Punishment
173 theses under this subject heading
Türk Ceza Kanunu ile mukayeseli olarak İslam Ceza Hukukunda hırsızlık suçu
Bu çalışmanın konusu, hırsızlık suçunun İslam ve Mer'i Ceza Hukuku kaynaklarındaki yeri ve muhtevasıdır. İslam Ceza Hukukunda örnekleme yönteminin, mer'i ceza hukukunda ise ilkesel yöntemin kullanılması sebebiyle her iki hukuk sistemi karşılaştırılmak suretiyle hırsızlık suçunun yer ve muhtevası tespit edilmeye çalışılmıştır. Tezin amacı ise kısmen ilkesel olmakla birlikte daha çok örneksel bir yöntemle zenginleştirilmiş/geliştirilmiş İslam ceza hukukunda hadd suçları kategorisinde yer alan ve kural olarak hadd cezasına tabi olan hırsızlık suçunun mer'i hukuk sistematiği ile ifade edilmeye çalışılmasıdır. Bu çalışma sırasında İslam hukukunun klasik dönem eserleri ile birlikte son dönem eserleri de, mer'i hukuk eserleri ile birlikte taranmış ve karşılaştırma mer'i hukuk sistematiği içerisinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hırsızlık, Hadd, Örnekleme Yöntemi, İlkesellik, Mer'i Hukuk Sistematiği
Türk Ceza Kanunuyla mukayeseli olarak İslam ceza hukukunda öldürme suçları ve cezaları
Bu çalışma ile öncelikle İslam ceza hukukunda öldürme suçları ve cezaları anlatılmış, Türk ceza hukuku ile benzer ve farklı yönleri karşılaştırılmıştır. Ayrıca her iki hukuk sisteminde suçlara ne şekilde cezalar verildiğine ilişkin örnek kararlar eklenmiştir. Bununla birlikte, önemine binaen kasten öldürme suçunun cezası olarak kısas cezası ayrı bir başlık altında detaylı olarak ele alınmıştır. Tezin yazılması ile amaçlanan, her iki hukuk sisteminin mukayeseli olarak gösterilmesidir. Altı yüz yıldan beri hüküm süren Osmanlı Devletinde İslam ceza hukukunun uygulanmasının da etkisiyle İslam ceza hukukunda öldürme suçları ve cezaları hep merak konusu olmuştur. Çalışmada görüleceği üzere her iki hukuk sisteminin birçok ortak yönü olduğu kadar farklı yönleri de bulunmaktadır. Ancak her iki sistemde de cezanın belirlenmesinde failin kastı önem taşımaktadır. Çalışma ile dört mezhep imamının görüşleri temel alınmış, farklılıklar var olduğunda gösterilmeye çalışılmıştır.
Türk Ceza Kanunuyla mukayeseli olarak İslam hukukunda suç ve suçun unsurları
İnsanların yaşamını devam ettirebilmesi için temel gereksinimleri bulunmaktadır. Güvenlik ihtiyacı da bu gereksinimlerin içerisinde yer almaktadır. Tarih boyunca insanlar güvenliklerini korumak için çeşitli önlemler almıştır. Zamanın ilerlemesi ve teknolojinin gelişmesi ile suçlara karşı alınan güvenlik önlemleri de farklılıklar göstermiştir. Ayrıca coğrafya ve kültürlere göre suç sayılabilecek ögelerde farklılık göstermektedir. Bu yüzden suça karşı alınan önlemlerde farklı olabilmektedir. İslam hukukunun temelini Kur'an-ı Kerim ve Sünnet oluşturmaktadır. İslam hukukunda Müslümanlar, Kur'an-ı Kerim'i bildiği için işledikleri suçların farkındadır. Hemen her Müslüman birey suç ve suç unsurları hakkında temel seviyede bir bilgiye sahiptir. Bir suç işlenirken, bunun sorumluluğunu ve sonuçlarına katlanmayı göze almaktadır. İslam Hukuku'na göre suç ve suç unsurları İslamiyet'e göre belirlenmiştir. Suç faktörleri Allah'ın günah kıldığı, dünyevi hareket ve eylemlere denilmektedir. Türk Ceza Kanunu ile mukayese edildiğinde İslam Hukuku'nda suç ve suçun unsurları konusunda birçok noktada benzerliklerin bulunduğu, bazı noktalarda ise farklılıkların olduğu görülmektedir Bu çalışmada kavramsal ögelerle birlikte İslam hukuku ve Türk Ceza Kanunu mukayeseli olarak, araştırmalar doğrultusunda açıklanmaya çalışılmıştır.
