Basınç
56 theses under this subject heading
Farklı ameliyat pozisyonlarının endotrakeal tüp kaf basıncına etkisi: Prospektif çalışma
Genel anestezi yönetiminde endotrakeal entübasyon sıklıkla uygulanan bir yöntemdir. Entübasyon tüpünün trakea içinde yer alan kısmında hava kaçağını engellemek, ağız içi sekresyonların ve mide içeriğinin akciğerlere aspirasyonunu önlemek amacıyla bir balon (kaf) bulunur. Kafın az şişirilmesi yetersiz ventilasyona, aspirasyona ve bununla ilgili komplikasyonlara sebep olabilirken, aşırı miktarda şişirilmesi kaf basıncında artmaya bağlı postoperatif farengeal rahatsızlıklardan trakeal rüptüre kadar değişen spektrumda komplikasyonlara sebep olabilir. Çalışmamızda ürolojik ameliyatlardaki farklı hasta pozisyonlarının (lateral flank, pron, litotomi ve supin) endotrakeal tüp kaf basıncına etkisinin olup olmadığını prospektif, gözlemsel çalışma dizaynı ile değerlendirmeyi amaçladık. Her birinde 50 hasta olmak üzere; supin, pron, lateral flank ve litotomi pozisyonunda üroloji operasyon geçiren toplam 200 hasta çalışmaya alındı. Entübasyon sonrası (T0) kaf basıncı kaf manometresi ile ölçülerek 25 cmH2O'ya ayarlandı ve manometre endotrakeal tüpün pilot balonundan ayrılmadan devamlı izleme alındı. Operasyon için gerekli pozisyon verilmeden hemen önce (T1), pozisyon verildikten hemen sonra (T2), pozisyonun 5. (T3), 10. (T4), 15. (T5), 30., 45., 60., 90., 120., 150. ve 180. dakikalarında, cerrahi işlem sonunda (T6) ve ekstübasyon öncesi (T7) zamanlarında kaf basıncı değerleri kaydedildi. Postoperatif 2. ve 12. saatte hastalarla görüşülerek boğaz ağrısı, ses kısıklığı ve öksürük olup olmadığı sorgulandı. Litotomi, lateral flank ve pron grubundaki hastaların pozisyon verildikten sonraki kaf basıncında istatistiksel olarak anlamlı artış saptanmıştır (3 grupta da p<0,001). En fazla artışın pron grubundaki hastalarda olduğu görülmüştür (34,3±7,5 cmH2O). Daha sonraki izlem zamanlarında tüm gruplarda kaf basıncının zamanla azalma trendinde olduğu gözlenmiştir. Gruplar arasında postoperatif boğaz ağrısı, öksürük ve ses kısıklığı görülme insidansı açısından anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,100). Ancak postoperatif 2.saatte boğaz ağrısı ya da öksürüğü olan hastaların olmayan hastalara göre pozisyon sonrası kaf basıncı ortalamasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (boğaz ağrısı için p=0,003, öksürük için p=0,047). Sonuç olarak, kaf basıncının değişen hasta pozisyonlarına bağlı dinamik bir seyir izlemesi nedeniyle kaf basıncı monitörizasyonunun hasta güvenliği için gerekli olduğunu ve rutin monitörizasyona dahil edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.
Miyokard perfüzyon sintigrafisi'nde maden suyu ve ekstraabdominal basıncın atenüasyon artefaktlarına etkilerinin araştırılması
Miyokart perfüzyon sintigrafisi (MPS) koroner arter hastalığı, miyokart canlılığı, koroner arter hastalığının risk ve prognoz değerlendirilmesinde kullanılan non-invaziv bir görüntüleme yöntemidir. Bu çalışmanın amacı maden suyu içirilerek ve ekstraabdominal basınç uygulayarak yapılan MPS SPECT çekimlerinin atenüasyon artefaktları üzerinde etkisini değerlendirmektir. Çalışmaya toplam 27 hasta (20 erkek, 7 kadın) dahil edildi. Bu hastalar stres görüntülemelerinde miyokardda şüpheli perfüzyon azalımı izlenen, maden suyu içirilerek ve basınç uygulayarak veya alınan rest çekimlerinde normal olarak raporlanan hastalardı. Stres SPECT görüntülemeleri sırasıyla bazal çalışma, ekstraabdominal basınç uygulaması ve maden suyu içirilmesi ile üç kez tekrarlandı. Ekstraabdominal basınç uygulanması ve maden suyu içirilmesi ile yapılan görüntülemelerde hastalara ilave radyofarmasötik doz uygulaması yapılmamıştır. Polar haritada summed stres skoru 3 ve üzerindeki alanlar baz alınarak 5 grup oluşturuldu. Yapılan üç SPECT görüntülemeden de summed stres skorları hesaplandı. İki nükleer tıp uzmanı çift kör olarak elde edilen görüntüleri görsel olarak ?en iyi görüntü?, ?orta derecede iyi görüntü?, kötü görüntü? şeklinde değerlendirdi. İstatistiksel sonuçlar neticesinde, maden suyu içirilmesi ve ekstraabdominal basınç uygulaması ile alınan görüntülerde miyokardın anteroseptal ve inferoseptal duvarlarının orta ve bazal kesimlerinin, bazal stres çekim protokolüne kıyasla daha iyi olduğu gözlendi. Nükleer tıp kliniklerinde yapılan MPS çekimlerinde, anteroseptal ve inferoseptal duvarlarda görülen şüpheli artefakt görüntülerini daha iyi değerlendirmek için maden suyu içirilerek ya da ekstraabdominal basınç uygulayarak çekim yapılmasının yarar sağlayacağını düşünüyoruz.
Dinamik ve statik core antrenmanının taekwondo bandal-tchagui tekme darbe basıncı ve yorgunluğuna kronik etkisi
Çalışmamızda dinamik ve statik core kuvvet antrenmanlarının taekwondo bandal-tchagui tekme darbe basıncı ve yorgunluğuna kronik etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 21 taekwondo sporcusu çalışmaya katılmış ve dinamik ve statik olarak iki gruba ayrılmışlardır. Dinamik gruba 6 hafta dinamik core antrenmanı, statik gruba 6 hafta statik core antrenmanı uygulanmıştır. Antrenman programının bir gün öncesinde ve bir gün sonrasında sporcuların tekme darbe basıncı, el kavrama kuvveti, sırt kuvveti, bacak kuvveti, leylek denge testi, durarak uzun atlama testi uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 20 paket programında analiz edilmiştir. Elde edilen veriler incelendiğinde toplam tekme darbe basıncında statik core grubunun ilk ve son testleri arasında anlamlılık bulunmuştur (p<0.05). dinamik grubun ön-son testleri arasında ve gruplar arasında tekme darbe basıncı ve yorgunluğu verilerinde anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0.05). Sonuç olarak statik core antrenmanların taekwondo tekme becerisi performansına düşük oranda olumlu etkileri olduğu, dinamik core antrenmanların etkili olmadığı söylenebilir.
