki şartlarına sahip olup olmadıklarının araştırılması ile başlar. Ardından da toplu görüşme, toplu iş uyuşmazlıkları ve çözüm yolları ile devam eden uzun bir süreç gerektirir. Çalışmamızın kapsamı, toplu iş sözleşmesi yapma sürecinde toplu görüşmenin başlamasına kadarki kısım ile sınırlıdır. Bu nedenle çalışmamız kapsamında toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi, yetki tespiti, yetki itirazı ve yetki belgesi verilmesi aşamalarının yanı sıra konuyla bir bütünlük arz eden toplu iş sözleşmesi yapma ehliyeti de incelenmiştir. "Toplu iş hukukunda yetki tespiti" konusunu taşıyan çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Konunun incelenmesinde mülga 275 ve 2822 sayılı Kanunlarda ve yürürlükteki 6356 sayılı Kanun'da yer alan düzenlemelere yer verilmiştir. Bunun yanı sıra konuyla ilgili doktrinde ortaya çıkan tartışmalar incelenmiştir. Son olarak konuya ilişkin tespitlere yer verilmiş ve öneriler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Toplu İş Sözleşmesi, Toplu İş Sözleşmesi Yapma Ehliyeti, Toplu İş Sözleşmesi Yapma Yetkisi, Yetki Tespiti, Yetki İtirazı

Kanunlar 6356 sayılıKanunlarToplu iş hukuku+3
Sevde Bulun Tokkaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessEN

Shakespeare and authority: The intersection of theatre, locality and politics in Turkey

In this dissertation, I investigate the complex phenomenon of political Shakespeare adaptations in modern Turkish theatre and examine five distinct cases from independent theatre artists, Can Yücel's Bahar Noktası (1980), Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu's Kim Var Orada? (2015), Moda Sahnesi's Hamlet (2013), Semaver Kumpanya's Titus Andronicus (2010), and Serdar Biliş and Sami Özbudak's Romeo and Juliet (2016). Since the late twentieth century, William Shakespeare's plays have become a common ground for addressing certain fundamental cultural and political transformations in Turkey, and adapting Shakespeare to the local context is often accompanied by a politically resistant desire to revisit the issues of ethnic difference and political otherness. My cases reveal that the practice of adaptation is carried out as a collaborative process, which embraces oftentimes neglected performance dynamics such as the historical/cultural background of the theatre site and concerns over Shakespeare's politically loaded legacy. Theatre artists' focus on the collaborative features of adaptation goes parallel to their major adaptation tendency: to unearth ethnic difference and/or political otherness in debating political fault lines in Turkey's recent history. It also gives them room for untangling the issues of legitimacy, fidelity and cultural hegemony that have been central for Adaptation Studies. I argue that these theatre artists step outside the binary logic that surrounds the "original/adaptation" opposition since negotiating Shakespeare's preserved, authorial status necessarily involves the questions of difference and identity that have marked modern Turkish history.

AuthorityPolitical ArtShakespeare, William+6
Melis Günekan
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin çocuklarının boş zamanlarını organize etme tutumları üzerine sosyolojik bir inceleme: İstanbul'da bir saha çalışması

