Body composition
103 theses under this subject heading
Aerobik egzersizin sedanter bayanlarda vücut kompozisyonu, bazal metabolizma hızı, total oksidan ve antioksidan kapasite üzerine etkisinin incelenmesi
ÖZETAEROBİK EGZERSİZİN SEDANTER BAYANLARDA VÜCUT KOMPOZİSYONU, BAZAL METABOLİZMA HIZI, TOTAL OKSİDAN VE ANTİOKSİDAN KAPASİTE ÜZERİNE ETKİSİNİN İNCELENMESİBu çalışma 8 haftalık aerobik egzersizin sedanter bayanlarda vücut kompozisyonu, bazal metabolizma hızı, toplam oksidan ve antioksidan kapasite üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı.Araştırmaya katılan 40 gönüllü, yaş ortalaması 40.30±4.47 olan kontrol grubu (KG) (n=20) ve yaş ortalaması 41.05±3.26 olan egzersiz grubu (EG) (n=20) olmak üzere random yöntemiyle iki gruba ayrıldı. Kontrol grubuna egzersiz yaptırılmazken, egzersiz grubuna 8 hafta süresince, haftada 3 gün, günde 1 saat aerobik-koş-yürü egzersizleri yaptırıldı. Tüm deneklerin çalışma öncesi ve sonrası vücut kompozisyonu, bazal metabolizma hızı (BMH), toplam oksidan kapasite (TOK) ve toplam antioksidan kapasite (TAK) ölçümleri alındı. EG ve KG arasında yaş, boy ve kilo bakımından fark olup olmadığının belirlenmesi amacıyla Mann ? Whitney U testi kullanıldı. Verilerin normal dağılıma uygun olup olmadığı Kolmogorov Smirnov testi ile incelendi. Ön test?son test değişiminin EG ve KG'ye göre karşılaştırılması için tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanıldı. Tüm istatistik analizler SPSS paket programında yapıldı ve anlamlılık düzeyi 0.05 olarak alındı.Bulgulara göre kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), vücut yağ yüzdesi (VYY), yağsız vücut kitlesi (YVK), çevre ölçümleri, bel kalça oranı (BKO), segmental vücut kompozisyonu, deri kıvrımı kalınlığı, BMH, TAK ve TOK ölçümlerinin tümünde son test ölçümlerine göre EG lehine anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). VKİ değerinin EG' nda 29.62±3.78 kg/m2'den, 28.47±3.74 kg/m2'ye düştüğü tespit edildi ve ön test sonuçlarına göre EG' nda % 3.11 oranında azalma, KG' nda ise % 0.38 oranında artış olduğu saptandı. YVK değeri EG' nda 50.62±5.41 kg'dan 51.55±5.95 kg'a, BMH değeri 1308±201.8 kcal' den 1409±218.3 kcal' e yükseldi. TAK değeri EG' nda 2.10±0.01 ?mol' den, 2.35±0.06 ?mol' e çıkarken, KG' nda anlamlı bir değişim oluşmadı. TOK değerinde ise KG' nda 5.95±1.41 mmol' den 5.64±1.67 mmol' e düşerken, EG' nda 6.33±1.23 mmol' den 3.48±1.94 mmol' e düşerek anlamlı bir değişim tespit edildi (p<0.05).Sonuç olarak 8 haftalık, koş-yürü tarzı aerobik egzersizlerin, sedanter bayanlarda vücut kompozisyonu parametrelerini olumlu yönde değiştirdiği, bazal metabolizmayı hızlandırdığı, toplam oksidan ve antioksidan kapasite değerlerini de anlamlı yönde değiştirdiği söylenebilir.Anahtar kelimeler: Sedanter Bayan, Aerobik Egzersiz, Vücut Kompozisyonu, Bazal Metabolizma Hızı, Toplam Oksidan Kapasite, Toplam Antioksidan Kapasite.
Sedanter kadınlarda reformer egzersizinin denge üzerine etkisi
Bu çalışmada kadınlarda yapılan düzenli reformer pilates egzersizinin denge üzerine etkisini incelemektir. Çalışmamıza, yaşları 25-35 yaş arasında değişen 36 gönüllü kadın katılmıştır. Katılımcılar pilates (n=18) ve kontrol (n=18) gruplarına rastgele olarak ayrılmıştır. Pilates grubundaki katılımcılara 8 hafta boyunca, haftada 3 gün, 60 dakika reformer pilates egzersizi yaptırılmıştı. Kontrol grubundaki katılımcılara herhangi bir egzersiz yaptırılmamıştır. Egzersiz öncesi ve sonrasında iki gruptaki katılımcıların vücut ağırlık ve yağ yüzdeleri Tanita BC 545 cihazıyla ölçülmüştür. Çevre ölçümleri mezura ile, deri kıvrım kalınlıkları skinfold kaliperle, denge ölçümleri Biodex Denge Sistem cihazıyla değerlendirilmiştir. Egzersiz programının sonrasında pilates grubunun çevre ölçüm değerlerinde bel-kalça oranı hariç bel, abdomen, kalça, bacak, kol, önkol anlamlı derecede azalma elde edilmiştir (p<0,05). Aynı şekilde deri kıvrım kalınlığı ölçümü değerlerinde ise uyluk, bacak ve abdominal bölge deri kıvrım kalınlığı hariç biceps, triceps, göğüs, aksillar, subscapular, suprailiac bölgeden alınan azalma görülmüştür (p<0,05). Genel dinamik denge değerinde anlamlı bir artış görülmüştür (p<0,05). Vücut kitle indeksi (VKİ), yağ yüzdesi değerlerinde azalma görülmüştür (p<0,05). Kontrol grubumuzun VKİ değerinde, abdomen ve kalçanın çevre ölçümleri, uyluk ve abdominal deri kıvrım kalınlığı ölçümü ile yağ yüzdesinde artma görülürken (p<0,05), diğer parametrelerde değişiklik bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmamız, reformer pilates egzersizinin vücut kompozisyonu, esneklik ve denge parametreleri üzerinde olumu etkisinin olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Denge, Esneklik, Reformer Pilates Egzersizi, Sedanter Kadın, Vücut Kompozisyonu
Üniversite öğrencilerinin egzersiz davranışı düzeyleri ile vücut kompozisyonuna yönelik bilgi ve tutumları arasındaki ilişki
Dünya ve Türkiye'de inaktiviteye ve vücut kompozisyonu ile ilgili bilgisizliğe bağlı çocuklar ve adölesanlarda aşırı kiloluluk ve obezite prevalansı artmaktadır. Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin egzersiz davranışı düzeyleri ile vücut kompozisyonuna yönelik bilgi ve tutumları arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Verilerin toplanması için 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Amasya Üniversitesinin il merkezinde bulunan fakülte ve yüksekokullarda halen öğrenim gören 5457 öğrenciye google veri tabanı üzerinden hazırlanan anket linki çevrimiçi ortamda gönderilmiş ve araştırmaya 15 gün içerisinde toplam 1280 gönüllü kişi katılmış ve değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizlerinde sırasıyla, çapraz çizelgeler hesaplanmış ve ikili grupların karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi ile değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde Spermann sıralı korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarında; erkeklerin kadınlardan yaş olarak anlamlı düzeyde daha büyük, daha uzun boylu, daha kilolu, yüksek VKİ'li ve fiziksel açıdan daha aktifken, her iki cinsiyet arasındaki sağlık, sigara kullanım oranları ve aylık gelir düzeyleri farklı değildir. Sadece "Obezitenin sağlık için ne ölçüde zararlı olduğunu düşünüyorsunuz?" algısı kadınlarda daha yüksektir. Düzenli fiziksel aktivite yapan erkekler, sedanterlere kıyasla istatistiksel düzeyde daha yaşlı, egzersiz davranışı düzeyleri daha yüksek, obezitenin sağlık için büyük ölçüde zararlı olduğunu düşünmekte ve mevcut kilo durumundan memnundur. Düzenli fiziksel aktivite yapan kadınlar; istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek egzersiz davranış düzeyine sahip, obeziteyi sağlık için daha çok zararlı görmekte, mevcut kilo durumundan memnuniyetleri düşük, mevcut kilo durumunu anlamlı düzeyde daha çok değiştirme eğiliminde ve aynaya baktıklarında kendilerini daha az beğenenlerdir. Sonuç olarak, üniversiteler bilimsel yöntemlerle toplanan verilere dayalı geliştirilen fiziksel ve sportif aktivite programları ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik eğitimleri planlamalı ve uygulamalıdır. Anahtar Kelimeler: Fiziksel aktivite, Mutluluk, Obezite bilgisi, Sağlık.
