Dayanıklılık

97 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Bazı asma genotiplerinde mildiyö hastalığı enfeksiyon seyri ve önemli stilbenlerin birikimi üzerine araştırmalar

Bu çalışmada 6 farklı asma genotipinin [lokal şaraplık Karasakız, lokal sofralık Müşküle, melez sofralık Tekirdağ Sultani (ItaliaXSuperior Seedless), salamuralık melezler 119, 154 ve 200 (NarinceXRegent)] Plasmopara viticola tarafından oluşturulan mildiyö hastalığına karşı dayanıklılıkları detaylı olarak incelenmiştir. Denemeler süresince koparılmış yaprakların alt yüzeyine etmenin sporangium süspansüyonunun damlatılması şeklinde inokulasyon yapılmıştır. Öncelikle inokulasyondan bir hafta sonra etmenin yapraklarda oluşturduğu sporulasyon alanı (mm2) stereomikroskopta ölçülmüş, sporulasyon alanına göre, 200 son derece dayanıklı (ER), Müşküle ve 154 yüksek düzeyde dayanıklı (HR), 119 dayanıklı (R), Karasakız hassas (S) ve Tekirdağ Sultani yüksek derecede hassas (HS) olarak değerlendirilmiştir. Lezyonlar üzerinde bulunan sporangium sayısı ile sporulasyon alanı arasında önemli derecede pozitif bir ilişki bulunmuştur. Fluoresan mikroskopta yapılan gözlemlerde inokulasyondan 48 saat sonra en düşük enfekteli stoma sayısı 200 no'lu genotipte belirlenmiş, bunu Müşküle ve 154 takip etmiştir. Etmenin vesikülü inokulasyondan 24 saat sonra tüm genotiplerin yapraklarında çimlenmiş ve primer hif oluşturmuştur, bununla birlikte 200 nolu genotipte inokulasyondan 48 saat sonra vesikülün çim borusundan uzayan hifi mezofilin hücrelerarası boşluklarına yayılmamıştır. Müşküle, 119 ve 154'de aynı sürede bu yayılma gerçekleşse de inokulasyondan 72 saat sonra etmenin gelişimi kısıtlanmıştır. Hassas genotiplerde ise inokulasyondan 72 saat sonra uzun dallanmış hiflere sahip patojen miselyum oluşturmuş ve damarlar arası boşlukları doldurmuştur. Yüksek basınçlı sıvı kromatografi (HPLC)'de ölçümü yapılan üç stilben grubu bileşiğin (resveratrol, ε-viniferin ve pterostilben) miktarı inokulasyondan sonra artan zaman dilimlerinde dayanıklı genotiplerde önemli derecede artış göstermiştir. Resveratrolün miktarı değişen düzeylerde dayanıklı bulunan genotiplerde inokulasyondan 72 saat sonra yüksek miktarda bulunurken, bu sürede en yüksek ε-viniferin miktarı 200 (ER) nolu genotipte tespit edilmiştir. Müşküle (HR) ve 154 (HR) ise diğer dayanıklı genotiplere göre daha yüksek miktarda pterostilben içermiştir. Bu çalışma P. viticola'ya karşı dayanıklılıkları ilk kez test edilen Müşküle, 119, 154 ve 200'de patojenin enfeksiyonu süresince hastalığın ilerlemesini sınırlayan savunma mekanizmasının teşvik edildiğini göstermektedir.

DayanıklılıkFitoaleksinMildiyö+1
Mehmet Fatih Kumaşoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Yargılama sürecindeki suça sürüklenen çocuklarda benlik saygısı, kaygı düzeyi, kadercilik eğilimi ve psikolojik dayanıklılık: Isparta ADM örneği

Bu araştırmanın amacı, yargılama sürecindeki suça sürüklenen çocukların benlik saygıları, kaygı düzeyleri, kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıklarını incelemektir. Çocukların suça sürüklenmesi, toplumsal düzeni tehdit eden önemli bir sosyal problemdir. Çocukların suça sürüklenmesini ele alan çalışmaların sayısı günden güne artmaktadır. Ancak suça sürüklenen çocukların benlik saygıları, kaygı düzeyleri, kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıkları hakkındaki çalışmaların sayısı azdır. Bu araştırma, suç isnadıyla haklarında yargılama süreci devam eden ve Isparta Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğünün Ceza Yargılaması Destek Bürosundan tedbir değerlendirmesi istenen 143 suça sürüklenen çocukla gerçekleştirilmiştir. Araştırma alan araştırması niteliğinde olup ilişkisel tarama modeline göre yürütülmüş betimsel bir çalışmadır. Verilerin toplanması araştırmacı tarafından takip etmiştir. Araştırmaya katılmayı kabul eden tüm katılımcıların açık onamları alınarak katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Benlik Saygısı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği, Kadercilik Eğilimi Ölçeği ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği uygulanmıştır. Veriler SPSS 29.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın temel hipotezi doğrultusunda yapılan istatistiksel analizler neticesinde, suça sürüklenen çocukların benlik saygılarıyla sürekli kaygı düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı; kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıkları arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın alt hipotezleri doğrultusunda ise suça sürüklenen çocukların bazı demografik özellikleri ve yaşamsal deneyimleriyle benlik saygıları, kaygı düzeyleri, kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıkları arasında farklılıklar analiz edilmiş; istatistiksel açıdan anlamlı olanlarla olmayanlar her bir değişken özelinde yorumlanmıştır. Sonuç olarak araştırmada, çocuk suça sürüklenmelerinde benlik saygısı, kaygı düzeyi, kadercilik eğilimi ve psikolojik dayanıklılık gibi bireysel ve duygusal/psikolojik faktörlerin önemi vurgulanmakta ve çocuk suçluluğuyla mücadelede öneriler sunulmaktadır.

Benlik saygısıDayanıklılıkKader+4
Esma Salim
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Astımlı erişkinlerde üst ekstremite esneklik, endurans ve fonksiyonelliğin değerlendirilmesi

Bu çalışma, astım tanılı erişkin hastaların üst ekstremite esneklik, endurans ve fonksiyonelliklerini değerlendirmek ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini hastanenin Göğüs Hastalıkları Servisine başvurup astım tanısı alan hastalar oluşturdu. Çalışmaya astım tanılı 25 hasta ve 25 sağlıklı birey dahil edildi. Üst ekstremite esneklikleri, mezura ve gonyometre ölçümü ile, enduransları Eurofit Test Bataryası Disklere Dokunma Testi kullanılarak, fonskiyonellikleri ise Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH) ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda astım tanılı hastalar ile kontrol grubunun; demografik özellikleri benzerdi (p>0,05). Ancak astımlı grubunun VKİ değerleri kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). Astımlı hastaların %100'ünde ailede astım öyküsü tespit edildi (p<0,05). Astım tanılı hastaların üst esktremite esnekliklerinin kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha düşük olduğu tespit edildi (p<0,05). Üst ekstremite endurans değerlendirmesinde Eurofit Test Bataryası- Disklere Dokunma Testi kullanıldı. Test sonuçlarına göre astımlı grubun enduransının, kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH) 'ne göre astımlı hastaların fonksiyonelliklerinin, kontrol grubundakilere göre anlamlı düzeyde daha zayıf olduğu tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak; astım tanılı hastaların üst ekstremite esneklik, endurans ve fonskiyonelliklerinin olumsuz yönde etkilendiği saptandı. Esneklik, endurans ve fonksiyonelliğin birbirini etkileyebileceği bilinmektedir. Dolayısıyla rehabilitasyon programlarında bu parametrelerin değerlendirilmesi ve programın ona göre düzenlenmesi programın başarısını arttıracaktır.

