Mother child relations
80 theses under this subject heading
Annelerin teknoloji ve sosyal medya kullanımının anne çocuk ilişkisi açısından incelenmesi
Anne ile çocuğun arasındaki ilişki çocuk gelişiminin temelini oluşturmaktadır ve bu ilişki birçok farklı değişkenden etkilenebilmektedir. Günümüzde teknoloji ve sosyal medyanın yaygınlığı giderek artmaktadır. Anne çocuk ilişkisi de teknoloji ve sosyal medyanın etkisinde kalabilmektedir. Bu çerçevede bu araştırma 5-6 yaş çocuğa sahip annelerinin teknoloji ve sosyal medya kullanımı ile anne-çocuk ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışma grubunu Ankara ili Mamak, Yenimahalle, Çankaya ilçelerinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı devlet ve özel anaokuluna devam eden 5-6 yaş grubu çocuklarının 401 annesi oluşturmaktadır. Araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu ve geçerlilik güvenirlik çalışması yapılmış olan Ebeveyn-Çocuk İlişkisi ölçeği ile veri toplama işlemi sağlanmıştır. Veriler istatistiki paket program aracılığı ile analiz edilmiş, ölçeğin yakınlık ve çatışma alt boyutlarından elde edilen puanların belirlenen bağımsız değişkenler kategorilerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterip göstermediğini incelemek amacıyla bağımsız gruplar t testi ve tek yönlü varyans analizi ANOVA analizi kullanılmıştır. Yakınlık ve çatışma alt boyuta ait puan dağılımlarının normal olmaması durumunda, kategori sayısı iki ise ilişkisiz örneklemler Mann Whitney U testi, kategori sayısı ikiden fazla ise Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre annenin öğrenim düzeyi arttıkça çocuğu ile olan ilişkisinde daha az çatışma yaşadığı, annenin sahip olduğu çocuk sayısı arttıkça çocuğu ile daha çok çatışma yaşadığı, annenin ve çocuğun ekran süresi arttıkça anne-çocuk çatışmasının da arttığı, teknoloji ve sosyal medyanın anne-çocuk ilişkisine etkili olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.
Yoganın annenin stres düzeyi, anne-bebek ilişkisi, anne ile bebeğinin uyku ve beslenme problemlerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışmanın amacı, yoganın uyku ve beslenme problemi olan bebeklere sahip annelerin stresi, anne bebek ilişkisi, anne ve bebeğin uyku ve beslenmelerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya uyku ve beslenme problemi olan bebeğe sahip 55 anne dahil edildi. (Yer değiştir)Randomize olarak 29 anneye yoga eğitimi video konferans yöntemi ile haftada 2 gün, günde 1 saat olmak üzere 8 hafta boyunca uygulanırken diğer 26 anne kontrol grubu oldu. Annelerin stres düzeyleri Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ile, anne bebek ilişkisi Ebeveyn Çocuk Kapsayıcı İşlevler Ölçeği (EÇKİÖ) ile, bebeklerini besleme süreci tutumları Beslenme Süreci Anne Tutumları Ölçeği (BSATÖ) ile, annelerin kendi beslenme tutumları Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ) ile, uyku kaliteleri Pittsburg Uyku Kalitesi (PUKİ) ile, değerlendirildi. Bebeklerin beslenme problemleri Bebeklik Dönemi Uyumsal Yeme Davranışı Ölçeği (BDUYDÖ) ile, uyku problemleri Bebek/ Çocuk Uyku Sorunları Kısa Tanılama Formu (BUKF) ile değerlendirildi. Yoga grubundaki annelerin müdahale sonrasında stres düzeyinde (p<0.05), uyku kalitesinde (p<0.05), bebeklerini besleme tutumları alt parametrelerinden negatif duygu durum ve yetersiz besleme tutumlarında (p<0.05), ebeveyn kapsayıcı işlevleri alt parametrelerinden endişe ve ayrılığa hassasiyet ve katı-kuralcı ilişkide (p<0.05) istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Yoga grubundaki annelerin bebeklerinde ise; bebek gece uyanma sıklığı ve uykusuzluk süresinde (p<0.05), beslenme davranışları alt parametrelerinden isteksizlik ve tepkisellikte (p<0.05) iyileşmeler görüldü. Kontrol grubundaki annelerin stres düzeylerinde (p<0.05) anlamlı artış ve uyku kalitelerinde (p<0.05) anlamlı azalış görülürken, anne bebek ilişkisi, bebeklerinin uyku ve beslenme davranışları alt parametreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0.05). Sonuç olarak, yoga eğitimi uyku ve beslenme problemi olan bebeklerin annelerinde annenin stresi, anne bebek ilişkisi ve anne ve bebeğin uyku ve besleme davranışları üzerine olumlu etkileri olan bir uygulamadır. Uyku ve beslenme problemi olan bebeklerin anneleriyle yapılan müdahale yaklaşımlarına yoga eğitimlerinin de dahil edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir.
Annenin öğretmen olup olmamasının anne mükemmeliyetçiliği, çocuk mükemmeliyetçiliği ve çocuk kaygı düzeyi üzerindeki rolü
Bu araştırmanın amacı, annenin öğretmen olup olmamasının anne mükemmeliyetçilik düzeyi, çocuğunun mükemmeliyetçilik ve kaygı düzeyi üzerindeki biçimlendirici etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla Manisa ilinde yaşayan yaş ortalamaları 47,88 olan 300 anneye '' Kişisel Bilgi Formu'' ve ''Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği'', yaş ortalamaları 22,19 olan 300 çocuğuna ise '' Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği'' ve ''Spielberger Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri'' uygulanmıştır. Ayrıca annelerin (yaş, eğitim durumu, gelir düzeyi, medeni hali, çalışma durumu ve mesleği, eşlerinin yaş ve mesleği, sahip oldukları çocuk sayıları) ve çocuklarının (yaş, meslek, eğitim durumu, okul öncesi dönemde bakan kişi) demografik özellikleri değerlendirilmiştir. Öğretmenlik mesleğinin annenin mükemmeliyetçilik düzeyi ile ilişkisi araştırılmış ve yapılan analizlere göre sadece Aileden Eleştiri puanlarının annenin öğretmen olup olmama durumuna göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı tespit edilmiştir. Öğretmen olan annelerin öğretmen olmayan annelere göre Aileden Eleştiri puanları anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Annenin mesleğinin öğretmen olması ile 15-30 yaş arası çocuğunun mükemmeliyetçilik düzeyi arasındaki ilişki incelendiğinde, çocukların sadece Kişisel Standartlar puanlarının annelerinin öğretmen olup olmama durumuna göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı tespit edilmiştir. Annesi öğretmen olan çocukların Kişisel Standartlar puanı diğerlerine göre anlamlı derecede yüksektir. Annenin mesleğinin öğretmen olması ile 15-30 yaş arası çocuğunun kaygı düzeyi arasındaki ilişki incelendiğinde ise çocukların aldıkları kaygı puanlarının annelerinin öğretmen olup olmama durumuna göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı tespit edilmiştir.
