Headache

127 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Baş ağrısı ile başvuran çocukların radyolojik ve laboratuvar bulgularının retrospektif değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Pediatrik hasta grubunda, ruhsal ve fiziksel sağlığı olumsuz etkilemesi, eğitim ve öğretimi aksatması gibi nedenleriyle baş ağrısıyla ilgili çalışmalar tüm dünyada sürdürülmektedir. Okul çağı çocuklarının %7'sinde, adolesanların ise %15'inde baş ağrısı yakınması bulunmaktadır.(1) Bu çalışmada; çocukluk çağı baş ağrılarında nörogörüntüleme yöntemlerinin ve laboratuvar çalışmalarının klinik öneminin saptanması amaçlanmıştır. Literatüre katkı sağlaması yönünden, bu çalışmayla çocukluk çağı baş ağrılarında hangi durumlarda nörogörüntüleme ve laboratuvar tetkiklerine başvurulacağına dair fikir vermesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda Ekim 2020- Nisan 2023 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Tıp Fakültesi Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıklar Anabilim Dalı Çocuk Nöroloji polikliniğine baş ağrısı yakınmasıyla başvuran 0-18 yaş arası çocuk ve adolesanlar değerlendirmeye alındı. Çalışmamızda baş ağrısı yakınmasıyla Çocuk Nöroloji polikliniğine başvurmuş çocukların hastanemizde kan tetkikleri alınmış veya başvurudan önceki 3 ay önce dış merkezde kan tetkikleri yapılmış olup e-nabız sisteminde sonuçlarına erişilebilenlerin verileri toplandı. Bulgular: Çalışma Ekim 2020- Mart 2023 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi'nde %58,3'ü (n=116) kız, %41,7'si (n=83) erkek toplam 199 olguyla yapılmıştır. Migren tipi baş ağrısı olan vakalarda da diğer tiplere göre D vitamini düzeyi düşük saptanmakla beraber istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Çalışmamızda ortalama vitamin B12 seviyeleri normal sınırlar içerisinde yer aldığı görülmüştür. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta migren tanısı alan hastaların diğer baş ağrısı ile başvuran hastalara göre ortalama vitamin B12 düzeylerinin düşük olmasıdır. Bizim çalışmamızda da hastaların üçte birinde serum ferritin değerleri 20mg/dl'nin altında yani çok düşük, yaklaşık %80'inde ise 50mg/dl'nin altında yani düşük olarak saptanmıştır. Olguların %96,5'ine (n=192) nöro görüntülenme yapılmıştır. Olguların %6,3'ünün (n=12) beyin MRG sonucunun patolojik, %93,8'inin (n=180) normal olduğu gözlenmiştir. Sonuçlar: D vitamini ve B12 vitamini eksiklikleri kronik baş ağrısı olan vakalarda sıklıkla gözlenmektedir ve mutlaka düzeltilmesi gereklidir. Nörolojik muayenesi normal saptanmış kronik baş ağrısı saptanan bir çocukta beyin manyetik rezonans görüntüleme tetkiki tanı koymada ek bir fayda sağlamamaktadır.

AğrıBaş ağrısıKronik hastalık+6
Umut Mazlum
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Migren tanısı almış 18-65 yaş arası yetişkin bireylerde ultra işlenmiş gıda tüketimi ile migren arasındaki ilişkinin araştırılması

Migren, bireylerin günlük yaşam kalitesini bozan, genellikle başın tek tarafında başlayan bir ağrı olarak ortaya çıkan ve dünya genelinde pek çok kişiyi etkileyen bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Migreni tetikleyen çevresel etmenlerin başında besinler gelmektedir. Diyetlerde yer alan sağlıksız gıdalar ultra işlenmiş gıda tanımı ile karşımıza çıkmaktadır. Besinleri kategorilere ayırırken kullanılan NOVA sınıflandırma sistemi gıdaları 4 gruba ayırmaktadır. Bu çalışma migren ve ultra işlenmiş gıdalar arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda 18-65 yaş arası yetişkin bireylerde migren ile ultra işlenmiş gıda tüketimi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çalışma Mayıs 2023'te yürütülmüş olup, çalışmaya 18-65 yaş arası 88 migren tanısı almış katılımcı ile kontrol grubunda yer alan 88 sağlıklı katılımcı olmak üzere toplam 176 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılara demografik bilgilerini içeren bilgi formu ile ultra işlenmiş gıda tüketimini içeren besin tüketim sıklık anketi sunulmuştur. Hem migren grubunda hem de kontrol grubundaki katılımcıların ultra işlenmiş gıda tüketim puanları ile BKİ arasındaki ilişki incelendiği zaman her iki grupta da katılımcıların ultra işlenmiş gıdalardan aldığı tüketim puanı ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Çalışma bulgularına göre migren grubundaki katılımcıların ultra işlenmiş gıdalardan aldığı ortalama tüketim puanı 32,977, kontrol grubundaki katılımcıların ultra işlenmiş gıdalardan aldığı ortalama tüketim puanı 37,705 olup bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (p>0,05). Sonuç olarak, bu çalışmanın bulguları hem migren grubunda hem de kontrol grubunda ultra işlenmiş gıda tüketim puanlarının yüksek olduğunu ancak ultra işlenmiş gıda tüketim puanları ile migren arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Migren, NOVA, Ultra İşlenmiş Gıdalar, Baş Ağrısı

AğrıBaş ağrısıBaş ağrısı bozuklukları+4
Merve Karabacakoğullarından
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İlaç aşırı kullanım başağrısında belirleyici özellikler ve ağrı duyarlılığının değerlendirilmesi

Migren hastalarında, akut migren atağı esnasında, normalde ağrı cevabı oluşturmayan uyaranlara karşı aşırı duyarlılık bildirilmektedir. Bu çalışmada, kronik migren ve ilaç aşırı kullanım başağrısı olan hastalarda (İAKB+KM) demografik, klinik ve başağrısı özellikleri, eşlik eden hastalıklar, ağrı duyarlılığı özellikleri ve kronikleşme ile ilişkili risk faktörleri, epizodik migrenli (EM) ve sağlıklı kontrol (K) gruplarıyla karşılaştırarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yetişkin katılımcılar, prospektif olarak 3 farklı gruba dahil edilmiştir. Demografik özellikler, klinik, laboratuvar ve nörogörüntüleme bulguları, MIDAS, Allodini Semptom Kontrol Listesi (ASC-12), Beck Depresyon ve Anksiyete Envanteri skorları kaydedilmiştir. Ağrı duyarlılığı tipi ve santral sensitizasyon uzaysal özelliklerini nicelendirmek için çeşitli duyusal testler (pinprick hiperaljezi, fırça allodinisi, soğuk allodinisi ve temporal sumasyon) sefalik (sol alın) ve ekstra-sefalik (sol ön kol anterior) bölgelere uygulanmıştır. Gruplar arasındaki farklılıklar ve risk faktörleri analiz edilmiştir. Çalışmaya toplamda 90 katılımcı (her grupta 30 kişi) dahil edilmiştir. Yaş ve cinsiyet (kadın hakimiyeti) açısından gruplar arasında farklılık saptanmamıştır. İAKB+KM hastalarında, K grubuna kıyasla daha yüksek BMI, açlık kan şekeri, total kolesterol ve daha düşük demir bağlama kapasitesi düzeyleri gözlenmiştir. İAKB+KM hastalarında migren hastalık öyküsü, atak süresi, sıklığı, şiddeti, triptan kullanımı, kombine analjezik kullanımı, MIDAS, Beck Depresyon ve Anksiyete, ASC-12 skorları EM'ye kıyasla istatistiksel olarak anlamlı ve yüksek bulunmuştur. Tüm İAKB+KM hastaları, atakları için düzenli olarak ağrı kesicilerini almak zorunda olduklarını ve bir dozu kaçırma olasılığının onları endişeli veya rahatsız ettiğini belirtmişlerdir. İAKB+KM grubundaki %70 hasta, ağrı kesicileri almayı bırakabilmiş olmayı istediklerini ve ağrı kesicilerinin zararlı olabileceğini bildiklerini ifade etmişlerdir. Duyusal muayenelerde, İAKB+KM ve EM hastalarında hem sefalik hem de ekstra-sefalik bölgede soğuk allodini saptanmıştır. İAKB+KM 'de EM ve K'e kıyasla istatistiksel olarak anlamlı ve daha yüksek skorlar bildirilmiştir. Pinprick hiperaljezisi ve temporal sumasyon her iki grup migrenli hastada sefalik bölgede tespit edilmiş ve İAKB+KM grubunda EM ve K gruplarına kıyasla istatistiksel olarak daha yüksek skorlar bildirilmiştir. ASC-12 anketinde saç tararken, gözlük takarken, lens takarken, kolye takarken, dar kıyafetler giyerken, yüzünü veya başını yastığa koyarken, sıcak (örneğin, pişirme, sıcak suyla yüz yıkama) ve soğuk (örneğin, buz torbası kullanma, soğuk suyla yüz yıkama) maruziyetinin, ağrı hassasiyeti duyusal muayene modaliteleriyle ilişkili olduğu bulunmuştur. Ağrı duyarlılığı muayeneleri, başağrısının patofizyolojisini anlama açısından kalitatif ve kantitatif bulgular sunmaktadır. İAKB+KM hastalarında metabolik sendrom, depresif özellikler, ciddi engellilik ve belirgin sefalik ve ekstra-sefalik ağrı duyarlılığı saptanmıştır. Ağrı duyarlılığının, kronikleşme ve daha yüksek engellilik düzeyleri ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Ağrı modülasyon sistemleri, İAKB+KM hastalarında EM ve K gruplarına kıyasla belirgin şekilde değişmiştir. Kronikleşme-ilişkili risk faktörlerin belirlenmesi ve santral duyarlılaşmanın nicelendirilmesinin, kronik başağrısı hastalarında patogeneze ışık tutması yanında kişiselleştirilmiş tedavi seçeneklerini belirlemede de değerli olacağını düşündürmektedir.