AstımDayanıklılıkEkstremiteler+4
Seda Duran
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Örgütsel dayanıklılık kapasitesi, yeşil yenilik, algılanan yeşil örgütsel davranış, çevresel belirsizlik ve sürdürülebilirlik performansı arasındaki ilişkiler

Firmaların sürdürülebilirlik performansı onların varlıklarını devam ettirebilmelerinin yanı sıra gezegenin makro boyuttaki sorunları aşabilmesi, gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya için de kilit bir rol oynamaktadır. Özellikle 1970 ve sonrasındaki yıllar, dünya genelinde politikalarda yaşanan değişimler, artan rekabet ile insan, çevre, kalkınma ve ekonomi konularının dengeli yönetilmesi üzerinde tartışmaların hız kazandığı yıllardır. Zor koşullar altında bazı örgütlerin diğerlerinden daha güçlü olması, zorluklarla başa çıkabilme yetenekleri, daha önce yaşanan benzer zorluktaki olayların yeni olayları çözme becerilerine olan katkısı gibi konular artık daha sık irdelenmektedir. Bu çerçevede belirsizliklerin yoğun olduğu bu yeni düzende firmaların sürdürülebilirliği sağlayabilmelerinde; yeşil yenilik faaliyetlerinde bulunmaları, çevreci davranışlar göstermeleri, dayanıklılık kapasiteleri önem kazanmaktadır. Bu çalışma, literatürde daha önceki çalışmalarda araştırılmayan birkaç boşluğu doldurmaktadır. Çalışma ile örgütsel dayanıklılık kapasitesi ve algılanan yeşil örgütsel davranışın yeşil yenilik ve sürdürülebilirlik performansı üzerindeki etkisinin yanı sıra yeşil yeniliğin sürdürülebilirlik performansı üzerideki etkisi araştırılmıştır. Ayrıca yeşil yeniliğin sürdürülebilirlik performansı ile olan ilişkisinde ve örgütsel dayanıklılık kapasitesinin yeşil yenilik ile olan ilişkisinde çevresel belirsizliğin moderatör etkisi incelenmiştir. Araştırma 2020 yılı Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500 ve İSO İkinci 500) listesinde yer alan firmalarda çalışan yöneticilerin katılımıyla ve anket yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Nihai örneklem 430 yöneticiyi içermektedir. Verilerin analizinde SPSS 26 ve AMOS 24 yazılım programları kullanılmıştır. Araştırma ile i) örgütsel dayanıklılık kapasitesinin yeşil yeniliği pozitif bir şekilde etkilediği, ii) algılanan yeşil örgütsel davranışın yeşil yeniliği pozitif bir şekilde etkilediği, iii) yeşil yeniliğin sürdürülebilirlik performansını pozitif bir şekilde etkilediği, iv) örgütsel dayanıklılık kapasitesinin sürdürülebilirlik performansını pozitif bir şekilde etkilediği, v) algılanan yeşil örgütsel davranışın sürdürülebilirlik performansını pozitif bir şekilde etkilediği, vi) çevresel belirsizliğin yeşil yenilik ile sürdürülebilirlik performansı arasındaki ilişkide moderatör değişken etkisine sahip olduğu ve vii) çevresel belirsizliğin örgütsel dayanıklılık kapasitesi ile yeşil yenilik arasındaki ilişkide moderatör değişken etkisinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Dayanıklılık Kapasitesi, Yeşil Yenilik, Algılanan Yeşil Örgütsel Davranış, Çevresel Belirsizlik, Sürdürülebilirlik Performansı, İSO 500.

DayanıklılıkEko inovasyonSürdürülebilirlik+7
Şerife Kuzgun
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şeker pancarı pres filtre atığının tasarlanmış çimento esaslı kompozitlerin mekanik ve durabilite özelliklerine etkisi

Bu tez çalışmasında yüksek dayanıma ve sünekliğe sahip Tasarlanmış Çimento Esaslı Kompozitler'de ana bağlayıcılardan biri olarak kullanılan uçucu külün, ülkemizin şeker endüstrisinin daimî atığı olan şeker pancarı pres filtre atığı (PFA) ile kısmen değiştirilmesinin ECC'nin taze hal ve mekanik özellikleri ile donma-çözülme performansı üzerindeki etkisinin incelenmiştir. PFA içermeyen referans numune karışımı ve uçucu külün %10, %20 ve %30 oranlarında PFA ile değiştirildiği katkılı karışımlar olmak üzere 4 farklı karışım hazırlanmıştır. Numunelerin bir kısmı donma-çözülmeye maruz bırakılmazken, bir kısmı ise 60 ve 120 çevrim olmak üzere iki farklı donma-çözülme çevrimlerine tabi tutulmuştur. Taze hal özelliklerinin incelenmesi amacıyla mini yayılma tablası deneyi, mekanik özelliklerin incelenebilmesi amacıyla ise 7, 28 ve 56 günlük numunelere basınç dayanımı deneyi ve ultrases geçiş hızı ölçümü; 28 günlük numunelere eğilmede çekme dayanımı, doğrudan çekme dayanımı ve matris kırılma tokluğu deneyleri yapılmıştır. Donma-çözülmeye maruz kalan numunelerde maruziyet öncesi ve sonrasında kütle değişimi de incelenmiştir. Ultrases geçiş hızı ve basınç dayanımı PFA ilavesi ile azalırken, kür süresinin ve donma-çözülme çevrimlerinin artmasıyla sonuçlar iyileşmiştir. Eğilme performansı donma-çözülme maruziyeti olmayan numunelerde PFA ikamesiyle azalırken; düşük çevrim donma-çözülme maruziyetinde belirli miktara kadar PFA ilavesi eğilme performansını iyileştirmiş, ancak çevrim sayısı arttırıldığında bu iyileştirici etki sınırlı kalmıştır. Çekme dayanımı PFA ikamesi ile donma-çözülme maruziyetinden bağımsız olarak belirli bir ikame oranına kadar iyileşmiştir. Matris kırılma tokluğu ise PFA ilavesiyle donma-çözülmeye maruz kalmayan ve 60 çevrim maruz kalan numunelerde azalırken; 120 çevrim donma-çözülmeye maruz kalan numunelerde artmaktadır. Ayrıca katkı miktarından bağımsız olarak numunelerin çoğunda %0.01-1.6 aralığında kütle artışı gerçekleşmiş, kütle kaybı meydana gelen numunelerde ise bu kayıp %0.03-0.3 aralığında çok sınırlı düzeyde meydana gelmiştir. Sonuç olarak PFA'nın kısmi olarak uçucu kül ile ikame edilmesinin, donma-çözülme maruziyetine karşı gösterdiği performans da göz önüne alındığında hem sürdürülebilirlik hem de maliyet açısından tercih edilebilir olduğu görülmüştür.

