Coping strategies
53 theses under this subject heading
Kayıp veriyle başa çıkma yöntemlerinin test eşitlemeye etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada; kayıp veriyle başa çıkma yöntemlerinin, farklı koşullar altında, test eşitleme yöntemlerinin performansı üzerindeki etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmada; örneklem büyüklüğü (750, 1500), kayıp veri oranı (%10, %20, %30) ve kayıp verilerin bulunduğu test formu (her iki test, eşitlenecek test) koşul olarak alınmıştır. Test eşitleme yöntemlerinin performansları; hata kareleri ortalamasının karekökü (RMSE) ve eşitleme yanlılığına (BIAS) göre değerlendirilmiştir. Araştırmada kullanılan tam veri setleri, TIMSS 2019'a elektronik uygulama (eTIMSS) ile katılan tüm ülkelerdeki, 6 ve 7 numaralı kitapçıkları alan ve iki kategorili (1-0) puanlanan maddeleri yanıtlayan öğrenci verilerinden elde edilmiştir. Tamamen rastgele kayıp veri mekanizması altında veri silinerek oluşturulan kayıp verili test formlarına sıfır atama (SA), hot deck atama (HDA) ve çoklu atama (PMM ve LOGREG) yöntemleri ile veri ataması yapılmıştır. Tamamlanmış test formları MTK'ye dayalı test eşitleme yöntemleri ile eşitlenmiştir. Araştırmadaki tüm analizler R programlama dili aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Referans değere en yakın ortalama RMSE ve BIAS değerleri üreten yöntemlerin PMM ve LOGREG olduğu, HDA yönteminin ise bu yöntemlere benzer performans gösterdiği belirlenmiştir. En hatalı ve en yanlı sonuçlar üreterek referans değere en uzak kestirimler yapan yöntemin ise SA olduğu görülmüştür. Araştırmada ele alınan örneklem büyüklüğü koşulunun tüm kayıp veriyle başa çıkma yöntemleri üzerinde, kayıp veri oranı ve kayıp verilerin bulunduğu test formu koşulunun ise sadece SA yöntemi ile elde edilen ortalama RMSE ve BIAS değerleri üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. PMM, LOGREG ve HDA yöntemlerinin araştırmada ele alınan tüm koşullarda, SA yönteminin ise en iyi performans gösterdiği büyük örneklemlerde ve düşük kayıp veri oranlarında tercih edilmesi önerilmiştir.
İnternet oyun oynama bozukluğu, akılcı olmayan inançlar, başa çıkma stratejileri ve öz-denetim becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Patolojik İnternet Kullanımının Bilişsel Davranışçı Modeli'ni temel alarak akılcı olmayan inançlar, başa çıkma stratejileri, öz-denetim becerisi ve İnternet Oyun Oynama Bozukluğu arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Örneklem bağımlı (N=31) ve klinik olmayan (N=30) olmak üzere iki gruptan oluşmuştur. Bağımlı grup, Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi İnternet Bağımlılığı Kliniği'ne başvuran ve İnternet Oyun Oynama Bozukluğu tanısı alan, klinik olmayan grup ise Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran ve dahil edilme kriterlerini sağlayan 14-18 yaş aralığındaki ergen bireylerden oluşmuştur. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, İnternet Oyun Oynama Bozukluğu Kısa Formu, Akılcı Olmayan İnanç Ölçeği-Ergen Formu, Ergenlerde Öz-Denetim Becerileri Ölçeği ve Ergenler için Başa Çıkma Ölçeği uygulanmıştır. Veriler dört analiz ile değerlendirilmiştir. Temel değişkenleri demografik değişkenler açısından incelemek için karşılaştırmalı analizler, bağımlı ve klinik olmayan gruplar arasındaki olası farklılıkların tespiti için bağımsız gruplar t-testi, temel değişkenler arasındaki ilişkiler için korelasyon analizi ve son olarak, genel örneklem üzerinden temel değişkenler arasındaki yordayıcı ilişkileri incelemek için Çok Değişkenli Doğrusal Regresyon Analizi yapılmıştır. Analizlerin sonuçlarına göre, internet oyun oynama bozukluğu dışında veya yanısıra psikiyatik bozukluğu olan katılımcıların internet oyun oynama bozukluğu düzeyi ve başarısız öz denetimleri diğer katılımcılara göre daha yüksek bulunmuştur. İlgili bulguyu destekler nitelikte oyun oynama bozukluğu ve öz-denetimin düzenli ilaç kullanımına göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Akılcı olmayan inançlar ve başa çıkma stratejileri demografik değişkenler açısından farklılaşmamıştır. Bu iki değişken için bağımlı ile klinik olmayan grupların karşılaştırılmasında da farklılık tespit edilmemiş olmakla birlikte internet oyun oynama bozukluğu düzeyi ve başarısız öz-denetim bağımlı grupta daha yüksek bulunmuştur. Bu çalışma kapsamında modele dahil edilen öz-denetim becerilerinden başarısız öz-denetimin internet oyun oynama bozukluğunu önemli düzeyde yordadığına ulaşılmıştır. Diğer değişkenler ile benzer şekilde ilişki tespit edilmemiş olmasının olası nedenleri, sınırlılıklar ve doğurgular tartışma bölümünde ele alınmıştır.
Çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşamış erişkin bireylerin benlik saygısı, kişiler arası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin incelenmesi
Araştırmanın amacı, çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşamış 20-35 yaş arası erişkin bireylerin benlik saygısı, kişiler arası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde yaşayan 0-11 yaş arasında baba kaybı yaşayan ve yaşamayanlar olarak iki grup oluşturmaktadır. Katılımcılara İstanbul ilinde faaliyet gösteren özel bir danışmanlık merkezinde görev alan, çocukluk döneminde baba kaybı yaşamış bir psikolog ile başlanmış, ardından iletişime geçilen bu kişi aracılığıyla ikinci kişilere, onların da yardımıyla üçüncü kişilere ulaşılmış ve böylelikle zincirleme bir biçimde sürdürülmüş olan araştırma sonucunda veri doygunluğuna ulaşıldığı anda (baba kaybı yaşamış 40 kişiden oluşan ve araştırma grubunu oluşturan yetişkin bireyler ve baba kaybı yaşamamış 40 kişiden oluşan kontrol grubu ile birlikte 20-35 yaş arası toplam 80 kişi) veri toplama aşaması tamamlanmıştır. Her bir katılımcıya Demografik Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği, Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma verileri, çalışma grubu ve kontrol grubu olmak üzere 2 grup halinde toplanmış olup SPSS-22 paket programı ile analiz edilmiştir. Analizlerden önce Kolmogorov-Smirnov testi kullanılarak araştırma verilerinin normal dağılım gösterdiği belirlenmiştir. Bu sebeple araştırma verileri parametrik testler kapsamında analiz edilmiştir. Çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşayan erişkin bireylerin doyurucu ilişki tarzları, eğitim durumu kapsamında kıyaslandığında lise mezunu bireylerden daha yüksek puan alan üniversite ve üzerinde öğrenim kurumlarından mezun bireyler lehine anlamlı düzeyde bir farklılaşma belirlenmiştir. Çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşayan erişkin bireylerin baş etme becerileri, cinsiyet kapsamında kıyaslandığında erkek bireylerden daha yüksek puan alan kadın bireyler lehine anlamlı düzeyde bir farklılaşma belirlenmiştir. Araştırmaya katılan erişkinlerin benlik saygısı düzeyleri, çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşama durumuna dayalı kıyaslandığında babasını kaybetmeyen bireyler lehine anlamlı düzeyde farklılaşma belirlenmiştir. Ek olarak, araştırmaya katılan erişkinlerin doyurucu ilişki tarzları, çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşama durumuna dayalı kıyaslandığında babasını kaybetmeyen bireyler lehine anlamlı düzeyde farklılaşma belirlenmiştir. araştırmaya katılan erişkinlerin baş etme becerileri, çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşama durumuna dayalı kıyaslandığında gruplar arasında anlamlı düzeyde bir farklılaşma tespit edilememiştir.
