Body composition

129 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümü öğrencilerinin antropometrik ölçümleri ile akdeniz diyeti ve beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu araştırma Ocak 2020- Mayıs 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünde öğrenim gören çalışmaya katılım kriterlerini karşılayan gönüllü 174 öğrenci üzerinde yapılmıştır. 18-24 yaş arasında olan dördüncü sınıflarda öğrenim gören 54, üçüncü sınıflarda öğrenim gören 65 ve ikinci sınıflarda öğrenim gören 59 öğrenci ile yapılan çalışmada öğrencilerin Akdeniz Diyet Kalite İndeksi ve sağlıklı yaşam biçimleriyle ilgili akademik bilgilerini kendi yaşamlarına uygulayabilme yetenekleri ve sağlıklı beslenme takıntısının saptanarak Akdeniz Diyet Kalite İndeksi ile antropometrik ölçümler arasındaki olası ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilere yüz yüze görüşme yöntemiyle anket formu uygulanmıştır. Ayrıca anket formu uygulanan öğrencilerin antropometrik ölçümleri ve vücut kompozisyonu saptanmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda öğrencilerin Akdeniz diyet kalite indeksi ortalamasının; 5,3±2,95; ORTO-11 ölçeği puan ortalamalarının ise 24,75±6,48 olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin ortalama vücut ağırlığı 59,7±11,1 kg ve beden kitle indeksi (BKİ) ortalamaları ise 21,72±3,1 olarak saptanmıştır. Bu araştırmada öğrenim görülen sınıf düzeyi arttıkça Akdeniz diyetine uyumun arttığı aynı zamanda öğrencilerin Akdeniz diyet kalite indeksi puanları arttıkça beden kitle indeksi (BKİ) değerlerinin ve ORTO-11 ölçeği puanlarının istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak Akdeniz diyetine uyumun bireylerin vücut ağırlığı, beden kütle indeksi ile vücut bileşimini olumlu olarak etkilediği ve Akdeniz diyetine uyumun artması ile ortorektik davranışların arttığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlıklı beslenme, Akdeniz diyeti, BKİ, Vücut kompozisyonu, Ortoreksiya Nervoza

Akdeniz diyetiAntropometriBeslenme+7
Hilal Torpil
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

L-carnitin kullanımı ile yapılan farklı şiddetlerdeki antrenmanların vücut kompozisyonu, kan profili, psikofizyolojik ve performans cevapları üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı L-karnitin kullanımının farklı dar alan oyunlarına verilen psikofizyolojik ve teknik cevaplar üzerine etkilerini incelemektir. Çalışmaya 16 amatör futbol oyuncusu (yaş: 22.87 ± 4.18 yıl) gönüllü olarak katılmıştır. 2v2 ve 4v4 dar alan öncesinde ve sonrasında Brunel ruh hali ölçeği kullanılırken, oyunlar sırasında algılanan zorluk derecesi ve fiziksel aktiviteden alınan keyif düzeyi belirlenmiştir. L-karnitin kullanımı ile oynanan 2v2 dar alan oyunlardaki psikofizyolojik ve teknik cevaplar L-karnitin kullanımı olmadan oynanan oyunlara göre bazı değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlı farklı bulunmuştur (p<0.05). Benzer şekilde L-karnitin kullanımı ile oynanan 4v4 dar alan oyunlardaki psikofizyolojik ve teknik cevaplar L-karnitin kullanımı olmadan oynanan oyunlara göre bazı değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlı farklı bulunmuştur (p<0.05). L-karnitin kullanımın hem psikofizyolojik hemde teknik cevaplara olumlu etkilerde bulunduğu görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Futbol, performans, dar alan oyunları, algılanan zorluk derecesi

AntrenmanKan parametreleriKarnitin+3
Muhammed Elçi
Siirt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

L-karnitin kullanımının farklı dar alan oyunlarına verilen psikofizyolojik ve teknik cevaplar üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı L-karnitin kullanımının farklı dar alan oyunlarına verilen psikofizyolojik ve teknik cevaplar üzerine etkilerini incelemektir. Çalışmaya 16 amatör futbol oyuncusu (yaş: 22.87 ± 4.18 yıl) gönüllü olarak katılmıştır. 2v2 ve 4v4 dar alan öncesinde ve sonrasında Brunel ruh hali ölçeği kullanılırken, oyunlar sırasında algılanan zorluk derecesi ve fiziksel aktiviteden alınan keyif düzeyi belirlenmiştir. L-karnitin kullanımı ile oynanan 2v2 dar alan oyunlardaki psikofizyolojik ve teknik cevaplar L-karnitin kullanımı olmadan oynanan oyunlara göre bazı değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlı farklı bulunmuştur (p<0.05). Benzer şekilde L-karnitin kullanımı ile oynanan 4v4 dar alan oyunlardaki psikofizyolojik ve teknik cevaplar L-karnitin kullanımı olmadan oynanan oyunlara göre bazı değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlı farklı bulunmuştur (p<0.05). L-karnitin kullanımın hem psikofizyolojik hemde teknik cevaplara olumlu etkilerde bulunduğu görülmektedir.

AntrenmanKarnitinPsikofizyoloji+2
Muhammed Elçi
Siirt University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vücut kompozisyonu değişikliklerinin (sarkopeni, miyosteatoz, ciltaltı ve viseral yağ dokusu artışı) intraarteryal tedavi uygulanan primer ve sekonder karaciğer maligniteli hastalardaki prognostik rolünün araştırılması

Amaç: İntraarteryal tedavi uygulanan hepatoselüler kanser (HSK) ve metastatik kolorektal kanser (mKRK) hastalarında işlem öncesi hastaların vücut kompozisyon değişikliklerinin (sarkopeni, miyosteatoz, ciltaltı ve viseral yağ dokusu indeks artışı) tedavi yanıtına ve sağkalıma olan etkisini, ayrıca kontrol görüntülemelerde izlenen vücut kompozisyon değişimlerinin sağkalıma etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 1 Ocak 2012-31 Aralık 2022 tarihleri arasında intraarteryal tedavi uyguladığımız toplam 160 HSK (ortalama yaş: 63.45±11.79, E/K:123/37) ve 146 mKRK (ortalama yaş: 59.98±11.94, E/K:90/56) hastasını belirledikten sonra hastaların işlem öncesi 30 gün içinde elde edilmiş BT tetkikleri üzerinden L3 vertebra seviyesinden ölçüm ile vücut kompozisyon parametreleri (iskelet kas alanı, iskelet kas dansitesi, ciltaltı yağ dokusu alanı ve viseral yağ dokusu alanı) belirlendi. Sarkopeni ve miyosteatoz tanımı için literatürde tanımlanmış sınır değerler; ciltaltı ve viseral yağlanma tanımları için ise kendi hasta populasyonumuzun ortanca değerleri kullanıldı. Vücut kompozisyon parametreleri ile tedavi yanıtı ilişkisi belirlendikten sonra tek ve çok değişkenli binominal lojistik regresyon yöntemi ile tedavi yanıtına etki eden faktörler araştırıldı. Ardından vücut kompozisyon değerleri sağkalım ilişkisi ve tedavi yanıtı-sağkalım ilişkisi Kaplan-Meier yaşam analizi yöntemi ile ortaya konuldu. Hastaların kontrol görüntülemelerinden HSK grubu için mRECIST, mKRK grubu için RECIST 1.1 kılavuzu doğrultusunda vücut kompozisyon değerlerindeki değişimler belirlendi ve negatif veya pozitif yöndeki değişikliklerin sağkalım ile ilişkisi Kaplan-Meier analizi ile ortaya konuldu. Ardından tek ve çok değişkenli Cox-regresyon yöntemi ile progresyonsuz ve genel sağkalıma etki eden faktörler araştırıldı. Ayrıca "propensity score matching" (PSM) yöntemi ile bazal değişkenlerdeki farklılıklar ortadan kaldırılıp seçici yanlılık azaltılarak sağkalımı etkileyen faktörler tekrar araştırıldı. Bulgular: Hepatoselüler kanser hasta grubunda lokal hastalık kontrolü oranı %77.7, objektif yanıt oranı %55.4 bulunmuştur. Tedavi yanıtını (objektif yanıt) etkileyen faktörler çok değişkenli lojistik regresyon analizi sonucunda erkek cinsiyet (odds oranı: 0.30, %95 güven aralığı: 0.11-0.81, p=0.017), ECOG skoru (odds oranı: 0.26, %95 güven aralığı: 0.08-0.89, p=0.032), AFP düzeyi (odds oranı: 0.36, %95 güven aralığı: 0.16-0.81, p=0.014) ve ALBI skoru (odds oranı: 7.23, %95 güven aralığı: 0.76-68.61, p=0.085)'dir. Hem sarkopenik hem miyosteatotik hastaların sağkalım süreleri karşı gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha kısadır. Lokal hastalık kontrolü ya da objektif yanıtı olan hastaların sağkalım süreleri karşı gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha uzundur. Kontrol görüntülemelerde iskelet kası indeksinde azalma olanların hem progresyonsuz hem de genel sağkalım süreleri daha kısayken iskelet kası dansitesinde azalma olanların genel sağkalım süreleri daha kısadır. Genel sağkalımı etkileyen faktörler çok değişkenli cox-regresyon analizi sonucunda önceden tedavi varlığı (hazard oranı:0.51, %95 güven aralığı: 0.31-0.84, p=0.009), Child evresi (p=0.004), albümin düzeyi (hazard oranı=1.56, %95 güven aralığı=1.06-2.31, p=0.024), AFP düzeyi (hazard oranı:1.83, %95 güven aralığı: 1.22-2.75, p=0.003), sarkopeni (hazard oranı=1.59, %95 güven aralığı=1.05-2.41, p=0.029), miyosteatoz (hazard oranı=1.96, %95 güven aralığı=1.32-2.92, p=0.001) ve kontrolde iskelet kası indeksinde azalma (hazard oranı=2.13, %95 güven aralığı=1.41-3.22, p<0.001) olarak sıralanabilir. "Propensity score matching" sonucunda vücut kompozisyon değerleri olarak sarkopeni (hazard oranı: 2.06, %95 güven aralığı: 1.24-3.42, p=0.005) ve kontrolde iskelet kas indeksinde azalma (hazard oranı: 2.27, %95 güven aralığı: 1.35-3.81, p=0.002) genel sağkalımı belirleyen faktörler arasındadır. Hepatik metastazı olan KRK hasta grubunda lokal hastalık kontrolü oranı %53.1, objektif yanıt oranı %23.4 bulunmuştur. Tedavi yanıtını (objektif yanıt) etkileyen faktörler çok değişkenli lojistik regresyon analizi sonucunda önceden tedavi varlığı (odds oranı: 4.21, %95 güven aralığı: 1.36-13.07, p=0.013) ve AST artışı (odds oranı: 0.22, %95 güven aralığı: 0.04- 1.07, p=0.061)'dır. Hem sarkopenik hem miyosteatotik hastaların sağkalım süreleri karşı gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha kısadır. Lokal hastalık kontrolü ya da objektif yanıtı olan hastaların sağkalım süreleri karşı gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha uzundur. Kontrol görüntülemelerde iskelet kas indeksinde azalma olanlarda progresyonsuz ve genel sağkalım süreleri istatistiksel anlamlı olarak daha kısa iken (sırasıyla p=0.028 ve p=0.016), iskelet kas dansitesi değişiklikleri ile sağkalım arasındaki ilişki istatistiksel açıdan anlamlı değildir (sırasıyla p=0.608 ve p=0.125). Genel sağkalımı etkileyen faktörler çok değişkenli cox-regresyon analizi sonucunda ECOG skoru (hazard oranı=2.08, %95 güven aralığı= 1.44-2.99, p<0.001), KCFT yüksekliği (hazard oranı=1.84, %95 güven aralığı=1.19-2.84, p=0.006), sarkopeni (hazard oranı=2.96, %95 güven aralığı=1.68-5.21, p<0.001), kontrolde iskelet kas indeksinde azalma (hazard oranı=2.03, %95 güven aralığı=1.16-3.55, p=0.013) ve miyosteatoz (hazard oranı=2.17, %95 güven aralığı=1.31- 3.58, p=0.002) olarak sıralanabilir. "Propensity score matching" sonucunda vücut kompozisyon değerleri olarak sarkopeni (hazard oranı: 1.91, %95 güven aralığı: 1.20-3.05, p=0.006) ve miyosteatoz (hazard oranı: 1.97, %95 güven aralığı: 1.00-3.87, p=0.049) genel sağkalımı belirleyen faktörler arasındadır. Sonuç: Hem HSK hem de mKRK hasta gruplarımızda bazal sarkopeni ve miyosteatoz hastaların progresyonsuz ve genel sağkalımı etkileyen faktörlerden birisi olup bu faktörlerin varlığı prognozu olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca kontrol incelemelerde iskelet kas indeksindeki azalma da her iki hasta grubunda prognozu olumsuz yönde etkilemektedir.

