Dayanıklılık
89 theses under this subject heading
Otomotiv sektöründe tedarik zinciri dayanıklılığını artırmak için endüstri 4.0 teknolojilerinin kullanılması
Bu tez çalışması, mikroişlemci kıtlığı ve COVID-19 pandemisi gibi çağdaş krizler karşısında kritik bir öneme sahip olan otomotiv sektöründe, tedarik zinciri dayanıklılığını artırmak için Endüstri 4.0 teknolojilerinin kullanımına odaklanan çalışmaları analiz etmekte ve teknolojik çözümlerin lojistik kırılganlıkları nasıl hafiflettiğini ve proaktif risk yönetimini nasıl optimize ettiğini incelemektedir. Çalışmanın kapsamı, küresel bilimsel literatürün sistematik bir incelemesini ve Türkiye'deki endüstriyel ekosistem ile otomotiv üreticilerinin derinlemesine analizini içermektedir. Metodolojik olarak araştırma, Scopus veri tabanından 2011-2026 dönemine ait 161 akademik makaleden oluşan nihai bir veri seti üzerinde PRISMA çerçevesini kullanan bibliyometrik analiz ile sistematik literatür taramasını birleştiren karma bir yaklaşım benimsemektedir. Elde edilen bulgular; özellikle büyük veri analitiği ve yapay zekânın, reaktif yönetimden proaktif yönetime geçişi sağlayarak aksaklıkları önceden tahmin etmede öncü bir rol oynadığını göstermektedir. Çalışma ayrıca, bu araçların etkinliğinin işletmelerin organizasyonel olgunluk düzeyine ve üreticiler ile tedarikçiler arasındaki sistemik birlikte çalışabilirliğe sıkı sıkıya bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Endüstri 4.0 çağında otomotiv sektörünün dayanıklılığı, katı bir sağlamlık arayışından ziyade, iş birliğine dayalı bir dijital mimarinin sunduğu stratejik esneklikte yatmaktadır.
Ispanakta mildiyö hastalığına dayanıklılık sağlayan genlerin kalıtımı
Ülkemizde ıspanak taze, temizlenip paketlenmiş, dondurulmuş veya gıda sanayiinde işlenerek tüketilmektedir. Ispanak bitkisinin kısa sürede hasat olgunluğuna ulaşması, uygulanan kültürel işlemlerinin az olması tüm yıl boyunca yetiştirilebilmesi gibi birçok avantajı bulunmaktadır. Ispanak yetiştiriciliğinde en tahripkâr ve ekonomik hastalık ıspanak mildiyösü (Peronospora farinosa f. sp. spinaciae) hastalığıdır. Ispanak mildiyösü ıspanak yapraklarında simptomlar oluşturarak yaprak kalitesini düşürmekte ve önemli verim kayıplarına neden olmaktadır. Ispanak bitkisinde tüketilen kısım yapraklar olduğu için ıspanak mildiyösü hastalığı ile mücadele oldukça önemlidir. Ispanak mildiyösü ile mücadele kültürel önlemler ve kimyasal mücadele ile yapılmaktadır. Ancak bu hastalık ile mücadelede dayanıklı çeşit kullanmak çevreci ve ekonomik bir yöntem olarak kabul edilmektedir. Bu Yüksek Lisans Tez çalışması, Peronospora farinosa f. sp. spinaciae'nın 17 ırkına dayanıklı IG-101 çeşidinde yer alan dayanıklılığın kaç genle ve nasıl kontrol edildiği belirlemek amacıyla yapılmıştır. Birinci yıl mildiyö hastalığının tüm ırklarına duyarlı olan Viroflay çeşidi Peronospora farinosa f. sp. spinaciae'nın 17 ırkına dayanıklı IG-101 çeşidi ile melezlenmiş ve aynı zamanda IG-101 çeşidi kendilenmiştir. İkinci yıl hem melezlenmiş hem de kendileme yapılmış ıspanak bitkilerinin tohumdan yetiştirilen bitkilere ıspanak mildiyö hastalığı etmeni ile inokulasyon yapılmıştır. İnokulasyon sonucu melezleme ve kendileme ile elde edilen bitkilerindeki hastalık simptomları değerlendirildiğinde ıspanak mildiyösünün 17 ırkına dayanıklı olan IG-101 çeşidindeki genin tek bir gen olduğu ve baskın karakterde olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada elde edilen sonuçların dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesine katkı sağlayacağı, bu doğrultuda ekonomik kayıpların azaltılıp daha çevreci bir üretime yardımcı olacağı düşünülmektedir.
The effect of language learning on the resilience and integration of Syrian refugees in Türkiye
The study aimed to examine the effect of language learning on the resilience of Syrian refugees in Türkiye and their ability to integrate with the host community. A mixed-methods research approach was used. 218 Syrian refugees participated in the study. First, the quantitative method was used by administering the CD-RISC-25 questionnaire to measure the refugees' resilience. The correlation between resilience and language proficiency in English and Turkish was analysed. The relation between gender groups of refugees, employment, and study status on the one hand and resilience level on the other was also analysed. The correlation between the number of years refugees spent in Türkiye and resilience level was also examined. Then the qualitative method was used. 13 out of 218 Syrian refugees participated in the qualitative data collection through a semi-structured interview. Content analysis was used to analyse the effect of language learning on boosting refugees' resilience and accelerating their integration with the host community. As a result of the quantitative data analysis, there was a statistical correlation between English language proficiency and resilience. There was also a statistically significant difference between gender groups of refugees and resilience levels. On the other hand, there was no statistically significant correlation between Turkish language proficiency and resilience. There was no statistically significant relationship between refugees' employment and study status on the one hand and their resilience level on the other. There was also no statistically significant correlation between the number of years refugees spent in Türkiye and their resilience level. The qualitative results show that language learning, mainly English and Turkish, is significant in boosting the refugees' resilience and accelerating their integration. It was also proved to be a vital tool for accessing jobs and education, future planning, and local and global communication. The study concluded that language learning in the refugee context is crucial in building refugees' resilience. Language learning is also a primary tool for accelerating refugee integration with the host community in Türkiye