Annelerin depresyon ve anksiyete düzeyleri ile çocukların uyku alışkanlıkları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, annelerin depresyon ve anksiyete düzeyleri ile 6-11 yaş aralığındaki çocukların uyku alışkanlıkları arasındaki ilişkiyi incelemek olarak belirlenmiştir. Kesitsel nitelikte olan bu araştırmanın örneklemi sosyal medya aracılığı ile duyurulan çevrim içi ankete katılım sağlayan 511 anneden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Form, Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi, Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Veriler Pearson Ki-Kare, Mann Whitney-U, Spearman Korelasyon Kat Sayısı ve Binary Lojistik Regresyon Analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonuçları anneye göre çocukta uyku problemi varlığı ile çocuk uyku alışkanlıkları anketine göre çocukta uyku problemi varlığı arasında anlamlı bir farklılık olduğunu göstermiştir. Kendine ait yatağı bulunmayan, geçmişte veya günümüzde psikiyatrik/ psikolojik yardım alan, yaşı daha küçük olan, annesinin yaşı daha küçük olan, annesinin eğitim yılı daha az olan, annesi gebelik sırasında veya doğum sonrasında psikolojik veya fiziksel hastalık geçiren çocuklarda uyku problemlerinin daha fazla görüldüğünü gösteren sonuçlar elde edilmiştir. Annenin depresyon ve anksiyete düzeyi ile babanın eğitim düzeyinin, çocukta uyku problemlerinin yordayıcıları olduğu saptanmıştır. Bu bilgiler ışığında annelerin, çocuklarda uyku problemlerini tespit edebilmek için uyku konusunda bilinçlendirilmesinin ve kendi ruhsal sorunlarının çocuk uyku problemlerine etkisini göz önünde bulundurarak bunların çözümü için psikolojik/ psikiyatrik destek almasının önemli olduğu düşünülmektedir.
Okul öncesi çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtilerinin, davranışsal, sosyal problemler, aile işlevselliği ve ebeveyn tutumları ile ilişkilerinin incelenmesi
Problemin tanımı: Bu araştırmanın amacı DEHB belirtileri gösteren 4-6 yaş aralığındaki çocukların sosyal, davranışsal problemlerini tespit etmek, aile işlevselliklerini ve ebeveynlerinin tutumlarını incelemektir. Yöntem: Katılımcılar, İstanbul Kadıköy ilçesinde yer alan 2016-2017 yılları arasında anaokullarına devam eden 4-6 yaş aralığındaki öğrencilerin ebeveynlerinden ve öğretmenlerinden oluşmaktadır. Araştırmaya toplam 92 ebeveyn ve 14 öğretmen katılmıştır. Araştırılması amaçlanan bilgiler Sosyodemografik Form, DSM-V Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Formu, Conners Ebeveyn Değerlendirme Ölçeği, Aile Değerlendirme Ölçeği ve Ebeveyn Tutumları Ölçeği ile elde edilmiştir. Bulgular: Conners Ebeveyn Değerlendirme Ölçeğinin analizi sonucunda DEHB belirtileri gösteren çocukların sosyal problemler, kaygı, karşı gelme, duygusal değişkenlik, mükemmeliyetçilik ve psikosomatik belirtileri, DEHB belirtileri göstermeyen çocuklara oranla daha fazla yaşadıkları tespit edilmiştir. Aile Değerlendirme Ölçeği sonucunda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtileri gösteren çocukların ailelerinde iletişim, duygusal tepki verebilme, davranış kontrolü ve genel işlevler alanlarında sağlıksız işlevsellikleri olduğu görülmüştür. Ebeveyn tutumları açısından bakıldığında ise DEHB belirtileri gösteren çocukların ebeveynlerinin otoriter ve aşırı hoşgörülü tutumu daha fazla sergilediği görülmüştür. Sonuç: Araştırmanın alanyazınına katkısı DEHB olan çocukların ilkokulda yaşayabilecekleri problemlerin önlenmesi yada en aza indirilmesinin okul öncesi dönemde çocukların DEHB belirti düzeylerinin değerlendirilmesi ile sağlanabileceğinin önemini vurgulamaktır. Okul öncesi dönemde DEHB belirtileri gösteren çocukların davranışsal ve sosyal anlamda belirti göstermeyen çocuklardan farklılaşması ayrıca çocukların ebeveynlerinin tutumlarının farklı olması 4-6 yaş aralığında alınacak önemlemlerin önemini göstermektedir. Aile işlevselliği ve bahsedilen diğer alanlardaki problemlerin boyutları büyümeden önemlemler alınması çocuk için olumlu değişimler sağlayacaktır. Bu araştırma ile okul öncesi dönemin ileriki yaşların yordayıcısı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, okul öncesi dönem, çocukluk çağı, aile işlevselliği, ebeveyn tutumları
Ebeveynlerin kırılgan bebek algısı ile sağlık kurumlarına başvuru durumları arasındaki ilişki
Bu çalışmada 0-1 yaş çocuğu olan ebeveynlerin kırılgan bebek algısı ile sağlık kurumlarına başvuru durumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Diyarbakır ilinde yer alan bir hastanenin çocuk polikliniğine başvuran bir hafta-bir yaş arasında bebeği olan 200 ebeveyn oluşturmaktadır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul, kurum izni ve ebeveynlerden izin alınmıştır. Veriler, Sosyodemografik Özellikler Bilgi Formu ve Kırılgan Bebek Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Veriler, IBM SPSS V23 programında bağımsız gruplarda t testi, korelasyon ve lineer regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan annelerin %41.5'u 25-35 yaş grubunda, %45'i lise mezunu, %77.5'i ev hanımı ve ortalama çocuk sayısı 2,5 ± 1,1'dir. Bebeklerin %53'ü kız, %72.5'inin doğum ağırlığı 2500-4000 gram aralığında ve %69 'unun gestasyon haftası 38-42 haftadır. Çalışmaya katılan annelerin kırılgan bebek algısı ölçeği puanı ortalaması 33.9±4.6 olarak elde edilmiştir. Annelerin kırılgan bebek algısı ölçeği puanı ile sağlık kurumuna başvuru sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0,477). Bu çalışmada annelerin bebek kırılganlığı algısı puanının yüksek olduğu belirlenmiştir. Annelerin bebek kırılganlığı algısına yönelik müdahale çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kırılgan bebek ölçeği, ebeveyn, kırılgan bebek, hemşirelik
10-11 yaş çocuklarında çizgi roman okumanın anne çocuk ilişkisine etkisi