AllodiniHiperesteziEngellilik+7
Nıshana Zakharova
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise baş ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda optik sinir kılıf çapı ölçümü

Acil serviste (AS) baş ağrısının yönetimindeki amaç hayatı tehdit eden patolojik baş ağrısı nedenlerini ayırt etmektir. Bu tez çalışmasının amacı, acil servise baş ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda yatak başı oküler ultrasonografi ile ölçülen OSKÇ değerlerinin, İKB artışına neden olan sekonder baş ağrısını ön görmedeki etkinliğini araştırmak ve sekonder baş ağrılarının yönetiminde kullanılabilirliğini değerlendirmektir. Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Acil Servisi' ne baş ağrısı şikayeti ile başvuran ve sekonder baş ağrısı düşünülerek bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) çekilen ,18 yaş üzeri 106 hasta çalışmaya alındı. Hastaların tümüne yatak başı sonografik OSKÇ ölçümü yapıldı. Elde edilen verilerle OSKÇ ölçümlerinin BBT'de patolojik bulgu varlığını, sekonder baş ağrısını öngörmedeki ve hastane yatış gereksinimi göstermedeki değeri analiz edildi. Çalışmaya alınan 106 hastanın 47'si erkek, 59'u kadın olup hastaların yaş ortalaması 48,95'tir. Çalışmada en sık görülen sekonder baş ağrısı nedenleri hipertansif baş ağrısı (n:15), intrakraniyal kitle (n:10), subaraknoid kanamadır (n:8). BBT görüntüleme sonucu sekonder baş ağrısı tanısı alan hastaların OSKÇ değeri (0,51±0,05), primer baş ağrısı tanısı alan hastaların OSKÇ değerinden (0,41±0,04) daha yüksekti (p: 0,01). Baş ağrısı olan hastalarda OSKÇ ölçümünün BBT'de patolojik bulgu varlığını ön görmedeki tanısal değerini araştırmak için yapılan ROC eğrisi değerlendirmesinde; OSKÇ eşik değeri 0,51 olarak bulundu (sensitivite: %93,55 spesifite: %65,33). OSKÇ değerinin sekonder baş ağrısını ön görmedeki değerini araştırmak için yapılan ROC eğrisi değerlendirmesinde; en yüksek sensitivite ve spesifitede OSKÇ eşik değeri 0,51 olarak bulundu (sensitivite: %88,46 spesifite: %90,74). Baş ağrısı ile acil servise başvuran hastalarda OSKÇ değerinin hastane yatış gereksinimi göstermedeki değerini araştırmak için yapılan ROC eğrisi değerlendirmesinde OSKÇ eşik değeri 0,53 olarak bulundu (sensitivite: %93,10 spesifite: %64,47). Artmış İKB'nin saptanan en erken bulgulardan birinin optik sinirdeki genişleme olduğu bilinmektedir. Acil servise baş ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda sonografik OSKÇ ölçümü, İKB artışına neden olan sekonder baş ağrılarını öngörür ve hastaları nörogörüntülemeye yönlendirmede yardımcıdır.

İntrakraniyal basınçBaş ağrısıAcil tıp+5
Gülseren Ace
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Primer baş ağrılı ergenlerin algılanan stres ve sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişki

Bu çalışmanın genel amacı, Uluslararası Baş Ağrısı Derneği (IHS)'nin "Baş Ağrısı Bozukluklarının Uluslar arası Sınıflandırması" (ICHD-IIR1) kriterlerine uygun olarak tanı konulan primer baş ağrılı ergenlerin stres ve sosyal destek düzeylerinin yaş, cinsiyet, sosyo-ekonomik durum ve akademik başarı değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığını saptamaktır. Araştırmanın örneklemini İstanbul Bahçelievler İlçesinde bir Anadolu Lisesi'nde, 10, 11, 12. sınıfta eğitimini sürdüren 442 öğrenci arasından seçilen 395 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, baş ağrılarının sınıflandırılmasında en son sınıflama sistemi olan, ICHD-II' tanı ölçütleri, Erci (2005) tarafından Türkçe'ye çevrilen Algılana Stres Ölçeği, Krepsi (1993) tarafından geliştirilen Ölçekten yararlanılarak Torun (1995) tarafından oluşturulmuş, Sosyal Destek Ölçeği ve araştırmanın bağımsız değişkenleri ile ilgili bilgi toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Pearson Moment Korelasyon Analizi, ikili gruplarda Bağımsız Gruplar t Testi, ikiden fazla gruplarda Tek Yönlü Varyans Analizi, kategorik değişkenler için Ki-Kare testi ile değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda ergende stres ile sosyal destek düzeyi arasında negatif yönde yüksek ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın alt amaçlarına yönelik analizlerin sonucunda ise stres bağımlı değişkeni ile nitel değişken olan baş ağrısı arasında anlamlı farklılaşma bulunmuştur. İki nitel değişken olan ergenlerde baş ağrısı ve aile bireylerinde baş ağrısı arasında yapılan istatistikte bir ilişki bulunmamıştır. Ancak sosyal destek bağımlı değişkeni ile baş ağrısı arasında anlamlı farklılaşma bulunmamıştır. Stres ile cinsiyet, gelir düzeyi, akademik başarı bağımsız değişkenleri arasında anlamlı farklılaşma vardır ancak stres ile yaş değişkeni arasında farklılaşma yoktur. Sosyal destek bağımlı değişkeni ile gelir ve akademik başarı değişkenleri arasında anlamlı farklılaşma vardır. Ancak sosyal destek ile cinsiyet ve yaş değişkenleri arasında farklılaşmaya rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Algılanan Stres, Sosyal Destek, Primer Baş Ağrısı, Ergenlik

Baş ağrısıErgenlerErgenlik+4
Mutlu İncesoy
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kişilik özellikleri ve ontolojik iyi oluşun gerilim tipi baş ağrısı üzerindeki etkisinin incelenmesi

Bu çalışmada amaç, gerilim tipi baş ağrısı yaşayan bireylerin, ontolojik iyi oluş ve kişilik özellikleri ile ilişkisinin incelenmesidir. Bu araştırma 305 katılımcıdan oluşmaktadır, bunların 161'i erkek ve 144'ü kadındır. Çalışmada, veri toplama araçları, çalışmaya uygun olarak, 'demografik bilgi formu', 'McGill Ağrı Ölçeği Kısa Formu', 'Beş Faktörlü Kişilik Envanteri' ve 'Ontolojik İyi Oluş Ölçeği' kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre kişilik özellikleri ile gerilim tipi baş ağrısı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Kişilik özellikleri ile ontolojik iyi oluş değerlendirildiğinde, regresyon modeline ilişkin parametrelerde, ontolojik iyi oluş değişkenlerinden ikisi olan hiçlik ve canlılığın, baş ağrısının duyusal boyutunu anlamlı yordadığı görülmüştür. İkinci modelde, sadece hiçliğin algısal baş ağrısını anlamlı yordadığı görülmüştür. Araştırmada bulunan sonuçlara bakıldığında hiçlik ve canlılık düzeylerinin gerilim tipi baş ağrısını üzerinde etkili olduğu ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Gerilim Tipi Baş Ağrısı, Ontolojik İyi Oluş, Beş Faktör Kişilik Özellikleri; Hiçlik; Canlılık

