Coronaviridae

363 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Koronavirüs salgını döneminde Borsa İstanbul pay piyasasında gerçekleşen işlem bazlı manipülasyon olaylarının analizi

Çalışmanın amacı, küresel koronavirüs salgınının bir yıllık döneminde gerçekleşen işlem bazlı manipülasyon olaylarının Borsa İstanbul'daki ilgili hisse senetlerinin günlük getiri, işlem hacmi değişimi ve volatiliteleri üzerinde etkili olup olmadığını araştırmaktır. Bu dönemde manipülasyona uğrayan hisse senetleri ile karşılaştırmak amacıyla seçilen aynı veya benzer sektörde faaliyet gösterip ödenmiş sermaye tutarı bakımından da manipülatif hisselere en yakın hisse senetlerinden oluşan bir kontrol grubu oluşturulmuş, iki grup arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını analiz etmek amacıyla manipülasyon, manipülasyon öncesi ve manipülasyon sonrası dönemlerde manipülasyon durumuna göre tanımlanmış kukla değişkenlerle regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmada analizi yapılan veriler Investing.com, Thomson Reuters veri tabanları ile Sermaye Piyasası Kurulu'nun resmi internet sitesinden alınmıştır. Tarih aralığı 17 Şubat 2020-17 Mart 2021 olarak belirlenmiştir. Analizler neticesinde manipülasyon döneminde işlem hacmi değişiminin ve manipülasyon sonrası dönemde volatilitenin manipülatif hisselerde diğer hisselere göre anlamlı düzeyde farklılaştığı bulgularına ulaşılmıştır. Manipülatörlerin işlem bazlı manipülasyon amacıyla hisse senedinde işlem yapmaya başlamalarıyla suni işlem hacmi oluşmakta ve işlem hacmindeki günlük değişim oranı artmaktadır.

BorsaBorsa işlemleriBorsa İstanbul+7
Muhammed Furkan Ayan
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinin acil hemşirelerinde kaygı, tükenmişlik düzeyi ve uyku sorunlarına etkisi

Bu çalışma; acil servis hemşirelerinin COVID-19 pandemi sürecinde kaygı ve tükenmişlik düzeyleri ile uyku kalitelerini belirleyebilmek amacıyla gerçekleştirilmiş tanımlayıcı türde bir çalışmadır. Araştırma verileri Kasım 2020-Ocak 2021 tarihleri arasında, İstanbul ilinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı bulunan bir şehir hastanesinin acil servis biriminde çalışan hemşireler ile görüşülerek elde edilmiştir. Pandemi başından itibaren acil servis ünitesinde çalışan 142 hemşire araştırmaya katılmada gönüllü olmuştur. Veriler "Kişisel Veri Toplama Formu", "Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği", "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ve "Sağlık Anksiyetesi Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanısıra Ki-Kare Testi, t testi, Spearmann Testi, ANOVA ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Ölçeklerin iç tutarlılığı Cronbach-alfa katsayısı ile hesaplanmıştır. Acil hemşirelerinin yaş ortalaması 29,30±6,77 yıl olup, %61,4'ü kadın, çoğu (%75,4) lisans düzeyinde mesleki eğitime sahipti. Yarıdan fazlasının (%59,9) haftalık çalışma süresi 50 saat ve üzerinde idi. Çalışma verilerinin elde edildiği tarih itibari ile, pandeminin ilk 8 ayı geride kaldığında, acil hemşirelerinin %30,1'inde Covid-19 için PCR pozitifliği saptanmıştı. Acil serviste görev yapan hemşirelerin Maslach Tükenmişlik Ölçeği "Duygusal Tükenme" alt boyut puanı 22,02±7,30, "Duyarsızlaşma" alt boyut puanı 7,52±3,82, "Kişisel Başarı" alt boyut puanı 11,99±3,70 olarak hesaplandı. "Aşırı Duyarlılık" alt boyutundan 3,90±2,19, "Kaygı" alt boyutundan 17,70±6,32 olmak üzere Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puanı 13,80±5,21 olarak bulundu. Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği'nden aldıkları ortalama puan 8,47±3,04 olup, hemşirelerin %89,4'ünün uyku kalitesi kötü idi. Tükenmişlik düzeyi ve uyku kalitesi arasında orta düzeyde pozisitf korelasyon saptandı. Maslach Tükenmişlik Ölçeği puanı üzerine kaygı puanı (p=0.006) 1.171 katsayı ile, uyku latansı (p=0.024) 2.541 katsayı ile, uyku ilacı kullanımı 4.502 (p=0.045) katsayı ile etkili bulundu. Sonuç olarak; pandemi döneminde acil hemşirelerinin uyku kaliteleri kötü, sağlık anksiyetesi düzeyleri düşük, tükenmişlik düzeyleri çoğunlukla orta ve yüksek düzeydedir.

Acil hemşirelikAnksiyeteCOVID 19+7
Sefa Ahmet Demir
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19'u hafif geçirmiş kişilerde bilişsel fonksiyonların serum BDNF düzeyleri ile ilişkisi

Koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID-19) pandemik bir hastalık olup, hastalığın uzun vadeli sonuçları ile ilgili literatür bilgileri halen kısıtlıdır. Son zamanlarda hastalığın uzun vadede bilişsel fonksiyonlara olan etkileri üzerine yapılan çalışmalar artmış, hastalığı hafif geçiren kişilerde bile bu etkilerin ortaya çıkabildiği gösterilmiş, çeşitli mekanizmalar ileri sürülmüş ancak hiçbiri tam olarak kanıtlanamamıştır. Çalışmamızda bu bilişsel etkilerin mekanizmasını aydınlatmak amacıyla Koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID-19)'u hafif geçirmiş kişilerdeki bilişsel fonksiyonların nöropsikiyatrik testlerle değerlendirilmesi, serum Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF) düzeylerinin ölçülmesi ve aralarındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza, Koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID-19)'u hafif derecede geçirmiş 54 kişi ve yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi (BKİ), eğitim düzeyi ve sigara kullanımı açısından eşleştirilmiş 36 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Her iki gruba da bilişsel fonksiyonların ölçülmesi amacıyla nöropsikiyatrik testler olan Stroop Testi TBAG Formu ve Görsel İşitsel Sayı Dizileri Testi B Formu uygulanmıştır. Tüm katılımcıların Enzyme-Linked Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemi ile venöz kandan serum Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF) düzeyleri çalışılmıştır. Vaka grubunda, sağlıklı kontrol grubuna göre nöropsikiyatrik test puanlarının çoğunda anlamlı olarak bilişsel düşüşü ifade eden farklılık saptanmış ve Koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID-19)'u hafif geçiren kişilerde dahi bilişsel bozulmaların olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır. Serum Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF) düzeyleri vaka grubunda daha düşük bulunsa da her iki grup arasında anlamlı bir farklılık saptanmamış, vaka grubunda Serum Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF) düzeyleri erkek cinsiyette kadın cinsiyete göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuş ve hastalığı geçirmiş özellikle erkek cinsiyetteki kişilerde Serum Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF) düzeylerinin daha geniş popülasyonlarda çalışılması gerektiği düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: COVID-19, BDNF, Bilişsel

BilişBilişsel işlevlerCOVID 19+3
Biçem Demir
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde COVİD-19 pandemi döneminin sigara alışkanlığı üzerine etkisi

Sigara bağımlılığı dünya genelinde önlenebilir ölümlerin en önde gelen sebeplerden olup ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmada Tıp fakültesi öğrencilerinin sigara kullanım durumları, sigara kullanım durumlarını etkileyen faktörler ve COVİD-19 pandemi döneminin sigara içme alışkanlıkları üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Üniversitemizde öğrenim görmekte olan 808 tıp fakültesi öğrencisi araştırmaya dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, sigara kullanım durumları, sigara kullanımını etkileyen faktörler, sigara bağımlılık düzeyleri, sigara bırakma düşüncesi, COVİD-19 pandemi döneminin sigara alışkanlığına etkisinin sorgulandığı bir anket uygulandı. Katılımcıların 444'ü kadın (%55), 364'ü (%45) erkek olup yaş ortalamaları 21,27±2,22 yıldı (min:17-maks:30). Öğrencilerin sigara içme oranı %25,2 bulundu. Katılımcıların sigara içicisi olma durumu; 4.,5.,6. sınıf öğrencilerinde 1.,2.,3. Sınıf öğrencilerine göre, erkeklerde öğrenci evinde kalanlarda, annesi üniversite ve üstü eğitime sahip olanlarda, babası sigara kullanan veya sigarayı bırakanlarda, sigara içen kardeşi olanlarda, en yakın 3 arkadaşından sigara kullanan sayısı artıkça istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Pandemi dönemindeki ortalama günlük sigara sayısındaki artış anlamlı bulundu. Öğrencilerde COVİD-19 pandemi dönemindeki durumunun sigara kullanımına etkileri incelendiğinde bu dönemde karantinada kalma durumu ve öğrencilere ait gelirin değişimi ile öğrencilerin sigara kullanımının değişimi arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulundu. Öğrencilerden %51,5'i COVİD-19 pandemi döneminde sigarayı bırakmayı denediği belirlendi. Araştırmamızda tıp fakültesin öğrencilerinin COVİD-19 pandemi döneminde ortalama günlük sigara sayısındaki artış anlamlı bulunmuştur. Tıp fakültesi öğrencilerinin pandemi sürecinde yaşadıkları zorluklar dikkate alındığında çalışma koşullarının daha güvenli ve destekleyici hale getirilmesi ve ruh sağlığı hizmetleri konusunda iyileştirilmelere ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca sağlık sorunlarına olan farkındalığın arttığı pandemi döneminde sigara bırakma hizmetlerini küresel olarak güçlendirmek gerekir.