DayanıklılıkDonma-çözülmeDurabilite+4
Begüm Peker
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Genç futbolcularda anaerobik dayanıklılık, çeviklik ve sürat parametreleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, genç futbolcularda anaerobik dayanıklılık, çeviklik ve sürat parametreleri arasındaki ilişkilerin ortaya konmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, İstanbul Kağıthane İlçesindeki Seyrantepe Of Spor amatör futbol takımının bünyesinde olan 14 yaşındaki 24 futbolcu katılmıştır. Sporcuların, kilo ölçümleri (Vücut ağırlığı ve boy ağırlığı 0,1 kg hassaslıkta bir elektronik terazi ile ölçülürken), boy ölçümleri (boy uzunluğu 0,01 cm hassaslıkta dijital boy ölçer aletiyle ölçülmüştür), anaerobik dayanıklılık ölçümleri tekrarlı sprint yeteneği testi ile, çeviklik ölçümleri T-çeviklik testi ile, sürat ölçümleri 30 metre sürat testi uygulanarak ölçümler yapılmıştır. Sürat ve çeviklik testi için FusionSport Smartspeed marka fotosel kullanılmıştır. Yapılan bütün ölçümler sonucunda tüm istatistiksel hesaplamalar SPSS 25.0 paket programında analiz edilerek bulgularla sunulmuştur. Çalışmaya katılan sporcular normal dağılım göstermesi sebebiyle parametreler arasındaki korelasyonu incelemek için pearson krelasyon (r) analiz yöntemi uygulanmıştır. Bu çalışma ilişkisel tarama modeli ile yapılmıştır. Genel tarama modeli türlerinden, ilişkisel tarama modeli iki ya da daha fazla sayıdaki değişken arasında birlikte değişim varlığı veya derecesini belirlemeyi amaçlayan bir araştırma modelidir. Bulgular: Çalışmaya gönüllük esasına bağlı olarak katılan sporcuların düşüş yüzdesinin yorgunluk indeksini etkilediği ve toplam varyansın %59'unu açıkladığı görülmektedir. Yapılan çalışmada çeviklik ile sürat arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki ortaya çıkmıştır. Sürat parametresinin çevikliği etkilediği ve toplam varyansın %23'ünü ifade ettiği görülmektedir. Çeviklik parametreleri ile sürat parametreleri arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişkiye rastlanırken (p=,017, r=,483), düşüş yüzdesi parametresi ile yorgunluk indeksi arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde ilişki tespit edilmiştir (p=,000, r=,771). Regresyon katsayısının anlamlılığına ilişkin test sonuçları incelendiğinde, düşüş yüzdesi parametre düzeyinin (t= 5,675, p= ,000), yorgunluk indeksini etkilediği ve toplam varyansın yaklaşık %59 ' ünü açıkladığı görülmektedir. Sonuç: Genç futbolcularda, sürat ve çeviklik parametreleri arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. (p<0,05). Ancak anaerobik dayanıklılık ile çeviklik ve sürat arasında anlamlı ilişkiler saptanamamıştır. (p>0,05).

Anaerobik güçDayanıklılıkFiziksel dayanıklılık+6
Mustafa Adem Solak
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Otizmli çocuğu olan ailelerin dayanıklılığına etki eden faktörlerin incelenmesi

Çocuklarının otizmli olması ailelerin ekonomik, psikolojik, duygusal ve sosyal açıdan zorluk yaşamalarına neden olmakta ve ailelerin yaşadıkları bu zorlukları atlatmalarını kolaylaştıran dayanıklılık kavramı öne çıkmaktadır. Bu araştırmanın problemi; otizmli çocuğu olan ailelerin yaşadıkları sorunlara ilişkin aile dayanıklılık düzeylerinin ve bu dayanıklılık düzeylerine başetme stratejileri, sosyal destek sistemleri ve algılanan stresin ne ölçüde etki ettiğinin sosyal hizmet literatüründe yeteri kadar ele alınmamış olması ve bu sebeple ailelere yardım sunmada yeterli bilgi temelinin eksikliğidir. Bu probleme bağlı araştırmanın temel amacı, ailelerin çocuklarının bakımında yaşadıkları sorunları belirlemek, aile dayanıklılık düzeyine etki eden faktörleri saptamak, ailelerin dayanıklılık düzeylerine başetme stratejileri, sosyal destek sistemleri ve algılanan stres düzeylerinin etkisini ölçmektir. Bu çalışma, nicel desende tarama modellerinden biri olan ilişkisel tarama türünde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ankara ve Kırıkkale'de otizm tanısı konmuş çocuğu olan 213 anne ve 87 baba oluşturmaktadır. Araştırmada, Aile Yılmazlık Ölçeği, Başetme Stilleri Ölçeği Kısa Formu (BÇSÖ-KF), Yenilenmiş Anne Baba Sosyal Destek Ölçeği (YASDÖ), Algılanan Stres Ölçeği ve ailelerin sosyodemografik bilgilerini belirlemek amacıyla hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 24 paket programına aktarılarak çözümlenmiştir. Verilerin analizinde normal dağılıma bakılmış ve gruplar arası farklılıkların olup olmadığını incelemek için bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi bağımlı ve bağımsız değişkenlerin birbiriyle olan ilişkisinin anlaşılması için pearson momentler çarpımı korelasyonu ve bağımsız değişkenlere dayalı olarak bağımlı değişkenin tahmin edilmesine yönelik çoklu regresyon analizi teknikleri kullanılmıştır. Analizler sonunda otizmli çocuğu olan ailelerin gelir düzeyi, çocuk sayısı, aktif ve pasif başetme yöntemleri ve sosyal destek sistemlerinin aile dayanıklılık düzeyini pozitif olarak etkilediği bulunmuştur. Araştırmanın sonucuna göre, babaların dayanıklılık düzeyi annelere göre daha yüksektir ve anne-babaların en fazla ihtiyaç duyduğu hizmet psikolojik destektir. Bu çalışmanın otizmli çocuğu olan ailelere yönelik dayanıklılıklarını arttıracak hizmetler sunması bakımından yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Otizmli çocuk, otizmli çocukların ebeveynleri, aile dayanıklılığı, başetme, sosyal destek, algılanan stres