Bu çalışmanın amacı, İstanbul'daki farklı gelir gruplarından ebeveynlerin ortaokul çağındaki çocuklarının boş zamanlarını organize etme davranışları ile sahip oldukları sosyal, kültürel ve ekonomik sermayeleri arasındaki ilişkiyi sosyolojik olarak analiz etmektir. Ebeveynlerin çocuklarının hane içi ve hane dışı sosyalizasyonlarına yönelik tutumları çocukların eylemde bulunabilme kapasitesi (agency) odağında ele alınmaktadır. Çalışmanın örneklemi, 2016-2017 akademik yılında İstanbul'a bağlı Üsküdar ilçesinin farklı mahallelerindeki iki ortaokula giden çocukların ebeveynleridir. Nitel yöntemin benimsendiği bu çalışma kapsamında, amaçlı örnekleme tekniğiyle belirlenen 365 ebeveyne anket uygulaması yapılmış ve kota örnekleme tekniğiyle belirlenen 37 ebeveyn, öğretmen ve idareciyle yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Saha çalışmasından elde edilen veriler ışığında orta gelirli ailelerinin çocuklarının sosyalizasyon ortamlarının büyük ölçüde sokak gibi kurguya açık alanlardan kapalı mekânlara dönüştüğü ifade edilebilir. Sürekli hedef koyan pragmatist eğilimlere sahip ebeveynler, çocukların meşgul oldukları faaliyetleri daha yoğun ve çok yönlü biçimde gözetim altına almaktadır. Çocukların kendilerine özgü akran kültürü oluşturma süreçlerinin ebeveynlerin otoritesine doğrudan bağımlı olduğu tespit edilmiştir. Yeni medya araçlarının, ebeveynlerin evde ve dışarıda çocuklar üzerindeki denetim ve tahakküm alanlarını genişleterek bir süper gözetim aygıtı haline geldiği bulgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Çocuk, Boş zaman, Ebeveyn Otoritesi, Çocukluk Sosyolojisi,İstanbul.

Aile tutumuAna-baba tutumuBoş zamanları değerlendirme+6
Hamide Elif Üzümcü
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa Birliği ilkeleri ışığında Türk iş hukukunda toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi

Toplu iş sözleşmesi hakkı başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ILO sözleşmeleri olmak üzere, insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerde koruma altına alınan temel bir haktır. Her ülkenin kendi ekonomik şartlarını göz önüne alarak etkili bir toplu iş sözleşmesi sistemi kurması uluslararası camiada hem bir yükümlülük hem de prestij konusu haline gelmiştir. Türkiye'nin Avrupa Birliği müktesebatına uyum sağlaması sendikal hakların uluslararası hukukta kabul edilen ilkelere uygun hale getirilmesi ile mümkündür. Türk hukukunda da Anayasa'nın 53. maddesi toplu iş sözleşmesi hakkını düzenlemektedir. Bu hakkın kullanılmasında toplu iş sözleşmesi yetki sistemi büyük önem taşımaktadır. Toplu iş sözleşmesi yapmak için işçi sendikasında aranan yetki koşulları 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun sekizinci bölümünde düzenlenmiştir. Çalışmamızda, toplu iş sözleşmesi hakkının uluslararası hukuk ve Türk Hukuku'nda dayanaklarına yer verilmiş, ehliyet ve yetki kavramları açıklanmıştır. Toplu iş sözleşmesi yapmak için aranan yetki koşulları çalışmamızın odak noktasını oluşturmaktadır. Nihayet, işçi sendikasının toplu iş sözleşmesi yetkisinin tespiti ve bu tespite itiraz prosedürü incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Toplu İş Sözleşmesi, Toplu İş Sözleşmesi Hakkı, Toplu İş Sözleşmesi Yetkisi, Toplu İş Sözleşmesi Ehliyeti, Toplu İş Sözleşmesi Yetki Tespiti, Yetki İtirazı

Avrupa BirliğiToplu iş sözleşmeleriTürk iş hukuku+1
İpek Kocagil
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Jurisdiction and admissibility in international investment arbitration

For an investment treaty tribunal to proceed to adjudge the merits of investment claims, it must have jurisdiction over the parties and the claims, and the claims submitted to the tribunal must be admissible. The distinction between jurisdictional and admissibility concepts in investment arbitration is becoming increasingly relevant. This results from an expending legal practice undoubtedly evidencing that the scope of review in international arbitration typically depends on whether an objection falls within one or the other category, insofar as parties be in a position to challenge an award based on the tribunal's lack of jurisdiction, but not where a tribunal wrongly rejected an objection to admissibility. The subject of this thesis is to determine the exact meaning of the terms "jurisdiction" and "admissibility" and, thereby, come to a clearer picture of how to deal with these issues and to analyze a number of issues in regard to which investment tribunals have disagreed whether to qualify them as jurisdictional or admissibility-related. Part one revisits the historic development and principles of international investment protection. The second part addresses the jurisdictional issue in investment arbitration. It examines how states and investors consent to the adjudication of their investment disputes and explores personal, territorial, temporal and subject matter jurisdiction requirements. The third part distinguishes issues of admissibility from issues of jurisdiction and outlines a number of issues in regard to which investment tribunals have disagreed whether to qualify them as jurisdictional or admissibility-related. Key words: Jurisdiction, Admissibility, Arbitrability, Consent, Investment, Investor.