Basınç ülserlerine akıllı çözümler; akıllı ayak izi & akıllı çarşaf
Amaç; Günümüzde giderek artan sıklıkta karşılaştığımız, tedavisi hem hasta ve yakınları için hem de cerrahlar için meşakkatli olan, oluşturduğu fiziksel ve ruhsal morbiditelerin yanı sıra, ülke ekonomisine getirdiği ciddi tedavi maliyetleri nedeniyle basınç ülserleri tüm dünyada sık sık üzerinde araştırma yapılan, Dünya Sağlık Örgütü'nün sürekli gündeminde olan ve toplum sağlığı kapsamında değerlendirilen bir konudur. Basınç ülserlerinin çözümünde altın standart; basınç ülseri oluşumunu engellemektir. Çünkü bunca negatif yönlerinin yanında tek avantajı önlenebilir olmasıdır. Son yıllarda artan nano teknolojik gelişmeler ve robot teknolojileri bizlere bu teknolojileri kullanarak basınç ülserlerinin gelişmesini önleyebilmek adına bir ufuk açtı. Yazılımı, tasarımı ve yapımı tamamen yerli ve üniversitemize ait olan bu teknolojik ürünler ile, biz de basınç ülseri gelişimini önlemeyi veya var olan ülseri kısmen tedavi edebilmeyi hedefledik. Gereç,Yöntem; Mikro duyarlı basınç sensörleri; saniyenin yüzde birinde üzerlerine uygulanan kuvvet, basınç veya ağırlığı sıfıra yakın yanılma payı ile hesaplayabilen aygıtlardır. Bu sensörler ve bu sensörlerden bilgileri alıp kablosuz vericilerle bilgisayar ortamına aktaran bir anakart kullanarak, akıllı ayak izi ve akıllı çarşaf adını verdiğimiz ürünlerin prototiplerini ürettik. Ardından bu iki ürün için de bir arayüz yazılımı oluşturarak, bu yazılımların patentini aldık. Basınç duyarlı sensörler, son 5 yılda hızla gelişen robot teknolojilerinde kullanılan, dış dünya ile robot yazılımı arasında iletişimi sağlayan aygıtlardır. Üzerlerindeki polimer tabakaya uygulanan kuvvetle orantılı olarak dirençlerindeki azalma ölçülerek, sensörlerin üzerlerine uygulanan kuvvetler, basınçlar veya ağırlıklar hesaplanabilir. Kullandığımız sensörler ile 14.5 cm2 alan içerisindeki her cm2' ye uygulanan basınç, kuvvet veya ağırlık sıfıra yakın kayıp ve yanılma payı ile hesaplanabilir. Bu sensörler, açık kaynaklı kablosuz veri aktarımı yapabilen bir anakart ve patentleri alınan yazılımlarımızı kullanarak ürettiğimiz akıllı ayak izi ve akıllı çarşaf adını verdiğimiz bu ürünlerin etkinliklerini ölçmek amacıyla diyabete ve immobilizasyona sekonder olarak oluşan basınç ülserleri olan hastalar incelemeye alındılar. Akıllı çarşaf: Daha önce yapılan çalışmalarda, insan bedeninin değişik pozisyonlarda, farklı alanlarındaki ağırlık taşıyan bölgeler ve en fazla basınca maruz kalan, basınç ülseri gelişimine en yatkın alanlar tanımlanmıştır. Bu tanımlamalar ışığında tasarladığımız çarşafa, supine, prone ve yan yatış pozisyonunda basıya maruz kalan bölgeler ıskalanmayacak şekilde basınç duyarlı sensörler yerleştirilmiştir. Sensörler çarşaf kenarındaki bir anakarta bilgileri aktarmakta ve bu bilgiler de kablosuz olarak yazılımımızın yüklendiği bir bilgisayara aktarılmaktadır. Yazılım hastanın hangi pozisyonda yattığını algılamaktadır ve hastanın ağırlık taşıyan bölgelerindeki basıncı 500 ms de bir ölçüp, Newton/ cm2 cinsinden ekrana yansıtmaktadır. Basınç ülseri etyopatogenezdeki en önemli faktör, uzun süreli ve aşırı basınçtır. Kapiller basıncı (32mmhg) aşan ekstrinsik bir dış basınç, kapillerleri tıkar ve doku oksijenasyonu bozulur. 1974'te Dinsdale 'in hayvanlarda yaptığı basınç çalışmasında, 70 mm Hg 'nın 2 saat süreyle etki etmesinin kapillerleri oklüde ettiği ve geri dönüşümsüz doku hasarı yaptığını göstermiştir. 1965'te Lindan ve ark, hastanın pozisyonuna bağımlı olarak ağırlık taşıyan bölgelerdeki basınç farklılıklarını tanımlamışlardır. Buna göre supine pozisyonda sakrum, topuklar ve oksipital bölge ağırlık taşıyan kemik çıkıntılı alanlar olarak belirlenmiş olup, bu bölgelerin 40- 60 mm Hg basınca maruz kaldığı görülmüştür. Prone pozisyonda diz ve göğüs kafesi ağırlık taşıyan bölgelerdir, buralar 50 mm Hg basınca maruz kalmaktadır. Oturur pozisyonda iken ağırlık taşıyan bölgeler iskial bölgeler olmakla birlikte buralara uygulanan basınç 75 mm Hg olarak ölçülmüştür. Bunlardan daha yüksek basınçların uzun süreli uygulanmasının, dokuda iskemi ve ona bağlı olarak nekroz oluşturacağı savunulmuştur. Ayrıca yüksek basınç uygulanan bir alanda, basınç miktarı 7-8 dk kadar normal seviyeye düşürülürse o alanda doku canlılığı korunabilmektedir (157). Bu bilgiler ışığında tasarlanan yazılım ile, her bölge için kritik basınç seviyesi farklı olarak belirlenmiştir. Ölçülen basınçlar, kritik basıncın altında iken ekranda her bölge için ayrı bir sekmede 'Normal Basınç' yazmakta ve simülasyonda o bölgenin karşısındaki alan yeşil renkte görülmektedir. Kritik basınç üzerinde bir basınç ölçülüyorsa ekranda o bölge için 'Kritik Basınç' yazmakta ve simülasyonda aynı anda o bölgenin rengi kırmızıya dönmektedir. Yazılım kritik basınç uyarısı verdiği anda her bölge için farklı olarak tanımlanan geri sayım kronometresi ekranda belirmektedir ve geri sayım başlamaktadır. Herhangi bir nedenle, hasta hareket eder veya basınç o bölgede normal seviyeye dönerse kronometre durmaktadır. Eğer 8 dakika içerisinde tekrar kritik basınç uyarısı alırsa sistem kaldığı yerden geri sayıma devam etmektedir. 8 dakika içerisinde sistem kritik basınç uyarısı almazsa kronometre sıfırlanmaktadır. Şayet geri sayım biterse ve hastanın pozisyonu değiştirilmez ise simülasyondaki kırmızı alan siyah renge boyanmakta ve sistem alarm vermektedir. Akıllı ayak izi: Her iki ayak tabanlığı içerisine yerleştirilen toplamda 10 adet basınç duyarlı sensör ve bu sensörlerin bilgi aktarımı yaptığı bir anakarttan oluşmaktadır. Bu bilgiler kablosuz olarak bilgisayar yazılımında görülebilmektedir. Her ayak tabanı için 5 adet ağırlık taşıyan bölge bulunmaktadır. Bu bölgelere yerleştirilen sensörler yardımı ile hasta ayakta dururken veya yürürken bu bölgelerdeki basınç değerlerini ölçebilmeyi ve bunları haritalayabilmeyi amaçladık. Bu sayede sistemik hastalıklara sekonder polinöropati gelişen veya ayak anatomisi bozulan ve bu nedenle plantar bölgedeki basınç dengeleri ve dağılımları değişen hastaları basınç ülseri gelişmeden tespit ederek, koruyucu sağlık hizmeti yapılabileceğini ya da ülseri olan hastalardaki patolojik basınç dağılımlarını objektif kriterler ile ortaya koyarak, bu hastalara daha ideal tedavi planlanabileceğini düşündük. Sistem 2 adet ayak tabanlığı ve buna bağlı bir anakarttan oluşmaktadır. Hastanın her iki ayak başparmak, 1. metatars, 5. metatars, lateral ark ve topuk bölgelerindeki sensörler ile 500 ms de bir basınç değeri kaydedebilmekteyiz ve bunları simülasyon ile görebilmekteyiz. Ayakta polinöropati semptomu olmayan, diabeti olmayan, cerrahi geçirmemiş, ayak taban profili ve kemik yapısı normal, sağlıklı 200 insanda ayak tabanı basınç haritası ve normal değerler sayısal bazda hesaplandı ve yazılıma aktarıldı. Ardından diabetik ayak ülseri olan veya olmayan diabetik polinöropati semptomlarını taşıyan 40 hastanın, sinir ileti çalışması ile polinöropatik oldukları gösterildi. Hastalar makro-mikro vasküler diabet komplikasyonları açısından tarandı. Eşlik eden retinopati, nefropati, hipertansiyon, kalp hastalıkları, damarsal patolojiler testler ile gösterilip dokümente edildi. Ardından ayak plantar bölge basınç profilleri çıkartılıp, ortalama basınçtan anlamlı derecede farklı basınca sahip ayak bölgeleri gösterilip, basıncın yükseldiği bölgelerdeki basıncı azaltacak şekilde kişiye özel yaptırılan silikon tabanlık eşliğinde basınç dağılımları tekrar ölçülüp bu bilgiler dökümente edildi. Ayrıca, çalışmada basma yüzeyindeki basınç dağılımları bozulan hastaların basınç dağılımlarının ve profillerinin mevcut ayak ülserlerleri ile ne kadar paralel oldukları gözlemlenmiş oldu. Bulgular; Çalışmaya dahil edilen 40 hastanın 30'u erkek 10'u kadın idi. Hastaların hepsinin en az 15 yıldır var olan tip 2 diyabeti mevcuttu. Hastaların ortalama yaşı 67.2 idi. Hastaların 23'ü daha önce ayak ile ilgili cerrahi işlem geçirmişlerdi. Bunlardan 20'sinde çeşitli seviyelerde parmak ampütasyonları yapılmıştı. Daha önce cerrahi geçiren 23 hastanın 14'ünde ayak tabanında ülserler mevcut idi. Hastaların 20'sinde hafif şiddette, 12'sinde orta şiddette, 8'inde ağır şiddette polinöropati tespit edildi. Çalışmaya dahil edilen 40 hastanın 20'sinde 1 adet polinöropati temelli gelişen ülser mevcutken, 20'sinde herhangi bir ülser yoktu. Ülseri olmayan hastaların hiçbirinde 6 ay boyunca herhangi bir ülser oluşumu olmadı ve bu hastalardan 2 tanesinde 1. metatars başında var olan kallusun 6 ay sonunda kaybolduğu gözlemlendi. Ülseri olan 20 hastanın 10'unda ülser 1. metatars başında iken 4'ünde 5. metatars başında, 3'ünde başparmakta, 3'ünde topuk yerleşimli idi. Altı ay boyunca çalışmadan çıkarılan veya çıkmak isteyen hasta olmadı. Altıncı ay sonundaki ülser alanları hesaplanıp dökümente edildi. Altıncı ay sonunda ülseri olan 20 hastanın 19'unda ülser boyutlarında anlamlı olarak küçülme izlendi. Sonuç; Sonuç olarak; basınç ülserleri hastalarda ciddi fiziksel ve ruhsal morbiditeler yaratan, tedavisi zorlu ve maliyeti yüksek olan bir komplikasyondur. Basınç ülserlerine yaklaşımın altın kuralı ise; basınç ülseri oluşumunu engellemektir. Prototiplerini oluşturduğumuz bu ürünler ile basınç ülserlerinin oluşumunun engellenebileceğini, bu sayede hastaların yaşam kalitelerinin arttırılabileceğini, morbiditelerin önüne geçilebileceğini ve tedavi masraflarının azaltılmasıyla ülke ekonomisine katkıda bulunulabileceğini düşünmekteyiz.