Bu çalışmanın amacı 10-11 yaş çocuklarında çizgi roman okumanın anne çocuk ilişkisine etkisinin incelenmesidir. Araştırmanın tipi ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel çalışmadır. Araştırmanın evrenini Kayabey Şehit Ferruh Kulaoğlu Ortaokulunda öğrenim gören 126 beşinci sınıf öğrencisi ve bu öğrencilerin annesi, çalışma her grupta 30 kişi olmak üzere 60 anne ve 60 çocukla tamamlanmıştır. Çalışmanın verileri "Bilgi Formu, Aile İçi Yakın İlişkilerde Deneyimler Ölçeği Kısa Formu ve Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Deney grubundaki anne çocuk ikilileri 6 hafta boyunca haftada 1 gün, günde 20-30 dk belirlenen çizgi romanları birlikte okumuşlardır. Deney grubunda yer alan çocukların müdahale öncesi bağlanma kaçınması (19.46 ± 9.64) düzeyinin müdahale sonrası bağlanma kaçınması düzeyinden (15.43 ± 9.56) anlamlı olarak daha düşük olduğu saptanmıştır (p< .01). Deney grubunda yer alan annelerin müdahale öncesi olumsuz ebeveyn çocuk ilişkisi (20.06 ± 3.39) düzeyinin müdahale sonrası olumsuz ebeveyn çocuk ilişkisi düzeyinden (14.13 ± 3.35) anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p< .01). Benzer şekilde, kontrol grubunda yer alan annelerin müdahale öncesi olumsuz ebeveyn çocuk ilişkisi (19 ± 3.41) düzeyinin müdahale sonrası olumsuz ebeveyn çocuk ilişkisi düzeyinden (13.83 ± 3.46) anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p< .01). 10-11 yaş çocuklarında çizgi roman okumanın olumlu anne çocuk ilişkisini artırmada, olumsuz anne çocuk ilişkisini ve bağlanma kaçınmasını azaltmada etkili olduğu belirlenmiştir. Okullarda olumlu anne çocuk ilişkisinin desteklenmesi, olumsuz anne çocuk ilişkisinin azaltılması ve güvenli anne çocuk bağlanmasının desteklenmesi için çizgi roman okumalarının teşvik edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Çizgi Roman, Ebeveyn Çocuk İlişkisi, Bağlanma Kaçınması, Bağlanma Kaygısı
Okul öncesi çocuklarda sosyal yetkinlik ve davranış sorunları ile annelerinin yaşam doyum düzeyleri ve psikolojik semptomları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı okul öncesi çocuklarda görülen davranış problemleri ve çocukların sosyal yetkinliklerinin, annelerinde görülen psikolojik semptomları ve annelerinin yaşam doyumları ile olan ilişkinin incelenmesidir. Bu çalışma, ilgili kavramların bir arada incelenmesi ve dinamik bir model sunması nedeniyle önemlidir. Alan dizine yeni ve güncel bilgilerin kazandırılması da diğer bir olumlu katkısıdır. Çalışmanın evrenini Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran hastaların anneleri oluşturmaktadır. Örneklem seçkisiz örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Örneklem sayısı ise hastaneye 3 ay içerisinde başvuran 500 hastanın %20 si alınarak hesaplanmıştır ve böylelikle 100 kişiye uygulama yapılmıştır. Örneklem seçiminde çocukların okul öncesi dönemde olmaları dikkate alınmıştır. Çalışmada katılımcı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu ve ayrıca Diener- Yaşam Doyumu Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri (KSE), Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme-30 envanterleri kullanılmıştır. Araştırmamızın sonuçları çocuklardaki davranış problemleri ve sosyal yetkinlik ile annelerinin yaşam doyumları arasında anlamlı bir ilişkiye işaret etmektedir. Araştırmamızın sonuçları çocuklardaki davranış problemlerinin sosyal yetkinlik düzeyi ile annelerinin psikolojik belirtileri arasında anlamlı bir ilişkiye işaret etmektedir. Araştırmamıza göre annelerin yaşam doyumları ile psikolojik belirtileri arasında anlamlı bir ilişki mevcuttur. Araştırmamızdan elde edilen bulgulara göre cinsiyet ile yaşam doyumu arasında anlamlı bir ilişkiye işaret etmektedir. Yapılan çalışmanın sonuçlarına bakıldığında değişkenler arası ilişkiler saptanmış olup, elde edilen veriler literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşam Doyumu, Sosyal Yetkinlik, Çocukluktaki Davranış Problemler
Ebeveynlerin çocukluk çağı travmalarının, ebeveyn tutumları ve ebeveyn-çocuk ilişkileri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, annelerin yaşamış olduğu çocukluk çağı travmalarının ebeveyn tutumları ve çocukları ile olan ilişkileri üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma İstanbul'da 4–6 yaş arası çocuğu olan, 389 annenin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada katılımcılara demografik bilgi formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ), Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ), Çocuk Anababa İlişki Ölçeği (ÇAİÖ) verilmiştir. Araştırma neticesinde demografik veriler ile yapılan karşılaştırmalarda farklılıklar saptanmıştır. Çocuk Anababa İlişki Ölçeği ile Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Çocuk Anababa İlişki Ölçeği ile Demokratik alt boyutu arasında negatif yönlü yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Çocuk Anababa İlişki Ölçeği ile Otoriter alt boyutu arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Çocuk Anababa İlişki Ölçeği ile Aşırı Koruyucu alt boyutu arasında negatif yönlü orta düzey bir ilişki bulunmuştur. Çocuk Anababa İlişki Ölçeği ile İzin Verici alt boyutu arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulunmuştur. Demokratik alt boyutu ile Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği arasında negatif yönlü yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Otoriter alt boyutu ile Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Aşırı Koruyucu alt boyutu ile Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği arasında negatif yönlü orta düzey bir ilişki bulunmuştur. Çocukluk Çağı Travmaları, Demokratik tutum, Otoriter tutum, Koruyucu tutum ve İzin Verici tutum, Çocuk Anababa İlişkisini anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir.