Adipoz dokuKaraciğer hastalıklarıKaraciğer neoplazmları+7
Yakup Özbay
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Polikistik over sendromu tanılı hastalarda kas ve kemik kompozisyonun ve fonksiyonunun değerlendirilmesi

Polikistik over sendromu (PKOS), kadınlarda en sık görülen endokrinolojik bozukluktur. Pek çok sistem üzerindeki olumsuz etkileri bilinmesine rağmen PKOS'un kas-iskelet sistemi üzerindeki olası etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada PKOS'un geç reprodüktif dönemdeki kadınlarda kas ve kemik kompozisyonu ve fonksiyonu üzerine etkilerini incelemeyi amaçladık. Çalışmaya 34 PKOS ve 32 yaş ve VKİ uyumlu kontrol kadın dahil edildi. Vücut kompozisyonunu belirlemek için tüm katılımcılara dual enerjili X-ray absorsiyometrisi (DEXA) uygulandı. Ayrıca bireylerde abdomen ve uyluk manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak kesitsel kas alanları ve kasların yağ fraksiyonları değerlendirildi. Kas gücü, izokinetik dinamometre, Biodex® System Pro3 (Biodex Corp. Shirley NY, ABD) kullanılarak ölçüldü. Diz ekstansör ve diz fleksör konsantrik kas kuvveti, birim zamandaki açısal yer değiştirme miktarını temsil eden 60°/sn açısal hızlarda değerlendirildi. Ortalama yaş PKOS'ta 43 ± 3.7, kontrollerde 42.2 ± 3.5 idi. Tanı anında PKOS hastalarının %94,1'i (n=32) fenotip A, %5,9'u (n=2) fenotip B idi. PKOS hastalarında testosteron, FAİ ve açlık insülini kontrollere göre daha yüksekti (sırasıyla p<0,001, p=0.001 ve p=0.032). Toplam abdominal kas alanı (TAMA), paraspinal kas alanı, uyluk kas alanı, visseral yağ doku (VAT), subkutan yağ doku (SAT), vertebral manyetik rezonans görüntüleme-proton dansite yağ fraksiyonu (MRI-PDFF), uyluk ve paraspinal kas MRI-PDFF gruplar arasında benzerdi ancak karaciğer MRI-PDFF'si PKOS grubunda daha yüksek bulundu (p=0,044). Gruplar arasında DEXA ile değerlendirilen kas ve kemik kompozisyonu açısından fark yoktu. Alt grup analizinde obez PKOS hastalarının obez kontrollere göre daha yüksek TAMA'ya (p=0,012) ve daha yüksek visseral yağ dokusuna (p=0,049) sahip olduğu görüldü. Trunkal yağlanmayı destekleyen visseral yağ dokusu artışı, tüm grup karşılaştırmasında da PKOS grubunda istatistiksel öneme ulaşmamakla birlikte daha yüksek olma eğilimindeydi (p=0.072). Her iki grupta da MRG ve DEXA ile ölçülen vücut kompozisyon parametreleri, temel olarak VKİ ve açlık insülin değerleri ile ilişkili iken, androjen seviyeleri ilişkili değildi. İzokinetik dinamometre analizlerinde obez olmayan kadınlarda obezitesi olan kadınlara göre normalize edilmiş diz ekstansör tepe torku artmış bulunurken PKOS ve kontrol grupları arasında kas mekanik fonksiyonu açısından fark saptanmadı. Ancak non-obez alt grupta diz ekstansör kas kuvveti daha yüksekti (p=0.049). Bu çalışmanın sonuçlarına göre geç reprodüktif dönemde PKOS'lu kadınlarda yaş ve VKİ eşleştirilmiş kadınlara göre karaciğer yağlanma oranı artmıştır. Obez PKOS'lu kadınlarda obez kontrollere göre abdomen kas ve viseral yağ oranları daha yüksektir. Non-obez PKOS'lu kadınlarda artmış diz ekstensör kas kuvveti dışında kas mekanik fonksiyonu PKOS'lu kadınlarla kontroller arasında benzerdir.

Adipoz dokuDinamometreKaslar+4
Burcu Çelik Eroğlu
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Zaman-sınırlı beslenme programının rekreaktif aktif erkeklerde vücut kompozisyonu, insülin duyarlılığı ve yağ oksidasyonu üzerine etkisi