Uzamış cerrahi işlemlerde basınç yaralanması prevelansı ve risk faktörleri
Cerrahi hastasında ameliyat sırası basınç yaralanması (ASBY) ameliyat sonrası beklenen sonuçları olumsuz etkileyen önemli sorunlardan biridir. Sunulan çalışmanın amacı uzun süreli ameliyatlara bağlı basınç yaralanması risk faktörlerini ve prevelans durumunu belirlemek, cerrahi ve ameliyathane hemşiresinin ASBY'nın önlenmesindeki sorumluğuna dikkati çekmektir. Araştırma kesitsel nitelikte tanımlayıcı bir çalışmadır. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi ameliyathanesinde ortopedi, genel cerrahi servislerinde Şubat 2017 ve Mayıs 2018 tarihleri arasında gelen hastaların izlemlerini kapsamaktadır. Evren için bu iki kliniğin son bir yıllık büyük cerrahi girişim yapılmış hastaları hedef alındı. Budurumda örneklem sayısı güç analizine göre 170 büyük cerrahi girişim planlanan gönüllü bireyden oluştu. Araştırma için Etik kurul ve araştırmanın yapıldığı yerden kurum ve gönüllülerden bilgilendirilmiş yazılı izin alındı. Veriler Braden Risk değerlendirme formu, literatüre dayalı hazırlanan hasta tanılama formuyla toplandı ve SPSS 15.0 paket programında sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, t testi, Ki kare testleri ile analiz edildi. Katılımcıların yaş ortalaması 47.72±22.20 idi, %55.9'u kadındı ve %44.1'i erkekti. Ameliyat öncesi %67.7'si 18.5-24.9 ile normal bir beden kitle indeksine sahipti, %48.2'sinin kronik hastalığı yoktu, %97'sinin bilinci açıktı, %98.8'inin dehidratasyonu yoktu, sadece %47.7'isinin ek bir beslenme desteğine gereksinimi yoktu, %87.6'sının Hemoglobin düzeyi 13.6-17.7 g/dl ve albumin düzeyi 3.5-5.5g/dl arasındaydı, %93,5'inin nabzı ve %76.5'inin kan basıncı, %99'unun vücut sıcaklığı normal sınırlarındaydı. Katılımcıların ameliyat sırasında %81.8'i sırtüstü pozisyonda ameliyat oldu, ameliyatın ortalama süresi 246.707±145.3 dakikaydı. Katılımcıların hiçbirinin ameliyat sırasında verilen pozisyon nedeniyle, basınç alanlarına, özel doku destek materyali kullanılmadı. Sadece şiltelerle, kompreslerle ve çarşaflarla basınç bölgelerine destek sağlandı. Ameliyat sonrası ilk saatlerde yapılan değerlendirmeye göre hastaların %24.1'inde ASBY gelişti. ASBY'nın gelişiminde hastanın beslenme desteği gerektirmesinin, albumin düzeyinin düşük olmasının, ameliyat süresinin uzamasının, Braden skala puanı düşmesinin, istatistiksel olarak, anlamlı rolü olduğu belirlendi (p<0.05). Verilere göre ASBY'nın önlenmesinde cerrahi hemşiresinin ameliyat öncesi risk tanılaması yapması önemlidir. Özellikle düşük albumin ve beslenme sorunları, "Basınç yaralanma risk skoru" gibi objektif ve subjektif risk verilerinin yer aldığı bir deri tanılaması, bakımın devamının için ameliyathane hemşiresi ile paylaşılmalıdır. Ayrıca, uzun süreli ameliyatlarda, ASBY'na karşı basınç bölgeleri için özel doku destek materyallerinin (örnk. akıllı petler gibi) kullanması önerilmektedir.
`Open abdomen' Yönetiminde erken dönem cerrahi alternatiflerin karşılaştırılması: Randomize prospektif çalışma
Amaç: Abdominal Kompartman Sendromu (AKS); sınırlı bir anatomik alana sahip abdomende basıncın akut ve patolojik artışı ile karakterize olup, tedavi edilmediği takdirde yüksek oranda mortaliteyle sonuçlananan klinik bir durumdur. İntraabdominal basıncın progresif yükselmesi sonucu ortaya çıkan bu sendromun etkileri sistemik olarak ortaya çıkar. AKS'nin tedavisi, artmış karın içi basıncın düşürülmesidir. Dekompresif laparotomi kararını vermede en önemli kriter hastanın klinik tablosudur. Grade 3 ve 4 hastalarda dekompresif laparatomiyi takiben postoperatif karın içi basıncın tekrar yükselmesini engellemek için karın kapatılmaz, açık abdomen uygulanır. Bu çalışmada dekompresif laparotomi uygulanmış evre 3 ve 4 AKS'li hastalara geçici karın kapatılmasında kullanılan Vacuum-assisted closure (VAC) ve Bogota bag yöntemlerinin randomize prospektif değerlendirilmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya şubat 2007 ile eylül 2010 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Yoğun Bakımı'na travma, geçirilmiş cerrahi sonrası ya da medikal takiplerinin izlemi sırasında AKS gelişmiş ve tedavilerinin bir parçası olarak dekompresif laparotomi uygulanmış 40 hasta dahil edildi. Hastalar ardışık randomizasyon yöntemi ile VAC ve Bag olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Geçici karın kapama yöntemleri olan bu yöntemlerin sonuçları gruplar arasında randomize prospektif olarak klinik, laboratuvar, morbidite ve mortalite yönünden karşılaştırılarak değerlendirildi.Bulgular: Her iki gruptaki hastaların yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, yandaş hastalıkları gibi demografik özellikleri arasında anlamlı fark yoktu. AKS gelişen hastalarda etiyolojik faktörler arasında en sık neden 12 hastada (% 30) görülen gastrointestinal sistem perforasyonu idi. İnsizyon eninin ölçümlerinde VAC grubunda daha anlamlı bir azalma vardı. Hastanın primer fasya kapatılması için uygun hale gelmesi için geçen zaman VAC grubunda 16,9 gün iken, Bogota bag'li grupta 20,5 gün idi. Postoperatif dönemde alınan kan gazlarına ait parametrelerde; VAC grubunda elde edilen SPO2, PO2, PCO2, pH değerlerinde Bogota bag grubuna göre olumlu yönde anlamlı iyileşme mevcut idi. BUN ve Cre değerlerinin VAC grubunda anlamlı olarak daha fazla düşerek normale yaklaştığı ve renal fonksiyonların düzeldiği saptandı. İntraabdominal basıncı düşürme değerlendirildiğinde; her iki grupta 1, 4 ve 7. günlerde benzer oranlarda düşme saptanırken, postoperatif 14. günde VAC grubunda anlamlı olarak daha fazla düşme saptandı. Mortalite gelişen hasta sayısı 12 (% 30) iken, 5 (% 12,5) hasta VAC grubuna, 7 (% 17,5) hasta Bogota bag grubuna aitti.Sonuç: Bulgulara dayanarak geçici karın kapama yöntemi olarak VAC uygulamasının daha uygun olduğu kanaatindeyiz.Anahtar kelimeler: AKS, intraabdominal hipertansiyon, Vacuum assisted closure, Bogota bag, randomize klinik çalışma
Merkezi olmayan kuantum kutularında lineer ve lineer olmayan optik özelliklerin elektrik alan, basınç ve sıcaklığa göre değişimi
Bu çalışmada, merkezi olmayan kuantum kutusunun elektronik ve optik özellikleri teorik olarak incelenmiştir. Hesaplamalarda etkin kütle yaklaşımı altında varyasyon metodu kullanılmıştır. Safsızlığın varlığında ve yokluğunda elektrik alan, basınç ve sıcaklığa göre bağlanma enerjisi, lineer ve lineer olmayan soğurma katsayıları ve kırılma indisi değişimleri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, elektronik ve optik özelliklerin üzerinde sıcaklık, basınç ve elektrik alanın önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Elektronik ve optik özelliklerin sıcaklık, basınç ve elektrik alan ile kontrol edilebileceği gözlenmiştir.
Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera ve Şan öğrencilerinin subglottik ve supraglottik aktivitelerinin incelenmesi ve akustik analiz sonuçları ile karşılaştırılması
Günümüzde sesin kalitesini belirlemede subjektif verilerin yanında objektif kriterler de kullanılmaktadır. Sesi en iyi ve en geniş performansta kullanma eğitimi alan Opera ve Şan öğrencilerinin anatomik yapılarının incelenmesi esas alınarak, klinik ve akustik olarak değerlendirilerek ses ve yapı karakteristiklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.Bu doğrultuda subglottal hava akımı ve hava basıncı miktarının belirlenmesi, ventriküler kordun supraglottal oluşumdaki aktivitesi ve sesin akustik incelenmesi alt amaçlarını oluşturmuştur.Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Opera ve Şan bölümünde eğitim gören 18 kız, 22 erkekten oluşan 40 kişilik öğrenci grubu çalışmaya kabul edilmiştir. Aerowiev Phonatory Aeordynamic System ile intraoral yoldan tahmini hava akım hızı ve subglottal basınç ölçümü yapılmıştır. ?papa? patlamalı ünsüzü söyletilerek kayıtlar alınmıştır. Laringostroboskopi ile supraglottal aktiviteyi belirlemeye yönelik ?i? vokalizasyonunda en iyi adduksiyon görüntüsünde vokal kordlar üzerinde Anterior-Posterior ve Medial uzunluk ölçümleri alınmıştır. Akustik analiz için Dr Speech Real Analysis Programı kullanılarak ?a? vokalizasyonunda ses kayıtları alınmıştır. 15 Soprano (%37,5), 3 Mezzosoprano (%7,5), 7 Tenor (%17,5), 11 Bariton (%27,5) ve 4 Bas (%10) ses türü özellikli kişiden oluşan 40 opera ve şan öğrencisi larengeal muayeneleri ve ses hastalıkları yönünden normal bulunmuşlardır. 44 opera ve şan öğrencisi olarak başlanılan incelemede sigara içen, vokal kordda tam kapanma gerçekleşmeyen ve nodulü bulunan 4 kişi çalışma dışı bırakılmıştır. Kantitatif (nicel) değişkenler değerlendirilirken 3 bağımsız grup ortalama karşılaştırılmasında One Way Anova Test ve 2 bağımsız grup karşılaştırılmasında Independent-T test kullanılmıştır. İlişkiler Pearson Korelasyon Katsayısı kullanılarak hesaplanmıştır. Hava basıncı ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık görülmektedir (p>0.05) (0.030). Kadınların ortalama hava basıncı 15.47±2.21 cmH2O bulunurken, erkeklerin ortalama hava basıncı 13.50±3.07 cmH2O olarak bulunmuştur. Kadınların hava basıncı ortalaması erkeklerden yüksek bulunmuştur. Tahmini hava basıncı ve hava akım hızı ile akustik analiz verilerinin korelasyon incelemesinde hava basıncı ile FO (Temel Frekans) arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki bulunmuştur. (p<0.05)( p=0.040). Hava akım ile bir korelasyon bulunamamıştır. Hava akımı ile hava basıncı arasında istatistiksel olarak %62 oranında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Hava akımı arttıkça hava basıncı da artmaktadır (p=0.001). Hava basıncı ile ses katogorileri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık görülmüştür. Bu farklılık Bas-bariton ile Soprano-mezzosoprano arasında görülmüştür. Bas-bariton ortalama değeri (12.84±3.45 cmH2O), Soprano-mezzo soprano ortalama değerinden (15.46±2.30 cmH2O) yüksek bulunmuştur (p<0.05) (p=0.028). Hava akımı ile ses katogorileri arasında istatistiksel olarak bir farklılık görülmemiştir (p>0.05). Kadın ve erkeklerin A-P (Anterior-Posterior) uzunluğu ortalama değeri istatistiksel olarak farklılık göstermemektedir (p>0.05). A-P uzunluk ile ses kategorileri arasında istatistiksel bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Kadın ve erkeklerin medial uzunluk ortalama değeri istatistiksel olarak farklılık göstermemektedir (p>0.05). Tenor ses grubunda medial uzunluk ortalama değeri (4,43±0.72 cm) olarak bulunmuştur Medial uzunluk ile ses katogorileri arasında istatistiksel bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Tenor ses grubunda medial uzunluk ortalama değeri (4,43±0.72 cm) olarak bulunmuştur. Diğer seslerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0.036). Sound pressure level (SPL-Ses Basınç Düzeyi) ile hava akımı ve hava basıncı karşılaştırmasında bir ilişki bulunamamıştır.Anahtar Sözcükler: subglottal basınç, subglottal hava akımı, opera-şan öğrencileri, glottal adduksiyon, akustik analiz
Yenidoğan ünitesi hastalarında intraabdominal basınç ölçümü değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: İAH ve AKS, özellikle son 10 yıl içinde, ciddi durumdaki cerrahi ve medikal hastalarda anlamlı morbidite ve mortalite nedenleri arasında yer almıştır. Artmış İAB'nin anlamlı prognostik değeri, riskli hastalarda bu fizyolojik parametre ölçümünün neredeyse rutin yaşamsal bir belirti haline gelmesine neden olmuştur. Çalışmamız ile yenidoğan yoğun bakım ünitesinde takip edilen hastalarda bu fizyolojik parametrenin normal kabul edilecek değerlerini belirlemek, İAH, AKS için öngörülecek basınç değerlerini belirleyerek bunların klinik ve laboratuvar yansımalarını izleyebilmek amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 2011'de yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde 24 saatten uzun süre yatan ve orogastrik sondası bulunan 76 hastanın İAB'si ölçüldü. Sırt üstü yatar pozisyonda mide tamamen boş iken 8 no'lu feeding ile drenajı sağlanan hastalara 1 ml/kg olacak şekilde izotonik verildi. Dik pozisyonda tutulan feeding üzerindeki izotonik seviyesi, orta aksiller hat arası mesafe cmH2O cinsinden ölçüldü, ölçülen değerler mmHg değerine çevrilerek kayıt edildi. Bu ölçüm 24 saat süre içinde 6 saat ara ile 4 kez uygulandı. Hastaların klinik ve laboratuvar takipleri, ihtiyaç duydukları tedaviler ve sağkalımları araştırıldı.Bulgular: Risk faktörü taşımayan 29 hastanın İAB değeri 0-3,99 mmHg arasında idi. Risk faktörü olan 47 hastanın 5'inde İAB 10 mmHg ve üzerinde idi ve bu değer İAH olarak değerlendirildi. 5 hastanın 4'ü mekanik ventilatörde izlenmekte idi. Hastaların 3'ünde AKS gelişti ve bu hastalar ölümcül seyir gösterdi. Hastalarda BUN, kreatinin, AST, ALT, pCO2 ve HCO3 değerleri istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Ayrıca İAH olan hastalarda, daha fazla ventilatör ihtiyacı oldu ve sepsis görülme oranları artmış olarak bulundu. Mortalite ile İAH arasında anlamlı ilişki saptandı.Sonuç: Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde takip edilen kritik hastaların değerlendirilmelerinde çok basit bir ölçüm yöntemi olan orogastrik sonda ile İAB ölçülmelidir. Pediatrik yaş grubu için uygun doku perfüzyonunu gösterecek ortalama bir APB belirlemek için daha çok çalışma yapılmalıdır. İAH olan hastaların mortalite ve morbiditelerinin daha kötü olduğu ön görülmeli ve gelecekte kritik hastalarda İAB ölçümü rutin hale getirilmelidir.Anahtar Kelimeler: İntraabdominal basınç, İntraabdominal hipertansiyon, Kritik hastalar, Abdominal kompartman sendromu, Yenidoğan yoğun bakım
Ankilozan spondilitli hastalarda plantar basınç değerleri ve bunun klinik ve radyolojik parametrelerle ilişkisi
Amaç: Bu çalışmada, ankilozan spondilitli (AS) hastaların plantar basınç değerlerini tespit edip bu değerlerin hastalık takibinde yeri olan klinik ve radyolojik parametrelerle ilişkisini tespit etmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Modifiye New York kriterlerine göre AS tanısı almış 75 hasta polikliniğe başvuruş sırasıyla çalışmaya dahil edildi. Dışlama kriterleri, kognitif fonksiyon bozukluğu, pedobarografi platformunda bağımsız yürümesini etkileyebilecek belirgin görsel, işitsel ve vestibüler problemlerin olması, alt ekstremitede geçirilmiş cerrahi öyküsü bulunması, alt ekstremitesinde nörolojik defisit olmasıydı. Hastaların yaş, cinsiyet, hastalık süresi gibi demografik verileri kaydedildi. Klinik değerlendirmede yaşam kalitesi ASQoL, metrolojik değerlendirme BASMI, fonksiyonel değerlendirme BASFI ve hastalık aktivitesi BASDAI kullanılarak değerlendirildi. Ayrıca hastaların entezit muayeneleri MASES ve MEI'ye göre skorlandı, torakal kifoz açısı ise bubble inklinometre cihazı ile ölçüldü. Hastarın radyolojik olarak değerlendirilmesi ile sağ ve sol aks açıları ve mSASSS skorları belirlendi. Hastaların pedobarografik incelemelerinde statik ve dinamik plantar basınçları kaydedildi. Veriler SPSS 15.0 paket programı ile değerlendirildi. Bütün sonuçlar için p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Bulgular: Çalışmaya 13 (%17,3) kadın 62 (%82,7) erkek hasta alındı. Hastaların ortalama yaşları 37,98±9,96 yıl idi. Ortalama hastalık süresi 115,13±85,61 aydı. Çalışmaya katılan hastaların % 42.7 (n=32)'sinde son bir hafta içinde ayak ağrısı öyküsü mevcuttu. Ayak ağrısı olan hastalarla olmayan hastalar arasında klinik ve radyolojik değerlendirmeler kıyaslandığında BASDAI (p<0,001), BASFI (p=0,002), ASQoL (p<0,001), VASi (p<0,001), VASa (p<0,001), yorgunluk (p<0,001), zorluk (p<0,001), MASES (p<0,001), MEİ (p<0,001), ve sağ aks (p=0,047) skorlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı. Sağ aks açısı hariç bütün değerler ayak ağrısı olanlarda daha yüksekti. Dinamik plantar basınç kıyaslamalarında hastalık aktivitesi yüksek olan grupta (BASDAİ>4,1) pik sağ orta ayak basıncı ve pik sol ön ayak ortası basıncı hastalık aktivitesi düşük olan gruptan daha düşük bulundu (sırasıyla p=0,037 ve p=0,022). Hastalık aktivitesi düşük olan grupta ise sağ ayak temas alanı hastalık aktivitesi yüksek olan gruptan daha fazla bulundu (p=0,029). Torakal kifoz açısı artışı azalmış sağ ve sol statik maksimum ön ayak medial basınçları (sırasıyla p=0,05 ve p=0,02), azalmış sağ ve sol ayakta toplam yükün ön ayağa düşen yüzdeleri (sırasıyla p<0,001 vep=0,019), artmış sağ ayakta toplam yükün arka ayağa düşen yüzdesi (p<0,001) ve artmış sağ maksimum topuk basıncı (p=0,041) ile ilişkiliydi.Sonuç: AS'li hastalarda plantar basınç ölçümlerinin klinik ve radolojik parametrelerle ilişkili olduğunu saptadık. Özellikle torasik kifoz açısı arttıkça ön ve orta ayak basınçlarının bir kısmının azaldığını arka ayak basınçlarının bazılarının ise arttığını saptadık. Ek olarak artmış BASDAI, BASMI ve BASFI skorları da azalmış ön ayak basınç değerleri ve artmış arka ayağa düşen yük miktarı ile ilişkiliydi. Bu bulgular bize hastalık progresyonu ile arka ayağa düşen yükün arttığını düşündürmektedir. Dolayısıyla pedobarografi AS'li hastalarda hastalığın ayak üzerine etkisinin ve klinik gidişini değerlendirilmesinde uygun bir araç olarak görünmektedir.