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+5
Tuğçe Duman
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi stajyer ve intern doktorlarının COVİD-19 pandemisi dönemindeki tıp eğitimine bakış açıları ve depresyon düzeyleri

Çin'de 2019 yılında başlayarak hızlı bir şekilde yayılanCOVID-19 hastalığı, 12 Mart 2020'de pandemi olarak nitelendirilmiştir.Bu süreçte virüsün yayılımını önlemek amacıyla YÖK okulların bir süreliğine kapatılarak eğitim-öğretimin uzaktan eğitimle yapılması yönünde karar almuştır. Dünya tarihinde pandemiler, kişileri yalnızca fiziksel sağlıkları yönünden tehlikeye atmakla kalmayıp aynı zamanda ruhsal sağlıklarını da ciddi düzeyde etkilemişlerdir. Bu dönemde hem salgının sağlık konusunda yaşattığı endişeler hem de okulların kapanmasıyla akademik gelecekleri için hissettikleri kaygılar nedeniyle öğrenciler, pandemi döneminde ne çok etkilenen gruplardan biri olmuşlardır. Çalışmamız 2021-2022 eğitim ve öğretim yılında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi 4. Sınıf, 5. Sınıf ve 6. Sınıfta eğitim alan 321 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Çalışmamızın amacı, Covid-19 pandemisinin öğrencilerin eğitimine etkisi, bu yeni eğitim yapısıyla ilgili memnuniyet durumları ve depresyon düzeylerinin değerlendirilmesidir. Öğrencilere sosyodemografik özellikler, Uzaktan Eğitime Bakış Açısı Ölçeği(UEBA) ve Birinci Basamak İçin Beck Depresyon Tarama Ölçeği(BDÖ-BB)'nden oluşan bir anket uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS.23 programı ile ShapiroWilk's testi, Levene's Testi, bağımsız T testi, Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis-H Testi,ANOVA, Sperman'srho korelasyon testi kullanılarak yapılmıştır. Katılımcı öğrencilerin 85'i (%26,5) 4.sınıf, 157'si (%48,9) 5.sınıf ve 79'u (%24,6) 6.sınıf tıp öğrencileriydi ve 149'u (%46,4) erkek, 172'si (%53,6) kadındı. En küçük katılımcı 21, en büyüğü ise 28 yaşında olup, ortalama yaşları 23,16±1,33'tü. Öğrencilerin tekrar seçme şansları olsa 119'u (%37,1) tekrar tıp fakültesini seçeceğini, 102'si (%31,8) seçmeyeceğini, 100'ü (%31,2) ise kararsız olduğunu belirtmişlerdir. Pandemi döneminde öğrencilerin 224'ü (%69,8) aile evinde, 133'ü (%41,4) öğrenci evinde, 16'sı (%5,0) ise yurtta ikamet etmişlerdir. Öğrencilerin 17'si (%5,3) sadece online eğitim sistemini, 127'si (%39,6) sadece yüz yüze eğitim sistemini, 177'si (%55,1) ise online ve yüz yüze eğitimin beraber olduğu sistemini tercih ettiğini belirtmişlerdir. UEBA ile BDÖ-BB arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kadın öğrencilerin UEBA ortalaması 1,81±0,41, erkek öğrencilerin ortalaması 1,95±0,45 olarak görülmüştür.Tıp fakültesi 4 sınıf öğrencilerinin ortalama UEBA puanı 1,83±0,45, 5. sınıf öğrencilerinin 1,96±0,41, 6. sınıf öğrencilerinin ise 1,80 ± 0,45 olarak hesaplanmıştır.Covid 19'un öğrencilerin psikolojileri üzerindeki etkileri incelendiğinde, iyi yönde etkilenenlerin ortalama UEBA puanı 2,11±0,38, kötü yönde etkilenenlerin 1,80±0,45, etkilenmeyenlerin 2,15±0,35, kararsız olanların ise 1,89±0,35 olarak elde edilmiştir. Bugünden itibarensadece online eğitimle eğitim almayı tercih eden öğrencilerin ortalama UEBA puanı 2,23±0,60, yüz yüze eğitim sistemini tercih edenlerin ortalaması 1,64±0,39, online ve yüzyüze eğitim sistemini seçenlerin ortalaması 2,02±0,36 olarak hesaplanmıştır. 4.sınıf tıp öğrencilerinin ortalama BDÖ-BB puanı 6,44±4,27,5. sınıf öğrencilerinin 5,06±3,64, 6. sınıf öğrencilerinin ise 4,87±4,20 olduğu görülmüştür. Covid 19'dan iyi yönde etkilenenlerin ortalama BDÖ-BB puanı3,12±3,45, kötü yönde etkilenenlerin 6,25±4,13, etkilenmeyenlerin 4,21±3,48, kararsız olanların ise 3,88±3,01 olarak elde edilmiştir. Sonuç olarak; öğrencilerin uzaktan eğitime bakışlarının kararsız düzeyde olduğu görülmüştür ve uzaktan eğitim memnuniyetini cinsiyet, ev ortamı, sahip olunan internet kotası, teknik sorunlar, kullanılan ders materyalleri, eğitimde kullanılan online platform, sınav sistemleri gibi pek çok faktörden etkilendiği saptanmıştır. Öğrencilerin çoğunun salgının ekonomik, sosyal ve akademik alanlarda sebep olduğu büyük değişimlerden kötü yönde etkilenerek depresif belirtiler gösterdiği saptanmıştır ve bu öğrenciler uzaktan eğitim sistemlerinden daha az memnun kalmışlardır. Acil durumlar başta olmak üzere normal eğitim-öğretim zamanlarda da yüz yüze eğitimin önemli bir alternatifi ve destekleyicisi olan uzaktan eğitime dair memnuniyet çalışmamız ve diğer destekleyici araştırmalarla arttırılmaya çalışılacaktır.

COVID 19DepresyonKorona virüs enfeksiyonları+6
Büşra Dursun
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 pandemi döneminde gıda tüketici davranışlarındaki değişimler