Sources of resistance in Durum wheat (Triticum durum) and its wild relatives aegilops spp.to Russian wheat aphid (RWA) (Diuraphis noxia mordwilko (Homoptera: aphididae ) and use of random amplified polymorphic DNA RAPD a
ABSTRACT M.Sc. THESIS SOURCES OF RESISTANCE IN DURUM WHEAT {Triticum durum) AND ITS WDLD RELATIVES Aegilops spp. TO RUSSIAN WHEAT APHID [Diuraphis noxia (Mordvilko)fHomoptera:Aphididae)] AND USE OF RANDOM AMPLIFIED POLYMORPHIC DNA (RAPD) ANALYSIS TO DETECT GENETIC VARIABILITY IN RWA Mohammed Izzat GHANNOUM DEPARTMENT OF PLANT PROTECTION INSTITUTE OF NATURAL AND APPLIED SCIENCES UNIVERSITY OF ÇUKUROVA Supervisors: Prof.Dr. Serpil KORNOSOR Year : 1 998, Pages:73 Jury: Prof.Dr. Nedim UYGUN Dr. M.MiloudiNACHIT Dr. Moustapha EL BOUHSSINI This study was carried out to identify sources of resistance and mode of resistance in durum wheat and its wild relatives Aegilops spp. to Russian wheat aphid [Diuraphis noxia (Mordvilko) (Homoptera:Aphididae)], one of the most serious pest of cereals in several parts of the world, and to study the genetic variability in RWA populations from different countries using Random Amplified Polymorphic DNA (RAPD) analysis to detect genetic variability in RWA. The results of the study showed significant differences among genotypes at the three mechanisms of resistance measurement antibiosis, antixenosis, and tolerance. Based on RAPD analysis of RWA, all the populations could be classified in to nine genetic groups at 75 percent similarity levels. Key words : Durum wheat, Diuraphis noxia, resistance, genetic variation. n
Çukurova koşullarında farklı buğday genotiplerinin hasat öncesi çimlenmeye duyarlılığı ve dayanıklılığının saptanması
Çukurova Bölgesi 'nde ticari olarak ekimi yapılan çeşitler ile farklı orijinlerden sağlanan ve Çukurova Bölgesi'ne adapte olmuş yüksek verimli buğday hatlarının, hasat öncesi çimlenmeye dayanıklılığının belirlenmesinin amaçlandığı bu araştırmada, İS ekmeklik ve 10 makarnalık buğday genotipi materyal olarak kullanılmıştır. Araştırma sonunda, kırmızı daneli buğdayların hasat öncesi çimlenmeye diğerlerine göre tolerant olduğu vurgulanmış; başaklanması erken olan erkenci çeşitlerin, başaklanması geç olan çeşitlere oranla hasat öncesi çimlenmeye daha duyarlı olduğu saptanmıştır. Ayrıca çimlenmeyi teşvik eden alfa-amilaz aktivitesini belirleyici bir unsur olan düşme sayısının hasat öncesi çimlenmeye dayanıklılıkta bir kriter olarak kullanılabileceği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler : Ekmeklik buğday, makarnalık buğday, hasat öncesi çimlenme, dormanci, dayanıklılık, duyarlılık, katlanma.
Domateste kök-ur nematodlarına (Meloidogyne incognita ırk-2 ve Meloidogyne javanica ırk-1) karşı dayanıklılığın teşvik edilmesinin araştırılması
oz YÜKSEK LİSANS TEZİ DOMATESTE KÖK-UR NEMATODLARINA (Meloidogyne incognita ırk- 2 ve Meloidogyne javanica ırk-1) KARŞI DAYANIKLILIĞIN TEŞVİK EDİLMESİNİN ARAŞTIRILMASI Cennet ARSLAN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİTKİ KORUMA ANA BİLİM DALI Danışman : Prof. Dr. İ. Halil ELEKÇİOĞLU Yıl: 2003 Sayfa: 40 Jüri : Prof. Dr. İ. Halil ELEKÇİOĞLU Prof. Dr. Nedim UYGUN Doç. Dr. Saadet BÜYÜKALACA Bu çalışmada domates bitkisinde Meloidogyne incognita ırk-2 ve M. javanica ırk-l'e karşı Salisilik Asit (S A), Trifluralin, DL-|3-amino-n-butyric asit (BABA) ve Fusarium oxysporum f.sp. melongenae kullanılarak dayanıklılığın teşvik edilmesi araştırılmıştır. Denemede kullanılan teşvik edici etmenlerin M. incognita ırk-2 ve M. javanica ırk-1 'in 2. dönem larvaları üzerine doğrudan etkili olmadıkları belirlenmiştir. Teşvik edici uygulanmış bitkilerden yalnızca SA uygulanmış domates topraklarında M. incognita ırk-2 ve M. javanica ırk-1' in 2. dönem larva sayısı, bitki köklerindeki gallenme oranı ile köke giriş oranı ve üreme gücünün azaldığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlara bağlı olarak SA'nın domates bitkisinde nematoda karşı dayanıklılığı teşvik ettiği bulunmuştur. Diğer teşvik edicilerin uygulandığı domates bitkisinin M. incognita ırk-2 ve M. javanica ırk-1 'i olumsuz etkilemediği belirlenmiştir. Bunun birlikte M. incognita ırk-2 larvaları inokule edilen bitkilerde BABA uygulamalarında, toprakta oluşan 2. dönem larva sayısı, gallenme ve üreme oranının kontrole göre arttığı tespit edilmiştir. Bu sonuca göre BABA' run bitkideki dayanıklılığı teşvik etmediği aksine nematod gelişimini arttırdığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Meloidogyne incognita ırk-2, M. javanica ırk-1, dayanıklılığın teşviki, dayanıklılığı teşvik edici etmenler, domates.
Bazı hıyar, domates ve biber çeşitlerinin Meloidogyne javanica Chitwood 1949 IRK-1 ve Meloidogyne incognita Chitwood 1949 IRK-2'ye karşı dayanıklılıklarının araştırılması
Bu çalışmada 28 hıyar, 26 domates ve 16 biber çeşidi Meloidogyne javanica ırk-1 ve M. incognita ırk-2'ye karşı 25±1°C sıcaklık ve %60±10 orantılı nem koşullarında iklim odasında testlenmiştir. Denemeye alınan tüm hıyar çeşitlerinin M. javanica ırk-1 ve M. incognita ırk- 2'ye duyarlı oldukları saptanmıştır. Domates çeşitlerinin tümü M. incognita ırk-2'ye duyarlı iken, 144 RN, Target N Fİ ve 1077 domates çeşitlerinin M. javanica ırk-1' e dayanıklı olduğu ve diğerlerinin ise duyarlı olduğu belirlenmiştir. Bu çeşitlerin M javanica ırk-1 karşı 30±l°C'de de dayanıklı olduğu ortaya çıkarılmıştır. Denemeye alman biber çeşitlerinin tamamının M. javanica ırk-1' e karşı dayanıklı bulunurken, M. incognita ırk-2'ye karşı duyarlı oldukları tespit edilmiştir. Biber çeşitlerinin tümü 30±1°C sıcaklıkta da M. javanica ırk-1 'e karşı dayanıklılıklarım sürdürebilmişlerdir. Anahtar kelimeler: Hıyar, biber, domates, Meloidogyne javanica ırk-1, Meloidogyne incognita ırk-2, dayanıklılık.