AileBaşa çıkmaDayanıklılık+6
Kübra Arslan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Dayanıklılık sporcularında oksijen tüketimi ve enerji harcamasının kalp atım hızı indeks yöntemi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, dayanıklılık sporcularında VO2maks ve her farklı şiddette enerji harcamasının hesaplanmasında kalp atım hızı indeks (KAHindeks) yönteminin geçerliğini belirlemektir. Orta ve uzun mesafe koşusu ve oryantiring sporu ile uğraşan ve en az 3 yıldır müsabakalara katılan, 22 erkek sporcu gönüllü olarak katılmıştır. Dinlenik KAH (KAHdin) ölçümünden sonra koşu bandında indirekt kalorimetrik yöntem (İK) ile giderek artan şiddette egzersiz protokolünde submaksimal ve maksimal oksijen tüketimi ölçülmüştür. Test sırasında katılımcıların her iş yükünde oksijen tüketimi (VO2) ve KAH değerleri kaydedilmiştir. KAHegzersiz/KAHdin oranından KAHindeks hesaplanmıştır. KAHindeks değerleri kullanılarak maksimal oksijen tüketimi (VO2maks) ve rezerv KAH'ın (KAHR) < %72, % 72-88 ve > %88'ine karşılık gelen şiddetlerde enerji harcaması tahmin edilmiştir. Her katılımcı için her bir hızda hesaplanan KAHindeks ve MET olarak VO2 değerleri arasındaki ilişki için regresyon analizi yapılmıştır. Ölçülen ve tahmin edilen VO2maks ve 3 farklı şiddette (<%72 KAHR, %72-88 KAHR ve >%88 KAHR) enerji harcaması değerleri arasındaki farklar Paired t testi ile belirlenmiştir. Ölçülen ve hesaplanan VO2maks ve enerji harcaması arasındaki fark ortalaması (bias) ve tutarlılık alt ve üst sınırları Bland-Altman grafikleme yöntemi ile belirlenmiştir. Aynı zamanda ölçülen ve hesaplanan değişkenler arasındaki uyum Bilgi Temelli Tutarsızlık Ölçüsü (BTTÖ) yöntemi ile belirlenmiştir. MET (VO2) ve KAHindeks değerleri arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki vardır (r = 0,601; p = 0,000). KAHindeks yöntemi ile tahmin edilen VO2maks anlamlı derecede düşüktür (%11,3) (p = 0,013). Benzer şekilde her bir şiddette KAHindeks yöntemi ile hesaplanan enerji harcaması İK'dan anlamlı derecede düşüktür (<%72 KAHR için t = 0,326; p = 0,002, %72-88 KAHR için t = 2,09; p = 0,04 ve >%88 KAHR için t = 5,01; p = 0,000). Bland-Altman grafikleme VO2maks için tutarlık sınırları arasındaki mutlak farkın büyük olduğunu göstermiştir. İK ve KAHindeks yöntemi arasındaki uyum için BTTÖ değerleri istatistiksel olarak sıfırdan farklıdır (VO2maks için t = 8,992; p= 0,000, <%72 KAHR için t = 18,578; p = 0,000, % 72-88 KAHR için t = 18,342; p = 0,000, >%88 KAHR için t = 19,769; p = 0,000) Bu çalışmanın bulguları dayanıklılık sporcularında KAHindeks yönteminin VO2maks'ın tahmin edilmesinde kullanılamayacağını ancak farklı şiddetlerde enerji harcamasının değerlendirilmesinde kullanılabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Dayanıklılık, Maksimal oksijen tüketimi, Enerji harcaması, Kalp atım hızı indeksi

DayanıklılıkEnerji tüketimiFiziksel dayanıklılık+6
Yunus Emre Ekinci
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Fitness ile uğraşan genç erkeklerde üst ekstremiteye pratik kan akımı kısıtlayıcı yöntem uygulamasının core dayanıklılığına etkisi

Bu çalışma fitness ile uğraşan genç erkeklerde üst ekstremiteye pratik kan akımı kısıtlayıcı yöntem uygulamasının core dayanıklılığına etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmamıza yaş ortalaması 23,15±2,99 yıl, vücut kütle indeksi 23,875±2,33 kg/m2 olan 20 genç erkek katılmıştır. Katılımcılar kan akımı kısıtlayıcı (KAK) egzersiz grubu (n=10) ve kontrol grubu (n=10) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Katılımcıların ekstansör dayanıklılık, yan plank ve fleksör dayanıklılık testleri ile core enduransı ve kol çevre ölçümü ile oluşan hipertrofi değerlendirilmiştir. Egzersizler haftada 5 gün ve 8 hafta sürmüştür. KAK ve kontrol grubu değerlendirmeleri egzersiz öncesi ve egzersiz sonrası olarak yapılmıştır. Egzersiz öncesi ve sonrası değerler karşılaştırıldığında KAK grubunda bütün parametrelerde egzersiz sonrası lehine anlamlı bir iyileşme bulunmuştur (p˂0,05). Kontrol grubunda ise kol çevresi ölçümünde egzersiz sonrası lehine anlamlı bir iyileşme bulunmuştur (p˂0,05). Ekstansör dayanıklılık testi, yan plank testi ve fleksör dayanıklılık testinde ise egzersiz sonrası lehine anlamlı bir iyileşme bulunmamıştır (p˃0,05). KAK grubu ile kontrol grubu egzersiz sonrası değişimleri arasında hiçbir parametrede anlamlı bir fark bulunmamıştır (p˃0,05). Düşük yoğunlukta yapılan KAK egzersizi, yüksek yoğunlukta yapılan direnç egzersizi ile benzer değişiklikler üretebilmektedir. KAK egzersizi alternatif olarak egzersiz programlarına eklenebilir.

DayanıklılıkEgzersizErkekler+4
Batun Alkar Aşçıkoca
Pamukkale University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Building resilience to climate change impacts in the Ikel watershed in the Republic of Moldova: A system dynamics approach

Climate change threatens social-ecological systems (SES) across the globe. Developing countries where agriculture is a major income source for both local communities and the national economy are especially affected. In conjunction with their reliance on climatic resources, these countries face the challenge of data scarcity. Assessing and building the resilience of these communities to climate change impacts is equally important and challenging. As the relationship between science, policy, and practice changes, the demand increases on research to engage productively with stakeholders and ensure positive outcomes for all parties. Efforts are increasingly focusing on building the resilience of SES to climate impacts. In this research, I design, build and implement a client-based process under data scarcity conditions in a network governance setting within Republic of Moldova. The process includes analyzing a complex socio-ecological problem to identify policies helpful in meeting development objectives: improving crop yields, preserving groundwater resources and securing habitats for biodiversity conservation. To this end, I first develop a computer simulation model – Ikel CliRes – using a participatory approach that combines several methods, techniques and tools from two related fields: system dynamics and resilience of socio-ecological systems. I then use Ikel CliRes to design policy interventions that increase the desirable resilience of Ikel SES to some climate impacts. Ongoing implementation of several policies discussed with decision-makers is underway pointing to the effectiveness and usefulness of the process. Results should be regarded within the limitations of the model architecture and of the assumptions underlying both the model and the analysis

Biological diversityDurabilitySystem dynamics+2
Natalia Ciobanu
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı bireylerde farklı yönlerde uygulanan kinezyo bantlamanın kas enduransına etkisi

Amaç: Bu çalışma biseps braki kasına farklı yönlerde uygulanan kinezyo bantlamanın sağlıklı bireylerde dinamik kas enduransına olan etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize, kontrollü, çift kör ve çapraz tasarımlı bu çalışma, yaş ortalaması 21.63 ± 2.00 yıl olan 27 sağlıklı erkek olgu üzerinde gerçekleştirildi. İlk katılımda olguların, demografik ve kişisel bilgileri alındı ve 1 maksimum tekrar (1- MT) ile kas kuvveti bulundu. Bir hafta sonra yapılan ikinci katılımda kas enduransı değerlendirildi. Bir maksimum tekrar ve kas enduransı dirsek fleksiyon egzersiz pozisyonunda yapıldı. Bu değerlendirmelerden sonra 3 gruba randomize edilen 27 olgunun dominant taraf biseps braki kasına fasilitasyon bantlaması, inhibisyon bantlaması ve sham bantlama randomize edilen sıralama ile ardışık iki gün aralıklarla uygulandı. Bantlama uygulamalarından yarım saat sonra kas enduransı değerlendirildi. Uygulamalar arasındaki farklar tekrarlı ölçümlerde ANOVA ile analiz edildi. Sonuçlar: Üç farklı yönde uygulanan kinezyo bantlamanın bantlamasız duruma göre en fazla sham bantlamada en az inhibisyon bantlamasında olmak üzere kas enduransında anlamlı artış oluşturduğu (p<0.05), bantlama uygulamasının yönünden bağımsız olarak ardışık değerlendirmeler arasında da anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05). Ancak üç farklı yöndeki uygulamalar arasında anlamlı bir fark görülmedi (p> 0.05). Tartışma: Çalışmanın sonuçları, kinezyo bantlamanın sağlıklı bireylerde biseps braki kasının enduransını arttırdığını ve bu artışın uygulanan bantlamanın yönünden etkilenmediğini gösterdi.