Okul öncesi dönemdeki çocukların akran ilişkileri ve sosyal beceri düzeylerinin anne çocuk ilişkileri açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı okul öncesi dönemdeki çocukların akran ilişkileri ve sosyal beceri düzeylerini anne-çocuk ilişkileri açısından incelemektir. Çalışmanın örneklemini Ankara ilindeki MEB'e bağlı okul öncesi eğitim kurumlarından kartopu örnekleme yoluyla seçilen 4-6 yaş aralığındaki 200 çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden olan ilişkisel model kullanılmıştır. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Çocuk-Ana Baba İlişki Ölçeği, Çocuk Davranış Ölçeği ve Sosyal Beceri Geliştirme Sistemi Derecelendirme Ölçeği yardımıyla toplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda çocuk-ana baba ilişki ölçeğinin çatışma alt boyutu puanları ile sosyal beceri ölçeğinin iş birliği ve öz denetim alt boyutları arasında anlamlı ve ters yönlü bir ilişki olduğu; olumlu alt boyutu ve toplam puanları ile sosyal beceri ölçeğinin sorumluluk alt boyutu arasında anlamlı ve ters yönlü ilişki olduğu bulunmuştur. Çocuk-ana baba ilişki ölçeğinin çatışma alt boyutu puanları ile çocuk davranış ölçeğinin saldırganlık alt boyutu puanları arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal beceri ölçeğinin alt boyutları ve toplam puanlarında cinsiyete göre anlamlı farklılık olduğu; çocuk davranış ölçeği aşırı hareketlilik alt boyutunda yaşa ve cinsiyete; asosyal ve dışlama boyutlarında ise cinsiyete göre anlamlı farklılık olduğu sonuçlarına varılmıştır. Çalışmanın sonucunda, annelerin çocuklarıyla kurdukları ilişkiler ile çocuklarının akran ilişkileri ve sosyal beceri düzeyleri arasındaki ilişkiye göre araştırmacılar ve uygulayıcılar için öneriler geliştirilmiştir.
Investigating the relation between maternal childhood traumatic experiences and children's emotion regulation: Mediating role of maternal emotion regulation and emotion socialization
History of maternal childhood trauma predicts socio-emotional difficulties in children. This relationship implies that a traumatic experience can be transmitted to the next generation. The present study examines the underlying mechanisms of the intergenerational effect of trauma on children's emotion regulation abilities. Previous research indicated positive correlations among one's early traumatic experiences, emotion regulation difficulties and negative parenting outcomes. We also know that emotion socialization practices, which could be considered as a parental task, predict children's emotion regulation skills. These findings were the basis why we have proposed maternal emotion regulation difficulties and unsupportive emotion socialization practices as mediators in the current study. Mothers (n = 195) who have children between the ages of 4-11, participated in our study. Participants completed self-report measures assessing their traumatic history, emotion regulation difficulties, use of socialization of negative emotions and their children's emotion regulation skills. A serial mediation analysis demonstrated that maternal emotional regulation difficulties which create unsupportive emotion socialization practices significantly mediated the relationship between maternal childhood trauma and child's emotion regulation skills. The results emphasize the significance of maternal emotional regulation difficulties and unsupportive emotion socialization processes to explain the intergenerational transmission of trauma on children's emotion regulation skills. The study has several theoretical as well as clinical implications in terms of the mechanisms of trauma transmission and intervention possibilities to break that cycle.
Moderating roles of father involvement and family protective factors on the relationship between maternal early maladaptive schemas and psychological symptoms of children
Development of psychopathology has been investigated for many years from different perspectives. Amongst others, effects of parents have been counted as a significant environmental condition on the psychosocial development of offspring. However, most of the studies focuses on the relationship between maternal factors and child's well-being, while only a limited number of research has examined the buffering impacts of different family units on the proposed relation. Accordingly, the current study investigated whether family protective factors and father involvement had a buffering effect on the relation between psychopathology susceptibility of mothers and children psychological symptoms. While the psychopathology susceptibility of the mothers was measured in terms of early maladaptive schemas, psychopathology of child was investigated with regard to psychological symptoms. One hundred fifty-three mother-late adolescent dyads participated to the current study. Late adolescents filled out Father Involvement Scale, The Inventory of Family Protective Factors, The Symptom Check List and Difficulties in Emotion Regulation Scale, while their mothers filled out The Inventory of Family Protective Factors and Young Schema Questionnaire- Short Form-3. Obtained results indicated that early maladaptive schemas of mothers significantly predicted their children's psychological symptoms, and emotion regulation skills of children mediated the proposed relation. The impact of mothers' maladaptive schemas on children psychological symptoms through emotion regulation skills accentuated when paternal involvement was low or moderate. However, family protective factors did not moderate the relationship between mother's early maladaptive schemas and children's psychopathology through children's emotion regulation. Obtained results were discussed in relation to Family System perspective and related psychosocial interventions.
Otizm spektrum bozukluğu olan çocuğa sahip anneler ile sağlıklı çocukların annelerinin tükenmişlik düzeylerinin ve stresle başa çıkma modellerinin incelenmesi
Otizm spektrum bozukluğu, nedeni tam anlamıyla bilinmeyen, farklı alanlarda meydana gelen güçlük ve anormallikler ile oluşum gösteren gelişimsel bir bozukluğudur. Bu tanı ilk defa literatüre Leo Kanner tarafından 1943 yılında kazandırılmıştır. Her otizm spektrum bozukluğu tanısına sahip çocuklar aynı özellikleri göstermemektedir. Derecesine göre farklılık gösterebilmektedir. Otizm spektrum bozukluğuna sahip çocukların anneleri, çocuklarının yaşadıkları sorunlar karşısında nasıl davranacaklarını, sorunların çözümünde hangi yolu izleyeceklerini bilememekte olmaları ve bu sorunların kendi yaşantılarını hangi boyutta etkileyeceklerini öngörememeleri endişeye neden olmaktadır. İstanbul ilinde özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde eğitim alan ve uygulama okullarında eğitim gören otizm spektrum bozukluğu tanısı almış 2-16 yaş arasında çocukların anneleri ile normal gelişim gösteren çocukların annelerinin tükenmişlik seviyelerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma kapsamında, İstanbul ilinde yaşayan otizm spektrum bozukluğu tanısı konmuş çocuk ve sağlıklı çocuğa sahip anneler ile 141 kişiye yüz yüze görüşme tekniği ile online ortama dayalı anket uygulanmıştır. Veri toplama işlemi; Annelerin yaşadığı tükenmişliği ölçmek Maslach ve Jackson (1981) tarafından geliştirilen Maslach Tükenmişlik Ölçeği (Maslach Burnout İnventory) ve Stres belirtilerini ölçmek için; DasGupta (1992; akt. Hovardaoğlu,1997) tarafından stres belirtilerini saptamak amacıyla geliştirilen belirti listesinin Türkçe formu ve araştırmacının hazırlamış olduğu Demografik Bilgi Formu kullanılarak gerçekleştirilmiştir.