Bu çalışmada Covid-19 pandemisinde gıda tüketici davranışlarındaki değişimler araştırılmıştır. Çalışma, 1030 kişinin online ve yüz yüze olmak üzere anket katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Anket yönteminden yararlanılarak elde edilen sonuçlara göre; katılımcıların %56,4'ü kadın, %32,6'sı 25-34 yaş aralığında, %33,7'sinin aylık geliri 10.000-15.000 TL'dir. Katılımcıların %58'i 3-4 kişiyle birlikte yaşamaktadır, %56,4'ü üniversite mezunu, %76,3'ü şehirde yaşamaktadır. Katılımcıların %58,8'i pandemi öncesinden daha az alışverişe gitmiştir, %41,2'si pandemi öncesi kadar satın almıştır. Katılımcıların %60,8'i pandemi döneminde gıda/yiyecek stoklamamıştır. Pandemi döneminde gıda satın alma davranışında etkili olan faktörler sorulduğunda katılımcılardan %61,9'u son kullanma tarihi önemlidir sorusuna kesinlikle evet cevabını vermiştir. Diğer faktörlere bakıldığında; %38,1'i besin içeriği, %35,6'sı kolayca hazırlanması, %41'i ambalajı, %43'ü depolanabilirliği, %41,8'i tanınmış marka olması, %35,6'sı yöresel gıda olması, %38,6'sı organik/doğal olması, %41'i fiyatı, %42,7'si evde kolay hazırlanabilmesi, %32,6'sı internet üzerinden sipariş etmek önemlidir, %42,5'i küçük market veya bakkaldan şahsen yiyecek satın almak sorularına evet cevabını vermişlerdir. Katılımcılardan %30,4'ü başkalarının satın alması önemlidir, %36,4'ü süpermarketten şahsen yiyecek satın almak, %27,5'i yemeklerin/gıdaların doğrudan eve teslim edilmesi önemlidir sorularına nadiren cevabını vermişlerdir. Katılımcıların tüketim faktörleri incelendiğinde %50,4'ü daha çok su tükettim sorusuna kesinlikle evet cevabını vermişlerdir. Katılımcıların %42,2'si meyve ve sebze, %41,8'i kırmızı et ve et ürünleri, %41,4'ü beyaz et ve balık, %42,7'si sağlıklı yiyecekler ve %41'i hamur işlerinin tüketim miktarlarının daha çok olduğuna evet cevabını vermişlerdir. Paketlenmiş, dondurulmuş gıdaları %35,9'u, konserve gıdaları %32,9'u nadiren tükettiklerini bildirmişlerdir. Analiz sonuçlarına göre katılımcıların gelir durumları, yaş grupları, eğitim durumları ve yaşadığı bölge ile satın alma faktörleri arasında anlamlı ilişki vardır (p<0,05). Cinsiyet, medeni durum, gelir, yaş, eğitim ile tüketim faktörleri arasında anlamlı ilişki vardır (p<0,05). Çalışma sonucunda Covid-19 salgını ile gıda tüketici davranışlarında değişim olduğu tespit edilmiştir.

COVID 19Gıda tüketimiKorona virüsler+2
Simge Geçtogan
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 geçiren kişilerde performansı etkileyen değişkenler

Bu çalışma COVID-19 geçiren kişilerde performansı etkileyen değişkenleri incelemek amacıyla planlandı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Çalışma Şubat 2022 ile Mayıs 2022 tarihleri arasında göğüs hastalıkları polikliniğinde COVID-19 tanısı almış dâhil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden yaş ortalaması 27,19y olan 31 kişi dâhil edildi. Tüm kişilerin testi negatife döndükten sonraki 1. Ayda( erken) ve 3. ayda (geç) solunum fonksiyonu solunum fonksiyon testi, fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UAFAA-KF), aerobik kapasite 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), alt ekstremite kassal kuvvet ve endurans 30 Saniye Kalk-Otur Testi, el kavrama kuvveti El Kavrama Kuvveti Ölçüm Testi, el kavrama statik enduransı El Kavrama Statik Endurans Ölçüm Testi ve COVID-19 salgınına yönelik algı ve tutumları COVID-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendiren ölçekler ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 25 programı kullanıldı. Solunum fonksiyon test değerlerinin, Vücut Kitle İndeksi'nin ve El Kavrama Kuvvet Testi ölçümünün erken ve geç dönemde yapılan değerlendirme sonuçları karşılaştırıldığında anlamlı bir artış göstermediği bulundu(p>0,05). El Kavrama Statik Endurans Testi ölçümü, 30 Sn Kalk- Otur Test sayısı ve 6 DYT mesafesinde erken ve geç dönemde anlamlı bir artış gösterdiği bulundu(p=0,012 p=0,001), (p=0,001), (p=0,004). COVID-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendiren ölçeğin alt paremetrelerinin skorlarında ve UAFAA-KF toplam MET değerinde erken ve geç dönemde anlamlı bir artış göstermediği bulundu(p>0,05). 6 DYT mesafesi ile 30 Saniyede Kalk-Otur Testi sayısı arasında erken dönemde pozitif ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki varken(p=0,026), geç dönemde anlamlı bir ilişki olmadığı bulundu. Geç dönemde 6 DYT mesafesi ile El Kavrama Statik Endurans Dominant Olmayan Skoru arasında anlamlı bir ilişki bulundu(p=0,035). COVID-19 geçiren kişilerin performansını etkileyen değişkenlerinin 1. ayda ve 3. ayda değişiklik gösterdiği ve egzersiz performansının olumsuz etkilendiği belirlendi. Erken dönemde bu olumsuz sonuçların performans testlerine yansıdığı düşünüldü. COVID-19 geçiren kişilerin 3. aylarındaki enduranslarında, kassal kuvvetlerinde ve el kavrama statik enduranslarında artış olduğu ancak sağlıklı kişilerin norm değerlerine tam olarak ulaşamadıkları saptandı. Sonuç olarak; COVID-19 geçiren kişilere yönelik planlanan pulmoner rehabilitasyona, bireyin egzersiz enduransına, kassal kuvvet ve enduransını arttırmaya yönelik egzersiz programlarının eklenmesinin sağlığın erken kazanımı açısından önemli olacağı görüşü kabul edildi. Anahtar kelimeler: COVID-19; egzersiz performansı; fiziksel aktivite; algı ve tutum.

AlgıCOVID 19Egzersiz+5
Bilge Diril
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 tanılı hipertansiyon hastalarının lipid profilinin değerlendirilmesi

COVID-19 Wuhan'da ortaya çıkan ve kısa sürede hızla yayılan patojenik virüs infeksiyonu olan bir hastalıktır. COVID-19 virüsü kalbe, akciğerlere ve diğer birçok dokuya değişik derecelerde zarar verebilmektedir. Bu durum uzun vadeli dönemde değişik sağlık sorunlarını beraberinde getirmektedir. Bu araştırmada; hipertansiyon hastalarının lipid profilinde, COVID-19 infeksiyonun oluşturduğu değişiklikleri değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmamızda Sanko Üniversitesi Sani Konukoğlu Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde takip edilmiş olan hipertansiyon hastası olan ve COVID-19 infeksiyonu geçirmiş hastalar değerlendirildi. Hastaların bilgileri, etik kurul onayını takiben kullanılan bilgi sisteminden elde edildi. Hastaların COVID-19 infeksiyonu geçirmeden önce, geçirirken ve geçirdikten sonra AKŞ, HDL, LDL, VLDL, Tg, total kolesterol, Na+, K, kreatinin, eGFR, PTZ, INR, ALT ve AST değerleri incelendi. Çalışmamıza 16 erkek (%64) ve 9 kadın (%36) olmak üzere toplam 25 yetişkin hasta dahil edildi. Hastalarımızın yaş ortalamaları 64,08 (min:47, maks:82) yıldı. VLDL ile Tg değerlerinde, COVID-19 infeksiyonu öncesi, infeksiyon sırasında ve sonrasında düzenli olarak artış; HDL, K, PTZ, INR değerlerin de ise düzenli olarak azalış gözlenmiştir ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. LDL, total kolesterol, Na ve kreatinin değerlerinin COVID-19 infeksiyonu sırasında en düşük seviyeye ulaştığı tespit edilmiştir. Yalnız Na değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür. COVID-19 infeksiyonu sırasında ALT, AST, AKŞ ve eGFR değerlerinin en yüksek seviye ulaştığı gözlenmiştir. Fakat istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Sonuç olarak COVID-19 infeksiyonu hipertansiyon hastalarının lipid profilini belli derecede etkilemektedir. Ancak istatistiksel olarak net kanıt tespit edilememiştir. Hasta sayısının az olması araştırmamızın başlıca sınırlılığıdır. Çalışmamız; bu konuda yapılacak daha sonraki araştırmalara yol gösterici olacağı kanaatindeyiz