Erken dönem uyumsuz şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü ile beden imgesi başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı yetişkinlerde erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme güçlüğü ve beden imgesi ile başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Beden imgesinin erken dönem uyumsuz şemalar ve duygu düzenleme puanları tarafından anlamlı olarak yordandığı hipotezi test edilmiştir. Ayrıca, sosyodemografik değişkenlerin erken dönem uyumsuz şemalar, beden imgesi başa çıkma stratejileri ve duygu düzenleme puanları açısından herhangi bir farklılaşma sağlayıp sağlamadığı incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da yaşayan 22-45 yaş arası 454 kişi oluşturmaktadır. Çalışmanın değişkenlerini ölçmek için Sosyo-demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Formu, Duygu Düzenleme Güçlükleri Anketi ve Beden İmgesi Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın ana hipotezlerini analiz etmek için Pearson korelasyon, basit regresyon ve çoklu doğrusal hiyerarşik regresyon analizleri uygulanmıştır. Ayrıca, çalışmanın değişkenlerinin sosyodemografik değişkenlere göre farklılıklarını belirlemek için bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü ANOVA analizleri kullanılmıştır. Araştırmada, beden imgesi başa çıkma stratejilerinden görünüşü düzeltme alt boyutu ve kaçınma alt boyutu ile tüm erken dönem uyumsuz şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken, beden imgesi başa çıkma stratejilerinden olumlu mantıksal kabul alt boyutu ile tüm duygu düzenleme güçlüğü alt boyutları arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Değişkenler arasındaki ilişkinin yanı sıra yordayıcı etki de incelenmiş ve erken dönem uyumsuz şema alanlarının ve duygu düzenleme güçlüklerinin beden imgesi başa çıkma stratejilerinin üç alt boyutunu yordadığı bulunmuştur. Görünüşü düzeltme alt boyutu, incinebilirlik ve onay arayıcılık şema boyutları tarafından pozitif yönde ve anlamlı olarak yordanmıştır. Duygu düzenleme alt boyutlarındaki güçlükler görünüş düzeltme puanlarını anlamlı düzeyde yordamamıştır. Modelin açıklayıcılık oranı %28 olarak bulunmuştur. Olumlu mantıksal kabul alt boyutu başarısızlık şema boyutu tarafından negatif yönde, ceza şema boyutları tarafından pozitif yönde ve anlamlı düzeyde yordanmıştır. Olumlu mantıksal kabul alt boyutu, duygu düzenleme güçlüklerinin duyguları tanıma güçlüğü alt boyutu tarafından negatif yönde, duyguları açma güçlüğü alt boyutu tarafından pozitif yönde ve anlamlı olarak yordanmıştır. Modelin açıklayıcılık oranı %21 olarak bulunmuştur. Kaçınma alt boyutu, başarısızlık ve kırılganlık şeması boyutu tarafından pozitif yönde ve anlamlı olarak yordanmıştır. Kaçınma alt boyutu duygu düzenleme güçlüğü alt boyutları olan duyguları tanımada güçlük, dürtü kontrol güçlüğü ve duyguları kabullenememe tarafından pozitif yönde ve anlamlı olarak yordanmıştır. Modelin açıklayıcılık oranı %33 olarak bulunmuştur. Bu çalışma, beden imgesi başa çıkma stratejilerinin erken dönem uyumsuz şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü tarafından yordandığını göstermektedir. Benzer değişkenler daha önce bir arada çalışılmadığı için bu bulgular beden imgesi başa çıkma stratejilerinin önemini vurgulamakta, tedavi ve önleyici müdahaleler açısından literatüre katkı sağlamaktadır.
Migrenli bireylerde başa çıkma becerileri eğitiminin etkilerinin incelenmesi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma migrenli bireylerde başa çıkma becerileri eğitiminin (BÇBE) ağrı, yaşam kalitesi, özür düzeyi, bireylerde başa çıkma becerileri, okupasyonel performans ve memnuniyet düzeyi üzerine etkilerinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. 62 migrenli bireyle tamamlanan çalışmada, randomize olarak 31'i eğitim almazken, diğer 31'ine haftada 2 kez olmak üzere 4 hafta boyunca BÇBE uygulanmıştır. Katılımcıların ağrı şiddeti Görsel Analog Skalasıyla, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profiliyle, özür düzeyleri Migren Özürlülük Değerlendirme Ölçeğiyle, başa çıkma becerileri Başa Çıkma Stilleri Ölçeği Kısa Formuyla, okupasyonel performans ve memnuniyet düzeyi Kanada Aktivite Performans Ölçümü kullanılarak değerlendirilmiş ilk ve son değerleri karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak BÇBE grubunun ağrı şiddeti (p=0,001), yaşam kalitesi (p=0,001), özür düzeyi (p=0,001), başa çıkma becerileri (p=0,001), okupasyonel performans ve memnuniyetinde (p=0,001) iyileşme tespit edilmiştir. Kontrol grubunda yaşam kalitesinin emosyonel reaksiyonlar (p=0,002), uyku (p=0,005), enerji seviyesi (p=0,025), toplam (p=0,001) parametrelerinde, başa çıkma becerilerinin çevresel nedenlerden dolayı sosyal destek arama (p=0,017), planlama (p=0,026), açığa vurma (p=0,039) parametrelerinde, okupasyonel performans (p=0,032) ve memnuniyet düzeyinde (p=0,018) kötüleşme görülürken diğer parametrelerde anlamlı farklılık bulunmamıştır. BÇBE sonrasında ağrı şiddeti ve özür düzeyinde azalma görülmüştür. Bu bulgulara rağmen, BÇBE'nin uzun dönem takibinin yapılacağı ileri çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Sonuç olarak yaşam kalitesi, başa çıkma becerileri, okupasyonel performans ve memnuniyet düzeyi üzerine olumlu etkisi olan BÇBE'nin migren tedavisine dahil edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Migren, başa çıkma becerisi, ağrı, özür, okupasyonel performans.