Baş ağrısıBaş ağrısı bozukluklarıBeş faktör kişilik modeli+4
Gamze Dağar
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Baş ağrısı olan hastalarda uyku kalitesi ile anksiyete ve depresyon ilişkisi

Amaç: Bu çalışma migren ve GTBA olan hastaların sosyodemografik ve klinik özelliklerini belirlemeyi ve migren ve GTBA hastalarının uyku kalitesi, anksiyete ve depresyon durumlarının belirlemeyi amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel ve prospektif tipte bir çalışmadır. Çalışma 01/01/2023-01/05/2023 tarihleri arasında Şanlıurfa Harran Üniversitesi Hastanesi Nöroloji polikliniklerine başvuran 252 baş ağrısı hastası ile yapılmıştır. Veriler "Anket Formu" ve Pıtssburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışmada 252 (133 GTBA, 119 migren) hasta vardı. Migren grubunda kadın hastaların oranı daha yüksekti(p<0,001). Baş ağrısı atağı sırasındaki ortalama ağrı süresi migren hastalarında daha yüksek idi (p=0,040). Migren hastalarının yaş ortalamaları daha düşük bulundu (p=0,006). Baş ağrısı hastalık süresi migren grubunda daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Migren hastalarının baş ağrısı şiddeti oranı daha yüksek bulundu (p<0,001). Kronik hastalık varlığı GTBA grubunda daha yüksek bulundu (p=0,036). Çalışmamızda iki grup arasında uyku, anksiyete, depresyon durumları açısından anlamlı farklılık izlenmedi(p>0,05). GTBA ve migren grubunda yer alan hastaların BAÖ, BDÖ puanları ile PUKİ arasında pozitif orta düzey korelasyon vardı(r=0,400, r=0,483). Sonuç: Baş ağrısı olan hastalarda yaptığımız çalışmada PUKİ, anksiyete ve depresyon skorlarının yüksek olduğu bulundu. Migren ve gerilim tipi baş ağrısı sıklığının ve şiddetinin anksiyete, depresyon ve uyku kalitesinden etkilendiği izlenmiştir. Bu nedenle, baş ağrısını tedavi ederken buna eşlik eden uyku problemlerinin ve psikiyatrik semptomların iyi bir değerlendirme ile tanınması ve bu sorunlara yönelik kombine bir tedavi uygulanması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Baş Ağrısı, Migren, GTBA, Uyku, Depresyon, Anksiyete

AnksiyeteAğrıBaş ağrısı+5
Hafize İlhan Toprak
Harran University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Baş ağrısı ve baş dönmesi şikâyetleri ile nöroloji polikliniğine başvuran hastaların anksiyete risk düzeyleri

Baş ağrısı ve baş dönmesi semptomları toplumumuzda çok sık görülmektedir. Bu belirtiler organik bir nedene bağlı olarak gelişebileceği gibi anksiyete gibi psikiyatrik bir sebeple de oluşabilmektedir. Önleyici çalışmaların yapılması ile anksiyete riskleri azalacaktır. Bu çalışmanın amacı, baş ağrısı ve baş dönmesi şikâyetleri ile anksiyete ilişkisini inceleyerek risk düzeylerini belirlemektir. Araştırma, Bağcılar Medilife Hastanesi Nöroloji Polikliniği'ne başvuran 92 kişiyi kapsamaktadır. Katılımcıların baş ağrısı şiddeti, Wong – baker ağrı skalası ile değerlendirilmiştir. Anksiyete ve depresif belirti düzeyleri, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği ile belirlenmiştir. Katılımcıların yarısından fazlasının (%53) anksiyete belirti düzeyleri, kesme puanı olan 10'a eşit ya da 10'un üzerindedir. Çalışmamızda çeşitli risk faktörleri bulundu. Ağrı şiddeti ile anksiyete belirti şiddeti arasında orta düzey anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Biraz şiddetli, şiddetli ve çok şiddetli ağrısı olan kişilerde anksiyete belirti düzeyi daha yüksektir. Ağrı arttıkça anksiyete şiddeti de artmaktadır. Ağrı bildiren 36-45 yaş aralığındaki kişiler anksiyete geliştirme eğilimindedirler. Psikojen ya da beyin kaynaklı baş dönmesi tanısı, ağrı ve baş dönmesi durumunda ilaç kullanım süresi anksiyete açısından risk faktörüdür. İstatistiksel olarak anlamlı bulunmasa da; gerilim tipi baş ağrısı tanısı almak, kadın olmak risk açısından yordayıcıdır. Bu çalışmada cinsiyet, yaş, medeni durum, çalışma durumu, eğitim gibi faktörlerin baş ağrısı ya da baş dönmesi ile ilişkili istatistiksel olarak anlamlı anksiyete risk faktörü olmadığı bulunmuştur. Bu durum örneklem grubunun sosyo-kültürel yapısı, örneklemin erkek ve kadın dağılımı (kadın; 72, erkek; 20), eşlik eden psikolojik tablonun varlığı gibi sebepler gösterilebilir. Sonuç olarak, organik nedenle olsun ya da olmasın baş ağrısının ve baş dönmesinin anksiyete ile ilişkili olduğunun saptanmış olması psikolojik tedavinin gerekliliğini göstermektedir.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıBaş ağrısı+3
Gamze Karabulut
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Akut migren ataklarında aromatik yağlarla yapılan masajın ağrının şiddeti ve yaşam kalitesine etkisi

Çalışma, migren tanısı konmuş bireylerde, akut migren atağı sırasında tıbbi tedaviye ek olarak aromatik yağlarla yapılan masajın ağrının şiddeti ve yaşam kalitesine etkisinin saptanması amacıyla deneysel olarak yapıldı. Çalışmanın örneklemini acil kliniğe migren atağı ile başvuran, çalışma kriterlerine uyan ve araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 35 deney 35 kontrol olmak üzere toplam 70 hasta oluşturdu. Veriler, Hasta Bilgi Formu, Depresif Belirti Envanteri - Öz Bildirim- (IDS-SR), Migrende 24 Saatlik Yaşam Kalitesi Ölçeği-MYKÖ, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), tansiyon aleti ve pulseoximetre ile toplandı. Akut migren atağı esnasında tıbbi tedaviye ek olarak, deney grubu hastalara aromatik yağ karışımı kullanılarak 15 dakika alın, şakak ve boyun köküne masaj uygulandı ve uygulamaya üç hafta boyunca devam edildi. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yapılmadı. Verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. Tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma, frekans) yanı sıra normal dağılım gösteren iki grup arası niceliksel verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U Testi kullanıldı. İkiden fazla grup arası değerlendirmelerde ise Kruskal Wallis testi, farklılığa neden olan grubun tespitinde ise yine Mann Whitney U testi kullanıldı. Deney grubunun uygulama öncesi GKÖ skorlarının, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p:0,030; p<0,05). Deney grubunda uygulama öncesine göre uygulama sonrasında GKÖ puanlarında görülen düşüşün, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı. Deney grubunun uygulama sonrası migrende yaşam kalitesi toplam ve alt boyut ölçek puanlarının kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Aromatik yağlarla yapılan masajın, deney grubunun tedavi sonrasındaki MYKÖ toplam puanları, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p:0,005; p<0,01). Çalışma sonucunda lavanta ve nane yağı kullanılarak yapılan masajın migren hastalarının ağrısının azaltılmasında etkili olduğu ve yaşam kalitelerini olumlu etkilediği görüldü.