Annelerin bağlanma stilleri ile bebeğine prenatal bağlanma düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Giriş: Gebelik döneminde bazı kadınlar gelişen psikolojik değişikliklere kolaylıkla uyum sağlarken, bazılarında ruhsal sorunlar görülebilmektedir. Özellikle yüksek riskli gebeliklerin kadınlarda stres düzeyini artırdığı bilinmektedir. Kadının prenatal dönemdeki ruhsal sağlığı kendi bağlanma stilleri ile bakım verdiği bebeğine bağlanması arasında ilişki birçok çalışmada gösterilmiştir. Amaç: Araştırmanın amacı, annelerin bağlanma stilleri ile gebelik döneminde bebeğine prenatal bağlanma düzeyleri arasındaki ilişkisi ve annenin bebeğine bağlanması ile ilgili olası faktörleri değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma kapsamında, seçkisiz örneklem oluşturularak seçilen üç Aile Sağlığı Merkezine gebelik kontrolü için başvuran gebelerin araştırmaya katılımları için bilgilendirilmiş onan formu doldurularak anket çalışması yürütülecektir. Araştırmacı tarafından belirlenen ve katılımcılara uygulanan veri ölçüm araçları Sosyodemografik Veri Formu, İlişki Ölçeği Anketi (İÖA) ve Prenatal Bağlanma Ölçeği (PBÖ) olarak belirlenmiştir. Bulgular: Otuz yaş altı katılımcıların PBÖ puanlarının daha büyük yaş gruplarına kıyasla daha fazla olduğu, daha düşük eğitim düzeyi olan katılımcılardan daha yüksek olduğu, primipar olan katılımcıların başka çocuk sahibi olan katılımcılardan daha yüksek olduğu görülmektedir. Gelir düzeyi yüksek olan katılımcıların kayıtsız bağlanma stili puanlarının geliri düşük ve orta derecede olan katılımcılardan daha fazla olduğu, gelir düzeyi düşük olan katılımcıların güvenli bağlanma ve saplantılı bağlanma stili puanlarının daha yüksek geliri olan katılımcılardan daha fazla olduğu görülmektedir. İÖA deki bağlanma stillerinden sadece saplantılı bağlanma stili alt boyutu puanları ile PBÖ puanları arasında negatif yönlü zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. İÖA deki bağlanma stillerinden sadece saplantılı bağlanma stili alt boyutu puanları ile PBÖ puanları arasında negatif yönlü zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmada PBÖ puanlarının genç katılımcılarda, eğitim düzeyi yüksek olanlarda ve primipar olan gebelerde lerde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bağlanma stili alt boyutu puanları ile PBÖ değerleri arasında negatif bir korelasyon bulunmuştur. Gelecek çalışmalarda bu bulguların test edilerek örneklem sayısının daha fazla olduğu, farklı kültürel özellikleri olan örneklemde yapılacak çalışma bulgularıyla desteklenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.
COVID-19 sürecinde Otizm Spektrum tanısı olan çocukların annelerinin depresyon, sağlık anksiyete ve tükenmişlik düzeylerinin incelenmesi ve sağlıklı çocukların anneleri ile karşılaştırılması
Araştırmanın amacı, COVID-19 sürecinde otizmli çocuğu olan annelerin depresyon, sağlık anksiyetesi ve tükenmişlik düzeyleri ile normal gelişim gösteren çocukların ailelerin depresyon, sağlık anksiyetesi ve tükenmişlik düzeylerinin karşılaştırılmasıdır. COVID-19 hastalığı Çin'in Wuhan kentinde Aralık 2019'da ortaya çıkmış, bu hastalık Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından pandemi olarak bildirilmiştir. Hastalığın teşhisinde genel ve kişiye özel birçok belirtiler saptanmış olup genel olarak tanımlanan semptomları arasında ateş, öksürük, boğaz ağrısı, yorgunluk, tat alma duyusunda değişiklik yer almaktadır. Tüm dünyayı etkisi altına almış bu virüs özel gereksinimli çocukları ve bakım verenlerini de zorlu bir sürece süreklemiştir. Bu çalışma OSB tanısı konan 60 ve normal gelişim gösteren 80 çocuğun anneleri ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada annelerin depresyon düzeylerini ölçmek için Beck Depresyon Ölçeği, sağlık anksiyetesinin düzeyini ölçmek amacıyla Sağlık Anksiyetesi Ölçeği, tükenmişlik düzeylerini ölçmek amacıyla ise Maslach Bakım Veren Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmamızda bağımlı değişkenler (depresyon, sağlık anksiyetesi ve tükenmişlik) otizm teşhisi almış çocukların anneleri ve normal gelişim gösteren çocukların anneleri ile kıyaslanmıştır. COVID-19 sürecinde OSB'li çocukların annelerinin yaşadıkları depresyon, sağlık anksiyetesi ve tükenmişlik düzeyleri daha yüksek bulunmuş ve sağlıklı çocukların annelerine göre anlamlı farklar saptanılmıştır. Annenin eğitim durumuna göre sağlık anksiyetesi bulgularının eğilimin arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak ikili grupların karşılaştırıldığı bu araştırmada OSB tanısı almış çocukların annelerinde depresyon, tükenmişlik ve sağlık anksiyetesinin puanlarına bakılmış olup normal gelişim gösteren çocukların annelerinden daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Buna ek olarak çocuğun cinsiyeti, ölçekler ile bir ilişki içerisinde değildir. Pandemi sürecinde annenin çalışma durumunun da depresyon, sağlık anksiyetesi ve tükenmişlik puanları üzerinde bir etkisi yoktur. Anahtar Kelimeler; Otizm, depresyon, sağlık kaygısı, COVID-19, tükenmişlik, anneler