Şans başarısı düzeltme ve kayıp veri yöntemlerine göre test ve madde istatistiklerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, şans başarısı düzeltme formüllerine ve kayıp veri ile baş etme yöntemlerine göre test ve madde istatistiklerinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda 20 maddeden oluşan 500, 1000 ve 1500 kişilik veri setleri üretilmiştir. Bu veri setlerinin test ve madde istatistikleri hesaplanmıştır. Üretilen veri setlerine şans başarısı düzeltme formülleri uygulanmış akabinde test ve madde istatistikleri hesaplanmıştır. İlk başta üretilen tam veri setlerinden tamamen rastsal olarak kayıp (TROK) mekanizmasına uygun şekilde %5, %10 ve %20 kayıp oranına sahip yeni veri setleri üretilmiştir. Bu kayıp veri setlerinin test ve madde istatistikleri hesaplanmıştır. Ardından bu kayıp veri setlerine kayıp veri ile baş etme yöntemlerinden dizin silme (DS), regresyon atama (RA) ve beklenti maksimizasyonu (BM) yöntemleri kullanılarak tamamlanmış veri setlerinin test ve madde istatistikleri hesaplanmıştır. Tam, şans başarısı düzeltme formülleri uygulanan, kayıp veriye sahip olan ve kayıp veri ile baş etme yöntemleri uygulanan veri setlerinden elde edilen test ve madde istatistikleri incelenmiştir. Araştırma sonucunda şans başarısının test güvenirliğini, test varyansını ve madde ayırt edicilik indeksini azalttığı; madde güçlük indeksini, testin ortalama güçlüğünü ve test ortalamasını artırdığı anlaşılmıştır. Şans başarısına karşı alınacak en önemli tedbirin uygulanacak testin şans başarısından en az etkilenecek özellikte seçilmesi ve maddelerde şansla doğru cevabın bulunması olasılığının küçültülmesidir. Kayıp veri ile baş etme yöntemleri uygulanması sonucunda tam veri setleriyle en tutarlı sonuçların beklenti maksimizasyonu (BM) yöntemi ile elde edildiği anlaşılmıştır. Özellikle kayıp veri oranın arttığı veri setlerinde beklenti maksimizasyonu yönteminin kullanılması önerilebilir.
Kayıp veri ile baş etme yöntemlerinin ölçme değişmezliğine etkisinin karşılaştırılması
Bu tezin amacı, ölçme değişmezliği çalışmalarında kayıp veri problemine çözüm bulmaktır. Bu amaçla kayıp veri ile baş etmek için kullanılan regresyon atama, çoklu atama ve beklenti maksimizasyonu yöntemlerinin, 2018 yılında gerçekleştirilen PISA uygulamasına ait öğrenci anketleri üzerinde dil değişkenine bağlı olarak yapılan ölçme değişmezliği çalışmasındaki etkileri karşılaştırılmıştır. İngilizce için Amerika, İngiltere, Kanada, İrlanda, Singapur, Yeni Zelanda, Avustralya; Fransızca için Belçika, Fransa, İsviçre, Kanada ve Lüksemburg; son olarak farklı dillerin karşılaştırılmasını hedeflemek için Türkiye, Ukrayna, Rusya, Yunanistan ve İsrail seçilmiştir. TROK ve ROK mekanizmalarında %5, %10 ve %20 kayıp oranlarında veriler oluşturulmuştur. Kayıp veriler belirlenen yöntemlerle tamamlanmış ve ölçme değişmezliği analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen değerler, tam veri setlerinden elde edilen değerler ile karşılaştırılmıştır. Araştırmanın sonuçlarında, TROK kayıp mekanizmasına sahip verilerde gerçekleştirilen ölçme değişmezliği çalışmalarında, kayıp oranı %5 olduğunda araştırmada kullanılan kayıp veri ile baş etme yöntemlerinin üçünün de kullanılabileceği; kayıp oranı %10 olduğunda beklenti maksimizasyonu ve çoklu atama yöntemlerinin kullanılabileceği; kayıp oranı %20 olduğunda çoklu atama yönteminin kullanılabileceği bulunmuştur. ROK kayıp mekanizmasına sahip verilerde gerçekleştirilen ölçme değişmezliği çalışmalarında, tüm kayıp oranlarında kayıp veri ile baş etmek için araştırmada kullanılan üç yöntem de tercih edilebilir.
Yetişkin bireylerde yalnızlık ve başa çıkma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışma 18 yaş üstü yetişkin bireylerin yalnızlık düzeyleri ve 14 alt boyutu olan başa çıkma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi için yapılmıştır. Çalışmada aynı zamanda yetişkin bireylerin yalnızlık düzeyleri ile başa çıkma biçimlerinin bazı demografik değişkenlere göre incelenmesi hedeflenmiştir. Araştırmanın evrenini İstanbul ilinde yaşayan 18 yaş üstü bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem grubunu ise İstanbul ilinde yaşayan 18 yaş üstü 302 birey oluşturmaktadır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, UCLA Yalnızlık Ölçeği ve Başa Çıkma Stratejileri Kısa Formu (BÇS-KF) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 25 paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre yalnızlığın başa çıkma stratejilerinin alt boyutlarından olan duygulara odaklanma ve ortaya koyma, kabullenme, duygusal sosyal destek kullanma ile zayıf seviyede negatif ilişkisi; madde kullanımı, davranışsal olarak ilgiyi kesme ile zayıf seviyede pozitif ilişkisi bulunmuştur. Bununla birlikte yalnızlığın başa çıkma stratejilerinin alt boyutlarından olan araçsal sosyal kullanma, olumlu yeniden yorumlama ve planlama ile orta seviyede negatif ilişkisi tespit edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre yalnızlığı en çok açıklayan değişkenin araçsal sosyal destek kullanımı olduğu bulunmuştur.
Üniversite öğrencilerinin COVID-19 pandemisi döneminde stresle baş etme stratejileri, depresyon ve anksiyete düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırma stresle başa çıkma stratejileri ile depresyon ve anksiyete arasındaki ilişkinin belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında üniversite öğrencilerinin stresle başa çıkma stratejilerinde, cinsiyet, sınıf düzeyi, gelir seviyesi, pandemi sürecindeki eğitim sistemi, pandemi sürecini kiminle geçirdiği ve Covid geçirip geçirmeme durumu değişkenleri açısından anlamlı derecede farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Araştırma grubu, pandemi sürecinde üniversite eğitimine devam eden öğrencilerden oluşmaktadır. Araştırmaya 254'ü (%62,1) kadın, 155'i (%37,9) erkek toplam 409 üniversite öğrencisi katılmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilmesinde ilişkisel tarama modelinden yararlanılmıştır. Araştırmada veriler Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Kaygı Envanteri ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Stresle başa çıkma, depresyon ve anksiyete arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi yapılmıştır. Depresyon ve anskiyete ile iyimser yaklaşım ve kendine güvenli yaklaşım arasında negatif yönde; çaresiz yaklaşım, sosyal destek arama ve boyun eğici yaklaşım arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinin stresle başa çıkma stratejilerinin, demografik değişkenler bakımından anlamlı ölçüde farklılaşıp farklılaşmadığını tespit etmek için bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizinden yararlanılmıştır. Yapılan analizlerin sonucunda stresle başa çıkma stratejileri ile cinsiyet, sınıf düzeyi, gelir seviyesi ve covid geçirme durumu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık bulunurken; pandemi sürecindeki eğitim sistemi ve pandemi sürecini kiminle geçirdiği değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.