Kavunda fusarium solgunluğuna karşı trifluralin ve acetochlor herbisitlerinin kullanılarak dayanıklılığının teşvik edilmesi
Bu çalışmada trifluralin ve acetochlor herbisitlerinin Fusarium oxysporum f.sp. melonis (FOM)'in miseliyal gelişimi ve kavunda Fusarium solgunluk hastalığı üzerine olan etkileri araştırılmıştır. Her iki herbisit de katı ortamda FOM'un miseliyal gelişimini doza bağlı olarak artan oranda inhibe etmiştir. Bununla birlikte trifluralin katı ortamda miseliyal yoğunluğu arttırıcı etkide bulunmuştur, ve buna paralel sıvı ortamda dozla artan oranda miseliyal kuru ağırlığın artışına neden olmuştur. Acetochlor FOM'un koloni gelişimi üzerine trifluralinden daha fazla inhibe edici etki göstermiş ve yine sıvı ortamda doz artışına paralel olarak fungusun miseliyal ağırlığım ters orantılı bir şekilde azaltmıştır. Herbisitlerin solgunluk hastalığına olan etkilerinde ise trifluralin ve acetochlorun uygulama dozlarının yarısı (trifluralin; 96 ul/m2 ve acetochlor; 168 ul/m2) hastalığı azaltmada en etkili olmuşlardır. Trifluralinin 96 ul/m2lik dozu hastalık oluşumunu %62,4 azaltırken, acetochlorun 168 ul/m2 lik dozu %55 oranında azaltmıştır. Bunun yanında herbisitlerin normal uygulama dozları da (192 ul/m2 ve 336 ul/m2) hastalık oluşumunu azaltmış ancak iki katı dozlar (384 ul/m2 ve 672 ul/m2) hastalığı arttırmıştır. Tüm uygulamalardaki bitkilerden elde edilen ekstraktlar kontroldeki lerden elde edilenlere göre fungusun çim borusu gelişimini inhibe etmiş, bu uygulamalarda en güçlü inhibisyonu yine herbisitlerin yarı dozlarının (trifluralin; 96 ul/m2 ve acetochlor; 168 ul/m2) uygulandığı bitki ekstraktları sağlamış daha sonra bunu sırasıyla iki katı (384 ul/m2 ve 672 ul/m2)ve normal uygulama dozları (192 ul/m2 ve 336 ul/m2) takip etmiştir. Anahtar Kelimeler: Kavun, Fusarium solgunluğu, Dayanıklılığın teşviki, Herbisit
Doğu Mahallesi (Korgun, Çankırı) dolayındaki kireçtaşlarının beton agregası olarak uygunluğunun araştırılması
Günümüzde, inşaat sektörü özellikle konut yapımında hızlı bir büyüme içerisindedir. Bu nedenle, konutların yapımında önemli bir yapı malzemesi olan betonun üretiminde agregalar yoğunlukla kullanılmaktadır. Başlıca, agrega, çimento ve sudan oluşan beton üretiminde, agrega dayanımı yüksek ise betonun yük taşıma mekanizmasına ve dolayısı ile betonarme yapının dayanımına olumlu yönde etki edecektir. Betonun ana hammadde girdisi %80'e varan oranlarla agregadır. Ülkemizde agrega üretimi taş ocaklarından, derelerden ve denizlerden yapılmaktadır. Daha kolay erişim ve kolay işlenebilirlik nedeniyle ocaklara ilgi her geçen gün artmaktadır. Ocak lokasyonlarına göre, kırma ve patlatma yöntemleriyle çıkarılır. Çıkarılan kireçtaşları yıkama ve eleme işlemlerinden geçer. Elenen malzeme 0-4 mm, 4-11,2 mm, 11,2-22,4 mm tane çapına göre sahada toplanır. Beton yapımında kullanılan agregalar için TS EN 12620+A1 standardında geçen geometrik özelliklerine göre; elek analizi, yassılık indeksi, çok ince malzemenin muhtevası, metilen mavisi deneyleri yapılmıştır. Fiziksel özelliklerini belirlemek için, parçalanma direnci (Los Angeles deneyi), aşınmaya karşı direnci (Mikro – Deval aşınma deneyi), yığın yoğunluğu, tane yoğunluğu ve su emme oranı deneyleri yapılmıştır. Dayanıklılık özelliklerini belirlemek için, donma/çözünme etkisine karşı direnci, hacim kararlılığı – kuruma büzülmesi, agregalarda alkali – silika reaktifliği deneyleri yapılmıştır. Kimyasal özelliklerini belirmek için ise klorür içeriği, asitte çözülebilen sülfat tayini, toplam kükürt tayini, hafif kirleticilerin tayini, potansiyel humus varlığının tayini, fulvo asit içeriğinin tayini yapılmış ve uygunluğu kontrol edilmiştir. Bu çalışma, Doğu Mahallesi (Korgun, Çankırı) dolaylarında yaygın olarak görünen kireçtaşlarının beton agregası olarak uygunluğu hakkındadır.
The impact of english learning on idp and refugee adolescent resilience in Iraq: a sample of Duhok
One of the central aspects of displacement and migration is resilience on behalf of the affected individuals. As it is crucial to communication and, thus, survival, language is vital to promoting such resilience. Nowadays, English language learning provides numerous opportunities for individuals to succeed; hence, it is essential in building resilience among displaced populations. Nevertheless, the current study seeks to verify the impact of English language acquisition on adolescents' lives. The study has been conducted in camp and non-camp schools via the delivery of a CD-RISC-25 questionnaire to 223 adolescents aged 16 to 17 years. In the current study, it is assumed that Iraqi IDP and Syrian refugee adolescents have low resilience due to the harsh circumstances they endure and that no statistically significant differences exist between Iraqi IDP and Syrian refugee adolescents in relation to their resilience and poor qualities of life. It is also hypothesized that learning English as a foreign language (EFL) increases the resilience of both groups. In this study, it is concluded that Iraqi IDPs ad Syrian refugee adolescents have medium resilience levels and that no statistically significant differences exist between Iraqi IDP and Syrian refugee adolescents' resilience. It is also concluded that EFL learning promotes the resilience of both groups.