AdmissibilityArbitrationArbitration boards+5
Olga Evren
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

The effects of the economic crisis on the distribution of strategic decision-making authority

Understanding the dynamics of decision-making in the right way is an important problem for the management of organizations. In today?s business life, organizations are becoming larger and more complex, and the environments are becoming increasingly uncertain. Effective decision-making in this world of growing dynamic complexity requires an expansion in the boundaries of existing mental models and development of additional tools to better understand how organizations behave as complex systems.The aim of this study is to contribute to the understanding of the dynamics of managerial decision-making process in complex internal and external environments. By taking the organizational levels into consideration, the research includes one of the important dimensions of complex internal environment which is the organizational structure. Complex external environment is reflected within the study as economic crisis.With the use of an empirical study in the Turkish organization of a large global company, this study investigates decision-making process to understand how decision-making authority for different types of decisions, identified as strategic, tactical, and operational level decisions, are distributed throughout the organization levels, and, analyzes the effect of economic crisis on this distribution.The results of the empirical study confirm the following two common expectations: (1) Strategic decisions are mostly taken at upper hierarchical levels of the organizational structure; and, (2) during times of economic crisis strategic decision-making is centralized, and distribution of decision-making authority is concentrated at upper management levels.By providing a comprehensive and easy-to-apply research tool for the assessment of changes in the distribution of decision-making authority at differing environmental conditions, this study may have significant contributions to the effective management of business organizations and related academic research.

Economic crisisDecision makerDecision making+6
Murat Onuk
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

E-Devlet uygulamaları kapsamında Vedop Projesi, Eğirdir Vergi Dairesinde E-Vdo uygulamasının incelenmesi

Sanayi devriminden sonra ortaya çıkan, ekonomik ve sosyal yapıyı değiştiren dönüşüm sürecinin merkezinde gelişmiş enformasyon ve iletişim teknolojilerinin olduğu görülmektedir. Günümüzde yaşanan politik, ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmeler, küreselleşme süreci ile birlikte piyasalarda rekabetin şiddetlenmesi, kamu ve özel sektörün kurumsal açıdan yeniden yapılandırılmasını kaçınılmaz hale getirmiştir.Bilişim teknolojileri adı verilen telekomünikasyon, bilgisayar ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler bilginin, emek ve sermaye gibi yeni bir üretim faktörü olmasına neden olmuştur. Bu radikal değişimler ve bilginin önlenemez yükselişi zamanla devletlerin yönetim şeklini de değiştirmeye başlamıştır.İnternet kullanımının hızla yaygınlaşması ve kamu yönetiminin yeniden yapılanması, beraberinde devlet ve internet kavramlarının bir arada kullanılmasına yol açmıştır. Böylece yeni bir sürece girilmiş ve E-Devlet kavramı kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Bu gelişmelerle birlikte Dünya'da olduğu gibi Türkiye'de de E-Devlet projeleri hayata geçirilmeye başlanmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde elektronik devlet kavramsal bir çerçeve olarak bütün yönleriyle ele alınmış, E-Devlet modeli ve E-Devletin etkinliğini belirleyen faktörlere değinilmiştir.İkinci bölümde Türkiye'deki E-Devlet uygulamalarından birisi olan Vedop Projesinin kapsamı, altyapısı, E-Kuruma yönelik bileşenleri, gelişimi, E-Devlete entegrasyon süreci, yararları ve projeye yöneltilen eleştiriler üzerinde durulmuştur.Çalışmanın son bölümünde ise Vedop Projesi çerçevesinde E-Vdo (Elektronik Vergi Dairesi Otomasyonu) uygulaması örnek bir vergi dairesi seçilerek (Eğirdir Vergi Dairesi ) konuya yönelik incelenmiştir.