COVID 19HipertansiyonKorona virüs enfeksiyonları+2
Müzeyyen Budak
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil Servise başvuran COVID-19 pnömonili hastalarda SOFA, qSOFA, CURB-65 ve 4C mortalite skorlama sistemlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada amacımız acil servise başvuran COVID-19 pnömonisi olan hastalarda hesaplanan SOFA, qSOFA, CURB-65 ve 4CMortalite skorları ile mortalite arasındaki ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Tek merkezli, prospektif, gözlemsel kohort olarak Mart 2022 ve Eylül 2022 tarihleri arasında yapılan bu çalışmaya acil servise başvuran, klinik endikasyon varlığında toraks bilgisayarlı tomografi çekilmiş, COVID-19 polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) testi pozitif olan ve pnömonisi olan hastalar dahil edildi. Hastaların sosyodemografik özellikleri, laboratuvar parametreleri, klinik ciddiyetleri, SOFA, qSOFA, CURB-65 ve 4C-Mortalite skorları ve klinik sonlanım şekilleri kaydedildi. Tüm skorlama sistemleri ile 30 günlük mortalite arasındaki ilişki değerlendirildi. Bulgular:Çalışmaya 160 hasta dahil edildi. Bunların 81'i (%50,6) kadın, 79'u (%49,4) erkek cinsiyetli idi. Hastaların yaş ortalaması 71,19±17,28 idi. Bütün hastalar hospitalize edildi. 160 hastanın 75'i (%46,9) servise yatırılırken, 85'i (%53,1) yoğun bakıma yatırıldı. Mortalite gelişme oranı %32,3 (n=50) idi. Mortalite gelişen hastaların yaş ortalaması 78,12±12,69 iken mortalite gelişmeyen hastaların yaş ortalaması 68,05±18,20 idi (p<0,001).Hastaların belirtilen skorlama değerleri incelendiğinde SOFA skoru ortanca değeri 3 (Min:0-Maks:12), qSOFA skoru ortanca değeri 2 (Min:0-Maks:3), 4CMortalite skoru ortanca değeri 14,5 (Min:2-Maks:21), CURB-65 skoru ortanca değeri 3 (Min:1-Maks:5) olarak hesaplandı. SOFA, qSOFA, CURB-65 ve 4CMortalite skorları mortalite gelişen hastalarda gelişmeyenlere göre anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,001; her biri için). Ayrıca tüm bu skorlama sistemleri ile mortalite arasında pozitif yönlü orta düzeyde korelasyon mevcuttu (p<0,001; her biri için)(SOFA için r: 0,480, qSOFA için r: 0,382, CURB-65 için r:0,374 ve 4C Mortalite skoru için r:0,354). Sonuç: Daha önce benzer şekilde yapılmış retrospektif çalışmalar olsa da literatür incelendiğinde bu çalışma acil servis şartlarında yapılan ve COVID-19 pnömonisi olan hastaların çeşitli skorlama sistemleri ile mortalite arasındaki ilişkisini değerlendiren ilk prospektif çalışmadır. Elde ettiğimiz sonuçlara göre SOFA, qSOFA, CURB-65 ve 4CMortalite skorlarındaki yükseklik mortalite için bir gösterge olarak kullanılabilir.

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+5
Yasin Ceylan
Samsun Üniversity · Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinde farklı branş hekimlerinin kardiyopulmoner resüsitasyona yaklaşımlarının değerlendirilmesi

Amaç: COVID-19 tanısı veya şüphesi olan hastadaki kardiyopulmoner resüsitasyonda, aerosol üreten işlemler için bulaşı azaltmak üzere öneriler içeren kılavuzlar hazırlanmıştır. Çalışmamız bir anket çalışması olup, COVID-19 pandemi sürecinde aktif görev yapıp, KPR uygulamış olan hekimlerin bu önerilere uyum oranlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamıza COVID-19 pandemisinde aktif görev yapmış mavi kod hekimleri ile ameliyathane, servis ve yoğun bakım ünitelerinde görev alıp KPR uygulamış olan hekimler dahil edilmiştir. COVID-19 tanısı veya şüphesi olan hastalarda KPR uygulaması ile ilgili olarak güncellenen kılavuzlardaki öneriler dikkate alınarak bir anket formu hazırlanmıştır. Bu form, 1 Şubat 2021 ve 31 Aralık 2021 tarihleri arasında katılımcılara çevirim içi olarak, branş dernekleri aracılığıyla ulaştırılmıştır. Katılımcılar, Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Acil Tıp ve İç Hastalıkları branşlarının ayrıca karşılaştırılması için 3 ayrı branş ve diğer branşlar olmak üzere gruplandırılmıştır. Kişisel koruyucu ekipman (KKE) kullanımı açısından yapılan değerlendirmelerde, tüm önlemler ayrı ayrı ele alındığı gibi, kılavuzlarda aerosol üreten işlemlerde giyilmesi gereken minimum KKE'ler (eldiven, uzun kollu önlük, N95/N99 maske, yüz/göz koruyucu) 'majör koruyucu önlemler' olarak gruplanmış ve ayrıca değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 489 kişi katılmıştır. KKE kullanmaksızın KPR uygulama oranı %34.8 bulunmuş olup, oranın Acil Tıp branşında en yüksek olduğu (%61.4) izlenmiştir (p<0.001). Bununla birlikte, >10 kez KPR uygulamış olanlarda KKE giymeme oranının daha yüksek olduğu (p=0.016) görülmekle birlikte, FFP3 N99 maske ve bone kullanımının yine bu grupta daha yüksek olduğu (p=0.026 ve p=0.012) görülmüştür. Majör koruyucu önlemlere uyma oranının ise %44.9 olduğu, tüm branşlarda benzer olmak üzere %50'nin altında kaldığı izlenmiştir. KKE kullanımının göğüs kompresyonlarını zorlaştırdığı tüm branşlarda yüksek oranda bildirilirken, bu zorluğu tanımlayan kişi sayısının Acil Tıp branşında, Anesteziyoloji ve Reanimasyon branşına göre anlamlı şekilde daha az olduğu izlenmiştir (0.016). COVID-19 sürecindeki KPR uygulamalarına yönelik eğitim almış olma oranı %47.4 olduğu ve bu eğitimin en fazla 'meslek derneklerinin dokümanları' ile alındığı (%56.5) gözlenmiştir. Sonuç: COVID-19 tanısı veya şüphesi olan hastalarda KPR uygulamasında bulaşı azaltmak üzere yapılan önerilere uyum oranının %50'nin altında kaldığı gözlenmiştir. Katılımcıların aldıkları eğitimi, çoğunlukla 'meslek derneklerinin dokümanlarını' kullanarak gönüllülük esasına bağlı aldıkları gözlenmiştir. Güncellenen önerilerin hayata geçirilebilmesinde etkinliği en yüksek olan yüz-yüze eğitimin pandemi sürecinde kısıtlanması ve eğitimlerin sıklıkla gönüllülük esasına bırakılmış olmasının uyumu olumsuz yönde etkilemiş olabileceği sonucuna varılmıştır.

AnketlerC reaktif proteinCOVID 19+5
Ümitcan Ünver
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD 19 enfeksiyonu geçirmiş hastalarda sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin araştırılması

COVID 19 enfeksiyonu 2019'un sonunda ortaya çıkıp kısa sürede tüm dünya ülkelerine yayılarak bir pandemi halini almıştır. Hastalığın akut dönemde yarattığı mortalite ve morbiditeye ek olarak hastalığı geçiren bireylerde uzamış semptomların görülebileceği ve bunun da sağlıkla ilgili yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebileceği görülmüştür. Çalışmanın amacı COVID 19 enfeksiyonu nedeni ile hospitalize olmuş hastaların taburculuktan sonraki ilk 6 ay içerisindeki sağlıkla ilgili yaşam kalitelerini değerlendirilmesi ve bununla ilişkili olabilecek parametrelerin belirlenmesidir. Bu çalışmaya 01.08.2021 ve 31.05.2022 tarihleri arasında COVID 19 enfeksiyonu nedeni ile Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi'nde hospitalize olmuş ve taburcu olmuş 80 hasta dahil edildi. Hastaların sağlıkla ilgili yaşam kalitesi SF-36 ölçeği ile değerlendirildi, hastaların demografik, klinik ve laboratuvar özellikleri retrospektif olarak incelendi. Hasta ve enfeksiyon ilişkili parametreler ile SF-36 ölçeğinin 8 komponenti arasındaki ilişki tek değişkenli analiz ve regresyon analizi ile incelendi. İleri yaş (p>0.001, B:-0.615, CI:-0.906,-0.324), yatış günü süresinde uzama (p=0.023, B:-0.892, CI:-1.660, -0.125), eşlik eden malignite (p=0.003, B:-19.938, CI:-32.976, -6.9) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.011, B:-14.097, CI:-24.857, -3.338) ile fiziksel fonksiyon arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Favipiravir kullanımı (p=0.049, B:7.508, CI:0.001, 15.015) ile fiziksel fonksiyon puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Yatış günü süresinde uzama (p=0.003, B:-2.01, CI:-3.322, -0.698), eşlik eden malignite (p>0.001, B:-45.5, CI:-69.533, -21.467), eşlik eden akciğer hastalığı (p=0.047, B:-19.473, CI:-38.644, -0.302) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.004, B:-27.772, CI:-46.640, -8.904) ile fiziksel rol kısıtlılığı arasında negatif yönde anlamlı biri ilişki saptandı. İleri yaş (p=0.016, B:-0.433, CI:-0.784, -0.082), kadın cinsiyet (p=0.024,B:-10.276, CI:-19.171, -1.382), eşlik eden malignite (p=0.007, B:-20.226, CI:-34.734, -5.717) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.018, B:-15.434, CI:-28.117, -2.750) ile sosyal işlev arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Kadın cinsiyet (p=0.021, B:-12.438, CI:-22.977, -1.898) ve eşlik eden akciğer hastalığı (p=0.007, B:-19.087, CI:-32.684, -5.490) ile ağrı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Yatış süresince favipiravir kullanımı (p=0.035, B:11.521, CI:0.830, 22.213) ve yatış öncesi dönemde COVID dışı endikasyon ile rutin steroid kullanımı (p=0.013, B:30.071, CI:6.411, 53.732) ile ağrı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Kadın cinsiyet (p=0.023, B:-10.215, CI:-18.985, -1.445) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.005, B:-16.484, CI:-27.893, -5.074) ile genel sağlık arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. İleri yaş ile hem emsoyonel rol kısıtlanması (p=0.009, B:-0.645, CI:-1.121, -0.169) hem de vitalite (p=0.021, B:-0.283, CI:-0.520, -0.045) arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Ruhsal sağlık açısından herhangi bir risk faktörü saptanmadı. Sonuç olarak çalışmamızda COVID 19 enfeksiyonu geçiren hastalarda sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ile ilişkili bazı parametreler belirlenmiş olup bu konuda daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi, Post COVID sendromu