Kanser hastası çocuğu olan ailelerin dayanıklılık, travma sonrası büyüme ve hastalık sürecine ilişkin deneyimleri
Bu araştırmanın amacı çocukluk çağı kanser hastalığı sürecindeki aile deneyimlerini derinlemesine incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın örneklemini 12 aileden her iki ebeveyn olmak üzere 24 ebeveyn ve 8 aileden 7-18 yaş aralığında 6 kız ve 6 erkek kardeş oluşturmuştur. Bu çalışma nitel araştırma desenlerinden fenomonolojik yaklaşıma dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Nitel veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu yaklaşımına dayalı olarak ve yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Elde edilen veriler tümevarım yoluyla ve içerik analizi yaklaşımıyla analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, aile üyeleri tanıya çeşitli davranışsal ve duygusal tepkiler vermiş ve bazı aileler sağlık kurumunu değerlendirip yeni bir kurum aramışlardır. Hastalığın tanılanması ve sonraki süreçte aileler yaşamlarını yeniden düzenlemişlerdir. Bu bağlamda aile üyeleri hasta çocuk odaklı yaşamaya başlamış, yeni sorumluluklar almış ve/veya var olan sorumlulukları artmıştır. Ayrıca aile üyeleri zor duygularını gizlemek zorunda kalırken diğer aile üyelerine yönelik duygusal destek vermek, yaşamlarını izole etmek, ev içi koruyucu tedbirler uygulamak, işten ayrılmak ve başka bir şehre taşımak zorunda kalmışlardır. Aileler yaşamlarında yaptıkları değişikliklerin yanında farklı kaynaklardan ortaya çıkan zorlanma ve stresörlerle karşılaşmışlardır. Bunlardan ilki, aile üyelerinin süreçte davranışsal ve duygusal tepkiler vermeye devam etmesi; ikincisi, ebeveyn çocuk (kardeş) ilişkileri ve eş/ebeveyn ilişkilerinde ortaya çıkan zorlanmalarla ilişkili olmuştur. Üçüncüsü, hasta çocuğun tutum ve davranışları, duyguları ve normal yaşamının kaybı biçimindeki hasta çocukla ilgili zorlanmalar olmuştur. Dördüncüsü, tedavi yan etkileri, kayıplar ve acı verici uygulamalar biçimindeki hastalık ve tedavinin ikincil etkilerinin oluşturduğu zorlanmalardır. Beşincisi, tedavi giderleri, iş yaşamındaki bozulma ve maddi kayıplar şeklindeki finans ve iş konularıyla ilişkilidir. Altıncısı, hasta çocuğun etiketlenmesi, ebeveynlere öneri ve olumsuz örneklerin ifade edilmesi, durum hakkında soru sorulması ve insanların uzaklaşması, uzun vadede yalnız kalma biçiminde toplum kaynaklı zorlanmalardan oluşmaktadır. Son olarak ise, hastalıkta zaman zaman yaşanan kötü gidiş, başka çocukların kaybı ve özel bir tedavi için ekonomik kaynak bulma ihtiyacı süreçte karşılaşılan stresörlerle ilişkili olmuştur. Ayrıca bu süreçte hem ebeveynler hem de kardeşler finans gerektiren konular ve aile bütünlüğünün sağlanması yönünde gereksinim belirtmiş; buna ek olarak ebeveynler sosyal duygusal destek ve umut aşılayan deneyimler ve kardeşler de hasta çocuğun iyileşmesi ve ebeveynlerin duygularını paylaşması yönünde gereksinim belirtmişlerdir. Aile üyeleri sahip oldukları destek kaynakları ve kullandıkları başa çıkma stratejilerinin oluşturduğu koruyucu süreç ve faktörler ile karşılaştıkları zorlanmaları dengelemeye, başa çıkmaya ve toparlanmaya çalışmışlardır. Destek kaynaklarından ilkini; aile bağlılığı, aile esnekliği, aile anlamları ve etkili iletişim biçimindeki aile içi güçler oluşturmaktadır. İkincisi, geniş ailenin sağladığı sosyal-duygusal destek, diğer çocukların bakımı, tedaviye katılım, yemek ve temizlik konuları, para desteği, araç ve kıyafet sağlama biçiminde gruplanan desteklerden oluşmaktadır. Üçüncüsü, sağlık hizmeti sunan takımın özenli-saygılı tutumu, umut aşılaması, rehberlik ve bilgilendirme sağlamasından oluşmaktadır. Dördüncüsü, kanser hastası çocuğu olan ebeveynlerin sağladığı bilgi-rehberlik ve dayanışma ile yönlendirmeden oluşmaktadır. Beşincisi, ebeveyn/ailenin sosyal çevresinin sağladığı sosyal-duygusal destek, para yardımı, ev bakımı ve araç sağlama; kardeşlere yönelik arkadaş ve öğretmenlerin sağladığı sosyal-duygusal destek ve statülü kişilerin ilgisi biçimindeki toplumsal desteklerden oluşmuştur. Altıncısı, iş yerinin sağladığı çalışma esnekliği, avans para desteği ve yardım kolisi göndermesinden oluşmuştur. Sonuncusu ise devlet kurumlarının sağladığı para yardımı ve yardım kolisi ile bazı sivil toplum kurum ve kuruluşlarının hasta çocuk için sağladığı okul olanağı, düzenlediği programlar ve gerçekleştirdiği giyecek, yiyecek ve para yardımlarından oluşmuştur. Aile üyeleri sahip oldukları kaynaklar ve kendilerine sağlanmış desteklerin yanında bu süreçle başa çıkmak için aktif olarak çaba göstermiş ve değerlendirme-odaklı, problem-odaklı ile duygu-odaklı başa çıkma biçimi altında gruplanan çeşitli davranışları kullanmışlardır. Hem ebeveynler hem de kardeşlerin en az kullandığı başa çıkma biçimi problem-odaklı başa çıkma olmuştur. Özellikle ebeveynler olumlu bakış açısı ve dini bakış açısı biçimdeki değerlendirme odaklı başa çıkma ile dini ritüeller biçimindeki duygu-odaklı başa çıkma davranışlarını daha fazla kullanırken, kardeşler sosyal-duygusal destek kullanımı, sosyalleşme ve aktiviteler ve zihin odağını değiştirme biçimindeki duygu-odaklı başa çıkma davranışlarını daha çok kullanmışlardır. Aile üyeleri karşılaştıkları zorluklara rağmen travma sonrası büyüme çerçevesinde değerlendirilen kişilerarası ilişkiler, kişisel algılar, yaşamın değeri ve maneviyat konularında olumlu değişiklikler bildirmişlerdir. Sonuç olarak bu çalışma literatürde bildirilen kanserle ilgili deneyimleri desteklemektedir. Bununla birlikte, sonuçlar aile ve aile üyelerinin karşılaştıkları zorluklar konusunda ayrıntılı bilgi sağlarken, ailelerin ve aile üyelerinin bu zorluklar karşısında sahip olduğu kaynaklar ve kullandıkları başa çıkma davranışlarını da ortaya koymuş, ayrıca böylesi zorlayıcı bir yaşam koşulunda aile üyelerinde olumlu değişikliklerin gerçekleştiğini göstermiştir.