Kuzey Kıbrıs Türk Ceza Hukukunda ve Türk ceza hukukunda kişisel verilerin korunması: karşılaştırmalı bir inceleme
Kişisel veri, üzerinde konsensüse varılan tanımına göre kimliği belirli veya belirlenebilir bir kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade etmektedir. Kişisel verilerin korunması ise özel hayatın gizliliğinin korunmasının bir yönü olarak, kişinin bireysel özerkliğini koruması ile maddi ve manevi varlığını geliştirmesiyle yakından ilişkili bulunmaktadır. Özellikle 1970'li yıllardan itibaren, bilişim teknolojilerinin gelişiminin etkili olduğu sosyoekonomik dönüşüm içerisinde kişisel verilerin değeri ve buna paralel olarak çeşitli aktörlerce işlenmesi ivme kazanmıştır. Tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan gereksinimler doğrultusunda ise, kişisel verilerin korunmasına ilişkin asgari gereklilikler büyük ölçüde uluslararası düzlemde şekillendirilmiştir. Günümüzde kişisel verilerin korunması alanı, ulusal hukuklarda da muhtelif yönleriyle düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu çalışmada ise, Kuzey Kıbrıs Türk Ceza Hukukunda ve Türk Ceza Hukukunda kişisel verilerin korunması karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, kişisel verilerin korunması gereksiniminin tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkışına ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel uluslararası düzenlemelere yer verilmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde de Kuzey Kıbrıs Türk Hukuku ve Türk Hukuku bakımından kişisel verilerin korunması hukukunun gelişimi incelenmekte; Kuzey Kıbrıs Türk Hukukundaki 89/2007 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Yasası ve Türk Hukukundaki 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile temel uluslararası düzenlemeler ekseninde karşılaştırmalı olarak kişisel veri kavramı, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin temel ilkeler ve kişisel verilerin işlenme şartları ele alınmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, Kuzey Kıbrıs Türk Ceza Hukukunda 32/2014 Sayılı Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Korunması Yasası'nın 8. ile 11. maddeleri arasında ve Türk Ceza Hukukunda 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 135. ile 138. maddeleri arasında düzenlenen kişisel verileri konu edinen suç tipleri karşılaştırılmaktadır.
Zincirleme suç
Cezaların toplanması ilkesinin yol açtığı ağır sonuçları bertaraf etmek amacıyla geliştirilen ve varlığını Aydınlanma döneminden bu yana cezalandırma sisteminin insanileştirilmesine borçlu olan zincirleme suç failin lehine olan özelliğini, toplama sisteminin geçerli olduğu Türk ceza hukukunda yoğun bir şekilde göstermektedir. Çalışmada öncelikle suçların içtimaına ilişkin genel bilgiler ve suçların içtimaının temel sorunları ele alınmaktadır. Suçların içtimaının dogmatik konumu ve içtima sistemleri kısaca açıklandıktan sonra, suçların içtimaının temel sorunları olan fiil tekliği-fiil çokluğu ayrımı ile suç tekliği-suç çokluğu ayrımı üzerinde durulmaktadır. Zincirleme suç hakkında temel bilgiler kapsamında, kurumun hukuki niteliği üzerinde yapılan tartışmalara, zincirleme suç halinde faile tek ceza verilmesinin nedeni ile bu kuruma yöneltilen eleştirilere ve zincirleme suçun benzer kurumlardan farkına yer verilmektedir. Zincirleme suçun şartlarının incelendiği bölümde, kanunun zincirleme suçun oluşumu için aradığı objektif ve sübjektif koşullar ayrı başlıklarda ele alınmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun zincirleme suça ilişkin 43. maddesinin 2. fıkrasında bir fiille aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi halini düzenleyen içtima çeşidinin hukuki niteliği, koşulları, tartışmalı noktaları ve sonuçları üzerinde durulmaktadır. Zincirleme suçu oluşturan suçların bir bütün olarak ele alındığı ve birbirinden bağımsız olarak değerlendirildiği hükümler ile kurumun diğer ceza ve ceza muhakemesi hukuku kurumlarıyla olan ilişkisine dördüncü bölümde ayrıntılı olarak yer verilmektedir.
A foucauldian reading of the criminal patient in Peter Shaffer's Equus and the Psychiatric Prisoners in Martin McDonagh's The Pillowman
This thesis aims to make a Foucauldian analysis of the mental hospital as an institution as represented in Peter Shaffer's Equus (1973), and the prison as an institution as represented in Martin McDonagh's The Pillowman (2003), comparing them following Foucault's arguments made mainly in his Discipline and Punish (1975), and examining how the mentally 'ill' subjects of these institutions are accordingly treated in the two selected British plays. The comparison mainly focuses on the techniques, apparatuses, motivations, and the role authorities (the psychiatrist and the policemen) play in 'disciplining and punishing' their 'subjects' (the inpatient and the inmate) within the institutions, and how they are so similar in that a prison is able to imprison a criminal who is mentally 'ill,' and that a mental hospital is able to admit a mentally 'ill' criminal person within its walls. Due to their shared use of Panopticon and surveillance, ability to form and enforce discourses, and 'disciplining and punishing' their 'subject' through physical and mental manipulation into 'normality' from 'abnormality,' the prison and the mental hospital are argued to 'execute' the subject or his/her individuality. The mental hospital is argued to 'mentally execute' its 'subjects' by removing from them the 'abnormal' parts of 'uniqueness' which make the person fall outside the discourse of the 'norm,' and the prison (in The Pillowman's totalitarian setting) is argued to do this by removing the person from society by literally executing the criminal, hence 'punishing' the 'subject' and 'disciplining' the general society in the process.