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+2
Erdoğan Deniz
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HÜTF çocuk gastroenteroloji, hepatoloji ve beslenme bölümünde yapılan girişimsel işlemlerin, COVID-19 pandemisi öncesi ve sonrasında, sayısal ve niteliksel olarak karşılaştırılması

Şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs-2 (SARS-CoV-2) virüsünün yol açtığı ''Coronavirus Disease of 2019 (COVID-19)'' enfeksiyonu nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından Mart 2020'de pandemi ilan edilmiştir. COVID-19 pandemisi, endoskopi gibi girişimsel işlemlerin uygulandığı çocuk gastroenterolojisi kliniklerinin işleyişinde zorluklar oluşturmuştur. Çalışmamızda; Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Bilim Dalında yürütülen girişimsel işlemler COVID-19 pandemisi öncesi ve sonrasında hem sayısal olarak hem de işlem endikasyonları açısından karşılaştırıldı. 12 Mart 2019 - 11 Mart 2020 tarihleri arasında (birinci dönem) ve 12 Mart 2020 - 11 Mart 2021 tarihleri arasında (ikinci dönem) randevu verilen işlem sayısı toplam 527 idi. Bunlardan 366'sına (%69) birinci dönem, 161'ine (%31) ikinci dönem randevu verildi. İkinci dönem randevu sayısı anlamlı ölçüde daha azdı (p<0,001). Birinci dönem işlem randevusu verilen hastaların ortanca yaşı 11,16 yıl (5,75-15,00), ikinci dönem işlem randevusu verilen hastaların ortanca yaşı 10,75 yıldı (6,17-14,55). Her iki dönemde en çok randevu verilen işlem ''özofagogastroduodenoskopi''ydi. İşlem tiplerine göre hastaların yaşları karşılaştırıldığında; birinci dönem en küçük ortanca hasta yaşı karaciğer biyopsisi yapılan hastalara (6,2 yıl), en büyük ortanca hasta yaşı ise kolonoskopi yapılan hastalara (12,3 yıl) aitti. Birinci dönemde işlem tiplerine göre hasta yaşları arasında anlamlı fark varken (p=0,003), ikinci dönemde ise bu fark anlamlı değildi. İki dönem arasında yapılan ve ertelenen işlem durumu arasında anlamlı fark vardı. Ertelenen işlemlerin oranı ikinci dönemde daha fazlaydı (p=0,045). Birinci dönemde ilk randevuda yapılmayan 133 işlemden 74'ü (%20,2), ikinci dönemde ilk randevuda yapılmayan 74 işlemden 50'si (%31,1) ilk randevu tarihinden daha ileri bir tarihe ertelendi. Ertelenip ileri tarihte yapılan işlemlerin ilk randevu verilen tarihe göre gecikme süresine bakıldığında iki dönem arasında anlamlı fark bulundu (p<0,001). Birinci dönemde gecikme ortanca süresi bir ay, ikinci dönemde gecikme ortanca süresi beş aydı. Birinci dönemde işlemi ertelenen üç (%2,3) hastada ertelemeye bağlı önemli sonuçlar kaydedildi. İkinci dönemde ise işlemi ertelenen altı (%8,1) hastada ertelemeye bağlı önemli sonuçlar kaydedildi. Aradaki fark anlamlı değildi (p=0,13). Birinci dönem hastalara en fazla randevu verilme endikasyonları "inflamatuar bağırsak hastalığı (İBH)'' ve "kronik karaciğer hastalığı'' tanı/ön tanılarıydı. İkinci dönemde hastalara en sık işlem randevusu verilme nedenini ise 'İBH'' grubu oluşturdu. Birinci dönem işlemlerin en sık erteleme nedeni "enfeksiyon"du. İkinci dönemde en sık erteleme nedeni ''COVID-19 Pandemisi'' idi. Dönemler arası erteleme nedenleri arasındaki fark anlamlı bulundu (p< 0,001). Çalışmamız, COVID-19 döneminin çocuklarda gastrointestinal girişimsel işlemlere etkisini inceleyen merkezimizde yapılan ilk çalışmadır. Çalışmamızın konu ile ilgili olarak çocuk gastroenterologlarına önemli çıkarımlar sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: COVID-19 pandemisi, çocuk, çocuk gastroenterolojisi, girişimsel işlem, endoskopi

COVID 19Cerrahi işlemler-minimal girişimselEndoskopi+5
Kübra Deveci
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinin ebeveynlerin çocukluk çağı aşıları hakkındaki bilgi, davranış ve tutumları ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Ankara ilinin dört merkez ilçesinde yer alan aile sağlığı merkezlerine başvuran 0-59 ay arasında çocuğu bulunan ebeveynlerin, pandemi döneminde ülkemizde yapılan çocukluk çağı aşılamalarına yönelik bilgi, tutum, davranışlarını ve buna etki eden faktörler değerlendirilmiştir. Araştırma tanımlayıcı tipte epidemiyolojik araştırmadır. Veriler yüzyüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Toplam 205 ebeveyn çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada "Koronavirüs Korkusu Ölçeği" ve "Sağlık İnanç Modeli'ne dayalı Aşı ile İlgili Toplum Tutumu Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçek puanı arttıkça Koronavirüs korkusu artmaktadır. Ebeveynler Koronavirüs Korkusu Ölçeğinden orta-yüksek düzeyde puan almıştır. Yakınlarında sağlık çalışanı olanların, COVID-19 hastalığı geçirenlerin, COVID-19 aşısı olanların, çocuklarının aşısını tam yaptıran ebevyenlerin Koronavirüs Korkusu Ölçeğinden daha yüksek puan aldığı bulunmuştur. Çalışmada ebeveynlerin %27,8'i pandemi döneminde çocukluk çağı aşılarını ertelemiştir. Aşıları ertelemenin en sık nedeni COVID-19'a yakalanma korkusu olduğu bulunmuştur. COVID-19 aşısı olan ebeveyenlerin SİM puan ortalaması aşı olmayanlardan daha yüksektir. "Aşı ile ilgili toplum tutumu sağlık inanç modeli ölçeği" puanı arttıkça "Koronavirüs korkusu ölçeği" puanı da artmaktadır. Koronavirüs korkusu ile aşı ile ilgili algılanan ciddiyet, algılanan yarar, algılanan engel, sağlık sorumluğu (SİM) alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki söz konusudur. SİM; ebeveynlerin aşılara karşı inançlarını ve tutumlarını belirleyen önemli bir göstergedir. Koronavirüs korkusu fazla olan ebeveynlerin aşılara karşı olumlu tutumlara sahip olması ve çocuklarına aşı yaptırma konusunda daha fazla istekli olması istenen ve beklenen bir durumdur. COVID-19 salgını sırasında rutin çocukluk çağı aşılamalarındaki gecikmeleri azaltmak için birinci basamak sağlık hizmetleri ve halk sağlığı stratejileri geliştirilmeli daha kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır.

