Cultural industry
60 theses under this subject heading
Modern kentte evlilik: Çorum örneği
İnsan hayatının üç önemli geçiş dönemi vardır bunlar; doğum, evlenme ve ölümdür. Bu dönemler, yaşamın farklı bir aşamasına geçildiğinin bir ifadesidir. Geçiş dönemi uygulama ve pratikleri üzerine, gerek dünya çapında gerekse Türkiye sahasında birçok çalışmanın yapıldığı bilinmektedir. İçinde bulunulan kültürel birikime, yöreye göre farklı şekillerde icra edilen pratikler kendi içinde zengin bir tablo oluşturmaktadır. Bu dönemlerden biri olan evlilik geçiş dönemi de, bulunduğu kültüre ve coğrafyaya bağlı olarak geçmişten günümüze çeşitli biçimlerde şekillendirilmiş ve icra edilmiştir. Zaman içerisinde değişerek ve dönüşerek sözlü veya yazılı olarak aktarılan kültürel unsurlar kimi zaman da yeni yaratmalarla günümüze gelmiştir. Bu değişim ve dönüşümün temel nedenleri arasında kırsal yaşamdan kent hayatına geçişten söz etmek mümkündür. Mekâna bağlı olarak yaşanan değişimler, yaşam pratikleri üzerinde etkili olduğu kadar kültürün değişim ve dönüşümüne de zemin oluşturmuştur. Çünkü mekân kolektif bilincin ve belleğin hamisidir. Mekânın hafızası kültürün uygulanış biçimini kolaylaştırdığı gibi mekânın değişimi de unutkanlığını ortaya çıkarır. Elbette değişim ve dönüşümün yalnız bu faktörler doğrultusunda gerçekleşmediğini söylemek mümkündür. Teknolojinin gelişmesi, modern yaşamın gerektirdiği gibi yaşama isteği, ürünlerin metalaştırılması ve kültürel unsurların endüstri ile biçimlendirilmesi de değişim ve dönüşüme neden olan unsurlar arasındadır. Özellikle bireyin kentte kim olarak algılandığı, tüketiminin yönlendirilmesi, tüketim alışkanlıklarının belirlenmesi üzerinde etkili olan kültür endüstrisi, moda ve popülerlik arasında geleneği yeniden şekillendirmiştir. Çalışmada, bu doğrultuda yaşanan gelişmeler Çorum il merkezi geçiş dönemi evlilik uygulama ve pratikleri ile ilişkilendirilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Başta yazılı kaynaklar olmak üzere Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu izni ile çalışmaya mülakat ve gözlem yöntemleriyle gerçekleştirilen görüşmeler kaynaklık etmiştir. Yapılan araştırma sonucunda, geleneğin moda ve popülerite arasında şekillendirildiği, modernitenin yaşam pratikleri üzerinde etkili olduğu buna bağlı olarak kültür endüstrisinin geleneği metalaşmış bir ürüne dönüştürdüğü, bireyin kültür anlayışının bu doğrultuda değiştirildiği söylenebilir. Elbette zamana, mekâna veya olağan seyrine bağlı olarak yaşanan değişimler olacaktır. Ancak, kültürel uygulama ve pratiklerin yapılış gayesinin dışında endüstriyel bağlamda gerçekleştirilmesi geleneğin özünün ve aslının unutulmasına da yol açacaktır. Başta bireye has olan unutuş biçiminin zamanla kolektif unutuşa yol açabileceği ön görülmektedir. Bu bağlamda bireysel çabalar, ulusal ve uluslararası uzlaşmalarla yerel kültürel renklerin, birikimin ve hafızanın yok olmaması yönünde birçok çalışmanın yapıldığı bilinmektedir. Bu anlamda yerel kültürlerin günden güne küresel kültür akıntılarıyla farklı bir yöne evrildiği ve yeni uygulama alanlarıyla bu akıntıların toplumda daha görünür olduğu çalışmada geçiş dönemi evlilik uygulamaları üzerinden değerlendirilmiştir.
Kitle iletişim araçları ve yanlış bilinçlilik
Son dönemlerde, kitlesel iletişim üstüne yapılan çalışmaların arttığı görülmektedir.Sosyal bilimlerin ve özellikle sosyolojinin bu alana yüklediği önemin nedeni kitle iletişimaraçlarının yol açtığı toplumsal dönüşümlerdir.Bu çalışmada, kitle iletişim araçlarının neden olduğu toplumsal dönüşümleri anlamakiçin bu araçların kitlelerde yarattığı ?yanlış bilinçlilik? olgusuna merkezi bir önem verilmesigerektiği tartışılmaktadır. Yaşantımızın her alanına son yıllarda giriş yapan kitle iletişimaraçlarının ve bu araçlardan en etkilisi olduğunu düşündüğümüz televizyonun başta habervermek olmak üzere birçok işlevi vardır. Ancak, kitlesel iletişimin hem siyasi hem deekonomik anlamda bireyleri denetim altına almak amacıyla yanlış bilinç ürettiği de göz ardıedilmemelidir.Kitlelerde içinde yaşadıkları döneme ilişkin yanlış bilinç oluşturma olgusu sermayesınıfı için son derece önemlidir. Buradaki önem sadece sermaye sınıfının kitle iletişimaraçlarını kullanarak oluşturmayı hedeflediği yanlış bilinçlilik değildir. Aynı zamanda, siyasalalan da kitle iletişim araçlarını kullanarak seçmen kitlelerinde yanlış bilinçlilik yaratmayıhedeflemektedir.Bu çerçevede, siyaset ve ekonomi arasındaki bağlar irdelenerek Türkiye'deki kitleiletişim araçlarının gelişimi araştırılmaktadır. Bu araştırmanın da gösterdiği temel sonuçyanlış bilinçliliğin kitlesel iletişimle ilişkisinin kesinliği olmaktadır. Tüm budeğerlendirmelerin temeline ?kitle kültürü? ve ?kültür endüstrisi? kavramlarıyerleştirildiğinde, süreç daha anlaşılabilir bir görünüm kazanmaktadır. Türkiye'de kitleiletişim araçlarının gelişimi ve Türk medyasının holdingleşme süreci göz önüne alınarak kitlekültürü ve kültür endüstrisi eleştirilerinin bu süreci açıklayabildiği gerçeği ortayakonulmaktadır.