Migren hastalarında hatha yoga egzersizlerinin vücut kompozisyonu, ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; migren hastalarında Hatha Yoga (HY) egzersizlerinin vücut kompozisyonu, ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemektir. Bu çalışmaya kronik migren tanısı almış (n=32; deney grubu n=15; kontrol grubu n=17) 18-55 yaş arası gönüllü kadın bireyler dahil edilmiştir (deney ve kontrol grubu sırasıyla yaş ort: 35,80 ± 7,78 yıl; yaş ort: 36,65 ± 9,62 yıl). HY egzersiz programı 12 hafta, haftada 3 gün, günde 30 – 90 dk olacak şekilde planlanmıştır. Ölçüm metodu olarak; kişisel bilgi formu, vizüel analag skalası (VAS), migren hastalarında baş ağrısı etki testi (HIT-6), migren özürlülük değerlendirmesi anketi (MIDAS), yaşam kalitesi değerlendirme ölçeği ile birlikte antropometrik ve esneklik ölçümleri alınmıştır. Ölçümler üç farklı zaman diliminde gerçekleştirilmiştir. İstatiksel analiz olarak; tanımlayıcı istatistikler ile birlikte bağımsız örneklem t testi ve mann whitney U testi, friedman testi ile fisher's exact testleri kullanılmıştır. Önem düzeyi p<0,050 olarak alınmıştır. Farklı zamanlarda yapılan ölçümler arasında, VAS, HIT-6 ve MIDAS verileri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Deney ve kontrol grubunda gruplar içi ve gruplar arası karşılaştırma da vücut kompozisyonunda anlamlı farklılık bulunmamıştır (p˃0,05). Esneklik ölçüm verilerinde ise grup içi karşılaştırmada anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak HY egzersizlerinin migren hastaları üzerinde ağrı şiddeti, sıklığı ve ağrıya bağlı kaybedilen gün sayısı üzerinde olumlu etki oluşturduğu görülmektedir. Migren hastalarında HY egzersizlerinin tamamlayıcı tedavi olarak önerilebileceği düşünülmektedir.
18-24 yaş arası kız öğrencilerde antropometrik meme ölçümleri ve vücut kompozisyonlarıyla ilişkisi
Kadın vücudunda fiziksel ve sağlık açısından önemli işlevsel özelliklere sahip olan meme bezleri, göğsün iki tarafında sağlı sollu yerleşik olan deri eklentileridir. (Liu, 2009). Yaptığımız çalışmada memenin antropometrik ölçümlerini yapmayı ve bu ölçümlerden faydalanarak meme volümünü hesaplayıp meme volümünün vücut kompozisyonları ile ilişkisini karşılaştırmayı hedefledik. Çalışma 18-24 yaş aralığında Adnan Menderes Üniversite'si öğrencisi 93 gönüllü bayan ile yapıldı. Gönüllülerin yaşı 20 (20-21) percentil, boyu 164,00(159,00-168,00)cm iken vücut ağırlığı ortalama 55,10(49,60-60,65) olarak hesaplandı. İlk olarak antropometrik meme ölçümleri yapıldı. Bu ölçümler için 0,1 mm'ye duyarlı digital kaliper ve esnemeyen milimetrik mezura (baseline circumference) kullanıldı. BİA720s vücut analiz cihazı ile Vücut Kitle İndeksi, Bel Kalça Oranı(WHR), Vücut Kütle Ağırlığı(BCM), Vücut Yağ Ağırlığı (BFM), İskelet Kas Ağırlığı (SMM), Vücut Yağ Oranı (PBF), Vücut Mineral İçeriği(BMC), Toplam Vücut Suyu (TBW), Bazal Metabolizma Oranı (BMR) hesaplandı. Ayrıca iki meme arasında gözlenen boyut farklılıkları, pitozis, areola mammae çapındaki renk değişiklikleri kaydedildi. Sağ meme volümü ortalama (203,82±46,70)cc, sol meme volümü (207,62±47,91) cc olarak bulundu. Sağ ve sol meme volümü ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi(p>0,05). Vücut kompozisyon ölçümlerinden BMİ 20,70(18,80-23,45)kg/m2 iken WHR% ise 0,78(0,76-0,80) olarak hesaplandı. BFM (15,00±6,56)kg, SMM değeri ortalama (22,91±3,91)kg olarak hesaplandı. Meme volümü ile Vücut ağırlığı, BMİ, BCM, SMM, BMR, WHR arasında orta düzeyde pozitif yönde korelasyon gözlemlerken(r=0,29-0,4), BMC, BFM, PBF arasında pozitif yönde düşük düzeyde korelasyon gözlemledik(r=0,2-0,28). Meme volümü ile antropometrik meme ölçümlerinden MP, SNL, NIL, RLA, arasında pozitif yönde yüksek düzeyde artan bir korelasyon gözlenmesinin(r=0,4-0,8) yanısıra, MND, HL ve WL arasında orta düzeyde pozitif yönde artan bir korelasyon gözlendi.(r=0,29-0,4) Yapılan antropometrik ölçümlerden estetik cerrahide ideal meme boyutu belirlenmesinde yararlanılacaktır. Elde ettiğimiz veri tabanı estetik cerrahide uygun ölçülerde implant üretilmesini sağlayacaktır. Tekstil sanayide sütyen kalıpları belirlemede, moda tasarım alanında giysi kalıbı oluşturmada, teknolojide üç boyutlu model üretimine katkısı olacaktır. Elde edilen verilerin, ülke genelinden meme ölçümleri ile ilgili toplanabilecek veri tabanına yardımcı olacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Antropometri, Meme Ölçümleri, Vücut Kompozisyonu, Bia,
12 haftalık eksantrik-pliometrik antrenman programının genç güreşçilerin vücut kompozisyonu, anaerobik performans, bacak kuvveti ve vücut yağ yüzdeleri üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; 12 Haftalık Eksantrik-Pliometrik Antrenman Programının Genç Güreşçilerin Anaerobik Performans, Bacak kuvveti, Vücut Kompozisyonu ve Vücut Yağ Yüzdelerinin araştırılmasıdır. Bu araştırmada 15-19 yaş grubu 15'i denek, 15'i kontrol grubu olmak üzere 30 güreşçi çalışma evreni olarak belirlendi. Denek ve Kontrol grubu güreşçiler çalışmaya gönüllü olarak katıldı. Ölçümlere katılan denek ve kontrol grubu sporcuların antrenman programlarına bağlı olarak fizyolojik ve fiziksel parametrelerinin başarı oranlarında ki değişkenleri incelenmeye çalışılmıştır. Araştırmaya konu olan sporculardan demografik özellikler olarak Adı, Soyadı, D.tarihi, Boyu, Kilo, Yağ Ölçümleri (Biceps, Triceps, Subscabula, Subrailiac, Abdominal, Uyluk, Baldır, Göğüs), Çevre Ölçümleri (Baş, Omuz, Göğüs, Kol, Ön-kol, Karın, Kalça, Uyluk, Baldır), Ölçümlerde skinfold, kayan kaliper ve mezura kullanılmıştır. Durarak