Zaman-sınırlı beslenme (ZSB), bireylerin beslenme penceresinin günün belirli saatleriyle sınırlandırıldığı ve açlık penceresinin en az 12 saat olduğu en sık tercih edilen aralıklı açlık modelidir. Bu araştırmanın amacı; 6 haftalık ZSB programının aktif erkeklerde vücut kompozisyonu, insülin duyarlılığı, dinlenim durumunda ve egzersiz sırasında yağ oksidasyonu üzerine etkisini belirlemektir. Çalışmaya 18-39 yaş aralığında, sağlıklı, en az 1 yıldır haftada en az 3 gün egzersiz yapan 31 rekreasyonel olarak aktif erkek gönüllü katılmıştır. Katılımcılar rastgele yöntemle ZSB (n=14) veya kontrol (n=17) grubuna dâhil edilmişlerdir. ZSB grubu, 6 hafta boyunca 16:8 programını uygulamış, kontrol grubundan ise mevcut beslenme alışkanlıklarını değiştirmemeleri istenmiştir. Tüm katılımcıların vücut kompozisyonu, dinlenik metabolik hız ve submaksimal egzersiz sırasındaki yağ oksidasyonu 6 haftalık program öncesi ve sonrası ölçülmüştür. Ayrıca katılımcılardan çalışma başında ve sonunda 12 saatlik açlık sonrası kan örnekleri alınmıştır. Verinin normal dağılım gösterdiği belirlendikten sonra, ZSB uygulaması öncesinde ve sonrasında gruplar arasındaki ve grup içi farkları incelemek için iki yönlü tekrarlı ölçümlerde (grup×zaman) varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Vücut ağırlığı (p=0,002; kısmi eta kare (p2) = 0,280), kas kütlesi (p=0,015; p2=0,20), yağsız vücut kütlesi (p=0,015; p2=0,19) ve yağ kütlesi (p=0,017; p2=0,18) 6 haftalık ZSB programı sonrası anlamlı düzeyde azalmıştır. Tüm bu değişkenlerin grup×zaman etkileşimleri de istatistiksel olarak anlam bulunmuştur (p<0,05). Bu bulgular, bu değişkenlerde 6 hafta içerisindeki gruplardaki değişimin istatistiksel olarak farklı olduğunu göstermektedir. Tekrarlı ölçümlerde ANOVA sonuçları gruplar arasında ve zaman içerisinde dinlenik metabolik hız ve karbonhidrat oksidasyonunda anlamlı bir değişiklik olmadığını göstermiştir (p>0,05). Dinlenik solunum değişim oranında (RER) (p=0,014; p2=0,19) azalma ve dinlenik yağ oksidasyonunda (p=0,006; p2=0,23) artış, grup×zaman etkileşimi açısından istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Uygulanan 6 haftalık ZSB programı, egzersiz sırasındaki yağ ve karbonhidrat oksidasyonunu, egzersiz sırasındaki RER'i ve metabolizmayla ilişki kan parametrelerini ise istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değiştirmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, 6 haftalık ZSB programı, genç sağlıklı erkeklerde yağ kütlesini ve vücut ağırlığını azaltarak vücut kompozisyonunu iyileştirirken, dinlenme halindeki substrat oksidasyonunu geliştirmektedir. Egzersiz sırasındaki substrat oksidasyonu üzerinde etkisi ise sınırlıdır.

Aralıklı açlıkAçlıkBeslenme incelemeleri+6
Hale Engin
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Taekwondocuların vücut kompozisyonu, enerji mevcudiyeti ve besin tüketiminin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, elit erkek ve kadın taekwondo sporcularının vücut kompozisyonu, enerji dengesi, enerji mevcudiyeti ve makro besin ögesi alımlarının değerlendirilmesidir. Çalışmaya 18-35 yaş arası 32 taekwondo sporcusu (16 erkek, 16 kadın) alınmıştır. Katılımcıların dinlenik metabolik hızı indirekt kalorimetrik yöntemle, vücut kompozisyonu dual x-ray absorpsiyometrisi ile ölçülmüştür. Üç günlük besin tüketim kaydı ve fiziksel aktivite kayıtları alınarak günlük enerji alımı ve harcaması, enerji dengesi, enerji mevcudiyeti ve makro besin alımları belirlenmiştir. Verilerin analizinde incelenen değişkenler bakımından kadın ve erkeklerin karşılaştırılmasında Bağımsız Gruplarda t testi, her cinsiyet için iki farklı yöntemle hesaplanan enerji mevcudiyeti değerlerinin karşılaştırılmasında ise Bağımlı Gruplarda t testi kullanılmıştır. Erkek sporcularının toplam yağ oranı (%18,05 ± 6,38, kadınlardan (%29,45 ± 5,01) düşüktür (p<0.05). Yağsız vücut kütlesi erkeklerde (63,80 ± 8,56 kg) kadınlardan (41,98 ± 5,43 kg) yüksektir (p<0.05). Erkek ve kadınlarların enerji alımları sırasıyla 2320,6 ± 742,6 kkal/gün, 1600,2 ± 727,3 kkal/gün (p<0.05), enerji harcaması sırasıyla 3807,9 ± 642,0 kkal/gün 2794,8 ± 604,8 kkal/gün'dür (p<0.05). Erkek ve kadın sporcular benzer negatif enerji dengesine sahiptir (p>0.05). Hem geleneksel hem de gelişmiş yöntemlerle yapılan hesaplamalar kadın ve erkek taekwondocuların düşük enerji mevcudiyetine sahip olduğunu göstermiştir (geleneksel; erkek= 20,47 ± 12,71 kkal/kg YVA, kadın= 19,82 ± 18,11 kkal/kg YVA, p>0.05, gelişmiş; erkek= 9,84 ± 11,47 kkal/kg YVA, kadın= 7,41 ± 16,28 kkal/kg YVA, p>0.05). Erkek ve kadın sporcuların karbonhidrat (sırasıyla 3,55 ± 1,53 g/VA/gün, 2,75 ± 1,88 g/VA/gün) (p>0.05) ve protein (sırasıyla 1,19 ± 0,47 g/VA/gün, 1,19 ± 0,51 g/VA/gün) alımları benzerdir (p>0.05). Sonuç olarak; elit sporcular düşük enerji mevcudiyetine ve önerilenin altında enerji alımına sahiptirler. Bu nedenle vücut kompozisyonu, makro besin alımı, enerji dengesi ve enerji mevcudiyeti bireysel olarak takip edilmelidir.

BesinlerEnerji dengesiGıda tüketimi+4
Gözde Nur Artıkoğlu
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Özel bir beslenme ve diyet polikliniği'ne başvuran bireylerin duygusal yeme durumlarının ve vücut bileşimlerinin değerlendirilmesi

Çalışma, İstanbul'da özel bir polikliniğin Beslenme ve Diyet Bölümüne başvuran 18-65 yaş arasındaki 75 bireyin duygusal yeme durumlarını ve vücut bileşimlerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, beslenme durumları, fiziksel aktivite durumları ve vücut bileşimleri incelenmiş, Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) ile duygusal yeme, kısıtlayıcı yeme ve dışsal yeme durumları değerlendirilmiştir. Yaş ortalaması 37,27±11,48 olan bireylerin %76'sı kadın, %24'ü erkektir. Katılımcıların %18,3'ünde anksiyete, depresyon gibi bir psikolojik rahatsızlığın olduğu ve %20,5'inin antidepresan ilaç kullandığı belirlenmiştir. Kadınların %63,2'si BKİ ortalamasına göre (31,96±5,43 kg/m²) obez kategorisinde yer alırken, erkeklerin %77,8'i BKİ ortalamasına göre (33,06±4,80 kg/m²) obez kategorisinde yer almaktadır. Kadın katılımcıların vücut yağ yüzdesi ortalamasının (%33,06±9,79) obezite sınırını (>%35) aşmadığı fakat sınıra yaklaştığı görülmüştür. Erkek katılımcıların vücut yağ yüzdesi ortalaması (%31,82±11,79) obezite sınırının (>%25) üzerine çıkmıştır. Bireylerin %61,3'ü öğün atladığını belirtirken, en çok atlanan öğün (%46,8) öğle yemeği olmuştur. Öğün atlayanların duygusal yeme puanı, öğün atlamayanlardan anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Katılımcıların %32'si gece uykudan uyanarak yemek yediğini ve en çok (%37,1) çikolata, gofret, bisküvi gibi tatlı yiyecekleri tükettiklerini bildirmişlerdir. Katılımcıların büyük çoğunluğu (%77,3) duygularının beslenme durumlarını etkilediğini ifade etmiştir. Bireylerin hem stresli, gergin ve sinirli olduklarında hem de mutlu ve neşeli olduklarında en çok çikolata, gofret, bisküvi gibi tatlı besinlere yöneldikleri görülmüştür. Cinsiyet ile duygusal ve dışsal yeme puanı arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Kadın katılımcıların kısıtlayıcı yeme puanı erkek katılımcılardan anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Duygu durumunun yeme davranışı üzerindeki rolü göz önünde bulundurulmalıdır. Kısıtlama ve dışsal yeme davranışları dahil olmak üzere bu konularda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Yeme davranışı, duygusal yeme, kısıtlayıcı yeme, dışsal yeme, obezite

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme ve yeme bozuklukları+3
Ayşe Zeybek
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aletli pilates uygulamasının 20-45 yaş arası kadınlarda vücut kompozisyonu, hamstring esnekliği, egzersiz inanışı ve egzersiz davranışlarına etkisi

Bu araştırmanın amacı, aletli pilates uygulamasının 20-45 yaş arası kadınlarda vücut kompozisyonu, hamstring esnekliği, egzersiz inanışı ve egzersiz davranışlarına etkisini belirlemektir. Çalışma deneysel olarak tasarlanmış olup, tüm katılımcılara haftada 2 defa olmak üzere 50 dakikalık 8 seans boyunca kuvvetlendirme, esneklik, denge çalışmalarına yönelik fiziksel hareketlerden oluşan egzersiz programı uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini 20-45 yaş arası aletli pilates yapan kadınlar, örneklemi ise İstanbul Unique Pilates ve Diyet Merkezi'nde takip edilmekte olan 20-45 yaş arası toplam 38 aletli pilates yapan kadın oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Demografik ve Vücut Kompozisyonu Bilgi Formu, Otur-Uzan Testi ve Egzersiz İnanışları Ölçeği kullanılmıştır. Bireyler çalışmanın başlangıcında ve çalışmanın sonunda veri toplama araçları kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak, nicel yöntemler ile analiz edilmiştir. Aletli pilates uygulamasının vücut kompozisyonu üzerindeki etkisi ile ilgili bulgular incelendiğinde, pilatesin vücut kompozisyonunu anlamlı olarak değiştiren bir etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), bel çevresi, kalça çevresi ve bel/kalça değerlerinde %1-3 arasında çok belirgin olmayan azalma yaşanmış ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Öte yandan aletli pilates uygulamasının hamstring esnekliği üzerindeki etkisi ile ilgili bulgular ise olumlu sonuçlar ortaya koymuştur. Katılımcıların esneklik ortalamalarında %47,4 oranında bir artış meydana gelmiş ve bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Aletli pilates uygulamasının egzersiz inanışı üzerindeki etkisi incelendiğinde ise genel olarak yine esneklik üzerindeki olumlu etkiye benzer biçimde olumlu yönde etki tespit edilmiştir. Katılımcıların egzersizlerin yararlı olduğu ile ilgili inançları anlamlı olarak artmış, egzersizler önünde engeller var olduğu ile ilgili inançları ise anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05). Sonuç olarak, 20-45 yaş arası kadınlarda, haftada 2 defa olmak üzere 50'şer dakikalık 8 seans halinde 3 ay süresince yürütülen bu araştırma sonucunda aletli pilates uygulamasının kadınlarda hamstring esnekliği ve egzersiz inanışını olumlu yönde etkilediği, kadınların egzersiz davranışlarını arttırdığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aletli pilates, Egzersiz inanışı, Esneklik, Vücut kompozisyonu.