Çocukluk imgesi, oyun ve oyuncak: Sosyo-kültürel bir analiz
Çocukluk imgesi, çocuğa yüklenen anlamı, çocukluk anlayışını ifade eder. Çocukluk imgesi, çağlar boyunca farklı anlamlara sahip olmuştur; dolayısıyla çocukluk imgesi, toplumsal bir kurgudur. Oyun kültürü de, çocuk kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Değişik toplumsal süreçlerde değişik çocukluk imgelerinden bahsedilebildiği gibi, değişik çocuk oyunlarından/oyuncaklarından söz edilebilmektedir. Dolayısıyla çocukluk ve çocuk kültürü, toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Çocuk oyunları ve çocukluk imgesi, toplumsal değişimlerden en çok etkilenen ve toplumsalı da en çok niteleyen alanlardan biridir.Günümüzde çocukluk ve çocuk oyunları kültürü hızla değişmektedir. Yaşadığımız küreselleşme sürecinde, post-modern çocukluk imgesinden, sosyal oyunların ve geleneksel oyuncakların ortadan kaybolmasından söz edilmektedir. Dünyada ve Türkiye'de yaşanan toplumsal değişimlerin, çocuk oyun kültürünün ve çocukluk kavramının değişimine etkisi söz konusudur.Bu çalışmada çocukluk'un, oyun ve oyuncağın sosyolojik anlamda neleri ifade ettiği; değişen sosyo-kültürel süreçlerden çocukluk'un ve oyun kültürünün nasıl etkilendiği, değiştiği ve değişimin ne yönde olduğu ele alınmıştır. ?Geleneksel, modern ve post-modern? kavramsallaştırması kullanılarak, çocuk kültürünün toplumsal değişim kaynakları olan sanayileşme, kentleşme, teknolojik ilerlemeler, kapitalizm, tüketim kültürü ve küreselleşme süreçleriyle ne şekilde değiştiği tarihsel karşılaştırmalı yöntemle incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Çocukluk imgesi, oyun, oyuncak, toplumsal değişim, geleneksel, modern, post-modern, sosyo-kültürel analiz.
20. yüzyılda sanatın üretim, tüketim ve eylem alanı olarak sokak
Burjuva Devrimi'nin, Aydınlanma'nın ve Sanayileşme'nin tüm getiri ve götürüleri ile girilen 20. yüzyılda, kapitalist endüstrinin hızlı gelişimiyle ortaya çıkan tüm toplumsal, ekonomik, kültürel ve siyasi dönüşümler; hem sokağı hem sanatı hem de sokak ve sanat arasındaki ilişkiyi doğrudan etkilemiştir. Sokak, bu anlamda salt fiziksel bir mekan olmanın ötesinde toplumsal, kentsel ve gündelik hayat içindeki her türlü gelişmenin ve dinamiğin merkezinde olmuştur. Sanat ise tüm bu dönüşümlerin bir aracı ya da bir aktörü olarak, başka bir deyişle tüm bu gelişmelerin bizzat öznesi ya da nesnesi olarak, öyle ya da böyle yüzyıl boyunca etkin rol almıştır.Sanat alanı için 20. yüzyıl, geçmiş on dokuz yüzyılı ile her anlamda hesaplaştığı bir dönem olmuştur. Bu sorgulamaya sebep olan ise bahsi geçen dönüşümlerdir: Yani eski sistemlerin yerine gelen yeni sistemler, yeni üretim teknik ve biçimleri, yeni toplumsal ve kültürel yapılardır. Sanatçı, bu bağlamda gerek tüm bu yenilikleri yerinde keşfetmek üzere, gerek tüm bu yeni sistemle iktidar ve özgürlük mücadelesine girmek üzere, gerekse de tüm bu yeni sistem içinde yaşamını sürdürebilmek ve kendine bir rol, bir alan ya da bir kazanç sağlayabilmek üzere sokakta yer alabilmiştir. Bu çalışma, 20. yüzyıl boyunca sanatsal alanın ilgili tüm aktör ve araçlarının sokakta yer alma nedenlerini, süreçlerini ve sonuçlarını irdeleyerek ilgili kavram, yaklaşım, akım ve uygulamaları biraraya getirmeye çalışmaktadır.
Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno'da modern insan düşüncesi ve tüketim toplumu analizi; Samsun örneği
Bu çalışma, modern tüketicilerin hayata olan bakışı ve yaşam şekillerini tüketim kültürü üzerinden anlamayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda kültür endüstrisinin getirdikleri, tüketime yönelik algı ve düşünceler, hermenötik yöntem kullanılarak Samsun ilinde yaşayan toplam 15 kişi ile gerçekleştirilen derinlemesine mülakatlarla çözümlenmeye çalışılmıştır. Kültür endüstrisinden tüketim toplumuna varış süreçleri üzerinden tüketicilerin sahip oldukları tüketim kültürünü kapsayan bu çalışma; günlük hayat içerisinde alışveriş, kitle iletişim araçları, sosyal kimlik, aile kavramı ve manevi değerler temelinde şekillendirilmiştir. Çalışma sonucunda, tüketim kültürünün getirmiş olduğu fiziksel ve sahte ihtiyaçlara sahip olma arzusunun modern bireyde manevi boyutta değerler kaybına neden olduğu görülmüştür. Bu sonucun bireyde "mutsuzluk, dayanışma eksikliği, güven kaybı, yabancılaşma, yalnızlaşma ve anlam kaybı" gibi duygu durumlarının yaşanmasına ve toplum içerisinde huzuru sağlayacak olan değerlerin ve duyguların kaybolmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Aydınlanma, Frankfurt Okulu, Eleştirel Teori, Kültür Endüstrisi, Tüketim Kültürü, Tüketim Toplumu, Değerler Tüketimi.
