Cultural industry
69 theses under this subject heading
Kültür endüstrisi ve müzikal tiyatro
Bu çalışmanın amacı kültür endüstrisinin müzikal tiyatronun evrimine olan etkisini incelemektir. Bu sebeple kültür endüstrisinin bir ürünü olan megamüzikaller benzerlikleri ve ortak özellikleri bakımından incelenip saptanıcaktır. Çalışmada müzikal tiyatronun tanımlanması, yapısı içersindeki disiplinlerin özellikleri, dijitalleşmenin etkisi, megamüzikalleri şekillendiren teknolojik, sosyal ve ekonomik faktörler ve bunların etkileşimleri ile kültür endüstrisi içindeki yerleri ele alınacaktır. Dünya üzerinde en uzun süre sahnelenmiş üç megamüzikalin öykü, prodüksiyon ve sahnelenmelerine ait benzerlikler ve kodlar saptanarak ticari verileri eşliğinde kültür endüstrisiyle olan ilişkileri ve sonuçları irdelenecektir. Anahtar Kelimeler: Kültür Endüstrisi, Müzikal, Megamüzikal, Dijitalleşme
Popüler kültür ve sosyal medya: Moda bloggerları üzerine bir saha çalışması
Popüler kültür ve sosyal medya çağımızda çok büyük bir yer edinmiş ve küçümsenemeyecek derecede güçlü, etkili etmenlerdir. Birbiriyle bağlantılı, insan hayatını etkileyen birçok terimin yanı sıra popüler kültür ve sosyal medya bu noktada ön plana çıkmaktadır. Yalnızca tek bir sektör değil, birçok sektör bu iki etmenden fazlasıyla etkilenmekte ve kültür de dâhil olmak üzere toplum büyük bir oranla bu durumundan etkilenmektedir. Bu noktada, popüler kültür, sosyal medya, kapitalizm gibi güçlü terimleri incelerken aynı zamanda etkileri de tezde yansıtılmaktadır. Ayrıca örneklerle birlikte sunularak bu bağlamda moda alanının incelenmesi ve moda bloggerları yani modayı da çok fazla etkileyerek popüler kültür ile moda alanında sosyal medyayı kullanan bireyler ile bir saha çalışması yapılarak bu anlamdaki düşünceler üzerine tartışılmıştır. Bu araştırmanın amacı sosyal medya ile popüler kültürün birlikte ne kadar büyük bir ilişkisi olduğunu göstermek, kapitalizmin günümüz çağındaki gücünün devam etmesi, toplum üzerindeki etkileri ve sosyal medyanın son yıllarda çok hızlı gelişmesi ile birlikte bu durumun ne kadar belirli bir hal aldığını saptamaktır. Bu amaç doğrultusunda, Türkiye'de sosyal medyayı modaya yönelik kullanan kişiler ile iletişime geçerek, günümüzde popüler kültür ile sosyal medyanın etkisinin ne kadar alışkanlık yaptığını, toplumu ne yönde etkilediğini benim fikirlerimin yanı sıra bu katılımcıların fikirleri doğrultusunda ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Popüler kültür, sosyal medya, kapitalizm, moda, kültür endüstrisi, toplum ve kimlik, reklam
Digital community, fan spaces and gendered emotions: An analysis on Korean pop music (K-POP) fandom in Turkey
This study aims to analyze the experiences of Korean Pop music (K-Pop) fans in Turkey. In recent years, K-Pop has been discussed together with gender norms in the context of Turkey, claiming that K-Pop is a danger for family structure and existing gender codes. This study intends to investigate both on this discourse, which can be named as anti K-Pop discourse; and on fan experience, which mainly exist on digital space, to be able to see how gender is understood. With this aim, I have used multiple data collection techniques such as; in-depth interviews and focus groups with fans, ethnography, digital ethnography, discourse analysis and participant observation. According to the data obtained, the concept of gender is highly related with space and emotions as well as popular culture representations. Analyses of the interviews revealed that especially the concept of masculinity can be understood more with its attachments to negative emotions and oppressing/threatening behaviors, while femininity has attachments like positive emotions and softer behaviors. This study shows that existing definitions on gender representations are too limiting and oppressive especially when expressing various emotions both for men and women. In this context, different gender representations shown by K-Pop idols, unlike the claims of anti K-Pop discourses, raised interest not because of their 'feminine' appearances but because of their softer behaviors and freedom in emotional expressions which are socially constructed as femininity. Together with this, the study shows that these 'more feminine' masculinity representations are perceived as more secure and reliable because of their distance from hegemonic masculinity representations. While pointing to the problems of existing definitions for gender norms, this study reveals the impact of emotional connection and digital space on understanding gender norms. Keywords: popular culture, culture industry, gender, digital space, emotions
Kültür endüstrisi ve sanat ilişkisi içerisinde esin, taklit, alıntı, çalıntı
Sanatta taklit ve sahtecilik meselesi tarih boyunca birçok yaklaşımla ele alınarak günümüze kadar gelmiş, sanatın giderek estetik bir ilişki – iletişim biçimine dönüşmesi, yeni üretim tekniklerinin sanat alanına girişi ve sanatsal biçimler arasındaki etkileşimin kuramsal temellere tam olarak oturtulamamasıyla birlikte başlangıçtaki anlam ve içeriği değişmiştir. Bu süreç, kültür endüstrisinin etkisiyle birlikte sanat eserinin bir tüketim ürünü gibi alınıp satılabilmesine olanak sağlamıştır. Sanatın eserinin bir tüketim ürününe dönüşmesi zamanla yerini tüketim ürünü olarak üretilen sanat eserlerine bırakmıştır. Bu durum, kendi içinde özgünlük barındıran eserlerden farklı olarak sadece ticari amaçla üretilmiş birbirinin kötü kopyası eserlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu çalışmada kopyalanamayan değerli bir sanat eseri için gereken nitelik olan özgünlük/orijinallik