Cezalandırıcı okul disiplininin okul sosyal hizmeti ve onarıcı adalet açısından fenomenolojik yaklaşımla değerlendirilmesi
Günümüzde öğrenci olarak çocuklar, kendilerini olumsuz olarak etkileyen sayısız sosyal baskıların mağdurları olmaktadırlar. Çocukların karşılanmayan fiziksel ve duygusal ihtiyaçları onların okulda öğrenmelerine ve uyumlarına olumsuz etki etmektedir. Risk altında olan bu çocukların şiddet olaylarına neden olması ve okul sisteminde riskli davranış göstermeleri de kaçınılmaz hale gelmektedir. Türkiye'de ortaöğretim kurumlarında mevcut disiplin uygulamaları geleneksel yöntemler olan kınama ve uzaklaştırma gibi cezalara dayanmaktadır. Öte yandan okullarda riskli davranış gösteren bu öğrencilere uygulanan disiplin cezalarının etkin ve işlevsel olmadığını ortaya koyan çok sayıda araştırma olmasına rağmen ülkemizdeki okullarda disiplin cezaları okulların varoluşundan beri uygulanmaktadır. Mevcut disiplin uygulamalarına eleştirel bakıldığında öğrencilerin "problem" olarak değerlendirildiği ve prosedürlerin cezaya odaklandığı çıkarımı yapılabilmektedir. Bu mevcut durumdan yola çıkılarak bu araştırmanın evreni okul sisteminin önemli aktörleri olan öğretmen, öğrenci ve veliler seçilmiştir. Nitel araştırma yaklaşımlarından yorumsamacı fenomenolojik yaklaşımı kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmada Rize İlinde ortaöğretim düzeyindeki riskli davranış gösteren öğrenciler ile bu özelliğe sahip çocuğu olan veliler ve öğretmenlerin geleneksel disiplin uygulamalarındaki yaşanmış deneyimlerinin keşfedilmesi amaçlanmıştır. Yorumsamacı perspektif kullanılarak öğrenci öğretmen ve velilerin disiplin süreçlerinde yaşadıklarına, yaptırımlara ve yaptırım sonrası deneyimlere odaklanılmıştır. Bu bağlamda 16 öğrenci, 15 öğretmen ve 12 veli ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek veriler toplanmıştır. Görüşmeler sonrası elde edilen veriler, yorumsamacı fenomenolojik analiz yöntemi kullanılarak öğrencilerin deneyimleri, öğretmenlerin deneyimleri ve velilerin deneyimleri olarak üç ana tema altında yorumlanmıştır. Bu bulgular ışığında okullarda uygulanan eksiklik temelli geleneksel disiplin yöntemlerine alternatif olarak pozitif okul iklimi ve kültürü, saygılı sosyal ilişkiler ile sağlıklı ilişkisel işlevler oluşturulmasına imkân veren bir onarıcı okul sosyal hizmet müdahale modeli önerilmiştir.
المقارنة بين الفقه الاسلامي والقوانين الوضعية في الجرائم وحججها القضائية
Our research was restricted to "Comparing Islamic jurisprudence (Fiqh) with positive laws on the side, crimes, judicial arguments and other matters", where we mentioned the situation of the former nations. In the legislation of heaven, the positive law of beliefs and judgment, the positivist laws of Sumerians and Babylonians, the Assyrians, the Romans, the ancient Egyptians, the pre-Islamic era and the historical development, the principles of Islamic jurisprudence and its evolution. We then have moved on to mention sources of Islamic jurisprudence and positivist law and we have started with sources of jurisprudence (Fiqh). There are two sources, and we have focused on the basic sources, namely, the (Qur'an), and the origin of the sources. And the second source: ( Sunah) and its four law delete Quran by (Sunah) .then have moved to third & fourth: (consensus) and (measurement) and then stated in the sources of positive law in the legislation, and principles of law and positive law and the rules of justice. Ten comparisons among them. Then we have moved to third Section. Mention the concept of crimes in the Shariah: (Islamic Law) and law, and we have defined the crime and its Sections, starting from the crimes of the boundary, its types, the basically in the Shariah and Law. And we took the crimes to say the Maalikis that it is seven and the same for all of the words, so we talked about the crime of adultery, evidence of its provenance and punishment in Sharia and law, comparison between them, and then the crime of libel, drinking Alcohol crime, theft, the crime of banditry and the crime of apostasy, And the crime of tyranny, all with the doctrinal doctrine of the laws of the situation and comparison between each part of the particles. second in the crimes of retribution and religion, we know the killings and formulas contained in the books of jurists as a whole and divided the killing into three sections of the laws of the status of each section and then compared originally alternative penalties and subject to succession and guardianship and the sequence of laws for each section. The third rank in the crimes of Discipline is known Discipline and legitimacy and sections and the Imam or a ruler can create and criminalize and prepare some of the penalties not stipulated. Then we have moved to the fourth chapter in the means of proof in the Islamic jurisprudence and positive law, they are varied and varied, starting with the recognition and knowledge and conditions and its pillars and ruling all this in the law and law and a comparison between them. Then we listed the testimony, the denial, the right of return, the writing, the evidence, the censure, the inspection, the experience and all that with reference to the legal formulas, if found with the comparison between them. Then we have specified the fifth chapter to the rule of the absent in the Islamic jurisprudence and positive law, so we knew the absent, and determine the distance of absence, and judgment on the absent. In the rights of God and the rights of slaves, and then judged in the law status Finally, the conclusion has been included in the most important findings and recommendations.