Üniversite öğrencilerinde travmatik yaşam olayları ile baş etme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Üniversite öğrencilerinde travmatik yaşam olayları ile baş etme tutumları arasındaki ilişki irdelenmiştir. Araştırma için İstanbul Gelişim Üniversitesi öğrencilerinden oluşan, 100 ü kadın ve 100 ü erkek olmak üzere toplamda 200 katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırmada Yaşam Olayları Kontrol Listesi-5 kullanılarak katılımcıların travmaları saptanmış ve baş etme tutumları, cinsiyet yaş ve eğitim değişkeni ele alınarak irdelenmiştir. Araştırma verileri Google Form üzerinden toplanmıştır. Yapılan istatistikler sonucunda Başa Çıkma Tutumları Değerlendirme Ölçeği ile Yaşam Olayları Kontrol Listesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuçlar, kadınların erkeklere oranla daha yüksek yaşam olaylarına maruz kaldığı ve kadınların erkeklere oranla daha yüksek düzeyde kendine yardım başa çıkma tutumları sergilediğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler Travma, başa çıkma, travmatik olay
Çocukluk çağı travma öyküsüne sahip yetişkin bireylerde kolektivist başa çıkma stillerinin travma sonrası büyümeyle olan ilişkisinin incelenmesi
Giriş: Yaşamın ilk yılları, hayata bakış açımızın şekillendiği yaşlardır. Bu dönem travmaya uğrama açısından da oldukça hassas bir dönemdir. Yaşanabilecek travmalar kişinin yetişkin yaşamını etkilemekte ve dünyaya bakış açısını şekillendirmektedir. Erken dönem travmaya uğramanın olumsuz sonuçları olabileceği gibi kişiler travma sonrası büyüme göstererek olumlu bir gelişim fırsatı da deneyimleyebilmektedirler. Yaşanan travmalarda uygulanan başa çıkma stilleri, travmatik olay sonrası büyümede etkili olabilmektedir. Özellikle toplulukçu kültürlerde, yaşanan travma sonrası kolektivist başa çıkma stillerinin uygulandığı görülmektedir. Kolektivist başa çıkma stilleri travma sonrası büyümeye eşlik etmektedir. Amaç: Bu tez çalışması, çocukluk çağı travma öyküsüne sahip yetişkin bireylerde kolektivist başa çıkma stilleri ile travma sonrası büyüme arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Tez çalışmasının örneklemini 18-65 yaş arası 756 yetişkin birey oluşturmaktadır. Katılımcılara Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33), Kolektivist Başa Çıkma Stilleri Envanteri (KBÇSE) ve Travma Sonrası Büyüme Envanteri (TSBE) uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi IBM SPSS 22.0 programı ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan katılımcıların 678'ini (%89.7) kadın, 78'ini (%10.3) erkek katılımcı oluşturmaktadır. Travma puanları ile kolektivist başa çıkma stilleri alt faktörleri aile desteği, din-maneviyat, kabul ve yeniden yapılandırma ile travma sonrası büyüme arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Travma puanları ile kolektivist başa çıkma stilleri alt faktörlerinden özel duygusal paylaşımlar ve kaçınma-ayrışma ile travma sonrası büyüme arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Travma sonrası büyüme puanları ile kolektivist başa çıkma stilleri alt faktörlerinden aile desteği, özel duygusal paylaşımlar, din-maneviyat ve kabul ve yeniden yapılandırma arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Kolektivist Başa Çıkma Stilleri Envanteri değerlendirildiğinde, en sık başvurulan baş etme yönteminin kaçınma-ayrışma, en az başvurulan yöntemin ise aile desteği olduğu görülmüştür. Son olarak çocukluk çağında travmaya uğrama oranının kadınlarda erkeklerden fazla olduğu ancak travma sonrası büyüme skorlarının her iki cinsiyet grubunda da benzer olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Çocukluk çağı travma öyküsüne sahip yetişkin bireylerde kolektivist başa çıkma stilleri ile travma sonrası büyüme arasında anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır.
Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerin kaygı, stres, başetme stilleri ve yaşam deneyimleri
Alzheimer hastalığı, bakım verenlerin ailesel ilişkilerini, arkadaşlıklarını, iş hayatını, fiziksel ve psikolojik iyilik halleri gibi yaşamlarının her noktasını etkilemektedir. Hastaya bakım verme sürecinde geçen zamana bağlı olarak bakım veren bireylerde belirgin olarak yorgunluk, sosyal izolasyon ve çevre ile olan ilişkilerin bozulduğu gözlemlenmektedir. Hastalıkla ani olarak karşılaşıldığında aile sistemini ve aile ilişkileri etkileyen bir kriz hali yaşanmaktadır. Fiziksel ve duygusal zorluklar, hastanın vefatından duyulan kaygı, ailedeki rollerin değişmesi ve tekrardan düzenlenmesi, ekonomik zorlukları da beraberinde getirmekte ve bakım verenlerde ağır bir psikolojik stres yaratmaktadır. Alzheimer hastalarına bakım verenler, sürecin yarattığı yaşamsal tehditler karşısında içinde bulunduğu koşullara uyum sağlayabilmek ve bu süreçten daha güçlü olarak çıkabilmek için kendine özgü çeşitli yöntemlere başvurmaktadır. Literatürde, gerek belirli bir stresör nedeniyle gerekse gündelik hayatı sürdürmede, bireyin kullandığı ve güçlenmesine hizmet eden yöntemlerin bütününü açıklamak için geliştiren tanım baş etmedir. Baş etme, bireyin kişisel kaynaklarını aşan ya da zorlayan belirli içsel ve/veya dışsal taleplere yanıt vermek için kullandığı, sürekli değişim gösteren bilişsel ve davranışsal çabalar olarak tanımlanmaktadır. Araştırmada Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerin yaşadıkları kaygı durumları ve baş etme yöntemlerini nicel veriler üzerinden; süreç içerisinde yaşadıkları yaşamsal deneyimleri ise derinlemesine görüşmeler yoluyla öğrenebilmek maksadıyla karma model tercih edilmiştir. Bakım verenlerin kaygı ve başa çıkma stratejilerini ölçmek için Durumluk/Sürekli Kaygı Ölçeği ve Kısa Form Baş Etme Ölçeği kullanılmıştır. Derinlemesine görüşme ve nicel veri için kullanılan bilgilerin benzer nitelikleri olduğu gibi iki yöntemde birbirinden farklı sorulara da cevap aranmıştır. Nicel ve nitel araştırma verileri eş zamanlı toplanılması, ayrı ayrı çözümlenmesi sağlanmıştır. Son olarak bahsi geçen bilgiler dahilinde, Alzheimer hastalarına bakım verenler için güçlendirmenin anlamına ilişkin bilgilerin oldukça sınırlı olduğu görülmüştür. Bakım verenlerin güçlenmelerini kolaylaştırmak için, hâlihazırdaki durumu, nasıl ve hangi koşullarda güçlenmiş olabileceğini ve güçlendirilen bireylerin yeni durumlarını nasıl koruyacaklarını derinlemesine kavramak için elde edilen veriler güçlendirme yaklaşımı açısından değerlendirilerek sonuçlandırılmıştır.