kavramı, temelde tescilli ve anlatımsal özgünlük olarak ikiye ayrılarak irdelenmiştir. "Kültür Endüstrisi" kavramından hareketle sanat eserinin metaya dönüşmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan eserlerin benzerliği ele alınmıştır. Hangi eserlerin kopya, hangi eserlerin anlatımsal özgünlük ile oluşmuş sanatsal bir esinlenme olarak kabul edilebileceği tartışılmıştır. Sanatın bugün geldiği noktada özgünlük kavramının varlığını sürdürüp sürdüremediği eleştirel bir yaklaşımla sorgulanmıştır. Bir eser hangi amaçla üretilirse üretilsin özgün olabilir. Dolayısıyla kültür endüstrisi ve sanat ilişkisi bağlamında oluşan yığınlaşmayı sadece ticari amaçla veya popüler kültür amacıyla üretilmiş eserlerin değil, yeni ve özgün olarak ortaya sürülen fakat içinde sanatçıya ait bir üslup barındırmayan kopya eserlerin oluşturduğunun altını çizmek gerekir. Bu nedenle bu çalışma, sanatçının süreçteki yer alma düzeyinin, özgünlük kavramı ile sıkıca bağlı olduğunu ve özgünlük arayışlarının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini bir öneri olarak sunmaktadır. Anahtar kelimeler: Özgünlük, anlatımsal özgünlük, alıntı, kopya, kültür endüstrisi
9. İstanbul Bienali mekanlarında Theodor W. Adorno'nun kültür endüstrisi kuramı izleri
Sanat, ortaya çıktığı ilk andan itibaren toplumsal bir fenomen olmuştur; ister dini, ister siyasi veyahut askeri ya da ekonomik olsun, her zaman toplumla bir bağ içerisindedir ve toplumun biz uzantısı, bir yansımasıdır. Aynı zamanda bu toplumsal faktörler de sanatın içeriğini veya görünümünü etkilemiştir her zaman. Bugün, tarih öncesi sanatı, dini sanat, ritüel sanatı olarak tanımlamak oldukça kolay ve yaygın bir iştir, fakat bir ana tanrıça figürünü ile, bir kiliseye asılan Meryem ve Çocuk İsa'yı gösteren bir altar panasu toplumsal işlev olarak çok büyük bir fark yoktur, yalnızca farklı fikirlere hizmet eden fakat tözsel olarak aynı olan iki şeyi ifade ederler. Şu veya bu şekilde toplumsal faktörlere göre değişse de töz olarak hep aynıdır sanat ve aynı biricikliğe sahiptir. Sanattaki asıl değişim bu tözün kırılması ya da topyekûn ortadan kaldırılmasıdır. Sanattaki bu büyük değişim, sanatın metalaşması ve böylelikle bir kültür endüstrisinin ortaya çıkmış olmasıdır. Alman düşünür Theodor W. Adorno'nun ortaya koyduğu ''Kültür Endüstrisi'' kuramının temelinde bu ekonomik metalaşma fikri yatar. Bienaller, çağdaş sanatın en önemli kendini sergileme alanı olarak sanat dünyasında veyahut kültür endüstrisinde büyük bir öneme sahiptir. Kökleri 19. yüzyıla dek sürülse de bugün bildiğimiz haliyle bienaller, ileri kapitalizmin de yükselişe geçtiği, savaş sonrası dünyanın bir pratiği haline gelmiş ve çağdaş sanatın merkezi olmuşlardır. Her bienal, kendisini bir meta olarak satmaya çalışan bir şehir ve durmadan büyüyen küresel sanat piyasasının pastasından bir pay almaya can atan sermaye sahiplerini de yanında getirir. Çalışmamızda, kitle kültürünün şehir, ekonomi, emlak ve sermaye sahipleri ile olan ilişkisi bağlamında, Theodor W. Adorno"nun "Kültür Endüstrisi" kuramının temelinde yer alan kültürün ekonomik şeyleşme fikri üzerinden 9. İstanbul Bienali'nin yapıldığı mekanlar, Adorno'nun kuramının izlerini sürme amacıyla irdelenmiştir. İstanbul Bienali gibi yüksek bütçeli sanat organizasyonlarının hayatta kalması, sermaye sahiplerinin maddi güçlerini bienal sponsorları olarak kullanma arzularına bağlıdır. Bu durum da doğal olarak İstanbul Bienali'nin sponsorların ticari ve imaj taleplerini dolayı göz ardı edememe durumunu yaratmaktadır. Eğer sponsorlar memnun edilmezlerse, tekrar bienale maddi destek vermeyerek bu yüksek bütçeli sanat organizasyonunun darboğaza girmesine sebep olurlar. Kültür endüstrisi kuramında Theodor W. Adorno tam da bu durumun kitle kültürünü endüstrileşen bir ekonomik şeyleşmeye sebep olduğunu ileri sürer
Küreselleşme sürecinde sosyalleşme aracı olarak 3. dalga kahveciler ve tasarım kültürü
Küreselleşme süreciyle birlikte ortaya çıkan tüketim toplumu ve kültür endüstrisinin etkisi, bireylerin giderek kendine ve topluma yabancılaşmasına yol açmıştır. Gündelik yaşama yansımaları görülen bu etkilerin giderilmesi, ontolojik güvenlik yıkımının üstesinden gelebilme ve sosyalleşme ihtiyacını sağlayabilmek için yeni toplumsal alanlar ve akımlar ortaya çıkmakta ve bu alanlara yönelim artmaktadır. Bu çalışmada, dünyanın ikinci büyük ticaret hacmine sahip olan kahvenin ekonomik anlamlarının yanı sıra sosyal anlamlarına odaklanılmış ve bu bağlamda yeni bir girişimcilik modeli olarak üçüncü dalga kahve akımı kapsamında açılan butik kahve dükkanları konu edilmiştir. Bu kapsamda çalışmada lternatif bir bakış açısı ve yaşam tarzı benimsemiş üçüncü dalga kahvecilik alanındaki girişimcilerle görüşülmüştür. Çalışmanın temel amacı, bireyleri butik kahveci olmaya götüren süreci, hangi alanlarda eğitimi ya da iş deneyimi olan bireylerin bu alana yöneldiklerini, bunun nedenlerini ve bu süreçte yaşadıkları deneyimleri katılımcıların anlam dünyası üzerinden ortaya koymaktır. Ankara'nın Çankaya bölgesinde yer alan butik kahve dükkanları araştırmanın evrenini oluşturmuş, bu kapsamda 11 girişimci ile görüşme tekniği ile veri toplanmıştır. Araştırmanın sonucunda ise sayıları hızla artan butik kahve dükkanlarının, şehrin hayata alternatif bir yerden bakan özellikle genç kesiminin sosyalleşme alanları olduğu ve sadece nitelikli kahve sunmanın ötesine geçerek sembolik anlamlar taşıdığı görülmüştür. Kişileri girişimci olmaya yönlendiren nedenler ise üçüncü dalga kahve akımına yönelik ilginin artması, özgürlük ihtiyacı, yaşama biçimine uygunluk, sanatla alakalı bir şeyler yapma fikri ve ticari fizibilite sonucu karar almış olmalarıdır.