Annelerin bağlanma stilleri ile çocuk yetiştirme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmanın amacı annelerin çocuk yetiştirirken sergiledikleri tutumlar ile yakın ilişkilerde gösterdikleri bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin anlamlılığının incelenmesidir. Bu amaçla araştırmaya İstanbul ve Yalova ilinde yaşamakta olan 2-6 yaş arası çocuk sahibi 156 anne katılmıştır. Verilerin toplanmasında SosyoDemografik Bilgi Formu, Ebeveyn Tutum Ölçeği ve İlişki Ölçekleri kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, minimum, maksimum gibi tanımlayıcı istatistiklerden faydalanılmıştır. Verilerin analizinde normallik dağılım testlerinden Kolmogorov-Smirnov testi kullanılmış olup analiz sonucunda normallik varsayımları sağlandığından parametrik testlerden faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda, annelerin çocuklarını yetiştirirken sergiledikleri koruyucu tutum ile korkulu bağlanma ve saplantılı bağlanma arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Otoriter ebeveyn tutumu ile saplantılı bağlanma arasında pozitif anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma sonucunda, annelerin çocuklarını yetiştirirken sergiledikleri aşırı koruyucu ebeveyn tutumu ile güvenli bağlanma arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk Yetiştirme Tutumu, Bağlanma Stili, Anne Çocuk İlişkisi
Mental retardasyon tanısı almış çocukların annelerinde depresyon ve kaygının incelenmesi
Mental retardasyonu olan bir çocuğun ebeveyni olmak psikolojik, sosyal, ekonomik ve ailevi sorunları da beraberinde getirebilmektedir. Dünyaya gelen çocuğun öncül bakım verme sorumluluğunu çoğunlukla anneler üstlenmektedir. Bu durum annelerin psikolojik etkilenmelerine neden olmaktadır. Bu kapsamda araştırmada, mental retardasyonu olan çocukların annelerinde sosyodemografik özellikler ile depresyon ve kaygı düzeyinin incelenmesi ve karşılaştırılması amaçlanmaktadır. "Nedensel karşılaştırma araştırma yöntemi"ne uygun olarak hazırlanan araştırmanın evrenini, İstanbul ilinde mental retardasyon tanısı alan çocukkların anneleri oluşturmaktadır. Örneklemini ise, İstanbul ilinde faaliyet göstermekte olan Boğaziçi Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde mental retardasyon tanısı ile eğitim alan 4- 18 yaş arası çocukların anneleri oluşturmaktadır. Araştırmaya mental retardasyonu olan 4- 18 yaş arası 227 çocuğun annesi katılım sağlamaktadır. Araştırma bulgularına göre, annelerin yaş, kendine vakit ayırma, çocuk sayısı, aylık gelir düzeyi ve engel durumu değişkenlerine göre depresyon ve kaygı düzeylerinde farklılıkların görüldüğü saptanmıştır. Çocuğun özel eğitim alma süresi, yaşı, cinsiyeti, annenin medeni durumu, eğitim düzeyi ve bakım desteğinin varlığı değişkenlerine göre ise depresyon ve kaygı düzeylerini yordamadıkları görülmüştür.
Annelerin kişilik özellikleri ile okul öncesi çocuklardaki anksiyete düzeyleri arasındaki ilişki
Amaç: Çalışmanın amacı annelerin kişilik özellikleri ile okul öncesi çocuklardaki anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Bu araştırmanın örneklemini oluşturan Özel Bilgi Yuvam Anaokulu, Özel Beylikdüzü Yasemin Anaokulu ve İstanbul Özel Safa Okulları Anaokulu öğrencilerine ve annelerine Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi ve Okul Öncesi Çocuklarda Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmacı tarafından katılımcıların bilgilerini toplamak amacıyla oluşturulan sosyodemografik veri formu kullanılmıştır. Araştırmanın örneklem grubu 151 okul öncesi dönemi öğrenim gören 3-6 yaş arası öğrencilerden ve öğrencilerin annelerinden oluşmaktadır. Araştırmanın sonucunda elde edilen elde edilen bulgular SPSS 22 (Statistical Pacpage For Social Science) paket programında analiz edilmiştir. Verileri değerlendirirken yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatiksel metodlar kullanılmıştır. Veriler incelenirken ANOVA, Kruksal Wallis U Test, Bağımsız Gruplar t-test, Levene kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma dahilinde sosyodemografik veri formunu ve anket sorularını 70'ini (%46,4) kız çocuğu, 81'inin (%53,6) erkek çocuğu olmak üzere toplamda 151 katılımcı ile çalışılmıştır. Okul Öncesi Çocuklarda Anksiyete Ölçeği (ÖOÇAÖ) sosyal fobi alt boyut puanları ile Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi (SDKT) dışa dönüklük (p<,01) duygusal dengesizlik (p<,05) alt boyut puanları, yaygın kaygı bozukluğu alt boyut puanları ile duygusal dengesizlik (p<,05), deneyime açıklık (p<,05) alt puanları, özgül fobi alt boyut puanları ile duygusal dengesizlik (p<,05) alt boyut puanları, ayrılık anksiyetesi alt boyut puanları ile duygusal dengesizlik (p<,01) alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca OÖÇAÖ-toplam puanları ile SDKT-duygusal dengesizlik (p<,01) alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu, duygusal dengesizlik alt boyut puanları ortalamasının diğer alt boyutlara göre yüksek saptanmıştır. Annelerin demografik özellikleri ile çocuklarındaki kaygı düzeyleri arasında zayıf korelasyonlar tespit edilmiştir. Annelerin kişilik yapıları ile çocuğundaki anksiyete düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Annelerin 'dışa dönüklük, duygusal dengesizlik, deneyime açıklık' puanlarının çocuklardaki kaygıyı pozitif yönde etkilediği bulunmuştur. Sonuç: Çalışma bulgularımıza göre annelerin kişilik boyutu değişkenleri açısından duygusal dengesizlik kişilik boyutu çocuklarda anksiyeteyi yordayan önemli bir değişkendir.