Tüketim toplumu ve ontolojik güvenlik erozyonu dâhilinde yükselen akım "Yoga"
Bu tezin amacı; günümüz insanının, toplumsal sistemle olan ilişkisindeki asimetrik güç ilişkisi ile varolma mücadelesindeki temel problem alanlarını "ontolojik güvenlik erozyonu" üzerinden ele alarak, baş etme stratejilerinin ortaya çıkışında rol oynayan faktörler hakkında bir farkındalık yaratarak, yoga üzerinden aktörün süreçteki konumunu değerlendirmek ve baş etme stratejileri içinde hızla yayılan yoga özelinde durumu bir ölçüde netleştirmektir. Tezin temel kabulü birey ve toplum ilişkisi bağlamında Giddens'ın yapılaşma kavramına dayanmaktadır. Tezin sistematiği önce yapı ve sonra aktör edimi yönünde kurgulanmıştır. İlk aşamada makro boyutta küreselleşme sürecinde toplumsal yapı özellikleri tartışılmış ve yeni dünya düzeninde insan ekolojisindeki değişimler irdelenmiştir. Bu süreci anlamayı kolaylaştıracak sistematik çerçeve, Urie Bronfenbrenner'in "insan ekolojisi teorisi"ne dayandırılmıştır. Ardından literatüre dayalı olarak yoganın ne olduğu, yeni dünya düzenindeki konumlanması, örgütlenme dizaynı ve taahhütleri araştırılmıştır. Son aşamada ise mikro ölçekli düzlemde aktörlerin tepkisi bağlamında bireylerin bu yapının ortaya çıkardığı ve ontolojik güvenliğini olumsuz yönde etkileyen durumlara karşı nasıl bir vaziyet alış sürecinde oldukları, yoga yapan bireylerle yapılan yarı yapılandırılmış mülakatlar üzerinden incelenmiştir. Katılımcılar kartopu tekniği tespit edilmiştir. Araştırmanın temel sonucu; bireylerin küresel-kapitalist sistemin üretimi olan tüketim toplumu modeli ve dinamikleri dâhilindeki deneyimleri ve sosyo-ekolojilerindeki değişimlerin ontolojik güvenlik zafiyeti veya erozyonu olarak nitelendirilebilecek türden olduğu, yoganın günümüz küresel-kapitalist sistemin kâr ve ürün odaklı satış stratejisi çerçevesinde bir tüketim nesnesi haline geldiği ve yoga yapan bireylerin çoğunun yogayı bir baş etme stratejisi olarak anlamlandırdıklarıdır.
Üstün yetenekli çocuklarda uyum problemleri ile etiketlenme ve stresle başa çıkma stratejilerinin ilişkisi
Üstün yetenek tanısının alınması ile birlikte ortaya çıkan etiketlenme, üstün yetenekli bireylerin psikososyal uyum sürecini etkileyen önemli stres kaynaklarından biridir. Stresle başa çıkmada kullanılan stratejiler de bu süreçte önem kazanmaktadır. Bu araştırmanın amacı; üstün yetenekli ergenlerde etiketlenme ve kullanılan başa çıkma stratejilerinin uyum ile ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmanın örneklemini Konak Bilim ve Sanat Merkezi'nde eğitim gören, yaşları 11-16 arasında değişen üstün yetenekli ergenler oluşturmaktadır. Katılımcılardan Kişisel Bilgi Formu, Üstün Zeka Etiket Etkileri Ölçeği, Gençler için Kendini Değerlendirme Ölçeği ve Çocuk ve Ergenler için Stresle Başa Çıkma Ölçeği aracılığı ile bilgi toplanmıştır. Yapılan analizlere göre, etiket algısının olumsuzlaşması duygusal ve davranışsal sorunlarda görülen artış ile ilişkilidir. Uyum ile ilişkisi en güçlü olan etiketlenme değişkeni arkadaş tutumu algısı olarak bulunmuştur. Stresle başa çıkma ve uyum arasındaki ilişkiler incelendiğinde ise; saldırganlık, kendini suçlama, kendini soyutlama ve risk alma stratejilerinin kullanımındaki artışın duygusal ve davranışsal sorunlarda artış ile ilişkili olduğu görülmüştür. Sosyal destek arama stratejisinin kullanının artması ise duygusal ve davranışsal sorunların azalması ile ilişkilidir. Uyumu yordayan değişkenlerin incelenmesi için yürütülen hiyerarşik regresyon analizinde; uyumu tutarlı olarak yordayan iki değişken olduğu görülmüştür: arkadaş tutumu algısı ve kendini suçlama. Arkadaş tutumunu olumsuz algılayan ve kendini suçlama stratejisini sıklıkla kullanan üstün yetenekli ergenlerin daha fazla duygusal ve davranışsal sorun sergilediği bulgulanmıştır. Elde edilen bulgular alanyazın doğrultusunda tartışılmıştır.
Eğitimsel kontekstte etnik sınırlar algısı ve damgayla başa çıkma stratejileri
Bu çalışma sıradan bireylerin etnik sınırlar algısı ve bununla başa çıkma stratejilerine odaklanmaktadır. Çalışmamızın temel amacı, dezavantajlı etnik kimliğe sahip sıradan bireylerin azınlıkta oldukları kentsel alanda ve özellikle okul kontekstinde, etnik aidiyetleri kapsamında algıladıkları damga ve ayrımcılık anlatılarını kategorize etmek ve bununla başa çıkma stratejilerini durumsal ve söylemsel boyutlarıyla analiz etmektir. Bu kapsamda İzmir ilinin Bayraklı ve Menemen ilçelerinde yirmi dokuz yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiş ve bu verilerin içerik analizi yapılmıştır.
Psikiyatri polikliniğinde aile içi şiddet nedeniyle değerlendirilen kadın olguların başa çıkma tutumları, benlik saygısı ve intihar düşünceleri açısından incelenmesi
Kadın olmak; zorlu yaşam olaylarıyla ve sosyal bakımdan kronikleşen güçlüklerle mücadele etmeyi ne yazık ki beraberinde getirmektedir. Yineleyen bir süreç olan ve ilişki devam ettikçe tırmanış gösteren aile içi şiddet; tüm dünyada her ırktan, etnik kökenden, kültürden, sosyoekonomik düzeyden kadını etkilemeye ve kadınların tam bir iyilik halinin sağlanmasının önünde büyük bir engel teşkil etmeye devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı; Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğinde aile içi şiddet nedeniyle değerlendirilen kadınların başa çıkma tutumlarının, benlik saygılarının ve intihar düşüncelerinin aile içi şiddete maruz kalmamış kadınlar ile karşılaştırılmasının araştırılmasıdır. Araştırmanın kriterleri doğrultusunda aile içi şiddete maruz kalmış 53 kadın ile aile içi şiddet maruziyeti olmayan 54 kadın araştırmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, İntihar Olasılığı Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmamızın sonucunda; aile içi şiddete maruz kalmış kadınların eğitim seviyeleri ile sosyoekonomik düzeylerinin daha düşük olduğu, problem odaklı başa çıkma tutumlarını daha az kullandıkları, işlevsel olmayan baş etme mekanizmalarına daha çok başvurdukları, benlik saygılarının daha düşük olduğu ve intihar düşünceleri ile intihar olasılıklarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Aile içi fiziksel şiddete maruz kalan kadınların tümünün aynı zamanda duygusal/sözel şiddete de uğradığı, bununla birlikte ekonomik ve cinsel şiddete maruz kalma düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Aile içi şiddete maruz kalan kadınların ruhsal değerlendirilmeleri nihayetinde en sık saptanan psikopatolojinin depresif bozukluk olduğu izlenmiştir. Fiziksel şiddetin var olduğu ilişkilerde cinsel şiddet maruziyetinin de bulunması hâlinde aktif baş etme tutumlarına daha az başvurulduğu saptanmıştır. İntihar olasılığının; problem odaklı başa çıkma tutumları ile negatif yönde, işlevsel olmayan başa çıkma tutumları ile pozitif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Kadına yönelik aile içi şiddet; işlevsel olmayan başa çıkma tutumları, düşük benlik saygısı ve artmış intihar düşünceleri ile ilişkilidir. Şiddete maruz kalan kadınların işlevsel başa çıkma tutumları geliştirmelerine yönelik yapılacak psikoterapötik müdahaleler ruhsal iyilik halinin sürdürülmesi ve intihar davranışının önlenmesi bakımından önem kazanmaktadır. Aile içi şiddete karşı mücadelede; kadınların her alanda güçlendirilmesine, toplumsal duyarlılığın arttırılmasına, multidisipliner yaklaşımlara ve uzun vadeli stratejilere ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Aile içi şiddet, başa çıkma tutumları, intihar, benlik saygısı