Türkiye'de halk danslarının ticarileştirilmesi
Günümüzde popüler kültürün etkisini her alanda görmekteyiz. Kitle iletişim araçlarının artmasıyla birlikte paralellik gösteren bu etki halk danslarının ticarileştirilmesinde de başrol oynamıştır. Kültür endüstrisinde pazar payı oluşturmaya çalışan halk dansları camiası, kendi seyirci kitlesini oluşturmuş, pazarlama stratejileri üretmiş ve halk danslarını popüler kültürün bir ürünü haline getirmiştir. Bu konuda milli repertuvar oluşturmaya yönelik çalışmalara yönelik korumacı söylemler zamanla etkisini yitirmiş, uygulamadaki çeşitlilik ve denetimsizlik Türkiye'de halk danslarının dönüşümüne neden olmuştur. Ülkemizdeki yerel dans kültürlerini temsil eden toplulukların anlık performanslarının değerlendirildiği yarışmalar bir dönem büyük izleyici kitlesinin ilgisini çekerken, pek çok popüler kültür ürününde görüldüğü gibi hızlıca tüketilmiş ve günümüzde yalnızca çok dar bir kesimi ilgilendirir hale gelmiştir. Bu kesim, yarışmacılar, yakınları, müzisyenler, kostümcüler ve eğitmenlerden oluşur. Bu ortamda icra edilen danslar değerlendirme kriterleri yoluyla bir denetime tabidir. Ancak bunun dışında kalan alanlar, yani örgün eğitimdeki halk oyunları faaliyetleri, turistik gösteriler, dernek faaliyetleri ve profesyonel topluluklar denetimin olmadığı ve dolayısıyla dönüşümün hızla gerçekleştiği yerler olmuştur. Bu denetimsizliğin yanı sıra popüler kültür araçlarının çoğalması ve sosyal medya olanaklarının artması halk danslarını meslek olarak seçenlere büyük kolaylıklar sağlamıştır. Ancak bu meslek dalı bir meslek odası birliği bulunmayan, diploma gerektirmeyen, kimi zaman sigortasız çalışılan, muğlak bir pazar payı bulunan, tam bir tanımı olmayan bir iştir. Başka bir meslek dalının yanı sıra kısmi zamanlı olarak icra edilebilir. Bir dönem sıklıkla millilik vurgusu yapılan halk dansları dağarından para kazanmaya çalışan bir kesim böyle denetimsiz bir ortam içerisinde dansları metalaştırmıştır. Danslar artık tecimseldir, alınıp satıldığı oranda değerlidir. Türk halk danslarının ticarileştirilme süreci tez çalışmamızda üç kırılma noktası ile özetlenmiştir. İlk olarak 1950'li yıllarda Yapı ve Kredi Bankası'nın girişimiyle derleme çalışmaları başlatıldı ve bunların sonucu olarak İstanbul'da halk oyunları yarışmaları düzenlendi (bir amacı da bankanın reklamını yapmaktı.) 1975 yılında Devlet Halk Dansları Topluluğu kuruldu (böylelikle halk dansları diğer sanat dalları karşısında profesyonel bir değer kazandı.) 1999 yılında özel bir sektör girişimi olarak Sultans Of The Dance profesyonel topluluğu ile birlikte halk dansları bir meslek dalı olarak yaygın bir şekilde kabul edildi. Kültür endüstrisi içinde dans sanatının dünyadaki değişimi New York City Ballet Topluluğu, Azerbaycan Devlet Halk Dansları Topluluğu ve Moisiyev Dans Topluluğu (Rusya) üzerinden değerlendirilirken, Türkiye'de halk danslarındaki dönüşüm Sultans of the Dance Topluluğu (ilerleyen süreçte Anadolu Ateşi Topluluğu) özelinde incelenmiştir. Dünyada var olan profesyonel toplulukları takip ve taklit ederek yola çıkan ülkemizdeki profesyonel topluluklar kültür endüstrisinin pazar payında dahi kendine çok az yer bulmaktadır.