Uzun Atlama(cm). Dikey Sıçrama, El Pençe Kuvveti, Bacak kuvveti, Kalp atım sayısı, 20m. sürat koşusu, Vücut yağ yüzdelerinin hesaplanmasında Durnin Womerseley formülü uygulandı. Elde edilen veriler SPSS 17,00 programıyla Denek ve Kontrol grubu sporcular arasındaki farklılıkları belirlemede α=0.05 anlamlılık düzeyinde bağımsız iki grup için t-test uygulanmıştır. Ayrıca deneklerden alınan ölçümlerin standart sapmaları ve ortalamaları analiz edilerek değerlendirilmiştir. Sonuçların anlamlılık derecesi P<0,05-0,01 seviyelerinde kabul edilmiştir. Yapılan çalışmada antrenman sonrası Pliometrik antrenman programının güreşçilerin vücut kompozisyonlarında vücut yağ yüzdelerinin denek grubu lehine anlamlı derecede farklılıklar ortaya koyduğunu göstermiştir. Test sonuçları, denek ve kontrol grubu güreşçilerde antrenman programına bağlı olarak grupların fiziksel p<0.05 patlayıcı güç p<0.05 ve vücut yağ yüzdeleri arasında p<0.05 önemli farklar olduğunu gösterdi. Bu çalışmada elde edilen bulgular; antrenman programlarının genç güreşçilerin patlayıcı güç, kuvvet ve vücut yağ yüzdeleri üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Güreş, Antrenman, Vücut yağ oranı, Performans
Sedanter kadınlarda fonksiyonel spor ekipmanları ile yapılan egzersizlerin yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonu üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, fonksiyonel spor ekipmanları ile yapılan egzersizlerin sedanter kadınlarda yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonu üzerine etkilerini araştırmaktır. Bu amaca yönelik olarak çalışmada tek grup öntest-sontest araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışmaya Gaziantep'te yaşayan 20-47 yaş aralığında olan ve pandemi yasaklarından sonra spora başlayan 21 sedanter kadın gönüllü olarak katılmıştır. Veri toplama aracı olarak SF-36 Yaşam Kalitesi ölçeği ve vücut ölçümleri kullanılmıştır. Katılımcılara 12 hafta boyunca ve haftada 3 gün olmak üzere fonksiyonel spor ekipmanları ile yapılan antrenman programı uygulanmıştır. Çalışma sonucunda yaşam kalitesi ölçeğinde, ön test ve son test arasında ortalamaların son test lehine istatistiksel farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<0.05). Aynı şekilde vücut kompozisyon ölçümleri de karşılaştırıldığında ön ölçümler ve son ölçümler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, fonksiyonel spor ekipmanları ile yapılan egzersizlerin sedanter kadınlarda yaşam doyumunu pozitif yönde etkilediği ve vücut kompozisyonunu da olumlu etkilediği söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Fonksiyonel spor ekipmanları, egzersiz, sedanter kadınlar, yaşam kalitesi, vücut kompozisyonu.
Sedanter kadınlarda yoga egzersizlerinin vücut kompozisyonu ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, yoga egzersizlerinin sedanter kadınlarda vücut kompozisyonu ve yaşam kalitesi ve üzerine etkilerini araştırmaktır. Bu amaca yönelik olarak çalışmada tek grup ön test-son test araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışmamıza Gaziantep'te yaşayan 20-47 yaş aralığında, pandemi yasaklarından itibaren spora başlayan 33 sedanter kadın gönüllü olarak katılmıştır. Veri toplama aracı olarak SF-36 Yaşam Kalitesi ölçeği ve vücut ölçümleri kullanılmıştır. Katılımcılara 10 hafta boyunca ve haftada 3 gün olmak üzere yoga egzersiz programı uygulanmıştır. Çalışma sonucunda yaşam kalitesi ölçeğinde, ön test ve son test arasında ortalamaların son test lehine istatistiksel farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Aynı şekilde vücut kompozisyon ölçümleri de karşılaştırıldığında ön ölçümler ve son ölçümler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak yoga egzersizlerinin sedanter kadınlarda yaşam doyumunu olumlu yönde etkilediği, vücut kompozisyonunda olumlu sonuçlar elde edilmesini sağladığı söylenebilir.
Sedanter kadınlarda pilates egzersizlerinin vücut kompozisyonu ve esneklik üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı sedanter kadınlara uygulanan 6 haftalık pilates egzersizlerinin vücut kompozisyonu ve esneklik üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya 20-35 yaş aralığında toplam 18 gönüllü sedanter kadın katıldı. Deney grubu (n:9 yaş:28.30±4.42) ve kontrol grubu (n:9 Yaş:28.70±5.41)olarak iki farklı grup oluşturuldu. Deney grubuna 6 hafta boyunca haftada 3 gün 60 dakikalık pilates egzersiz programı uygulandı. Pilates egzersizlerine başlamadan önce ve bittikten sonra ağırlık, vücut yağ yüzdesi, vücut sıvı oranı, vücut kas oranı değerleri ve esneklik değerleri ölçüldü. Verilerin istatistiksel analizleri içinSPSS 22.0 paket programı kullanıldı. Tanımlayıcı verilerin istatistiğinde ortalama ve standart sapma değerleri kullanıldı. Verilerin normal dağılıp dağılmadıklarını tespit etmek için Shapiro-Wilk Testi kullanıldı. Grupların anlamlığın değerlendirilmesi için IndependentSamples T Testi, grup içi karşılaştırmalar için PairedSamples T Testi kullanıldı. İstatistiksel sonuçlar p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Deney grubunun ağırlık, vücut yağ yüzdesi, vücut sıvı oranı, vücut kas oranı değerleri ve esneklik skorlarında istatistiksel olarak anlamlılık bulundu (p<0.05). Kontrol grubunun parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlılık bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak sedanter kadınlara uygulanan 6 haftalık pilates egzersizlerinin vücut kompozisyonu ve esneklik üzerinde pozitif etkisi olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Pilates, Sedanter, Vücut kompozisyonu, Esneklik.
