Psychiatric nursing

173 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Ruhsal bozukluğu olan hastaların yakınlarının intihara ilişkin bilgi düzeyleri

Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, ruhsaӏ bozukӏuğu oӏan hastaӏarın yakınӏarının intihara iӏişkin biӏgi düzeyӏeri ve ilişkili olan faktörlerideğerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, Sağlık Bakanlığı Edirne Sultan 1. Murat Devlet HastanesiPsikiyatri Polikliniklerinderuhsaӏ bozukӏuğu oӏan hastaӏarın 88yakını ile yürütüldü. Veriler "Anket Formu" ve "İntihara İlişkin Bilgi Düzeyi Ölçeği" kullanılarak toplandı. Bulgular:Araştırmaya katılan hasta yakınlarınınİntihara İlişkin Bilgi Düzeyi Ölçeğipuan ortalaması 10,34±3,20olduğu belirlendi. Hasta yakınӏarının tedavi/önӏeme iӏişkin biӏgi düzeyinin %59,4 oranӏa en yüksek, beӏirtiӏerle iӏişkin biӏgi düzeyinin ise %26,9 oranӏa en düşük olduğu saptandı. Hasta yakınlarının İntihara İlişkin Bilgi Düzeyi Ölçeğitoplam puanının, gelir düzeyi, eğitim düzeyi veailesinde başka ruhsal hastalık tanılı birey varlığı değişkenlerine göre farklılık gösterdiği belirlendi. Sonuç:Ruhsaӏ bozukӏuğu oӏan hastaӏarın yakınӏarının intihara iӏişkin biӏgi düzeylerinin düşük olduğu belirlendi. Psikiyatri hemşirelerinin ruhsal bozukluğu olan hastaların yakınlarına, intiharı önleme stratejileri, intihar belirtileri, risk faktörleri, nedenleri, tedavisi ve yardım alabilecekleri yerler gibi konulara yönelik eğitimleri planlanmasıönerilmektedir. Anahtar kelimeler:Aile, intihar, psikiyatri hemşireliği,ruhsalhastalık

Kronik ruhsal hastalıklarPsikiyatrik hemşirelik
Nafiye Güzel
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon hastalarında algılanan aile işlevselliği ve sosyal uyum düzeyi

Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, depresyon hastalarının algıladıkları aile işlevsellikleri ile sosyal uyum düzeyleri ve ilişkili olan faktörleri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, Sağlık Bakanlığı Edirne Sultan 1. Murat Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniklerinde depresyon tanısıyla tedavi gören, 123 hasta ile yürütüldü. Veriler "Anket Formu", "Algılanan Aile İşlevselliği Ölçeği" ve "Sosyal Uyum Kendini Değerlendirme Ölçeği" kullanılarak toplandı. Araştırmada elde edilen veriler, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Bağımsız Örneklem T Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon katsayısı ve Doğrusal Regresyon Analizi kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların Algılanan Aile İşlevselliği Ölçeği puan ortalaması ve standart sapmasının 104,59±16,98, Sosyal Uyum Kendini Değerlendirme Ölçeği puan ortalaması ve standart sapmasının ise 37,80±8,49 olduğu belirlendi. Hastaların algıladıkları aile işlevsellik düzeyi puanları arttıkça sosyal uyum düzeyi puanlarının da arttığı belirlendi. Depresyon hastalarının Algılanan Aile İşlevselliği Ölçeği toplam puanının, yaş değişkenine göre farklılık gösterdiği saptandı. Algılanan Aile İşlevselliği Ölçeği alt boyut puanlarında ise yaş, gelir durumu, ailede ruhsal hastalık varlığı, ilaç kullanım durumu değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç: Depresyon hastalarının aile işlevsellik düzeylerinin orta seviyede ve sosyal uyum düzeylerinin ise normal seviyede olduğu belirlendi. Hastaların aile işlevsellik düzeyleri arttıkça sosyal uyum düzeylerinin de arttığı saptandı. Psikiyatri hemşirelerinin hastaların aileleri ile görüşmeler yaparak aile ilişkilerini güçlendirme ve iyileştirmeye yönelik eğitimleri planlanması önerilmektedir.

Psikiyatrik hemşirelik
Büşra Sanal
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser tanısı olan bireylerin ölüm kaygısının umut ve psikolojik iyi oluş ile ilişkisi

Bu çalışma kanser hastalarının ölüm kaygısının psikolojik iyi oluş ve umut ile ilişkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı (korelasyon) türde yapılmıştır. Araştırma 2024 yılında Ankara ili Yenimahalle ilçesinde bulunan bir eğitim araştırma hastanesinde tedavi görmekte olan 188 kanser hastası birey ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Ölüm Kaygısı Ölçeği, Sürekli Umut Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Bireylerin kişisel ve sağlık hastalık özellikleri ile ölüm kaygısı toplam puanları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için veriler normal dağıldığı için bağımsız gruplarda t testi ve Oneway ANOVA testi (Post hoc testi: Bonferroni kullanılmıştır. Çalışmada yaş ve ölçeklerin puan ortalamaları arasındaki ilişkisiyi değerlendirmek için Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışmada ölüm kaygısı toplam puanını etkileyebilecek değişkenleri değerlendirmek için backward metodu seçilerek çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre kanser hastası bireylerin ölüm kaygısı ölçeği toplam puanı 7,32±2,53 olduğu belirlenmiştir. Cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, kanser türü, kanser evresi, tedavi türü, sürekli umut ve psikolojik iyi oluş düzeyi ile ölüm kaygısı puan ortalaması arasında anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin çalışma durumu, aylık geliri ve sosyal güvence durumu ile ölüm kaygısı toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Bireylerin yaş ile ölüm kaygısı toplam puanla arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Kanser hastalarının ölüm kaygısı toplam puanı ile sürekli umut düzeyi arasında negatif yönlü orta düzeyde bir ilişki (p<0,05), Psikolojik iyi oluşu ile arasında ise yine negatif yönlü orta düzeyde bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak bireylerin ölüm kaygısı arttıkça sürekli umut ve psikolojik iyi oluş düzeylerinde azalma olduğu görülmüştür. Bu bağlamda umut ve psikolojik iyi oluş düzeyi üzerinde etkili olan ölüm kaygısı hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilmek ve bu kaygıyı etkileyen diğer faktörlerin de belirlenebilmesi için yeni çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar sözcükler: Kanser, Ölüm Kaygısı, Psikiyatri Hemşireliği, Psikolojik İyi Oluş, Umut

Psikiyatrik hemşirelikPsikolojik iyi oluşÖlüm kaygısı
Elif Miraç Korkmaz
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinde kısa video bağımlılığının akran ilişkileri, yalnızlık ve mutluluk düzeyine etkisi

Bu çalışma lise öğrencilerinde kısa video bağımlılığının akran ilişkileri, yalnızlık ve mutluluk düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılmıştır. Araştırma 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Ankara ili Mamak ilçesindeki 3 farklı anadolu lisesinde öğrenim gören lise öğrencileri ile yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini 1617 öğrenci, örneklem grubunu ise 752 öğrenci oluşturmaktadır. Üç okuldan kaç öğrenci alınacağı tabakalı örneklem seçim yöntemi ile belirlenmiştir. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Kısa Video Bağımlılığı Ölçeği, Akran İlişkileri Ölçeği, Yalnızlık Ölçeği ve Mutluluk Ölçeği kullanılmıştır. Verilerinin analizinde IBM SPSS 25 paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerden sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Verilerin normal dağılımı çarpıklık ve basıklık değerleri üzerinden analiz edilmiştir. Verilerin normal dağıldığı bağımsız gruplarda t testi ve Oneway ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre öğrencilerin kısa video bağımlılığı ölçeği toplam puan ortalaması 24,63±8,01 (orta), akran ilişkileri ölçeği toplam puan ortalaması 108,92±19,40 (yüksek), yalnızlık ölçeği toplam puan ortalaması 24,40±4,38 (orta), mutluluk ölçeği toplam puan ortalaması 21,40±5,52 (yüksek) olarak belirlenmiştir. Cinsiyet, anne eğitim durumu, baba eğitim durumu, akademik başarı düzeyi, kısa video izleme durumu, günlük kısa video izleme süresi, kısa videoların en çok izlendiği yer ile kısa video bağımlılığı puan ortalaması arasında anlamlı fark olduğu bulunmuştur (p<0,05). Öğrencilerin kısa video bağımlılığı toplam puanı ile yalnızlık düzeyi arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki (p<0,05), mutluluk arasında negatif yönlü yüksek düzey ilişki (p<0,05), akran ilişkileri arasında negatif yönlü yüksek düzey bir ilişki (p<0,05) bulunmuştur. Sonuç olarak öğrencilerin kısa video bağımlılık düzeyi arttıkça yalnızlık düzeyinin arttığı, mutluluk ve akran ilişkilerinin azaldığı söylenebilir. Bu bağlamda akran ilişkileri, yalnızlık ve mutluluk düzeyi üzerinde etkili olan başta kısa video bağımlılığı olmak üzere diğer faktörlerin de belirlenmesi, birbiri ile ilişkisinin araştırılması ve ilişkili olan faktörler konusunda farkındalığın arttırılmasına yönelik çalışmaların yapılması önerilmektedir.