Online streaming: A survey of online sharing and piracy
Communication technologies have always sparked big debates about their possible effects on human life and the society. The excitement and the fear caused by the invention of television is one among many other such examples to this vivid interest. Today, similar discussions revolve around the widespread use of the internet and how the internet changed the world as we knew it while digitalization provides vast set of opportunities for online sharing. As online interactions and communications increased the dissemination of content and information, the borders between the processes of production and consumption became blurred. The control of culture industry over the copying and the dissemination of cultural products weakened. The on-going transformation instigated debates about the possibilities of theoretical and methodological re-conceptualization. Via the case study of the online streaming site WatchOnline.com, this thesis aims to survey, how the unauthorized circulation of the copyrighted content affect the existing perceptions of property and exchange, which, in turn, might give clues about the reactions to the present economic model. This research concludes that: 1-) Online streaming in this case does not oppose the existence of the culture industry for it is dependent on the culture industry?s production of the content and rather reacts to the monopolistic nature of the system; 2-) The site appears to incorporate both the elements of commercialization and sharing; and 3-) The practices of sharing contribute to the formation of community, which depicts solidarity, around the site
Teknolojinin müzik endüstrisine etkisi: Türk müzik sektöründe dijitalleşme
Bu tez kültür ve sanatın içinde müziğin uğradığı değişimi Adorno ve Frankfurt Okulu düşünürlerinin perspektifinde, bunun yanı sıra antik dönemlerdeki düşünürlerin de söylemlerine yer vererek modern çağ ve postmodern çağ sonrası salt müzin gelmiş olduğu noktadan hareketle teknolojinin müziğe olan dahlini ortaya koymaya çalışmaktadır. Yöntem olarak görüşme tekniği çerçevesinde alan özgü sorularla elde edilen bilgiler çeştli bulgulara dönüşmüştür. Böylelikle elde edilen bulguların ışığında geleceğe yönelik müziğin teknoloji ile ilişkisi irdelenmiş ve çeşitli sonuçlara gidilmeye çalışılmıştır. Sanatın can damarlarından biri olan müziğin, Adorno'nun gözlem ve söylemlerinin ekseriyetle eleştirel kimlikte olmasından yola çıkılarak, bu sanat dalının nasıl bir meta haline geldiğini ve bu metalaşmanın etkilerinin ne boyutta ve nasıl sürdüğünü objektif ve yapıcı bir boyut çerçevesinde incelemek bu çalışmanın ana hattı olacaktır. Anahtar Sözcükler: Müzik, Adorno, Kültür Endüstrisi, Frankfurt Okulu, Kültür ve Sanat
Authorship in the culture industry: Azra Kohen's series of novels fi, çi, and pi
This study is an attempt to place the contemporary author somewhere between literature and the media culture of our day. On the best-seller shelves since 2014 when it was first published, Azra Kohen's trilogy Fi, Çi, Pi has been frequently subjected to discussions in Turkish literature. As a result, the writer has become a popular figure who has been invited to television shows, universities, newspaper interviews since then. The story narrated in the trilogy also promised such rating for a production company that three years after its first publication, it was adapted to screen as internet series. This master thesis analyses Kohen's contradictory attitude as a writer regarding the appearances in media and the series adaptation: while claiming that her only concern is to change the world, the writer comments on her authorship as frequently as possible. This ambivalent perception of (non) authorship is analysed in the light of literary, cultural and critical theories applied to the trilogy and the appearances in the media. In addition to a psychoanalytic glance at the characters, the issues of corruption, fame and beneficial relationships in business and media platforms are comparatively analysed both in the trilogy and its screen adaptation. The reasons the changes in the process of adaptation are discussed in the light of cultural theory. The result of this study shows that Kohen's idealistic intentions are challenged by capitalistic motives throughout the process.
Kültür endüstrisi kuramı bağlamında Netflix dizilerinin içerik analizi
Bilişim ve iletişim teknolojilerinin gelişimi, dijital platformların gelişmesine olanak sağlamıştır. Dijital platformların yayıncılık anlayışına getirdiği yenilikler, kültürel kodlarla beraber izleyici alışkanlıklarını, dizi-film üretim süreçlerini ciddi ölçüde etkilemiştir. Bilişim teknolojilerinin hızlı bir şekilde gelişimi günlük hayat pratiklerinde dahi kendisini hissettirmektedir. Bu değişim eğlence aktivitesi olarak görülen geleneksel medya ürünlerinin yeni medyada da yer almasına sebebiyet vermiştir. Egemen güç olarak görülen televizyon, tahtını birden çok içerik imkanı sunan ve tercih edilebilirlik imkanı veren dijital dizi platformlarına kaptırmaktadır. Televizyonun kitle kültürü oluşumunda aldığı aktif rol, egemen görüşün yansıması olarak şekillenen eleştirel teori bugün yeni medya içeriklerinde de okumalar yapmamızı sağlayabilmektedir Bilişim teknolojilerinin 2000'li yıllardan itibaren hızla gelişimi küreselleşmeye bağlı olarak oluşkan kitle kültürün yayılma hızını had safhaya ulaştırmıştır Gelişen bilişim teknolojileriyle beraber, yeni medyanın içerisinde yer alan dijital dizi platformlarının barındırdığı kültürel kodlar Netflix özelinde incelenebilmektedir. Bu çalışmada Geleneksel medyanın tek taraflı iletişim tasarımından sıyrılan dijital medya izleyicisinin kültür endüstrisine nasıl maruz kaldığı Netflix'in Sex Education ve Modern Family dizileri üzerinden incelenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Dijital Medya, Kültür Endüstrisi, Medya, Netflix, Televizyon,
Modern kentte evlilik: Çorum örneği
İnsan hayatının üç önemli geçiş dönemi vardır bunlar; doğum, evlenme ve ölümdür. Bu dönemler, yaşamın farklı bir aşamasına geçildiğinin bir ifadesidir. Geçiş dönemi uygulama ve pratikleri üzerine, gerek dünya çapında gerekse Türkiye sahasında birçok çalışmanın yapıldığı bilinmektedir. İçinde bulunulan kültürel birikime, yöreye göre farklı şekillerde icra edilen pratikler kendi içinde zengin bir tablo oluşturmaktadır. Bu dönemlerden biri olan evlilik geçiş dönemi de, bulunduğu kültüre ve coğrafyaya bağlı olarak geçmişten günümüze çeşitli biçimlerde şekillendirilmiş ve icra edilmiştir. Zaman içerisinde değişerek ve dönüşerek sözlü veya yazılı olarak aktarılan kültürel unsurlar kimi zaman da yeni yaratmalarla günümüze gelmiştir. Bu değişim ve dönüşümün temel nedenleri arasında kırsal yaşamdan kent hayatına geçişten söz etmek mümkündür. Mekâna bağlı olarak yaşanan değişimler, yaşam pratikleri üzerinde etkili olduğu kadar kültürün değişim ve dönüşümüne de zemin oluşturmuştur. Çünkü mekân kolektif bilincin ve belleğin hamisidir. Mekânın hafızası kültürün uygulanış biçimini kolaylaştırdığı gibi mekânın değişimi de unutkanlığını ortaya çıkarır. Elbette değişim ve dönüşümün yalnız bu faktörler doğrultusunda gerçekleşmediğini söylemek mümkündür. Teknolojinin gelişmesi, modern yaşamın gerektirdiği gibi yaşama isteği, ürünlerin metalaştırılması ve kültürel unsurların endüstri ile biçimlendirilmesi de değişim ve dönüşüme neden olan unsurlar arasındadır. Özellikle bireyin kentte kim olarak algılandığı, tüketiminin yönlendirilmesi, tüketim alışkanlıklarının belirlenmesi üzerinde etkili olan kültür endüstrisi, moda ve popülerlik arasında geleneği yeniden şekillendirmiştir. Çalışmada, bu doğrultuda yaşanan gelişmeler Çorum il merkezi geçiş dönemi evlilik uygulama ve pratikleri ile ilişkilendirilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Başta yazılı kaynaklar olmak üzere Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu izni ile çalışmaya mülakat ve gözlem yöntemleriyle gerçekleştirilen görüşmeler kaynaklık etmiştir. Yapılan araştırma sonucunda, geleneğin moda ve popülerite arasında şekillendirildiği, modernitenin yaşam pratikleri üzerinde etkili olduğu buna bağlı olarak kültür endüstrisinin geleneği metalaşmış bir ürüne dönüştürdüğü, bireyin kültür anlayışının bu doğrultuda değiştirildiği söylenebilir. Elbette zamana, mekâna veya olağan seyrine bağlı olarak yaşanan değişimler olacaktır. Ancak, kültürel uygulama ve pratiklerin yapılış gayesinin dışında endüstriyel bağlamda gerçekleştirilmesi geleneğin özünün ve aslının unutulmasına da yol açacaktır. Başta bireye has olan unutuş biçiminin zamanla kolektif unutuşa yol açabileceği ön görülmektedir. Bu bağlamda bireysel çabalar, ulusal ve uluslararası uzlaşmalarla yerel kültürel renklerin, birikimin ve hafızanın yok olmaması yönünde birçok çalışmanın yapıldığı bilinmektedir. Bu anlamda yerel kültürlerin günden güne küresel kültür akıntılarıyla farklı bir yöne evrildiği ve yeni uygulama alanlarıyla bu akıntıların toplumda daha görünür olduğu çalışmada geçiş dönemi evlilik uygulamaları üzerinden değerlendirilmiştir.