Sağlık dergilerinde sağlığın kadın bedeni üzerinden yeniden inşası: Sağlık ve Yaşam dergisi örneği
Birey, toplum içerisinde modern dönemde ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel olarak, postmodern dönemde ise tüketim kültürünün etkisiyle göstergesel bir özne olarak değerlendirilmiştir. Tüketim kültüründeki özne ise her daim tüketmeye hazır, sağlıklı bir bireydir. Kapitalist üretici, ürettiği ürünü satabilmek için her geçen gün yeni stratejiler oluşturmakta ve hâlihazırdaki pazarını yeni söylemler ve gösterilerle daha çok tüketime yönlendirmektedir. Bu gösterinin temel nesnesi, aynı zamanda bazen de öznesi olabilen kadın bedenidir. Kadınlar güzellik, sağlıklı olma, genç görünme ve genç kalma söylemlerinin etkisiyle tüketim kültürünün bedenlerine kolayca müdahale edebileceği bir nesne haline getirilmiştir. Kadın bedeni, gerek tüketimi daha da arttırabilmek adına, gerekse tüketimin öznesi olabilmesi adına basılı medyada magazin nesnesi veya cinsel obje olarak kullanılarak temsil edilmiş ve dolayısıyla kültür endüstrisinin kadınlar için öngördüğü eğlence nesnesi kavramının pekiştirilmesine neden olmuştur. Bu çalışmada, kadın bedeninin, toplumda kadın erkek herkese hitap eden sağlık dergilerinden biri olan "Sağlık ve Yaşam" isimli dergi üzerinden çeşitli söylem ve göstergelerle nasıl cinsel bir obje olarak metalaştırılıp kullanıldığı kültür endüstrisi ve postmodern feminizm bağlamında açıklanmaya çalışılmıştır. Derginin 2016 yılında aylık olarak yayınlanan, 12 sayısındaki resimler göstergebilimsel bir analiz ile eleştirilmiştir.
Yaratıcı endüstrilerin küresel kültür politikalarına yansıması: Netflix üzerine bir inceleme
Kültür endüstrisinin bireyi nesneleştiren doğası, toplumsal yaşamın her alanında etkisini göstermektedir. Küreselleşme ve medya yoluyla meta formuna girerek şeyleşen bireyler Batı hegemonyasının denetimi altına girmektedir. Küreselliğin dahi Batı kaynaklı olduğu bu dünya düzeninde somut veya soyut olarak üretilen her bir nesne reprodüksiyon ürünler haline gelmeye başlamıştır. Yaratıcılığın öldüğünün düşünüldüğü bir zamanda ortaya çıkan yeni kavram yaratıcı endüstri ise kültür endüstrisi kavramının olumsuz imajını değiştirmeye yetmemiştir. Aksine, kültür endüstrisi ile ifade edilen olumsuzluklar yaratıcı endüstri şemsiyesinin altında normalleştirici ve daha ticari bir hal almıştır. Bu çalışma, kuramsal bağlamda kültür endüstrisi ile yaratıcı endüstrilerin benzeştiği ve ayrıştığı noktalar üzerinde durmuş ve yaratıcı endüstrilerin, kültür endüstrilerine getirilen temel eleştirilerle benzeri ilkeleri paylaştığı varsayımında bulunmuştur. Özellikle kültür endüstrilerinin inşa ettiği küresel kültürel yapıların, yaratıcı endüstrilerle de devam ettirildiğini temellendirmeye çalışmıştır. Bu bağlamda, yaratıcı endüstri niteliğinde olan Netflix Türkiye'nin kurgusal dizilerini, yarattığı dünya düzeni, kültür coğrafyası ve bireyi konumlandırış biçimi bağlamında irdelemiştir. Sonuç olarak, yaratıcı endüstrilerin de kültür endüstrisine benzer nitelikte olduğunu, güçlü ülkelerin kültürlerini, bireyi ve toplumu algılama/konumlandırma şekillerini dünya kültürüne dönüştürmeye çalıştığını, böylece de yaratıcı endüstri kavramının ve uygulamalarının geliştiği coğrafyalara soyut ve somut anlamda hizmet ettiğini ortaya koymuştur.
Türkiye'de kültür endüstrisi ve Türk dizilerinin dış ticarete etkisi
Türkiye'nin son yıllarda dizi film ihracatı yapan ikinci ülke konumuna yükselerek elde ettiği önemli başarı, sosyolojik ve kültürel etkileri yanında ekonomik kazanımları bakımından da dikkate alınması gereken bir gerçekliktir. Yurt içinde yakaladığı ilgiden daha fazlasını yurt dışındaki gösterimlerde bulan ve her geçen gün izleyici sayısını artıran Türk televizyon dizileri, bir kültür endüstrisi ürünü olması bakımdan kültür endüstrisi kavramı incelenmekte ve yine dizilerin hizmet ihracatı kalemi olması sebebiyle hizmet ihracatının dünyada ve Türkiye'de nasıl anlaşıldığını bilmek gerekmektedir. Dizi ihracatının dış ticaret etkisinin kendi satış rakamlarından oluşan katkısı yanında farklı sektörlerin ihracatını tetikleyerek döviz kazandırıcı olumlu bir etkisinin olduğu görülmektedir. Hizmet ihracatında gerçek rakamlara ulaşmanın sektörün yapısından kaynaklanan ölçüm probleminin varlığı sektör temsilcilerinin sıklıkla dile getirdikleri bir konudur ve doğru yöntemlerle çözülmesi hususundaki çalışmalar devam etmektedir. Dijital platformlar, özellikle covid-19 salgını döneminde popüleritesini artıran yapılar olarak Türk yapımı film ve dizilerin ihracı için alternatif bir kanal imkanı sunmaktadır.
Tüketim kültürü ve tüketim kültürünün güncel sanat pratiklerine yansıması
1950 sonrası süreçte; yaşam biçimlerinde, ekonomik, kültürel, sanatsal gibi birçok alanda değişimler gözlenmektedir. Bu değişimlerin yaşanmasında endüstri devrimi ve endüstri devrimiyle birlikte görülen teknolojik gelişmeler büyük önem arz etmektedir. Dolayısıyla kapitalist sistemin mevcut karekteristik özelliği olan üretim ve tüketim ilişkileri birçok olay, ilişki, kurgu ve söylemlerin oluşmasında önemli belirleyicidir. Kısaca; tüketim olgusunun belirginlik kazanması 1950 sonrası farklı dengelerin hâkim olduğu, farklı eğilimlerin yaşandığı bir süreci kapsamaktadır. Günümüz toplumu tüketim kültürünün hâkim olduğu, her şeyin çabuk değiştiği, tüm kültür ve değerlerin çabuk eridiği bir toplumdur. Gündelik yaşam pratiklerin daha çok bu eğilimler üzerinden okunduğu günümüzde, sanatsal düşünce ve pratikler de bu doğrultuda biçimlenmektedir.1950 sonrasında sanat, sanat eseri ve sanatçıya dair birçok düşünce ve eğilimlerin eleştirilmesine, sorgulanmasına yönelik bir alan oluşmuştur. Günümüzde kitle iletişim araçlarının gelişimiyle reklam ve tasarımın birçok sanatsal kodlardan yararlanarak sanat niteliği kazandığı bir mecraya dönüşmüştür. Ayrıca her şeyin tüketim üzerinden şekillendiği, her şeyin metalaştığı günümüzde, sanat eseri de alınıp satılabilen bir ürüne dönüşmüştür. Dolayısıyla sanat eseri kar sağlayan bir yatırım aracı olarak görülürken aynı zamanda sanatçı ve izleyici için de prestij ve statü göstergesi olarak görülmüştür. Bu durum sanat piyasasını oluşturan ve genişleten birçok alanların ve organizasyonların oluşumuna neden olmuştur.