DayanıklılıkKaslarKinezyo bantlama+1
Hilal Uzunlar
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal dayanıklı mahalle bağlamında kamusal açık alanların işlevselliği: Muğla-Menteşe örneği

Bu çalışmada, kamusal açık alanların, mahalle sakinlerinin maruz kaldığı olumsuz değişimleri absorbe edebilme kabiliyeti üzerindeki etkilerini analiz etmek amaçlanmıştır. Bu anlamda, çalışmanın odağındaki kamusal açık alanlar ve mahalleler, öngörülmesi güç krizler sonucunda ortaya çıkan gerilim ve streslerle başa çıkabilme becerisi anlamı taşıyan sosyal dayanıklılık kavramı ile ilişkilendirilmiştir. Sosyal dayanıklılık ile mahalleyi entegre etme uğraşından doğan yeni bir kavram olan "sosyal dayanıklı mahalle", mahalle sakinlerinin sahip olduğu sıkı ilişkiler sayesinde, maruz kalınan olumsuz duruma birlikte tepki vererek "normale" dönebilme ve kriz deneyiminden ders alarak daha güçlü bir topluluk hâline gelebilme anlamı taşımaktadır. Kamusal açık alanlar ise komşuları karşılaştıran ve bir araya getiren sosyal bağlayıcılar olarak, sosyal dayanıklı mahallenin önemli parametrelerden biridir. Bu doğrultuda sosyal dayanıklı mahalle kavramı, mahalle ölçeğinde bulunan kamusal açık alanların toplumsal etkileşim üzerindeki işlevselliği bağlamında işlenmiştir. Bu işlevsellik, Muğla'nın merkez ilçesi olan Menteşe'nin üç mahallesinde (Orhaniye Mahallesi, Emirbeyazıt Mahallesi ve Karamehmet Mahallesi) yapılan alan araştırması ile ele alınmıştır. Bu üç mahalleden toplamda 64 kişi ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmelerden elde edilen bulgular doğrultusunda; mahalle ölçeğindeki kamusal açık alanların, sahip olduğu sosyal işlevleri sayesinde, mahallelinin olumsuz değişimlere karşı birlikte mücadele edebilmelerine ve böylece krizin olumsuz etkileriyle nispeten daha kolay baş edebilmelerine katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.

Açık alanlarDayanıklılıkKamusal alan+5
Merve Kırkan
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Grafen kullanımının harçların mekanik özeliklerine ve korozyon dayanıklılığına etkisi

Beton, en yaygın kullanılan yapı malzemesidir. Betonun çekme dayanımı, basınç dayanımına göre oldukça düşüktür. Bu nedenle günümüze kadar, çelik takviyelerle betonun çekme dayanımı iyileştirilmiştir. Çelikteki korozyon oluşumu, servis ömrünü düşürmekte ve yapıyı kullanılamaz hale getirebilmektedir. Grafen günümüzde mekanik, elektriksel ve birçok üstün özelikleriyle çeşitli alanlarda kullanılan bir nanomalzemedir. Betonda grafen gibi nanokompozitlerin kullanılması; betonun mekanik, fiziksel ve dayanıklılık özeliklerinde iyileşmelere sebep olmaktadır. Bu çalışmada, grafen kullanımının harçların mekanik özeliklerine ve korozyon dayanıklılığına etkisi araştırılmıştır. Çalışmada referans karışımı, %0.25, %0.5, %1 ve %2 grafen katkılı prizmatik harç numuneleri üretilmiştir. Ayrıca, dayanıklılık özeliklerini belirlemek amacıyla çelik donatılı lolipop numuneler üretilmiştir. Deney numuneleri; yapılacak olan mekanik, fiziksel ve dayanıklılık özelikleri deneyleri öncesinde 7 ve 28 gün suda kür edilmiştir. Bu harç numuneler üzerinde fiziksel özelik deneylerinden birim ağırlık ve ultrases geçiş süresi deneyleri, mekanik özelik deneylerinden eğilme dayanımı, basınç dayanımı ve aderans-çelik donatı çekme deneyi, dayanıklılık deneylerinden ise elektriksel direnç, hızlandırılmış korozyon ve yarı hücre potansiyeli deneyi yapılmıştır. Bu çalışmada ayrıca, kullanılan grafen malzemenin katkılı ve referans numuneler üzerinde mekanik, fiziksel ve dayanıklılık özeliklerindeki değişimler de incelenmiştir. Deney sonuçları incelendiğinde, grafen kullanımının harçların korozyon dayanıklılığını artırdığı gözlemlenmiştir. Referans ve katkılı numuneler karşılaştırıldığında %0.5 oranında grafen kullanımının, referans numuneye kıyasla eğilme dayanımını önemli miktarda artırdığı gözlemlenmiştir.

BetonDayanıklılıkGrafen+2
Faruk Alperen Aytekin
Kütahya Dumlupınar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

An examination of the relationship between childhood trauma, resilience and subjective well-being in adulthood

This study has been conducted to analyze the relationship among childhood trauma (child abuse & neglect), resilience and subjective well being of young adults. The study sample of this research was 408 young adults consisted of; senior undergraduates enrolled to various universities as well as graduate students from different universities which participated in the education certificate program at Marmara University in the academic year of 2019-2020. The data were obtained via the "Personal Information Form" developed by the researcher herself, "Childhood Trauma Questionnaire" (Bernstein, Fink, Handelsman, Foote, 1994; Şar, Öztürk, İkikardeş, 2012), "Psychological Resilience Scale for Adults" (Friborg, Hjeindal, Rosenvinge, 2003; Besim ve Çetin, 2011) and "Subjective Well-Being Scale" (Tuzgöl-Dost, 2004). The statistical analysis of the data collected in the study was tested in the SPSS 21.0 program. Following data collection, versatile extreme values were determined by calculating Mahalanobis distance values, to examine the extreme values. In data analysis process, initially; the "frequency and percentage values" of the characteristics of the study group were calculated. The descriptive values, skewness, kurtosis and reliability of three scales used were tested respectively. The data gathered to examine the significant differences of the young adults' childhood trauma, resilience and subjective well being levels in regard to demographic variables were tested via Independent t-test, one way ANOVA and one way MANOVA when the normal distribution assumption was valid. Cases in which the normal distribution assumption was not met, "Mann Whitney U" and "Kruskal Wallis tests" as the "non-parametric tests" were applied. In order to examine the relationship among variables, correlation analysis ("Pearson correlation and Spearman Rank coefficient") were used. Finally the extent to which childhood trauma and resilience predict subjective well being was calculated via stepwise regression. According to the research findings; the male young adults were found to be significantly more exposed to trauma compared to the female young adults. Childhood trauma exposure was found not to be differentiated according to smoking and alcohol use status among young adults although "emotional abuse", "total trauma" scores were identified significantly differ among participants living in low socio-economical status and suffered from physical illnesses. Additionally, female young adults were found to have high resilience scores due to the social support they received, and being married identified to be significant among young adults high in resilience. Family cohesion and perception of self as sub-dimensions of resilience scores found to be significantly different among young adults who did not have any psychological problems. Finally, in regard to subjective well being, differences according to gender was not statistically significant although the high scores of subjective well being were found to differ among young participants who were married and belong to high socio-economical status and not having any psychological problems. Based on the findings examining the relationship between variables; a moderate and negative significant correlation between subjective well being and childhood trauma's sub-dimensions, a moderate and positive significant correlation between subjective well being and resilience, and a low but significant correlation between childhood trauma and resilience have been found. Due to the findings revealing to what extent childhood trauma and resilience predict subjective well being; "perception of self", "perception of future" as "sub-dimensions of resilience" as well as childhood total trauma variables appeared to be the significant predictors of subjective well being. In brief, these three variables explain 52.3% of the total variance in subjective well-being scores.