Malul gazilerde travma sonrası büyümeyi yordayan faktörler: Bir karma yöntem araştırması
Bu tez çalışmasının amacı, görevi esnasında veya zorunlu askerlik hizmetini gerçekleştirirken terör olayları sonucunda yaralanan ve fiziksel kayıpla hayatına devam eden malul gazilerde travma sonrası büyüme ile ilişkili faktörleri belirlemektir. Bu doğrultuda, ilk olarak nitel bir çalışma ile malul gazileri tanımak ve yaşam deneyimleri hakkında bilgi edinmek, travma sonrası büyüme yaşayıp yaşamadıklarını ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, 8 malul gazi ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir (yaş için Ort. = 46.63, SS = 5.68). Veri toplama araçları olarak, Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Travma Sonrası Stres Bozukluğu-Kontrol Listesi (DSM-5 Versiyonu), Travma Sonrası Büyüme Ölçeği ve Yarı-Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Görüşme transkriptleri yorumlayıcı fenomenolojik analiz yapılarak değerlendirilmiş ve raporlanmıştır. İkinci olarak ise, nitel çalışmanın ardından tasarlanan nicel bir çalışma ile malul gazilerde fiziksel engele bağlı uzamış yas ve travma sonrası büyüme arasındaki ilişkide girici ruminasyon ve amaçlı ruminasyonun aracı rolü ve bu aracı rol devam ederken stresle başa çıkma yöntemlerinin ruminasyonlar ve büyüme arasındaki düzenleyici rolü araştırılmıştır. Ayrıca; temel demografik değişkenler, çevresel değişkenler, olay ilişkili faktörler ile fiziksel engel durumuna bağlı değişkenlerin travma sonrası büyüme üzerinde bir farklılık oluşturup oluşturmadığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, nicel çalışmanın örneklemi 2015 yılı ve öncesinde yaralanan 217 malul gaziden oluşmaktadır (yaş için Ort. = 43.33, SS = 6.16). Katılımcılara, Bilgilendirilmiş Onam Formu'nun ardından Demografik Bilgi Formu, Uzamış Yas Ölçeği-Hasta Formu, Olay İlişkili Ruminasyon Envanteri, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği, Travma Sonrası Stres Belirtileri-Kontrol Listesi (DSM-5 Versiyonu) ve Travma Sonrası Büyüme Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler, araştırmada öne sürülen hipotezler doğrultusunda karşılaştırmalı analizler, aracı ve düzenleyici-aracı model analizleri uygulanarak test edilmiştir. Nitel çalışmanın sonuçlarına göre, gazilerin yaşam deneyimleri arasında (1) Tedavi süreçleri ve fiziksel kayıp, (2) Psikolojik zorlanımlar ve başa çıkma, (3) Çevrenin tepkileri ve (4) Bilişsel değerlendirmenin iyileştirici gücü yer almaktadır. Aynı zamanda gaziler travma sonrası büyümeye yönelik (1) kişilik ve yaşam felsefesinde gelişimler, (2) kişilerarası ilişkilerde olumlu değişimler, (3) manevi yönelimde artma ve (4) yeni fırsatların ortaya çıkması şeklinde olumlu dönüşümler yaşamışlardır. (1) Güçlü kişilik özellikleri, (2) algılanan sosyal destek kaynakları, (3) algılanan sosyal destek türleri, (4) askeri deneyimlerle ilgili kendini açmada algılanan engeller ve (5) işlevsel başa çıkma yöntemleri gazilerin travma sonrası büyüme sürecinde belirlenen diğer üst temalar olmuştur. Nicel araştırmanın sonuçlarına bakıldığında ise; halihazırda düzenli bir işte çalışan, evli olmayan, olaydan sonra yüksek düzeyde sosyal destek algılayan, olayın hem olumlu hem de olumsuz sonuçlarıyla ilgili kendini açan, zorunlu askerlik hizmetini gerçekleştirirken yaralanan ve fiziksel engeline rağmen günlük yaşantısında tüm işlerini tek başına yapabilen gazilerin daha fazla travma sonrası büyüme yaşadığı görülmüştür. Aracı model analizi sonuçlarına göre, fiziksel engele bağlı uzamış yas ve travma sonrası büyüme arasındaki ilişkide her iki ruminasyonun aracı role sahip olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda yapılan düzenleyici-aracı model analizi sonuçlarına göre ise, stresle probleme yönelik/aktif başa çıkma ve duygulara yönelik/pasif başa çıkma yöntemlerinin düzeylerinin girici ruminasyon ve travma sonrası büyüme arasındaki ilişkiyi düzenlediği bulunmuştur. Elde edilen tüm sonuçlar bir arada değerlendirildiğinde, alanyazında travma sonrası büyümeye yönelik kuramsal açıklamalar ve araştırma sonuçlarıyla tutarlı olduğu görülmektedir. Mevcut tez çalışması bir bütün olarak fiziksel engele bağlı uzamış yastan travma sonrası büyümeye giden sürece dikkat çekmesi sebebiyle özgün değere sahiptir ve sonuçlar uygulamalı psikoloji alanına önemli katkılar sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Başa Çıkma Yöntemleri, Fiziksel Engele Bağlı Uzamış Yas, Malul Gaziler, Ruminasyonlar, Travma Sonrası Büyüme
Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumları ile beden imgesi baş etme stratejileri arasındaki ilişkide öz şefkatin aracı rolü
Çalışmanın amacı beliren yetişkinlik dönemindeki üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumları ile beden imgesi baş etme stratejileri arasındaki ilişkide öz şefkatin aracılık rolünü incelemek ve bu konuda yapılacak yeni çalışmalara yol göstermektir. Bu doğrultuda 18-25 yaş arasında, İstanbul'da yaşayan 350 üniversite öğrencisinden veri toplanmış, kriterlere uymayan ve uç değerlere sahip olan katılımcıların çıkarılmasıyla toplamda 252 kişinin verisi ile analiz yapılmıştır. Veri toplamak amacıyla Demografik Bilgi Formu, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği-Çocuk Formu (KAETÖ-ÇF), Beden İmgesi Baş Etme Stratejileri Ölçeği (BİBESÖ) ve Öz Duyarlılık Ölçeği (ÖDÖ) kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde Ortalama, Frekans, Yüzde Dağılımı ve Standart Sapma Hesaplamaları, Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplar T-testi ve Tek Yönlü ANOVA analizleri kullanılmıştır. Öz Şefkatin aracılık rolünde ise Aracık analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öz şefkatin algılanan ebeveyn tutumları alt boyutları ile beden imgesi baş etme stratejileri alt boyutları arasındaki ilişkilerde aracılık rolü bulunmuştur. Değişkenler arası ilişkilerde anne baba duygusal sıcaklık ile olumlu mantıksal kabullenme stratejisi ve öz şefkat seviyesi arasında pozitif yönlü, görünüşü düzeltme ve kaçınma stratejileri arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur. Öz şefkat ile olumlu mantıksal kabullenme arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulgulanmıştır. Anne ve baba aşırı koruyuculuk ve anne reddedicilik ile kaçınma ve görünüşü düzeltme stratejileri arasında negatif yönlü anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Çalışma bulguları ilgili literatür ile değerlendirilmiştir.