Obstrüktif uyku apne sendromlu hastaların orta kulak basıncının ve östaki tüp fonksiyonlarının değerlendirilmesi
Giriş: Obstrüktif uyku apne sendromu toplumda rastlanma sıklığı, birlikte olduğu veya etiyolojisinde rol aldığı hastalıklar ve sonuçları nedeniyle her geçen gün üzerinde daha çok durulan ve araştırılan bir sendromdur. Hastalığın etiyopatogenezine yönelik yapılan çalışmalarda farengeal dilatatör kas grubundan özellikle genioglossus ve tensor veli palatini kaslarındaki aktivite kaybı elektrofizyolojik olarak ortaya konmuştur. Obstrüktif uyku apne sendromlu hastalarda uyku esnasında farenksteki muskuler yapılarda tonus kaybının katkısı ile oluşan kollapsa bağlı hava yolunda obstrüksiyonun olması nazofarenkse açılmakta olan östaki tüp fonksiyonlarını da etkileyebileceği düşünülebilir. Ayrıca östaki tüpününün açılmasında aktif role sahip tek kas olan tensor veli palatini kasında OUAS?lı hastalarda gösterilmiş olan tonus kaybı bu hastalarda ÖTD ve orta kulak basınçlarında bozulmalara neden olabilir. Böyle bir mekanizma söz konusu ise OUAS?lı hastalarda ÖTD?ye OUAS?ı olmayanlara göre daha sık rastlanması beklenir. Bu bilgilerin ışığında bu tezde OUAS?lı hastalarda östaki tüp fonksiyonları, orta kulak havalanması ve orta kulak basınçları incelenmiştir. Obstrüktif uyku apne sendromu olan kişilerde ÖTD?nin sıklığının gösterilmesi ve hastalığın şiddeti ile ÖTD sıklığı ve orta kulak basınçlarındaki değişikliklerin ilişkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya dahil edilme ve dışlama kriterleri de dikkate alındıktan sonra çalışma için gönüllü olan 107 hasta çalışmaya alınmıştır. Yapılan ayrıntılı KBB muayenesi ve Epilepsi Uyku Bozuklukları birimi değerlendirmesinden sonra hastalara hastanemizin Epilepsi ve Uyku Bozuklukları Merkezinde polisomnografi yapılmış, sonuçları manuel olarak uyku evrelerine bağlı kalınarak skorlanmıştır. Skorlamanın ardından hastalar polisomnografi sonuçlarına göre 4 gruba ayrılmıştır: 1. Grup: Normal (AHİ [apne hipopne indeksi]<5 OUAS?ı olmayan), 2. Grup: Hafif OUAS (AHİ 5-15), 3. Grup: Orta OUAS (AHİ 15-30), 4. Grup: Ağır OUAS (AHİ >30). Ardından çalışmaya dahil olan 107 hastanın tümüne timpanometrik ölçüm ve Otomatik Williams Testi (ETF1 testi) uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil olan 107 olgunun 73?ü (%68,2) erkek, 34?ü (%31,8) kadın olup tüm olguların ortalama yaşı 46,47±12,77?dir. Çalışmada normal, hafif OUAS, orta OUAS gruplarında orta kulak basınç ortalamaları birbirlerine yakın bulunmuştur. Ağır OUAS olan olgularda orta kulak basınç ortalamalarının diğer gruplar ile karşılaştırıldığında daha düşük olduğu saptanmıştır (p=0,002). Östaki tüp disfonksiyonunun varlığını saptamak için yapılan ETF1 sonuçları incelendiğinde; ağır OUAS hastalarının 15?inde (%36,6), orta OUAS olanların 5?inde (%23,8), hafif OUAS olanların 6?sında (%33,3), OUAS?ı olmayan grupta ise 5 olguda (%18,5) ÖTD izlenmiştir. Tüm OUAS olan olgular ile (hafif, orta, ağır OUAS?lı olgular) OUAS?ı olmayanlar (normal olgular) ÖTD sıklığı açısından karşılaştırıldığında fark istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (x2F=p=0,126ns p>0,05). Gruplar ayrı ayrı incelendiğinde ağır OUAS?ı olan olgular diğer gruplar ile karşılaştırıldığında ÖTD?ye daha sık rastlanmış ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (x2F=p=0,091ns p>0,05). Sonuç: Çalışmamızdan elde edilen bulguların ışığında ağır OUAS olan olgularda orta kulak basınçlarının anlamlı olarak düşük saptanması bu hastalarda orta kulak basınç düzenlenmesinde en büyük role sahip olan östaki tüpünün fonksiyonlarında kusur olabileceğini düşündürmektedir. Obstrüktif uyku apne sendromlu hastalarda yumuşak damak kaslarının tonuslarının değerlendirildiği çalışmalarda gösterilmiş olan tensör veli palatini kasındaki tonus kaybı östaki tüp fonksiyonlarını olumsuz etkiliyor olabilir. Bu mekanizmanın doğruluğunu kanıtlayacak yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.
Türk gençlerinde dinamik ayak tabanı basınç dağılımı ve postürel stabilite değerlendirilmesinde pedobarografi cihazının güvenilirlik çalışması
Amaç: Mid-gait protokolü kullanarak, sağlıklı genç popülasyonda, dinamik plantar basınç ölçümünde kullanılan HR Mat (Tekscan) pedobarografi cihazının tutarlılık ve güvenilirlik çalışması. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 20-23 yaş aralığında, normal vücut kitle indeksine sahip 40 erkek, 46 bayan (toplam 86) gönüllü katıldı. HR Mat (Tekscan Inc, Boston, MA, USA ) pedobarografi cihazının ortasında yer aldığı, yaklaşık 8 metrelik bir platform oluşturuldu. Katılımcılara mid-gait protokolüne uygun olarak normal yürüme temposunda pedobarografi cihazına basarak geçmeleri istendi. Bir hafta sonra tüm katılımcılara aynı işlem tekrar uygulandı. Başarılı üç sağ ayak verisi üzerinde 7 bölgeli maskeleme yapılarak, ayak tabanındaki farklı bölgelere ait kuvvet (Force), temas alanı (CA), temas basıncı (CP) ve basınç tepe noktası (PCP) ölçümlerinin aynı oturumdaki ve iki oturum arasındaki tutarlılıklarına bakıldı. Veriler SPSS 15.0 istatistik programına girildi. Oturum içi ICC2,1 (absolute agreement) ve oturumlar arası ICC2,3 (absolute agreement) korelasyona bakıldı. Munro klasifikasyonuna göre 0.26-0.49 düşük korelasyon; 0.5-0.69 ılımlı korelasyon; 0.7-0.89 yüksek korelasyon; 0.9-1.0 çok yüksek korelasyon olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan gönüllülerin başarılı 3 sağ ayak pedobarografik verileri değerlendirildiğinde; oturum içi ICC değerleri 0,709 ile 0,983 arasında değişmekteydi. En düşük değer 1. metatars bölgesi ilk oturumunda (FrstMTTCP1) gözlendi. Tüm parametreler yüksek ve çok yüksek korelasyon gösterdi. Oturumlar arası sonuçlara bakıldığında iki oturum arasında hem total hem de maskelenmiş alanlar birlikte değerlendirildiğinde ICC değerleri 0,810-0,985 arasında değişmekteydi. En düşük değer topuk temas basıncında (HeelCP) elde edildi. Sonuç: Kullandığımız HR Mat (Tekscan) pedobarografi cihazı ile, sağlıklı ve normal vücut kitle indeksine sahip kız ve erkek gönüllülerde, mid-gait protokolü uygulayarak yapılan dinamik pedobarografik ölçümlerde elde edilen sonuçlar, oturum içi ve oturumlar arası güvenilirlik açısından yüksek ve çok yüksek korelasyon göstermektedir. Bu cihazın ister araştırma, ister klinik çalışmalarda güvenli bir şekilde kullanımının uygun olduğu kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Pedobarografi, HR Mat, mid-gait, güvenilirlik
İç basınca maruz karbon fiber ve cam fiber takviyeli kompozit tüplerin sonlu elemanlar yöntemi ile patlama basıncı analizi
Bu tez çalışmasında, aynı hacime sahip filaman sargılı kompozit tankların tasarımında değişiklik yaparak modellenmesi ile gerilme değerlerini azaltmak amaçlanmıştır. Kompozit tankın tasarımında sadece silindirik kısım olup, küresel kısımları içermemektedir. Kompozit tank'da [45, 55, 60, 65, 75, 90] derece sarım açıları kullanılmıştır. Yapılan sonlu elemanlar analizinde ANSYS yazılımı kullanılmış, kompozit tankın farklı oryantasyon açılarında patlama basınçları elde edilmiş ve aynı hacimde tasarımda değişiklik yapılan kompozit tanklar ile bu değerler karşılaştırılmıştır. Kompozit tank'da üç faklı tasarım gerçekleştirilmiştir. Kompozit malzemede meydana gelebilecek hasarları belirlemek için sık olarak kullanılan Tsai-Wu ve maksimum stress hata kriterleri her iki tasarım için karşılaştırılmıştır.