21. yüzyıl kültür endüstrisi içinde opera temsil anlayışının otantik ve anakronistik reji düşünceleri bağlamı ile Rigoletto ve La Traviata operaları örnekleminde karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Opera sanatının görünür kimliği, tarihsel ve toplumsal dinamiklerin etkisinde çağlar boyunca değişime uğramış ve bu durum çeşitli opera janrlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Benzer şekilde operalar, kendi metinlerine kaynaklık eden konu ve reji anlayışı bağlamındaki çeşitlilik sayesinde, toplumsal ve kültürel değişimlerle ilişkili olarak alımlayıcının ilgi ve gereksinimleri karşılayacak dinamiğe, daima sahip olmuştur. Bu çalışmada da opera sanatına dair bu değişimlerin yapısı, iki farklı bakış açısının karşılaştırmasıyla ele alınmıştır. Opera repertuvarı içinde önemli bir yer teşkil eden Rigoletto ve La Traviata operalarının iki farklı reji anlayışıyla sahnelenmiş temsilleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu operaların karşılaştırılmasında temel olarak, otantik ya da geleneksel olan ve ilk reji anlayışına atıfta bulunan eserler ile daha güncel çağrışımlı unsurlarla yapılanmış reji uygulamalarına sahip eserlerin temsilleri incelenmiştir. İlk zamanlarından bu yana opera sanatının seyirci ile kurduğu sosyo-kültürel ilişkilerin biçimleri ve dönemsel toplum dinamikleriyle birlikte değişen opera pratikleri, örnek olarak ele alınan eserlerin otantik ve anakronistik rejilerinin karşılaştırılması bağlamında ele alınarak belirtilmiştir. Çalışmanın iki kutbuna yerleştirilen eserlere ait farklı reji örneklerinin karşılaştırılması, 'klasik' olarak bilinen ve 'çok satılan' eserlerin günümüz müzik endüstrisi içindeki konumlarının, olası pazarlama stratejileriyle nasıl ele alındığına odaklanmıştır. Çalışmanın temel bağlamı gereğince de söz edilen eserlerin sahneye koyulurken uğradığı değişimlerin yapısı ve bu değişimlere duyulan ihtiyacın nedenleri temellendirilmiştir.
Max Horkheimer ve Theodore Adorno'da eleştirel teori ve kültür endüstrisi kavramı
Marx Horkheimer ve Theodor W. Adorno, 20. yüzyılda geniş bir toplumsal eleştiri geliştirmeyi amaçlamışlardır. Yaşanılan çağda toplumsal düzenin bireyi sömürüye ve tahakküme dayalı bir sistemle işlediğini iddia eden eleştirel teori, bu olumsuzluğun temelinde akla yüklenen yanlış bir felsefi anlamın olduğunu iddia etmektedir. bu yanlış bilincin sonucu olarak modern toplumsal düzen bireyin ortadan silindiği bir düzen haline gelmiştir. Bu olumsuz düzewn kendini bilimsel düşüncede, aydınlanma anlayışında ve özellikle kültürel metalarda göstermekte, bireyi bunlara tahakkümü altına almaktadır.Bu bağlamda, kültür endüstrisi kavramı eleştirel teori için en önemli kavramlardan biridir. Bu kavram kültürel alandaki tahakkümü anlatmak için kullanılır. Bu anlayışa göre kültürel alanın tahakkümü, toplumsal tahakkümün son halkasıdır. Kültür endüstrisi ile birlikte toplumsal tahakküm tamamlanmış ve bireye kaçacak bir yer bırakmamıştır.Eleştirel teoriye göre söz konusu toplumsal tahakkümden kurtulmanın yolu sanattan geçer. Sanat, içindeki yaratıcılık unsurunu kullanarak alternatif bir dünya düzeni tasarlayabilir. Sanat bunu yapmak için önce topluma dair doğru bir felsefibilince ihtiyaç duymaktadır. Söz konusu felsefi bilinç, toplumun bütünü ile onun öğeleri arasındaki ilişkinin mahiyeti üzerinedir . Sanat bir yandan bu toplumsal düzenin bir parçası olduğunu unutmamalı diğer yandan da kendisinin söz konusu toplumsal düzeni değiştirebilecek potansiyelleri harekete geçirecek bir güç olduğunun da farkına varmalıdır.
Cumhuriyet Döneminde yılbaşı kutlamaları üzerine halkbilimsel bir inceleme
?Cumhuriyet Döneminde Yılbaşı Kutlamaları Üzerine Halkbilimsel Bir İnceleme? isimli bu tezde amaç, 80 yıllık (1926-2006) dönemde yeni yıl kutlamalarındaki değişikliği aşağıdaki temel konular çerçevesinde incelemektir.1. ?Noel? ve ?yeni yıl kutlamaları? (31 Aralık kutlamaları) aynı anlama gelmemektedir. Noel, sadece Hıristiyanlar'a özgü bir kutlamadır. Öte yandan dünyanın pek çok ülkesinde yeni yıl, insanlar tarafından evlerinde ya da büyük şehir meydanlarında kutlanmaktadır. Bu konuda önemli olan nokta, yeni yıl kutlamalarının seküler olmadığıdır.2. Noel ve Santa Claus gerçek değillerdir, mitolojik geçmişleri vardır.3. Türkiye'deki yeni yıl kutlamaları için Santa Claus karakteri daima reklamlarda kullanılmıştır. Bu durum, hiçbir şekilde Türk kültürel bakış açısını yansıtmamaktadır; çünkü Türk mitolojisinde ?Hızır? yeni yılı simgelemektedir. Böylelikle ?Hızır?, hem reklamlarda hem de toplumda ?Santa Claus? yerine kullanılabilir.4. Türkiye'de çam ağacı süslemek, piyango biletleri almak ve hediyeleşmek yeni yılı kutlama pratikleridir.