Vergi mükelleflerinin vergi suç ve cezaları ile temel vergilendirme ilkelerine bakış açısının analizi: Afyonkarahisar örneği
Mükellefin vergiye gönüllü ve cebri uyumunu sağlayacak mekanizmaların mali sistem içine yerleştirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede mükelleflerin vergiye cebri uyumunu sağlayacak ve gönüllü uyuma yönlendirecek ceza uygulamalarından yararlanılmaktadır. Çalışmada, vergi cezalarının veriye karşı gelişen direncin neden olduğu olumsuzlukların giderilmesinde etkinliği araştırılmıştır. SPSS 19.0 analiz programı kullanılarak verilerin daha sağlıklı bir şekilde yorumlanmasına önem verilmiştir. Afyonkarahisar ili ve ilçelerinde uygulanan anket çalışması toplamda 41 sorudan oluşmaktadır. Bunlardan 13'ü mükellefleri tanımaya yönelik demografik sorulardan oluşurken, 28'i ise verginin cezalarının ağırlığı, vergi ceza ve uygulamalarının eşitliği, kanunların boşluğu ve anlaşılabilirliği, vergi aflarına bakış açıları ve vergi suçlarına karşı verilen cezaların caydırıcılığı konusundaki düşüncelerine başvurulmuştur. Elde edilen verilere göre mükelleflerden vergi kanunlarında boşluk olduğunu % 54 oranında düşünürken, vergi uygulamalarının eşit uygulandığını düşünenler % 30 şeklinde gerçekleşmiştir. Aynı zamanda vergi afları konusunda ise % 72 oranında kriz dönemlerinde afların kullanılması gerektiğini ve zamanında vergi ödeyenlere bir haksızlık olduğunu sadece vergi ödemeyenlere kolaylık sağladığını dile getirmişlerdir. Vergi cezalarının caydırıcı olduğunu düşünenler ise % 81 civarında olurken aynı oranda da vergi tahsilâtında da cezaların kullanılması gerektiği düşüncesi hâkimdir. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi Suçu, Vergi Cezası, Vergi Tahsilâtı, Vergi Ceza Hukuku, Vergi Cezalarının Caydırıcılığı, Tahsilât, Ceza, Suç, Verginin Unsurları, Vergileme Süreci, Verginin İlkeleri Bu tez Uşak Üniversitesi BAP Koordinasyon Birimi tarafından 2013/TP012 numaralı yüksek lisans tez projesi olarak desteklenmiştir
İslâm ceza hukuku ile Türk Ceza Hukuku arasında bir mukayese (Had cezaları özelinde)
Cezalar bazı toplumlarda ilahî kanunlarla, bazı toplumlarda ise beşerî kanunlarla düzenlenmiştir. Tezimizde ilahî kökenli İslâm ceza hukuku ile beşerî kökenli Türk ceza hukuku mukayese edilmiştir. Çalışmamız, üç tür mukayeseyi konu edinmiştir. Çalışmamızda her iki hukukun aslî-tali kaynakları mukayese edilmiştir. Çalışmamızda her iki hukuktaki suç-ceza kavramları incelenmiş, inceleme sonucunda ittifak edilen ve ihtilaf edilen noktalar belirlenmiştir. Son olarak tezimizde had cezaları İslâm ceza hukuku ile Türk ceza hukuku açısından incelenmiştir. Çalışmamızda izlenen yöntem şu şekildedir: Çalışmamızın tüm bölümlerinde öncelikle kavramların sözlük ve terim anlamları verilmiştir. Birinci ve ikinci bölümde konuların ve kavramların tanımları verilmiş, İslâm ceza ile Türk ceza hukukundaki yeri belirlenmek sureti ile mukayese yoluna gidilmiştir. Üçüncü bölümde ise her bir had ile ilişkili kavramların tanımları verilmiştir, her bir had cezasının dayandığı deliller açıklanmıştır. Haddin unsurları ve haddin cezaları mezheplerin görüşleri ışığında incelenmiştir. Hadler ile alakalı kavramların Türk ceza hukukundaki karşılıkları tespit edilmiştir. İki hukuk kıyaslanmak sureti ile ittifak ve ihtilaf edilen noktalar tespit edilmiş ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışma yapılırken İslâm hukuku ile ilgili klasik eserlerden istifade edilmiş, kimi zaman tez ve makalelere müracaat edilmiş, kimi zaman günümüz araştırmacılarının kaynaklarına başvurmak sureti ile İslâm hukukunun meselelere bakış açısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Türk ceza hukuku ile ilgili olarak Anayasa, Türk Ceza Kanunu, Medeni Kanun gibi konu ile alakalı kanunlardan ve ceza hukukçularının kitaplarından, konuyla ilgili tezlerden, bilimsel makalelerden istifade etmek sureti ile Türk ceza hukukunun konu ile alakalı görüşü aktarılmıştır. Daha sonra her iki hukuk birbiri ile kıyaslanmıştır. Bu kıyaslama sonucunda; İslâm ceza hukukundaki hükümlerin Türk ceza hukukundaki hükümlere nazaran daha âdil, geniş görüşlü ve daha caydırıcı olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelime: İslâm Ceza Hukuku, Türk Ceza Hukuku, Had, Suç, Ceza.
Criminal prosecutions of the International Criminal Court a study on court standards for criminal justice in Africa
A major element of justice is that it must apply to all, regardless of power, status, or position. The International criminal court (ICC) was founded as a global court to ensure that every individual is held responsible for international crimes that they commit. However, the support enjoyed by this court is fast waning out owing to principles such as anti-impunity, complementarity and referral powers granted to the United Nations Security Council (UNSC). The ICC which was once greatly supported by African nations is now regarded as a racist organization by most African countries of its position in ensuring that justice is served to all. For this reason, the thesis explicitly discusses the position of the ICC regarding fairness and equity, therefore, analysing the reason for the change of friendship between the ICC and African countries. To do this, the thesis adopted a qualitative research methodology, using interviews. Interviews were made with 7 research participants who were professors and diplomats in Nigeria and Uganda. Nigeria and Uganda were selected since Nigeria is seen as a supporter of the court, whereas Uganda is an opposition of the ICC. Based on the interviews conducted, it was seen that the Nigerian research participants appraised the position and duties of the ICC, whereas the Ugandan participants expressed their concerns over issues such as the anti-impunity norm, and the UNSC referral rights which they felt should be scrapped or amended. The theoretical framework of the study is based on the norm localization model of Amitav Acharya, explaining how weaker states may want to repel or revolt against norms that they felt are not satisfactory or against their wishes. The repellent, in this case, is shown by African nations who believe that African leaders should enjoy immunity- a wish which goes against the general belief of anti-impunity.