Ergen psikiyatrisiPsikiyatrik hemşirelik
Kardelen Sultan Kayıran
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte psikososyal sağlık ve depresif belirti düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma gebelerin psikososyal sağlık ve depresif belirti düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışma Gaziantep İli Halk Sağlık Müdürlüğü Şehitkamil İlçesi 28 Nolu ve Göllüce Aile Sağlığı Merkezi'nde 10 Mart 2021-26 Temmuz 2021 tarihleri arasında yürütüldü. 300 kişilik evrene karşılık 0.95 powerda en az 122 kişilik örneklem büyüklüğünün yeterli olduğu hesaplandı. Araştırmaya katılmayı kabul eden 150 gebe araştırmanın örneklemini oluşturdu. Verilerin toplanmasında 30 soruluk kişisel veri formu'', Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme Ölçeği''(GPSDÖ) ve ''Beck Depresyon Ölçeği''(BDÖ) kullanıldı. Veriler yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, student t-testi, Oneway Anova, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Tukey ve Tamhane's T2, Pearson ve Spearman korelasyon, çoklu lineer regresyon testi kullanıldı. Gebelerin GPSDÖ toplam puan ortalamasının 2,06 ±0,6 ve psikososyal sağlık durumlarının düşük düzeyde olduğu belirlendi. Gebelerin çalışma durumu, gelir seviyesi, gebeliği planlama ve isteme durumu, antidepresan kullanımı, eşle ilişki, kendi ve eşinin ailesi ile ilişkisi, evlilik süresi, gebenin ve eşin eğitim durumu ve eşin mesleği ile GPSDÖ toplam puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0,05). BDÖ toplam puan ortalamasının düşük düzeyde ( 7,72 ±6,28) olduğu belirlendi. Gebelerin aile tipinin, gebeliği isteme ve doğumla ilgili bilgi alma durumu ile BDÖ toplam puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak gebelikte psikososyal sağlık durumu ile depresyon arasında negatif yönlü orta düzey, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu. İzlem sırasında hemşire ve ebeler gebeleri sadece fiziksel olarak değil psikososyal sağlık yönünden de bütüncül olarak değerlendirilmesi önerilir.

Belirti ve semptomlarDepresyonGebelik+3
Rahime Kıraç
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Lösemi hastalarının ruhsal sorunları ve stresle başa çıkma tarzları

Bu araştırma lösemi hastalarında görülen ruhsal sorunları ve stresle başa çıkma tarzlarını belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu çalışma Eylül 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın evrenini Gaziantep il merkezinde bulunan SANKO Üniversitesi Hastanesi Hematoloji Servisi'nde yatarak tedavi gören lösemi hastaları oluşturdu. Çalışma, araştırmaya katılmayı kabul eden 120 hasta ile tamamlandı. Veriler "Kişisel Bilgi Formu'', '' Kısa Semptom Envanteri (KSE)''ve '' Stresle Başa Çıkma Ölçeği (SBÇÖ)'' aracılığıyla yüz yüze toplandı. Çalışmada hastaların %61,7'si erkek, yaş ortalaması 50,4±17,8 yıl, % 45'i 56 yaş ve üstündedir. Hastaların % 30,8'ine Akut Miyeloid Lösemi(AML) tanısı konduğu, % 35'inin 2. Evrede olduğu ve % 35'inin tanı sürelerinin 6-12 ay aralığında olduğu saptandı. SBÇÖ toplam puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 40,5 (20-67), kendine güven yaklaşımı 10 (1-21), iyimser yaklaşım 7 (1-15), çaresiz yaklaşım 10 (0-24) ve boyun eğici yaklaşım puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 8 (2-17)'dir. KSE toplam puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 76 (15-167); anksiyete 14 (0-44); depresyon 20,5 (3-43), olumsuz benlik 13 (0-42), somatizasyon 17 (3-27) ve hostilite puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 8,5 (0-27)'dir. Rahatsızlık Ciddiyet İndeksi(RCİ), Belirti Toplam İndeksi(BTİ) ve Semptom Rahatsızlık İndeksi(STİ) alt boyut puanlarının ortanca, minimum, maksimum değerleri sırasıyla 1,43 (0,28-3,15), 37 (7-53), 2,08 (1,18-3,39)'dir. SBÇÖ toplam ölçek puanı ile Depresyon (r=0,210) alt ölçek boyutu ile pozitif yönlü zayıf; Somatizasyon (r=-0,255), Hostilite (r=-0,181) ve BTİ (r=-0,180) ölçek puanları ile ters yönlü zayıf bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). KSE toplam ölçek puanı ile BTİ (r=0,879) ölçek puanı ile pozitif yönlü kuvvetli, STİ (r=0,671) ölçek puanı ile ise pozitif yönlü orta düzey bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Lösemi hastalarında ortaya çıkan ruhsal sorunlar ve başetme gücünde azalma, bir çok sorunla yüz yüze kalmalarına neden olabilmektedir. Bu noktada, tedavi süreçleri boyunca uzman psikiyatri hemşiresi tarafından psikososyal gereksinimlerinin değerlendirilmesi, tanı süresi uzamış ve metastaz varlığı olan hastaların fiziksel, psikolojik ve günlük yaşamı destekleyici bakım gereksinimlerinin planlanması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Lösemi; Ruhsal Sorunlar; Stresle Başa Çıkma; Psikiyatri Hemşireliği

HemşirelikLösemiNeoplazmlar+5
Betül Çoban
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Onkoloji hemşireleri için intiharı önlemeye ilişkin farkındalık geliştirme programının intihara yönelik bilgi, damgalama ve etkililik algısı düzeylerine etkisi

Bu araştırma Onkoloji Hemşireleri İçin İntiharı Önlemeye İlişkin Farkındalık Geliştirme Programının hemşirelerin intihara yönelik bilgi, damgalama ve etkililik algısı düzeylerine etkisinin belirlenmesi amacıyla ön test, son test, izlem desenli ve kontrol gruplu bir müdahale çalışması olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma Mayıs-Kasım 2023 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi, T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi onkoloji yataklı klinikleri, kemoterapi ünitesi/birimi, kemik iliği transplantasyon ünitesi/birimi ve onkoloji polikliniğinde çalışan 86 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu, İntihara İlişkin Bilgi Düzeyi Ölçeği, İntihara Yönelik Damgalama Ölçeği, İntihar Riskini Yönetmeye İlişkin Etkililik Algısı Ölçeği ile toplanmıştır. Deney grubundaki hemşirelere Onkoloji Hemşireleri İçin İntiharı Önlemeye İlişkin Farkındalık Geliştirme Programı uygulanmış olup, kontrol grubundaki hemşirelere ise herhangi bir müdahale uygulanmamıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Shapiro-Wilk testi, ki-kare testi, Mann Whitney U testi, iki ortalama arasındaki farkın anlamlılık testi (Independent sample t testi), Friedman testi ve Post-Hoc analizler kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgulara göre program sonunda ve üç aylık izlemde program öncesine ve kontrol grubuna göre deney grubundaki hemşirelerin intihara ilişkin bilgi düzeyleri ve intihar riskini yönetmeye ilişkin etkililik algısı düzeyleri artmış, intihara yönelik damgalama düzeyleri azalmıştır. Onkoloji Hemşireleri İçin İntiharı Önlemeye İlişkin Farkındalık Geliştirme Programının intiharı önlemeye yönelik farkındalık geliştirmede etkili bir program olduğu görülmüş olup, programın onkoloji hemşireleri için yaygınlaştırılması, ulusal ve uluslararası intihar önleme stratejileri ile bütünleştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İntihar; intihar önleme; hemşirelik; onkoloji hemşireliği.