Bestseller system production and consumption of novel in the context of the culture industry: "Case study of Orhan Pamuk"
The approaches of content analysis and reception aesthetics, which examine popular literature in the context of work and readers, overlook the industrial and cultural system that has created them. Our research analyzes the functioning of the culture industry called "Bestseller System" which is formed by the commercial publishing and the media industry. In this framework, our research theoretically examines the Fordist and Post-Fordist production and consumption types as well as popular culture and consumerism. In our research, popular culture critiques of Critical Theory, Cultural Studies, Liberal Criticism and Postmodernist Criticism were evaluated and "consumerism", which is the main dynamics of popular culture, was discussed. Development of commercial publishing in the United Kingdom, France, and Turkey, and the author's struggle for "autonomy" against the commercial publishing in the transition stage from theoretical stage to the practical stage were examined. In our study, while it was tried to determine the general characteristics of the "Bestseller System", "forms of visibility", which make literary fame become a phenomenon, have been set forth with an analytical approach. While the forms of visibility were examined under the titles of mediatic, social, virtual, symbolic, objective, and numerical, the capitals that the author has obtained in the fields of visibility have been interpreted in the context of Bourdieu's "capital theories" and the related literature. In the case study section of our research, the fame making of today's bestselling novelist Orhan Pamuk has been examined within the framework of "Bestseller System" in order to test our hypotheses with the information from the field. Our research aims to contribute to the other culture industry fields such as TV, cinema, and music with its revised Critical Theory approach in general terms.
The socio-cultural communication patterns of esports
The technology, which is the source of the easing of life at present, has been effective in going beyond the generally known definitions of the traditional game and sports concepts and in different definitions. These concepts, which have been reproduced and presented in different forms, have been mixed with technological developments and have gone beyond their axes, in other words, it has given different meanings to the hollowed concepts. This change in the digital world has reinforced itself with the concept of eSports, which emerged as a result of the merger of the concepts of game and sports. This practice, which is settled in our language as eSport and whose reality is not questioned, is weighed based on Pierre Bourdieu's concept of "doxa". The concept of eSport, which is based on the concept of "doxa", which constitutes the theoretical background of this research, has been explained through other concepts, usages-satisfaction, culture industry, consumer society, spectacle society, simulation, and margarine operation. The research, eSports, presented as a sport, has been examined within the scope of the audience - player and aims to show how it is involved in the process of industrialization economically and the rise in its transformation into a demonstration society. In this context, the motivations that lead individuals to consumption are examined by associating eSports and digital games, which are the reasons of existence of eSports, uses and gratifications, to individuals as consumption elements The effects of the virtual world simulated by games and how it is actually tried to affect the individual are discussed in relation to the concept of margarine operation. With all of this, the reflections of the eSport concept in Turkey which is reflected as a sport to the individuals and yet touches very different points were discussed.