AromaterapiAromatiklerAğrı+6
Hatice Öntürk
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Migren ve gerilim tipi baş ağrısı olan bireylerle olmayan bireyler arasında vitamin d, vitamin B12 ve TSH düzeylerinin karşılaştırılması

Amaç: Migren ve gerilim tipi baş ağrısı (GTBA), sık görülen kronik klinik tablolardır. Bu çalışmanın amacı migren ve GTBA ile D vitamini, vitamin B12 ve TSH düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Yöntem: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğine başvurmuş 210 hasta çalışmaya dahil edildi. Migren ve GTBA tanısı için Uluslararası Baş ağrısı Derneği (IHS) 2013 kriterleri ve klinik değerlendirme kullanıldı. Grupların her üçü de (migren, GTBA ve kontrol) 70 katılımcıdan oluşmaktaydı. 210 katılımcının D vitamini, B12 vitamini ve TSH düzeyleri değerlendirildi. Bulgular: Kontrol grubu 30 erkek, 40 kadından oluşmaktaydı. Grubun yaş ortalaması 32,21±10,14 idi. Migren grubu 54 kadın ve 16 erkekten oluşmaktaydı ve grubun yaş ortalaması 31,36±9,48 idi. GTBA grubu ise 53 kadın ve 17 erkekten oluşmaktaydı, grubun yaş ortalaması 34,03±12,28 idi. Hem migren hem GTBA gruplarında vitamin D ve vitamin B12 düzeyleri kontrol grubundan anlamlı derecede düşüktü. Migren ve GTBA gruplarında ise vitamin D ve vitamin B12 düzeyleri birbirine benzerdi. Her 3 grup arasında TSH düzeyleri açısından bir fark saptanmadı. Sonuç: Bu çalışma migren ve GTBA'da vitamin D ve vitamin B12 düzeylerinin anlamlı derecede düşük olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar hem GTBA ve migrenin patofizyolojik mekanizmalarını anlamamıza hem de tedavide yeni bakış açıları kazanmamıza yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Baş ağrısı, migren, GTBA, vitamin D, vitamin B12, TSH

Baş ağrısıBaş ağrısı bozukluklarıMigren hastalıkları+4
Dılvin Taner Yıldırımçakar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal anestezi ile sezaryenlerde, morfinin farklı dozlarının intratekal uygulanmasının dural ponksiyon sonrası baş ağrısına etkisi: randomize, çift-kör, kontrollü çalışma

Amaç: Bu çalışmada, spinal anestezi ile sezaryen (C/S) uygulanan gebelerde, morfinin farklı dozlarının intratekal uygulanmasının dural ponksiyon sonrası baş ağrısına (PDPH) etkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 18-40 yaş aralığında, ASA I-II toplam 80 gebe dahil edildi. Hastalar operasyon odasına alındıktan sonra standart şekilde monitörize edildi. Spinal anestezi altında elektif CS uygulanan gebeler randomize 4 gruba ayrıldı. Grup F25; 2 ml hiperbarik bupivakain + 25 µg fentanil intratekal Grup M100; 2 ml hiperbarik bupivakain + 100 µg morfin intratekal, Grup M150; 2 ml hiperbarik bupivakain + 150 µg morfin intratekal, Grup M200; 2 ml hiperbarik bupivakain + 200 µg morfin intratekal olarak uygulandı. Hastaların demografik özellikleri ve vital bulguları (nabız, tansiyon ve saturasyon) operasyon süreleri, intraoperatif kan kaybı ve intraoperatif transfüzyon miktarı, bebeklerin APGAR (Activity-Pulse-Grimace-Appearence-Respiration) 1 ve 5. dk skorları kaydedildi. Operasyondan sonra meydana gelen baş ağrısı, PDPH gelişimi, epidural kan yaması (EBP) gereksinimi, EBP sayısı, hastanede kalış süresi, ilk 24 saat oluşabilecek yan etkiler (ilaç alerjisi, bulantı, kusma, kaşıntı, apne, desaturasyon) takip edildi. Operasyondan sonra tüm hastalar, sonraki 7 gün boyunca vizüel analog skala (VAS) skoru ile değerlendirildi. Bulgular: PDPH, en yüksek oranda fentanil grubunda görülür iken en az Grup M200 hastalarda görüldü. Diğer gruplar PDPH sıklığı açısından anlamlı farklılık göstermemiştir. VAS değerleri arasında postop ilk 4 gün ile 6. ve 7. günlerde farklılık gözlenmemiştir. Grup F25' te bulantı-kusma ve kaşıntı oranını Grup M100, Grup M150 ve Grup M200 den anlamlı olarak daha düşük olup; Grup M100, Grup M150 ve Grup M200 arasında bulantı-kusma ve kaşıntı oranı anlamlı farklılık göstermemiştir. Sonuç: İntratekal morfin 200 µg alan grupta PDPH anlamlı derecede düşüktü. Morfin alan gruplarda dozdan bağımsız olarak fentanil alan gruba göre yan etki (bulantı-kusma, kaşıntı) insidansı anlamlı derecede yüksek bulundu.

AnaljeziAnesteziAnestezi-spinal+5
Hilmi Yetkin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında psikiyatrik belirtiler ve baş ağrısı ilişkisi

Bu çalışma çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniğine başvuran 8- 16 yaş aralığındaki çocuk ve ergenlerin, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş kendi sosyal çevrelerindeki psikiyatrik yakınması olmayan akranlarıyla baş ağrısı ve psikiyatrik belirtiler açısından karşılaştırıldığı kesitsel bir vaka kontrol çalışmasıdır. Araştırma grubuna 8-16 yaş arasında, ilk kez polikliniğe başvuran, daha önce baş ağrısı şikayeti ile tıbbi yardım arayışı olmamış ve son 3 aydır psikotrop ilaç kullanmamış 102 çocuk ve ergen (31 (%30.4) kız) alınmıştır. Kontrol grubuna ise araştırma grubuna alınan çocuk ve ergenlerin yakın çevresinde benzer yaş ve cinsiyette olan, daha önce psikiyatrik ve baş ağrısı yakınması olmamış 100 çocuk ve ergen (37 (%46.5) kız) alınmıştır. Çocuk ve ergenlerden Baş Ağrısı Nedeniyle Ergenlerin Yaşadığı Sıkıntılar (HARDSHIP) Anketi, Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Çocuklar için Durumluk ve Kaygı Envanteri (ÇDKE-ÇSKE), Çocuklar İçin Uyku Kalitesi Ölçeği ve Uyku Değişkenleri Anketi(ÇUK-UD) ölçeklerini doldurmaları istenmiştir. Ebeveynlerden sosyodemografik bilgi formu, Yenilenmiş Conners Anababa Derecelendirme Ölçeği KısaTürkçe Formu (Y-CAD-K), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) veÇocuklar İçinUyku Bozuklukları Ölçeği'ni (ÇUBÖ) doldurmaları istenmiştir. Araştırma grubunda hem tek ebeveyn hem de geniş aile yapısı, anne ve babalarda kronik hastalık tanısı, babalarda baş ağrısı bozukluğu tanısı ve olumsuz yaşam olayı daha fazla saptanmıştır. Araştırma grubunun HARDSHIP'de'geçen yıl içerisinde baş ağrısı olma durumunu' daha fazla bildirdikleri ve yaşam kalitesine dair soruları daha fazla olumsuz yanıtladıkları gözlenmiştir. Ayrıca araştırma grubunda ÇDÖ, ÇDKE, ÇSKE, Y-CAD-K, GGA, ÇUBÖ, ÇUK-UD puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırma grubu içerisinde geçen yıl baş ağrısı olanların olmayanlara göre daha yüksek ÇDÖ, ÇDKE ve ÇSKE puanlarına sahip olduğu gözlenmişken; GGA, Y-CAD-K, ÇUBÖ ve ÇUK UD puanları açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Örneklemde son 1 hafta içinde baş ağrısı olan gün sayısı ile ÇDÖ, ÇDKE, ÇSKE, GGA – Aşırı hareketlilik, Duygusal sorunlar, Akran sorunları, Toplam puan, ÇUBÖ - uykuyu başlatma ve sürdürme sorunları, uykuda solunum sorunları aşırı uykululuk sorunları ve ÇUK-UD - uyku kalitesi puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmışken Y-CAD-K puanları arasında bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak psikiyatrik yakınması ve baş ağrısı yakınması olan çocuk ve ergenlerde daha yüksek oranlarda depresyon, durumluk ve sürekli kaygı belirtileri olduğu saptanmıştır. Psikiyatrik yakınması olan çocuk ve ergenlerde son bir haftada baş ağrısı olan gün sayısı arttıkça hem depresyon ve kaygı belirtileri hem de uyku sorunları artmıştır. Psikiyatrik yakınması olan çocuk ve ergenlerde baş ağrısı içe yönelim belirtileri ile ilişkili bulunurken dışa yönelim belirtileri ile ilişkili bulunmamıştır. Gelecekte yapılacak çalışmalarda baş ağrılarının tipi ile psikiyatrik belirtilerin tanısal olarak belirlenmesi tekrarlanması daha genellenebilir ve tutarlı sonuçlar elde edilmesini sağlayacaktır.