Psikiyatrik hemşirelik
Sevda Öztürk
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Remisyon dönemindeki kanser hastalarına uygulanan güçlendirme programının ruminatif düşüncelere, yorgunluğa ve psikolojik sağlamlığa etkisi

Araştırma, remisyon dönemindeki kanser hastalarının ruminatif düşünceleri ve bu düşüncelerle baş etme biçimlerinin araştırılması ve elde edilen verilere dayalı olarak geliştirilen güçlendirme programının remisyon dönemindeki kanser hastalarına etkisinin değerlendirilmesi amacıyla iki aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşamada tanımlayıcı nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Remisyon döneminde olan 21 kanser hastası ile araştırma tamamlanmıştır. Verileri tanıtıcı bilgi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. 'Bilişlerle Mücadele Etme', 'Baş Etme' ve 'Gerek Duyulan İhtiyaçlar' olmak üzere 3 tema ve bu temalarla ilişkili 6 alt tema ortaya çıkmıştır. Sonuçlar, hastaların kanserle ilgili girici ruminatif düşüncelere sahip olduklarını ve bu düşüncelerle başa çıkmak için desteğe ihtiyaç duyduklarını vurgulamaktadır. Araştırmanın ikinci aşaması ön test, son test ve izlem desenli randomize kontrollü müdahale çalışmasıdır. Bu çalışma 28 müdahale, 29 kontrol grubunda olmak üzere toplam 57 kişi ile tamamlanmıştır. Veriler, tanıtıcı bilgi formu, Olay İlişkili Ruminasyon Envanteri, Kansere Yorgunluk Skalası ve Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26.0 yazılım programından yararlanılarak tekrarlı ölçümler varyans analizi, ki-kare test ve t-testi kullanılmıştır. Müdahale grubunun girici ruminasyon ve kansere bağlı yorgunluk toplam puan ortalamaları kontrol grubunun program sonrası ve izlem ölçüm puan ortalamaları ile karşılaştırıldığında, toplam puanların istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azaldığı, amaçlı ruminasyon ve psikolojik sağlamlık toplam puan ortalamalarının ise anlamlı olarak arttığı ortaya konulmuştur. Özetle, programın girici ruminasyonları ve kansere bağlı yorgunluğu azaltmada, amaçlı ruminasyonları ve psikolojik dayanıklılığı arttırmada etkili olduğu görülmüştür. Güçlendirme programının sonraki araştırmalarda ve uygulamalarda kullanılması önerilebilir.

Psikiyatrik hemşirelik
Sinem Öcalan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatri kliniğinde çalışan hemşirelerin moral distres deneyimleri: Nitel bir çalışma

Bu çalışmada, Türkiye'de yataklı psikiyatri servislerinde çalışan hemşirelerin moral distres deneyimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada fenomenolojik nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini, Türkiye'de bulunan psikiyatri hastanelerinde ve psikiyatri kliniklerinde en az altı aydır çalışmakta olan hemşireler oluşturmuştur. Örnekleme ise kartopu yöntemi ile ulaşılan, çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan kriterlere uyan ve çalışmayı kabul eden, 16 psikiyatri hemşiresi alınmıştır. Veri toplamada araştırmacılar tarafından hazırlanan 'Tanıtıcı Veri Formu' ve moral distres ilişkin 'Yarı yapılandırılmış görüşme formu' kullanılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından derinlemesine görüşme yöntemiyle görüşmecilerden onam alınmasının ardından ses ve görüntü kaydı alınarak toplanmıştır. Görüşmeler ortalama 53 dakika sürmüştür. On altıncı katılımcıda veri doygunluğuna ulaşılması nedeniyle görüşmelere son verilmiştir. Katılımcılarla görüşmeler tamamlandıktan hemen sonra görüşme verileri ses kaydı üzerinden deşifre edilmiş, fenomenolojik betimsel analiz ile analiz edilerek veriler üç bağlamda yer alan temalar ve alt temalar olarak gruplanmıştır. Araştırmada "moral distresin nedenleri" bağlamında 6 ana tema (Arzu Ettiği Bakımı Verememe, Etik İhlale Tanıklık Etme, Ekip Çatışması, Karar çatışması, Kurumsal Nedenler, Sistemsel Nedenler) ve 24 alt tema, "moral distresin sonuçları" bağlamında 3 ana tema (Duygusal Sonuçlar, Fiziksel Sonuçlar, Mesleki Sonuçlar) ve 14 alt tema ve "moral distresle baş etme" bağlamında 5 ana tema (Ekipten Destek Alma, Duygusal Baş Etme, Problem Odaklı Baş Etme, Değerlerine Uygun Davranma Çabası ) ve 8 alt tema belirlenmiştir. Hemşireler, moral distres yaşamalarına neden olan en önemli faktörlerin yetersiz personel istihdamı nedeniyle artan iş yükü ve psikiyatri hizmetlerine yeterince kaynak ayrılmaması olduğunu ifade etmişlerdir. Yaşadıkları moral distres sonucunda da üzüntü, çaresizlik, değersizlik hisleriyle birlikte fiziksel ve mental yorgunluk yaşamaları sonrasında psikiyatri kliniğinden ayrılma isteklerinin olduğunu ve tükenmişlik yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Moral distres yaşadıkları durumlarla problem odaklı ve duygu odaklı baş ettiklerini belirtmişlerdir. Psikiyatri hemşirelerinin moral distres deneyimlerine ilişkin sahada farkındalık oluşturulması, moral distres yaşama sıklıkları ve düzeylerine ilişkin nicel çalışmaların yapılması önerilmiştir.

Ahlaki sıkıntıEtikHemşireler+4
Nurgül Özgen
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adli psikiyatri hemşirelerinde damgalama ve hastalara yönelik tutumun incelenmesi

Bu çalışma, adli psikiyatri hemşirelerinde damgalama ve hastalara yönelik tutumun incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel desende gerçekleştirilmiştir. Çalışma etik kurul ve kurum izni alındıktan sonra T.C. Sağlık Bakanlığı İstanbul Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin adli psikiyatri servisinde çalışan hemşireler ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın verileri 01.02.2024-30.04.2024 tarihleri arasında toplanmıştır. Çalışmanın evrenini adli psikiyatri servislerine görev yapan 130 hemşire oluşturmuş olup evrenin tamamına ulaşılmış ve 130 hemşirenin katılımı ile veri toplama süreci sonlandırılmıştır. Çalışmanın verilerinin toplanmasında; Kişisel Bilgi Formu, Adli Psikiyatri Hastalarına yönelik Hemşire Tutum Ölçeği, Damgalama (Stigma) Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma verileri yüz yüze toplanmıştır. Araştırmanın verilerinin istatiksel analizinde bireylerin sosyodemografik özelliklerinin değerlendirilmesinde; frekans ve yüzde, ortalama ve standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerlendirme, ölçek puanlarının değerlendirilmesinde aritmetik ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerlendirme, normallik durumlarını değerlendirmeye yönelik istatiksel analizler, ölçeklerin puanları arasındaki ilişkiyi değerlendirmede correlasyon testleri, ölçeklerin güvenirliğinin analizinde güvenirlik testleri kullanılmıştır. Sosyodemografik özelliklere göre ölçek puanlarının karşılaştırmasında varyans analiz testleri kullanılmıştır. Kişilerin yaş ortalamasının 28,90±6,67 (yıl), %39,5'inin (n=55) 25-29 yaş grubunda, %69,1'inin (n=96) kadın, %70,5'inin (n=98) bekar ve %74,1'nin (n=103) lisans mezunu olduğu belirlenmiştir. %43,9'inin (n=61) ≤1 yıldır adli hemşirelik yaptığı, %87,1'inin (n=121) servis hemşiresi olduğu ve %56,8'inin (n=79) gece-gündüz vardiyalı çalıştığı belirlenmiştir. APHYHTÖ – genel ile etiketleme, psikolojik sağlık, önyargı ve DÖ – genel arasında negatif yönde, zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Etiketleme, psikolojik sağlık, önyargı ve DÖ – genel arttıkça, APHYHTÖ – genel azalacaktır. Bu çalışmanın sonuçları hemşirelerin adli psikiyatri hastalarına yönelik tutumları, sosyo-demografik faktörler, eğitim ve mesleki deneyim gibi etmenlere göre değişim gösterdiğini ortaya koymuştur. Hemşirelik eğitimine adli psikiyatri ve stigmatizasyon konuları dahil edilmeli, böylece hastalara yönelik empati ve anlayış artırılıp, önyargılar azaltılmalıdır. Adli psikiyatri hemşirelerinin tutumlarını ve damgalama düzeylerini etkileyen faktörleri anlamak ve bu faktörlere müdahale etmek için araştırmalar yapılmalıdır.