Aralıklı açlık diyetinin erişkin bireylerde vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi: Prospektif gözlemsel bir çalışma
Amaç: Obezite ve obezite ilişkili hastalıkların prevalansı tüm dünyada artmaktadır. Obez ve fazla kilolu hastaların kilo verme hedefli beslenme şekli değişikliğinin sağlık sunucuları tarafından önerilmesi ve takiplerinin yapılması gerekmektedir. Güncel kılavuzlar obezitenin beslenme tedavisinde, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğün rejimini önermektedir. Ancak, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğünlü beslenmede diyet uyumu ve uzun süreli kiloyu korumada çeşitli sorunlar olduğu için alternatif yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Zaman kısıtlı beslenme şeklinde, aralıklı açlık uygulaması obezitenin beslenme yoluyla tedavisi için bir seçenek olabilir. Zaman kısıtlı beslenmenin rutin önerilmesinden önce, bilimsel çalışmalarla kanıt düzeyinin arttırılması gerekmektedir. Birinci basamak hekimleri olarak kişilerin sağlık sistemiyle ilk temas noktası olan aile hekimleri; kişiye özel, kapsamlı, bütüncül bir bakım sağlayarak obezite ile olan mücadelede etkin bir konumda ve ön safta yer almaktadır. Bu çalışma, aile hekimliği polikliniği şartları altında obezite ve obezite ilişkili hastalıklar ile mücadelede, uygun hastalarda kolay anlatılabilir ve uygulanabilir olan zaman kısıtlı beslenme şeklini, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline bir seçenek olarak sunmak amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız İstanbul'da bulunan bir aile sağlığı merkezine 01.11.2021-01.07.2022 tarihleri arasında başvuran, 18-65 yaş arasındaki, BKİ>25 kg/m2 olan, çalışmanın dahil olma kriterlerini karşılayan ve çalışma şartlarını kabul edip gönüllü olur formunu imzalayan katılımcılar ile tamamlanmıştır. Örneklem analizinde, 63 hasta üç ana üç ara öğünlü grupta, 63 hasta ise zaman kısıtlı beslenme grubunda olmak üzere, toplamda 126 katılımcıyla çalışılması gerektiği belirlenmiştir. 174 hasta süreçte çalışmaya dahil edilmiş, ancak çeşitli nedenlerle 37 hasta çalışmayı tamamlayamamıştır. Bu doğrultuda, çalışma 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. Katılımcıların diyet listeleri, hesaplanan günlük toplam gereken enerji miktarından 400-500 kcal eksik olacak ve benzer besin içeriğine sahip olacak şekilde hazırlanmıştır. 88 kişi 16:8 zaman kısıtlı beslenme grubuna, 86 kişiyse üç ana üç ara öğün beslenme grubuna alınmıştır. Katılımcıların yaş, cinsiyet, sigara veya alkol kullanımı, eğitim durumu ve haftalık spor süreleri sorgulanmış; antropometrik ölçümleri (kilo, boy, bel çevresi, bel/boy oranı, kalça çevresi), vücut kompozisyonu, kan basıncı ölçümleri çalışmanın öncesinde ve 8 haftalık süreç sonunda alınmıştır. Yine, çalışma öncesi ve 8 haftalık süreç sonrasında, 8 saat açlık sonrasında sabah alınan kan numunelerinde tam kan sayımı, açlık kan şekeri, ALT, AST, total kolesterol, HDL, LDL, trigliserit, HbA1c, kreatinin, TSH, ferritin ve CRP değerleri incelenmiş; katılımcıların yeme tutum test puanları ve kardiyovasküler risk skorları hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda, kişilerin aynı diyete devam etme istekleri ve diyete uymadıkları gün sayıları sorgulanmıştır. Grupların kendi içinde öncesi sonrası ve gruplar arasında karşılaştırma yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken Kolmogrov Smirnov testi, Pearson Ki-kare testi, Mann Whitney U testi, Spearman Korelasyon testi ve Wilcoxon testinden faydalanılmış, P-değerinin 0,05'in altında olduğu durumlar istatistiksel anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamız 21 erkek 116 kadın olmak üzere ve 69'u zaman kısıtlı beslenme grubunda, 68'i üç ana üç ara öğün grubunda olmak üzere 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. İki gruptaki dağılıma bakıldığında cinsiyet, yaş, boy, sigara kullanımı, alkol kullanımı ve diyete uyulmayan gün sayısı bakımından istatistiksel fark bulunmamaktaydı (p>0,05). Eğitim durumu açısından ise, lisans ve lisans üstü katılımcıların oranı, aralıklı açlık grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede fazlaydı (p=0,012). Zaman kısıtlı beslenme grubunun iki aylık diyet öncesindeki değerleri, sonrasındaki değerlerle karşılaştırıldığında kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel* çevresi, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, ALT, AST, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın istatistiksel anlamlı olarak düştüğü; CRP, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının istatistiksel olarak anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir (p<0,05). Üç ana üç ara öğünlü beslenen grupta ise kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel çevresi*, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, diyastolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, LDL, total kolesterol, CRP, ALT, kardiyovasküler risk skoru, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın azaldığı; ferritin, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının arttığı saptanmıştır (p<0,05). Gruplar arasında elde edilen parametreler karşılaştırıldığında, zaman kısıtlı beslenen grupta üç ana üç ara öğün beslenen gruba göre kilo kaybının, BKİ'nde düşmenin, bel/boy oranındaki (WHtR)* azalmanın, obezite derecesinde azalmanın istatistiksel daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0,05). Üç ana üç ara öğün grubunda ise, zaman kısıtlı beslenme grubuna göre LDL değerindeki azalmanın fazlalığı istatistiksel anlam kazanmıştır (p<0,05). Aynı diyet şekline devam etmek isteyen katılımcı sayısı da zaman kısıtlı beslenen grupta istatistiksel anlamlı olarak fazladır (p<0,001). Sonuç: Çalışmamızın sonuçları önceki literatür bilgilerini destekler nitelikte olup zaman kısıtlı beslenmenin kilo kaybı, yağ oranında azalma, sistolik tansiyonda düşme sağladığı ve metabolik parametreler bakımından olumlu etkilerinin olduğu saptanmıştır. Kilo kaybı bakımından üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline göre daha avantajlı olduğunun ortaya konulması önemlidir. HDL, LDL, total kolesterol ve trigliserit değerlerine etkileri bakımından literatürde rastlanan çalışmalardan farklı olarak HDL değerini iki grupta düşürmüştür, ancak iki grup arasında bu düşüş bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. LDL değerini düşürme açısından ise, üç ana üç ara öğünlü beslenme grubu istatistiksel anlamlı olarak daha başarılı bulunmuştur. Sonuç olarak, her iki diyet yaklaşımının da olumlu sonuçlar sağladığı saptanmış; zaman kısıtlı beslenme şeklinin, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline, kilo verme tedavisinde iyi bir alternatif olduğu gözlenmiştir. Obezitenin beslenmeyle tedavisinde zaman kısıtlı beslenme yöntemi, yapılacak olan daha uzun süreli ve randomize kontrollü çalışmalarla desteklenerek rutin önerilebilir hale gelebilir.
The comparison of breathing and body composition of children with smoker family and children with non-smoker family parameters of children of smoking and nonsmoking parents
The aim of the study is to figure out the effects of passive smoking on children by comparing the parameters of body and some respiration figures of children with smoking and non-smoking parents. 200 students have taken part in this study: 100 of them are students who have not been exposed to smoke and 100 of them are students who have been exposed to smoke. Waist-thigh ratio, body mass index, hypodermic fat density and respiration functions of participants have been measured. In terms of respiration parameters, the figures of forced vital capacity (FVC), maximum voluntary ventilation (MVV) and vital capacity have been evaluated. In the analysis of data 't' test has been used. Significant variations have been found between male and female participants in terms of age, height, waist-thigh ratio, body fat ratio and respiration parameters (p<0.05).And no significant variation has been found between the passive smokers and non-passive smokers in terms of age, height, waist-thigh and body fat ratio parameters (p>0.05). Whereas no differences were found in respiration parameters of passive smokers and non-passive smokers in terms of FVC and MVV figures (p>0.05) , significant difference was found in the figures of VC (p<0.05).. As a result, it has been established that children who are exposed to smoke suffer in respiration fuction of VC. Parents' changing their smoking habits will contribute to life quality of children who are exposed to smoke.
Futbolcularda aerobik egzersizin oksijen tüketim kapasitesi ve vücut kompozisyonu üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, aerobik egzersiz programının futbolcularda oksijen tüketim kapasitesi ve vücut kompozisyonu üzerine etkisini incelemektir.. Araştırmaya Gaziantep ilinde 18-25 yaş arasında 24 sağlıklı erkek futbolcu gönüllü olarak katıldı. Denekler rastgele yöntem ile deney grubu (n=12, yaş:21.66 ± 2.30) ve kontrol grubu (n=12, yaş: 22.00±1.95) olarak iki farklı gruba ayrıldı. Deney grubuna 8 hafta süreyle haftada 3 gün aerobik egzersiz programı uygulandı. Her iki grupta normal futbol antrenmanlarına devam etti. Aerobik egzersiz programına başlamadan önce ve bittikten sonra vücut ağırlığı, Vücut kitle indeksi (VKİ), Vücut yağ yüzdesi (VYY), sistolik kan basıncı (SKB), diastolik kan basıncı (DKB), İstirahat kalp atım sayısı (İKAS), maksimal kalp atım sayısı (KASmax), maksimal iş yükü (WRmax), maksimal dakika ventilasyon (VEmax) ve maksimal oksijen tüketim kapasitesi (VO2max) ölçümleri yapıldı. Bireylerin oksijen tüketim kapasiteleri gaz analiz sisteminde Ramp protokolu kullanılarak saptandı. Verilerin analizi için grup içi karşılaştırmalarda Paired, Sample t testi, gruplar arası için Independent Sample t testi kullanıldı. Deney grubunun ön test ve son test verileri karşılaştırıldığında vücut ağırlığı, VKİ, VYY, SKB, DKB, İKAS, KASmax, WRmax, VEmax ve VO2max değerlerinde anlamlı farklılıklar saptandı (p<0.05). Kontrol grubunun VO2max değerinde anlamlılık saptandı (p<0.05). Diğer ölçümlerde ise herhangi bir anlamlılık bulunmadı. Grupların ön test ve son test ölçümleri karşılaştırıldığında deney grubu lehine tüm verilerde anlamlılık bulundu (p<0.05). Sonuç olarak futbolculara uygulanan aerobik egzersiz programının oksijen tüketim kapasitesi ve vücut kompozisyonu üzerine pozitif yönde olumlu etkisi olduğu söylenebilir. Düzenli ve planlı olarak yapılan aerobik egzersizlerin aerobik kapasite ve vücut kompozisyonu değerlerinin geliştirildiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Futbol, Aerobik Egzersiz, Vücut kompozisyonu, VO2max.