Ertelemeciliğin rahatsızlığa dayanıksızlık ve mükemmeliyetçilikle ilişkisi
Bu çalışmada,erteleme eğilimi yüksek ve düşük olan kişilerin rahatsızlığa dayanma güçlerinin karşılaştırılması ve erteleme davranışının, rahatsızlığa dayanıksızlık ve mükemmeliyetçilikle olan ilişkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışma grubunu, İstanbul ilinde üniversitesi eğitim gören, gönüllü katılımı kabul eden 70 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma da, Genel Erteleme Ölçeği, Akademik Erteleme Ölçeği, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Sıkıntıya Dayanma Ölçeği, Rahatsızlığa Dayanma Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Çalışmada genel erteleme, akademik erteleme, çoklu mükemmeliyetçilik, sıkıntıya ve rahatsızlığa dayanıksızlık düzeylerinin birbirleri ile arasındaki ilişki analiz edilmiş ve katılımcıların sıkıntıya dayanıksızlık ile başkalarının kendinden beklediği mükemmeliyetçiliği arasında ters yönlü ilişki olduğu bulgular arasındadır. Sıkıntıya dayanma ile akademik ortalama ile pozitif yönlü ilişkinin olduğu, genel erteleme ile akademik erteleme arasında pozitif yönlü ilişkinin olduğu, genel erteleme ile akademik ortalama ile ters yönlü ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın sonuçları, sınırlılıkları ve gelecek araştırmalar için öneriler literatür doğrultusunda tartışılmıştır.
Futbolda lig sıralamasına göre antrenman yüklerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, 2017-2018 sezonunda 11 hafta boyunca lig şampiyonu ve lig sonuncu olan takımların haftalık içsel ve dışsal yüklerini karşılaştırmak ve bu takımların benzer pozisyonlarında oynayan oyuncuların antrenman yüklerini değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 2017-2018 sezonunda Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Spor Toto Gelişim Elit U19 Liginde müsabakalara katılan Altınordu ve Manisaspor futbol takımları katılmıştır. Bu çalışmadaki katılımcı sayısı, 10 oyuncu Altınordudan ve 10 oyuncu Manisaspordan olmak üzere toplamda 20 futbolcudur. Çalışmadaki oyuncular pozisyonlarına göre 8 savunma, 6 orta saha, 6 forvet olarak sınıflandırılmıştır. Kaleciler çalışmaya dahil edilmemişlerdir. Çalışma öncesinde antropometrik ve YIRT 1 testi yapılmıştır. İçsel ve dışsal yüklere ait veriler ligin 2. yarısının son 11 haftası boyunca toplanmıştır. İçsel yük hesaplama metodu olan RPE ile Sportif Kulüp Yönetimi isimli telefon aplikasyonu kullanarak her bir antrenman veya müsabaka için hesaplama yapılmıştır. Haftalık içsel yükler, günlük antrenman yüklerinin toplamıyla elde edilmiştir. Dışsal antrenman yükü, oynanan her resmi müsabakada GPS birimleri kullanılarak gerçekleştirilen orta, yüksek ve sprint şiddetli koşu mesafelerinin toplamı değerlendirilmiştir.Bulgular: İstatistiksel analiz sonuçlarına göre Altınordulu oyuncuların YIRT1 testi performansı, haftalık ortalama RPE, resmi müsabakalardaki ortalama orta, yüksek ve sprint şiddetli koşu mesafeleri toplamı, antrenman monotonluğu ve savunma, orta saha ve hücum oyuncularının antrenman yükleri Manisasporlu oyuncularla karşılaştırıldığında anlamlı bir şekilde daha yüksektir (p<0,05). Ayrıca Altınordulu oyuncuların vücut yağ yüzdesinin Manisasporlu oyunculardan istatistiksel olarak anlamlı daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0,05).Sonuçlar: RPE ve GPS, antrenman yükü takibinde etkili yöntemlerdir. Ligte başarılı olan takımların içsel ve dışsal yükleri başarısız takımlardan daha yüksektir.Anahtar Kelimeler: Futbol, Antrenman Yükü, İçsel Yük, Dışsal Yük, RPE, GPS, Orta, Yüksek ve Sprint Şiddetli Koşu Mesafesi, Lig Sıralaması, Futbola Özgü Dayanıklılık.
Farklı stabilizasyon egzersiz eğitimlerinin denge, endurans ve kas kuvveti üzerine etkileri
Bu çalışma farklı stabilizasyon egzersiz eğitimlerinin denge, gövde kaslarının endurans ve kuvveti üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya Gaziantep ilinde bulunan Osteolife sağlıklı yaşam merkezine gelen yaşları 25-50 yıl arasında değişen 24 sağlıklı kadın dahil edildi. Bireyler yaş ortalaması 31,2± 6,5 yıl olan Reformer pilates (n=12) ve yaş ortalaması 38,7±7,8 yıl olan Antigravity Fitness (n=12) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Reformer pilates ve Antigravity Fitness Grubu'na sekiz hafta süresince (2gün/hafta) egzersiz eğitimi verildi. Sekiz haftalık egzersiz eğitim öncesi ve sonrasında, her iki grup da aynı yöntemlerle değerlendirildi. Bireylerin gövde kaslarının enduransları; plank testi, lateral köprü testi, tek taraflı köprü endurans testi, gövde fleksiyon testi ile, dinamik dengeleri ise y-denge testiyle, abdominal ve lumbar kasların myotonometrik özellikleri ise MyotonPro ile değerlendirildi. Sekiz haftalık eğitim sonunda yapılan değerlendirmelerde, her iki grubun da gövde kaslarının kuvvet ve enduransları, dinamik denge paramatrelerinde eğitim öncesine göre artış olduğu saptandı(p<0.05). Reformer Pilates Grubu'ndaki bireylerin lumbar kaslarının tonuslarında azalma, lumbar relaksasyon sürelerinde artış görüldü(p<0,05). Abdominal kasların myotonometrik özellikleri bakımından her iki grupta da fark bulunamadı(p>0.05). Lumbar kasların myotonometrik özelliklerinden sertlik değeri Antigravity Fitness Grubu' nda artış gösterdi(p<0,05). Sonuç olarak reformer pilates eğitiminin dinamik denge, gövde kaslarının kuvveti ve enduransını arttırmak için antigravity fitness eğitiminden daha etkili olduğu bulundu. Ayrıca lumbar bölgede kasların myotonometrik özelliklerden olan sertlik değerini arttırmak için antigravity fitness eğitimin kullanabileceği görüşüne varıldı. Anahtar Kelimeler: Kasların Viskoelastik Özellikleri, Antigravity Fitness, Reformer pilates, Dinamik Denge.