Adli hemşirelikPsikiyatrik hemşirelik
Hayri Can Sağlam
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatri kliniğinde çalışan hemşirelerin, iş doyumu ile fiziksel sağlık bakımına yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, psikiyatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin, iş doyumu ve fiziksel sağlık bakımına yönelik tutumları arasındaki ilişkiyi incelenmek amacı ile planlandı ve gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini İstanbul Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Psikiyatri kliniklerinde çalışan 78 hemşire oluştururken örneklemini ise evreni bilinen örneklem yöntemi ile hesaplanan 65 hemşire oluşturdu. Çalışmanın, verileri etik kurul ve kurum iznini takiben 22.06.2023-01.08.2023 tarihleri arasında yüz yüze anket yöntemi ile toplandı. Çalışmanın verilerinin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Fiziksel Sağlık Tutum Ölçeği ve Minnesota İş Doyumu Ölçeği kullanıldı. Bireylerin sosyodemografik özelliklerinin değerlendirilmesinde; frekans ve yüzde, ortalama ve standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerlendirme, ölçek puanlarının değerlendirilmesinde aritmetik ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerlendirme, normallik durumlarını değerlendirmeye yönelik istatiksel analizler, ölçeklerin puanları arasındaki ilişkiyi değerlendirmede correlasyon testleri, ölçeklerin güvenirliğinin analizinde Cronbach Alfa Katsayı kullanıldı. Sosyodemografik özelliklere göre ölçek puanlarının karşılaştırmasında varyans analiz testleri (normal dağılımda; ikili karşılaştırmada; bağımsız t testi, üçlü karşılaştırmada One Way ANOVA testi ve post hoc testler, normal olmayan dağılımda ikili karşılaştırmada; Mann Whitney U testi, üçlü karşılaştırmada; Kruskal Wallis testi post hoc testler) ve gereklilik halinde regresyon analizi kullanıldı. Fark ve ilişkilerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Çalışmaya katılan hemşirelerin %67,7'si (n=44) 24-27 yaş aralığında, %52,3'ü (n=34) erkek, %70,8'i (n=46) bekar, %93,1'nin (n=61) lisans ve yüksek lisans mezunudur. Çalışmada katılımcıların FSTÖ (3,54±0,52) ve MİTÖ (2,85±0,82) puanları orta düzeye yakın bulunmuştur. Hemşirelerin Fiziksel Sağlık Tutum Ölçeği ve Minnesota İş Tatmin Ölçeği puanları arasında pozitif yönde ilişki bulunmuştur (p>0,05). Hemşirelerin fiziksel sağlık bakımına katılıma yönelik tutum puanları ile içsel iş tatmin puanları ile arasında düşük seviye de pozitif ilişki bulunmuştur (p<0,05). Hizmet içi eğitimlerin planlanması ile hem hemşirelerin iş tatmin düzeyini arttıracak, hem de fiziksel sağlık bakımı konusunda beceri ve bilgileri arttıracak girişimlere teşvik edilmesi önerilmektedir.

Psikiyatrik hemşirelik
Hale Nur Yazıcı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyinin ve ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engellerin incelenmesi

Bu çalışma; yetişkin bireylerin ruh sağlığı okuryazarlığı seviyelerini belirlemek, ruh sağlığı danışmanlığı almasının önündeki engelleri saptamak ve birbiriyle ilişkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte planlandı ve gerçekleştirildi. Çalışma, 16.12.2022-30.05.2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi ve çalışmanın verileri etik kurul iznini takiben 2 Ocak 2023 – 31 Mart 2023 ayları arasında Türkiye genelinde Google Formlar aracılığıyla Facebook, Instagram, Whatsapp gibi çevrimiçi platformlar üzerinden bireylere kartopu örnekleme yöntemi ile ulaşılarak toplandı. Örneklem büyüklüğü hesabı için G*Power 3.1.9.4 paket programı kullanılarak hesaplandı ve çalışmanın örnekleminin 320 kişi olması planlanmış olup 348 kişinin katılımı ile veri toplama süreci tamamlanmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği, Ruh Sağlığı Danışmanlığı Aramanın Önündeki Engeller Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizi IBM SPSS İstatistik 26 versiyonu ile gerçekleştirildi. Bu çalışmada, Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (RSOYÖ) puan ortalamasının (12,37±3,14) orta düzeyde olduğu, Ruh Sağlığı Danışmanlığı Aramanın Önündeki Engeller (RSDAÖE) puan ortalamasının (70,46±20,94) ise ortalamanın altında olduğu görülmüştür. Çalışmada; kadınların RSOYÖ ve alt boyut puanlarının anlamlı derece yüksek olduğu ancak İnanç Odaklı alt boyutunda erkeklerin anlamlı derecede yüksek olduğu (p=0,000), RSDAÖE ve alt boyutlarında ise erkeklerin puan ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür. Ruh sağlığı okuryazarlığı ile ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engeller arasında negatif yönde anlamlı farklılık elde edilmiştir (p<0,05). Ruh sağlığı okuyazarlığı düzeyi çocuk sahibi olanlarda, lisans ve lisansüstü eğitim düzeyine sahip olanlarda, ailesinde ruhsal problem olan bireylerde, ruh sağlığı okuryazarlığı hakkında bilgi sahibi olanlarda ve ruhsal bir problem yaşandığında başvuru kaynağı olarak psikolog ve doktoru tercih eden bireylerde yüksek bulunmuştur. Ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engeller arasında ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyini etkileyen en önemli faktörler bilgi eksikliği, erişim eksikliği, olumsuz algılanan değer, duygulardan rahatsızlık ve kültürel engeller olarak görülmüştür. Ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engeller ve bireylerin etkilendikleri faktörleri daha kapsamlı şekilde belirleyecek çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Danışmanlık arama, engeller, ruh sağlığı, okuryazarlık

DanışmanlıkEngellerPsikiyatrik hemşirelik+3
Ebru Beyazel
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Acil servis hastalarının sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmeleri ile duyguları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmada, acil serviste hizmet veren sağlık çalışanlarının iletişiminin hasta perspektifinden değerlendirilmesi ve hastaların duyguları ile ilişkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. İki aşamada gerçekleştirilen araştırmanın ilk aşaması metodolojik tarzda yürütülmüş, Health Care Communication Questionnaire Ölçeği Türkçe'ye uyarlanmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desendeki ikinci aşamada ise "Acil servise başvuran hastaların sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmeleri ile duygusal deneyimleri arasında ilişki var mıdır?" sorusuna cevap aranmıştır. Araştırmanın her iki aşaması bir üniversite hastanesinin erişkin acil servisinde yürütülmüş, ilk aşamada 130, ikinci aşamada 210 hastaya ulaşılmıştır. Veriler birinci aşamada Hasta Bilgi Formu 1 ve Health Care Communication Questionnaire, ikinci aşamada Hasta Bilgi Formu 2, Sağlık Bakımı İletişim Anketi ve Görsel Analog Ölçeği ile toplanmış; birinci aşamada DFA, Cronbach alfa katsayısı, Kolmogorov-Smirnov, Skewness-Kurtosis, eş değer yarılar yöntemi ve madde analizi ile, ikinci aşamada tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis ve Spearman Korelasyon Analizi'yle değerlendirilmiştir. Araştırmanın birinci aşaması sonucunda Health Care Communication Questionnaire'in DFA uyum indeksleri kabul edilebilir uyum göstermiş, Cronbach alfa değeri toplam ölçek için 0.83 olarak hesaplanmış, ölçek geçerli ve güvenilir bulunmuştur. İkinci aşama sonucunda katılımcıların sağlık çalışanlarının iletişimini oldukça iyi düzeyde değerlendirdiği; kaygı ve düşmanlık puanlarının oldukça düşük, olumlu duygu puanlarının orta seviyede olduğu bulunmuştur. Katılımcıların sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmeleri ve deneyimledikleri duygular arasında ilişki bulunmamıştır. Çalışma sonucunda Sağlık Bakımı İletişim Anketinin, sağlık çalışanlarının iletişimlerinin değerlendirilmesinde kullanılması, acil servislerin doğasının ve sağlık çalışanlarının iletişiminin hastalar üzerindeki etkisi konusunda farkındalık oluşturacak çalışmaların yapılması önerilmektedir.