EgzersizEsneklikKadınlar+2
Kübra Sultan Durmaz
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

11-12 yaş yüzücülerin yüzme sitillerine göre vücut yapı ve profillerinin belirlenmesi

Bu çalışmasının amacı kendi stilinde müsabık olmuş ve düzenli antrenman yapan 11-12 yaş yüzücülerin vücut yapıları ve profillerini 4 temel stil için belirleyip cinsiyete göre karşılaştırmaktır. Çalışmaya haftada en az 3 gün düzenli antrenman yapan, belirli bir yüzme stiliyle Türkiye Şampiyonasında müsabık olmuş 11-12 yaş kategorisindeki 164 kadın ve 136 erkek olmak üzere toplam 300 yüzücü dahil edilmiştir. Belirlenen amaç doğrultusunda yüzücülerin antropometrik ve derialtı yağ ölçümleri alınarak % yağ, % kas oranları, BKİ'leri ile somatotipleri hesaplanmıştır. Shapiro-Wilk normalite testi uygulanmıştır. Veriler normal dağılım gösterdiği için cinsiyetler arası karşılaştırmalarda parametrik testlerden Independent-Samples T-Testi kullanılmıştır. İstatistiksel önem düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda farklı yüzme stiline sahip kadın yüzücülerin boy ortalamaları sırası ile serbest stil 1,52 ±,05 cm, sırt üstü sitil 1,54±,07 cm, kurbağalama stil 1,52±,07 cm, kelebek stil 1,50 ±,07 cm olarak belirlenmiştir. Kilo ölçümlerine bakıldığında serbest stil 45,5±8,5 kg, sırt üstü stil 46,3±9,3 kg, kelebek stil 42,16±8,0 kg, kurbağalama stil 42,9±8 kg olarak belirlenmiştir. Erkek yüzücülerin boy ortalamaları ise serbest stil 1,51±,06 cm, sırtüstü stil 1,53±,06 cm, kurbağalama stil 1,50±,05 cm, kelebek stil 1,50±,07cm olarak belirlenmiştir. Kilo ölçüm ortalamalarına bakıldığında ise serbest stil 43,4±7,6 kg, sırtüstü stil 44,1±7,0 kg, kurbağalama stil 39,8±5,3 kg, kelebek stil 42,4±7,9 kg olarak bulunmuştur. Her iki grubunda boy, kilo ve VKİ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmedi (p>0.05). Sporcuların somatotipleri serbest sitil (3,5-3,0-2,9), sırtüstü sitilde (3,1-2,9-3,1), kelebek sitilde (3,0-2,6-3,1) ve kurbağalama sitilde (3,0-2,9-3,5) olarak bulunmuştur. Erkek yüzücülerin somatotipleri ise serbest sitil (3,0-3,5-2,9), sırtüstü sitilde (2,9-3,3-3,4), kelebek sitilde (2,7-3,7-3,1) ve kurbağalama sitilde (2,6-3,1-3,7) olarak hesaplanmıştır. Gruplar arasında antropometrik ölçümler incelendiğinde ise farklı yüzme sitillerine göre; Pelvis çapı,el genişliği, ayak uzunluğu vücut kompozisyonlarına göre; %yağ, oranlarında, somatotiplerinde ise mezomorfilerinde anlamlı farklılığa rastlandı (p<0.05). Her iki grup arasında diğer parametrelerde anlamlı farkın olmadığı görüldü (p>0.05). Sonuç olarak cinsiyet değişkenine göre 12-13 yaş yüzücülerin antropometrik özellikleri incelendiğinde pelvis çapının ve yağ oranın kızlarda daha fazla olduğu bu sonuçların kızların ergenlik dönemine erkeklere oranla erken girmesiyle bağlantılı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler Yüzme, Yüzme Stilleri, Antropometri, Somatotip, Erkek, Kadın.

AntropometriBedenselleştirmeErkekler+5
Fırat Altürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul öğrencilerinin (özel-kamu) fiziksel aktivite düzeylerinin, vücut kompozisyonlarının ve yaşam biçimlerinin incelenmesi.

Bu araştırma özel okul ve devlet okullarında okuyan ortaokul öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeylerini, vücut kompozisyonlarını ve yaşam biçimlerini incelemek aynı zamanda karşılaştırılmalı bir çalışma ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Bitlis'in Tatvan ilçesine bağlı Cumhuriyet Devlet Ortaokulundan 60 kadın, 62 erkek, Özel Okyanus Koleji Ortaokulundan 59 kadın, 56 erkek olmak üzere toplam 237 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Verilerin toplanması aşamasında Pender ve ark. Tarafından geliştirilen ve güvenirlik, geçerliliği yapılan Adolesan Yaşam Biçimi anketi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin fiziksel aktiviteleri günlük adımsayar (pedometre) ile ölçülmesi yöntemi uygulanmıştır. Vücut kompozisyonlarını belirlemek amacıyla bioelektirik impedans aletiyle yağ oranları ölçülmüştür, boy ve kilo ölçümlerinden yararlanılarak vücut kitle indeksi (kg/boy2) hesaplanmıştır. Öğrencilerden pedometreyi boyunlarına asarak elbiselerinin içinde tutmaları istenmiş olup pedometreleri banyo ve yüzme dışında uyanık oldukları tüm saatlerde takmaları gerektiği belirtilmiştir. Pedometrelerin takılı kalma süresi yedi iş günüdür. Verilerin analizinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Normallik sınaması için Kolmogorov Smirnov testi yapıldı, normal dağılım gösteren veriler için ikili karşılaştırmalarda bağımsız t-testi ikiden fazla değişkenin karşılaştırıldığı durumlarda tek yönlü ANOVA testi, Parametrik olmayan değişkenleri için ikili karşılaştırmalarda Mann- Whitney U testi, ikiden fazla değişkenin karşılaştırılması için Kruskal – Wallis testi kullanıldı. Bu çalışmada anlamlılık düzeyi (p<0.05) olarak belirlenmiştir. Okullara göre kadın öğrencilerin haftalık adım ve hafta içi adımlarında istatistiksel anlamda farklılık bulunurken hafta sonu adımlarında farklılık bulunamamıştır. Erkek öğrencilerin gittikleri okullara göre haftalık adım, hafta içi adımlarında anlamlı farklılık bulunurken hafta sonu adımlarında anlamlı farklılık bulunamamıştır(p>0,05). Adolesan Yaşam Biçimi alt boyutları incelendiğinde kadın öğrencilerin gittikleri okullara göre alt boyutlar arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. 8. Sınıf erkek öğrencilerin gittikleri okullara göre fiziksel aktivite alt boyutunda farklılık bulurken diğer boyutlar arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Anahtar sözcükler: fiziksel aktivite, pedometre, adolesan, sağlıklı yaşam, vücut kompozisyonu.

ErgenlerFiziksel aktiviteOrtaokul öğrencileri+4
Zeynep Uçak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sedanter bireylerde statik ve dinamik denge performansı ile antropometrik özellikler arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, sedanter sağlıklı bireylerde antropometrik özellikler ile statik ve dinamik denge performansı arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya gönüllü 56 kadın (yaş aralığı, 32.6±8.29) ve 49 erkek (yaş aralığı, 34±7,66) dahil edildi. Katılımcıların vücut yüksekliği, vücut ağırlığı, beden kütle indeksi (BKİ), vücut yağ yüzdesi (VYY), çevre ölçümleri (üst kol, uyluk, baldır, karın ve kalça), statik ve dinamik denge performansları ölçüldü. Statik denge performans ortalama değeri ile katılımcıların kilo, BKİ, VYY, uyluk ve üst kol çevre ölçüm değerleri arasında negatif yönlü orta bir ilişki, sırasıyla (r= -0.42, p= 0.00; r= -0.39, p= 0.00; r= -0.50, p= 0.00; r= -0.36, p= 0.00; r= -0.40, p= 0.00), karın çevre ölçüm değeri ile negatif yönlü zayıf bir ilişki (r= -0.21, p= 0.04) tespit edilmiştir. Katılımcıların boy değeri ile ortalama uzanma mesafesi arasında pozitif yönlü orta bir ilişki (r=0,44, p= 0.00), BKİ değeri ile ortalama uzanma mesafesi (r=-0.21, p= 0.03) ve normalize edilmiş ortalama uzanma puanı arasında (r=-0.24, p= 0.01) negatif yönlü zayıf bir ilişki ve VYY ile ortalama uzanma mesafesi (r= -0.49, p= 0.00) ve normalize edilmiş ortalama uzanma puanı arasında (r=-0.43, p= 0.00) ise negatif yönlü orta bir ilişki tespit edilmiştir. Sonuç olarak, vücut yüksekliğinin hem kadın hem de erkeklerde dinamik denge performansını olumlu yönde etkileyen ortak parametre olduğu, benzer şekilde hem kadın hem de erkeklerde artmış vücut kütlesi ve yağ oranının dinamik ve statik dengeyi olumsuz yönde etkileyen ortak parametre olduğu söylenebilir.