Kültür endüstrisi bağlamında Mevlana'nın yeniden üretimi
Bu çalışma, Türkiye'de Mevlana ve onun öğretileriyle gelişen Mevlevi kültürünü, kültür endüstrisi ekseninde değerlendirmektedir. Araştırmanın kavramsal çerçevesini, Frankfurt Okulu teorisyenlerinin geliştirmiş oldukları kültür endüstrisi kavramı oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Mevlana ve Mevlevi kültürünün yeniden üretimindeki ekonomik, politik ve kültürel boyutlar ile yeniden üretim unsurlarının eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Literatür taramasıyla oluşturulan ve söylem çözümlemesi yöntemiyle ele alınan bu çalışmanın sonucunda, kültürel endüstrinin Mevlana'yı uluslararası boyutta üretilebilen, dağıtılabilen ve tüketilebilen yapay ve taklidi bir metaya dönüştürdüğü, ekonomik, politik ve ideolojik bir araç olarak yeniden şekillendirdiği saptanmıştır. Uluslararası politik ve ekonomik ilişkiler sürecinde ve kitleleri yönlendirmede kilit olarak kullanılan Mevlana'nın, popüler kültür ürünleri, medya ve reklamlar aracılığıyla yeniden üretildiği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Kültür Endüstrisi, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Mevlevi Kültürü.
Kültür endüstrisinde sanat ve tasarım nesnelerinin göstergeleri ve seramik uygulamalar
Kültür kavramının kendi kendine, herhangi bir dış etmenin etkisinde kalmadan oluşumunun üzerine endüstrinin ekonomik çerçevedeki ve sınırları aşarak getirdikleriyle birlikte kültürün yapısında oluşan bozunma hem toplumu hem de toplumu meydana getiren değerleri etkilemiştir. Ancak bazı değerler kapitalizmin bir aracı olarak ekonomiye eklemlenmiştir; bu değerlerden biri de sanattır. Aynı şekilde tasarım da, kültürün içerisinde var olan, ancak yüzyıllar sonra kuramsallaşan, literatürde yerini alan, zanaatı ve sanatı kapsayan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanatın ve tasarımın yeni üretilen toplumsal kavramları ve endüstrileşen kültürün içerisindeki hareketleri ve bunların nasıl birer yol izledikleri son yıllarda pek çok tartışmanın da konusu olmuştur. Kavramların iç içe geçerek piyasalaştığı sanat ortamında, tasarım ve kültür kavramları da piyasanın koşulları doğrultusunda yeniden biçimlendirilmiştir. Bu kavram karmaşası bireylerin ihtiyaçlarını da derinden etkilemiştir. İstekler, ihtiyaçlar ve arzulara karşı sürekli yeni olanın arzı, kendisine genel geçer anlık duyguların eşlik ettiği yeni hayat tarzları yaratmıştır. Kültür ise genel geçerlik üzerine değil, yerellik üzerine temellenmiştir. Oysa sınırların ortadan kalktığı 'küresel köy' perspektifini yitirmiş ve tek bir düzlem olarak sunulmaktadır. Dolayısıyla yerellik ortadan kalkmış, dünyanın her bir noktasında her bir his, her bir an, her üretilen sanat eseri aynılaşmaya başlamıştır. Bu tekdüzeliğin üzerine ihtiyaçlardan doğan talep yok edilmiş, yerine itibar ve lüks kavramı getirilmiştir. Piyasalaşan sanat, ihtiyacın iktisadi kodlarını galeriler, mezatlar ve ses getiren lüks sergiler üzerinden tekrar yorumlamış ve bunu endüstriyel bir araç haline getirmiştir. İhtiyaç artık hümanist bir kavram değil, 'piyasa'ya hizmet eden bir kavram halini almıştır. Tasarım nesnelerinin işlevselliğiyle sanat nesnelerinin işlevsizliği arasında bir fark kalmamıştır. Bu tartışmalar üzerinden lüks kavramı, tasarımın işlevselliği ya da sanatın işlevsizliği odak noktası alınarak, seramik malzemesi ile bu birbirine geçen kavramların göstergeleri tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Kültür, Toplum, Sanat, Tasarım, Göstergebilim.
Kültür endüstrisi ve ideoloji: Hollywood ve Steven Spielberg sineması örneği
Modernlik, kültür ve ideoloji gibi kimi kavramlar, sosyal bilimlerin ve modern düşünce ve pratiğin büyük bir alanının odak noktasında yer almaktadır. Modernliğin gelişimine koşut olarak kültürün kapitalist üretim tarzı içinde alınıp satılan metaya dönüşmesi, bunun sonucunda kültürün bir endüstri kolunu oluşması ve bu kültürel yapının içinde sinemanın işlevi oldukça önemlidir.Kültür endüstrisi içinde sinemanın ideolojik işlevlinin en açık biçimde görüldüğü ülke Amerika'dır. Amerikan Sineması denildiğinde akla ilk gelen isim Hollywood'dur. Amerikan Sineması'nın en önemli yönetmenlerinden Steven Spielberg'in filmleri bağlamında Kültür Endüstrisi ideoloji ilişkisi ele alınmış ve Spielberg'in varolan sistemi devam ettirme noktasında bir ideolog olarak değerlendirilmiştir.
Kültür endüstrisi bağlamında Netflix film jeneriklerinin incelenmesi
Bu çalışma Netflix film jeneriklerini, kültür endüstrisi kuramı bağlamında değerlendirmeyi amaçlamıştır. Kültür endüstrisi kuramını geliştiren Adorno ve Horkheimer, yaratıcılıktan ve özgünlükten uzak kitlesel olarak üretilen kültür endüstrisi ürünlerinin bireyleri ve toplumu şekillendirdiğini; egemen sistemi meşrulaştırdığını iddia etmişlerdir. Büyük kitleleri etkileyen güçlü bir kitle iletişim aracı olan sinemayı da bir kültür endüstrisi ürünü olarak değerlendirmişlerdir. Adorno ve Horkheimer'ın yapıtları incelendiğinde kültür endüstrisi ürünlerinin niteliklerini ortaya koyan 9 temaya (standartlaşma, arzuyu kışkırtma, hız, kolay anlaşılırlık, vaatler sunma, ipuçları verme, reklam üretme, gerçeklik yanılsaması yaratma ve tahmin edilebilirlik) ulaşılmıştır. Bu başlıklardan hareketle Netflix film jenerikleri tematik olarak analiz edilmiştir. Nitel araştırma perspektifiyle Netflix'in 2018-2022 yılları arasında yayımlanan ve ilk 28 gün içinde en fazla izlenme süresine sahip 10 filmi (Red Notice, Don't Look Up, Bird Box, Glass Onion: A Knives Out Mystery, The Gray Man, Troll, Blood Red Sky, The Platform, All Quiet on the Western Front ve Black Crab) ölçüt örneklem olarak seçilmiştir. Bu filmlerin jenerikleri betimsel analiz yöntemiyle tematik olarak çözümlenirken teknik, estetik ve ideoloji arasındaki ilişkiyi görünür kılabilmek için grafik ve sinamatografik öğeler başlığı altında belirlenen 18 analiz birimi kullanılmıştır. Bulgular, kültür endüstrisi eleştirisi bağlamında yorumlanmıştır. Sonuç olarak, kültür endüstrisi ürünleriyle Netflix film jeneriklerinin benzer nitelikler taşıdığı tespit edilmiş, film jeneriklerinin teknik ve estetik özellikleriyle kültür endüstrisinin ideolojik söylemine nasıl eklemlendiği ortaya konmuştur.