Acil hemşirelikAcil servis-hastaneAcil tıp+7
Eren Can Kalkan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İki uçlu bozukluğu olan kadınlarda anneliğe yönelik tutumlar

Bu tanımlayıcı araştırma, iki uçlu bozukluğu olan kadınlarda anneliğe yönelik tutumları incelemek amacıyla, Temmuz 2022- Haziran 2024 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini sosyal medya üzerinden ulaşılan üreme çağındaki nullipar iki uçlu bozukluk tanılı ve ruhsal bozukluğu olmayan ve üreme çağında olan kadınlar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini oluşturan 112 kadından araştırmacılar tarafından literatürden yararlanarak oluşturulmuş ve bireysel özellikleri, üreme sağlığına ve iki uçlu bozukluk tanı ve tedavisine dair bilgileri değerlendiren 37 soruluk bilgi formu ile veriler toplandı. İstatistiksel analizde, tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, karşılaştırmalarda Bağımsız Gruplar T-Testi, Anova Testi, Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis H testi kullanıldı. İlişki tespitinde ise Pearson ya da Spearman korelasyon analizinden yararlanıldı. Çalışmada iki uçlu bozukluk tanılı kadınların doğurganlığa ve çocuk sahibi olmaya yönelik ölçek alt boyutlarından beklentiler ve planlamayı kapsayan üçüncü alt boyut puanlarının ruhsal bozukluğu olmayan kadınlara göre düşük bulundu. Anneliğe yönelik duygu ve düşünce ifadelerinde en sık bahsedilen duygunun "arzulama", en sık ifade edilen düşünce temasının ise "anne olmayı düşünmeme" olduğu saptandı. İki uçlu bozukluk tanılı kadınların çocuk sahibi olmadan önceki beklentileri ve planlarının ruhsal bozukluğu olmayan katılımcılardan daha düşük olduğu bulundu. İki uçlu bozukluk tanılı kadınların doğurganlığa ve çocuk sahibi olmaya yönelik tutumları üzerinde medeni durum ve yaş gibi bireysel özelliklerin ve hastaneye yatış sayısı ve ilk atak türü gibi hastalığa dair özelliklerin etkisi olduğu bulunurken, üreme sağlığına dair özelliklerin etkisi olmadığı saptandı. Sonuç olarak anneliğe yönelik tutumu etkileyen faktörler içerisinde iki uçlu bozukluk tanılı kadınlara özgü faktörler yer almaktadır. Bu faktörlerin ayırt edilmesi ruh sağlığı alanında çalışan klinisyenler, özellikle ruh sağlığı ve psikiyatri hemşireleri tarafından, sürdürüm tedavilerinde dikkat edilmesi gereken noktalarda yeni bir bakış açısı geliştirilebilmesi açısından önemlidir. Ayrıca iki uçlu bozukluğun yönetiminde hastayla birlikte çalışılabilecek alanlar hakkında farkındalık kazanılabilecektir.

AnnelikBipolar bozuklukPsikiyatri+1
Melis Bozoğlu
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerde aile merkezli bakım algısı, postpartum depresyon ve psikolojik sağlamlık

Bu araştırmanın amacı, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde prematüre bebeği yatan annelerde yenidoğan aile merkezli bakım algısı, postpartum depresyon ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yürütülen bu çalışmaya 100 anne katıldı. Veriler, "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Yenidoğan Aile Merkezli Bakım Ölçeği", "Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği" ve "Connor – Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" kullanılarak 18.04.2024 – 30.08.2024 tarihleri arasında toplandı. Veri analizinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi ve pearson korelasyon analizi kullanıldı. Yüksek lisans tez çalışmasının yürütülmesi için etik kurul ve kurum çalışma izni alındı. Çalışmaya katılan yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerden bilgilendirilmiş yazılı onayları alındı. Bu çalışmada, katılımcıların "Yenidoğan Aile Merkezli Bakım Ölçeği" toplam puan ortalaması 3,77±0,60, "itibar ve saygı" alt boyutu puan ortalaması 3,67±0,68, "bilgi paylaşımı" alt boyutu puan ortalaması 4,14±0,59, "bakıma katılma" alt boyutu puan ortalaması 4,04±0,74, "aile ile işbirliği" alt boyutu puan ortalaması 3,29±0,84 olarak belirlendi. Katılımcıların "Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği" toplam puan ortalaması 10,24±6,41, "Connor – Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" toplam puan ortalaması 68,47±18,03 olarak bulundu. Çalışmada, "Yenidoğan Aile Merkezli Bakım Ölçeği" toplam puan ortalaması ile "Connor – Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" toplam puan ortalaması arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki görüldü (r=0,389; p<0,001). Buna ek olarak, "Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği" toplam puan ortalaması ile "Connor – Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" toplam puan ortalaması arasında negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki belirlendi (r=-0,540; p<0,001). Bu doğrultuda, yenidoğan aile merkezli bakım uygulamalarının yaygınlaştırılması, annelerin postpartum depresyon riski açısından değerlendirilmesi ve psikolojik sağlamlığı güçlendirmeye yönelik uygulamaların yürütülmesi önerilmektedir.

Depresyon-postpartumPsikiyatrik hemşirelik
Gizem Aslankaya Toga
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Depresyon tanılı yaşlı bireylerde metakognitif eğitimin depresif belirtiler, fonksiyonel olmayan tutumlar ve üstbiliş üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Giriş: Depresyon, yaşlı bireylerin yaşam kalitesini önemli ölçüde azaltan ve sıklıkla fonksiyonel olmayan tutumlar ve olumsuz yaşlılık algısıyla ilişkili olan ciddi bir ruh sağlığı sorunudur. Bu nedenle, depresif belirtilerin azaltılması ve ilişkili bilişsel süreçlerin iyileştirilmesine yönelik yeni müdahale programlarının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Amaç: Bu araştırmanın amacı, depresyon tanılı yaşlı bireylerde Metakognitif Eğitim-Gümüş programının depresif belirtiler, fonksiyonel olmayan tutumlar, üstbiliş ve yaşlılık algısı üzerine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel desenin kullanıldığı bu araştırmaya, depresyon tanılı 60 yaş ve üzeri toplam 50 birey (24 müdahale, 26 kontrol) katıldı. Veri toplama araçları olarak Beck Depresyon Envanteri, Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği, Üstbiliş Ölçeği ve Avrupa Yaşlanma Tutumu Anketi kullanıldı. Müdahale grubuna 8 hafta süreyle program uygulandı ve her iki gruba müdahale öncesi, sonrası ve üçüncü ayda anket ve formlar uygulandı. Araştırmada, verilerin analizinde Pearson Ki-Kare testi, bağımsız gruplarda t testi, Mann-Whitney U testi ve Non-Parametrik Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması müdahale grubunda 67,50 ± 5,28, kontrol grubunda ise 68,88 ± 5,04 olup, her iki grubun sosyodemografik ve klinik özellikleri açısından benzer dağılım gösterdiği belirlendi. Müdahale grubu, kontrol grubuna kıyasla müdahale sonrası ve üçüncü ay izlemlerinde depresif belirtiler (müdahale sonrası p<0,001, üçüncü ay izlem p<0,001), fonksiyonel olmayan tutumlar (müdahale sonrası p=0,002, üçüncü ay izlem p<0,001), üstbiliş düzeyi (müdahale sonrası p<0,001, üçüncü ay izlem p<0,001) ve yaşlılık algısında (müdahale sonrası p<0,001, üçüncü ay izlem p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı iyileşme gösterdi. Sonuç: Araştırma bulguları, Metakognitif Eğitim-Gümüş programının depresyon tanılı yaşlı bireylerde depresif belirtileri azaltmada, işlevsiz düşünce yapılarını dönüştürmede, üstbiliş düzeyini geliştirmede ve olumlu yaşlılık algısını artırmada etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, özellikle yaşlılık döneminde depresyonun mücadelesinde hemşirelerin metakognitif müdahaleleri etkin biçimde uygulayabilmesi için mesleki eğitimlerinin güçlendirilmesi ve sürekli eğitim programlarının oluşturulması önerilmektedir.