AntropometriAntropometrik parametrelerDenge+7
Mustafa Hurüz
Uşak University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Probiyotik kullanımı ve fiziksel aktivitenin fazla kilolu ve obez kadınlarda vücut kompozisyonu, beslenme, gastrointestinal semptomlar ve depresyon üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı, fazla kilolu ve obez kadınlarda fiziksel aktivite programı ve probiyotik kullanımının vücut kompozisyonu, beslenme, gastrointestinal semptomlar ve depresyon üzerine etkisinin ve müdahale sonrası izleme dönemindeki değişimlerin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya, 19-65 yaş aralığında fiziksel aktivite düzeyi düşük olan fazla kilolu ve obez 39 kadın katılmıştır. Katılımcılar, rastgele yöntemle Probiyotik, Fiziksel aktivite ve Kontrol gruplarından birine atanmışlardır. Probiyotik ve fiziksel aktivite gruplarında 4 hafta müdahale, sonraki 2 hafta ise takip dönemi olarak gerçekleştirilmiştir. Dört haftalık müdahale döneminde Probiyotik grubu, günde 1 kez, 1 flakon 4x〖10〗^9 cfu Bacillus clausii (5 ml'lik 1 flakon içinde) kullanırken, Fiziksel aktivite grubu haftada en az 3 gün olmak üzere toplam 150 dakika orta şiddetli yürüyüş yapmışlardır. Kontrol grubu olağan beslenme ve fiziksel aktivite düzeylerini korumuştur. Müdahaleden önce, ikinci haftasında, müdahalenin tamamlanmasından hemen sonra ve iki hafta sonra olmak üzere toplam 4 kez katılımcıların vücut kompozisyonları, besin alım düzeyleri, gastrointestinal semptomları, yeme davranışı ve depresyon düzeyleri değerlendirilmiştir. Vücut kompozisyonu biyoelektrik impedans aracılığıyla, diğer değişkenler uygun form ve ölçekler kullanılarak belirlenmiştir. Verilerin analizinde Tekrarlayan Ölçümlerde Çift Yönlü Varyans Analizi ve Friedman Varyans Analizi kullanılmıştır. Probiyotik ve fiziksel aktivite müdahaleleri, müdahale boyunca kalça çevresini benzer ölçüde azaltmıştır (p<0,05). Depresyon puanları her iki grupta da başlangıca göre 4. ve 6. haftalarda benzer düzeyde azalmıştır (p<0,05). Fiziksel aktivite ve probiyotik müdahaleleri, toplam enerji alımında, karbonhidrat (g), protein (g) ve yağ (g) tüketimlerinde anlamlı bir değişikliğe yol açmamıştır (p>0,05). Probiyotik ve fiziksel aktivite gruplarında toplam enerji alımına karbonhidratların katkı oranı (%), başlangıç düzeyine göre müdahalenin 2. haftasında artmış, 4. haftasında ise 2. haftaya göre azalmıştır (p<0,05). Toplam enerji alımına proteinlerin (%) ve yağların (%) katkı oranlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, 4 haftalık orta şiddetli fiziksel aktiviteye katılım ve probiyotik kullanımı kalça çevresini ve depresyon puanlarını benzer düzeyde azaltmış, vücut kompozisyonu, yeme davranışı, besin alımı ve gastrointestinal semptomlarda anlamlı değişikliğe yol açmamıştır.

Belirti ve semptomlarBeslenmeDepresyon+7
Gözde Ağca Kanpara
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Vücut kitle indeksi normal üstünde olan kadınlarda dans tabanlı aerobik egzersizlerin vücut kompozisyonu, aerobik kapasite, denge ve reaksiyon üzerinde etkisinin incelenmesi

Pandemi (COVİD-19) ile birlikte, fiziksel hareketlilik düzeyinin azalması ile vücut kütlesinde artan yağ oranı, kas ve iskelet problemleri, azalan esneklik, gergin kaslar, kuvvetsiz bir beden, bir takım duruş postür bozuklukları ve bundan kaynaklanan çeşitli hastalıklar meydana gelmiştir. Sağlıklı bir yaşam için egzersiz yapılması hayati bir önem arz etmektedir. Hem ülkemizde hem de dünyanın genelinde spor salonlarında grup dersi olarak çeşitli dans tabanlı egzersizler uygulanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda geliştirilmiş dans tabanlı egzersizlerin, sedanter kadınlarda vücut kompozisyonu, aerobik kapasite, denge ve reaksiyon üzerinde etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya katılan 35-55 yaş arası vücut kitle indeksi normalin üstünde olan kadınlardaki olgular randomize edilerek deney ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. Deney grubuna her seansta 10 dakika ısınma egzersizi, 30 dakika dans temelli aerobik egzersizi, 10 dakika soğuma ve esneklik egzersizleri olmak üzere haftada 3 gün, 8 hafta boyunca antrenör eşliğinde dans temelli aerobik egzersiz programı uygulanmıştır. Katılımcıların vücut kompozisyonu, aerobik kapasite, denge ve reaksiyon testi değerleri, ön test ve son test olarak kaydedilmiştir. Çalışmada, veri analizi SPSS 24 programı kullanılmıştır. Verilerin normallik seviyelerini ölçmek için Shapiro-Wilks ve Kolmogorov-Smirnov testi uygulanmıştır. Verilerin parametrik olması, verilerin sürekli değişken olması ve her iki grupta değişken sayısının aynı olmasına dayanarak Two Way Repeated Measure ANOVA, analizi uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında vücut ağırlığı azalmasına (η2=%52), yağ oranın düşürülmesi (η2=%30), kas miktarı (η2=%44) ve su (η2=%25) oranı artırılması, ayrıca aerobik kapasite artılımasının istatistiksel olarak tespit edildiği görülmektedir. Fakat çalışmada yukarıda bahsedilen özelliklerin, yapılan sekiz haftalık dans tabanlı aerobik egzersizlerin, denge ve reaksiyon parametreleri üzerinde etkisi olmadığı görülmektedir. Popüler olan grup dans temelli aerobik egzersiz çeşitlerini inceleyip, eksikleri tespit edip, yeni eklemeleri yaparak, bu dersin vücut kompozisyonu, aerobik kapasite, denge ve reaksiyon üzerinde etki büyüklüğünü saptayarak, çalışmadan elde edilen bulguların literatürde ve alanda katkı sağlaması amaçlanmıştır.

Aerobik dansDansDenge+5
Aleksandra Gülçiçek
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Obezite ve hafif şişmanlığın değerlendirilmesinde vücut cüssesinin önemi

İnsan sağlığını bozacak miktarda dokularda yağ birikmesi olarak tanımlanan obezite, çağımızın en önemli sağlık problemleri arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı obezite ve hafif şişmanlık göstergeleri değerlendirilirken,yaygın olarak kullanılan beden kütle indeksinin vücut yağ miktarı ve dağılımı hakkında bilgi vermediği için, tek başına kullanımının yetersiz olduğunu ve beden kütle indeksi gibi vücut cüssesinin de obezite ve hafif şişmanlığın değerlendirilmesinde önemli olduğunu ve beden kütle indeksine göre aynı grupta yer alan bireyler arasında vücut cüssesi ince olan bireylerin yağ yüzdesinin daha yüksek oluğunu, vücut cüssesi iri olan bireylerin yağ yüzdesinin daha düşük olduğunu göstermektir. Çalışmaya Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan yaşları 20-50 yaş arasında değişen 64 erkek,165 kadın katılmıştır. Katılımcıların genel özellikleri yüz yüze uygulanan anket soruları ile alınmıştır.Bireylerin fiziksel aktivite kaydı Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi kısa formunun (International Physical Activity Questionnaire - IPAQ) Türkçe'ye çevrilmiş versiyonu kullanılarak alınmıştır. Bireyler arasında düzenli spor yapan birey olmadığı için fiziksel aktivite kaydı sonuçları herhangi bir istatiksel veri için kullanılmamıştır.Bireylerin antropometrik ölçümleri olarak ağırlık, boy, el- bilek çevresi, dirsek genişliği, bel çevresi,kalça çevresi ve boyun çevresi alınmıştır. Beden kütle indeksi ağırlık/boy uzunluğunun karesi olarak hesaplanmıştır. Bireylerin ortalama BKİ'si 26,25 ±4,45 bulunmuştur. BKİ sınıflanmasına göre bireyler normal, hafif şişman ve obez olarak sınıflandırılmıştır. Bel /kalça oranı ve bel/boy oranı hesaplanmıştır. Vücut cüssesi boy uzunluğunun bilek çevresine oranı ve boya göre dirsek genişliği ile hesaplanmıştır. Vücut cüssesine göre bireyler ince, orta ve iri olarak sınıflandırılmıştır. Çalışmaya katılan 38 birey ince vücut cüsseli,59 birey orta vücut cüsseli ve 132 birey ir/kalın vücut cüsselidir. Bireylerin yağ yüzdeleri ölçümleri Tanita MC 780 ile yapılmıştır. Çalışmada yağ yüzdesi sınıfları ile vücut cüssesi sınıfları arasında her iki cinsiyette de istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Erkeklerden yağ yüzdesi yüksek olan bireylerin % 46,6 'sı iri vücut cüssesine sahiptir. Kadınların yağ yüzdesi yüksek bireylerin % 65,5'i iri vücut cüssesine sahiptir. BKİ sınıflandırması yapılarak incelendiğinde ise erkek bireylerde normal,hafif şişman ve obez grubunda vücut cüssesi ile yağ yüzdesi arasında ilişki tespit edilememiştr (χ2 3,360: p=0,186).Kadın bireylerde ise hafif şişman ve obez gruplarında vücut cüssesi ile yağ yüzdesi arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemezken, normal gruba giren kadın bireylerde yağ yüzdesi sınıfları ile vücut cüssesi sınıfları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (χ2=6,909; p=0,032). Normal grubu giren kadın bireylerin % 46,7'sinin yağ yüzdesi yüksek iken % 53,3'ünün yağ yüzdesi normal çıkmıştır. Obezite ve hafif şişmanlık göstergeleri değerlendirilirken vücut cüssesinin önemini göstermek için için daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Kilo almaKilo değişimiObezite+2
Mehtap Bahadır
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Fazla kilolu ve obez bireylerde direnç egzersizi ve diyetin vücut kompozisyonu ile sağlığa etkisi