Türkiye'de önemli sarımsak üretim alanlarında bitki paraziti nematodların saptanması ve bazı sarımsak genotiplerinin soğan sak nematodu [Ditylenchus dipsaci (Kühn, 1857) Filipjev, 1936] ırklarına karşı dayanıklılıklarının belirlenmesi
Bu çalışmada Türkiye sarımsak üretim alanlarında bitki paraziti nematod türlerininin saptanması ve bazı sarımsak genotiplerinin Soğan sak nematodu; Ditylenchus dipsaci Kühn, 1857 (Tylenchida: Anguinidae) ırklarına karşı dayanıklılıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Sarımsak üretiminin yoğun yapıldığı Kastamonu, Kahramanmaraş, Balıkesir, Gaziantep ve Aksaray İllerinden 2017-2019 yılları arasında, toprak ve bitki örnekleri alınmıştır. Elde edilen bireylerin teşhisi sonucu 17 bitki paraziti nematod türü belirlenmiş ve D. dipsaci'nin örnek alınan alanların %30'unda bulaşık olduğu belirlenmiştir. Konukçu testleme çalışmasında D. dipsaci'nin soğan, sarımsak ve nergis bitkilerinde iyi gelişirken, yonca, nohut ve buğdayda zayıf geliştiği; marul ve pırasada ise hiç gelişemediği saptanmıştır. Denemeye alınan tüm sarımsak çeşitlerinin Soğan sak nematoduna hassas oldukları belirlenmiştir. Tam olarak dayanıklı genotip bulunmamakla birlikte düşük oranda nematod üremesinin belirlendiği Tunceli Sarımsağı, Kütahya Beyazı, Kütahya Pembesi, Balıkesir, Muğla 7 ve Muğla 6 genotipleri, soğan sak nematodunun bulaşık bulunduğu alanlarda yetiştirilmek için önerilebileceği gibi sarımsak ıslahı için de önemli bir genetik kaynak olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sarımsak, Soğan Sak Nematodu, Dayanıklılık, Irk
Kardan mili ömür tayini için matematiksel model geliştirilmesi vedeneysel olarak doğrulanması
Motorlu taşıtlarda, motorda üretilen gücün diferansiyele iletilmesini sağlayan kardan milleri güç aktarma sistemindeki önemli elemanlardan biridir. Kardan milleri dönme hareketi ve güç iletimi sırasında, iletim gerçekleştirdiği elemanlar arasında yol koşullarına bağlı olarak ortaya çıkan açısal ve eksenel mesafe farklılıklarını kompanze etmektedir. Açı kompansazyonu üniversal mafsallar ile sağlanırken, eksenel kompanzasyon kayıcı takım adı verilen birbiri ile eş çalışan spline profiline sahip bir grup parça tarafından yerine getirilir. Müşteri isterlerini yerine getirecek şekilde tasarlanan kardan milleri ilk olarak bilgisayar ortamında sonlu elemanlar analizi ile doğrulanır; dondurulan tasarımlara ait üretilen prototipler laboratuvar ve sonrasında araç testlerine alınarak uygunluğu açısından değerlendirilir. Laboratuvar testleri kardan milleri için özel geliştirilmiş test cihazları üzerinde gerçekleştirilir. Testlerdeki girdiler ve başarı kriteri araç üreticileri (OEM) tarafından belirlenmektedir. Bu testleri gerçekleştirmek uzun süreler gerektirmekte ve bu durumda doğrulama sürecinin maliyeti de yüksek çıkmaktadır. Buradan yola çıkılarak ortaya konulan bu çalışmada, kardan mili emniyetli çevrim sayısını belirlemek üzere yapılan testlerle doğrulanan iki farklı yeni matematiksel model geliştirilmiştir. Yeni geliştirilmiş olan bu iki matematiksel model atfen kısaltma kullanılarak Sen-Atik-I ve Sen-Atik-II olarak adlandırılmıştır. Burada, I ve II rakamları modelin birinci veya ikinci model olduğunu ifade etmektedir. Geliştirilen yeni modeller ile hesaplanan emniyetli çevrim süreleri laboratuvar test sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonrasında, yeni geliştirilen modellerden Sen-Atik-II'nin, test sonuçlarına en kötü durumda %4,84 fark ile yaklaştığı tespit edilmiştir. Böylece elde edilen bu yakınsama ile yeni geliştirilen model Sen-Atik-II'nin laboratuvar testleri yerine kullanılabileceği tespit edilmiştir.
Farklı ayçiçeği hatlarının canavar otu türlerine (Orobanche spp.) ve bazı herbisitlere karşı dayanıklılık reaksiyonlarının araştırılması
Ayçiçeği yetiştiriciliğinde sorun olan yabancı otlar içerisinde özellikle tam parazit Canavar Otu türleri ana zararlıdır. Sürdürülebilir ayçiçeği yetiştiriciliğinde, Canavar Otu türlerine ve herbisitlere dayanıklı ayçiçeği çeşitlerinin yetiştirilmesi oldukça önemlidir. Hibrit ayçiçeği çeşitleri içerisinde, sadece imazamox ve tribenuron methyl aktif maddeli herbisitlere dayanıklı çeşitler bulunmaktadır. Bu herbisitlerin hassas ayçiçeği çeşitlerinde kullanılması, bitkilerin ölümüne neden olmaktadır. Bu çalışma, 2019-2020 yılları arasında Canavar Otuna ve imazamox ile tribenuron methyl aktif maddeli herbisitlere genetik olarak dayanıklı restorer (baba) ayçiçeği hatlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Doğu Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü sera ve tarla deneme alanlarında yürütülmüştür. Sera koşullarında, ileri generasyon kademesine sahip 30 restorer ayçiçeği hattının Canavar Otuna, sera ve tarla koşullarında 1300 restorer ayçiçeği hattının Canavar Otuna ve imazamox ile tribenuron methyl aktif maddeli herbisitlere dayanıklılık durumları belirlenmiştir. Yapılan çalışmada, ayçiçeği üretim alanlarından toplanan Canavar Otu tohumlarının bakla, mercimek ve domates bitkilerinde zarar yapmadığı, 30 restorer ayçiçeği hattı içerisinde 3 hattın Canavar Otuna dayanıklı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca sera ve tarla koşullarında denemeye alınan 1300 adet restorer ayçiçeği hattından, 261 hattın Canavar Otuna, 434 hattın imazamox, 269 hattın tribenuron methyl aktif maddeli herbisitlere dayanıklı olduğu ortaya konmuştur.
Sporda mental dayanıklık ölçeği uyarlama: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışmanın amacı ilk olarak Sheard ve diğ.(2009) tarafından geliştirilen "Sporda Mental Dayanıklık Ölçeği'ni" (SMDÖ) Türkçe'ye uyarlamak, ölçeğin geçerlik güvenirlik analizlerini yapmaktır. SMDÖ'nün uyarlama, geçerlik ve güvenirlik analizleri ardından sporcuların demografik özelliklerine göre mental dayanıklık düzeylerini incelemektir. İzmir ve Manisa illeri içinde lisanslı olarak spor yapan ve hala müsabakalara katılan sporcularda uygulanmıştır. Takım sporlarından "Futbol, Voleybol, Basketbol", bireysel sporlarda ise "Tenis, Atletizim" branşlarından sporcular seçilmiştir. Araştırmamıza 138 kadın sporcu 219 erkek sporcu olmak üzere 357 tane denek katılmıştır. Yaş kriterini genelleyebilmek için ise; 13-16 yaş arası (N: 142, : 15,80, sd: 2,52), 17-20 yaş arası (N: 136, : 15,85, sd: 2,53), 21-24 yaş (N: 47, : 16,17, sd: 2,24), 25 ve daha büyük (N: 32, : 15,63, sd: 2,74) olarak ayrılmıştır.