Psikiyatrik hemşirelik
Merve Murat Mehmed Ali
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Toplum ruh sağlığı merkezi'ndeki şizofreni tanısı almış bireylerde uygulanan yönlendirilmiş imgeleme yönteminin bireylerin işlevselliğine etkisi

Araştırmanın amacı, toplum ruh sağlığı merkezindeki şizofreni tanısı almış bireylerde uygulanan yönlendirilmiş imgeleme yönteminin bireylerin işlevselliğine etkisini belirlemektir. Araştırma öntest sontest kontrol gruplu olup,araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezine kayıtlı N=631 birey ve sürekli gündüz hizmeti alan N=55 şizofreni tanılı birey ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM)'ye kayıtlı N=300 birey ve sürekli gündüz hizmeti alan N=30 şizofreni tanılı birey oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini gündüz TRSM'den faydalanan 85 bireyden araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 48 kişi oluşturmuştur. Çalışma deney grubunda 24 birey, kontrol grubunda 24 birey ile tamamlanmıştır.Güç analizi değeri %98,8'dir.Veri toplama aracı olarak Tanıtıcı bilgi formu, Şizofrenide İşlevsel İyileşme Ölçeği (ŞİLÖ) ve Öznel İyileşmeyi Değerlendirme Ölçeği (ÖİDÖ) kullanışmıştır. Verilerin değerlendirilmesi Statistical Package fort the Social Sciences (SPSS) 20 programında yapılmıştır.Sayısal ölçümler için Mann-Whitney U testi, Wilcoxon testi, tek yönlü ANOVA testi, Ki-Kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan danışanların, sosyodemografik özellikleri açısından yaş ortalaması dışında (p<0,05), uygulama ve kontrol grubu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p>0,05). Uygulama grubu ve kontrol grubu arasındaki ŞİLÖ alt ölçek ve genel toplam sontest puan ortalamaları ve ÖİDÖ sontest puan ortalamaları arasında karşılaştırma yapılmıştır. Gruplar arasında ŞİLÖ sosyal işlevsellik alt ölçeği sontest puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Uygulama grubuna iki hafta boyunca her gün 10 dakika yapılan yönlendirilmiş imgeleme uygulaması sonucunda, uygulamagrubunun Şizofrenide İşlevsel İyileşme Günlük Yaşam Becerileri Alt Ölçeği puan ortalamaları (z=-2,69, p=0,00), Şizofrenide İşlevsel İyileşme Sağlık ve Tedavi Alt Ölçeği puan ortalamaları (z=-2,37, p=0,01), Şizofrenide İşlevsel İyileşme Ölçeği genel toplam puan ortalamaları (z=-2,41, p=0,01), Öznel İyileştirmeyi Değerlendirme Ölçeği puan ortalamaları (z=-3,70, p=0,00) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur.Şizofrenide İşlevsel İyileşme Sosyal İşlevsellik Alt Ölçeği puan ortalamaları (z=-1,80 p=0,07), Şizofrenide İşlevsel İyileşme Mesleki İşlevsellik Alt Ölçeği puan ortalamaları (z=-0,46 p=0,64) arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Araştıma sonuçlarına göre şizofreni tanısı almış bireylerde iki haftalık senaryolu yönlendirilmiş imgeleme uygulamasının bireylerin işlevselliğini arttırdığı söylenebilir. Anahtar kelimeler:Şizofreni; İşlevsel iyileşme; Yönlendirilmiş imgeleme; Toplum ruh sağlığı hemşireliği

Psikiyatrik hemşirelikTedaviToplum ruh sağlığı merkezleri+2
Özge Elgit
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin öfke yönetimine psikodramanın etkisi

Giriş: Araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin öfke ifade tarzlarına psikodramanın etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma ön test- son test kontrol gruplu yarı deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde kayıtlı N=1554 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini yapılan duyurular sonrası katılıma gönüllü olan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 21 öğrenci oluşturmuştur. Çalışma uygulama grubunda 11 birey, kontrol grubunda 10 birey ile tamamlanmıştır. Katılımcılar Sürekli Öfke Alt Ölçeği ön test puanlarına göre randomize edilmişlerdir. Veri toplama aracı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu, Sürekli Öfke - Öfke İfade Tarzı Ölçeği(SÖÖTÖ), Grup Sonrası Geri Bildirim Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi Statistical Package fort the Social Sciences (SPSS) 21 programında yapılmıştır. Sayısal ölçümler için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Uygulama grubuna on iki oturumluk öfke temalı psikodrama grubu gerçekleştirilmiştir. Uygulama sonrası ölçümlerde uygulama ve kontrol grubunun sürekli öfke, öfke içte, öfke kontrol, öfke dışa alt ölçekleri puan ortalamasının ön test-son test farkları her boyut için ayrı ayrı karşılaştırıldığında istatiksel açıdan anlamlı fark saptanamamıştır(p>0.05). Sonuç: Araştırma sonuçlarına göre hemşirelik öğrencileri ile yürütülen on iki oturumluk öfke temalı psikodrama grubunun bireylerin öfke ifade tarzları üzerinde etkili olduğu saptanmıştır fakat kontrol grubu ile karşılaştırıldığında bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Araştırma sonuçları ilgili alan yazın kapsamında değerlendirilerek, sınırlılıkları belirtilmiştir.Anahtar kelimeler: Üniversite Öğrencisi; Öğrenci Hemşire; Öfke; Öfke İfade Tarzı; Psikodrama

DramaDuygu ifadesiPsikiyatrik hemşirelik+6
Tuğba Durmuş
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Müzikte ritim çalışmalarıyla bütünleştirilmiş gross duygu düzenleme modeli'nin öğrenci hemşirelerin öfke ifadesi ve tarzlarına etkisi

Giriş: Bir meslek üyesi olma yolunda üniversitede okuyan hemşirelik öğrencilerinde öfkeyi işlevsel düzenleyebilme konusu giderek önem kazanmaktadır. Öfkeyi düzenlemede bilişsel-davranışçı yaklaşımların ve müziğin bu yaş grubunda etkili araçlar olarak kullanılabildiği bilinmektedir. Müziğin ritim bileşeni ile duygusal düzenleme süreçlerini bilişsel-davranışçı bir temelde inceleyen Gross Duygu Düzenleme Modeli'nin bütünleştirilmesi ve psikiyatri hemşireliği uzmanlığında düzenli ve kolaylıkla ulaşabilecek yeni girişimsel araçların geliştirilmesi önemli görülmüştür. Araştırma sonuçları, müzikte ritim çalışmalarıyla bütünleştirilmiş Gross Duygu Düzenleme Modeli girişimlerinin öğrenci hemşirelerde işlevsel öfke düzenlenmesi için kullanımı açısından sonraki çalışmalara örnek olacaktır. Amaç: Araştırma, müzikte ritim bileşeninin Gross Duygu Düzenleme Modeli ile bütünleştirilerek yürütülecek öfke düzenleme programının, öfke duygusu açısından risk altında olduğu taramalarla belirlenen öğrenci hemşirelerde öfke ifadesi ve öfke tarzları üzerindeki etkisinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Gereç ve yöntem: Araştırma üç kontrol gruplu ve tek körlü randomize deneysel tiptedir. E.Ü. Hemşirelik Fakültesi'nde okuyan ve Sürekli Öfke-Öfke İfadesi Tarzları Ölçeği (SÖÖİTÖ) ile Sürekli Öfke puanları ortalamanın üzerinde saptanan üçüncü sınıf öğrencileri araştırmanın hedef grubunu oluşturmuştur (N=67). Araştırma verileri örneklem koşullarını yerine getiren 38 öğrenciden sağlanmıştır. Veriler SÖÖİTÖ ve alanyazın doğrultusunda geliştirilen 'Kişisel Bilgi Formu' kullanılarak; ön-son ve izlem ölçümleriyle toplanmıştır. Müzikal ritim girişimleri ile bütünleştirilmiş Gross Duygu Düzenleme Modelli girişim programı, ön uygulama yapılmasının ardından beş oturumda tamamlanmıştır. Müzikal ritim girişimlerinin yer aldığı oturumlar bir uzmanla yürütülmüştür. Veri analizinde tek yönlü ve tekrarlı varyans analizleri (4x3 Faktöriyel Anova) kullanılmıştır. İstatistiksel önemlilik düzeyi p˂0.05, etki büyüklüğü ε2 ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın etik izinleri alınmıştır. Bulgular: Araştırmada farklı zamanlardaki farklı girişimsel uygulamaların SÖÖİTÖ puanları üzerindeki etkisi incelendiğinde, Sürekli Öfke(F(6-68): 22,639, p<0.05), Öfke Kontrol(F(6-68): 9,024, p˂0.05), Öfke Dışa (F(6-68): 15,865, p˂0.05) ve Öfke İçte (F(6-68): 10,888, p˂0.05) boyutları açısından gruplararası anlamlı farklılık bulunmuştur. Geliştirilen girişim programı, öfkenin tüm boyutlarında etkili olumlu değişiklikler yaratmıştır. İleri incelemelerde değişikliğin Sürekli Öfke, Öfke Kontrol ve Öfke Dışa boyutlarında girişim grubu; Öfke İçte boyutunda ise ritim uygulamalarının yapılmadığı bilişsel-davranışçı kontrol grubu lehine olduğu görülmüştür (p<0.05). Araştırmanın etki gücü grupxzaman etkileşiminde güçlü ve çok güçlü olarak belirlenmiştir. Sonuç: Araştırma kapsamında müzikte ritim çalışmalarıyla bütünleştirilmiş Gross Duygu Düzenleme Modeli girişimler; öğrencilerin öfke yaşama eğilimleri ve öfkeyi uygunsuz dışa yansıtma davranışlarını diğer yöntemlere oranla daha etkili şekilde azaltırken, öfke duygusunun kontrol edilme becerisini de geliştiren en etkili girişim olmuştur. Bütünleştirilmiş girişimler öfkenin içe döndürülmesi eğilimini olumlu şekilde azaltmasına rağmen, ortaya çıkardığı etki bilişsel-davranışçı olarak sunulan girişimlerin gerisinde kalmıştır. Sonuç olarak bulgular müzikte ritim çalışmalarıyla bütünleştirilmiş Gross Duygu Düzenleme Modeli girişimlerinin kısa ve uzun dönemde öfkenin her boyutunda etkili şekilde kullanılabileceğini göstermektedir. Bu girişim aracının; duygunun şiddeti, kontrolü ve dışa vurumu açısından öncelikli olarak tercih edilebilir etkide ve benzer girişimsel örneklerine göre daha güçlü bir özellik taşıdığı görülmüştür. İşlevsel öfke düzenlenmesinin kazandırılmasını hedefleyen araştırmacı ve uygulamacıların; hem fiziksel boşalımın sağlanacağı ritim uygulamalarına hem de Gross Model temelli bilişsel-davranışçı yeniden yapılanmayı sağlayacak yaklaşımlara yer verecek girişimler planlaması önerilmektedir.