Bilgi güvenliğiBilgi teknolojisiBilgi toplumu+7
Nurhan Akdemir
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Örtüşen yönetim alanı problemi ve yerel yönetimler örneği: Eskişehir incelemesi

Gelişen ve değişen kamu yönetimi anlayışı içinde yerel yönetimlerin bu günkü konumu itibari ile yönetim alanında gerek merkezi yönetim gerekse de birbirleri ile yaşadıkları görev ve yetki çatışması ve örtüşmesi sorunları göz ardı edilemeyecek derecede ortadadır.Bu bağlamda yerel yönetimlerin görev ve yetkilerinin net olarak belirlenmesi, yaşanan görev ve yetki çatışması ve örtüşmesi nedenleri ile bu çatışma ve örtüşmelere çözüm bulunması adına öncelikle görev tanımlarına yer verilmiş; yerel yönetimlerin ağırlığının en çok hissedildiği yerler olan kentlerde, yönetimde söz sahibi kurumların belirlenmesi, örtüşme ve çatışmanın nedenleri ile çözüm yollarının bulunması amaçlanmıştır. Örnek il incelemesi olarak ele alınan Eskişehir İlinde görev yapan yerel yönetimler, özellikle büyükşehir belediyesi ile merkez ilçe belediyeleri arasında yaşanan sorunlar incelenmiş, bu sorunların sebepleri bulunmaya çalışılmıştır. Ayrıca, Türkiye'den örnek vakalara yer verilerek, konunun çözümü için yapılabilecek değişiklikler önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetim, Yönetim Alanı, Görev ve Yetki Çatışması, Görev ve Yetki Çakışması.

BelediyelerEskişehirGörev+6
Ayşe Doğantuna
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Akıl temelli normativite teorileri ile hukuki pozitivizmin bağdaştırılması

Hukuki pozitivizmin önemli eksiklerinden biri olarak hukukun normatifliğini açıklayamaması gösterilir. Çalışma bu eksikliğin rasyonalite temelli normativite teorilerinden faydalanarak giderilip giderilemeyeceğini sorgulamaktadır. Joseph Raz bir pozitivist olarak normativiteyi akıl tarafından tespit edilen davranış sebepleriyle açıklamaktadır. Raz'ın otorite temelli hukuki normativite anlayışı savunulabilir olsa da hukuki normativiteye ilişkin bütün soruları yanıtlamamaktadır. Bu nedenle otorite temelinde hukuki normativitenin açıklanabileceği kabul edilmelidir, ancak otorite anlayışının hukuki normativite için tek olasılık olduğu düşünülmemelidir. Hukuki pozitivizmin benimsediği geçerlilik anlayışı olan sistemsel geçerlilik hukukun normatif yönünü aydınlatmakta eksik kalmalıdır. Bu nedenle de sistemsel geçerlilik anlayışının minimum aksiyolojik bir unsurla tamamlanması gerekmektedir. Bu unsur minimum bağlayıcılık şartıdır. Buna göre bir hukuk normunun varlığından bahsedebilmek için muhataplarının bu norma uymak için en azından belli bir davranış sebebi olması gerekir. Bu geçerlilik anlayışına aksiyo-sistemsel geçerlilik ismi verilebilir. Aksiyo-sistemsel geçerlilik bir hukuk sistemindeki normların geçerliliğini açıklamaya yönelir. Bununla birlikte, aksiyo-sistemsel geçerliliğin bir hukuk sisteminin hiyerarşik açıdan en üstün normunun geçerliliğini açıklaması mümkün değildir. Bu norm için aksiyo-olgusal geçerlilik anlayışı benimsenebilir. Sorgulanması gereken husus bağdaştırma projesinin ulaştığı bu iki geçerlilik anlayışının hukuki pozitivist iddialarla uyumlu olup olmadığıdır. Hukuki pozitivizmin ayrılabilirlik tezi ve toplumsal olgu tezi olmak üzere iki temel tezi olduğu söylenebilir. Savunulan geçerlilik anlayışları ayrılabilirlik tezine uygun, ancak toplumsal olgu tezine aykırıdır. Dolayısıyla, ileri sürülen bağdaştırma kesinlikle doğal hukukçu bir nitelik taşımasa dahi ancak ayrılabilirlik tezi etrafında tanımlanabilecek geniş bir pozitivist teoriye vücut verebilir.