EnduranceYoung adultBad treatment+5
Özge Katı
Yeditepe University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the effect of core region endurance and functionality on dynamic balance in kick box and boxing sportsmen

The aim of this study is to investigate the effect of core endurance and functionality on dynamic balance of athletes doing kick boxing and boxing. This study was held between February and June 2019 at the Ring Heroes sports club. This study included 30 athletes, 15 of whom were licensed Kickboxing, 15 of whom were male, ranging in age from 18 to 40. In order to learn more about the athletes information and to determine their suitability for our study, a demographic assessment questionnaire was applied. Side Bridge Test was performed to evaluate the static endurance of the lateral Cor muscles, sit Ups test and modified Push up test were performed to evaluate the dynamic endurance of the trunk muscles. In order to determine balance and posture control, Star Excursion Balance test was performed for both right and left leg. Apart from this, looking at the static endurance of the ember muscles and the dynamic endurance of the ember muscles, it was seen that there was no relationship between them. As a result, the right side of athletes is more dominant than the left side. Looking at the static endurance of the ember muscles and the dynamic endurance of the ember muscles of the boxing athletes, it was seen that there was a significant relationship between them. Accordingly, Kick boxing and boxing athletes were found to be associated with the static endurance of the lateral Ember muscles and the extension of them to the lateral and medial direction due to dynamic balance. It has been found that dynamic balance and posture control of the right leg trunk muscles in Kick boxing athletes is more effective. In boxing athletes, both the right leg and the left leg of the torso muscles were found to be more effective in dynamic balance and posture control. Key words: Kick box, Box, Core, Endurance

BoxingEnduranceEquilibrium+5
Mesut Taşçılar
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de bankacılık sektörünün ekonomik krizler karşısındaki dayanıklılığı ve Avrupa Birliği ile karşılaştırması: 2008 ve sonrası

Bankacılık sektörü, insanoğlunun parayı ilk bulma sürecinden başlayarak gelişen ve tüm ekonomik sisteme hakim olan mali yapının bir unsurudur. Finansal sistemin bir parçası olan bankacılık sektörü, uzun yıllar boyunca ekonomik yapıda dinamo etkisi yaratan bir sektördür. Ekonomik yapıdaki sürekliliğin sağlanması için piyasadaki enstrümanların daha etkin bir şekilde kullanılmasını amaçlar. Finansal sektörün önemli argümanı olan bankacılık sektörü, yaşanan krizler neticesinde ilk başta dayanıklılığının sorgulandığı bir sistemdir.Olumsuz ekonomik koşullardan dolayı yaşanan krizler sonucunda bankacılık sisteminin denetimi tekrar sorgulanan bir konudur. Türkiye'de yaşanan 2001 krizinin ve 2008 Küresel Finans Krizinin bankacılık sisteminde yarattığı etki uzun yıllar boyunca tartışılacak konulardan biridir. Krizlerin bankacılık sektörünü etkileme süreci ve alınacak tedbirler ileride yaşanacak krizleri önlemede yardımcı olacaktır.Çalışmamızda, finansal krizlerin neler olduğu ve yaşanmış finansal krizlerin bir kısmı ilk bölümde incelenecektir. Finansal krizlerin bir parçası olan bankacılık krizlerinin ekonomiyi etkileme süreci, Türkiye'deki bankacılık sektörünün tarihsel gelişimi ve yaşanan 2001 krizi ve 2008 krizinin değerlendirilmesi ikinci bölümde, 2008 krizi sonrası Türkiye'deki ve Avrupa Birliği ülkelerindeki bankacılık sektörünün durumu ve karşılaştırılması üçüncü bölümde ele alınacaktır.Anahtar Kelimeler: Bankacılık, Ekonomi, Türkiye, Avrupa Birligi, Kriz

Avrupa BirliğiBankacılık sektörüBankalar+4
Aysel Yılmaz
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Otomotiv sektöründe tedarik zinciri dayanıklılığını artırmak için endüstri 4.0 teknolojilerinin kullanılması

Bu tez çalışması, mikroişlemci kıtlığı ve COVID-19 pandemisi gibi çağdaş krizler karşısında kritik bir öneme sahip olan otomotiv sektöründe, tedarik zinciri dayanıklılığını artırmak için Endüstri 4.0 teknolojilerinin kullanımına odaklanan çalışmaları analiz etmekte ve teknolojik çözümlerin lojistik kırılganlıkları nasıl hafiflettiğini ve proaktif risk yönetimini nasıl optimize ettiğini incelemektedir. Çalışmanın kapsamı, küresel bilimsel literatürün sistematik bir incelemesini ve Türkiye'deki endüstriyel ekosistem ile otomotiv üreticilerinin derinlemesine analizini içermektedir. Metodolojik olarak araştırma, Scopus veri tabanından 2011-2026 dönemine ait 161 akademik makaleden oluşan nihai bir veri seti üzerinde PRISMA çerçevesini kullanan bibliyometrik analiz ile sistematik literatür taramasını birleştiren karma bir yaklaşım benimsemektedir. Elde edilen bulgular; özellikle büyük veri analitiği ve yapay zekânın, reaktif yönetimden proaktif yönetime geçişi sağlayarak aksaklıkları önceden tahmin etmede öncü bir rol oynadığını göstermektedir. Çalışma ayrıca, bu araçların etkinliğinin işletmelerin organizasyonel olgunluk düzeyine ve üreticiler ile tedarikçiler arasındaki sistemik birlikte çalışabilirliğe sıkı sıkıya bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Endüstri 4.0 çağında otomotiv sektörünün dayanıklılığı, katı bir sağlamlık arayışından ziyade, iş birliğine dayalı bir dijital mimarinin sunduğu stratejik esneklikte yatmaktadır.

DayanıklılıkEndüstri 4.0Otomotiv+2
Karl Malan
Gümüşhane University
2026
71
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2026.250
Master'sOpen AccessTR