Laparoskopik abdominal cerrahilerde, intraabdominal basınç değişikliklerinin optik sinir kılıf çapı, serebral oksijen saturasyonu ve kognitif fonksiyonlara olan etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Laparoskopik abdominal cerrahi sırasında oluşturulan iyatrojenik intraabdominal basınç artışının kafa içi basınç, serebral oksijenizasyon ve erken postoperatif kognitif fonksiyon değişimlerine etkilerini inceleyerek; kognitif fonksiyonların normal düzeyde devamlılığı ve güvenli cerrahi uygulamalarına katkı sağlamak amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Genel anestezi altında laparoskopik abdominal cerrahi planlanan 20-60 yaş aralığında 50 hasta çalışmaya katıldı. Operasyon öncesi ve operasyondan 24 saat sonra yatışlarının bulunduğu serviste SMMT uygulandı. Hastalar ameliyat odasına alındıktan sonra standart anestezi monitörizasyonuna ilave olarak NIRS ile sağ ve sol frontal rScO2 monitorizasyonu yapıldı. Operasyon sırasında EtCO2 33-40 mm Hg olacak şekilde ventilatör frekans düzenlemelerine izin verildi. OSKÇ ölçümü, her bir göz için horizontal ve vertikal olmak üzere iki ölçüm yapıldı. Ölçüm zamanları genel anestezi indüksiyonu öncesi (T0), genel anestezi indüksiyonundan 5 dakika sonra (T1), CO2 pnömoperitoneum oluşturulduktan 5 dakika sonra (T2), CO2 pnömoperitoneum oluşturulduktan 30 dakika sonra (T3) ve batın desuflasyonundan 5 dakika sonra (T4) olmak üzere tekrarlanan ölçümlerle kaydedildi. Genel anestezi indüksiyonu sonrasında İAB intravezikal olarak ölçüldü. Sonuçlar: İntraserebral basıncı değerlendirmek için OSKÇ'nin ultrasonografik olarak ölçümleri alındığında pnömoperitoneumun başlangıcından itibaren OSKÇ artışının olduğu, bununla birlikte pnömoperitoneumun sonlanması ile başlangıç değerine geri döndüğü tespit edildi. NIRS ile serebral perfüzyon açısından bu değişim değerlendirildiğinde ise pnömoperitoneumun 5. dk sında serebral oksimetre değerlerinde anlamlı azalma tespit edilirken sonraki dönemlerde artışa geçtiği görüldü. OSKÇ ve rScO2 arasında uyumsuz ve zıt değişim, pnömoperitoneum oluşturulduktan sonra 5. dakikadan itibaren artarak devam ettiği tespit edildi ancak aralarında anlamlı bir korelasyon bulunmadı. Pnömoperitoneumun OSKÇ artışına neden olmakla birlikte serebral perfüzyonun korunduğu ve değişimlerle korele SMMT değişikliği tespit edilmedi. Çıkarımlar: Çalışmamız sonucunda; laparoskopik girişimlerde pnömoperitoneumun uygulamasına bağlı İAB ile eş zamanlı OSKÇ artışına karşın rSO2 değerlerinde azalma beklenirken aksine artış gözlenmiştir. POKD açısından SMMT ile OSKÇ ve İAB parametreleri arasında korelasyon bulunmamıştır.
Hemşirelerin braden ve waterlow basınç ülseri risk değerlendirme ölçekleri'ne ilişkin görüşleri
Araştırma, Waterlow Basınç Ülseri Risk Değerlendirme Ölçeği (WBÜRDÖ)'nin geçerlik ve güvenirlik uyarlamasını yaparak ülkemizde ölçek çeşitliliğini artırmak ve hemşirelerin Braden ve Waterlow Basınç Ülseri Risk Değerlendirme Ölçekleri'ne ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla metodolojik ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşaması Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi (TSKRBM)'inde ve Bayındır Hastanesi'nde yapılmıştır. Araştırmanın ikinci aşaması Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi (GÜSAUM )'nde yapılmıştır.Araştırmanın birinci aşamasına TSKRBM ve Bayındır Hastenesi'nde yatmakta olan 150 hasta alınmıştır. BBÜRDÖ ve WBÜRDÖ'ye ilişkin hemşirelerin görüşlerini belirlemek amacı GÜSAUM'un ortopedi servisi, fizik tedavi ve rehabilitasyon servisi ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan 83 hemşire araştırma kapsamına alınmıştır.WBÜRDÖ' nün güvenirlik çalışması bağımsız gözlemciler arası uyum ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı tarafından çalışmaya katılan hemşirelere çalışmanın nasıl gerçekleşeceği hakkında bilgi verilmiştir. Hemşireler aynı hasta üzerinde aynı anda birbirlerinden bağımsız şekilde WBÜRDÖ' yü kullanmışlardır. Araştırmanın ikinci aşamasına katılan hemşirelere basınç ülseri ve risk değerlendirme ölçeklerine ilişkin eğitim verilmiş ve hemşireler iki hafta süre ile ölçekleri kullanmışlardır. Veriler, hemşirelere ilişkin tanıtıcı özellikleri ve risk değerlendirme ölçekleri hemşire görüşleri formları kullanılarak toplanmıştır.Araştırma sonucunda WBÜRDÖ'nün ülkemiz için geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu, hemşirelerin kliniklerinde çoğunlukla BBÜRDÖ'yü kullanmayı tercih ettikleri ve basınç ülseri risk değerlendirme ölçeklerinin geliştirilmesi gerektiği belirlenmiştir.Anahtar kelimeler: Basınç Ülseri, Risk Değerlendirme, Basınç Ülseri Risk Değerlendirme Ölçekleri
Çocuklar için braden q basınç ülseri risk değerlendirme ölçeğinin Türkçe geçerlilik ve güvenirliği çalışması
Bu araştırma, pediatrik yaş grubunda basınç ülserlerinin önlenmesi ve tedavisinde hemşirelik bakımına yön verebilecek basınç ülseri risk değerlendirmesinde kullanılan Çocuklar İçin Braden Q Basınç Ülseri Risk Değerlendirme Ölçeği'nin Türkçe Geçerlilik ve Güvenirliğini çalışmak üzere metadolojik olarak yapılmıştır.Araştırmanın evreni, 01.03.2012?01.07.2012 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir eğitim-araştırma hastanesinde yatan, basınç ülseri olan ya da riski bulunan çocuklardan oluşmuştur. Örneklemi ise araştırma kriterlerini karşılayan 148 hasta değerlendirmesi oluşturmuştur.Verilerin toplanmasında; hasta özelliklerine ve hemşirelerin bireysel özelliklerine ilişkin soru formu ve Çocuklar İçin Braden Q Basınç Ülseri Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Aynı vaka eş-zamanlı olarak bakım veren hemşiresi ve araştırmacı tarafından değerlendirilmiştir.Ölçeğin dil geçerliliği, çeviri-geri çevirisi yapılarak sağlanmıştır. Kapsam geçerliliği için ölçeğin Türkçe çevirisi 7 yara uzmanına gönderilmiş, buna göre ölçek yeniden düzenlenmiş ve ön uygulama sonrası örneklem grubuna uygulanmıştır.Kapsam geçerliliğine yönelik olarak uzman görüşleri ve önerilerinin değerlendirilmesinde Davis tekniği kullanılmıştır. İç tutarlılığın değerlendirilmesinde Cronbach Alfa katsayısına bakılmış ve Alfa değeri 0.80, alt maddelerin ise 0.72-0.82 arasında bulunmuştur. Yapı geçerliliği için yapılan Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) analizi ve Barlett testine göre KMO katsayısının 0.60 olduğu, Bartlett testine ilişkin ki-kare değerinin de ileri düzeyde (p<0.001) anlamlı olduğu saptanmıştır.Gözlemciler arası uyuma bakıldığında ölçeği oluşturan 7 bölümde ve ölçek toplam puanında hemşireler ve uzman arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Uzman ve hemşirelerin yaptıkları değerlendirmeler sonrasında hastalara benzer puanları vermesi, ölçeğinin gözlemciler arası uyum açısından güvenilir olduğunu göstermektedir.Sonuç olarak, Türkçe'ye uyarlanan Çocuklar İçin Braden Q Basınç Ülseri Değerlendirme Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır.