Kültür endüstrisi bağlamında dizilerin giyim sektörüyle ilişkisinin toplumsal yansımaları
Toplum, giyim anlayışını belirlerken çeşitli medya araçlarında görmüş olduğu moda anlayışından yararlanmaktadır. Dizilere sponsorluk yapan çeşitli markaların ürünlerini, dizide görerek toplumun talep etmesiyle ve diğer markalar ve üreticiler tarafından bu ürünlerin satılmasıyla diziler toplumun giyim kültürünü oluşturmaktadır. "Rıza imalatı" kavramını ortaya koyan Walter Lippmann ve Edward Herman ile Noam Chomsky'nin "Rızanın İmalatı" kitabında belirtmiş olduğu gibi günümüz iletişim araçları, bu araçlara sahip olanlar tarafından şekillendirilmektedir. Medya araçları, modanın sosyal psikolojik etkisiyle bireyde tüketim simülasyonu oluşturmaktadır. Bu tüketim simülasyonuna bir örnek de dizilerdir. Giyim markalarının oluşturmak istediği tüketim alışkanlıkları çeşitli medya araçları ve diziler aracılığıyla izleyiciye aktarılmaktadır. Medya sahipleri bu noktada hitap ettiği toplumu sadece izleyici olarak değil bir tüketici ve meta olarak görmektedir. Kültür endüstrisi bağlamında yapılan çalışmada dizi izleyicisi ile marka sahipleri arasında geçen iletişimin topluma nasıl yansıdığı "rıza imalatı" ve "tüketim toplumu" kavramlarıyla açıklanmaktadır. Araştırma, Simmel'ın "moda" kavramı ve Veblen'in "gösterişçi tüketim" kavramlarıyla, izleyicilerin dizi ve dizi oyuncularından etkilenme sürecinin toplumda nasıl karşılık bulduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmada, literatür araştırması ve gözlem tekniği doğrultusunda hazırlanan yarı yapılandırılmış mülakat soruları ile toplam 20 kişi ile görüşülmüştür. Görüşmeler içerisinde görüşmecilerin bulundukları kültürel yapıya, dizilerden etkilenerek yaptığı tüketim alışkanlıklarına ve toplumdaki yansımalarına yer verilmiştir. Bununla birlikte markalarla birlikte değişen moda anlayışı, izlenilen dizilere ve toplumdaki giyim kültürünü nasıl etkilediğine yönelik analizler yapılmıştır.
Kültür endüstrisi bağlamında okumanın dijitalleşmesi: Booktuber'lar üzerine karşılaştırmalı bir inceleme
Bu çalışmada kültür endüstrisi kuramı perspektifinde dijital okuma deneyimi sunan Booktube kanallarına katılım eğilimi analiz edilmiştir. Çalışmanın evreni, Booktuber'lar ve Booktube takipçileri oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini Kitap Dünyam, Mine'nin Kitap Önerileri ve Ayşe Ümit Karabacak Booktube kanalları oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama tekniği olarak anket ve yarı yapılandırılmış görüşme kullanılmıştır. Bu veri toplama tekniklerinden elde edilen veriler, nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi metoduyla analiz edilmiştir. Analizlerden elde edilen bulgular; Booktube mecrasına katılım motivasyonu, Booktube mecrasına katılımın sağladığı kazanımlar, nitelikli bir Booktube videosunun özelliklerini tanımlama ve Booktube içeriklerini takip etme açısından karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonucunda Booktuber'ların ve Booktube takipçilerinin Booktube'da bulunma motivasyonlarının farklılıklar içerdiği görülmektedir. Buna bağlı olarak her iki grubunda takip ettiği video içeriklerinde, Booktube mecrasından elde ettiği kazanımlarında ve nitelikli Booktube videosu tanımlarında birtakım benzerlikler ve farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Booktuber takipçilerinin online okuma kulübü ve okuma etkinliklerine katılım sağlama eğilimleriyle Booktuber'ların önerdiği kitapları okuma eğilimleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Çalışmanın ilgi çeken sonuçlarından bir diğer nokta ise; Booktube mecrasının diğer sosyal ağlarla kurduğu ilişkili ve bu ilişkinin sonucu olarak, kitabın nasıl metaya dönüştürüldüğünün belirlenmesidir. Sosyal ağlarda kitabın tüketim objesine dönüşmesi, beğeni nesnesi sayılması ve fenomenleşme aracı olarak kabul görmesi metalaştırmayı artırmaktadır. Kitabın bu tüketim dolaşımından çıkması ve metalaşmaması için atılması gereken adımlar tartışılmıştır.
Popüler kültürün yeni yayılım aracı olarak sosyal medyanın Türk kahve kültürüne etkileri
Bu çalışmada, popüler kültürün yeni yayılım aracı sosyal medyanın Türk kahve kültürüne katkıları üzerine bir araştırma yürütülmüştür. Araştırma kapsamında kahve etiketi ile paylaşılan fotoğraflara söylem analizi ve 457 kişiye sosyal medya üzerinden anket uygulanmıştır. Verilen analizi SPSS 26 programı ile yapılmış ve Cronbach Alfa değeri 0,759 bulunmuştur. Çalışmada test tekniklerinden Frekans testi, Kikare testi ve tekrarlı ANOVA testi kullanılmıştır. Bu anketin 5 adet açık uçlu sorusu bulunmaktadır; yanıtları kategorize edilmiş, frekans analizi uygulanmış ve ortaya çıkan sonuca içerik analizi yapılmıştır. Ulaşılan sonuçlara göre; Hazır kahvelerin eskisi gibi tüketilmediği ve onun yerini Türk kahvesinin aldığı görülmektedir. Diğer kahvelerin ise Türk kahvesi ile aynı miktarda tüketildiği anlaşılmaktadır. Son bir yılda diğer kahvelerin Türk kahvesi alışkanlığını etkileme düzeyinin kişisel özelliklere göre değişmediği sonucuna varılmıştır. Kahvenin yoğunluk olarak 18-28 yaş aralığındaki bireyler tarafından tüketildiği sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcılar ekipman ve ustalık gerektirmesinden dolayı Türk kahvesi tüketmeyi tercih etmediklerini belirtmişlerdir. Kahve tüketiminin katılımcılar üzerinde bıraktığı etkiler incelendiğinde; Türk kahvesinin kahve tüketicilerinde pozitif çağrışımlar yarattığı, Türk toplumunda etkisinin de devam ettiği söylenebilir. Açık uçlu soruların analizine bakıldığında ise durum tam tersidir; Türk kahvesinin dijital çağa uyum sağlayamadığı, kahvelerin çeşitlendiği ve eskisi kadar tüketilmediği sonuçlarına ulaşılmıştır. Bunun sorularda "sosyal medya" ve "dijital çağ" kavramlarının yer almasından kaynaklandığı düşünülmektedir.