Bu araştırmanın amacı, fazla kilolu ve obez bireylerde diyet ve diyete ek olarak direnç egzersizi programlarının vücut kompozisyonu ve kan parametreleri üzerine etkilerinin retrospektif olarak karşılaştırmaktır. Özel bir spor stüdyosuna devam eden 18-65 yaş arası toplam 260 kadın ve erkeğin dosyası araştırmaya dahil edilme kriterleri çerçevesinde taranmıştır. Çalışmaya, 12 hafta boyunca sadece diyet programı (n=47; 22 kadın, 25 erkek) ve diyet programına ek olarak haftada 2 veya 3 gün orta şiddette direnç egzersizi programına katılan (n=55; 28 kadın, 27 erkek), beden kütle indeksi ≥25 kg/m2 olan, sağlık problemi olmayan, fazla kilolu ve obez bireylerin verileri dahil edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, grup içi karşılaştırmalarda Wilcoxon testi kullanılmıştır. Her iki cinsiyette de 3 aylık diyet ve diyet+egzersiz uygulamaları yağsız vücut ağırlığı dahil tüm vücut kompozisyonu değişkenlerinde, glikoz metabolizması göstergelerinde, HDL dışındaki tüm lipit profili göstergelerinde ve karaciğer enzimlerinde anlamlı azalmaya yol açmıştır (p<0,05). Diyet+egzersiz uygulayan kadınlarda, vücut ağırlığı, beden kütle indeksi ve yağsız vücut kütlesi, sadece diyet uygulayan kadınlara göre daha fazla azalmıştır (p<0,05). Erkeklerde diyet ve diyet+egzersiz uygulamalarının vücut kompozisyonuna etkileri benzerdir (p>0,05). Diyet ve diyet+egzersiz uygulamalarının her ikisi de kadın ve erkeklerde, açlık kan şekeri, HbA1c ve HOMA-IR değerlerini azaltmış (p<0,05), ancak iki uygulamanın etkileri benzer bulunmuştur (p>0,05). Her iki program da total kolesterol, trigliserit ve LDL düzeylerini kadın ve erkeklerde azaltmış (p<0,05), ancak etki düzeyleri benzer bulunmuş (p>0,05). Bu bulgu, direnç egzersizinin TG, LDL ve total kolesterol düzeylerindeki düşüşe ek bir katkısı olmadığını göstermiştir. HDL kolesterol düzeyleri; diyet+egzersiz grubunda artarken (p<0,00), sadece diyet yapan katılımcılarda düşme eğilimi göstermiştir (kadınlarda p<0,05, erkeklerde p>0,05). Üç aylık diyet ve diyet+egzersiz uygulamalarının her ikisi de karaciğer fonksiyon testi göstergelerinin tamamında azalmaya yol açmıştır (p<0,05). Diyete ek olarak uygulanan egzersizin AST, ALT ve GGT üzerinde herhangi bir ekstra değişikliğe yol açmadığı saptanmıştır (p>0,05). Bu çalışmanın bulguları; fazla kilolu ve obez bireylerde diyetin vücut kompozisyonu ve genel sağlık üzerinde pozitif etkisi olduğunu, diyete ek olarak uygulanan orta şiddette direnç egzersizinin ise ilave bir etkisinin olmadığını göstermiştir.

DiyetEgzersizGlükoz+7
Funda Büşra Dumankaya
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kilolu kadınlarda farklı diyet yöntemlerinin vücut kompozisyonu ve insülin, leptin, ghrelin hormonları üzerine etkisinin karşılaştırılması

Bu çalışmada amaç, kilolu bayanlarda benzer kalori kısıtlamalı sık öğünlü diyet ile gece açlığı ile yapılacak aralıklı diyet yöntemlerinin vücut kompozisyonu ve insülin, leptin, ghrelin hormonları üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmayı, metabolik hız üzerinde etkili olan hormon düzeyleri normal seviyede olan, 18-55 yaş aralığında, vücut kütle indeksi ≥25 kg/m2 olan toplam 30 kişi tamamlamıştır. Gönüllüler, gece açlığı diyet grubu (GADG) ve diyet grubu (DG) olarak rastgele ikiye ayrılmıştır. İki grubun da diyet listeleri aynı kalori kısıtlaması (%20) ile oluşturulmuş, DG'a 3 ana 3 ara öğünden oluşan standart sık öğünlü diyet ile GADG'a gündüz sık öğünlü beslenme ve en az 12 saatlik gece açlığı diyet programları 4 hafta boyunca uygulanmıştır. Katılımcılara kan analizleri ile genel sağlık, kan yağları, anemi, menopoz süreci parametreleri diyet öncesi; vücut kompozisyonu (biyoelektrik empedans yöntemi), istirahat metabolik hızı (gaz analizörü), fiziksel aktivite düzeyi (anket) ve kan analizi ile metabolik hız ve yağ metabolizması belirteçleri diyet öncesi ve sonrası ölçülmüştür. Diyet programları ile iki grupta vücut kompozisyonunda benzer anlamlı iyileşme görülmüş (p<0.05) iken, istirahatte metabolik hız (kcal), yağ-karbonhidrat oksidasyonu (gr/dk) ve solunum değişim oranında (VCO2/VO2) anlamlı fark (p>0.05) görülmedi. GADG'nda glikoz ve insülin düzeylerinin ve DG'nda insülin düzeyleri ile insülin direnci indeksinin diyet ile anlamlı azaldığı bulundu (p<0.05). GADG'nda leptin düzeyinde anlamlı azalma, ghrelin düzeyinde anlamlı artış bulunmuş iken, DG'nda sadece ghrelin düzeyinde anlamlı artış saptandı (p<0.05). Benzer kalori kısıtlamalı sık öğünlü diyet ile gece açlığı ile aralıklı diyetin bir aylık uygulaması sonunda vücut kompozisyonu ile insülin, leptin ve ghrelin hormonları üzerinde benzer iyileşmeler elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: obezite; yağ dokusu; gece açlığı ile aralıklı diyet; sık öğünlü beslenme

AçlıkBeslenme alışkanlıklarıDiyet+7
Begüm Sarıca
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Atlamalar branşı milli sporcularda vücut kompozisyonu, kas gücü, plazma D vitamini ve bazı hormon düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması

Yaşamsal bir besin ögesi olan D Vitamini kemik mineralizasyonu, kas işlevi, hücresel gelişim, immün yanıt ve glukoz metabolizması üzerinde önemli fizyolojik etkiler gösterir. Son zamanlarda, D vitamini yetersizliği ve / veya eksikliği salgın durumuna ulaşmış olup erişkinlerde düşük kemik mineral yoğunluğu, kas zayıflığı, kanser ve obezite gibi çeşitli sağlık sorunlarıyla ilişkilendirilmiştir. Kortizol, TSH, T4 ve testosteron gibi bazı hormonların da atletik performans ve vücut kompozisyonu üzerinde önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, genç milli atletlerde plazma 25-hidroksivitamin D [25(OH)D3] ile hormon düzeyleri, kas kuvveti, antropometrik parametreler ve beslenme profili arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya Türkiye atletizm milli takımında olan, atlama branşı ile ilgilenen 20 erkek ve 6 kadın sporcu (15-25 yaş) dahil edildi. Katılımcıların atletik performansları, drop sıçrama, dikey sıçrama, squat sıçrama, durarak uzun atlama ve serbest kol sıçrama gibi çeşitli atlama testleri kullanılarak değerlendirildi. Anaerobik güç (watt) her katılımcı için Lewis nomogramı kullanılarak hesaplandı. Her katılımcının vücut kompozisyonu, skinfold kaliper kullanılarak deri kıvrım kalınlıkları ile hesaplandı. Deri kıvrım kalınlığı ölçümü standart protokollere göre yedi bölgeden (göğüs, karın, triseps, suprailiak, midaksiller, subskapula ve uyluk) yapıldı. Vücut yağ yüzdesi Jackson / Pollock 7 yöntemine göre hesaplandı. Plazma 25(OH)D3 ve diğer hormon seviyeleri, kit protokolu talimatlarına göre ELISA kitleri kullanılarak tespit edildi. Ayrıca sporcular yaşam tarzları, beslenme profilleri ve güneşe maruz kalma süreleri ile ilgili ayrıntılı bir anket doldurdu. İstatistiksel analizler SPSS 18.0 kullanılarak yapıldı. Bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiyi analiz etmek için Spearman'ın korelasyon testi kullanıldı ve p değeri ≤ 0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmada elde ettiğimiz sonuçlara göre, D vitamini yetersizliği ve / veya eksikliği oranı kadınlarda %66, erkeklerde %44 idi. Plazma 25(OH)D3 seviyeleri ile performans ölçümleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Bununla birlikte, plazma 25(OH)D3 seviyeleri ile antropometrik parametreler (göğüs, karın, triceps ve suprailiak deri kıvrım kalınlığı) ve kadınlarda vücut yağ yüzdesi (p <0.005) arasında anlamlı bir korelasyon vardı. Ayrıca hem kadın hem de erkek atletlerde atletik ve antropometrik parametrelerle hormon seviyeleri arasında anlamlı korelasyonlar bulundu. Sonuç olarak, çalışmamızın bulguları elit sporcularda da yüksek oranda D vitamini yetersizliği ve / veya eksikliğinin bulunduğunu ortaya koymuştur. Plazma D vitamini düzeyi ile vücut yağ oranı arasında bulunan negatif korelasyon vücutta yağ depolanmasındaki artışın D vitamini yetersizliği açısından bir risk faktörü olabileceği görüşünü desteklemektedir. Sonuçlarımız, D vitaminine ek olarak kortizol, testosteron ve tiroid hormonlarının da atletik performans ve vücut kompozisyonu üzerinde anlamlı etkilerinin olduğunu göstermiştir.

HidrokortizonHormonlarKan plazması+7
Demet Yiğit
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Premenopoz, menopoz ve postmenopozal dönemdeki kadınların antropometrik ölçümlerinin, vücut bileşimlerinin, beslenme durumlarının ve beslenme bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Bu araştırma, premenopoz, menopoz ve postmenopozal dönemdeki kadınların antropometrik ölçümlerinin, vücut bileşimlerinin, beslenme durumlarının ve beslenme bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Ağustos 2017Şubat 2019 tarihleri arasında, Balıkesir ilinde yaşayan, 40-60 yaş grubu, premenopoz (n:100), menopoz (n:100) ve postmenopozal (n:100) dönemdeki kadınlar araştırma kapsamına alınmıştır. Yüz yüze görüşme yöntemi uygulanarak veriler araştırmacı tarafından toplanmıştır. Veri toplama formu kullanılarak bireylerin sosyodemografik özellikleri, genel sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim kayıtları, beslenme bilgi düzeyleri, fiziksel aktivite durumları, antropometrik ölçümleri ve vücut bileşimleri değerlendirilmiştir. Bireylerin sistolik ve diastolik kan basınçları hemşire tarafından ölçülmüş olup, kadın hastalıkları ve doğum uzman hekimi tarafından rutin biyokimyasal parametreler istenmiştir. Üç grupta da en çok atlanan öğün öğle öğünüdür. Bireylerin BKİ sınıflamasına göre şişmanlık prevalansı premenopoz, menopoz ve postmenopoz dönemde sırasıyla; %28.0, %31.0 ve %44.0'dır. Postmenopoz dönemdeki kadınların diğer dönemdeki bireylere göre; BKI, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı, bel/boy oranı ortalama değerleri fazla, vücut su % değerleri ise az olarak saptanmıştır (p<0.05). Kan basınçları açısından gruplar arasında fark saptanmazken (p>0.05), menopoz dönemdeki bireylerde HDL-kolesterol ve ferritin düzeyleri azalmıştır (p<0.05). Günlük enerji ve besin ögeleri alım düzeyleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Yalnızca günlük kalsiyum alımı premenopoz döneme göre diğer dönemlerde artış göstermiştir (p<0.05). Premenopoz, menopoz ve postmenopoz dönemdeki kadınların beslenme bilgisi toplam skoru sırasıyla; 78.18±12.02, 75.69±78.00, ve 79.41±80.50'dır. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamaktadır (p>0.05). Bireylerin beslenme bilgisi skoru ile bel çevresi, bel kalça oranı, bel boy oranı, boyun çevresi, bilek çevresi, vücut yağ kütlesi arasında negatif yönde (p<0.05), yağsız vücut kütlesi ve vücut su oranı arasında ise pozitif yönde düşük düzeyde ilişki saptanmıştır (p<0.05). Premenopoz, menopoz, postmenopoz dönemdeki bireylerde dönemine uygun sağlıklı beslenme davranışları geliştirmek, farkındalık yaratmak ve yaşam kalitesini artırmak çok önemlidir. Anahtar Kelimeler; Klimakteriyum; Beslenme Durumu; Antropometri; Vücut Bileşimi; Beslenme Bilgi Düzeyi

AntropometriBeslenmeBeslenme durumu+6
Hakan Üçtepe
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında nütrisyonel belirteçlerin ve vücut kompozisyonunun değerlendirilmesi

Bu çalışma, hemodiyaliz hastalarında beslenme durumunu değerlendirmek, yetersiz beslenme ile vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreler arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapılmıştır. İzmir'de bir diyaliz merkezinde yapılan bu kesitsel çalışmaya, yaşları 18-75 yıl arasında değişen 102 (51 kadın ve 51 erkek) kronik hemodiyaliz hastası katılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların kişisel bilgileri, hastalık ve tedavilerine ait bilgileri, rutin biyokimyasal tetkikleri, vücut kompozisyon monitörü sonuçları alınmış, antropometrik ölçümleri ve Subjektif Global Değerlendirme (SGD) yapılmıştır. Çalışmanın verileri SPSS 20.0 programında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, Independent Samples t- testi, Mann-Whitney U testi ve Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda, hastaların yaş ortalamaları 57.7±11.9 yıl, diyaliz tedavisi alma süreleri 88.5±71 ay olarak hesaplanmıştır. Subjektif Global Değerlendirme'ye göre hastaların %17.7'sinin orta veya şiddetli derecede malnutrisyonlu olduğu saptanmıştır. Beden Kütle İndeksi sınıflamasına göre hastaların %3.9'u zayıf, %38.2'si normal kilolu, %37.3'ü hafif şişman ve %20.6'sı obez olarak bulunmuştur. İyi beslenmiş ve malnütrisyonlu hastaların trigliserid, total kolesterol, LDL, bikarbonat, ürik asit ve URR düzeyleri arasında anlamlı fark bulunurken (p<0.05), albumin, total protein, hemoglobin, kreatinin düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Malnütrisyonlu hastaların, iyi beslenmiş hastalara göre BKİ, yağ doku indeksi (FTİ), vücut yağ oranı, adipoz doku kütlesi, üst orta kol çevresi ve triseps deri kıvrım kalınlığı daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Malnütrisyon ile diyaliz süresi ve yaş arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bu sonuçlara göre, hemodiyaliz hastalarının nütrisyonel durumunun bazı antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametrelerle ilişkili olduğu görülmüştür. Malnütrisyon gelişimi açısından risk altında olan bu hastaların beslenme durumlarının takibinin önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz; Beslenme Durumu; Malnutrisyon; Subjektif Global Değerlendirme

BeslenmeBeslenme durumuBiyokimyasal olaylar+3
Ayşenur Alçiçek
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Cinsiyete göre algılanan vücut kompozisyonu, egzersiz düzeyi, egzersize güdülenme sebepleri ile egzersiz bağımlılığı arasındaki ilişki

Araştırmalar, egzersiz motivasyonunun egzersiz bağımlılığının önemli bir öncülü olabileceğini göstermektedir. Bu çalışmada erkek ve kadınlarda algılanan vücut kompozisyonu, egzersiz düzeyi, egzersize güdülenme sebepleri ile egzersiz bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmiştir. Bu çalışma tanımlayıcı ilişkisel ve karşılaştırmalı tarama modelinde yapılmıştır. Bu çalışmada yaşları 18 ile 50 arasında değişen katılımcılar, İstanbul'un en iyi fitness merkezlerinden biri olan MAC Kanyon Spor Salonu'nun 297 üyesiydi. İkili grup karşılaştırılmasında t- testi ve değişkenler arası ilişkilerin belirlenmesinde Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bu çalışmanın sonuçları, erkeklerden farklı olarak, kadınlarda 1-2 yıl deneyime sahip olanlar ile 3-5 yıl deneyime sahip olanlar arasında ortalama yaş, egzersiz deneyimi, vücut kitle indeksi ve aylık gelir açısından anlamlı farklılıklar olduğunu göstermiştir. Erkeklerde iki grup arasında egzersiz motivasyonu alt boyutlarından ustalık, görünüş, psikolojik durum, rekabet ve zevk boyutları ile egzersiz bağımlılığı ölçeği aşırı odaklanma ve duygu değişimi, bireysel sosyal ihtiyaçların ertelenmesi ve çatışma ve tolerans gelişim ve tutku bakımından 3-5 yıllık deneyimi olanların lehine anlamlı farklılıklar vardır. Kadınlarda egzersiz motivasyon ile egzersiz bağımlılığı ölçeği alt boyutları bakımından iki grup arasında anlamlı farklılık yoktur. Hem erkeklerde hem de kadınlarda egzersiz bağımlılığı ölçeği alt boyutları ile egzersiz motivasyon ölçeği alt boyutları arasında pozitif anlamlı korelasyonlar vardır. Fiziksel ve demografik özellikler sadece egzersiz bağımlılığı ölçeği tolerans gelişimi ve tutku alt boyutu ile anlamlı düzeyde ilişkilidir. Sonuç olarak kadınların aksine egzersiz deneyimi yüksek erkeklerin egzersiz bağımlılığının tahmininde egzersiz motivasyonu alt boyutlarının kullanılabileceği görülmektedir.