Kültür endüstrisi bağlamında stok fotoğrafçılığının dönüşümü: Dijital çağda mikrostok endüstrisi ve içerik üretimi
Dijital teknoloji öncesinde sınırlı bir çalışma alanına sahip olan ve günümüzde geleneksel olarak adlandırılan stok fotoğrafçılığında, internet ve dijital fotoğraf teknolojisi ile birlikte önemli gelişmeler yaşanmıştır. Özellikle, dijital fotoğraf teknolojisinin, analog teknolojinin önüne geçmesiyle birlikte 2000'li yılların başından mikrostok fotoğrafçılığı kavramı ortaya çıkmıştır. Stok fotoğrafçılığının dönüşümüne neden olan teknolojik gelişmeler aynı zamanda fotoğrafla ilgilenenlerin sayısında yaratmış olduğu büyük artış bütün bir fotoğrafçılık alanını etkilemiştir. Günümüzde mikrostok fotoğrafçılığı neredeyse internetin ulaştığı bütün ülke ve bölgelerde fotoğraf ihtiyacına cevap veren küresel bir güç haline dönüşmüştür. Dolayısıyla kültür endüstrisinin en önemli araçlarından biri haline gelmiştir. Bu tez, mikrostok fotoğrafçılığı alanında; mikrostok müşterilerinin gerçekleştirecekleri her türlü çalışmada en uygun ve çarpıcı fotoğraf içeriklerine ulaşma ve en uygun fiyata satın alma beklentileri ile mikrostok ajanslarının ekonomik beklentileri doğrultusunda fotoğrafların kabulunde oluşturdukları kriterler arasındaki bağı saptamak ve bu bağla fotoğrafçıların içerik üretimi arasındaki ilişkiyi kültür endüstrisi bağlamında ele almak; bu ilişkinin ortaya koyduğu ekonomik döngünün fotoğrafçıların gelirleri üzerindeki rolünü tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaca yönelik olarak mikrostok fotoğrafçılarıyla bir anket ve derinlemesine görüşmeler yapılarak mesleğin profesyonellerinin profili ve konuyla ilgili görüş ve yorumları araştırılmıştır
Kitle iletişim araçları ve yanlış bilinçlilik
Son dönemlerde, kitlesel iletişim üstüne yapılan çalışmaların arttığı görülmektedir.Sosyal bilimlerin ve özellikle sosyolojinin bu alana yüklediği önemin nedeni kitle iletişimaraçlarının yol açtığı toplumsal dönüşümlerdir.Bu çalışmada, kitle iletişim araçlarının neden olduğu toplumsal dönüşümleri anlamakiçin bu araçların kitlelerde yarattığı ?yanlış bilinçlilik? olgusuna merkezi bir önem verilmesigerektiği tartışılmaktadır. Yaşantımızın her alanına son yıllarda giriş yapan kitle iletişimaraçlarının ve bu araçlardan en etkilisi olduğunu düşündüğümüz televizyonun başta habervermek olmak üzere birçok işlevi vardır. Ancak, kitlesel iletişimin hem siyasi hem deekonomik anlamda bireyleri denetim altına almak amacıyla yanlış bilinç ürettiği de göz ardıedilmemelidir.Kitlelerde içinde yaşadıkları döneme ilişkin yanlış bilinç oluşturma olgusu sermayesınıfı için son derece önemlidir. Buradaki önem sadece sermaye sınıfının kitle iletişimaraçlarını kullanarak oluşturmayı hedeflediği yanlış bilinçlilik değildir. Aynı zamanda, siyasalalan da kitle iletişim araçlarını kullanarak seçmen kitlelerinde yanlış bilinçlilik yaratmayıhedeflemektedir.Bu çerçevede, siyaset ve ekonomi arasındaki bağlar irdelenerek Türkiye'deki kitleiletişim araçlarının gelişimi araştırılmaktadır. Bu araştırmanın da gösterdiği temel sonuçyanlış bilinçliliğin kitlesel iletişimle ilişkisinin kesinliği olmaktadır. Tüm budeğerlendirmelerin temeline ?kitle kültürü? ve ?kültür endüstrisi? kavramlarıyerleştirildiğinde, süreç daha anlaşılabilir bir görünüm kazanmaktadır. Türkiye'de kitleiletişim araçlarının gelişimi ve Türk medyasının holdingleşme süreci göz önüne alınarak kitlekültürü ve kültür endüstrisi eleştirilerinin bu süreci açıklayabildiği gerçeği ortayakonulmaktadır.
Çocukluk imgesi, oyun ve oyuncak: Sosyo-kültürel bir analiz
Çocukluk imgesi, çocuğa yüklenen anlamı, çocukluk anlayışını ifade eder. Çocukluk imgesi, çağlar boyunca farklı anlamlara sahip olmuştur; dolayısıyla çocukluk imgesi, toplumsal bir kurgudur. Oyun kültürü de, çocuk kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Değişik toplumsal süreçlerde değişik çocukluk imgelerinden bahsedilebildiği gibi, değişik çocuk oyunlarından/oyuncaklarından söz edilebilmektedir. Dolayısıyla çocukluk ve çocuk kültürü, toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Çocuk oyunları ve çocukluk imgesi, toplumsal değişimlerden en çok etkilenen ve toplumsalı da en çok niteleyen alanlardan biridir.Günümüzde çocukluk ve çocuk oyunları kültürü hızla değişmektedir. Yaşadığımız küreselleşme sürecinde, post-modern çocukluk imgesinden, sosyal oyunların ve geleneksel oyuncakların ortadan kaybolmasından söz edilmektedir. Dünyada ve Türkiye'de yaşanan toplumsal değişimlerin, çocuk oyun kültürünün ve çocukluk kavramının değişimine etkisi söz konusudur.Bu çalışmada çocukluk'un, oyun ve oyuncağın sosyolojik anlamda neleri ifade ettiği; değişen sosyo-kültürel süreçlerden çocukluk'un ve oyun kültürünün nasıl etkilendiği, değiştiği ve değişimin ne yönde olduğu ele alınmıştır. ?Geleneksel, modern ve post-modern? kavramsallaştırması kullanılarak, çocuk kültürünün toplumsal değişim kaynakları olan sanayileşme, kentleşme, teknolojik ilerlemeler, kapitalizm, tüketim kültürü ve küreselleşme süreçleriyle ne şekilde değiştiği tarihsel karşılaştırmalı yöntemle incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Çocukluk imgesi, oyun, oyuncak, toplumsal değişim, geleneksel, modern, post-modern, sosyo-kültürel analiz.
Güney Kore popüler kültürü'nün (Hallyu) imam hatip lisesi öğrencilerine etkisi üzerine bir alan araştırması
1990'lı yıllardan itibaren gelişme gösteren Güney Kore kültür endüstrisi, hükümetin uyguladığı yumuşak güç politikalarıyla birlikte çok kısa sürede küresel bir başarı kazanmış ve Kore popüler kültür ürünleri, uluslararası düzeyde bir dalga halinde yayılmaya başlamıştır. Küreselleşme süreçleriyle birlikte Kore Dalgası (Hallyu) olarak isimlendirilen fenomenin en başat taşıyıcıları ise küresel hayran kitlesini oluşturan uluslararası genç nüfustur. Doğu-Batı arasındaki sınırları ve tüm farklılıkları bünyesinde eriten melez yapısıyla her geçen gün hayran kitlesini genişleten Hallyu, Türkiye'de on yılı aşkın bir süredir var olan ve sayısı gittikçe artan belli bir hayran kitlesine sahiptir. Kore Dalgası'nın geçmişi ve bugünüyle ilgili güncel bilgilere yer veren bu çalışmanın içeriği; ilgili literatür ve internet kaynaklarının yardımıyla bu dalganın Türkiye'deki genel yansımaları ve Kore dizisi izleme alışkanlığının bir sonucu olarak küresel Hallyu hayran kültürüne katılan İmam Hatip Lisesi öğrencileri üzerine yapılan alan araştırmasına dair bulgulardan oluşmaktadır. Bu araştırmanın sonucunda, bütün ürünleriyle birlikte Kore hayranlığı üreten Hallyu'nun gençler üzerinde düşünceleri, duyguları, gündelik hayatı ve hayalleri yöneten bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Kore dizileri (K-drama) örnekliğinde görüldüğü üzere, içeriğinde İslami değerlere aykırı unsurlar bulunmasına rağmen duygu pazarlamacılığı teknikleri ve popüler imaj üretimini başarılı bir şekilde yürüten Hallyu'nun, gelenek ve modernleşmenin yanında yeni bir psikolojik çatışma alanı oluşturarak Müslüman gençlerin küresel değerlere angaje olmalarını kolaylaştırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Kore Dalgası (Hallyu), televizyon dizileri (K-drama), İmam Hatip Lisesi, küreselleşme, yumuşak güç, duygu pazarlamacılığı, popüler imaj, psikolojik çatışma.