Duygu düzenlemeDuygu ifadesiHemşirelik+7
Gizem Beycan Ekitli
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Şiddet gören kadınlarda tidal modele dayalı psikiyatri hemşireliği yaklaşımının psikolojik dayanıklılıklarına etkisi

Giriş: Kadına yönelik şiddet dünyada ve ülkemizde gittikçe artan, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kadına yönelik şiddet, uzun dönemde tüm toplumu ilgilendiren, karmaşık sorunlara neden olmaktadır. Araştırmalar, psikolojik dayanıklılığın şiddetin olumsuz etkilerini azalttığını göstermektedir. Psikolojik dayanıklılığın, sağlık çalışanlarının dikkate alması gereken önemli bir kavram olduğunun altı çizilmektedir. Şiddeti önleme çalışmalarının yanında şiddet gören kadınların iyileşme ve toplumsal yaşamda yer almalarını sağlayacak rehabilitasyon çalışmaları son derece önemlidir. Özellikle toplum temelli ruh sağlığı hizmetleri ile bu sürecin etkili bir şekilde yürütüleceği araştırmalarda belirtilmektedir. Sağlık hizmetlerinin önemli bir parçası hemşirelerin kişiye özgü, sistematik bakım sunmasında hemşirelik modellerinden yararlanması gerekmektedir. Kişinin yaşam öyküsüne ve deneyimlerine önem veren Tidal (Gel- Git) Modelin hem şiddette iyileşme hem de psikolojik dayanıklılık ile olan uygunluğundan yola çıkarak, bu araştırmada Tidal Modele (Gel- Git) dayalı psikiyatri hemşireliği yaklaşımının şiddet gören kadınların psikolojik dayanıklılığına etkisi incelenmiştir. Yöntem: Deneysel ve betimleyici tipteki araştırma kontrol gruplu, ön test- son test uygulamalıdır. Bir belediyeye bağlı kadın konukevinde 01.10.2015- 30.10.2016 tarihleri arasında eş şiddeti nedeniyle bulunan kadınlarla yürütülmüştür. Örneklem seçme yöntemi kullanılmamıştır. Pilot çalışma yapılmış, %80'lik güce ulaşmak için 10 girişim 10 kontrol grubu yeterli olarak belirlenmiştir. Araştırma 13 girişim, 14 kontrol grubu olmak üzere toplam 27 kadın ile yürütülmüştür. Veri toplamada Tanıtıcı Bilgi Formu ve Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık (YİPDÖ) kullanılmıştır. Ayrıca Tidal Modelin gerekliliği doğrultusundaki formlar araştırmada kullanılmıştır. Bakım grubuyla toplam yedi görüşme yapılmıştır. Kullanılan formlar betimsel olarak incelenmiştir. Verilerin değerlendirmesinde tanımlayıcı analizler, Wicoxon ve Mann Whitney- U testleri kullanılmıştır. Bulgular: Kontrol grubundaki kadınların (n=14) %71.4'ünün boşanmış- boşanma sürecinde olduğu, %57.2'sinin ortaokul-lise mezunu olduğu, %71.4'ünün en uzun süre şehir- büyükşehirde yaşadığı, %92.9'unun düzenli bir işi olmadığı, %78.6'sının çocuk sahibi olduğu belirlenmiştir. Kadınların tümü eşlerinden hem fiziksel hem de duygusal şiddet görmüştür. Beş kadının eşinden cinsel şiddete, bir kadının ise ekonomik şiddete uğradığı belirlenmiştir. Umut duygu algısına 10 üzerinden verdikleri puanların ön test- son test karşılaştırmasında, anlamlı düzeyde yükseldiği belirlenirken; yalnızlık, çaresizlik, kendine güven, güç ve cesaret duygularında anlamlı farklılıklar saptanmamıştır. YİPDO ve alt ölçekleri puanlarının ön test- son test karşılaştırmasında anlamlı farklılık belirlenmemiştir. Girişim grubundaki kadınların (n=13) %76.9'unun medeni durumunun boşanmış- boşanma sürecinde olduğu, %46.1'inin eğitim düzeyinin okuryazar-ilkokul olduğu, %69.2'sinin en uzun süre şehir- büyükşehirde yaşadığı, %92.3'ünün düzenli bir işi olmadığı, %76.9'unun çocuğu olduğu, tamamının eşinden fiziksel ve psikolojik şiddete uğradığı, ikisinin eşinden cinsel şiddete uğradığı saptanmıştır. Umut ve güç algısına verdikleri puanların ön test- son test karşılaştırmasında anlamlı düzeyde arttığı bulunmuştur. YİPDO toplam puanı ve Gelecek Algısı, Kendilik Algısı puanlarının ön test- son test karşılaştırmasında anlamlı düzeyde artma belirlenmiştir. Grupların değişim farklarının karşılaştırılmasında Gelecek Algısı alt ölçeğinin değişim farklarında ve YİPDÖ ölçek toplam puanının değişim farkının karşılaştırılmasında anlamlı farklılık ve bu farklılığın girişim grubunun lehine olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmanın hipotezleri dikkate alındığında Tidal (Gel- Git) Modele dayalı psikiyatri hemşireliği yaklaşımı şiddet gören kadınların psikolojik dayanıklılıklarında anlamlı düzeyde olumlu yönde etkili olduğu belirlenmiştir. Psikolojik dayanıklılığın koruyucu faktörlerinden gelecek algısı puanlarının da anlamlı düzeyde ve olumlu yönde etkilendiği saptanmıştır. Buna karşın kadınların umut, yalnızlık, çaresizlik, kendine güven, güç ve cesaret duygu algısına verdikleri puan ortalamalarının değişimlerinde anlamlı farklılık belirlenmemiştir.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Emel Öztürk Turgut
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatri hastalarına bakım veren hemşirelerin bakım odaklı hemşire-hasta etkileşim düzeylerinin incelenmesi

Amaç: Psikiyatri hastalarına bakım veren hemşirelerin bakım odaklı hemşire hasta etkileşim düzeylerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel tipte, tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini İzmir ve Manisa illerinde psikiyatri yataklı servisi olan tüm kamu hastanelerinde, psikiyatri hastalarına bakım veren hemşireler oluşturmaktadır (N=291). Örneklem seçimine gidilmeyerek, araştırmaya katılmayı kabul eden hemşireler örneklemi oluşturmaktadır (n=112). Veriler Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu, Bakım Odaklı Hemşire Hasta Etkileşimi Ölçeği, Manevi Destek Algısı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, sayı, yüzde dağılımları) ve Kruskall Wallis testi, Mann-Whitney-U testi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Psikiyatri hastalarına bakım veren hemşirelerin, bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi ölçeğinden aldıkları ortalama puanları incelendiğinde, önemlilik boyutundan 313.08±30.45, yeterlilik boyutundan 283.79±37.43 ve uygulanabilirlik boyutundan 268.01±47.65 puan aldıkları belirtilmiştir. Hemşireler, ölçeğin gereksinimler alt boyutundan, önemlilik, yeterlilik ve uygulanabilirlik boyutlarında en yüksek puanı alınırken, maneviyat alt boyutundan en düşük puanı aldıkları saptanmıştır. Hemşirelerin, tanıtıcı özelliklerine göre özellikle hemşirelerin eğitim durumu, çalıştıkları kurum, bütüncül bakımın tanımını bilme ve bütüncül bakım verme durumları ile bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi önemlilik-yeterlilik-uygulanabilirlik boyutları arasında önemli farkların olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin manevi destek algı düzeylerine göre bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi önemlilik-yeterlilik-uygulanabilirlik boyutları arasında pozitif yönde ilişki vardır. Sonuç: Araştırmaya katılan hemşirelerin, bakım odaklı hemşire hasta etkileşimine önem verdikleri, ancak aynı oranda kendilerini yeterli algılamadıkları ve uygulayabilir bulmadıkları görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği; Hemşirelik Bakımı; Hemşire-Hasta Etkileşimi