The supernatural and punishment in Coleridge's selected works
The supernatural, apart from being an element widening the range of imagination in literature from past to present, is an agent in the daily lives, folk and religious beliefs of people for explaining the unknown. As one of the prominent poets of the Romantic era, Samuel Taylor Coleridge is known for his frequent use of the supernatural in his works in various ways such as an unusual landscape, a character, an event, or a power. In his works he interprets the supernatural both as benevolent and malignant, depending on the one who controls it. In this context, in the first chapter of this thesis, Coleridge's "The Wanderings of Cain" (written in 1798, published in 1828), The Rime of the Ancient Mariner (written and published in 1798), and "Kubla Khan" (written in 1800, published in 1816) are studied in terms of their treatment of the divine supernatural possessed by a divinity or the spiritual forces, used as a means of punishment for the sins committed against nature, a human being or the religious orders. In the second chapter, Osorio (written and published in 1797), "Christabel" (written in 1797-1800, published in 1816) and "The Three Graves" (written in 1797-1798, published in 1809) are studied focusing on the earthly supernatural as a means of punishment possessed and controlled by humans, and human-formed beings for evil purposes. In the mentioned works it is observed that the divine supernatural is presented as a power to preserve justice, and accordingly the works have a didactic purpose. On the other hand, when the supernatural is possessed by human beings with evil nature, it is made use of in order to punish and harm the innocent human beings. Consequently, this thesis puts forward that in the mentioned works, Coleridge presents the supernatural as a means of punishment and also points out that the natural order which is subverted by the evil and the sinful people can be remedied if only the supernatural power is controlled by a divinity; otherwise, it functions to create chaos.
Neoliberal dönemde cezalandırmanın değişen amacı ve faile bakış açısı
Suç teşkil eden bir fiil karşısında bu fiilin failine uygulanan ceza yaptırımının hem uygulanma biçimi hem de uygulanma amacı tarihsel dönemlere göre farklılıklar göstermiştir. Nihayetinde devletin ideolojik araçlarından biri olan cezalandırmanın şeklinin ve amacının izlediği bu seyir, modern devletin doğuşu ve geçirdiği sosyoekonomik değişimlerle oldukça bağlantılıdır. Buradan hareketle tez kapsamında, merkez kapitalist ülkelerde Keynesyen refah devleti ve neoliberal devlet dönemleri arasındaki toplumsal yapı ve hakim cezalandırma anlayışının karşılaştırması yapılacak, dönemlerin sosyoekonomik özelliklerinin cezanın amacına nasıl etki ettiği ele alınacak, son olarak yaşanan değişimin ülkemiz bazında ne derece benzerlikler taşıdığı tartışılacaktır.
İdarî yaptırımlarda lehe kanun ilkesi
İdarenin düzeni koruma yükümlülüğünü yerine getirebilmek için başvurduğu araçlardan birisi de idarî yaptırımlardır. Ülkemizde idarenin yaptırım uygulama yetkisine ilişkin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun yanı sıra birçok özel kanunda da kurallar vardır. İdarenin bu yetkisini kullanırken tesis ettiği yaptırım kararlarının hukukî denetimi yargı organları tarafından gerçekleştirilmektedir. İdarî yaptırımların yargısal denetiminde göz önünde bulundurulması gereken hususlardan biri de kanunların zaman bakımından uygulanması kuralıdır. Bu kural, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesinde düzenlenmiştir. Maddede temel olarak, işlendiği tarih itibarıyla suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimsenin cezalandırılamayacağı ve suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise ilgilinin lehine olan kanunun uygulanacağı öngörülmektedir. Ancak söz konusu genel kural dışında kanun koyucunun başkaca bir düzenleme yapmaması hâlinde maddî olay bağlamında lehe kanun ilkesinin uygulanıp uygulanamayacağını tespit etmek yargı organlarının görevidir. Kabahatler Kanunu'nun 5. maddesinde, Türk Ceza Kanunu'na yapılan genel atıf dışında idarî yaptırımlarda lehe kanun ilkesinin uygulanmasına yönelik esasen özel bir kural bulunmamasından dolayı yargı organlarının yorumu önem kazanmaktadır. Bu nedenle, lehe kanun ilkesinin olaya özgü koşullar çerçevesinde farklı yargısal yorumlarıyla karşılaşmak mümkündür. Çalışmanın amacı, idarî yaptırımların kavramsal çerçevesini irdelerken yargı organlarının lehe kanun ilkesi yorumunu ortaya koymaktır. İdarî yaptırımlarla ve lehe kanun ilkesiyle ilgili değerlendirme yapılırken doktrin ve yargı organlarının güncel kararları incelenmiştir. Böylece, yaptırım hukukunda yargı organları tarafından yeknesak ve değişmez nitelikte lehe kanun değerlendirmesi yapılmadığına yönelik genel bir çerçeve çizilmiştir.