Çukurova Üniversitesi idari çalışanlarında beden kompozisyonu, beden algısı, yeme ve tartılma alışkanlıkları
Amaç: Obezite prevalansında dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de hızlı artış vardır. Obezitenin davranışsal paradigmalarıyla ilgilenen çalışma sayısı ise yeterli değildir. Bu çalışmada Üniversitemizdeki idari çalışanlarda beden algısı, yeme-tartılma alışkanlıklarıyla beden kütle indeksi arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Veriler, sosyodemografik bilgi formu, Stunkard Beden Algısı Ölçeği, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ve araştırmacılar tarafından literatür incelenerek oluşturulan, obeziteyle ilişkili davranışları değerlendirme formu kullanılarak toplanmıştır. Boy, beden ağırlığı, bel ve kalça çevresi ölçümleri yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya 513 kadın ve 335 (%39,5) erkek alındı. Obezite prevalansı kadınlarda %15,8, erkeklerde %19,7'ydi. Beden algısından memnuniyet oranı erkeklerde daha yüksekti (p=0,000). Kadınların %78,0'ı kilosundan memnun olmayıp kilo vermek istemekteydi. Beden memnuniyeti olanların oranı BKİ arttıkça düşme eğilimindeydi (p=0,000). Toplam 490'ının (%57,8) kilo verme girişiminde bulunduğu belirlendi. Erkeklerde hızlı yediğini bildirenlerin oranı (%43,9) kadınlardan (%31,0) yüksekti (p=0,001). Zayıftan obez gruba doğru hızlı yiyenlerin oranlarında artış olduğu saptandı (p=0,000). Katılımcıların üzüntü-stres durumunda %45,2'sinin iştahlarının kapandığı ve üzüntü-stres durumunda yemenin, obez grupta daha yüksek olduğu görüldü (p=0,0001). Toplamda % 65,7'nin düzenli tartılma alışkanlığı yoktu; düzenli ve düzensiz tartılanlar arasında normal ve kilolu oranları benzerken, zayıf ve obez grupta düzensiz tartılma daha yüksekti (p=0,041). Ölçülen ve ifade edilen BKİ değerleri benzer olup aralarında anlamlı fark bulunmadı (p=0,614). BKİ grupları arasında kahvaltı atlama, akşam atıştırmaları, öğünleri yeme yeri, kimlerle yediği, mutfak-oturma alanın birlikteliği ve fiziksel aktivite açısından bir fark belirlenmedi. Sonuç: Üniversitemiz idari çalışanlarında obezite prevalansı toplumdan daha düşüktür. Çalışmamızın sonucunda obezitede beslenme ve tartılmaya yönelik bir takım davranışsal faktörlerin etkisi olabileceği, bu nedenle korunmada ve yönetilmesinde bu etkenlerin yol gösterici olabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Obezite, idari çalışan, beden algısı, yeme ve tartılma alışkanlıkları
Sporcularda akut yüklenme sonrası bioimpedans analiz yöntemiyle ölçülen vücut kompozisyonu parametrelerinin yüklenme skorları ile ilişkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, sporcularda akut yüklenme sonrası bioimpedans analiz yöntemiyle ölçülen vücut kompozisyonu parametrelerinin yüklenme skorları ile ilişkisinin araştırılmasıdır. Bu çalışmaya, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Özel Yetenek Sınavına katılan sporcular arasından rastgele örneklem yöntemiyle seçilen, yaş ortalamaları 18,791±1,257, ağırlık ortalamaları 53,381±7,677 kg ve boy ortalamaları 164,682±5,225 cm olan 111 bayan, yaş ortalamaları 19,095±1,305, ağırlık ortalamaları 66,790±12,283 kg ve boy ortalamaları 176,286±6,623 cm olan 105 erkek olmak üzere toplam 216 sporcu dahil edilmiştir. Tanita MC-780 bioimpedans cihazı kullanılarak sporcuların yağsız kütle, total kas kütlesi, total yağ oranı, total vücut sıvısı, hücre içi sıvı, hücre dışı sıvı, bazal metabolizma hızı, obezite derecesi, bel kalça oranı, bel boy oranı, protein, mineral, fiziksel inceleme, iskelet kası ve düz kas oranları belirlendi. Varyans analizi sonuçlarına göre yağ kütlesi % (p< 0.002), total yağ oranı %(p< 0.002) , total vücut sıvısı %(p< 0.001) ve total kas kütlesi % (p< 0.004) değişkenleri bakımından puan seviyeleri arasında çok anlamlı düzeyde farklılıklar bulunmuştur. Kruskal-Wallis H testi sonuçlarına göre Total yağ oranı kg değişkeni bakımından puan seviyeleri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0.005). Mineral % değişkeni bakımından puan seviyeleri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,024). Sonuç olarak; Yüksek yüklenme skorlarına sahip sporcuların orta ve düşük yüklenme skorlarına sahip olan sporculara oranla yağ kütlesi % ve total yağ oranı % değişkenleri hariç diğer değişkenler bakımından daha iyi vücut kompozisyonu değerlerine sahip oldukları görülmüştür. Vücut yağ yüzdelerinin düşük olması, yağsız kütlenin yüksek olması, kas kütlesinin fazla olması, vücut su oranının yüksek olması sporcuların performansını artırırken sağlıklarını korumalarına da yardımcı olabilir.
Sekiz haftalık fonksiyonel antrenmanın üç farklı yaş grubundaki erkek basketbolcuların vücut kompozisyonu ve çeviklik performansına etkisi
Fonksiyonel antrenman, sporcunun performansını geliştirmek için kendi vücudunun limitlerini tüm pozisyonlarda kullanarak çoklu eklemlerin dahil olduğu bir antrenman sürecidir. Bu araştırmanın amacı, 8-16 yaş grubu basketbolculara fonksiyonel antrenmanın vücut kompozisyonuna ve çeviklik performansına olan etkisini incelemektir. Çukurova Üniversitesi Spor Kulübünde basketbol oynayan sporcular çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Çalışmaya gönüllü katılan toplam 60 sporcunun yaş ortalaması 12.32 ± 2.73 yıl; boy ortalamaları 161.55 ± 21.76 cm; vücut ağırlıkları 55.70± 19.55 kilogramdır. Sporcular üç gruba ayrılmıştır. 1.grup 8-10, 2.grup 11-13 ve 3.grup 14-16 yaş aralığındaki sporculardan oluşmaktadır. Bu üç gruba sekiz hafta boyunca haftanın üç günü aynı saatte fonksiyonel antrenman yaptırılmıştır. Çalışma öncesi ve sonrasında ölçüm araçları olarak T çeviklik testi, vücut kompozisyon testlerinden; deri kıvrım kalınlığı, dikey sıçrama, oturma yüksekliği, anaerobik güç testi, mekik testi, beden kitle indeksi (BKI), vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve demografik bilgilerin bulguları alınmıştır. Veriler, SPSS programında normallik testi sonucuna göre Spearman Korelasyon ve Wilcoxon analizleriyle değerlendirilmiştir. Sekiz haftalık fonksiyonel antrenman öncesinde ve sonrasında alınan ölçüm sonucunda 8-10 yaş grubu basketbolcuların tüm değişkenlerinde el kavrama kuvveti hariç istatistiki olarak p<0.01 ve p<0.05 düzeyinde anlamlı fark gözlenmiştir. 11-13 yaş grubu erkek basketbolcularda tüm değişkenlerde istatistiki olarak p<0.01 ve p<0.05 düzeyinde anlamlı farklılık gözlenirken, 14-16 yaş grubu erkek basketbolcularda vücut ağırlığı ve BKI hariç, diğer değişkenlerde istatistiki olarak p<0.01 düzeyinde anlamlı fark gözlenmiştir. Sonuç olarak fonksiyonel antrenmanın altyapı basketbolcularında fiziksel ve motorik özelliklerinden çeviklik ve vücut kompozisyonun geliştirilmesinde etkili olduğu ve antrenörlerin antrenman programlarında fonksiyonel antrenmanlara da yer vermelerinin önemli olduğu söylenebilir.