20. yüzyılda sanatın üretim, tüketim ve eylem alanı olarak sokak
Burjuva Devrimi'nin, Aydınlanma'nın ve Sanayileşme'nin tüm getiri ve götürüleri ile girilen 20. yüzyılda, kapitalist endüstrinin hızlı gelişimiyle ortaya çıkan tüm toplumsal, ekonomik, kültürel ve siyasi dönüşümler; hem sokağı hem sanatı hem de sokak ve sanat arasındaki ilişkiyi doğrudan etkilemiştir. Sokak, bu anlamda salt fiziksel bir mekan olmanın ötesinde toplumsal, kentsel ve gündelik hayat içindeki her türlü gelişmenin ve dinamiğin merkezinde olmuştur. Sanat ise tüm bu dönüşümlerin bir aracı ya da bir aktörü olarak, başka bir deyişle tüm bu gelişmelerin bizzat öznesi ya da nesnesi olarak, öyle ya da böyle yüzyıl boyunca etkin rol almıştır.Sanat alanı için 20. yüzyıl, geçmiş on dokuz yüzyılı ile her anlamda hesaplaştığı bir dönem olmuştur. Bu sorgulamaya sebep olan ise bahsi geçen dönüşümlerdir: Yani eski sistemlerin yerine gelen yeni sistemler, yeni üretim teknik ve biçimleri, yeni toplumsal ve kültürel yapılardır. Sanatçı, bu bağlamda gerek tüm bu yenilikleri yerinde keşfetmek üzere, gerek tüm bu yeni sistemle iktidar ve özgürlük mücadelesine girmek üzere, gerekse de tüm bu yeni sistem içinde yaşamını sürdürebilmek ve kendine bir rol, bir alan ya da bir kazanç sağlayabilmek üzere sokakta yer alabilmiştir. Bu çalışma, 20. yüzyıl boyunca sanatsal alanın ilgili tüm aktör ve araçlarının sokakta yer alma nedenlerini, süreçlerini ve sonuçlarını irdeleyerek ilgili kavram, yaklaşım, akım ve uygulamaları biraraya getirmeye çalışmaktadır.
Kültür endüstrisi bağlamında Recep İvedik serisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı "kültür endüstrisi" kavramını merkeze alarak kitlelerin kültürel ürünler aracılığıyla yönlendirilebildiğini, böylelikle kültür ürünlerinin bir tahakküm aracına dönüştüğünü gösterebilmektir. Bunun için kültür endüstrisinin homojen bir kitleyi nasıl oluşturduğu ve endüstrinin işleyiş stratejileri gösterilmiştir. Buradan hareketle kültürel tahakkümün işlediği temel alanlardan biri olan sinema sektöründen Recep İvedik filmleri, elde edilen bilgiler çerçevesinde analiz edilmiştir. Sonuç olarak filmlerin anti-entelektüelizim, toplumsal cinsiyet, milliyetçilik, moda, ideal güzellik algısı gibi düzeni onaylayıcı özellikler barındırdığı tespit edilmiştir. Popüler kültür ürünleri, bir taraftan ikon kırıcı gibi görünürken bir yandan da sınıfsal farklılıkları anlamsızlaştırarak mevcut düzeni onaylamış olurlar. Dolayısıyla direniş gösterilirken aslında gerçek direnişin içi boşaltıldığından diyalojik bir yapıya sahiptirler. Bu noktada ürünlere yüklenen strateji kadar tüketicinin ürünü nasıl anlamlandırdığı sorusu da önem kazanır. Film serisinin başarısının ardında kültürel muhafazakârlık metaforları ile geniş bir kitlenin bunu onaylaması yatmaktadır. Filmleri onaylama ya da olumsuz anlamda eleştirmek sınıfsal farklılıklar sebebiyle olabilmektedir. Gülme eylemi bir toplumun kolektif bilinçaltını yansıtır. Bu noktada toplumsal değişme ile birlikte hem güldürü türünün hem de halkın gülme ediminin değiştiğini göstermeye çalıştım. Bu durumun sebebinin ise endüstrinin ve toplumun birbirlerini dönüştürücü güce sahip olmalarının etkisiyle gerçekleştiğini gösterdim. Anahtar Kelimeler: Tahakküm, Direniş, Gülme, Beğeni Yargısı, Toplumsal Değişim, Recep İvedik
Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno'da modern insan düşüncesi ve tüketim toplumu analizi; Samsun örneği
Bu çalışma, modern tüketicilerin hayata olan bakışı ve yaşam şekillerini tüketim kültürü üzerinden anlamayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda kültür endüstrisinin getirdikleri, tüketime yönelik algı ve düşünceler, hermenötik yöntem kullanılarak Samsun ilinde yaşayan toplam 15 kişi ile gerçekleştirilen derinlemesine mülakatlarla çözümlenmeye çalışılmıştır. Kültür endüstrisinden tüketim toplumuna varış süreçleri üzerinden tüketicilerin sahip oldukları tüketim kültürünü kapsayan bu çalışma; günlük hayat içerisinde alışveriş, kitle iletişim araçları, sosyal kimlik, aile kavramı ve manevi değerler temelinde şekillendirilmiştir. Çalışma sonucunda, tüketim kültürünün getirmiş olduğu fiziksel ve sahte ihtiyaçlara sahip olma arzusunun modern bireyde manevi boyutta değerler kaybına neden olduğu görülmüştür. Bu sonucun bireyde "mutsuzluk, dayanışma eksikliği, güven kaybı, yabancılaşma, yalnızlaşma ve anlam kaybı" gibi duygu durumlarının yaşanmasına ve toplum içerisinde huzuru sağlayacak olan değerlerin ve duyguların kaybolmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Aydınlanma, Frankfurt Okulu, Eleştirel Teori, Kültür Endüstrisi, Tüketim Kültürü, Tüketim Toplumu, Değerler Tüketimi.