Eski Türklerde töre: Ortaya çıkışı, yayılımı ve uygulamaları
Dünya üzerinde tarih boyunca yer teşkil etmiş tüm medeniyetlerde olduğu üzere, Eski Türklerde kendi hukuk kurallarını meydana getirmişlerdi. Hukuku oluşturan ve şekillendiren yegâne temel unsur, içinden çıktığı toplumun kültürel anlayışı ile şekillendirilen ve toplumsal sorunlarına çözüm sağlamaya yönelik oluşturulan düzenlemelerdir. Bu düzenlemelere Eski Türk toplumunda töre denilmektedir. Töre, Türk toplumunun kimliği ve kültürel algısı ile mayalanmış, Avrasya'nın zor coğrafyasında göçebe hayatı ile şekillenmiş bir sözlü hukuktur. Töre, Türk toplumunda meydana gelen anlaşmazlıkları çözüm getiren, suç teşkil eden eylemleri belirleyen ve bunlara gereken cezaları bildiren teamülleri de içinde barındırmaktaydı. Zina, hırsızlık, gasp, insan hayatına suikast etmek, iftira, vatana ihanet, çocuk istismarcılığı gibi suçlara karşı gereken cezaları içermesi yönüyle bir ceza hukuku özelliğini taşımaktadır. Toplumsal refahı sağlamak amacıyla yaptırımları katı ve ibretlik olduğundan, Türk toplumunda suç oranı çok düşüktü. Töre, sadece bir ceza kanunlarını değil, idarî konularda da hükümler içermekteydi. Hiyerarşik yapı, orun ve ülüş sisteminin belirlenmesi, kağanlık kurumu ve savaş hukuku gibi konularda etkindi. İdari konulardaki kanunları bir meclis olan kurultayda belirlenmekteydi ve ilgili maddelerin değiştirilmesi ancak kurultay kapsamında yapılmaktaydı. Töre, kağanların keyfi yönetimini de engellemekteydi. Aşırıya kaçan ve keyfi bir yönetim gerçekleştiren kağanlar, töreye uymadıkları gerekçesi ile tahttan indirilebilmekteydiler. Töre, toplumsal hayatı ilgilendiren konuları da kapsamaktaydı. Doğum törenleri, ad veya lakap alma, evlatlık edinme usulleri, evlilik törenleri, görgü kuralları, misafir konuk etme adabı, cenaze törenleri ve miras paylaşımı gibi konularda teamülleri ile bir aile hukuku idi.
Punishment, education and reintegration policies in a penitentiary housing convicted youth in Turkey: A study in the Izmir Juvenile Education House
This thesis scrutinizes the interpenetration of the principles of punishment and education at the discursive and practical level through focusing on the Izmir Juvenile Education House which is one of the penitentiaries receiving convicted youth in Turkey. From the very beginning, penitentiaries for juvenile convicts have employed educatory practices, and particularly vocational training through industrial or service sector works. Today, the Juvenile Education House which receives the convicted youth in Turkey incorporates educational practices as the basis of its correction method in the form of formal and vocational training. The main concern of this study is to illuminate today?s Juvenile Education Houses? governance of convicted youth as it is experienced and perceived by the convicted youth, itself. The historical transformation of the Juvenile Education House is also helpful in scrutinizing its institutional discourse.Today the specific educational levels of the convicted youth determine their programs in the Juvenile Education House, while the education received in relation to this background, within the walls of the institution, results in diverse and distinct experiences of conviction itself. In addition, techniques of discipline, surveillance, dominance, subjectification and, above all, self-formation stand out as the primary power mechanisms to shape the inmate as the convicts? presence in the institution is determined minute by minute via daily schedules. Thus, the self-positioning of the Juvenile Education House, in relation to other correctional facilities, eventuates in distinct punitive policies and practices intrinsic to the institution itself. The analysis of these policies and practices is based on in-depth interviews and a focus group conducted with the residents as well as participant observation within the İzmir Juvenile Education House.
Tanzimat and penal modernity: The abolition of torture in the mid-nineteenth century
This thesis studies the abolition of torture in the Ottoman Empire from 1840s up until the mid-1860s as a component of newly-raised Tanzimat legislation and, more generally, the Ottoman judicial transformation in the nineteenth century. It will be investigated the context in which the anti-torture law took place in this period and how this official policy came into practice after relevant laws and regulations were issued by the Sublime Porte. It will be argued that the anti-torture law was an outcome of global legislative wave against body-oriented punitive methods in penal proceedings, whose origins could be traced back to the mid-eighteenth century. Since this law was a part of penal modernity, which first occurred in Europe, this thesis tries to concentrate on its utilization in everyday court practices. It explores how ordinary Ottoman subjects made use of this Tanzimat novelty when they were encountering with legal discourse. Moreover, this thesis reevaluates foreign, mostly British, diplomatic pressure on the Tanzimat statesmen about ongoing practice of unlawful torture through the nineteenth century diplomatic environment. Intentionally, I establish a bond between a global legislative trend and simple judicial strategies of Ottomans. Broadly, the Ottoman judicial transformation in the first two decades of the Tanzimat era is examined by relying on archival documents, official correspondences, consular reports, and most importantly penal court records and interrogation procedures.
Developing' the governance of childhood: The (in) compatibility of protection and punishment in juvenile courts
This thesis aims to analyze the changing discourses and practices of juvenile courts in Turkey with the enactment of the Child Protection Law from a critical legal perspective. By problematizing this denoted 'development' in child law, the study conveys the relationship between law's calculated prospective and unintended impacts. It begins with tracing how children are constituted as particular governable subjects and how a legal reform concerning them relates to Turkey's performance of progression in larger scales. Then, it examines the Child Protection Law as a governmental intervention which introduces novel epistemologico-juridical emphasis in reconfiguring the child issue. The thesis further maps the entanglement of this intervention with the legal processes that it aims to regulate which sparks off conflictual, ambiguous and competing forms of judgment. As the research shows, means of technical management and vocation of protection increases along with the intensified punitive apparatuses of juvenile courts. To this end, the emerging breaches and the incompatible mixture of legal discourses and practices are addressed as productive sites that (re)forms the ensemble of distinct power modalities. The thesis argues that focusing on the ways in which law works enable to see the articulation of punishment and protection in juvenile justice system as law's compatible responses. In relation to this, and on broader level, the study demonstrates the transactional zones and reciprocal alliance between law's sovereign and disciplinary effects in Turkey's juvenile courts.