Çocuklarda basınç yarası prevalansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi
Amaç: Basınç yarası, yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da önemli bir sağlık sorunudur. Ancak çocukların anatomik ve fizyolojik farklılıkları basınç yarası prevalansını etkileyebilir. Bu araştırmanın amacı, çocuklarda basınç yarası prevalansı ve risk faktörlerini belirlemektir. Yöntem: Kesitsel ve analitik tipteki araştırmanın örneklemini, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde 21 Ocak 2015 tarihinde yatarak tedavi edilen 143 çocuk hasta oluşturdu. İlgili kurumdan etik kurul ve çalışma izni alındı. Veriler "Bireysel Özellikler Formu" ve "Çocuklar İçin Braden Q Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği" kullanılarak gözlem ve yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin analizinde Frekans, Yüzde, Ortalama, Standart sapma, Kolmogorov - Smirnov dağılım testi Pearson Ki-Kare testi ve Fisher Exact test ve Spearman Korelasyon Analizi kullanıldı. Sonuçlar % 95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 143 hastanın 17 (% 12 )'sinde basınç yarası gelişti. Yaş (ay) ortalaması 66,2±61,6, Vücut Ağırlığı ortalaması 19,7±16,5 olup, Beden Kitle Endeksine göre çoğunluğu zayıf (12 çocuk,% 70,6) olan örneklemin % 64,7(11 çocuk)'si erkekti. Basınç yarası gelişen çocukların hemoglobin ortalaması 9,5±1,6 g/dl, albumin ortalaması ise 2,7±0,2 g/dl olarak belirlendi. Glasgow Koma Ölçeği Puanı 10,7 ± 4,6 ve "Braden Risk Puanı" ortalaması ise 15,3 ± 5,2 "orta derecede risk" olarak bulundu. Yüzde 58,8'i yoğun bakımda tedavi edilen çocukların çoğunluğunun (%52,9: 9 çocuk) nörolojik sorunu, %70,6 (12 çocuk) ise kronik sorunu vardı. Basınç yarası 1. Evrede olan hasta oranı %47,1 (8 çocuk) bulundu. Sonuç: Bu çalışmada basınç yarası prevalansı % 12 bulundu. Basınç yarası gelişen çocukların çoğunda BKI ve albumin düzeyinin düşük olması nörolojik ve kronik hastalıklarının bulunması basınç yarası için riskli olduklarını gösterdi. Ancak, basınç yarası gelişmiş çocukları temsil eden örneklemlerde çalışılmasına ve ileri araştırmalar yapılmasına gereksinim vardır. Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar araştırmanın yapıldığı kurumda basınç yaralarını önlemeye ve tedavisine yönelik kanıt oluşturmak üzere değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Çocuklarda basınç yarası, riskler, prevalans,
Kaldırma kuvveti ve basınç konusundaki problemlerin çözümünde düşünce deneylerinin yeri
Bu araştırma, öğrencilerin tasarladıkları düşünce deneylerini ve bu düşünce deneylerinin yapılarını belirlemeyi amaçlayan, iki aşamadan oluşan bir örnek olay çalışmasıdır.Uygulamanın birinci aşaması Anadolu lisesinde öğrenim gören 9. sınıftan 30 ve 11. sınıftan 28 öğrenci ile yapılmıştır. Kaldırma kuvveti ve basınç konusu ile ilgili uzman görüşleri doğrultusunda hazırladığımız 4 açık uçlu sorudan oluşan ölçek kullanılmış ve öğrencilerin verdikleri cevaplar iki farklı hakemle değerlendirilmiştir. Ayrıca testin ortalama güçlük düzeyi ve madde analizi yapılarak kullanılan soruların orta güçlükte olduğu tespit edilmiş ve güvenirliliği belirlenmiştir.İkinci aşamada ise gönüllü katılımcılardan oluşan ilk oturuma katılan 9 ve 11. sınıflardan dörder öğrenci ile aynı sorulardan oluşan testte ortaya koyacakları düşünce deneylerinde öğrencilerle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Elde veriler bir düşünce deneyi tasarlayabilmeleri açısından yapılan kodlamalarla incelenmiştir. Verilerin analizi sonucunda ortaya çıkan düşünce deneylerinin yapıları karşılaştırılmış ve sınıflar arasında ortaya çıkan farklar ve benzerlikler tartışılmıştır. Sınıflar arasında 11. sınıf lehine anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Düşünce Deneyleri, Fizik Eğitimi, Kaldırma Kuvveti, Sıvı ve Hava Basıncı
Ameliyathanede sıvı dolgulu destek yüzeyi kullanmanın basınç ülserini önlemeye etkisi
Araştırma, ameliyathanede sıvı dolgulu destek yüzeyi kullanmanın basınç ülserini önlemeye etkisini belirlemek amacıyla randomize, kontrollü, deneysel olarak yapılmıştır.Araştırma Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin Ortopedi ve Beyin cerrahisi kliniklerinde ameliyat olan 30 deney ve 30 kontrol grubu üzerinde toplam 60 hasta üzerinde yapılmıştır.Veriler, literatürden yararlanılarak arştırmacı tarafından oluşturulan ?Hastalara İlişkin Özellikler Formu?, ?Braden Risk Değerlendirme Ölçeği?, ?Basınç Ülseri Evrelendirme Formu? kullanılarak, Şubat 2011- Mayıs 2011 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasına başlamadan önce kurumdan yazılı izin, hastalardan da aydınlatılmış onam alınmıştır.Ameliyattan bir gün önce Braden Risk Değerlendirme ölçeğine göre orta ve yüksek risk grubundaki hastalar deney ve kontrol grubuna randomize olarak atanmıştır. Deney grubundaki hastaların ameliyat masasına sıvı dolgulu destek yüzeyi konulmuş, kontrol grubundaki hastalar ise standart ameliyat masasında ameliyat olmuşlardır. Ameliyat bitiminin 30. dakikasında- 1., 2., ve 3. günlerinde hastaların cildi değerlendirilerek ?Basınç Ülseri Evrelendirme Formuna? kaydedilmiştir.Verilerin değerlendirilme işlemleri SPSS 12.0 proğramı kullanılarak yapılmıştır. Kolmogorov Smirnov testi, Student t testi, ki-kare, Fisher'in kesin ki-kare testleri, Pearson korelasyon analizi, sayı ve yüzdelikler hesapları kullanılmştır.Araştırma sonucunda deney ve kontrol grubundaki hastaların basınç ülseri gelişmesinde rol oynayan faktörler açısından benzer olduğu ve gruplar arasında istatistiksel olarak fark olmadığı saptanmıştır. Deney grubunda bir hastada, kontrol grubunda ise 15 hastada basınç ülseri geliştiği gözlenmiştir (p ? 0.05).Braden Risk değerlendirme Ölçeği Puanı ile ameliyat süresi ile basınç ülseri gelişimi arasında ilişki olduğu bulunmuştur.Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda riskli hastalarda destek yüzeyi kullanılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: Basınç Ülseri, Destek Yüzeyi, Ameliyathanede, Hemşirelik.
Pozisyon süresinin yatağa bağımlı hastalarda basınç yarası oluşumu üzerine etkisi ve akıllı yatak öneri
Bu araştırma pozisyon süresi olarak adlandırdığımız pozisyon verilme sıklığı, cinsiyet, yaş, klinik tanı, kilo, uyaran, nem, beslenme, hemoglobin değeri, vücut ısısı, Braden Ölçeği gibi faktörlerin basınç yarası oluşumu üzerine etkisini incelemek amacıyla deneysel olarak planlanmıştır. Çalışma üç gruba ayrılan ve her birinde beş hasta bulunan gruplara belirlenen pozisyon sürelerinin verilmesi ve çıkan sonuçların bir forma kaydedilmesi şeklinde yürütülmüştür. Bir saat aralıklı pozisyon verilecek olan birinci gruptaki hasta sayısı tamamlandıktan sonra, sırasıyla ikinci ve üçüncü gruptaki hastalara iki ve üç saatlik pozisyon verilmiş ve çıkan sonuçlar forma her bir hasta için bir hafta süresince kaydedilmiştir. Çalışmada hastalar rastgele seçilmiştir. Grup içindeki hasta takipleri aynı anda başlatılamamış olmakla birlikte, gruplar arası pozisyon süreleri de aynı anda başlatılmadan, her gruptaki hasta sayısı tamamlanacak şekilde çalışma yürütülmüştür. Çalışma sonucuna göre, vücut sıcaklığının basınç yarası oluşumu üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı görülmüştür (p>0.05). Hastalara ait ölçüm sonuçlarına göre pozisyon değiştirme süresinin basınç yarası oluşumu üzerinde etkili olduğu (p<0.05) ve önceliğine bakıldığında ise en etkili faktör olduğu görülmüştür (x2=779.4992 p<0.05). Pozisyon süresi ile hastalarda mevcut yara oluşumu arasındaki korelasyona bakıldığında, aralarında güçlü bir ilişki olduğu görülmüştür (r:0.896 p<0.05). Hastalardaki yara oluşum oranı hesaplandıktan sonra yapılan analiz sonucunda, pozisyon değiştirme sıklığının artması sonucu yara oluşma oranının azaldığı görülmüştür (K-Wallis:11.677 p<0.05). Araştırmanın sonucunda pozisyon değiştirme süresinin diğer faktörler ile birlikte basınç yarası oluşumu üzerinde etkili olduğu sonucuna varılmış ve hastanın tüm parametrelerini dahil ederek, sık pozisyon verebilen akıllı bir yatak önerisinde bulunulmuştur.