Lived experiences of parents of children and adolescents with cancer in Türkiye
The purpose of the current study is to investigate the lived experiences of parents of children and adolescents with cancer in Türkiye. In this qualitative study which aimed to understand how having a child undergoing cancer treatment influences the parents, the participants talked about their experiences before the diagnosis, challenging experiences, sources of support, coping strategies and changes in their perspective. Ten parents whose children were between the ages of 7 and 17 and were diagnosed with any type of cancer at least three months ago were interviewed. The data emerged from the interviews were analyzed with the content analysis method. The findings of the study were presented under the headings of being a parent of a child diagnosed with cancer, challenging experiences, sources of support, coping strategies, and changes in perspective. The findings were examined in relation to the literature. Roles and practices of psychological counselors were highlighted. Limitations of the study were identified. Based on the results, recommendations were made for the professionals, policy makers, and researchers.
Yetişkinlik döneminde dini başa çıkma üzerine bir araştırma
Bireylerin yaş dönemlerine bakıldığında, yetişkinlik dönemi kimlik arayışının olduğu bir dönem olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda bu araştırmanın temel amacı, yetişkinlik dönemindeki bireylerin kimlik statüleri ile kullandıkları başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Bununla beraber yetişkinlik dönemindeki insanın anlam ve mutluluk arayışı, bir psikoterapi ekolü olarak Logoterapi, Logoterapinin dine bakış açısı, anlam arayışında kişinin dini inancının ne derece ve ne yönde etkisi ya da katkısı olduğu konuları ele alınıp araştırılmıştır. Yetişkin bireyin anlam arayışı ve anlamsızlık gibi konulara yer verilmiş olup onun dini inancının, dindarlık düzeyinin psikolojik iyi oluşuna ve bu bağlamda başına gelen olumsuzluklarla başa çıkma çabasına bulunduğu katkı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Kişinin sahip olduğu Tanrı inancı, dindarlık düzeyinin başa çıkma yolculuğunda inanan insana bir dünya görüşü ve kalıcı anlamlar sunarak rehberlik etmek suretiyle destek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Anormal uterin kanaması bulunan ergenlerin akranlarına kıyasla yaşam kalitesi ve baş etme becerisinin değerlendirilmesi
Anormal uterin kanaması olan ergenlerin Mensturasyon ilişkili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Uzmanlık Tezi, Ankara, 2023. Anormal uterin kanama (AUK) ergen kızlarda sık görülen bir menstural problemdir. Bu durum ergenlerin duygu durumlarını okul ve sosyal hayatlarını olumsuz etkileyebilir. Bu araştırmada AUK bulunan ergen kızların baş etme becerileri ile mentruasyona özgü yaşam kalitesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza, Pediyatrik Kanama Anketi (Pediatric Bleeding Questionnaire) Puanlaması göre ve Mensturasyon Değerlendirme Anketi (Menstural Assessment Chart) 'ne göre AUK bulunan 167 ve165 kontrol grubu olmak üzere toplam 332 ergen dahil edilmiştir. Katılımcılar Ergenler İçin Baş Etme Ölçeği (ÇEİBO), Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ (PedsQL))'ni ve çalışmacılar tarafından oluşturulan doğrudan Mensturasyon ilişkili yaşam kalitesini (MİYK) belirlemeye yönelik bir ölçek (Cronbach alfa: 0,896) doldurdular. AUK tanılı ergenlerin %10,1'inde ise kanama bozukluğu saptandı. ÇEİBÖ toplam ve alt boyutları puanları hasta ve kontrol grupları arasında karşılaştırıldığında aralarında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,056). AUK olan ergenlerde; toplam yaşam kalitesi puanı, okul ve fiziksel sağlık işlevselliği ile ilgili yaşam kalitesi puanı kontrol grubundaki ergenlere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeeyde düşük bulunmuştur (p=0,004; p=0,007). AUK olan ergenler ile kontrol grubundaki ergenler kıyaslandığında ise sosyalleşme (akranlar) ve duygusal işlevsellik yaşam kalitesi alt boyut puanları arasında anlamlı düzeyde bir farklılık görülmemiştir (p=0,116; 0,063). AUK olan ergenlerde Mensturasyon ilişkili yaşam kalitesi (okul, fiziksel aktivite ve sosyal ortam) anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (p<0,001). Ağır AUK olan ergenlerin yaşam kalitesi orta ve hafif AUK olanlara göre daha düşük bulunmuştur. Araştırma sonuçları AUK bulunan ergenlerin baş etme becerilerinin akranlarına benzer olmasına rağmen yoğun menstural kanama nedeniyle yaşam kalitelerinin belirgin bozulduğunu göstermektedir. Bu hastaların anemilerine yönelik fiziksel tedavilerinin yanı sıra okul ve sosyal hayatlarında konforlarını sağlayacak şekilde kanamalarını azaltmaya yönelik gerekli müdahelelerin de yapılmasının önemli olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ergen; Anormal Uterin Kanama; Yaşam Kalitesi; Baş Etme Becerisi; Anemi
The relationship between coping strategies and anxiety and depression levels of diabetic patients
Background: The study aimed to find out the prevalence of anxiety and depression among diabetic patients and their coping strategies. Also, the relationships between anxiety, depression, coping strategies, socio-demographic and illness-related data were investigated. Method: The study was descriptive. The sample consisted of 180 Iraqi adults with type 1 and type 2 diabetes. The anxiety and depression were measured with HADS scale and coping strategies were measured with the COPE scale. Multiple linear regression was used to test the relationship between coping strategies and both anxiety and depression. Result: The results showed that the prevalence of mild anxiety was the highest (44.4%), followed by moderate anxiety (24.4%), and severe anxiety (5%). With regard to depression, 35.6% of participants had mild depression, 19.4% had moderate depression, and 4.4% had severe depression. Anxiety and depression were more common among patients with type 1 diabetes, patients between the ages of 18 and 29, patients with long duration of diabetes, and those with a low monthly income. Depression was more common among females and patients who lived in urban areas. Those with lower levels of education also have higher levels of anxiety. There is a negative relationship between positive coping strategies (active coping and seeking support strategies) and both anxiety and depression. In contrast, there is a positive relationship between negative strategies (non-problem-focused coping and substance abuse) and both anxiety and depression. Therefore, there seems to be a need to pay attention to the psychological aspects of diabetic patients and educate them about coping strategies.
Otizm spektrum bozukluk tanılı çocuğa sahip ebeveynlerin pandemi sürecindeki başa çıkma stratejileri ve algılanan stres düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmada otizm spektrum bozukluk tanılı ve normal gelişim gösteren çocukların ebeveynlerinin algılanan stres düzeyleri ile pandemi sürecindeki başa çıkma stratejilerinin arasındaki ilişkiyi saptamak ve karşılaştırmak amaçlanmıştır. Araştırma kovid-19 sürecinde, 0-18 yaş arası 128 otizm tanılı, 79 normal gelişen çocuğu olan ebeveyn ile gerçekleştirilmiş, katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Başa Çıkma Stratejileri Kısa Formu uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, otizmli çocuğu olan ebeveynlerin yetersiz özyeterlik algısı puanlarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu, yadsıma ve madde kullanımı baş etme stratejilerini daha fazla kullandıkları görülmüştür. Ayrıca otizm tanılı çocuğa sahip annelerin babalara göre stres düzeyi anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Algılanan stres ile başa çıkma stratejileri alt boyutları olan duygulara odaklanma ve ortaya koyma (r=.327. p<.01), davranışsal ilgiyi kesme (r=.380. p<.01), kendini sınırlandırma (r=.222. p<.05) ile pozitif yönde, olumlu yeniden yorumlama (r=-.224. p<.05) ve planlama (r=-.245. p<.01) ile negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır.