AhlakBağlayıcılıkDışlayıcılık+7
Yahya Berkol Gülgeç
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu güvenliğinin sağlanmasında özgürlük-otorite dengesi ve devletin rolü

Bu çalışmada, kamu güvenliği sağlanırken özgürlük ile otorite arasındaki dengeyi bozan faktörler ve bu dengeyi sağlayabileceği düşünülen ilkeler incelenmiştir. Özellikle tüm dünyada önemli bir güvenlik tehdidi haline gelen ulusal ve uluslararası teröre karşı, devletlerin ürettiği kanunlar ve hayata geçirdiği uygulamaların, bireysel hak ve özgürlükleri hangi yönlerden tehlikeye düşürebileceği irdelenmiştir. Ulusal ve uluslararası yargının özgürlük-otorite dengesinin bozulması karşısında sergilediği tutum ortaya konmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında konunun hangi çerçevede tartışıldığı incelenmiş, devletin özgürlük-otorite dengesini sağlamadaki rolünün, hangi koşullar etrafında ve nasıl değiştiği saptanmaya çalışılmıştır.

DevletDevlet görevleriGüvenlik+5
Eda Yıldız
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

İbn Haldûn ve Herbert Spencer'da kanun ve otorite

Bu tez, İbn Haldun ve Herbert Spencer'ın kanun ve otorite kavramları ile bağlı devlet ve hukuk sistemlerine dair anlayışları hakkındadır. Her iki filozofun genel teorileri, siyasetle alakalı olmakla birlikte devlet ve hukuk düzenine ait tarihi gelişimleri ve temel yasaları içerir. Bu bakımdan siyaset ve hukuk kuramlarında, özellikle devletin kurucu unsurları, hukuk sisteminin temel ilkeleri, bireyin veya vatandaşın temel hakları, medeniyet tasavvurları gibi konulardaki düşünceleri irdelenmiştir. Ayrıca İbn Haldun ve Spencer'ın devlet ve vatandaşlar, devletin kendi kurumları arasındaki ilişkileri içeren düzenlemelerini belirleyen, kamu yönetimi ve anayasal hukuk ile alakalı teorilerini kapsamaktadır. Bu disiplinler, tarihte birbirine geçmiş durumda oldukları için filozofların eserlerinde iç içedir. Nitekim tezimizde de kaçınılmaz olarak filozofların düşünceleri bu alanlarda irdelenmiş fakat daha ziyade felsefi metodla gerçekleştirilmiştir.

FelsefeHukuk felsefesiKanunlar+4
Ayşe Yaşar Ümütlü
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de Cumhurbaşkanının konumu