Özgül öğrenme güçlüğü tanısı almış çocukların annelerinde öfke aleksitimi ve savunma mekanizmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı özgül öğrenme güçlüğü tanısı almış çocuklarının annelerindeki öfke, aleksitimi ve savunma mekanizmalarının arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, "İlişkisel Tarama Modeli" ne uygun olarak hazırlanmıştır. Araştırmanın Örneklem seçimi basit-rastgele örneklem seçim türü kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini özgül öğrenme güçlüğü tanısı almış çocukların annesi oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem grubunu ise İstanbul ilindeki çeşitli rehabilitasyon merkezlerine başvuran özgül öğrenme güçlüğü tanısı almış 150 çocuğun annesi oluşturmaktadır. Katılımcılar çeşitli rehabilitasyon merkezinden tesadüfi olarak seçilmiştir. Araştırma veri toplama süreci 2021 yılında gerçekleşmiştir. Bulgular: Yapılan araştırma sonucunda Çocuğun Cinsiyeti Değişkeni ile Toronto Aleksitimi Ölçeği ve Savunma Mekanizmaları Ölçeğinden elde edilen puanlar arasında anlamlı bir farklılık yoktur. Çocuğun Cinsiyeti Değişkeni ile Çok Boyutlu Öfke Ölçeğinden elde edilen puanlar arasında anlamlı bir farklılık yoktur. Ailenin Gelir Durumu değişkeni ile Toronto Aleksitimi Ölçeğinden elde edilen puanlar arasında anlamlı bir farklılık yoktur. Ailenin Gelir Durumu değişkeni ile Çok Boyutlu Öfke Ölçeğinden elde edilen puanlar arasında anlamlı bir farklılık yoktur Annenin Yaşı değişkeni ile Çok Boyutlu Öfke Ölçeğinden elde edilen puanlar arasında anlamlı bir farklılık yoktur. Ailenin Eğitim Durumu değişkeni ile Toronto Aleksitimi Ölçeğinden elde edilen puanlar arasında anlamlı bir farklılık yoktur.
Okul öncesi dönemdeki çocukların anksiyete düzeyleri ile annelerin bağlanma sitilleri arasındaki ilişki
Bebekler ve çocuklar biyolojik olarak başkalarıyla kişilerarası bağlar kurmaya ve dünyayı güvenli bir şekilde keşfedebilecekleri güvenli bir üssün konforunu elde etmek için onlara bakım veren kişilere, ebeveynlerine yakınlık aramaya yatkındırlar. Bu noktada, aile, çocuğu çevresine bağlayan ilk temas noktasıdır. Aile ortamında çocuk dünyaya karşı ilk tutumları kazanmakta, zihinsel ve fiziksel olarak gelişmekte, nasıl iletişim kuracağını öğrenmekte, temel normları kazanmakta ve sonunda kendi tutum, ahlak ve davranışlarını oluşturmaktadır. Anneler bu noktada kritik bir role sahip olmaktadırlar. Çocukların annelerine olan bağlarının yanı sıra annelerinin de onlara dair olan bağlanma duygusu son derece büyük bir önem arz etmektedir. Bu nedenle, literatürde, annenin bağlanma duygusu da en az çocukların annelerine ve genel olarak aileleri ile birlikte çevrelerine olan bağlanma hissiyatı kadar dikkatli bir şekilde incelenmektedir. Çocukların bağlanma konusundaki yaklaşımları son derece büyük bir önem arz etmesine karşın, çocukların bu konudaki kaygı durumlarının ve kaygı düzeylerinin de dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi son derece kritik bir değer taşımaktadır. Bu nedenle anksiyete kavramı ve bunun çocuklardaki yansımalarının incelenmesi önemli olmaktadır. Bu araştırmanın temel amacı, okul öncesi dönemde bulunan çocuklardaki (3-5 yaş aralığındaki çocuklar) kaygı düzeyleri ile annelerinin bağlanma stilleri arasındaki potansiyel ilişkileri incelemektir. Araştırmanın odak noktası, annelerin sahip olduğu hangi tür bağlanma stillerinin çocuklardaki hangi kaygı boyutlarıyla ilişkili olduğunu ve bu ilişkilerin hangi düzeyde olduğunu belirlemektir. Bu bağlamda, çocukların kaygı düzeyini etkileyen faktörlerin annelerin bağlanma stilleri ile nasıl etkileşime girebileceği ve hangi bağlanma stillerinin bu ilişkilerde daha baskın olduğu gibi sorulara yanıt aranmaktadır.
Annelerin çocuklarının eğitimlerine sundukları desteğin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi
Bu çalışmada annelerin çocuklarının eğitimlerine sundukları desteğin düzeyi, cinsiyet, sınıf, kardeş sayısı, doğum sırası, annenin yaşı, çalışma durumu ve eğitim düzeyine göre anlamlı farklılıklar gösterip göstermediği irdelenmiştir. Annelerin çocuklarının eğitimlerine desteği "Annenin İlgisi ve Desteği", "Annenin Evdeki Öğretmen Rolü" ve "Dışarıdan Destek Alma ve Öğrenciyi Özendirme" olmak üzere üç boyutta incelenmiştir. Ankara'da, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında, tabakalı örnekleme yöntemiyle seçilen 384 ortaokul öğrencisine "Annenin Çocuğun Eğitimine Sunduğu Destek Ölçeği" uygulanmıştır. Veriler Sosyal Bilimler için İstatistik Paket Programı 23'te yüzde, frekans ve fark testleri ile analiz edilmiştir. Anne desteğine ilişkin öğrenci görüşleri öğrencinin cinsiyetine göre anlamlı bir fark göstermemektedir. Annenin İlgisi ve Desteği" ve "Annenin Evdeki Öğretmen Rolü" boyutlarında sınıf ve kardeş sayısına göre "anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. "Annenin İlgisi ve Desteği" boyutundaki görüşler doğum sırası ve sınıfa göre farklılaşmaktadır. Beşinci ve altıncı sınıf öğrencilerinin, tek çocuk olan veya bir kardeşi olan öğrencilerin ve ailenin ilk çocuğu olan öğrencilerin anneleri diğerlerine göre daha çok destek sağlamaktadır. Annenin yaşı, çocuğun desteğe ilişkin algılarında farklılık yaratmamaktadır. Ancak, annenin çalışma durumu ve eğitim düzeyi "Annenin İlgisi ve Desteği" ve "Annenin Evdeki Öğretmen Rolü" boyutlarında anlamlı fark yaratmaktadır. Çalışan anneler ile eğitim düzeyi yüksek olan anneler, çalışmayan ve eğitim düzeyi düşük olanlara göre daha fazla destek sağlamaktadır. Anahtar sözcükler: annenin eğitime desteği, annenin eğitime katkısı, eğitime sunulan destek, annenin eğitime katılımı, eğitime katılım
Annelerin duygu sosyalleştirme davranışları ile çocukların duyguları anlama becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı annelerin duygu sosyalleştirme davranışları ile çocukların duyguları anlama becerisi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma grubu, Ankara ili merkezinde okul öncesi eğitim kurumlarına giden 50 çocuk ve annelerinden oluşmaktadır. Annelerin duygu sosyalleştirme davranışları "model olma, çocukların olumsuz duygularına tepkiler verme ve duygu öğretimi" açısından ele alınmıştır. Karma araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada veri toplama aracı olarak One Frog Too Many adlı sözsüz kitap, duygu kartları, annelerin tuttukları günlükler, Denham Duygu Anlama Testi, TEDİL Testi, Çocukların Olumsuz Duyguları İle Başetme Ölçeği, Aile İçi Duygusal İfade Envanteri, Anne Çocuk Bilgi Formu kullanılmıştır. Nitel verilerde içerik ve betimsel analize başvurulmuştur. Nicel verilen analizinde ilişkisiz örneklemler için t testi, ANOVA testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis testi gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonucunda, annelerin model olma yoluyla duygu sosyalleştirme davranışları ile çocukların duyguları anlama becerileri arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Annelerin kaygı, cezalandırıcı, duygu ifadesini cesaretlendirici ve probleme odaklı tepkileri ile çocukların duyguları anlama becerileri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Annelerin kitap okurken en fazla açıklama yöntemini kullandıkları belirlenmiştir. Annelerin çocukları ile sohbet ederken en çok soru sorma yöntemine başvurdukları görülmüştür. Annelerin kitap okurken kullandıkları sosyalleştirme yöntemi ile çocukların duyguları anlama becerileri arasında pozitif; yorumlama yöntemi ile negatif yönde orta düzeyde anlamlı ilişki olduğu görülmüştür.. Annelerin çocukları ile sohbet ederken kullandıkları netleştirme ve sosyalleştirme yöntemi ile çocukların duygu anlama becerileri arasında orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar sözcükler: okul öncesi, duygu sosyalleştirme, model olma, tepki verme duygu öğretimi, duygu anlama becerileri.