Spor lisesi öğrencilerinde kuvvet antrenmanlarının vücut kompozisyonu ile psikomotor ve bilişsel yetenekler üzerine etkisi
Amaç:Bu çalışmanın amacı, 15-17 yaşlarındaki spor lisesi öğrencilerinde 10 haftalık kuvvet antrenmanının öğrencilerin vücut kompozisyonu ile psikomotor ve bilişsel yetenekleri üzerine etkilerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Manisa Spor Lisesi 10.sınıfının iki şubesindeki toplam 40 erkek öğrencinin tamamı çalışmaya alındı. 10A sınıfı uygulama grubu (20 kişi) ve 10B sınıfı kontrol grubu (20 kişi) olarak rastgele belirlendi. Uygulama ve kontrol gruplarına ön test olarak vücut kompozisyonu analizi yapıldı, psikomotor ve bilişsel yetenekleri ölçüldü. Ön test sonrası uygulama grubuna 10 hafta kuvvet antrenmanı düzenlendi, kontrol grubuna ise normal okul yaşantısı devam ettirildi, ek kuvvet antrenmanı yaptırılmadı. Çalışma sonunda ise (10 hafta sonra) uygulama ve kontrol grubundaki öğrencilerin vücut kompozisyonu, psikomotor ve bilişsel yetenekleri son test olarak belirlendi. Vücut kompozisyonunu analizi için TANİTA TBF 300 adlı makine, çevre ölçümleri için mezura ve bilişsel ile psikomotor becerilerin ölçülmesinde bilgisayar tabanlı bir psikometrik test sistemi olan Viyana Test Sistemi kullanıldı. Veriler SPSS 15.0 yardımı ile Mann Whitney U testi (guruplar arasında), Wilcoxon /gurup içinde) ve Ki-Kare testi uygulanarak analiz edildi. Bulgular: Sürekli dikkat yeteneği, tepki hızı, zihinsel kapasitesini kullanma gücü, mesafe tahmin yeteneği, el- kol koordinasyonu, bilek-parmak hızı, el –kol sabitliği yeteneği, bazal metabolizma hızı, yağsız vücut ağırlığı, vücut su kütlesi miktarı ve kol çevre uzunlukları uygulama gurubunda kontrol gurubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Sonuç: Araştırma sonucunda spor lisesi öğrencilerinde kuvvet antrenmanlarının vücut kompozisyonu, bilişsel yetenekler ve psikomotor yetenekler üzerine olumlu etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Kuvvet antrenmanı, psikoteknik, psikomotor yetenek, bilişsel yetenek, vücut kompozisyonu
Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi'ne bağlı sporcuların vücut bileşiminin, beslenme durumu ile yeme tutum ve davranışlarının saptanması
Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi'ne Bağlı Sporcuların Vücut Bileşiminin, Beslenme Durumu ile Yeme Tutum ve Davranışlarının Saptanması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Lisanüstü Eğitim Enstitüsü, Beslenme ve Diyetetik Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2023. Bu çalışmanın amacı, Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi'ne bağlı sporcuların vücut bileşiminin, beslenme durumu ile yeme tutum ve davranışının saptanmasıdır. Araştırma, kesitsel tanımlayıcı bir çalışma olup, Ankara ili T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı Sporcu Sağlığı, Performansı ve Hizmet, Kalite Standartları Daire Başkanlığı'nda Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi'ne bağlı, yaş ortalaması 19,1±2,63 yıl olan, toplam 64 erkek sporcu çalışmaya gönüllü katılmıştır. Sporcuların genel özelliklerini, beslenme durumunu sorgulayan sorukağıdı yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Sporculara yeme tutumlarını saptamak için Yeme Tutum Testi (EAT-40) ve yeme davranışını değerlendirmek için Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) uygulanmıştır. Sporcuların vücut kompozisyonu analizi için Hava Değişim Pletismografisi (BOD POD) ve Biyoelektrik İmpedans Analizörü (BIA) kullanılmış, dinlenme metabolik hız (DMH) ölçümü ise indirekt kalorimetre aracı FITMATE ile ölçüm gerçekleştirilmiştir. Toplam (EAT-40) puanı 11,2±6,35 olarak bulunmuştur. Branş bazında incelendiğinde ise boks yapan sporcuların toplam EAT-40 puanı (15,3±6,81), güreş (8,7±5,49) ve judo (8,2±3,07) yapan sporculara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). DEBQ alt ölçeklerinden duygusal, kısıtlayıcı ve dışsal yeme davranışı toplam puanları ise boks, güreş ve judo için sırasıyla; 22,9±11,07, 23,8±8,09 ve 30,0±7,76 olarak belirlenmiştir. Duygusal yeme tutum puanı arttıkça sporcuların enerji alımının ve vücut ağırlığının da arttığı saptanmıştır (p<0,05). Sporcuların BOD POD ve BIA analizlerine göre vücut yağ yüzdeleri sırasıyla; %11,3±5,83 ve %14,4±5,95, yağsız vücut kütleleri oranları sırasıyla %66,6±12,44 ve %65,1±9,83 olarak belirlenmiştir. FITMATE analizine göre sporcuların DMH ortalaması 2228,2±462,12 kkal olduğu saptanmıştır. Sporcuların vücut kompozisyonuna bağlı faz açısı değerleri incelenmiş ve normal aralıkta olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma sporcuların başarı profilini etkileyen sporcu beslenmesi ve vücut bileşimini araştıracak olan çalışmalara ışık tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sporcu beslenmesi, yeme tutumu, yeme davranışı, vücut bileşimi
Elektromyostimülasyon antrenmanlarının vücut kompozisyonuna etkisi