Aşı tereddüdüAşılamaAşılar+6
Kübra Gündüz Cebeci
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

MIS-C hastalarinin HLA doku tiplendirmesi ve genetik yatkınlıklarının araştırılması

MIS-C ( Covid'in indüklediği çoklu inflamatuvar sendrom),hastalarda % 80'ine varan oranlarda kardiyojenik şok gibi kritik hastalığa yol açabilir ve ölüm oranı % 2'dir. MIS-C patofizyolojik mekanizması halen net değildir. Patofizyoloji anlaşılırsa hem ölümleri önleme ve hem de hastalıktan korunma için önemli bir adım atılacaktır. Yoğun bakımda izlenen ve %2 mortalitesi olan bu hastalığın patofizyolojisi çözülebilirse, bu hastalığı o kadar iyi kontrol altına alabilir, yoğun bakım ihtiyacını azaltılabilir ve tedavi maliyetlerini düşürülebilir ve hastalığa bağlı gelişebilecek komplikasyonları o kadar iyi önleyebiliriz. Bu nedenle bu hastaların genetik analizi ve HLA değerlendirilmesi çok önemlidir.Bu çalışma ilk olucaktır. MIS-C tanısı almış 40 hasta ve anne ile babalarından HLA alelinin amplifikasyonunun ve tüm ekzon dizilemenin yapılması planlanmıştır. Yönetim: Cengiz Gökçek Çocuk Hastanesinde toplanmış olan 120 örnek ( hasta, anne, baba ) Hacettepe İmmünoloji laboratuarında çalışılacaktır.

COVID 19HLA antijenleriKorona virüs enfeksiyonları+2
Ayşe Büyükcam
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinde yetişkin bireylerde depresyon ve COVİD-19 korku durumu ile diyet kalitesi arasındaki ilişkinin saptanması

Bu çalışma Covid-19 pandemi döneminde bireylerin depresyon ve Covid-19 korku durumları ile diyet kaliteleri arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla 19-64 yaş arası, 56 kadın ve 49 erkek olmak üzere, toplam 105 gönüllü birey ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, Covid-19 Korku Durumları (FCV-19S), depresyon, stres, anksiyete durumları (DASS-21) ve diyet kaliteleri (HEI-2015) online ortamda uygulanan anket formu aracılığıyla sorgulanmıştır. Covid-19 pandemisinde bireylerin %42,9'unun evde yemek pişirme sıklığının arttığı; %51,4'ünün hazır yemek tüketim sıklığının azaldığı belirlenmiştir. Kadın bireylerin FCV-19S puanları ortalama 20,3±6,40 puan; erkeklerin 16,9±6,78 puan olarak saptanmıştır (p<0,05). Kadın bireylerin DASS-21 puanı ortanca değeri 36(42) puan; erkek bireylerin 16(46) puan olarak belirlenmiştir (p<0,05). FCV-19S ve DASS-21 arasında pozitif yönde istatiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,416 ve p=0,000). HEI-2015 ile DASS-21 ve FCV-19S arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Kadın bireylerin HEI-2015 puanı ortalama 64,0±13,07 puan; erkek bireylerin HEI-2015 puanları ortalama 55,3±11,62 puan olarak saptanmıştır (p<0,05). HEI-2015 sınıflamasına göre diyet kalitesi zayıf olan bireylerin %61,9'unun erkek ve diyet kalitesi iyi olan bireylerin %70'inin kadın olduğu belirlenmiştir (p>0,05). Çalışmaya katılan bireylerin enerji, karbonhidrat (g/gün), yağ (g/gün), yağ (%), doymuş yağ, tekli doymamış yağ asitleri, retinol, toplam posa, çözünür ve çözünmez posa, magnezyum, demir, karoten, K vitamini, tiamin, B6 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum ve klor alımları ile ile HEI-2015 puanları arasında pozitif yönlü istatiksel açıdan anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Bireylerin DASS-21 puanları ile karbonhidrat (g/gün), karbonhidrat (%), bitkisel protein alımları arasında negatif yönlü, yağ (%) alımları ile arasında pozitif yönlü istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Pandemi döneminde bireylerin depresyon, stres, anksiyete ve korku düzeylerinin azaltılması, bireylerin beslenme alışkanlıklarına olumlu yönde etki ederek diyet kalitelerinin iyi seviyede kalabilmesine yardımcı olacaktır. Bu nedenle bireylerin psikolog ve diyetisyenden oluşan multidisipliner bir ekipten destek almalarının önemli olacağı düşünülmektedir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıCOVID 19+6
Bilge Seyhan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 hastalık şiddetini belirleyici faktörler olarak fiziksel aktivite düzeyi ve besin takviyesi kullanımının değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı, Covid-19 hastalık şiddetini belirleyici faktörler olarak fiziksel aktivite düzeyi ve besin takviyesi kullanımının değerlendirilmesidir. Araştırmaya 18-64 yaş arası, Covid-19 test sonucu pozitif olan 955 birey (%77,7 kadın) dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından geliştirilmiş olan veri toplama formu ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ-SF) kullanılmıştır. Katılımcılar Google e-formlar üzerinden oluşturulan araştırma bağlantısıyla çalışmaya katılım sağlamıştır. Verilerin analizinde, sayısal değişkenler iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi veya Mann-Whitney U testi ile kategorik değişkenler ise Ki-Kare testi, Fisher'in kesin testi ya da Fisher-Freeman-Halton testi ile karşılaştırılmıştır. Covid-19'dan hastaneye yatış durumunu etkileyen faktörleri değerlendirmek için lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Covid-19 sebebiyle hastaneye yatan bireylerin yatmayanlara göre fiziksel aktivite enerji harcaması (MET-dk/hf) daha düşük bulunmuştur (p<0,001). Hastaneye yatanlar (%87,5) yatmayanlara (%53,6) göre daha yüksek oranda düşük aktivite (<600 MET-dk/hf) düzeyine sahiptir (p<0,001). Ayrıca düşük fiziksel aktivite düzeyinin, orta ve yüksek fiziksel aktivite düzeyine göre Covid-19'dan hastaneye yatışı 5,31 kat arttırdığı bulunmuştur (p<0,05). Haftalık orta ile yüksek şiddetli fiziksel aktiviteye katılım süresi 150 dk'dan az olanlar ile 150 dk ve daha yüksek olanların hastaneye yatış oranları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Düşük-orta şiddetli fiziksel aktiviteye katılım sıklığı kategorileri arasında Covid-19 sebebiyle hastaneye yatış oranları açısından anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Düşük-orta şiddetli aktivitelere katılım sıklığı "nadiren/hiç" olanların oranı, hastaneye yatış yapanlarda (%40) yapmayanlara (%19,7) göre daha yüksektir. Yüksek şiddetli fiziksel aktivitelere katılım sıklıkları arasında hastaneye yatış oranı açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Covid-19 hastalığı öncesinde ya da sırasında besin takviyesi kullanan ve kullanmayanların hastaneye yatış oranları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, bu çalışmanın bulguları daha yüksek fiziksel aktivite düzeyi ve sıklığına sahip bireylerde Covid-19 hastalığı sebebiyle hastaneye yatış oranlarının daha düşük olabileceğini gösterirken besin takviyesi kullanım durumunun hastalık şiddeti üzerinde anlamlı etkisi bulunmadığını ortaya koymuştur. Anahtar kelimeler: Covid-19, hastalık şiddeti, bağışıklık, fiziksel aktivite, besin takviyeleri

Besin destekleriCOVID 19Fiziksel aktivite+5
Pelin Akan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sıhhi sınırlılıklar çerçevesinde iç mekânın biçimlenişi