Sağlık dergilerinde sağlığın kadın bedeni üzerinden yeniden inşası: Sağlık ve Yaşam dergisi örneği
Birey, toplum içerisinde modern dönemde ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel olarak, postmodern dönemde ise tüketim kültürünün etkisiyle göstergesel bir özne olarak değerlendirilmiştir. Tüketim kültüründeki özne ise her daim tüketmeye hazır, sağlıklı bir bireydir. Kapitalist üretici, ürettiği ürünü satabilmek için her geçen gün yeni stratejiler oluşturmakta ve hâlihazırdaki pazarını yeni söylemler ve gösterilerle daha çok tüketime yönlendirmektedir. Bu gösterinin temel nesnesi, aynı zamanda bazen de öznesi olabilen kadın bedenidir. Kadınlar güzellik, sağlıklı olma, genç görünme ve genç kalma söylemlerinin etkisiyle tüketim kültürünün bedenlerine kolayca müdahale edebileceği bir nesne haline getirilmiştir. Kadın bedeni, gerek tüketimi daha da arttırabilmek adına, gerekse tüketimin öznesi olabilmesi adına basılı medyada magazin nesnesi veya cinsel obje olarak kullanılarak temsil edilmiş ve dolayısıyla kültür endüstrisinin kadınlar için öngördüğü eğlence nesnesi kavramının pekiştirilmesine neden olmuştur. Bu çalışmada, kadın bedeninin, toplumda kadın erkek herkese hitap eden sağlık dergilerinden biri olan "Sağlık ve Yaşam" isimli dergi üzerinden çeşitli söylem ve göstergelerle nasıl cinsel bir obje olarak metalaştırılıp kullanıldığı kültür endüstrisi ve postmodern feminizm bağlamında açıklanmaya çalışılmıştır. Derginin 2016 yılında aylık olarak yayınlanan, 12 sayısındaki resimler göstergebilimsel bir analiz ile eleştirilmiştir.
Yaratıcı endüstrilerin küresel kültür politikalarına yansıması: Netflix üzerine bir inceleme
Kültür endüstrisinin bireyi nesneleştiren doğası, toplumsal yaşamın her alanında etkisini göstermektedir. Küreselleşme ve medya yoluyla meta formuna girerek şeyleşen bireyler Batı hegemonyasının denetimi altına girmektedir. Küreselliğin dahi Batı kaynaklı olduğu bu dünya düzeninde somut veya soyut olarak üretilen her bir nesne reprodüksiyon ürünler haline gelmeye başlamıştır. Yaratıcılığın öldüğünün düşünüldüğü bir zamanda ortaya çıkan yeni kavram yaratıcı endüstri ise kültür endüstrisi kavramının olumsuz imajını değiştirmeye yetmemiştir. Aksine, kültür endüstrisi ile ifade edilen olumsuzluklar yaratıcı endüstri şemsiyesinin altında normalleştirici ve daha ticari bir hal almıştır. Bu çalışma, kuramsal bağlamda kültür endüstrisi ile yaratıcı endüstrilerin benzeştiği ve ayrıştığı noktalar üzerinde durmuş ve yaratıcı endüstrilerin, kültür endüstrilerine getirilen temel eleştirilerle benzeri ilkeleri paylaştığı varsayımında bulunmuştur. Özellikle kültür endüstrilerinin inşa ettiği küresel kültürel yapıların, yaratıcı endüstrilerle de devam ettirildiğini temellendirmeye çalışmıştır. Bu bağlamda, yaratıcı endüstri niteliğinde olan Netflix Türkiye'nin kurgusal dizilerini, yarattığı dünya düzeni, kültür coğrafyası ve bireyi konumlandırış biçimi bağlamında irdelemiştir. Sonuç olarak, yaratıcı endüstrilerin de kültür endüstrisine benzer nitelikte olduğunu, güçlü ülkelerin kültürlerini, bireyi ve toplumu algılama/konumlandırma şekillerini dünya kültürüne dönüştürmeye çalıştığını, böylece de yaratıcı endüstri kavramının ve uygulamalarının geliştiği coğrafyalara soyut ve somut anlamda hizmet ettiğini ortaya koymuştur.
Türkiye'de kültür endüstrisi ve Türk dizilerinin dış ticarete etkisi
Türkiye'nin son yıllarda dizi film ihracatı yapan ikinci ülke konumuna yükselerek elde ettiği önemli başarı, sosyolojik ve kültürel etkileri yanında ekonomik kazanımları bakımından da dikkate alınması gereken bir gerçekliktir. Yurt içinde yakaladığı ilgiden daha fazlasını yurt dışındaki gösterimlerde bulan ve her geçen gün izleyici sayısını artıran Türk televizyon dizileri, bir kültür endüstrisi ürünü olması bakımdan kültür endüstrisi kavramı incelenmekte ve yine dizilerin hizmet ihracatı kalemi olması sebebiyle hizmet ihracatının dünyada ve Türkiye'de nasıl anlaşıldığını bilmek gerekmektedir. Dizi ihracatının dış ticaret etkisinin kendi satış rakamlarından oluşan katkısı yanında farklı sektörlerin ihracatını tetikleyerek döviz kazandırıcı olumlu bir etkisinin olduğu görülmektedir. Hizmet ihracatında gerçek rakamlara ulaşmanın sektörün yapısından kaynaklanan ölçüm probleminin varlığı sektör temsilcilerinin sıklıkla dile getirdikleri bir konudur ve doğru yöntemlerle çözülmesi hususundaki çalışmalar devam etmektedir. Dijital platformlar, özellikle covid-19 salgını döneminde popüleritesini artıran yapılar olarak Türk yapımı film ve dizilerin ihracı için alternatif bir kanal imkanı sunmaktadır.