Kültür endüstrisi bağlamında çağdaş moda fotoğrafında yaygınlaşan deadpan estetiği
Bu çalışmada kültür endüstrisi kuramı çerçevesinde moda fotoğrafında kullanılan deadpan estetiği kavramı incelenmiştir. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkan Deadpan kavramı, ifadesiz, donuk yüz anlamına gelmektedir. İnsanın duygularını karşı tarafa gösterebilecek herhangi bir mimikten arınmış haliyle açıklanan Deadpan, 1990'lı yıllardan itibaren fotoğraf sanatında sıkça görülen estetik biçimi olarak kabul edilmiştir. Fotoğraf alanında bu estetik biçiminden birçok fotoğraf sanatçısı faydalanmış ve moda fotoğrafı çalışmalarında da deadpan estetiği sıklıkla görülmüştür. Bu çalışmada çağdaş moda fotoğrafında deadpan estetiğinin kullanım yerleri incelenmiş, geçmişten bugüne moda fotoğrafının tarihsel süreci açıklanmıştır. Geçmişte yer alan ve güncel moda fotoğrafı örneklerinin incelendiği bu çalışma ile Deadpan estetiğinin tarihsel seyri açıklanmış ve gerçekleştirilen moda çekimleri ile bu estetiğin kullanım şekli örneklendirilmiştir. Bu çalışma kapsamında gerçekleşen moda fotoğrafları, Deadpan adlı sanal fotoğraf sergisinde 19 Mayıs 2022 – 30 Haziran 2022 tarihleri arasında çevrimiçi olarak yayınlanmıştır. Toplamda 50 adet moda fotoğrafının bulunduğu proje kapsamında beş adet model yer almış ve toplamda on yedi farklı kıyafet kombini gerçekleştirilmiştir.
Vekil kültürden art brut'e us dışı bir yaklaşım
Sanatçının kendini var edebilmesinin doğasında muhalif bir kişilik ve karşı koyabileceği bir alan oluşturabilmesi yatmaktadır. Zıtlıklar üzerine kurulu bu evrende çatışma ortamından yeni fikirlerin ortaya çıktığı bilinmektedir. Sanatçı (entelektüel) yaşadığı dönemin bilinen, gözde düşünce ve sanat akımlarına karşı yeni düşünce sistemleri ve alternatif sanat akımları yaratma (oluşturma) arayışına gider veya icat etme yolunu seçer. Sanatçı yerleşik ve kalıplaşmış algılara karşı bir duruş sergileyerek kendini yeniden var etmenin, karşı çıktığı fikirlerin varlığına bağlı olduğunu da bilmektedir. Bu karşı duruşu sergilerken bazen bilerek ve isteyerek, provokatif veya sinir uçlarına dokunacak eserler ortaya koyarlar. Bu eserler, toplumun dokunulması ve eleştirilmesi yasak olan tabularını hedef alarak, insanların hassas, girilmesi yasak olan alanlarını sarsmayı hedeflerken eleştiri ve tartışma ortamı yaratmayı amaçlar. Toplumun kutsal saydığı her türlü nesne ve kişilerin başında olduğunu var saydığı "hale"yi indirmek isterler. Genellikle sanatlarını politik veya sosyal bir mesaj ile birleştirip o şekilde sunarlar. Fransız sanatçı ve yazar Jean Dubuffet çatışma alanı olarak ''kültür''ü (kendine ait kelimelerle ifade edersek ''vekil kültür'' veya ''resmi kültür'') karşısına alırken bu provokatif rolü de üstlenmiştir. Jean Dubuffet genç yaşından itibaren geleneksel kültürel değerlere; yapılara ve normlara karşı çıkan veya döneminin kültürel düzenini eleştiren bir sanatçıdır. Dubuffet, toplumdaki normlara meydan okuyarak, sıradan veya kabul edilen fikirleri sorgulamayı amaçlar. Normların kaynağının egemen güç olduğunu, egemen gücün normu kendi standartlarına göre oluşturduğunu varsayar. Karşısında durduğu asıl konu normların kaynağı olarak gördüğü ''Batı Kültürü"dür. Jean Dubuffet ''Boğucu Kültür'' isimli kitabında yapay olarak oluşturulmuş ''vekil kültür"ün sanatı nasıl etkisi altına aldığını ve sanata nasıl yön verdiğini anlatmaya çalışmıştır. Ona göre kültürün güdümünde hareket eden bir sistemin yaratıcı sanatsal üretimi ve koşullanmış kültür adamlarının yanıltıcı düşüncelerinin bir yansıması olan nesneler olduğunu söyler. Çünkü yaratıcı ve yıkıcı olan bir eserin bize ulaşmasının çok zor olduğunu anlatır. Dubuffet toplumun beklediği şekilde davranmanın, bireylerin özgünlüklerini bastırdığını ve sanatın özgür ifadesini yok ettiğini belirtir. Toplumun dışladığı ya da toplumun dışında kalmayı tercih eden sıra dışı ve marjinal bireylerin, toplumun bu beklentilerinden uzaklaşarak gerçek bir yaratıcılık inşa edeceklerine inanır. Uzun zamandır aradığı sorunun cevabını toplum dışı kalmış, ötekileştirilmiş bu bireylerde ve onların yaptığı çalışmalarda aramaya başlamıştır. Geleneksel sanat eğitiminden etkilenmemiş, akademi tezgahından geçmemiş, kurallara bağlı olmayan ve toplumsal normlara uymayan sanat eserlerini ifade eden ''Art Brut''un, toplum dışı özel bireylerin hayal dünyasının benzersiz bir dışa vurumu olduğunu ve toplumun sınırlayıcı etkilerinden uzak durarak gerçek yaratıcı sanata ulaştığını ifade eder. Anahtar Kelimeler: Art Brut, Jean Dubuffet, Kültür, Kültür Endüstrisi
Çocukların yeni arka bahçesi YouTube: Metalaşan çocukluk üzerine bir inceleme