Osmanlı'da suç ve ceza: XIX. yüzyılın ikinci yarısında Halep ve Konya
Bu tez, Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyılın ikinci yarısında geçirdiği hukuki değişimleri ceza kanunnameleri ve pratiği bağlamında incelemiştir. Bu dönemde keskin idarî, hukukî ve iktisadî değişimlere maruz kalan Osmanlı toplumu, bu durum karşısında Müslümanların siyasi ve idari olarak egemen olduğu yapısını kaybetmiştir. Bunun sonucunda ekonomik olarak zenginleşen gayrimüslimlerin toplumda siyasî ve idarî olarak farklı statü talepleri siyasî suçların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Müslüman-gayrimüslim ilişkilerinin şekillendirdiği siyasî suçların yanı sıra savaş, kıtlık, salgın ve ekonomik kriz dönemlerinde adi suçların arttığı görülmektedir. Bu durum, Osmanlı arşiv belgeleri, Fransız ve İngiliz konsolosluk kayıtları, dönemin basılı ve süreli eserleri ile seyahatnameler kullanılarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Halep ve Konya vilayet örnekleri seçilerek coğrafi konum, demografi, ticari etkinlik ve sosyal yapı gibi faktörlerin suç ve suçlu pratikleri üzerinde ne derece etkili olduğu gösterilmiştir. Halep Vilayeti'nin ticari etkinliği, göç hareketleri, heterojen nüfus yapısı ve demografisi daha yoğun bir siyasi suç niceliğine neden olurken, Konya Vilayeti'nde ise daha homojen nüfus yapısının, sınırlı göç hareketlerinin ve ekonomik kapalılığın adi suçların yoğunlaşmasına neden olduğu görülmüştür. Bu çalışmada, belirtilen faktörlerin mahkeme kararlarındaki etkinliği ve kararların bölgesel farklılıkları bu bağlamda değerlendirilmiştir.
Hıristiyanlıktaki düalist akımlara karşı kilisenin tutumu
Roma İmparatorluğunun egemenliği altında doğan Hristiyanlık, tarihinin ilk dönemlerinden itibaren kendi içlerinde çok sayıda bölünme yaşamıştır. Bu bölünmeler sonucunda farklı grup ve akımlar ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan akımlar arasında düalist akımlarda yerini almıştır. Kilise kendisini Hıristiyanlığın ana damarı olarak görmüş ve kendi öğretisinin karşısında olan düalist akımları sapkın olarak nitelendirmiştir. Kilise ve devlet sapkın olarak nitelendirdikleri bu gruplarla mücadele etmeyi ve onları yok etmeyi en önemli görevleri arasında saymıştır. Bu mücadele genellikle bu akımları yola getirecek kişileri bölgeye göndermekle başlamıştır. Daha sonra bu süreç aforoz etme gibi manevi yaptırımlar, vergi ve mallarına el koyma gibi maddi cezalar, yakma, asma, fiziki cezalarla devam etmiştir. Kilise ve devlet işbirliği içerisinde yürütülen bu uygulamalar düalist akımların kendi doğal süreçleri içerisinde kaybolmalarını engellemiştir. Onlar Kilise ve devlet tarafından kastı olarak ortadan kaldırılmak istenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hıristiyanlık, Düalizm, Heretik, Düalist Akımlar, Kilise, Ceza ve Yaptırımlar
İdari cezaların zaman bakımından uygulanması
Zaman içinde toplumsal yaşam ve ekonomi alanındaki gelişmeler idari yaptırım kavramını ortaya çıkarmıştır. Depenalizasyon hareketiyle gündeme gelen bu kavram esasen hukuk kurallarının zamanla değişimine işaret eder. İdari yaptırımların içinde cezalandırma mahiyeti bulunanlar idari ceza olarak adlandırılmaktadır. İdari cezaların her biri idari işlem niteliğinde olup, idare bu yetkisini kanunun çizdiği sınırlar çerçevesinde kullanabilmektedir. İdari suç ve cezayı içeren kanunların da tıpkı diğer kanunlar gibi zaman içinde değişikliğe uğraması kaçınılmazdır. Kanunların zaman bakımından uygulanması açısından çeşitli esaslar bulunmaktadır. Bununla birlikte suç ve ceza içeren kanunlar için Anayasa'da ve Türk Ceza Kanunu'nda zaman bakımından uygulanma ilkeleri açıkça gösterilmiştir. İdari cezaların cezalandırma nitelikleri, idari cezalara zaman bakımından uygulanmaya ilişkin ilkeleri de içeren temel ceza hukuku güvencelerinin de uygulanmasını gerekli kılar. Dolayısıyla kanunilik ilkesi, geçmişe uygulanma yasağı ve lehe hükmün geçmişe uygulanması gibi zaman bakımından uygulanmaya etki eden çekirdek ceza hukuku ilkeleri, idari cezaların zaman bakımından uygulanmasında temel dayanak noktasıdır. Bu kapsamda idari cezaların zaman bakımından uygulanması, idare hukuku ve ceza hukuku kavramlarının iç içe olduğu bir meseledir. Bu konuda yapılacak yanlış bir değerlendirmenin telafi edilemeyecek hak kayıplarına neden olması muhtemeldir. Özellikle son dönemde yaşanan kanun ve düzenleyici işlem değişiklikleri ile yaptırım çeşitliliğinin fazlalığı dikkate alındığında, bu mesele daha da önemli hale gelmektedir. Zaman bakımında uygulanma açısından kritik önem arz eden idari suçun işlendiği zamanın belirlenmesi, geçmişe uygulanma yasağı, kanunilik ilkesi, lehe hükmün geçmişe uygulanması ilkelerinin muhteviyatını belirlemek ve somutlaştırmak adına yargı kararlarının ayrıca bir önemi bulunmaktadır. Bu bağlamda çalışma anılan ilkelerin teorik temelleri ile birlikte yargı kararları çerçevesinde şekillendirilmiştir.