Farklı phyllocoptruta oleivora (Ashmead) (Acari: Eriophyidae) popülasyonlarının bazı akarisitlere karşı direnç düzeylerinin belirlenmesi
Phyllocoptruta oleivora (Ashmead) (Acari: Eriophyidae) turunçgil yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı ülkemizin Doğu Akdeniz Bölgesi'nde, turunçgillerde sezon içerisinde çok sayıda kimyasal mücadele uygulaması yapılmasına rağmen engellenemeyen ve ekonomik kayıplara neden olan bir zararlıdır. Bu çalışmada, Erdemli (Mersin), Karataş, Kozan ve Yüreğir (Adana)'den alınan Turunçgil pasböcüsü popülasyonlarının abamectin, kükürt, pyridaben ve spirodiclofene karşı direnç düzeyleri biyolojik etkinlik denemeleri ile belirlenmiştir. Denemelerde karşılaştırma olarak kullanılmak üzere pesitisit uygulaması yapılmayan alandan hassas (Balcalı/Sarıçam/Adana) popülasyon alınmıştır. Yapılan biyolojik etkinlik denemelerinin sonuçlarına göre bahçe popülasyonlarının LC50 değerinin hassas popülasyonun LC50 değerine bölünmesiyle, abamectine karşı en dirençli popülasyonun 25.31 kat ile Kozan'dan alınan popülasyonda olduğu, en düşük dirence sahip popülasyonun ise 8.13 kat ile Yüreğir'den alınan popülasyonda olduğu belirlenmiştir. Kükürte karşı popülasyonların düşük düzeyde direnç gösterdiği tespit edilmiş, en yüksek direnç oranının ise 2.53 ile Yüreğir'den alınan popülasyonlarda olduğu saptanmıştır. Spirodiclofene karşı 24.00 kat ile en yüksek direncin Erdemli popülasyonunda olduğu bunu sırasıyla 15.39, 14.05 ve 9.21 değerleriyle Karataş, Yüreğir ve Kozan popülasyonlarının takip ettiği tespit edilmiştir. Phyllocoptruta oleivora popülasyonlarının pyridabene karşı direnç oranlarına bakıldığında ise Erdemli, Kozan, Yüreğir ve Karataş için sırasıyla 30.30, 15.85, 10.10 ve 7.55 kat olarak belirlenmiştir. Bölgeden toplanan popülasyonların en az direnci kükürte karşı gösterdiği, abamectin, spirodiclofen ve pyridabene ise orta düzeyde dirençli olduğu belirlenmiş olup en yüksek direnç oranı pyridabene karşı Erdemli popülasyonunda saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Akarisit, biyolojik etkinlik, dayanıklılık, Doğu Akdeniz Bölgesi, Türkiye
Kök ur nematodları (Meloidogyne incognita, Meloidogyne javanica) ile soğan sak nematodu (Ditylenchus dipsaci)'nun bazı susam çeşitleri üzerinde gelişmelerinin araştırılması
Bu çalışmada, tarımda önemli kayıplara neden olan Kök-ur nematodu Meloidogyne incognita, Meloidogyne javanica ve Soğan Sak nematodu Ditylenchus dipsaci'nin 26 susam çeşit ve hatları üstünde gelişmeleri ve dayanıklılık parametreleri araştırılması yapılmıştır. M. incognita ve M. javanica ile bulaştırılmış susam çeşit ve hatları ur skalasında, tüm susam çeşitlerinde her iki nematod türünde de ikinin altında bulunmuştur; üreme değerleri (MR) incelendiğinde hepsinin birin altında bulunmuştur. M. incognita ve M. javanica susam bitkileriyle beslenmiş, köklerde urlu yapılar oluşturmuştur. Nematodlar yumurta kesesi oluşturmadığı için 2. dönem infektif larvalar meydana gelmemiştir. D. dipsaci ile bulaştırılmış susam çeşit ve hatları üreme değerleri (MR) incelendiğinde değerlerin hepsinin birin altında olduğu görülmüştür. D. dipsaci bireyleri köke kısmen giriş yapmış fakat üreme olmamıştır. Bu durumda elde edilen verilere göre, tüm susam çeşit ve hatları her üç nematod türüne karşı yüksek düzeyde dayanıklı olduğu saptanmıştır.
Numerical examination of the impact characteristics of vehicle side door beams
In side vehicle accidents, there is very small distance between the impactor and the passenger. In such accidents, car manufacturers place impact energy absorber beams inside the door so that the passengers do not suffer from loss of life or major injures. In this study, the crashworthiness performances of impact energy absorber beams were investigated. Comparisons were made by changing the thickness, materials, angles, and cross-sections of the beams. Among the materials used (AL6061-T6 and A36 steel), AL6061-T6 material stood out with its high Specific Energy Absorption (SEA) value, low reaction force, and low permanent deformation performance. The best Velocity Absorption Time (VAT) value was obtained in the combination where the angle between the two beams defined by A36 steel was 25° degrees. It has been stated that the hexagonal cross-section door beam used is superior to the circular beam and is open to improvement.