BağımlılıkCinsiyetCinsiyet farkları+4
Mustafa Altunkaynak
Mersin University · Institute of Educational Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Vücut kompozisyonlarının kronotip, fiziksel aktivite ve yeme davranışlarına göre incelenmesi

Bu çalışma, vücut kompozisyonlarının kronotip, fiziksel aktivite ve yeme davranışlarına göre incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu araştırmanın evrenin, Kahramanmaraş'ta yaşayan 30-50 yaş arası yetişkin bireyler, örneklemini ise kolayda örneklem yöntemi ile belirlenen 30-50 yaş grubu aralığında bulunan araştırmaya katılmaya gönüllü 300 birey oluşturmaktadır. Yapılan bu araştırmada katılımcıların demografik bilgilerini belirlemek amacıyla "Demografik Bilgi Formu", katılımcıların kronotiplerini belirlemek amacıyla "Sabahçıl-Akşamcıl Anketi", katılımcıların fiziksel aktivite durumlarını ölçmek için "Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (Kısa Form)", katılımcıların yeme davranışlarını belirlemek amacıyla "Üç Faktörlü Beslenme Anketi" uygulanmıştır. Verilerin betimsel istatistikleri için; frekans, yüzde dağılımları, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. İki grup içeren karşılaştırmalarda bağımsız örneklemler t testi, üç ve daha fazla grup içeren karşılaştırmalarda varyans analizi testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler pearson korelasyon analizi ile incelenmiştir. Kategorize verilerin karşılaştırılmasında ise pearson Ki-Kare testi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farklar incelenirken normal dağılım gösteren niteliksel veriler için OneWay Anova testi kullanılmıştır Analizler SPSS 22.0 programları kullanılarak yapılmıştır. Sonuç olarak, cinsiyet, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve beden kütle indeksi değişkenlerinin katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri ve yeme davranışları üzerinde etkili olmadığı görülmüştür. Sabahçıl-akşamcıl olma durumları ile beslenme davranışlarını bilinçli kısıtlama davranışı; katılımcıların beden kütle indeksi ile beslenme davranışları, duygusal yeme, kontrolsüz yeme ve açlığa duyarlılık davranışlarının pozitif yönde değişim gösterdiği, beden kütle indeksi ile beslenmeyi bilinçli kısıtlama davranışı ve fiziksel aktivite düzeylerinin de negatif yönde değişim gösterdiği görülmüştür. Kadın katılımcıların bel çevresi ile sabahçıl-akşamcıl anketi toplam puanları arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Kadın katılımcıların bel çevresi ile üç boyutlu beslenme anketi açlığa duyarlılık faktörü toplam puanları arasında düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Erkek katılımcıların ise bel çevresi ile sabahçıl-akşamcıl anketi toplam puanları arasında arasında düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Katılımcıların beden kütle indeksi ile fiziksel aktivite ve beslenmeyi bilinçli kısıtlama davranışları arasında negatif yönlü düşük seviyede anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Katılımcıların beden kütle indeksi ile açlığa duyarlılık davranışları arasında pozitif yönlü orta seviyede anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Katılımcıların beden kütle indeksi ile kontrolsüz yeme davranışları ve duygusal yeme davranışları arasında pozitif yönlü, düşük seviyede anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

BeslenmeBeslenme davranışıFiziksel aktivite+3
Nursel Alçay
Mersin University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Baş önde postürü olan bireylerde klinik pilates egzersizlerinin ağrı, rom, postür, yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonu üzerine etkileri

Baş önde postür toplumda sıklıkla görülen, başın duruşunun vücut konumuna göre önde olduğu postüral bir bozukluktur. Kraniyovertebral açının (KVA) azalması ile karakterizedir. Bu çalışmada baş önde postüre sahip bireylerde klinik pilates egzersizlerinin boyun ağrısı, servikal eklem hareket açıklığı (ROM), vücut postürü, yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonuna etkilerini araştırmak amaçlandı. Çalışmaya 18-50 yaş aralığında 36 katılımcı dahil edildi. Katılımcılar, klinik pilates grubu ve ev egzersiz grubu olarak randomize 2 gruba ayrıldı. Klinik pilates grubuna (n=18) 8 hafta boyunca haftada 2 gün 60 dakika fizyoterapist eşliğinde klinik pilates egzersizleri uygulanırken ek olarak servikal stabilizasyon egzersizleri verildi. Ev egzersiz grubuna (n=18) günde 2 kez uygulanması üzere servikal stabilizasyon egzersizleri verildi. Değerlendirmeler çalışmanın başlangıcında ve sonunda tekrarlandı. Boyun ağrı şiddeti, ROM, vücut postürü, yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonu sırasıyla; Vizüel Analog Skala, Universal Gonyometre, New York Postür Analiz Yöntemi (NYPAY), Kısa Form-36 anketi ve çevre ölçümleriyle uygulandı. Verilerin istatistiksel analizi SPSS Statistics 29.0 programıyla yapıldı. Analizlerin sonucunda gruplarda KVA, NYPAY ve VAS değerlerinde anlamlı iyileşme görülürken klinik pilates grubu, ev grubuna kıyasla üstünlük sağlamıştır (p<0,05). ROM değerlerinde gruplarda artış sağlanırken, ev egzersiz grubunda ekstansiyon, klinik pilates grubunda ise sol lateral fleksiyon üstünlük gösterdi (p<0,05). Yaşam kalitesinde gruplar birbirlerine üstünlük sağlayamazken (p>0,05), vücut kompozisyonunda yalnızca klinik pilates grubunda ev grubuna kıyasla bel çevresinde anlamlı iyileşme kaydedildi. Çalışmanın sonucunda baş önde postüre sahip bireylerde klinik pilates egzersizlerinin KVA, boyun ağrısı ve vücut postüründe iyileşme sağladığı, ROM değerlerinde servikal stabilizasyon egzersizlerine benzer artış gösterdiği bulunurken, yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonunda çok yönlü yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğu tespit edildi.

AğrıDuruşEgzersiz+7
Yusuf Yaşasın
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Astım ve koah hastalarının besin tüketimi, antropometrik ölçümleri ve vücut bileşimlerinin karşılaştırılması

Çalışmamızda astım ve Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerin besin tüketimi, antropometrik ölçümleri ve vücut bileşimlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. T.C. İstanbul Bilim Üniversitesi Avrupa Florence Nightingale Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Göğüs Hastalıkları Polikiniği'nde izlenen 14'ü erkek, 17'si kadın 31 astımlı, 20'si erkek, 9'u kadın 29 KOAH'lı toplam 60 akciğer hastası ve Beslenme-Diyetetik Polikniği'ne başvuran sağlıklı 9'u erkek, 19'u kadın toplam 28 birey kontrol grubu olarak alınmıştır. Çalışma grubunun aynı günde fizik muayenesi, vücut bileşim analizi, antropometrik ölçümleri yapılarak, geriye dönük 3 günlük besin tüketimine ilişkin sorgulama kayıtları alınmıştır. İstatistiksel incelemeler `Statistical Package for Social Sciences (SPSS) Windows 17.0' paket programıyla yapılmış olup, sonuçlar %95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Astım hastalarının Bazal Metabolizma Hızı (BMH) (1724±423 kal) ve kalça çevresi (108,9±9,8 cm) diğer gruplardan daha yüksek (p<0,05), KOAH grubunun Beden Kütle İndeksi (BKİ) (25,9±6,7 kg/m²), vücut yağ yüzdesi (%25,2±13,4) ve kalça çevresi (101,9±13,6 cm) ise kontrol grubundan daha düşük bulunmuştur (p<0,05).BKİ, BMH, yağsız vücut kütlesi ve kalça çevresi değerleri ise astımlı hastalarda (sırasıyla 29,1±5,5 kg/m², 1724±423 kal, 57,3±14,1 kg, 108,9±9,8 cm), KOAH'lı hastalara göre daha yüksektir (p<0,05). Her üç grubun enerji tüketimi arasında bir fark yoktur (p>0,05). Besin öğeleri açısından incelendiğinde, astımlılar sofra tuzu, sodyum, klor ve mineralleri, KOAH grubu ise suyu, diğer gruplardan daha fazla tüketmektedir (p<0,05). Folik asit, sofra tuzu, sodyum, klor, su ve mineral tüketimi, astımlılarda daha fazladır (p<0,05). Sonuçta, demografik özellikler, vücut bileşim ve antropometrik ölçümleri ile besin tüketimlerinin tespiti, astım ve KOAH'lıların beslenme durumlarının belirlenmesinde ve tıbbi beslenme tedavilerinin düzenlenip takip edilmesinde önemli kriterler olarak görülmektedir.Anahtar Kelimer: Astım, KOAH, besin tüketimi, BKİ, BMH

Akciğer hastalıkları-obstrüktifAntropometrik parametrelerAstım+5
Tûba Kayan
Demiroğlu Bilim University · Institute of Health Sciences
2012
00

Related subjects