Çocuk psikiyatrisi kliniğine ayaktan tedavi için başvuran 12-18 yaş ergenlerde anksiyete duyarlılığı ve ilişkili faktörlerin incelenmesi
Amaç: Çalışmamızda; ergenlerin sosyodemografik değişkenlerinin, davranışsal inhibisyonlarının, duygu düzenleme güçlüklerinin, üst bilişlerinin, sorunlarla başa çıkma stratejilerinin, ebeveynlerin anksiyete duyarlılığının, ebeveynlerin ergene karşı tutumlarının ve ebeveynlerinin ruhsal semptomlarının ergenlerin anksiyete duyarlılığı üzerine etkisini ve anksiyete duyarlılığı ile ergenlerin psikiyatrik tanılarının ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışma 2020 yılı aralık ayı ile ve 2021 yılı haziran ayları arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'nde yapılmıştır. Çalışmaya; polikliniğine herhangi bir yakınmayla ilk defa başvuran ya da o tarihlerde henüz değerlendirme aşamasında olan ve herhangi bir tedavi başlanmamış olan, klinik olarak normal zeka düzeyine sahip 12-18 yaş ergenler ve ebeveynleri alınmıştır. Çalışmanın kontrol grubu bulunmamaktadır. Tüm ergenlere ÇDGŞG-ŞY-DSM-5 (Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu-DSM-5) uygulanmış ve klinik tanıları belirlenmiştir. Ergenlerin hastalık şiddetini belirlemek için araştırmacı tarafından klinik global izlenim ölçeği puanlanmıştır. Ergenlerin sosyodemografik ve klinik özellikleri; araştırmacı tarafından hazırlanan formla belirlenmiştir. Ergenler tarafından çocuklar için anksiyete duyarlılığı indeksi, davranışsal inhibisyon anketi, duygu düzenlemede güçlükler ölçeği kısa formu, üstbilişler ölçeği çocuk ve ergen formu, ergenler için başa çıkma ölçeği, çocuklarda anksiyete ve depresyon ölçeği-yenilenmiş çocuk ve ergen formu doldurulmuştur. Ebeveynler tarafından ise anksiyete duyarlığı indeksi–3, kısa semptom envanteri, ebeveyn tutum ölçeği ve çocuklarda anksiyete ve depresyon ölçeği-yenilenmiş (ebeveyn formu) doldurulmuştur. Bulgular: Çalışmamızda kızlarda erkeklere göre anksiyete duyarlılığının daha yüksek olduğu, ergenlerin yaşı arttıkça anksiyete duyarlılığı fiziksel kaygılar alt ölçek puanının arttığı, annesinde psikiyatrik hastalık olan ergenlerin anksiyete duyarlılığı fiziksel kaygılar alt ölçek puanı ve toplam anksiyete duyarlılığı puanının daha yüksek olduğu, babalarının eğitim seviyesi lise bitimine kadar olan ergenlerin babalarının eğitim seviyesi lise öncesi olan ergenlere göre daha yüksek anksiyete duyarlılığına sahip olduğu, anne babası birlikte olmayan ergenlerin anksiyete duyarlılığı sosyal kaygılar alt ölçek puanının yüksek olduğu, düzenli sigara içen ergenlerin anksiyete duyarlılığı bilişsel kaygılar alt ölçek puanı ve toplam anksiyete duyarlılığı puanının düşük olduğu, alkol içen ergenlerin anksiyete duyarlılığı bilişsel kaygılar alt ölçek puanının düşük olduğu, kendine zarar veren ergenlerin vermeyenlere göre anksiyete duyarlılığı bilişsel kaygılar alt ölçek puanının yüksek olduğu saptanmıştır. Örneklemimizde YAB tanısı olanların anksiyete duyarlılığı sosyal kaygılar alt ölçeği puanı dışındaki tüm anksiyete duyarlılığı puanları yüksek olduğu ve hastalığı en çok etkileyen alt ölçeğin fiziksel kaygı alt ölçeği olduğu saptanmıştır. SAB tanısı olanların bilişsel kaygılar hariç tüm anksiyete duyarlılığı alt ölçek puanlarının daha yüksek olduğu ve hastalığı en çok etkileyen alt ölçeğin sosyal kaygı alt ölçeği olduğu saptanmıştır. MDB tanısı olanların anksiyete duyarlılığı bilişsel ve sosyal kaygılar alt ölçek puanlarının yüksek olduğu ve hastalığı en çok etkileyen alt ölçeğin bilişsel kaygı alt ölçeği olduğu saptanmıştır. OKB tanısı olanlar ile olmayanlar arasında anksiyete duyarlılığı puanlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. DEHB/DB tanısı olanların tüm alt ölçek puanları ve toplam anksiyete duyarlılığı puanları düşük saptanmıştır. Hastalık şiddeti çoklu regresyon analizlerinde toplam anksiyete duyarlılığı, fiziksel kaygılar alt ölçeği ve bilişsel kaygılar alt ölçeği indirgenmiş son modelinde etkili olarak saptanmıştır. Son olarak çalışmamızda; davranışsal inhibisyon anketi, duygu düzenleme güçlükleri ölçeği, üstbilişler ölçeği, çocuk ve ergenler için başa çıkma ölçeğinin kaçınan başa çıkma alt ölçeği ile ergenlerin anksiyete duyarlılığı arasında korelasyon saptanırken, erişkin anksiyete duyarlığı indeksi, ebeveyn tutum ölçeği ve ebeveyn kısa semptom envanteri ile ergenlerin anksiyete duyarlılığı arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızın sonuçları literatürde görece olarak yeni bir konu olan ergenlerde anksiyete duyarlılığı ile ilgili yeni veriler sunmaktadır. Ergenlerin bazı sosyodemografik ve klinik verilerinin anksiyete duyarlılığına etkileri gösterilirken, ebeveynlerle ilgili değişkenlerin anksiyete duyarlılığına etkisi olmadığı görülmüştür. Anksiyete duyarlılığının üç farklı alt ölçeğinin/boyutunun farklı klinik tanılar ile ilişkisi olduğu gösterilmiştir. Anksiyete duyarlılığının anksiyete bozukluklarının yanı sıra depresif bozukluklarla ilişkisi de ortaya konulurken, diğer ruhsal bozukluklar için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu fark edilmiştir. Ergenlerde anksiyete duyarlılığı ve ilişkili faktörlerin anlaşılması ruhsal patolojilerin tedavisinde faydalı olabilir ve erken müdahalelere olanak sağlar. Ek olarak bu risk faktörleri ile ilişkili olarak erişkin yaşam döneminde gelişebilecek psikopatolojileri önleyebilme şansı doğurabilir. Bu yüzden ergenlerde anksiyete duyarlılığı daha fazla araştırılmaya ihtiyaç duyulan bir konudur.