Ispanakta mildiyö hastalığına dayanıklılık sağlayan genlerin kalıtımı

Ülkemizde ıspanak taze, temizlenip paketlenmiş, dondurulmuş veya gıda sanayiinde işlenerek tüketilmektedir. Ispanak bitkisinin kısa sürede hasat olgunluğuna ulaşması, uygulanan kültürel işlemlerinin az olması tüm yıl boyunca yetiştirilebilmesi gibi birçok avantajı bulunmaktadır. Ispanak yetiştiriciliğinde en tahripkâr ve ekonomik hastalık ıspanak mildiyösü (Peronospora farinosa f. sp. spinaciae) hastalığıdır. Ispanak mildiyösü ıspanak yapraklarında simptomlar oluşturarak yaprak kalitesini düşürmekte ve önemli verim kayıplarına neden olmaktadır. Ispanak bitkisinde tüketilen kısım yapraklar olduğu için ıspanak mildiyösü hastalığı ile mücadele oldukça önemlidir. Ispanak mildiyösü ile mücadele kültürel önlemler ve kimyasal mücadele ile yapılmaktadır. Ancak bu hastalık ile mücadelede dayanıklı çeşit kullanmak çevreci ve ekonomik bir yöntem olarak kabul edilmektedir. Bu Yüksek Lisans Tez çalışması, Peronospora farinosa f. sp. spinaciae'nın 17 ırkına dayanıklı IG-101 çeşidinde yer alan dayanıklılığın kaç genle ve nasıl kontrol edildiği belirlemek amacıyla yapılmıştır. Birinci yıl mildiyö hastalığının tüm ırklarına duyarlı olan Viroflay çeşidi Peronospora farinosa f. sp. spinaciae'nın 17 ırkına dayanıklı IG-101 çeşidi ile melezlenmiş ve aynı zamanda IG-101 çeşidi kendilenmiştir. İkinci yıl hem melezlenmiş hem de kendileme yapılmış ıspanak bitkilerinin tohumdan yetiştirilen bitkilere ıspanak mildiyö hastalığı etmeni ile inokulasyon yapılmıştır. İnokulasyon sonucu melezleme ve kendileme ile elde edilen bitkilerindeki hastalık simptomları değerlendirildiğinde ıspanak mildiyösünün 17 ırkına dayanıklı olan IG-101 çeşidindeki genin tek bir gen olduğu ve baskın karakterde olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada elde edilen sonuçların dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesine katkı sağlayacağı, bu doğrultuda ekonomik kayıpların azaltılıp daha çevreci bir üretime yardımcı olacağı düşünülmektedir.

DayanıklılıkIspanakMildiyö+1
Beyza Kıral
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Support, job characteristics, and work engagement: The mediating role of employee resilience

Support, Job Characteristics, and Work Engagement: The Mediating Role of Employee Resilience The purpose of this study is to examine the relationship between support (i.e., supervisor support and co-worker support), job characteristics (job autonomy, job complexity, and skill variety), and work engagement. In addition, the mediating role of employee resilience among the stated variables was investigated. Data was collected from 400 employees working in various organizations in the private sector in Uganda. However, after sorting through the collected questionnaires, 324 were used for the data analysis. Structural equation modelling and bootstrapping procedures were used to test the hypothesized relationships. The findings revealed that social support, i.e., supervisor support and coworker support are significantly and positively related to work engagement. Also, a positive and significant connection between job characteristics, i.e., "job autonomy, job complexity, skill variety", and work engagement, was established. Further, the results also showed that supervisor support, job autonomy, job complexity, and skill variety have a positive and significant connection with employee resilience. However, the findings show that coworker support has a positive but non-significant impact on employee resilience. Moreover, the findings also indicate that employee resilience has a significant and positive direct impact on work engagement. The study also revealed that supervisor support, job autonomy, job complexity, and skill variety were found to foster work engagement through employee resilience. Yet, co-worker support was found not to have an indirect impact on work engagement through employee resilience. Since this study was conducted using a cross-sectional research design makes it hard to draw causal inferences. The findings in this study have significant implications for human resource practitioners, business owners, and employees in organizations. The study results are indicative that support from superiors and colleagues is a crucial resource in work settings that cannot be overlooked as it is likely to influence engagement levels in one's work. Additionally, the results also show that how jobs are designed, i.e., job characteristics impose an immense effect on work engagement levels. The results of this study contribute to the existing body of literature on work engagement and job characteristics and also add to the growing body of research on employee resilience. Keywords: Supervisor support, co-worker support, job characteristics, work engagement, employee resilience, Uganda.

Friend supportEnduranceUganda+7
Hamıdah Nabawanuka
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of language learning on the resilience and integration of Syrian refugees in Türkiye

The study aimed to examine the effect of language learning on the resilience of Syrian refugees in Türkiye and their ability to integrate with the host community. A mixed-methods research approach was used. 218 Syrian refugees participated in the study. First, the quantitative method was used by administering the CD-RISC-25 questionnaire to measure the refugees' resilience. The correlation between resilience and language proficiency in English and Turkish was analysed. The relation between gender groups of refugees, employment, and study status on the one hand and resilience level on the other was also analysed. The correlation between the number of years refugees spent in Türkiye and resilience level was also examined. Then the qualitative method was used. 13 out of 218 Syrian refugees participated in the qualitative data collection through a semi-structured interview. Content analysis was used to analyse the effect of language learning on boosting refugees' resilience and accelerating their integration with the host community. As a result of the quantitative data analysis, there was a statistical correlation between English language proficiency and resilience. There was also a statistically significant difference between gender groups of refugees and resilience levels. On the other hand, there was no statistically significant correlation between Turkish language proficiency and resilience. There was no statistically significant relationship between refugees' employment and study status on the one hand and their resilience level on the other. There was also no statistically significant correlation between the number of years refugees spent in Türkiye and their resilience level. The qualitative results show that language learning, mainly English and Turkish, is significant in boosting the refugees' resilience and accelerating their integration. It was also proved to be a vital tool for accessing jobs and education, future planning, and local and global communication. The study concluded that language learning in the refugee context is crucial in building refugees' resilience. Language learning is also a primary tool for accelerating refugee integration with the host community in Türkiye

IntegrationEnduranceLanguage education+7
Amro Tarrısı
Gaziantep University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı bireylerde torakolumbal fasya gevşetme tekniklerinin gövde eklem hareket açıklığı, endurans ve eklem pozisyon hissine anlık etkilerinin incelenmesi

Çalışmamız sağlıklı bireylerde iki farklı torakolumbal fasya gevşetme tekniğinin gövde eklem hareket açıklığı (EHA), endurans ve eklem pozisyon hissi (EPH) üzerine etkilerinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmamıza 34 sağlıklı, yetişkin birey dâhil edildi. Bireylerin demografik ve fiziksel özellikleri kaydedildi. Bireylerin gövde fleksiyon ve ekstansiyon EHA ölçümleri dijital gonyometre kullanılarak değerlendirildi. Üç kez ölçüm yapıldı ve ortalaması açı cinsinden kaydedildi. Gövde fleksör ve ekstansör kaslarının enduransı McGill Endurans Testi ile değerlendirildi ve süre saniye cinsinden kaydedildi. Bireylerin EPH değerlendirmesinde, fleksiyon ve her iki taraf lateral fleksiyon yönlerinde 30 derecede; ekstansiyon yönünde ise 15 derecedeki pozisyon öğretildi. Sonra gözleri kapalı olarak bu açıları bulmaları istendi. Her yön için yapılan üçer ölçümdeki sapma miktarlarının mutlak değerleri alındı ve bu değerlerin ortalaması kaydedildi. Bireyler basit rastgele randomizasyon yöntemi ile üç gruba ayrılarak, torakolumbal fasyaya bir grupta Graston Teknik (GT), bir grupta da Perküsif Masaj Teknik (PMT) uygulandı, 3. grup ise Kontrol grubuydu ve herhangi bir uygulama yapılmadı. Çalışma gruplarında ilk değerlendirmeden hemen sonra uygulama yapıldı ve uygulamadan hemen sonra ikinci değerlendirme yapıldı. Kontrol grubunda ise bireyler ilk değerlendirmeye alındı ve herhangi bir uygulama yapılmaksızın, yaklaşık 10 dakika sonra (çalışma gruplarındaki uygulama süresi kadar) yeniden değerlendirme yapıldı. Tüm gruplardaki bireyler yaş, vücut kütle indeksi ve cinsiyet dağılımı bakımından benzerdi (p>0.05). GT grubunda EHA, endurans ve EPH ölçümlerinde uygulama öncesine göre, uygulama sonrası yapılan değerlendirmelerde değişiklik olmadığı belirlendi (p>0.05). PMT grubunda EHA'da her iki yönde de artış olduğu görüldü (p<0.05). Ayrıca ekstansiyon endurans süresinde artış olduğu (p<0.05), fleksiyon endurans süresinde değişiklik olmadığı belirlendi (p>0.05). EPH'de ise tüm yönlerde gelişme görüldü (p<0.05). Kontrol grubunda EHA'da değişiklik bulunmadı (p>0.05). Fleksiyon endurans süresinde düşüş belirlenirken (p<0.05) ekstansiyon endurans süresinde bir değişme olmadı (p>0.05). EPH parametresinde ise sağ lateral fleksiyon yönündeki sapma miktarında azalma olduğu (p<0.05), diğer 3 yönde herhangi bir değişiklik olmadığı görüldü (p>0.05). Sonuç olarak torakolumbal fasyaya tek seanslık GT uygulamasının gövde EHA, endurans ve EPH'ye etkisinin olmadığı; PMT'nin ise gövde EHA ve EPH'yi geliştirdiği bulundu. Klinikte PMT uygulamasının erken dönemdeki etkileri nedeniyle klinisyenler tarafından tercih edilebilecek bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz.