Bu çalışmanın amacı; elektromyostimülasyon (EMS) sistemi ile yapılan antrenmanın gerçekleştirmiş olduğu istemsiz kasılma ile istemli kasılmanın bir arada gerçekleştiği çalışma sonucu vücutta meydana gelen kilo, vücut yağ yüzdesi ve miktarı, vücut yağsız kütle (FFM) ve beden kütle indeksi (BKİ) gibi parametrelerin değişimlerinin incelenmesidir. Çalışmaya antrenman (n=20), ve kontrol grubu (n=21) olmak üzere toplamda 41 gönüllü kadın katılmıştır. Antrenman grubuna sekiz hafta boyunca haftada iki kez Bodytec EMS cihazı ile birlikte 25 dakikalık antrenman programları düzenlenmiştir. Antrenman programı 12 dakika kuvvet ve dayanıklılık çalışmaları, 8 dakika cardio çalışması ve 5 dakikalık aktif dinlenme şeklinde tamamlanmıştır. Grupların yaş, cinsiyet, boy, kilo, yağ oranları, vücut yağsız kütleleri ve beden kütle indeksleri hem bütün hem de bölgesel olarak ölçülmüş olup, bu parametreler çalışma öncesi ve sonrası karşılaştırılmıştır. Ölçümler ön test ve son test olarak iki kez ölçülmüştür. Yapılan ölçümlerin tamamında Bio Elektrik Impedans Yöntemine ait olan Tanita bc 418 vücut analiz cihazı kullanılmıştır. Verilerin analizinde Değişkenlerin ön test - son test değerlerinin gruplara göre karşılaştırmasında 2*2 Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi (Repeated Measures ANOVA) kullanılmıştır. İstatistiksel sonuçlar p<0.05 anlamlılık düzeylerinde değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; deney grubunun ön test ve son test değerlerinin analizinde vücut ağırlığı, BKI, fat % (yüzde yağ oranı), fatmass (Yağ miktarı) değerlerinde, sağ ayak yüzde yağ değerinde, sağ ayak fatmass değerinde, sol ayak yüzde yağ ve fatmass değerlerinde sağ-sol kol yüzde yağ değerlerinde gövde fatmass ve yüzde yağ değerlerinde son test lehine p<0,05 düzeyinde anlamlılık tespit edilmiştir. Kontrol grubunun ölçümlerinde ise ön test ve son testleri arasında istatistiksel olarak p<0,05 düzeyinde anlamlılık saptanmamıştır. Yapılan Analiz ile birlikte sekiz haftalık EMS çalışması sonucu deney grubunun vücut kompozisyonlarında hem genel hem de bölgesel olarak değişimlerin meydana geldiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Antrenman, Beden Kütle İndeksi, Elektromyostimülasyon (EMS), Vücut Kompozisyonu, Vücut Yağ Yüzdesi
Pilonidal sinüslü hastaların somatotip ve vücut kompozisyonlarının belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı pilonidal sinüs (PS)'lü hastaların somatotip ve vücut kompozisyonları belirlemek ve hangi vücut yapısına sahip bireylerde daha sık görüldüğünü saptamaktır. Çalışmaya PS tanısı alan 80 erkek hasta dahil edildi. Heath-Carter yöntemi kullanılarak somatotipleri hesaplamak için PS'li hastalardan 10 antropometrik ölçüm alındı. PS'li hastaların orifis sayısı, günlük oturma süresi, yağ oranı, kas oranı, kemik kütlesi, hastanede kalış süre (HKS)'si ve hastalık süresi kaydedildi. Bu çalışmada santral somatotipinden 9 hasta (medyan: 28 yaş), endomorfik mezomorf 47 hasta (medyan: 35 yaş), mezomorf endomorf 13 hasta (medyan: 27 yaş), mezomorfik endomorf 11 hasta (medyan: 32 yaş) tespit edildi. Yapılan Kruskall Wallis H testi sonucuna göre kilo, vücut kitle indeksi (vki), somatotip hesaplamak için yapılan antropometrik ölçümlerin, somatotip bileşenlerinin ve kas oranı'nın somatotipler arasında istatistiksel olarak anlamlı farka sahip olduğu (p<0,05), yaş ve boy açısından somatotipler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0,05) belirlendi. İstatistiksel olarak anlamlı çıkan kilo, VKİ ve kas oranı değerlerinin hangi somatotipten kaynaklı olduğu belirlemek için verilere uygulanan Post hoc testi sonucunda santral tipteki somatotiplerin istatistiksel olarak anlamlı değişimlere neden olduğu belirlendi (p<0,05). Santral tipteki hastalarda diğer somatotiplere oranla daha fazla apse görüldüğü belirlendi (%88,9). Yapılan Spearman's Rho korelasyon analizi sonucuna göre orifis sayısı'nın VKİ, oturma süresi, yağ oranı, kas oranı, kemik kütlesi ve hastalık süresi'nden etkilenmediği sonucuna varıldı. Anahtar sözcükler: Antropometri, Endormorfik mezomorf, Pilonidal sinüs, Somatotip, Vücut kompozisyonu.
Sağlık çalışanlarının kahvaltı alışkanlıklarının beden kitle indeksi ile vücut bileşenlerine etkisi
Sağlık çalışanlarının kahvaltı alışkanlıklarının ve kahvaltı öğününe karşın tutumlarının saptanması ile vücut analizlerinin yapılarak bunlar arasında anlamlı farklılıklar olup olmadığının belirlenmesi amacıyla yapılan bu araştırma kesitsel olarak planlanmıştır. Araştırma Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde Eylül 2021-Temmuz 2022 tarihlerinde yürütülmüştür. Anket formu yüz yüze uygulanmış, katılımcıların boy ve kilo ölçümleri ile vücut analizleri yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Statistical Package for Social Sciences (SPSS) 23.0 paket programı kullanılmıştır. Testlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 132'si kadın, 68'i erkek olmak üzere toplam 200 kişi oluşturmuştur. Araştırmaya katılanların çoğunluğu %39.5 (n=79) ile hemşire ve hemşire yardımcısıdır. Araştırmaya katılanların %62'si (n=124) düzenli mesai ile çalışırken %38'i (n=76) nöbet usulü ile çalışmaktadır. BKİ değerlerine bakıldığında kadınlarda ortalama sonuç 25.07±4.29, erkeklerde ise 26.79±3.46'dır. Kadınların %50.8'i normal, erkeklerin %44.1'i hafif kilolu BKİ aralığındadır. Kadınların yağ oranları ortalama %28.27±6.84, erkeklerin ise %21.31±4.89'dur. Çalışma şekli ile kahvaltı yapma sıklığı arasında anlamlı bir ilişki (p=0.018<0.05) bulunduğu görülmektedir. Ayrıca kahvaltı yapma sıklığı ile kronik hastalık varlığı arasında anlamlı bir ilişki (p=0.007<0.05) bulunmuştur. Düzenli kahvaltı yapmayan katılımcılarda kronik hastalık varlığı daha fazladır. BKİ grupları ile medeni durum (p=0.00<0.05), kahvaltının kiminle yapıldığı (p=0.009<0.05) ve kahvaltıda tüketilen besinler (p=0.000<0.05) arasında anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre sağlıklı yaşam tarzı ve doğru beslenme alışkanlığının geliştirilmesi, yanlış beslenme uygulamalarının ortadan kaldırılması için sağlık çalışanlarına beslenme eğitimi verilmesi önerilmektedir. Sadece sağlık çalışanlarına değil, diğer kurum ve kuruluşlarda çalışan farklı meslek gruplarına da sağlıklı beslenme ile ilgili eğitimler verilerek toplumun bilinçlendirilmesi önerilmektedir.