Okul öncesi dönem çocuklarında ebeveyn tutumu ile duyusal profilin ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, okul öncesi dönem çocuklarının ebeveynlerinin tutumları ile bu çocukların duyusal işlemleme becerileri arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü'ne ve NDN Mutluluk Institution'a gelen 3-6 yaş arasında normal gelişim gösteren çocuğu olan 279 ebeveyn dahil edildi. Çocukların duyusal profilleri Duyu Profili ile değerlendirildi. Ebeveynlerin tutumu, Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) ile değerlendirildi. Çocukların duyusal profili duyusal işlem, modülasyon, davranışsal ve duygusal cevaplar olarak, ebeveyn tutumları ise otoriter, demokratik, aşırı koruyucu ve izin verici ebeveyn tutumu olarak analiz edildi. Çocukların duyusal profili ile ebeveyn tutumları arasındaki ilişkiler Spearman testi ile analiz edildi. Çocukların duyusal işlem becerileri ile otoriter tutum arasında pozitif yönde (p<0,05); modülasyon becerileri ile demokratik tutum arasında negatif yönde (p<0,05), otoriter tutum ile pozitif yönde (p<0,001), izin verici tutum ile pozitif yönde istatiksel olarak anlamlı ilişki (p=0,005); davranışsal ve duygusal cevaplar ile otoriter tutum arasında pozitif yönde istatiksel olarak anlamlı ilişki (p=0,001) içinde olduğu belirlendi. Ebeveyn tutumları arasında duyu profili alt boyut faktörleri bakımından fark olup olmadığı, parametrik olmayan yöntemlerden Kruskal Wallis testi ile incelendi. Ebeveyn tutumları arasında endurans/tonusla ilgili duyusal işlem değişkeni bakımından (p=0,006), ebeveyn tutumları arasında modülasyon genel toplam değişkeni bakımından istatiksel olarak anlamlı fark (p=0,027) bulunduğu belirlendi. Çalışmamız sonuçlarına göre okul öncesi dönem çocuklarının duyusal işlemleme süreçleri ile ebeveyn tutumları arasında ilişki olduğu tespit edilmiştir. Okul öncesi dönemde hem ebeveynlerin tutumlarının hem de davranışsal, modülasyon, duyusal işlem becerilerinin incelenmesinin bu çocukların yaşına uygun duyu gelişimlerini sağlamada önemli olacağı düşünülmektedir.
Okul öncesi dönem çocuklarının anneleriyle olan ilişkileri ve annelerin çocuğa yönelik ilgisi ile duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 4-6 yaş arası çocukların anneleriyle olan ilişkileri ve annelerin çocuğa yönelik ilgileri ile duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bunun yanı sıra çocuğun duygu düzenleme becerileri, anne çocuk ilişkisi ve çocuğa yönelik anne ilgisi çeşitli değişkenler açısından incelenmiştir. Çalışma grubunu Şubat 2019- Mayıs 2019 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi- Çocuk Gelişimi Polikliniğine başvuran 305 çocuğun anneleri oluşturmaktadır. Verilerin elde edilmesinde; "Genel Bilgi Formu", "Çocuk Ana-Baba İlişki Ölçeği-Anne Formu", "Çocuğa Yönelik Anne-Baba İlişki Ölçeği-Anne Formu" ve "Duygu Düzenleme Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve Scheffe Testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; çocuğun duygu düzenleme becerilerinin ve anne çocuk ilişkisinin çocuk cinsiyeti, anne yaşı, anne eğitim düzeyi, anne çalışma durumu, çocuk sayısı, aile tipi ve gelir durumuna göre farklılaştığı ancak çocuk yaşına göre farklılık göstermediği görülmüştür. Çocuğa yönelik anne ilgisinin ise; çocuk cinsiyeti, anne yaşı, anne eğitim düzeyi, anne çalışma durumu, çocuk sayısı, aile tipi ve gelir durumuna göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Ancak çocuk cinsiyetine göre yalnızca ilgileri geliştirmeye yönelik ilgi alt ölçeğinin ve çocuk yaşına göre kontrole yönelik ilgi alt ölçeğinin farklılık gösterdiği gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra, çocukların duygu düzenleme becerileri ile anne çocuk ilişkisi ve çocuğa yönelik anne ilgisi arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Bu bilgilere göre, çocuk ile anne arasındaki ilişki ve annenin çocuğa yönelik ilgisi arttıkça duygu düzenleme becerilerinin arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonuçları değerlendirilerek; araştırmacılara eğitimcilere, medya organlarına, kamu kurum ve sivil toplum kuruluşlarına önerilerde bulunulmuştur.