Düşük akım anestezisinde salin ve hava ile şişirilen endotrakeal tüp kaf basınçlarının karşılaştırılması
Çalışma genel cerrahi, ortopedi ve plastik cerrahi operasyonu yapılacak, ASA I-II grubu, 18-65 yaş arası, beklenen operasyon süresi 60-180 dk arasında olan toplam 60 hastada iki grubun karşılaştırılması şeklinde prospektif olarak yapıldı. Çalışmaya dahil edilen hastalar endotrakeal entübasyon sonrası endotrakeal tüplerinin kaf basınçları "kaf manometresi" yardımıyla 25 cm H2O olacak şekilde rastgele olarak salin (Grup S) ve hava (Grup H) ile şişirelerek iki gruba ayrıldı. Her iki grupta da anestezi idamesi %50 O2/N2O karışımı ile birlikte % 2-3 sevofluran gaz karışımı ilk 10 dk toplam 6 L/dk akım sonrası, akım hızı 1 L/dk ya düşürüldükten sonra cerrahinin bitmesine 10 dk. kala N2O kapatılıp %100 oksijenle 6 L/dk'dan solutularak sağlandı. Tüm hastaların; kalp atım hızı, oksijen satürasyonu, ortalama arter basıncı, BİS değerleri, kaf içi basınç değerleri, en yüksek kaf basıncı değerleri, en yüksek kaf basıncına ulaşma zamanı, EtCO2, inspire edilen oksijen ve azot protoksit değerleri, internal PEEP ve tepe havayolu basıncı değerleri indüksiyon öncesi, entübasyon sonrası, indüksiyon sonrası 10'ar dakikalık aralıklarla ve extübasyondan hemen önce kaydedildi. Grupların kaf basıncı değişimi Grup H' deki hastaların 10.dk, 20.dk, 30.dk, 40.dk, 50.dk, 60.dk, 70.dk, 80.dk, 90.dk, 100.dk, 110.dk, 120.dk ve maximum kaf basıncı kaf basıncı düzeyleri, Grup S'deki hastalara göre anlamlı olarak yüksekti. Maksimum kaf basıncına ulaşma zamanı açısından Grup H ve Grup S arasında anlamlı fark yoktu. Grupların Vizüel Analog Skala (VAS) değişimleri Grup H' deki hastaların postoperatif 2. ve 24. saatte yutkunurken, 2 saatte yutkunma yokken ki VAS değerleri Grup S'ye göre istatistiksel olarak anlamlı yüksekti. Sonuç olarak; N2O kullanılan düşük akım anestezi uygulamalarında entübasyon tüp kaflarının salin ile şişirilen grupta hava ile şişirilen gruba göre intraoperatif kaf basınçlarının anlamlı olarak düşük seyrettiği ve postoperatif dönem komplikasyonları azalttığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: düşük akımlı anestezi, endotrakeal tüp kaf basıncı, N2O, salin
Laparoskopik kolesistektomilerde farklı pnömoperitonyum basınçlarının orta kulak basıncı ve postoperatif bulantı kusma sıklığına etkisi
Bu araştırmada elektif laparoskopik kolesistektomi geçirecek hastalarda, PN için kullanılan farklı CO2 basınçlarının OKB ve POBK sıklığına etkisini göstermeyi amaçladık.Risk grubu ASA I-II olan elektif laparoskopik kolesistektomi geçirecek 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Operasyondan bir gün önce hastaların her iki kulakları otoskop ile muayene edildi. Anestezi indüksiyonu her iki gruba 5-7 mg kg?1 tiyopental sodyum ve 0,2 µg kg-1 dk-1 remifentanil infüzyonu ile yapıldı, 0.6 mg kg?1 rokuronyum verildikten sonra endotrakeal entübasyon gerçekleştirildi. Anestezi idamesinde her iki grupta remifentanil (0,05-0,3 µg kg?1 dk?1) infüzyonu ve izofluran ile inhalasyon anestezisi yapıldı. Hastaların ventilasyonu %40 oksijen/ hava karışımı 4 lt dk?1, frekans 12 soluk dk?1 ve tidal volüm 8 ml kg?1 olacak şekilde ayarlandı. KAH, SAB, DAB, OAB, SpO2, OKB 1 ve OKB 2 değerleri indüksiyon öncesinde kaydedildi; indüksiyondan sonra, entübasyondan sonra, PN oluşturulduktan sonra ve hastaya pozisyon verildikten sonra 3. 6. 9. 15. 20. ve işlem bittikten sonra supin pozisyonda bu parametreler ve ek olarak EtCO2 ve inspiratuar izofluran kaydedildi. Postoperatif 5. 10. ve 30. dakikalarda OKB 1, OKB 2, VAS, VDS ve yapılan metoklopramid miktarı kaydedildi. Postoperatif 24 saat süre içinde VDS skalası ve hastalara yapılan toplam metoklopramid miktarları ve zamanı kaydedildi.Sonuç olarak, düşük PN basıncı (8-10 mmHg) ve yüksek PN basıncı (13-15mmHg) uygulanan iki grup arasında, OKB değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadı. Postoperatif 12-24 saatlik süreçte Grup D'de POBK oranı yüksek çıktı. Bu hastalardan 7'sinin genç yaşta ve kadın olması, POBK'nin gençlerde ve kadınlarda daha sık görüldüğünü gösterdi.Grup içi farklılıklara bakıldığında ise, indüksiyonda (her iki grupta sol ve sağ kulakta), entübasyon sonrasında (her iki grupta da sol kulakta, Grup Y'de sağ kulakta) OKB değerlerinde istatistiksel olarak farklılık ortaya çıktı. Bu farklılıklar maske ile ventilasyonun ve volatil anesteziklerin OKB'yi artırdığını destekledi. Her iki grupta pozisyon verildikten sonra sağ ve sol kulakta OKB değerlerinde azalma meydana geldi.
Lenfödemli bireylerde farklı basınçlarla uygulanan kompleks dekonjestif fizyoterapinin deri ve deri altı doku kalınlığı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışmanın amacı lenfödemi olan bireylerde farklı basınçlarla uygulanan kompleks dekonjestif fizyoterapinin deri ve deri altı doku kalınlığına etkisini değerlendirmekti. Çalışmaya kol lenfödemine sahip 21 birey katıldı. Bireylerin deri ve deri altı doku kalınlıkları el dorsumu, bilek voları, ön kol dorsumu, ön kol voları, kol dorsumu, kol voları, olmak üzere 6 referans noktasından ultrason ile, ekstremite hacimleri volümetrik ölçüm ile, ekstremitelerin çevresi çevre ölçümü ile, dokudaki serbest ekstraselüler sıvı doku yüzdesi dielektrik sabiti ile, yaşam kalitesi Lenfödem Yaşam Kalitesi Anketi ile, üst ekstremite fonksiyonu Q-DASH ile, uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ile, fiziksel aktiviteleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form ile, tedaviden görülen fayda Hasta Fayda İndeksi-Lenfödem ile ve tedavi süresindeki konfor vizuel analog skala ile değerlendirildi. Düşük bandaj basıncı (20-30 mmHg) (n:11) ve yüksek bandaj basıncı (45-55 mmHg) (n:10) olmak üzere rastgele iki gruba ayrılan bireylere 4 hafta kompleks dekonjestif fizyoterapi uygulandı. Bireyler tedavi öncesi, 1., 10., tedavi sonu ve üç ay sonra takipte değerlendirildi. Deri kalınlığı, yüksek basınçlı bandaj grubunun ekstremite volarındaki referans noktalarında ve düşük basınçlı bandaj grubunun ekstremite dorsalindeki referans noktalarında azaldı (p<0.05). Deri altı doku kalınlığı yüksek basınçlı bandaj grubunun tüm referans noktalarında azaldı (p<0.05). Düşük basınçlı bandaj grubunun el ve kol dorsumu dışındaki referans noktalarında deri altı doku kalınlığı azaldı (p<0.05). Yüksek basınçlı bandaj grubunda ödem daha hızlı azaldı (p<0.05). Yaşam kalitesi, üst ekstremite fonksiyonu, uyku kalitesi, fiziksel aktivite, tedaviden görülen fayda ve konfor iki grupta da benzerdi. Çalışmanın sonucunda el ve kol dorsumunda deri altı doku kalınlığını azaltmada yüksek basıncın daha etkili olduğu ve diğer referans noktalarında yüksek ve düşük bandaj basınçlarının etkilerinin benzer olduğu görüldü. Özellikle el dorsumundaki ödemin çözülmesinin zor olduğu ve ödemin kısa bir sürede azalmasının istendiği durumlarda 45-55 mmHg basınç kullanımının önerilebileceği düşüncesindeyiz.
Gözden geçirme stratejisi ile desteklenmiş yapılandırmacı öğrenme yaklaşımının 5e modelinin öğrencilerin basınç konusundaki erişilerine, bilgilerinin kalıcılığına ve tutumlarına etkisi
Bu çalışmada, İlköğretim Fen Bilgisi dersi 7.sınıf öğretim programında bulunan ?Ya Basınç Olmasaydı?? ünitesindeki katı, sıvı ve gaz basıncı konularının öğretilmesinde gözden geçirme stratejisi ile desteklenmiş Yapılandırmacı Öğrenme Yaklaşımının 5E modelinin öğrencilerin erişileri, tutumu ve bilgilerinin kalıcılığı üzerindeki etkileri Geleneksel Öğretim Yaklaşımı ile karşılaştırmalı bir şekilde araştırılmıştır. Araştırma deneysel bir çalışma olup 2006-2007 öğretim yılının II. Döneminde yürütülmüştür. Araştırmanın örnekleminin belirlenmesi kolay ulaşılabilir durum örneklemesi yöntemi ile yapılmıştır. Kolay ulaşılabilir durum örneklemesi yapılarak araştırmacının görev yaptığı Diyarbakır il merkezinde bulunan 700. Yıl İlköğretim Okulu 7. sınıflarından 7-A ve 7-B sınıfları çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmaya 7-A sınıfından 37, 7-B sınıfından 40 öğrenci olmak üzere toplam 77 öğrenci dahil edilmiştir. Yedinci sınıflardan rastlantısal olarak seçilen 7-A deney ve 7-B sınıfı kontrol grubudur. Çalışmanın başlangıcında, her iki gruptaki öğrencilerin basınç konusundaki kavramsal algılamalarını ve teorik bilgilerini tespit etmek için Başarı Testi ve öğrencilerin fene olan tutumları ile bilim ve bilimi öğrenme yollarını algılamalarını belirlemek için Tutum ve Algılama Anketi ön test olarak uygulanmıştır. Gözden geçirme stratejisi ile desteklenmiş Yapılandırmacı Öğrenme Yaklaşımının 5E modelinin öğrencilerin erişileri ile tutum ve algılamaları üzerine etkisini tespit etmek için Başarı Testi ile Tutum ve Algılama Anketi tüm öğrencilere son test olarak tekrar uygulanmıştır. Öğrenilen bilgilerin kalıcılığını belirlemek için son testlerin yapıldığı günden 5 hafta sonra Başarı Testi her iki gruptaki öğrencilere tekrar uygulanmıştır. Bu araştırmadan elde edilen verilere dayanılarak ortaya konulan sonuçlar şunlardır: ? Gözden geçirme stratejisi ile desteklenmiş Yapılandırmacı Öğrenme Yaklaşımı ile Geleneksel Öğretim Yaklaşımı arasında öğrencilerin erişileri açısından gözden geçirme stratejisi ile desteklenmiş Yapılandırmacı Öğrenme Yaklaşımı lehine anlamlı bir farklılık vardır. ? Kalıcılık testi sonuçlarına göre her iki grubun da başarılarında bir değişme olmadığı görülmüştür. ? Gözden geçirme stratejisi ile desteklenmiş Yapılandırmacı Öğrenme Yaklaşımı ile Geleneksel Öğretim Yaklaşımı arasında öğrencilerin fene yönelik tutum ve algılamaları açısından anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. ? Her iki grubun da cinsiyet temelindeki akademik başarılarında ve fene yönelik tutum ve algılamalarında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Yapılandırmacı Öğrenme Yaklaşımı, Geleneksel Öğretim Yaklaşımı, Gözden Geçirme Stratejisi, Fen Öğretimi, Tutum, Erişi.