Çimento ve mineral katkı maddelerinin ikili, üçlü ve dörtlü kombinasyonlarını içeren beton numunelerinin bazı mekanik ve durabilite özelliklerinin incelenmesi
Bu doktora çalışmasında, portland çimentosu (CEM 1 42,5 R) ile uçucu kül (UK), silis dumanı (SD) ve granüle yüksek fırın cürufu (GYFC) mineral katkı maddelerinin, ikili, üçlü ve dörtlü kombinasyonlarından üretilen farklı tasarımlardaki beton numuneleri 1, 3, 7, 28, 56, 90, 180 ve 360. günlerde basınç, eğilme dayanımı testine tabi tutulmuştur. Tüm karışımlar için su / bağlayıcı oranı 0,5 olacak şekilde sabit tutulmuştur. Yürütülen basınç ve eğilme dayanımı test sonuçlarına göre %5 SD+%10 UK+%10 GYFC ve %7,5 SD+%15 UK+%15 GYFC olan karışımların optimum dörtlü kombinasyon olarak kullanılabileceği kanaatine varılmıştır. Mekanik deneylerin yapıldığı tüm karışımların 1, 3, 7, 28, 90, 180 ve 360. gündeki basınç ve eğilme dayanımları sonuçları her bir gün için ayrı ayrı karşılaştırılmış ve her gün için sonuçlar arasındaki korelasyon üssel olarak araştırılmıştır. Tüm yaşlar için determinasyon katsayısı (R2) 0,806 ile 0,99 arasında değişmiştir. Karışım tiplerine göre ikili, üçlü ve dörtlü bağlayıcılı sistemler için basınç dayanımı ve eğilme dayanımı ilişkisi üssel olarak araştırılmıştır. Tüm determinasyon katsayıları (R2) 0,969 ile 0,985 arasında bulunmuştur. Sonuç olarak basınç dayanımı ile eğilme dayanımı arasındaki ilişkinin bağlayıcı tipinden ziyade, kür süresinden daha fazla etkilendiği gözlemlenmiştir. Bu aşamadan sonra mekanik sonuçlara dayanarak optimum karışım olarak tespit edilen iki farklı reçeteden oluşan dörtlü kombinasyon beton numuneleri ile referans karışım üzerinde durabilite deneyleri yürütülmüştür. Bu kapsamda seçilen iki optimum beton karışımının ve referans beton karışımının MgSO4 çözeltisine direnç, NaSO4 çözeltisine direnç, basınç altında su işleme (permeabilite), klor iyonu difizyonu özellikleri incelenmiştir. Sülfat dirençlerine tayin deneyleri neticesinde numuneler basınç testine, ultrasonik hız testine ve ağırlık kaybı testlerine tabii tutulmuşlardır. Ayrıca bu numunelerin SEM (Scanning Electron Microscophe) ve XRD (X-Ray Diffraction) metodları ile 3, 7, 14, 28, 56, 90, 180 ve 360. günlerdeki iç yapılarının gelişimleri birbirleri ile karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Yürütülen durabilite deneyleri neticesinde, çimento yerine SD, GYFC, UK gibi mineral katkı ikame edilerek üretilen betonların, sadece CEM 1 42,5 R tipi çimento ile üretilen betonlara kıyasla dayanım özelliklerinin yanında dayanıklılık özelliklerinin de daha güçlü olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca mineral katkı ikameli beton karışımlarının daha ekonomik, çevre dostu ve sürdürülebilir olduğu sonuçlarına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Minarel Katkı, Dayanım, Dürabilite, Mikro Yapı, Sürdürülebilirlik
Doğu marmara bölgesinde marulda kurşuni küf hastalığı etmeni (Botrytis cinerea Pers. Ex. Fr.)'nin bazı fungisitlere karşı duyarlılık düzeylerinin belirlenmesi
Marul üretiminde sorun olan önemli hastalıklardan birisi de Botrytis cinerea etmeninin neden olduğu kurşuni küf hastalığıdır. Bu etmen fungisitlere karşı en hızlı dayanıklılık kazanan mikroorganizmaların başında gelmektedir. Bu tez çalışması marulda kurşuni küf hastalığına neden olan Botrytis cinerea etmeninin bazı fungisitlere karşı duyarlılık düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Örtüaltı marul üretiminin yapıldığı Bilecik ili Söğüt ilçesinden alınan örneklerden izolatlar elde edilmiştir. İzolatlar koloni morfolojileri yönüyle misel gelişimleri, sporulasyon ve sklerot üretimleri dikkate alınarak değerlendirilmiştir. İzolatların 125 g/L fluopyram+375 g/L pyrimethanil, % 26.7 boscalid+% 6.7 pyraclostrobin ve 75 g/L fluxapyroxad+50 g/L difenoconazole aktif maddelerini içeren fungisitlere karşı olan duyarlılığındaki azalmalar in vitro koşullarda belirlenmiştir. Çalışmalar sonucunda 20 adet izolat elde edilmiştir. Koloni morfolojisine göre 4 adet izolat miseyal grupta yer alırken 16 adet izolat sklerot grubunda yer almıştır. İn vitro çalışmalar sonucunda fluopyram+pyrimethanil ve boscalid+pyraclostrobin aktif maddelerini içeren fungisitlere karşı en yüksek EC50 değeri M2 nolu izolatta tespit edilmiştir. M2 izolatı için hesaplanan EC50 değeri sırasıyla 37.657 µg/ml ve 51.025 µg/ml olarak belirlenmiştir. Fluxapyroxad+difenoconazole aktif maddelerini içeren fungiside karşı ise en yüksek EC50 değeri 11.154 µg/ml ile M8 nolu izolatta belirlenmiştir. Koparılmış yaprak demelerinde her bir fungiside karşı en yüksek EC50 değerine sahip olan 2 adet ve en düşük EC50 değerine sahip olan bir adet izolat seçilmiş ve denenmiştir. Denemeler sonucunda EC50 değeri yüksek olan izolatlar marul yapraklarında lezyon oluşturmuştur. Fungisitler bu izolatları engellemede başarısız olmuştur. Buna karşı EC50 değeri düşük olan izolatlar ise marul yapraklarında lezyon oluşturamamıştır. Bu durum bu izolatların fungisitlere karşı duyarlı olduğunu ortaya koymaktadır. Hem in vitro koşullarda hem de koparılmış yaprak denemelerinde bazı Botrytis cinerea izolatlarının kullanılan fungisitlere karşı duyarlılık düzeylerinde azalmalar olduğu belirlenmiştir.
Düzce yöresi agregalarının mühendislik özelliklerinin belirlenmesi ve beton üretiminde kullanılabilirliğinin araştırılması
Bu çalışmada, Düzce yöresindeki Asar Deresi, Küçük Melen Deresi, Aksu Deresi, Hasanoğlan Barajı ve Kurtsuyu mevkilerindeki agregaların fiziksel ve mekanik özellikleri ile beton üretiminde kullanılabilirlikleri araştırılmıştır. Bu amaçla agregalarda; tane dağılımı, gevşek ve sıkışık birim ağırlık, organik madde miktarı, ince madde oranı, yüzey nemi oranı, tane yoğunluğu, su emme oranı, donma-çözülme direnci, Los Angeles aşınma direnci, darbe dayanımı, kırılma dayanımı ve Mohs sertlik deneyleri yapılmıştır. Üretilen taze betonlarda çökme, yoğunluk ve Ve-be deneyleri yapılmıştır. Bu deneysel çalışmalardan sonra her agrega ocağı için aynı karışım oranlarına sahip betonlar üretilmiş ve bu betonların mühendislik özellikleri incelenmiştir. Sertleşmiş betonda yoğunluk tayini ve su emme, yarmada çekme dayanımı, ultrases geçiş hızı, Schmidt test çekici ile yüzey sertliği ve basınç dayanımı deneyleri yapılmış ve sonuçlar her bir ocak için karşılaştırmalı olarak yorumlanmıştır. Sonuç olarak, doğal agregaların kırma taş agregalara oranla daha iyi mühendislik özelliklerine sahip olduğu, farklı ocaklardaki agregalarla üretilen betonlardan Aksu Deresindeki agregalarla üretilen betonların en iyi mekanik özelliklere sahip olduğu, bunun yanında Düzce yöresi agregalarının beton üretimine uygun olduğu görülmüştür.