Türkiye ve Almanya'da okuyan beden eğitimi ve spor yüksekokulu öğrencilerinin vücut kompozisyonu, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı Türkiye ve Almanya'da bulunan Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğrencilerinin vücut kompozisyonu, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın evrenini olarak: Düzce Üniversitesi, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Heidelberg Üniversitesi, Darmstadt Üniversitesi, Mainz Üniversitesi Spor Bilimleri Fakülteleri seçilmiştir. Bu bağlamda araştırmanın evrenini, Türkiye ve Almanya'dan seçilmiş üniversiteler oluşturmaktadır. Çalışma ile ilgili Düzce Üniversitesi Etik Kurul Raporu alınmiştır. Çalişmaya katılan öğrencilerden çalışmaya gönüllü katıldıklarına dair gerekli izinler alınmiştır. Öğrencilerin Fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği (IPAQ) 1, Yaşam kalitesini belirlemek için ise Yaşam Kalitesini Değerlendirme Anketi (Kısa Form-36) 2 kullanılmıştır. İstatiksel hesaplamalar, SPSS 16 programında tamamlanmış olup tanımlayıcı istatistik analizleri yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre kadın ve erkek katılımcılarda okullara göre fiziksel aktivite düzeylerinde anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir (P< .05). Yaşam kalitesi bulgularının sonuçlarına göre Katılımcıların Yaşam kalitesi ortalama puanı en yüksek Darmstadt Üniversitesi' nde (erkek katılımcılar (X=80.30)), en düşük ise Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nde (kadın katılımcılar (X=64.10)) tespit edilmiştir. SF-36 Alt boyutları olan Fiziksel ve Mental Sağlık ortalama değerlerinde hem cinsiyete hem de okullara göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklara rastlanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak genel itibariyle bütün katılımcılara bakıldığında erkek öğrencilerin ortalama fiziksel aktivite seviyesi değerlerinin kadın öğrencilerin ortalama fiziksel aktivite seviyesi değerlerinden daha iyi olduğu görülmüştür. Ayrıca en yüksek fiziksel aktivite şiddetine ise Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğrencilerinin sahip olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Yurt dişindaki okullardaki Fiziksel Aktivitenin yurt içindeki okullardan daha yüksek olduğu tespit edilirken, Erkek ögrencilerin kadın ögrencilere göre daha aktif olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Fiziksel Aktivite, Vücut Kompozisyonu, Yaşam Kalitesi
Psoriaziste vücut kompozisyon analizi, metabolik sendrom kriterleri ve artritin tedavi ile ilişkisi
Psoriazis etyolojisi net olmayan, immün aracılı mekanizmalarla gelişen, kronik inflamatuar bir deri hastalığıdır. Kronik inflamasyonun, vasküler ve metabolik bozuklukların gelişmesine neden olarak psoriazise eşlik eden komorbiditelerin patogenezinde rol oynadığı düşünülmektedir. Psoriazise eşlik eden hastalıklar arasında psoriatik artrit, inflamatuar barsak hastalıkları, metabolik sendrom ve kardiyovasküler hastalıklar, maligniteler, akciğer hastalıkları ve depresyon yer almaktadır. Özellikle metabolik sendrom komponentlerinden olan obeziteyle psoriazis arasında güçlü bir ilişkiden bahsedilmekte, psoriazis, beden kitle indeksi ve psoriazis tedavisinin karmaşık ilişkisi üzerinde durulmaktadır. İnflamasyonu ve immün yanıtı baskılamayı hedefleyen ilaçların, komorbidite gelişme riskini azaltmada ve tedavide etkili olup olmadığı net değildir. Son dönemlerde psoriazis tedavisinde, psoriazis patogenezinden sorumlu immün yanıtın önlenmesini hedefleyen biyolojik ajanlar kullanılmaya başlanmıştır. Yapılan çalışmalarda psoriazisin sistemik tedavisiyle ilişkili metabolik değişikliklerden ve anti-TNF-? tedavisiyle meydana gelen kilo değişikliklerinden bahsedilmektedir
Hipotiroidizmde vücut kompozisyonu, epikardiyal yağ dokusu, omentin-1 düzeyleri ve ateroskleroz belirteçleri arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi
Hipotiroidide hastaların kilo aldıkları bilinmektedir, ancak bu artıştan sorumlu olan faktörün ne olduğu (yağ doku artışı veya su-tuz tutulumu) konusu tartışmalıdır. Çalışmamızda hipotiroidizmde artan vücut ağırlığından sorumlu olan vücut kompozisyonu değişiminin belirlenmesi yanında, epikardiyal yağ dokusu ve omentin-1 ve H-FABP, ateroskleroz için bazı risk faktörü ve göstergelerin (hsCRP, homosistein, KİMK, FMD vb) düzeyindeki değişimin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, bilinen başka bir hastalığı olmayan, yeni tanı konmuş 28 aşikar hipotiroidili hasta ile yaş, cinsiyet ve beden kitle indeksi açısından benzer 28 sağlıklı gönüllü kişi kontrol grubu olarak incelenmiştir. Hasta grubu hem tedavi öncesi, hem de tedavi sonrası 6. ayda, en az son iki kontrolde ötiroidi sağlandığı görüldükten sonra değerlendirilmiştir. Vücut kompozisyonu ölçümü dual enerji x-ray absorbsiyometri ile, epikardiyal yağ doku kalınlığı transtorasik ekokardiyografi ile ölçülmüştür. Serum Omentin-1 ve H-FABP düzeyleri sandwich elisa prensibine göre çalışılmış, diğer rutin parametreler standart labaratuvar yöntemleri ile ölçülmüştür. Aşikar hipotiroidisi olan hastalarda tedavi sonrasında 6. ayda vücut ağırlığı ve beden kitle indeksinde azalma olmuş ve bu azalmadan yağ dokudaki azalmanın değil, yağsız vücut kitlesindeki azalmanın sorumlu olduğu görülmüştür. Hipotiroidide azalan ve ötiroidinin sağlanmasıyla düzelen glomerüler filtrasyon hızı ve artan serbest su klirensi bunu açıklayacak bir neden olarak düşünülebilir. Aşikar hipotiroidisi olan grupta epikardiyal yağ doku kalınlığı, sağlıklı kontrol grubundan yüksek saptanmış ve tedavi ile anlamlı düzeyde azalmıştır. Omentin-1 düzeyi de sağlıklı kontrol grubuna göre düşükken, tedavi sonrasında artarak sağlıklı kontrol grubu ile benzer düzeye yükselmiştir. H-FABP düzeylerinde ise hem tedavi sonrasında hem de sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında bir fark izlenmemiştir. Hipotiroidide serbest T4 düzeyinin, epikardiyal yağ doku kalınlığını öngören bağımsız bir faktör olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hipotiroidide gelişen ateroskleroz patogenezini açıklayan bilinen mekanizmalar dışında artan epikardiyal yağ doku miktarı ve azalan omentin-1 düzeyinin de sorumlu bir faktör olabileceği düşünülebilir.
İlköğretim 6. sınıf öğrencilerinin ?Vücudumuzda Sistemler? ünitesindeki akademik başarı ve fene karşı tutumlarına örnek olay destekli 5e öğretim modelinin etkisi
Bu araştırmanın amacı; ilköğretim 6. sınıf fen ve teknoloji dersinde ?Vücudumuzda Sistemler? ünitesinin öğretiminde, örnek olay destekli 5E modelinin öğrencilerin başarısına ve fene karşı tutumlarına etkisini ortaya çıkarmaktır.Bu çalışmanın örneklemini, Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, Emniyetçiler İlköğretim Okulu'nun 6. sınıfta öğrenim gören 40 öğrencisi oluşturmuştur. Çalışma 2008-2009 eğitim- öğretim yılı ikinci döneminde yapılmıştır.Araştırmada ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Kontrol grubunda 5E modeli, deney grubunda ise örnek olaylarla desteklenen 5E modeli Fen ve Teknoloji Öğretim Programı çerçevesinde uygulanmıştır. Fen öğretiminin yaşama yakınlık ilkesi çerçevesinde örnek olay olarak, günlük gazetelerden elde edilen ünite kazanımları ile ilgili gazete haberleri deney grubunun örnek olaylarını oluşturmuştur.Ön test ? son test kontrol gruplu deneysel desen modeline göre ?Vücudumuzda Sistemler Ünitesi Başarı Testi? ve ?Fen ve Teknoloji Dersi Tutum Anketi? uygulamanın başlangıcında ve bitiminde olmak üzere iki kez uygulanmıştır. Sonuçlar SPSS programında analiz edilmiştir. İstatistiksel olarak değerlendirilen sonuçlar, ?Vücudumuzda Sistemler? ünitesinde örnek olay destekli 5E modeli ile yapılan öğretimin öğrenci başarısına ve fene karşı tutumuna yönelik anlamlı bir etkisinin olmadığını ortaya çıkarmıştır.Anahtar Kelimeler: Fen ve teknoloji eğitimi, örnek olay, 5E öğrenme modeli