Hemşire-hasta ilişkileriHemşirelerHemşirelik+6
Elif Deniz Kaçmaz
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Refleksoloji uygulamasının anksiyeteye etkisi

Araştırma, refleksoloji uygulamasının anksiyeteye etkisini belirlemek amacı ile planlanmış ön test son test kontrol gruplu bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'ne kayıtlı olan öğrenciler oluşturmuştur. Araştırmanın ilk aşamasında tüm öğrencilerin anksiyete düzeyi belirlenmiştir. İkinci aşamada anksiyete düzeyi yüksek olan öğrencilerden basit rastgele örnekleme yöntemi ile belirlenen 30 kişi vaka ve 30 kişi kontrol grubunu oluşturmuştur. Veri toplamada; "Tanıtıcı Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği ve Anksiyete Algı Skalası" kullanılmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilebilmesi için etik kuruldan, kurumdan ve öğrencilerden yazılı izinler alınmıştır. Araştırmanın girişim aşamasında ilk olarak vaka ve kontrol grubundaki öğrencilere refleksoloji ile ilgili eğitim verilmiştir. Vaka grubundaki öğrencilere toplamda altı seans refleksoloji uygulanmıştır. Vaka ve kontrol grubundaki öğrencilere refleksoloji uygulaması sonrası "Beck Anksiyete Ölçeği ve Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği" son test ve bir ay sonra kontrol izlem testi olarak eş zamanlı uygulanmıştır. Ayrıca vaka grubundaki öğrencilere her refleksoloji uygulaması öncesi ve sonrası anksiyete algı skalası uygulanmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı analizler, Bağımlı Gruplarda t testi, Bağımsız Gruplarda t testi, Tek Yönlü ANOVA testi, Pearson Korelasyon, Tekrarlı Ölçümlerde ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları incelendiğinde; refleksoloji uygulaması sonrası vaka ve kontrol grubu öğrencilerin gruplar arası Beck Anksiyete Ölçeği puan ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş kaydedilmiştir (p=0.00). Öğrencilerin grup içi Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalamalarında vaka grubunda anlamlı bir fark saptanmış (p=0.00), kontrol grubunda anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0.83). Refleksoloji uygulanan vaka grubundaki öğrencilerin anksiyete algı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0.00). Sonuç olarak, altı seanslık refleksoloji uygulamasının anksiyete düzeyine olumlu etkisinin olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler; Refleksoloji, anksiyete, psikiyatri hemşireliği.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıHemşirelik+4
Merve Uğuryol
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda psikososyal hemşirelik girişimlerinin uyku, anksiyete ve deliryum üzerine etkisi

Bu araştırma, açık kalp ameliyatı uygulanan hastalarda psikososyal hemşirelik girişimlerinin uyku, anksiyete ve deliryum üzerine etkisi belirlemek amacıyla yapıldı. Prospektif randomize kontrollü olarak yürütülen araştırma, çalışma grubu (n=30), kontrol grubu (n=30) olmak üzere 60 hasta ile gerçekleştirildi. Kontrol grubu rutin hemşirelik bakımı alırken, çalışma grubu hastalara psikososyal hemşirelik girişimleri kapsamında kulak tıkacı, göz bandı ve kısa bilişsel davranışçı terapi iki oturum ameliyat öncesi iki oturumda ameliyat sonrası olacak şekilde uygulandı. Her iki gruba ameliyat öncesi ve yoğun bakımda bulunduğu sürede Standartize Mini-Mental Test, Visual Analog Skala, Spielberger Durumluk Anksiyete Ölçeği, Richard Campbell Uyku Kalitesi Ölçeği, Richmond Ajitasyon-Sedasyon Skalası, Yoğun Bakımda Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Elde edilen veriler paired t test, ANOVA ve Bonferroni test istatistiği kullanılarak değerlendirildi. Müdahale öncesi ağrı, anksiyete, uyku bulguları açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Uygulama sonrası çalışma grubunda olan hastaların kontrol grubunda olan hastalara göre ağrı, anksiyete düzeyinde azalma, daha iyi uyku kalitesi saptandı. Çalışma grubunda deliryum görülmedi. Gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Ayrıca anksiyete ve uyku kalitesinin deliryuma korelasyonuna bakıldığında negatif yönlü zayıf ilişki bulundu. Araştırma sonucunda açık kalp ameliyatı uygulanan hastalarda psikososyal hemşirelik girişimlerinin ağrı ve anksiyeteyi azalttığı, daha iyi uyku kalitesi sağladığı, deliryumu önleyici etkisi olduğu saptandı. Açık kalp ameliyatı uygulanan hastalarda psikososyal hemşirelik girişimlerinin anksiyete, uyku ve deliryum üzerine etkisinin üçünün bir arada incelendiği çalışmaya rastlanmamıştır, bu açıdan çalışmamız ilk olmaktadır.

Psikiyatrik hemşirelik
Firdevs Ebru Özdemir
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde kendini sabote etme davranışının ilaç uyumu ile ilişkisi

Kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde farklı amaç ve şekillerde kendini sabote etme stratejilerinin kullanıldığı bilinmektedir. Özellikle ruhsal hastalığı nedeniyle damgalanma, ayrımcılığa uğrama, dışlanma gibi bireyin benliğini tehdit edici durumla karşılaşması veya yetersiz performans sergilemesi kendini sabote etmesi için yeterli bir neden olabilmektedir. Bununla birlikte kendini sabote eden bireyler hangi davranışlarının uyumlu veya olumlu hangilerinin ise istenilmeyen olduğuna ilişkin bir farkındalık kazanamamışlardır. Uzun süreli ilaç kullanımının ve düzenli kontrollere gitmenin damgalanmalarına yol açtığını düşündükleri için tedavi süreçlerinin aksamasına neden olabilecek kendini sabote etme davranışlarına başvurabilirler. Bu çalışmayla kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde kendini sabote etme davranışının ilaç uyum ile ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Necmettin Erbakan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Bilimsel Araştırmalar Etik Kurulu'ndan izin alınmıştır (2022/274). Araştırmanın evrenini Necmettin Erbakan Üniversitesi psikiyatri polikliniğine başvuran hastalar oluşturmuştur. Çalışma öncesinde veri toplama araçlarının anlaşılırlığı değerlendirilmiş, Ekim- Kasım 2022 tarihleri arasında veriler toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini, araştırmaya katılmayı kabul eden 111 hasta (45 erkek, 66 kadın) oluşturmuştur. Araştırmanın verilerinin toplanmasında sosyodemografik özellikler ve hastalık bilgilerini içeren Tanıtıcı Bilgi Formu, Kendini Sabote Etme Ölçeği (KSÖ), Morisky Tedavi Uyumu Ölçeği (MTUÖ) olmak üzere üç form kullanılmıştır. Araştırma bulgularında poliklinik kontrolüne düzensiz gelenlerin düzenli gelenlere göre daha yüksek Kendini Sabote Etme puan ortalamasına (z=-3,207 p=0,001) ve Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği puan ortalamasına (z=-4,259 p=0,001) sahiptir. İlaç uyumu durumuna göre incelendiğinde ise düzensiz ilaç kullananlar düzenli ilaç kullananlardan daha yüksek Kendini Sabote Etme puan ortalamasına (z=-2,509 p=0,012) ve Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği puan ortalamasına (z=-4,788 p=0,001) sahiptir. Araştırma sonucunda kendini sabote etme değişkeni Morisky tedaviye uyum puanlarını %7,9 düzeyinde açıklamaktadır. Bu çalışma ile kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde kendini sabote etme davranışlarının ilaç uyumlarını olumsuz etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: İlaç, kendini sabote etme, kronik ruhsal hastalık, tedavi, uyum.

Kendini sabotajPsikiyatrik hastalarPsikiyatrik hastalıklar+4
İlkay Çağlayan
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00

Related subjects