Dünya pek çok salgın hastalıklar ile geçmişten günümüze mücadele içinde olmuştur. Bu mücadele insan ve çevre ilişkisinin varlığından bu yana insanlık tarihinde de yerini korumaya devam etmektedir. Günümüzde ise bu durum Dünya Sağlık Örgütü'nün 11 Mart 2020 tarihide Koronavirüs kaynaklı Covid-19 hastalığını, küresel salgın (pandemi) ilan etmesi ile güncelliğini uzun bir süre korumuştur. 2021 yılının sonlarında vaka sayılarında görülen azalma ilk dalganın atlatılma noktasına geldiğini göstermektedir. Fakat bilim insanları tarafından tespit edilen yeni varyantlar, bu salgının etkisinin az da olsa hala devam ettiğini ortaya koymaktadır. Koronavirüs salgınının yayılma hızının en yüksel olduğu zaman dilimi içerisinde sosyal mesafeyi korumak, maske takmak, tecrit altında kalmak gibi içinde sınır kavramı olan önlemlerin sosyal hayatın bir parçası olduğu gözlemlenmiştir. Bu durum sosyal hayatı etkilediği gibi iç mekân organizasyonlarını da etkileyerek mekân tasarımında sıhhi düzenlemelerin şekillenmesine olanak sağlamıştır. Bu bağlamda ilk olarak hasta ve sağlıklı insanlar arasına bir sınır koyarak tecrit etmek ve karantinaya almak yöntemleri ile ele alınan sınırlar daha sonra mekânı oluşturan dış kabuk ve iç yaşamsal alanın sınırları çerçevesinde şekillenen mekânsal sıhhi düzenlemeler ile sınırlılık oluşturmaktadır. İnsanın beden ve zihin sağlığına önem veren iç mimarlık ve tıbbın kurduğu işbirliği sonucunda ortaya çıkarak bir tür panzehir işlevi gören bu sıhhi düzenlemelerin incelenmesi hedeflenmiştir. Söz konusu bu düzenlemeler hem sağlık bilimleri dalı olan tıp hem de mekân tasarımına dayalı bilim dalı olan iç mimarlığın öncülüğünde yapılan literatür taramaları ile incelenerek örneklem yöntemi yardımıyla ortaya konması amaçlanmaktadır. Bu çalışma kapsamında insanın ruhsal, fiziksel, psikolojik ve sosyal refahının korunması ve sürdürülebilmesi için "salgın, mekân ve çevre" üçlüsünün şekillenmesinde büyük rol oynadığı savunulan tıp ve mekân tasarımının işbirliği ele alınmıştır. Bu bağlamda somut ve soyut tehditlere karşı yaşayan çevrenin tasarlanmasının engelleyici, tedavi edici ve iyileşme sürecinin hızlanmasındaki oynadığı rol incelenmektedir. Söz konusu bu işbirliğin merkezinde yer alan insanın çevresinde görünmez katmanlar şeklinde var olan fiziksel sınırlar ve bu sınırların dış dünya ile iletişimini sağlayan bedenin sınırları, hem mekânın hem de salgınlar kapsamında mekânı etkileyen sıhhi düzenlemelerin şekillenmesindeki etkisi nedeniyle ele alınmıştır. Sınır kavramı her ne kadar ayrışma ve uzaklaşma gibi bağlamlar ile ilişkilendirilmiş olsa da bu araştırma kapsamında insan, mekân ve salgın kavramlarını sağlık noktasında birleştirici bir kavram olarak mekân tasarımındaki yeri üzerinde durulmuştur. Bir bakıma bu araştırma başta Koronavirüs olmak üzere mekânı kimi zaman etkileyen kimi zaman ise etkilenen olarak karşımıza çıkan salgın hastalıklar ile mücadelede iç mimarlığın da bir cephe olarak varlığını ve önemini gözler önüne sermektedir. Bu araştırma gelecekte ortaya çıkabilecek benzer bir risk durumunda olası bir küresel salgın sürecine karşılık verebilecek mekânların hazır olabilmesi için geçmişe ışık tutan bir yaklaşım ile ele alınmıştır. Buna ek olarak araştırmanın devamında döneme hâkim olan yıkıcı salgının bir tekerrür olduğunun kavranması ve içinde bulunduğumuz çağın imkânları sayesinde tanık olunan bazı mekânsal sıhhi sınırlılıkların kayıt altına alınması hedeflenmiştir. Bu araştırma mekânın oluşmasında makro ölçekten mikro ölçeğe kadar birçok disiplinin koordine bir şekilde çalışarak ölümcül salgına karşı güçlü bir ortak cephe oluşturulabileceği yönünde geçmişten günümüze incelenen mekânsal örnekler ile farklı yaklaşımlar ve tartışmalar sunmaktadır.

Korona virüslerSalgın hastalıklarSağlıklı yaşam+1
Hatice Tuğba Yılmaz
Hacettepe University · Institute of Fine Arts
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin sağlık inanç modeline göre COVID-19 salgınında maske kullanımına uyum davranışlarının saptanması

Tanımlayıcı olan bu araştırma, Sağlık İnanç Modeli kapsamında Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik ve Mühendislik Fakülteleri birinci sınıf öğrencilerinin yeni koronavirüs hastalığı (COVID–19)'dan korunmaya yönelik davranışlara uyumu ve COVID-19 risk algılarını araştırmak amacıyla planlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi ve Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'ne kayıtlı birinci sınıf öğrencilerinden araştırmaya katılmaya gönüllü olan öğrenciler araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırma 20.12.2021- 20.04.2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında dekanlıkları aracılığı ile öğrencilere çevrimiçi anket formu iletilmiştir. Araştırmaya Hemşirelik Fakültesi'nden 103, Mühendislik Fakültesi'nden 90 kişi katılmıştır. Anket formu iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde tanıtıcı sosyo-demografik özellikler soruları yer almaktadır. İkinci bölümde 'COVID-19'dan korunmaya yönelik Sağlık İnanç Modeli Ölçeği' uygulanmıştır. Ölçeğin Cronbach alfa değeri 0,858, doğrulayıcı faktör analizi sonucu %73 ile geçerlik ve güvenirliği iyi düzeydedir. Veriler t-testi, ANOVA testi, pearson ki-kare testi ve Scheffe testinden yararlanılarak analiz edilmiştir. 'COVID-19'dan korunmaya yönelik Sağlık İnanç Modeli Ölçeği'nden alınan puanların yüksek olması COVID-19 risk algılarının ve maske kullanım durumuna uyumlarının iyi olduğunu belirtmektedir. Hemşirelik Fakültesi Öğrencileri (ort. 86,3±0,58) Mühendislik Fakültesi öğrencilerine (ort. 83,6±0,49) göre ölçekten daha yüksek puan almışlardır. Hemşirelik Fakültesi Öğrencileri Mühendislik Fakültesi öğrencilerine göre okulda p=0,018 ile, kapalı ortak alanlarda p=0,01 ile daha fazla maske kullanımına uyum sağlamaktadırlar. Mühendislik Fakültesi'nde kadınların COVID-19 risk algısı erkeklere göre daha yüksektir (p=0,016). Her iki fakülte de kadınlar maske kullanımına daha fazla uyumuludurlar. Araştırmanın sonuçlarına göre özellikle sağlıkla ilgili olmayan Mühendislik Fakültesi öğrencilerinin sağlıkla ilgili konularda eğitim almaları konusunda gerekli önerilerde bulunulmuştur.

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+6
Gülten Çiftçi
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde koronavirüs korkusu, psikolojik sağlamlık ve pozitif fonksiyonel tutumlar arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de yaşayan yetişkin bireylerde koronavirüs korkusuyla psikolojik sağlamlık ve pozitif fonksiyonel tutumlar arasındaki ilişkiyi ve koronavirüs korkusu ile pozitif fonksiyonel tutumların psikolojik sağlamlık üzerindeki yordayıcı gücünü araştırmaktır. İlişkisel tarama modeline göre yapılan araştırmanın örneklemini 478 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler, sosyodemografik bilgi formu, Koronavirüs Korkusu Ölçeği, Pozitif Fonksiyonel Tutumlar Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ile Pozitif Fonksiyonel Tutumlar Ölçeğinin toplam puanları arasında anlamlı pozitif korelasyon vardır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ile Koronavirüs Korkusu Ölçeği puanları arasında anlamlı negatif korelasyon vardır. Koronavirüs Korkusu Ölçeği ile Pozitif Fonksiyonel Tutumlar Ölçeğinin toplam puanları arasında anlamlı negatif korelasyon vardır. Pozitif Fonksiyonel Tutumlar Ölçeği puanları ile Koronavirüs Korkusu Ölçek puanları birlikte Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçek puanlarını anlamlı şekilde yordama gücüne sahiptir. Elde edilen bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.