جريمة الاغتصاب بين الفقه الإسلامي والقانون السوري
Islamic law is characterized by its comprehensiveness and flexibility for all times and places, and contains controls and rules that make it one of the most important pillars of security that maintains the stability of society. From this point of view, due to what is happening in Syria and the unprecedented proliferation of the crime of rape and the fact that adultery is no longer considered a crime, we had to investigate the source of the crime, the judgment of the perpetrator and the rights of the victim in both Islamic law and Syrian state law. In this research, we discussed the crime of rape, which is considered a crime in both Islamic law and Syrian law, which was amended in 2011 by Decree Law No. 1. We aimed to explain the differences between the Islamic jurisprudence's view of the crime and the Syrian law's view of the crime. The research introduced the concept of the crime of rape in Islamic law and compared it with the crime of adultery, and clarified the elements of the crime of rape, its conditions and evidence, and the punishment to be given to the rapist, and clarified the punishment of the rapist, after the differences in jurisprudential opinion, especially the nature of the crime and the extent to which it is linked to the penalization of adultery or muharabah, Because the old jurists discussed the elements of the crime within the provisions of the crime of adultery, because in this crime the rapist is considered to have committed adultery, and explained the issues of knowing the provision on attempted crime, the reasons for reducing. The punishment of the perpetrator and clarifying the rights of the victim. The research also clarified the concept of the crime of rape in Syrian law and differentiated it from the crime of intentional injury, addressed the elements of the crime, the conditions of the perpetrator and the victim, the conditions of sexual intercourse, and looked at the evidence that proves the crime in the law. And it was determined that Syrian law does not provide for specific methods of proof, but instead accepts any method that the judge can be convinced by. The punishment of the rapist and knowing the rule of the incomplete punishment or what is known in legal terms as the "punishment for attempting to commit the crime of rape" and finally the reasons for reducing the punishment of the perpetrator in Syria. At the end of each topic, we concluded by mentioning the differences between Islamic law and Syrian law with regard to the crime of rape. The seriousness of this crime and its bad and negative effects on the victim in the society, and the society's secrecy and lack of public discussion of such issues, as well as the lack of law libraries on such issues, are among the reasons that led us to conduct this research. We ask Allah to make us successful and guide us to the right path with His permission.
Law and order in Ottoman Iraq: Implementation of the criminal justice system (1840-1870)
This thesis discusses the initiation of Ottoman-reformed criminal procedures and courts into the provinces of Iraq between the 1840s and the late 1860s. It evaluates the Ottoman government's efforts to gain monopoly over the right to dispense justice in the region within the scope of the Ottoman centralization in its distant provinces. The introduction of new legal organization and the Tanzimat criminal procedures were part of the Ottoman attempt at reassertion of authority in the region. The records from the courts of the Iraqi provinces and the correspondences between the central and the provincial governments indicate how the Ottoman state prioritize the operation of justice as a mark of a legitimate governance in Iraq. The Tanzimat government gave significance to the standardization of trials and the adjudication of the criminal cases among the people of Iraq as a way to gain their loyalty. Besides the introduction of the criminal procedures, the implementation of an effective penal policy toward alleged criminals was seen as another solution by the government to pacify the tribal population and to establish a stable social order. In addition to the Ottoman government's judicial and penal policies, this thesis evaluates the Iraqi people's attitude toward the Ottoman courts to understand state-society relations in a region where tribal confederations were still strong and the people unaccustomed to the Ottoman judicial system.
Circular entrapment: Tracing the (In) formational contours of F-Type High Security Prisons
This thesis is a multilayered inquiry on the phenomenon of isolation; isolation understood as a distinct situation and sense of (un)reality that stems from an obsessive dictum of its ontological impossibility as the sole condition of possibility. The F-type High Security Prison, together with the history of penal transformation that led to its formation, is the second central domain of concern. Taking the experience of community as the sole possible (un)ground(ing) of experience, and as an always already resistance to isolation, the thesis first aims to rethink the recent (hi)stories of penal transformation of Turkey in tandem with both antagonistic and cooperative forces that (are) in-formed (through) it. Situating the F-type Prison on the maxim of abstraction that both includes and exceeds disciplinary concerns over the body, it then tries to reimagine the general terrain of the prison as a scenery instituted by a fictional medium which strategically dictates an insistent denial of its own ontological impossibility. Lastly, the thesis attempts to account for the circular entrapment of experience and community that seemingly occurs when faced with this fictional medium enforced as the dictum and condition of existence. Its data composed by participant observations, conversations with prisoners and ex-prisoners, self-reflections, and other ethnographical data, the thesis tries to conceive and explore the field as a community exposed.