AğrıBaş ağrısıBaş ağrısı bozuklukları+5
Arzu Yavuz
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of sensory modulation and sensory-based neuromotor performance in individuals with migraine

This study examines the sensory processing skills and neuromotor performances of adolescents and adults with migraine and It was planned to examine the relationship between profiles and quality of life. Fifty individuals with migraine and 50 healthy individuals aged between 18-55, whose age and gender were matched, participated in the study. The Adolescent / Adult Sensory Profile questionnaire was used to evaluate the sensory processing skills of the individuals, the Clinical Observation of Neuromotor Performance questionnaire for the evaluation of neuromotor performance, and the SF 36 Quality of Life scale for the quality of life assessment. When the sensory processing skills of individuals with migraine were examined, a statistically significant difference was found in low registration, sensory sensitivity and sensory avoidance parameters compared to healthy individuals (p <0.05). When the sensory-based neuromotor performances of individuals with migraine were examined, a statistically significant difference was found in the parameters of postural difficulties, somatodyspraxia and visual controlled eye movements compared to healthy individuals (p <0.05). A statistically significant relationship was found between sensory processing processes and quality of life of individuals with migraine (p <0.05). According to our study results, sensory processing and neuromotor performance skills of individuals with migraine are affected and sensory processing skills of individuals with migraine affect their quality of life. In conclusion, occupational therapy approaches including modulation, discrimination and praxis problems are thought to be beneficial, as sensory integration problems are seen in individuals with migraine and these are seen to be associated with quality of life. Key Words: Migraine, adult sensory profile, neuromotor performance, quality of life, postural instability.

HeadacheSensationSensory evaluation+4
Sultan Baştürk
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Migren hastalarında yorgunluk; fiziksel, psikososyal ve davranışsal faktörlerle ilişkisi

Bu araştırmada, migren hastalarında yorgunluğun fiziksel, psikososyal ve davranışsal faktörlerle ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, 18-55 yaş arası 61 migren tanısı almış birey ile gerçekleştirilmiştir. Migren şiddeti ve migrene bağlı özür seviyesi değerlendirilmesi için Migren Engellilik Değerlendirme Anketi (MIDAS) kullanırken, yorgunluk değerlendirmesi için Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ve Modifiye Yorgunluk Etki Ölçeği (MYEÖ) kullanılmıştır. Fiziksel faktörlerin değerlendirilmesinde, postür değerlendirilmesi için; New York Postür Analizi (NYPA), vestibüler semptomların değerlendirilmesi için; Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BEE), fonksiyonel kapasite değerlendirilmesi için; 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), servikal bölge değerlendirmesi için; yüzeyel-derin servikal fleksör ve ekstansör kas endurans değerlendirmesi (YSFED, DSFED SEED), Bournemouth Boyun Anketi (BBA), Clinometer uygulaması ile boyun propriyosepsiyon değerlendirmesi yapılmıştır. Psikososyal faktörlerin değerlendirilmesinde, duygu durum değerlendirilmesi için; Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ), ağrı algısının değerlendirilmesinde için; Ağrı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ), öz yeterliliğin değerlendirilmesi için; Genel Özyeterlilik Ölçeği (GÖÖ) kullanılmıştır. Davranışsal faktörlerin değerlendirilmesinde, uyku alışkanlığının değerlendirilmesi için Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), beslenme tutumunun değerlendirilmesinde, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ), fiziksel aktivite alışkanlığının değerlendirilmesinde, 36 Maddelik Fiziksel Aktivite Ölçeği (36MFAÖ) kullanılmıştır. 61 hastanın 53'ü (%86,9) YŞÖ'ye göre yorgun olarak belirlenmiştir. Yorgun olan hastalarda ise MYEÖ ile fiziksel faktörlerden, YSFED ve DSFED arasında (sırasıyla rho= -0335, -0,313) anlamlı ilişki bulunmuştur. Psikososyal faktörlere bakıldığında ise MYEÖ ile BDÖ, AFÖ ve GÖÖ ile (sırasıyla rho=0,359, 0,354, -0,336) anlamlı ilişki bulunurken, davranışsal faktörlerden yalnızca PUKİ ile yüksek düzeyde (rho=0,403) ilişki saptanmıştır. Çalışmamız yorgun olan migren hastalarında fiziksel, psikososyal ve davranışsal faktörlerin bir arada incelendiği ilk çalışmadır. Migren hastalarında yorgunluk, yüzeyel ve derin servikal fleksör kaslarının enduransı, duygu durumu, ağrı algısı, özyeterlilik ve uyku kalitesi ile ilişkili multi-faktöriyel bir semptomdur. Anahtar Kelimeler: Migren, yorgunluk, fiziksel faktör, davranışsal faktör, psikososyal faktör

Baş ağrısıBaş ağrısı bozukluklarıDavranış+4
İkra Hatice Yıldırım
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Paranchymal neuroinflammation in familial hemiplegic migrane TYPE 1 transgenic mouse model after cortical spreading depression

Cortical spreading depression (CSD) is the likely cause of the migraine aura. CSD causes a signaling pathway between stressed neurons and trigeminal afferents via transient opening of neuronal Pannexin-1 (Panx1) mega-channels followed by high mobility group box 1 (HMGB1) release from neurons and nuclear factor kappa B (NF-κB) relocation in astrocytes. Familial hemiplegic migraine type 1 (FHM1) is a rare monogenic subtype of migraine with aura caused by mutations in the CACNA1A gene. Transgenic knock-in mice that carry human FHM1 missense mutations R192Q or S218L exhibit an increased susceptibility to CSD and other features relevant to migraine. Here, we investigated the basal and experimentally CSD-induced parenchymal neuroinflammation in female mutant mice and wild-type (WT), and studied whether CSD-induced inflammation shows a particular regional pattern, which may highlight areas that are particularly relevant to disease pathology. Our data revealed a basal parenchymal neuroinflammatory state in R192Q mutant mice as revealed by higher neuronal HMGB1 release and NF-κB activation in astrocytes. There was a different regional distribution pattern in the inflammatory signaling upon CSD in the frontal/parietal cortices and striatum/thalamus of both R192Q and WT mice. In addition, in mutant mice this inflammatory pattern was bilateral. There was a rise in HMGB1 release in subcortical areas of mutant mice compared to that in WT mice which was particularly pronounced in thalamus compared to striatum. Immunohistochemical data was supported by Western blotting in which cerebrospinal fluid (CSF) HMGB1 amount and brain nuclear translocation of NF-κB was studied. S218L mutant mice showed more HMGB1 in CSF compared to WT and brain NF-κB translocation was increased in mutant and WT CSD and mutant sham-operated groups compared to WT sham. Electrophysiological analysis showed that CSD speed is higher in mutant groups, however CSD half maximum amplitude duration and CSD frequency did not change significantly between groups. Derivative of CSD depolarisation phase demonstrated that both derivative of the first CSD and subsequent CSDs were increased in FHM1 mutant groups compared to WT mice reflecting the hyperexcitability of mutant ones. Here for the first time in the literature, we presented that there is basal parenchymal neuroinflammation in R192Q mutant mice brain both in cortical and subcortical levels. Our findings indicate that CSD triggers parenchymal inflammatory processes in both WT and mutant mouse brains, which is mostly ipsilateral to the side of CSD induction in WT mice, and bilateral in the mutant mice. Future studies may indicate if basal neuroinflammation contributes to cortical hyperexcitability seen in FHM1 mutants in addition to the increased neuronal calcium influx or increased calcium and glutamate cause basal neuroinflammation. These findings indicate that CSD-induced parenchymal neuroinflammation spreads through cortex, striatum, and thalamus of both hemispheres in genetically susceptible brains, which may explain the prolonged hemiplegia, coma, and seizure phenotype in this variant of migraine with aura.