Yasama ve yürütme kuvvetlerinin birbirlerinden ayrıldığı kuvvetler ayrılığına dayanan sistemler; parlamenter sistem ve başkanlık sistemi olarak ortaya çıkmış, daha sonra bunlara yarı başkanlık sistemi eklenmiştir. Devlet başkanı parlamenter ve yarı başkanlık sisteminde ikili yürütme yapısının bir tarafını, başkanlık sisteminde ise tek başına yürütme organını oluşturmaktadır. Devlet başkanının seçimi ve anayasal yetkilerine göre bu üç sistem karakterize edilmektedir. Devlet başkanının uygulamada anayasal yetkilerini nasıl kullandığı ise siyasal sistemin işleyişini göstermektedir. Buradan hareketle devlet başkanının konumunu belirleyen üç unsur tespit edilmiştir: Devlet başkanının seçimi, devlet başkanının anayasal yetkileri, devlet başkanının anayasal yetkilerini kullanması ve uygulamadaki durum. Bu üç unsur bir bütün halinde değerlendirildiğinde devlet başkanının güçlü ya da zayıf konumda olduğu ortaya çıkmaktadır. Türkiye'de 1921 Anayasasında 1923 yılında yapılan değişiklikten, 1982 Anayasasında 2017 yılında yapılan değişikliğe kadar, Anayasalarımızda yürütme organı ikili yapıya sahip olmuştur. Devlet başkanı olan Cumhurbaşkanı, yürütme organının daha az yetkili tarafı şeklinde düzenlenmiştir. Bununla birlikte, bu süreçte görev yapan Cumhurbaşkanlarının uygulamada anayasal yetkilerinin ötesinde güce sahip olabildikleri görülmüştür. 2017 Anayasa değişikliği ile ise ikili yürütme yapısı terk edilmiş ve Cumhurbaşkanı gerek anayasal yetkiler gerekse de uygulama açısından güçlü bir konuma sahip olmuştur. Bu çalışmada Cumhuriyet dönemi tüm Anayasalarımız dikkate alınarak Cumhurbaşkanının konumu açıklanmıştır. Aynı zamanda devlet başkanının anayasal yetkilerini ölçme yöntemi kullanılmış, 1961 ve 1982 Anayasası ile bu Anayasaların çağdaşı olan başka ülkelerin Anayasaları, devlet başkanlarının anayasal yetkilerine göre birbirleriyle karşılaştırılmıştır.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiCumhurbaşkanıHükümet sistemi+1
İsmail Yazıcıoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Fundamentals of authority and legitimacy in the 16th century Ottoman siyasetnamas

The period of Kanuni is known as the period in which the Ottomans carried dynastic rule to the top within the patrimonial system, and the dissolution period authors define this period as the ideal period. This study focuses on how the government presented itself as "legitimate" in terms of both worldly and religious aspects and how it shaped its public image in the period of Kanuni, which contained highly complex relations and developments in terms of the Ottoman power. The main purpose of the study is to enlighten the ways of legitimacy applied by the power in the period of Suleiman the Magnificent. The sources of legitimacy in question give a clue to how the Ottoman raison d'etat operated, how the Ottomans presented themselves as both an worldly and religious authority in this period when they reached "double sovereignty," and what religious, ideological, and cultural resources predominated in the Ottoman political mentality and what's the operational motivations of the power. The scope of the study is limited to the Süleiman period, and the studies related to this period have been benefited to the maximum. In addition, in order to determine the dynamics of legitimacy in the Ottoman Empire siyasatnames which belong to this era, such as Amâsi's work titled Tuhfetü'l-Ümera ve Minhatü'l-Vüzera, Kınalızade's work named Ahlak-ı Ali, İbn-i Firuz's work named Gurretü'l-Beyza, Lütfi Pasha's work titled Asafname, Taşköprizade's work titled Risale fî Beyâni esrâri'l-hilafeti'l-insaniyye ve's-saltanati'l-ma'neviyye, were examined. The analyzes, approaches, and works of historians such as Halil İnalcık, Norman Itzkowitz, A. D. Alderson, Cornell Fleischer, Colin Imber, Gülru Necipoğlu, and Suraiya Faroqhi regarding this period depicted the socio-cultural environment and political mentality that dominated this period, shaped our work accordingly. Moreover, the different approaches they presented and the different issues they dealt with provided us with a better understanding of the legitimacy problem.

16. centuryKanuni Sultan SüleymanLegitimacy+4
Tahir Yıldız
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00

Related subjects