Bilişsel tutumCOVID 19Korku+5
Berna Doğuş Koçoğlu
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 pandemi döneminde hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumlarının belirlenmesi

Hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyum sağlamaları her zaman olduğu gibi pandemi döneminde de kendi sağlıkları ve toplum sağlığı için oldukça önemlidir. Bu araştırma Covid-19 pandemi döneminde hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumlarının tespiti ve uyum sorunlarının nedenlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yürütülmüştür. Araştırma Ocak 2020-Haziran 2021 tarihleri arasında hastanelerde görev yapan 327 hemşire üzerinde yürütülmüştür. Araştırmanın verileri "Demografik Özellikler Formu" ve "İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği" ile çevrimiçi yöntemle toplanmıştır. Hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyum ölçeği toplam puanı 66,99±6,38'dir. Bulaşma Yolu alt boyut puan ortalaması 22,16±2,81, Çalışan ve Hasta Güvenliği alt boyut ortalaması 17,82±2,09, Çevre Kontrolü alt boyut puan ortalaması 17,21±2,27, El Yıkama ve Eldiven Kullanımı alt boyut puan ortalaması 9,81±1,73 bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumları ile yaş, çalışılan servis, bakım verilen hasta sayısı, meslekte çalışma yılı ve eğitim durumu arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Pandemi dönemi olmasına rağmen hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyum seviyeleri oldukça yüksek bulunmuştur. Hemşirelerin eğitim durumunun yükseltilmesini desteklemek, konu ile ilgili hemşirelerin bilinçlenmesi ve izolasyon önlemlerine uyumu artırmak için eğitim ve denetimlerin artırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler:Covid-19, izolasyon, hemşire.

COVID 19Hasta izolasyonuHemşireler+5
Emine Şen
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi döneminin gebeler üzerindeki psikososyal etkileri

Araştırma, COVID-19 pandemi döneminin gebeler üzerindeki psikososyal etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma İstanbul Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nin Kadın Doğum Polikliniği'nde 01.04.2021-30.04.2022 tarihleri arasında 300 gebe ile yürütüldü. Tanımlayıcı tipteki araştırmada literatür doğrultusunda hazırlanan 30 sorudan oluşan tanımlayıcı bilgi formu (TBF), Koronavirüs Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendirme Ölçeği ve Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme Ölçeği (GPSDÖ) kullanıldı. Gebelerin %43,7'si en ideal gebelik yaşı olan 25-29 yaş aralığındadır. Gebelerde uygulanan GPSDÖ alt boyut ve toplam puan ortalamaları anlamlı düzeyde düşük bulundu. Gebelerin Koronavirüs Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendirme Ölçeği, ölçek alt boyutu ve aldıkları toplam puan ortalamalarında ise anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Sonuç olarak, COVID-19 pandemi döneminde gebe kadınların psikolojik/psikososyal desteğe ihtiyaç duydukları ve stres yönetimi konusunda yetersiz bilgiye sahip oldukları bulundu.

COVID 19GebelikGebelik-mültipl+4
Gülhan Kaplan
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 pandemi döneminde hemşirelerinin tükenmişlik düzeyleri ile tıbbi hataya eğilimleri arasındaki ilişki

Covid-19 virüsü ile mücadelede sağlık sektörünün önemli mesleklerinden olan hemşirelik; uzun çalışma saatleri, ağır iş yükü, ağır duygusal yük ve stres gibi nedenlerle tükenmişlik riskinin oldukça yüksek olduğu meslekler arasındadır. Artan tükenmişlik hemşirelerin tıbbi hata olasılığını artırmaktadır. Bu araştırma Covid-19 pandemi döneminde hemşirelerin tükenmişlik düzeylerinin tıbbi hataya eğilimleri üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yürütülmüştür. Araştırma İstanbul'da Aralık 2020 – Ağustos 2021 tarihleri arasında hastanelerde görev yapan 303 hemşire üzerinde yürütülmüştür. Araştırmanın verileri "Demografik Özellikler Formu", "Mesleki Yorgunluk Tükenmişlik Toparlanma Ölçeği" (MYTTÖ) ve "Hemşirelerde Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği" (HTHEÖ) ile çevrimiçi yöntemle toplanmıştır. Hemşirelerin tükenmişlik ölçeği "kronik yorgunluk" alt boyut puan ortalamasının 69,95±28,36, "akut yorgunluk" alt boyut puan ortalamasının 67,27±18,86, "toparlanma" alt boyut puan ortalamasının 39,69±17,63 olduğu, Tıbbi hataya eğilim ölçeği toplam puan ortalamasının ise 216,64±28,32 olduğu bulunmuştur. Tıbbi hataya eğilim ölçeğinin tüm alt boyutları ile akut ve kronik yorgunluk alt boyutu arasında düşük düzeyde pozitif, toparlanma alt boyutu arasında ise düşük düzeyde negatif korelasyon bulunmuştur. Genç hemşirelerin, kadınların, çocuk sahibi olmayanların, yoğun bakımda çalışanların, vardiyalı çalışanlarda, haftada 48 saatten fazla çalışanlarda ve Covid(+) hastaya bakım verenlerde tükenmişlik seviyesi daha yüksektir. Hemşirelerin tıbbi hataya eğilim durumlarını çalıştıkları birim, çalışma saati ve sigara-alkol kullanımında artma durumu etkilemektedir. Sonuç olarak hemşirelerin tükenmişlik seviyeleri arttıkça tıbbi hataya eğilimleri artmaktadır. Anahtar Kelimeler: covid-19, tükenmişlik, tıbbi hata, hemşire

COVID 19HemşirelerHemşirelik+7
Nurcan Aksel
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin sağlık algısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi.

Amaç: Bu araştırma, Covid-19 pandemisi sürecinde üniversite öğrencilerinin sağlık algısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi ile bunların sosyodemografik özellikler ile olan ilişkilerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç-Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel model kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma evreni 2022-2023 eğitim öğretim yılında Iğdır'da bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören 500 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın örnekleminde olasılık temelli örnekleme yöntemlerinden tabakalı rastgele örnekleme modeli kullanılmıştır. Bu doğrultuda çalışmaya gönüllü bir şekilde katılan 448 öğrenci ile süreç tamamlanmıştır. Çalışmanın verileri, Birey Tanıtım Formu, Sağlık Algısı Ölçeği, Sağlıklı Yaşam Biçim Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ II) ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu (WHOQOL-BREF) ile elde edilmiştir. Veriler normal dağılım gösterdiği için verilerin analizinde parametrik testler kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin sağlık algılarının yüksek, sağlıklı yaşam biçimleri davranışlarının orta ve yaşam kalitelerinin ise ortalamanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada kullanılan üç ölçekte cinsiyet, bölüm ve anne eğitim durumu değişkenlerinde anlamlı farklılıkların olduğu görülmüştür. Sağlık algısı ile sağlıklı yaşam biçimleri davranışları ve yaşam kalitesi alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Son olarak sağlıklı yaşam biçimleri davranışları ile yaşam kalitesi alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Sonuç: Sonuç olarak sağlık algısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitesi arasında pozitif bir bağlantının olduğu tespit edilmiştir. Bu tespite göre bireyin yaşam kalitesinin arttırılması için olumlu sağlık algısını ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını geliştirici planlar hedeflenmelidir. Üniversitelerin sağlık bölümü öğrencilerinin sağlığının halk sağlığı açısından değerlendirilerek sosyodemografik özellikleri dikkate alınarak sağlık algısını ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda bilgilendirme eğitimleri yapılarak farkındalığın oluşturulması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Covid-19 Pandemisi, Üniversite Öğrencileri, Sağlık Algısı, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Yaşam Kalitesi

COVID 19Hastalık algısıKorona virüs enfeksiyonları+6
Gülcan Demirel
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Contested sovereignty: The relation between the state and the religious field in Egypt during the pandemic 2020/2021

With the first spark of the Coronavirus crisis, the novel virus opened many questions about the relationship between science, health, people, religion, and the state. The pandemic made it necessary to recall religion because the virus posed an existential security threat. According to Norris and Engelhardt (2004), religion flourishes where people lack existential security. However, the invocation of religion by the modern state is only through its religious institutions, which were established historically to control religion and define its scope. The thesis discusses the recall of religious institutions in Egypt during the outbreak of the pandemic according to maps and the dynamics of the struggle for power between religious institutions and the state. According to Nazih Ayubi (1996), the overstating State in Egypt faces a dilemma to provide more space for religious institutions to participate in controlling the pandemic; however, this will be on the account of the extending domination of the state. By applying Bourdieu's theory of the religious field, the thesis analyzes these maps of interactions between the state, society, and religious institutions during the pandemic on three levels of competition between (1) the State that monopolizes the religious field and official religious institutions, (2) among official religious institutions, and (3) official religious institutions and non-official religious actors. Although the analysis considers the state's emphasis on its social dominance, it views the state as a contested object and an arena of struggle. Therefore, the analysis of struggle includes various levels; (1) social level, in terms of fatwas, zakat, and the moral leadership of society, (2) spatial level, in terms of the mosques, (3) legal level, in terms of the constitution, and (4) international level and media level. Keywords: Religious institutions, overstating, Pandemic.

COVID 19ReligionReligious sociology+6
Alya Ali Sayed
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2021
00

Related subjects