HeadacheHeadache disordersDepression+5
Anısa Dehghanı Mohammadı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kortikal yayılan depresyonun tetiklediği nöroinflamasyonun çözülmesi ve bunun migren baş ağrısı patofizyolojisindeki yeri

Migren şiddetli baş ağrısıyla kendini gösteren, sık görülen bir hastalıktır. Daha etkili tedavilerin geliştirilebilmesi için migren patofizyolojisi daha iyi anlaşılmalıdır. Kortikal yayılan depresyon (KYD), migren aurasının nörofizyolojik karşılığıdır. "KYD'nin tetiklediği, parankimal ve bunu izleyen meningeal inflamatuvar yanıt sonucunda migren baş ağrısı oluşmaktadır" görüşü literatürde giderek kabul görmektedir. KYD ile nöronlarda inflamazom kompleksinin oluşumu, kaspaz-1 aktivasyonu ve high mobility group box1'in (HMGB1) salıverilmesi astrositlerde pro-inflamatuvar nükleer faktör kappa B (NF-kappa B) yolağını aktifleştiren ana olaylardır. Çalışmamızda bu steril inflamasyonun çözülmesinin, migren baş ağrısının kendiliğinden sonlanmasında etkili olabileceği hipotezini erkek Swiss albino ırkı fare beyinlerinde iğne batırılmasıyla tek KYD tetikleyerek araştırdık. HMGB1'in KYD ile naif beyne kıyasla tüm kortikal hücrelerin %23±3,0'ının çekirdeklerinden hemen salıverildiği (n=3), 24 saat içinde ise yerine konmadığı görüldü (%26±1,8; p=0,26, n=3). Nörondan salıverilen ve periferik kana karışan eksozomların HMGB1 taşıdığı gösterildi. Nöronlardaki kaspaz-1 aktivitesinin KYD'den 3 saat sonra azalmaya başladığı saptandı (KYD'den 1, 3 ve 5 saat sonra sırasıyla aktif enzim oranı %11±3,0; 5±0,4 ve 6±1,1; p=0,08; n=3). Nöron dışı hücrelerde NF-kappa B ailesinin sırasıyla inflamasyon çözülmesinde etkili ve pro-inflamatuvar alt birimleri cRel ve p65'in KYD ile hemen aktifleştiği; 24 saat sonunda cRel aktivitesinin arttığı, p65'inkinin ise azalma eğiliminde olduğu tespit edildi (sırasıyla aktif hücre oranları 15. dakikada ve 24 saatte, cRel için %24±2,5 ve 36±3,0; p65 için %25±2,1ve 21±3,6; n=3). I-kappa B'nin de inflamasyonun tetiklenmesiyle hücrelerin %33±4,6'sında çekirdeğe göç ettiği görüldü (p=0,002; n=3). Bu bulgular sonucunda nöron dışı hücrelerde KYD ile tetiklenen inflamasyonun, inflamasyonun çözülmesinde rol oynayan süreçlerle birlikte yönetildiği düşünüldü. Ayrıca, cRel'in nöronların %31±3,2'sinde devamlı transkripsiyonel aktivite gösterdiği tespit edildi. Nöronlardaki p65 ve cRel aktivitesinin KYD sonrası sinaptik dikenlerin yapısal düzenlenmesinde etkili olabileceğine dair ön bulgular saptandı. Sonuç olarak KYD'nin tetiklediği inflamatuvar cevap, nöronlarda kaspaz-1 etkinliğinin sönmesi ve astrositlerde anti-inflamatuvar c-Rel ve I-kappa B aktivitesini içeren kompleks bir süreçle yaklaşık 24 saat içinde sonlanmaya başlamaktadır. Tek hücre transkriptom çalışmaları bu olayların hücresel detaylarını ortaya koymak için gereklidir.

Baş ağrısıBaş ağrısı bozukluklarıDepresyon+4
Zeynep Kaya
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Farede optogenetik yolla tetiklenen kortikal yayılan depresyonun subkortikal yayılım mekanizmalarının incelenmesi

Uzay B. Farede Optogenetik Yolla Tetiklenen Kortikal Yayılan Depresyonun Subkortikal Yayılım Mekanizmalarının İncelenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Temel Nörolojik Bilimler (Neuroscience) Programı, Doktora Tezi, Ankara, 2019. Migren tekrarlayıcı, şiddetli baş ağrısı ataklarıyla kendini gösteren nörolojik bir bozukluktur. Kortikal yayılan depresyonun (KYD), migren aurasının elektrofizyolojik karşılığı olduğu bilinmektedir. KYD kortekste hücre dışına ATP salıveren panneksin-1 megakanallarını açmakta ve parankimal nörojenik inflamasyonu tetiklemektedir. Bu inflamasyonu izleyen meningeal inflamasyonun migren baş ağrısına neden olduğu düşünülmektedir. Migrenin atağı sırasında subkortikal disfonksiyonu düşündüren semptomlar görülmekte, subkortikal yapılar etkilenmektedir. KYD'nin subkortikal yapılara yayıldığı gözlenmiş ancak buna neden olan mekanizmalar aydınlatılamamıştır. Çalışmamızda pürinerjik P2X7 reseptörlerinin KYD'nin subkortikal yayılımına ve KYD sonrası subkortikal yapılarda gerçekleşen yanıta olan etkileri potent ve selektif bir P2X7R antagonisti kullanılarak incelenmiştir. Deneyler, Thy1-ChR2 genotipindeki C57BL6 erkek transgenik farelerde optogenetik yolla KYD tetiklenerek gerçekleştirilmiştir. Optogenetik KYD eşiğinin ortalama 17,9 mJ olduğu, elde edilen eşik değerlerinin 30 mJ altında toplandığı, heterozigot ve homozigot fareler arasında bir fark olmadığı görülmüştür. P2X7R antagonizmasının eşik değerlerine ve KYD parametrelerine etkisi olmamıştır. KYD tetiklenirken alınan hipotalamik elektrofizyolojik kayıtlarda, KYD kaydından ortalama 51 saniye sonra, ortalama 0,8 mV amplitüdünde bir direkt akım kayması gözlenmiştir. P2X7R antagonizmasının bu direkt akım kaymasına etkisi olmamıştır. Deneylerden sonra elde edilen beyin dokularında; incelenen subkortikal yapılarda (talamus, hipotalamus, striatum, hipokampus) ve kortekste KYD sonrasında P2X7 reseptörü ifadesinde artış olduğu, astrositlerde NF-kappa B'nin p65 alt ünitesinin çekirdeğe göç ettiği ve hipotalamusta c-fos pozitifliğinin arttığı gözlenmiştir. Bu etkiler P2X7R antagonizmasıyla engellenebilmiştir. KYD sonrası kortekste gelişen nörojenik inflamasyonun in vivo incelenebilmesi amacıyla intrakortikal 'NF-κB-RE-EGFP' plazmidi içeren adeno-asosiye virüs (AAV) enjeksiyonu yapılmış, 1 M KCl kullanılarak KYD indüklenmiş ve konfokal mikroskopta kayıt alınmıştır. Bu deney sonucu elde edilen ön bulgularda sinyal gücünde artış gözlenmiştir. P2X7R antagonizması altında bu artış gözlenmemiştir. Sonuçta P2X7 reseptörlerinin; KYD sonrası hipotalamustaki nöronal aktivasyonda, kortekste ve subkortikal yapılardaki nörojenik inflamasyonda önemli bir rolü vardır; ancak KYD'nin subkortikal yapılara elektrofizyolojik yayılımında direkt rolü olmayabilir. P2X7 reseptörleri migren profilaksisinde ve tedavisinde hedef molekül olarak kullanılabilir.

Baş ağrısıBaş ağrısı bozukluklarıDepresyon+4
Burak Uzay
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Epidemiology of migraines in females, with an emphasis on dietary influence in Iraq

Migraine is a neurological condition that frequently results in a severe headache. The headache comes in episodes and is occasionally accompanied by nausea, vomiting, and sensitivity to light. Migraines can be caused by a variety of conditions and can last anywhere from three to four hours to several days, with females experiencing them three times more frequently than men. Studies have found some evidence that lifestyle variables, such as nutrition, may play an important role in the emergence of migraines. The purpose of this research is to determine the epidemiology of migraine among females with an emphasis on the relationship between headaches and the dietary habits of females who are enduring migraine attacks in Iraq. This study included a three-section online survey that was sent to the females via different online platforms. 360 females participated from Sulaymaniyah, Iraq, with ages ranging from 18 to 35. The survey's main questions focused on the characteristics of female respondents, with questions based on the (IHS) criteria for migraine diagnosis. A few questions about aura symptoms were asked to those who met the migraine diagnostic criteria. The Migraine Disability Assessment (MIDAS) questionnaire was also used, along with questions about headache treatment, headache-related signs and symptoms, headache triggers, headache relieving factors, sleep routine, dietary consumption, and the influence of each factor on migraine. The dietary habits of the females experiencing migraines and its relationship to their headache were found to be statistically significant between headaches lasting from 4 to 72 hours in relation to (Nuts p-value= 0.000, Hot/Spicy foods p-value= 0.000, Tomato p-value= 0.005, Banana p-value=0.01, Aspartame p-value=0.012, Beverages containing caffeine p-value=0.000 and Citrusy Fruits p-value=0.008) because the result of p-value was less than the common alpha 0.05. To maintain good eating habits, healthy eating and a proper nutrition style must be followed. Further investigation is also required to find additional dietary migraine triggers. Finally, modifications to data gathering, such as face-to-face interviews, may increase research quality.