DayanıklılıkEklem hareket açıklığıFasya+1
Mustafa Oğuz Kethüdaoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Sources of resistance in Durum wheat (Triticum durum) and its wild relatives aegilops spp.to Russian wheat aphid (RWA) (Diuraphis noxia mordwilko (Homoptera: aphididae ) and use of random amplified polymorphic DNA RAPD a

ABSTRACT M.Sc. THESIS SOURCES OF RESISTANCE IN DURUM WHEAT {Triticum durum) AND ITS WDLD RELATIVES Aegilops spp. TO RUSSIAN WHEAT APHID [Diuraphis noxia (Mordvilko)fHomoptera:Aphididae)] AND USE OF RANDOM AMPLIFIED POLYMORPHIC DNA (RAPD) ANALYSIS TO DETECT GENETIC VARIABILITY IN RWA Mohammed Izzat GHANNOUM DEPARTMENT OF PLANT PROTECTION INSTITUTE OF NATURAL AND APPLIED SCIENCES UNIVERSITY OF ÇUKUROVA Supervisors: Prof.Dr. Serpil KORNOSOR Year : 1 998, Pages:73 Jury: Prof.Dr. Nedim UYGUN Dr. M.MiloudiNACHIT Dr. Moustapha EL BOUHSSINI This study was carried out to identify sources of resistance and mode of resistance in durum wheat and its wild relatives Aegilops spp. to Russian wheat aphid [Diuraphis noxia (Mordvilko) (Homoptera:Aphididae)], one of the most serious pest of cereals in several parts of the world, and to study the genetic variability in RWA populations from different countries using Random Amplified Polymorphic DNA (RAPD) analysis to detect genetic variability in RWA. The results of the study showed significant differences among genotypes at the three mechanisms of resistance measurement antibiosis, antixenosis, and tolerance. Based on RAPD analysis of RWA, all the populations could be classified in to nine genetic groups at 75 percent similarity levels. Key words : Durum wheat, Diuraphis noxia, resistance, genetic variation. n

WheatDNADurability+1
Mohamed Izzat Ghannoum
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Çukurova koşullarında farklı buğday genotiplerinin hasat öncesi çimlenmeye duyarlılığı ve dayanıklılığının saptanması

Çukurova Bölgesi 'nde ticari olarak ekimi yapılan çeşitler ile farklı orijinlerden sağlanan ve Çukurova Bölgesi'ne adapte olmuş yüksek verimli buğday hatlarının, hasat öncesi çimlenmeye dayanıklılığının belirlenmesinin amaçlandığı bu araştırmada, İS ekmeklik ve 10 makarnalık buğday genotipi materyal olarak kullanılmıştır. Araştırma sonunda, kırmızı daneli buğdayların hasat öncesi çimlenmeye diğerlerine göre tolerant olduğu vurgulanmış; başaklanması erken olan erkenci çeşitlerin, başaklanması geç olan çeşitlere oranla hasat öncesi çimlenmeye daha duyarlı olduğu saptanmıştır. Ayrıca çimlenmeyi teşvik eden alfa-amilaz aktivitesini belirleyici bir unsur olan düşme sayısının hasat öncesi çimlenmeye dayanıklılıkta bir kriter olarak kullanılabileceği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler : Ekmeklik buğday, makarnalık buğday, hasat öncesi çimlenme, dormanci, dayanıklılık, duyarlılık, katlanma.

BuğdayDayanıklılıkDuyarlılık+4
Bilge Bahar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Domateste kök-ur nematodlarına (Meloidogyne incognita ırk-2 ve Meloidogyne javanica ırk-1) karşı dayanıklılığın teşvik edilmesinin araştırılması

oz YÜKSEK LİSANS TEZİ DOMATESTE KÖK-UR NEMATODLARINA (Meloidogyne incognita ırk- 2 ve Meloidogyne javanica ırk-1) KARŞI DAYANIKLILIĞIN TEŞVİK EDİLMESİNİN ARAŞTIRILMASI Cennet ARSLAN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİTKİ KORUMA ANA BİLİM DALI Danışman : Prof. Dr. İ. Halil ELEKÇİOĞLU Yıl: 2003 Sayfa: 40 Jüri : Prof. Dr. İ. Halil ELEKÇİOĞLU Prof. Dr. Nedim UYGUN Doç. Dr. Saadet BÜYÜKALACA Bu çalışmada domates bitkisinde Meloidogyne incognita ırk-2 ve M. javanica ırk-l'e karşı Salisilik Asit (S A), Trifluralin, DL-|3-amino-n-butyric asit (BABA) ve Fusarium oxysporum f.sp. melongenae kullanılarak dayanıklılığın teşvik edilmesi araştırılmıştır. Denemede kullanılan teşvik edici etmenlerin M. incognita ırk-2 ve M. javanica ırk-1 'in 2. dönem larvaları üzerine doğrudan etkili olmadıkları belirlenmiştir. Teşvik edici uygulanmış bitkilerden yalnızca SA uygulanmış domates topraklarında M. incognita ırk-2 ve M. javanica ırk-1' in 2. dönem larva sayısı, bitki köklerindeki gallenme oranı ile köke giriş oranı ve üreme gücünün azaldığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlara bağlı olarak SA'nın domates bitkisinde nematoda karşı dayanıklılığı teşvik ettiği bulunmuştur. Diğer teşvik edicilerin uygulandığı domates bitkisinin M. incognita ırk-2 ve M. javanica ırk-1 'i olumsuz etkilemediği belirlenmiştir. Bunun birlikte M. incognita ırk-2 larvaları inokule edilen bitkilerde BABA uygulamalarında, toprakta oluşan 2. dönem larva sayısı, gallenme ve üreme oranının kontrole göre arttığı tespit edilmiştir. Bu sonuca göre BABA' run bitkideki dayanıklılığı teşvik etmediği aksine nematod gelişimini arttırdığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Meloidogyne incognita ırk-2, M. javanica ırk-1, dayanıklılığın teşviki, dayanıklılığı teşvik edici etmenler, domates.

DayanıklılıkDomatesFusarium oxysporum+3
Cennet Arslan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2003
00

Related subjects