İnternetin yaygınlaşması ve internet kullanıcılarının sosyal medyanın getirdiği katılımcı kültür ortamında üre-tüketiciye dönüşmesiyle çocuklar da üre-tüketici olarak sosyal medya ortamında artan oranda yer almaya başlamıştır. Bu çalışmada, çocuğun toplumdaki ve ekonomi süreçlerindeki konumu tartışılmış ve bu süreçlerden geçen bir çocukluğun bir Youtube kanalındaki yansımaları ele alınmıştır. Okul öncesinden itibaren Youtube üzerinden içerik üreten bir çocuğun Youtube kanalını doküman analizi yöntemiyle inceleyen bu araştırmada, videolar, izleyici içerikleri ve yorumları, araştırmacının gözlem ve notları veri olarak yer almıştır. Bulgulara göre, Youtube mikro ünlüsü çocuğun yıllar içerisinde kanaldaki konumu, babasının içeriklere ve videoların akışına yoğun etkisi nedeniyle, değişmemiş ve kanalın büyümesi durmuştur. Çocuk, 2016 yılından beri kanalda içerik üretmesine rağmen, videolarda tek başına hâkimiyet kuramamaktadır. İzleyiciler babasının ve ailenin diğer üyelerinin de videolarda yer almasını beklemektedir. Bunun yanı sıra, çocuğun kanal üretime başladığında okul öncesi yaşta olması yıllar içerisinde videoların karakterinin oluşmasındaki etkilerini gözlemlemeye olanak vermiştir.
Endüstriyel miras yapılarının kültür eksenli dönüşüm potansiyeli ve sorunları: İzmir yeni kent merkezi örneği
Endüstrisizleşme ve küreselleşme süreçleri ile neoliberal politikalar, kentlerdeki üretim işlevlerinin, emek maliyetlerinin düşük olduğu ülkelere kaymasına sebep olurken, kent içindeki Fordist üretim tarzındaki üretim ve sanayi alanları da rekabetçi kentlerin küresel ağa eklemlenme çabası içerisinde artık kullanım ve emek değeri ile değil, dönüşüm değeri ile ön plana çıkmaktadır. Bu yapılar özellikle merkezi alanlarda konumlanmış olmakla birlikte önemli bir kent imgesi, endüstriyel ve ekonomik gelişimin bir göstergesidir. Değişen ekonomi politikaları ve yaklaşımlar sonucunda birçok endüstriyel miras yapısı neoliberal politikaların kentteki en önemli silahı olan ekonomik getiri kaygısı içerisinde, koruma kurulu tarafından korunma altına alınmasına rağmen yok edilmiştir. Türkiye'de endüstri mirasının neden korunması gerektiği konusunda giderek artan bir bilinç oluşmuş olsa da nasıl ve kim tarafından korunacağı konusunda eksiklikler bulunmaktadır. Gerçekleştirilen örnekler üzerinden doğru tespitlerin yapılabilmesi bu önemli kent imgelerinin karakterlerini kaybetmeden nasıl yaşatılacağı konusunda gerçekleştirilebilecek dönüşümlere ışık tutacaktır. İzmir liman arkası bölgesi birçok farklı endüstriyel yapının birarada bulunduğu tarihi ve kültürel bir odak olmakla birlikte, kültür endüstrisi potansiyeli düşünüldüğünde bu alanların korunması, yeniden işlevlendirilmesi ve dönüşüm potansiyellerinin değerlendirilmesi araştırmanın ana yaklaşımını oluşturmaktadır. İzmir yeni kent merkezi sınırlarına dâhil olan alanda koruma ve yeniden işlevlendirme süreçlerine farklı inisiyatiflerden nasıl bakıldığının anlaşılabilmesi, Dünya ve Türkiye örnekleri üzerinden başarı ve başarısızlık kriterleri çıkartılarak bu alanların potansiyellerinin ve karşılaşabilecekleri risklerin belirlenebilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda örneklerin ve tarihsel gelişimlerinin irdelenmesi, kurumsallaşma süreçlerinin ve yasal dayanakların araştırılması büyük önem arz etmektedir.
Dünya sistemler teorisi çerçevesinde kültürel metaların iki yönlü akışı: Türkiye'deki kültür endüstrisi üzerine bir değerlendirme
Bu çalışmanın konusunu, Türkiye'deki kültür endüstrisinin Dünya Sistemler Teorisi çerçevesinde çözümlenmesi oluşturmaktadır. Çalışmada, Türkiye'deki kültürel metaların akışının ve sosyal medya kullanımının yarattığı artı değer sömürüsünün ortaya çıkarılması ve hangi kültürel metaların transferinin kültürel emperyalizme neden olduğunun bulunması amaçlanmıştır. Çalışmanın problemi, Türkiye'deki kültür endüstrisinin Dünya Sistemler Teorisi çerçevesinde hangi konumda olduğu ve bu konumun ne tür sonuçlar yarattığının sorgulanmasıdır. Bu anlamda, Türkiye'de üretilen ve tüketilen kültürel metalar değerlendirilmiş, ülkeler arasında kültürel metaların akışının olumsuz yönleri üzerinde durulmuştur. Çalışma nitel araştırma deseniyle inşa edilmiş ve doküman analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda, Türkiye'deki film, müzik ve kitap endüstrilerinin dört yıllık, sosyal medya endüstrisinin ise üç yıllık zaman dilimi incelenmiştir. Böylece, Türkiye'deki kültür endüstrisinin, katma değeri yüksek olan sosyal medya ve film endüstrilerinin metalarında merkez ülkelere önemli ölçüde bağımlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, Türkiye'deki kültür endüstrisinin emeğin yoğun olarak kullanıldığı düşük sermaye gerektiren müzik ve kitap endüstrilerinin metalarında ise daha az bağımlı olduğu saptanmıştır.Anahtar Sözcükler: Dünya Sistemler Teorisi, Kültürel emperyalizm, Kültür endüstrisi, Türkiye'deki kültür endüstrisi.