PainHeadacheHeadache disorders+5
Dına Tarıq Abdalghafoor Khafaf
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Migren hastalığı olan kadınlarda auriküler vagus sinir uyarımının ağrı ve nabız değişkenliği üzerine etkisi

Kronik ve nörolojik bir hastalık olan migren için yeni tedavilerin geliştirilmesi ihtiyacı bulunmaktadır. Transkütanöz auriküler vagus sinir stimülasyonunun (taVSS) "unilateral-sağ", "unilateral-sol" ve "bilateral" olarak uygulanmak üzere üç gruba ayrılan migren tanılı kadın olgular üzerinde hangi uygulamanın tercih edilebilir olduğunun saptanması, ağrı ve nabız değişkenlerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmaya nörolog tarafından migren tanısı konmuş olan, 18-55 yaş arasında 60 kadın dahil edildi. Stimülasyon öncesi ve sonrasında Sayısal Ağrı Derecelendirme Ölçeği ile ağrı, Baş Ağrısı Etki Testi ile migren kaynaklı iş, okul, ev işleri ve sosyal faaliyetler üzerine kaybettiği zaman, nabız değişkenliği (RMSSD, LF/HF) ile otonom sinir sistemi ve dijital tansiyon aleti ile kan basıncı değerlendirildi. Her üç grup içerisinde bulunan tüm katılımcılara VAGUSTİM cihazı ile auriküler vagus sinir stimülasyonu uygulandı. Çalışma için yapılan değerlendirmelerde anlamlılık derecesi p<0,05 olarak hesaplandı. Yapılan analiz sonucuna göre grupların homojen dağıldığı, gruplar arasında VKİ, yaş, eğitim durumu, sigara kullanma durumu gibi parametreler açısından anlamlı farklılıklar bulunmadığı saptandı (p>0,05). Grup içi yapılan karşılaştırmalarda; her üç grupta da ağrı, Baş Ağrısı Etki Testi, nabız, sistolik ve diyastolik kan basıncı azaldı (p<0,05). Unilateral-sağ kulaktan stimülasyon yapılan grupta sol işaret parmağından ölçülen RMSSD'de artış görüldü (p<0,05). Gruplar arası yapılan karşılaştırmalarda unilateral-sol kulaktan uygulanan stimülasyon sonrası sağ ve sol işaret parmağından alınan ölçümlerde LF/HF değerinde artış olduğu gözlendi. Bu durum migren hastalarında unilateral-sol kulaktan yapılan stimülasyonun sempatik aktivasyonu arttırabileceği şeklinde yorumlanabilir. Bundan dolayı migren hastalarında parasempatik aktivasyonun arttığını gösteren parametrelerden RMSSD değerinin artışı ve LF/HF değerinin azalmasını sağlayan unilateral sağ-kulak ve bilateral kulaktan uygulanan transkutanöz auriküler vagus sinir stimülasyonu tercih edilebilir sonucuna varıldı.

AğrıBaş ağrısıBaş ağrısı bozuklukları+5
Şule Okur
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfantil kolikli bebeklerin annelerindeki migren sıklığının, depresyon ve anksiyetenin değerlendirilmesi

Amaç: Annede migren tanısı olmasının infantil kolik (İK) gelişimi ile ilişkisi olup olmadığı ve hem İK'nin shem de annedeki migrenin, postpartum depresyon ve anksiyete üzerine olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği ile Sosyal Pediatri Polikliniklerinde izlenen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 1-5 ay arasında olan 396 bebek ve anneleri dahil edildi. Demografik bilgiler, İK ve migrene dair sorular içeren form dolduruldu. Ardından annelerdeki anksiyete ve depresyonu değerlendirmek için BECK Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği (EPDS) dolduruldu. Migreni olan annelere migren şiddetini belirlemek için Migren Yeti Yitimi Ölçeği (MIDAS) uygulandı. Bulgular: 396 bebek arasından 104'ünde (%26,3) İK saptanırken, 292'sinde (%73,7) İK yoktu. İK olan bebeklerin 16'sının (%28,6) kardeşinde de İK tanısı bulunurken, 40'ının (%71,4) kardeşinde İK yoktu. İK olmayan bebeklerin 10'unun (%6) kardeşinde İK varken, 157'sinin (%94) kardeşinde İK yoktu (p<0,001). İK olan bebeklerin annelerinin 35'inde (%33,7) migren bulunurken, 69'unda (%66,3) migren yoktu. İK olmayan bebeklerin annelerinin ise 30'u (%10,3) migren tanılı, 262'si (%89,7) migren tanılı değildi (p<0,001). Migreni olan annelerin EPDS skoru ortalamaları 10,5±5,9 puan iken migreni olmayanların 6,6±5,1 puan olarak gözlendi (p<0,001). BAÖ skorları migreni olan annelerde 11,1±9,7 puan iken migreni olmayanlarda 5,5±6,4 puan olarak tespit edildi (p<0,001). Sonuç: Migreni olan annelerin bebeklerinde İK daha sık görüldü. Annelerin yüksek BAÖ ve EPDS skorları migren tanısı almış olmaları ve bebeklerinde İK tanısı olması ile ilişkili bulundu. Migreni olan annelere hamilelik süreleri boyunca İK ile ilgili danışmanlık verilmesi, anne ve bebek sağlığı üzerine olumlu etkiler yaratabilir. Rutin kontroller sırasında bebeği İK olan annelerin postpartum depresyon ve anksiyete açısından yüksek riske sahip olabileceği akılda tutulmalıdır.

AnksiyeteAnnelerAğrı+6
Gülçin Karaçoban
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nervus occipitalis major ve occipitalis minor sinir bloğu için ideal noktanın enjekte edilen volüm ve anatomik diseksiyonlar ile prediksiyonu

Amaç: Baş ve boynun arka bölgesini ilgilendiren birçok ağrı sendromu olduğu gibi bu bölgeden yaklaşım gerektiren cerrahi işlemler de postoperatif ağrıya sebebiyet vererek hastaların hayat kalitesini düşürür. Bu durumların önlenmesi ve tedavisinde bu bölgedeki sinirlerin blokajı sıklıkla kullanılmaktadır. Nervus occipitalis major ve minor bu bölgenin innervasyonunu sağlayan en önemli sinirlerdir. Bu sinirlerin blokajının başarısı enjeksiyon yerinin doğru belirlenmesini ve doğru enjeksiyon volümünün kullanımını gerektirir. Başarılı blok için optimal enjeksiyon hacmi konusunda fikir birliği yoktur. Bu çalışmamızın amacı, kadavra modelleri ve anatomik diseksiyonları kullanarak N. occipitalis major ve minor bloğu sırasında farklı hacimlerde enjekte edilen boyanın yayılma paternini ve sinir tutulumunu karşılaştırarak bu bloğun başarısını ve güvenliğini iyileştirmek için yeni bilgiler sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarlarında bulunan ve diseksiyon eğitiminde kullanılan 6 kadavraya ait 12 kafa yarısı kullanılmıştır. Kadavralar, oksipital bölgenin sağ veya sol tarafına GON blokları için 3 veya 5 mL enjeksiyon yapılacak şekilde randomize edilmiştir. Seçilen bu kadavralar üzerinde 3 mL metilen mavisi (%1 metiltioninium klorid) kullanılarak 6 adet GON bloğu ve 5 mL metilen mavisi kullanılarak 6 adet GON bloğu uygulanmıştır. Enjeksiyon sonrası kadavra diseksiyonları, sinirlerin yerini, vertikal dağılımını ve gözlemlenen boyanmalarını değerlendirmek için (blok performansına dahil olmayan) bağımsız bir anatomistle birlikte yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarında bulunan altı adet %10'luk formaldehit çözeltisi ile tahnit edilmiş kadavra başı kullanılmıştır. Bu kadavralardan dördü erkek, ikisi kadın olup yaş ortalaması 75,5±10,89 (58-91) yıl olarak tespit edilmiştir. Kadavraların biparietal çap ortalaması 151,7±7,53 mm (145-167), nasion-inion mesafesi ortalaması 380,6±49,91 mm (310-440) ve baş çevresi ortalaması 611,6±50,45 mm (550-670), olarak hesaplanmıştır. GON'un çıkış noktası atlantoaksial intervertebral alan seviyesinde, orta hattın ortalama 18 mm lateralinde (min: 16 mm ve max: 19 mm) bulunmuştur. İntervertebral alandan çıktıktan sonra GON laterale ve M. obliquus capitis inferior'un kaudaline ilerlemektedir. GON'un subkutanöz plana çıkması orta hattın ortalama 22.75 mm lateralinde (min: 17 mm ve max: 27 mm) ve EOP'nin ortalama 18 mm kaudalinde (min: 15 mm ve max: 21 mm) bulunmuştur. GON, 8 diseksiyonda OA'nın medialinde görülürken; 4 diseksiyonda arterin lateralinde tespit edilmiştir. Tüm GON ve TON'ların boyandığı görülmüştür. 5 ml enjekte edilen grupta tüm LON'ların boyandığı; 3 ml enjekte edilen grupta 3 kadavrada LON'un boyandığı gözlenmiştir. Tüm kadavralarda trigonum suboccipitale ve N. suboccipitalis yoğun şekilde boyanmıştır. Sonuç: GON blok çeştli ağrılı sendromlarının tanı ve tedavisinde etkili bir yöntemdir. Özellikle medikal tedavi ie yanıt alınamayan ve belirgin özürlülük oluşturan migren gibi ağrı sendromlarında popüler bir uygulamadır. Literatürde GON blokajının lokalizasyonu, uygulanacak lokal anestezik tipi, steroid tipi ve enjektat volümü ile ilgili belirsizlikler mevcuttur. 3 ml GON enjeksiyonu ile tüm proksimal GON ve TON'ların boyandığı, kadavraların yarısında da LON'ların boyandığı saptanmıştır. Ek olarak kadavraların %30'unda GON, OA'nın lateralinde lokalize edilmiştir. Anahtar kelimeler: Nervus occipitalis major, Nervus occipitalis minor, baş ağrısı, sinir blokajı, GON blokajı

AnatomiAğrıBaş ağrısı+3
Benay Dilik
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psödotümör serebri hastalarının demografik verileri, görüntüleme bulguları ve tedavisinin değerlendirilmesi

Giriş-Amaç: Psödotümör serebri sendromu (PSS), beyin omurilik sıvısı (BOS) protein ve hücre içeriği normal, intrakraniyal yer kaplayıcı lezyon, enfeksiyon, hidrosefali, ventikülomegali olmadan kafa içi basınç artışı sendromu belirti ve bulgularının olduğu klinik tablo olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, 2018-2022 yılları içerisinde Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Nöroloji kliniğinde takip edilen Psödotümör serebri tanısı alan çocukların etiyolojisini, klinik prezentasyonunu, tetkiklerini, yönetimini, sonuçlarını açıklamakta ve papil ödem, görsel semptomlar ve baş ağrısındaki iyileşme ile ilişkili faktörleri tanımlamaktadır. Metod: Çalışma için Pamukkale Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurul onayı (E-60116787-020-293710/15.11.2022) alındı. Eylül 2018-Eylül 2022 yılları arasında Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Nöroloji Bilim Dalı'nda modifiye Dandy kriterlerine göre PTS tanısı ile takip edilen 18 yaşından küçük 46 hastanın verileri değerlendirildi. Hasta verileri, hasta dosyalarının retrospektif taranmasıyla elde edildi. 2013 Friedman tanı ölçütlerine göre kesin ve olası tanı alan hastalar belirlendi. Hastalar, primer PTC ve birçok faktörün bir araya gelmesi sonucu sekonder PTC olarak iki gruba ayrıldı. 11 yaşından küçük hastalar prepubertal, üstü pubertal olarak kabul edildi. BMI 30 üzerinde olanlar obez olarak değerlendirildi. Frisen derece 1 veya 2 olanlar, "hafif papil ödem", Frisen 3 veya "optik sinir başı yükselmesi" olanlar, "orta derecede papil ödem", Frisen 4 veya 5 olanlar "şiddetli papilödem" olarak kategorize edildi. Tartışma-Sonuçlar: Ortalama başvuru yaşı 11,3 ± 4,5 olarak izlenmiş olup hastaların %30,5'u prepubertal, %69,5' u postpubertal yaş grubundaydı. Prepubertal dönemde postpubertal döneme göre obezite oranı anlamlı düşüktü (p<0,05). En sık görülen belirtiler sırasıyla papilödem, baş ağrısı, geçici görme bozuklukları ve bulantı kusmaydı. Obez olan hastalarda, normal kilodaki hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı baş ağrısı şikâyeti saptandı (p<0,05). Primer/sekonder ve prepubertal/pubertal gruplar arasında BOS açılış basınçları karşılaştırıldığında anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Sadece asetazolamid tedavisine yanıt veren olguların oranı %67,3, kalan hastalarda ek topiramat tedavisine ihtiyaç duyuldu. Papilödemi olan hastalarda olmayan hastalara göre tedavideki asetozolamid dozu anlamlı yüksekti (p<0,05). Asetazolamid yan etkileri primer grupta sekonder gruba göre anlamlı düşük saptandı (p<0,05). Optik sinir kılıfı fenestasyonu (ONSF) yedi hastaya, optik sinir kılıfı fenestasyonu ve lumbo-peritoneal (LP) şant bir hastaya, serebral venöz sinüs stentlemesi bir hastaya uygulandı. Takipte %6,5 (n=3)'unda görme kaybı gelişti.

AğrıBaş ağrısıBelirti ve semptomlar+4
Melike Gümüş Çoban
Pamukkale University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Migren ve depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri depresyon düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzlarının belirlenmesi

Bu çalışma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup migren ve depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri, depresyon düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma Ankara ilinde bulunan GATA Acil Servis Polikliniği ve GATA Psikiyatri Polikliniğinde Eylül 2014- Nisan 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Acil Servis Polikliniğine migren tedavisi için başvuran 60 bireyin ve Psikiyatri Polikliniğine depresyon tedavisi için başvuran 50 bireyin bakım vericileri araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; Tanımlayıcı Veri Formu, Zarit bakım verme yükü ölçeği (ZBYÖ), Beck depresyon ölçeği (BDÖ), stresle başa çıkma tarzları ölçeği (SBTÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin SPSS 15 paket programında sayı, yüzde, frekans, ortalama, standart sapma, Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testi kullanılarak analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada bakım verici bireylerin ZBYÖ, BDÖ ve SBTÖ alt boyutu olan kendine güvenli yaklaşım (KGY) puan ortalamalarının depresyon hastalığına sahip olan bireylerde anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışmada depresyon hastalığına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri ile depresyon düzeylerinin daha yüksek bulunması ve migren ile depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin stresle benzer baş etme tarzları kullanmaları nedeni ile hemşirelerin bu bireylerin bakım vericilerine zorlandıkları alanlarda danışmanlık yapmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bakım verici, bakım yükü, depresyon, migren, stres.

Baş ağrısıDepresyonHasta bakımı+5
Merve Tuğrul
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Migren veya gerilim tipi baş ağrısı olan çocuk hastalarda klinik özelliklerin ve internet kullanımının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç:Çalışmamızda migren veya gerilim tipi başağrısı olan çocuk hastalardaki klinik ve internet kullanım özelliklerinin araştırılması amaçlandı. Materyal-Metod:Çalışmaya migren tipi baş ağrısı (n:103) veya gerilim tipi baş ağrısı tanısı alan (n:97) 200 çocuk hasta dahil edildi. Hastaların baş ağrısı özellikleri ve internet kullanım özellikleri araştırılarak uygun istatistiksel yöntem ile karşılaştırıldı. Bulgular:Hastaların 119'u kız, 81'i erkek ve ortalama yaş 147.3±36.2 ay idi. Migren grubundaki hastaların %56'sında ailelerinde baş ağrısı hikayesi vardı ve baş ağrısına en sık eşlik eden şikayetleri ışık ve ses duyarlılığı idi. Koku duyarlılığı migren grubunda gerilim tipi baş ağrısı grubundan oldukça yüksek saptandı.Migren grubundaki hastaların %96.1'inde baş ağrısını tetikleyici faktör vardı ve gerilim tipi baş ağrısı grubuna göre daha yüksek oranda taşıt tutması saptandı. Hastaların %97.5'inde evinde bilgisayarve %91'inin ise evinde internet bağlantısı vardı ve %90'ı günlük olarak interneti kullanıyordu.Günlük olarak 2 saatin üstünde kullananlarda 1 saatten az internet kullananlara göre daha yüksek internet bağımlılık ölçeği puanı saptandı.Altı (%6) hastada(migren tipi baş ağrısı grubunda 2, gerilim tipi baş ağrısı grubunda 4 hasta) internet bağımlılığı saptandı. Sonuç:Çocuklarda migren ve gerilim tipi başağrısı gelişiminde genetik yatkınlığın yanı sıra tetikleyici çevresel faktörler de etkilidir.Bu çevresel faktörler içinde internet kullanımının da düşünülmesi oldukça önemlidir.

Baş ağrısıMigren hastalıklarıÇocuk+2
İlknur Böyükbaş Tepecik
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00

Related subjects