Cone-beam computed tomography

107 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Evcil kedide endokranial kastın morfolojik ve morfometrik özellikleri: Bir rekonstrüktif konik ışınlı bt çalışması

Endokranial kavite ve beyne dair önemli bilgiler sağlayan endokranial kast birçok omurgalı türünde uzun yıllardan beri araştırılmaktadır. Hazırlanmasında farklı yöntemler kullanılmakla birlikte, günümüzde en yaygın olarak bilgisayarlı tomografi görüntülerinden elde edilen dijital endokranial kastlar tercih edilmektedir. Bugün dünyada en çok beslenen pet hayvanı konumundaki evcil kedinin endokranial kast morfoloji ve morfometrisine dair bilgilerimiz oldukça sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile baş bölgesi görüntülenmiş evcil kedinin dijital endokranial kastını hazırlamak, morfometrik özelliklerini belirlemek ve kast üzerinde yer alan anatomik yapıları tanımlamaktır. Bu retrospektif çalışmada 10 adet dişi ve 10 adet erkek erişkin evcil kedide KIBT ile elde edilmiş 0.2 ve 0.3 mm kesit kalınlıklı DICOM veri seti kullanıldı. Veri setleri öncelikli olarak bir DICOM görüntüleyici program kullanılarak araştırma kriterlerine uygunluk yönünden değerlendirildi. Her bir hayvana ait veri seti açık kaynak kotlu bir medikal modelleme programına (3D Slicer) aktarılarak endokranial kastın 3B modeli oluşturuldu. Programın model ekranında kasta ait hacim ve yüzey alan verileri alındıktan sonra morfolojik değerlendirmeler için 6 yönden resimlendi. Araştırmanın son basamağında veri setleri DICOM görüntüleme programında açılarak kraniometrik analizler gerçekleştirildi. Bu kapsamda baş iskeletine ait 11 adet lineer ölçüm ve 6 adet indeks hesaplaması yapıldı. Araştırmaya ait veriler uygun istatistiksel analizler kullanılarak değerlendirildi. KIBT görüntüleri ve modelleme programı kullanılarak dijital endokranial kastlar başarılı bir şekilde oluşturuldu. İnce kesitlerin kalın kesitlere oranla daha yüksek yüzey detayı sağladığı gözlendi. Dişi ve erkek bireylerde endokranial kast hacim ve yüzey alanı sırasıyla 27.7±2.03 cm3, 64.1±4.47 cm2 ve 29.0±2.54 cm3, 65.7±3.77 cm2 olarak tespit edildi. Endokranial kastın dorsal ve lateral yüzeylerinde yer alan desenler beyne dokusuna ait sulcus ve gruslarla son derece uyumlu bulundu. Ventral yüzde yer alan desenlerin ise kranial sinirlerin geçiş noktaları temsil ettiği gözlendi. Erkek bireylerde foramen magnum yüksekliği dışında tüm lineer verilerin, dişi bireylerde ise indeks değerlerinin daha yüksek olduğu tespit edildi. Araştırmada elde edilen morfometrik veriler yönünden dişi ve erkek bireyler arasında istatistiki fark alınmadı (P>0.05). Evcil kedide dijital endokranial kastın araştırıldığı bu çalışma sınırlı sayıda hayvan üzerinde gerçekleştirilmiş olsa da metodoloji ve sonuçları itibariyla referans olma niteliğin taşımaktadır. Sunulan dijital modeller cavum cranii anatomi bilgisine ve eğitimine katkı sağlayabilir.

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi
Anar Orucov
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eğri burunlu hastalarda fasiyal asimetrinin değerlendirilmesi

Günümüzde fonksiyonel ve estetik amaçlı çok sık uygulanan rinoplasti cerrahisinde eğri burunlu hastalar özel bir yere sahiptir. Eğri burun deformitesi 3 alt grupta tanımlanmıştır: I-tipi (lineer), C-tipi ve S-tipi. Yüzümüzdeki yapıların simetrik bir şekilde harmonisi cazibe algısının temelini oluşturmaktadır. Bu yüzden eğri burunlu hastalarda fasiyal asimetrinin hassas bir şekilde değerlendirilmesi ve sonuçlarının hastalarla paylaşılması önem arz etmektedir. Bizim bu çalışmamızdaki amacımız fasiyal asimetri ile eğri burun ilişkisini objektif yöntemler kullanarak değerlendirmektir. Çalışmamıza 2019-2022 yılları arasında Hacettepe Kulak Burun Boğaz Hastalıklarına estetik kaygıyla başvuran 57 hasta dahil edilmiştir. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Bölümü'nde usulüne uygun fotoğraf çekimi yapıldıktan sonra tüm kafa konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri alınmıştır. Bu görüntüler 3 boyutlu yeniden şekillendirme ile düzenlenip, 15 farklı parametrenin sağ ve sol yüz için ayrı ayrı olacak şekilde ölçümü yapılmıştır. Çalışmamıza katılan hastaların 32'si (56,1%) kadın, 25'i (43,9%) erkekti. Hastaların 50'sinde (87,7%) burun tıkanıklığı şikayeti olup, 46 (80,7%) tanesinde septum deviasyonu tespit edildi. Hastalarımızın 21 (36,8%) tanesinde I-tipi, 15'nde (26,3%) C-tipi aks deviasyonu olup 21 (36,8%) hastada aks deviasyonu tespit edilmedi. Üst yüz bölgesinin değerlendirilmesinde kullanılan G-LO ve Rh-LO parametrelerinde üçlü grup analizinde anlamlı fark elde edildi (p=0,002 ve p<0,001). Orta yüz bölgesine ait verilere bakıldığında 3 grup arasında üç parametrede de istatiksel olarak anlamlı fark elde edildi (G-Zy p=0,04, Rh-Zy p<0,001, ANÇ-Zy p<0,001). Alt yüzün değerlendirilmesi için elde edilen Gn-AM ve Ch-Go'de 3 grup arasında anlamlı fark elde edilmedi (p=0,056 ve p=0,09). Ayrıca yumuşak doku parametrelerinden Go ve LO'da istatiksel anlamlı fark bulundu (p=0,008 ve p=0,005). Eğri burunlu hastalarda özellikle üst yüz ve orta yüzde asimetriler mevcuttur. Üst yüzde glabella, orta yüzde anterior nazal çıkıntı stabil noktalar olup bu iki nirengi noktalarından türetilen parametrelerin anlamlı çıkması, diğer anlamlı çıkan parametreleriyle bütüncül düşünüldüğünde yukarıdaki ifadeyi kuvvetle destekler niteliktedir. Ayrıca eğri burunlu hastalarda nazal kemik uzunluklarının farklı olması objektif olarak gösterilmiştir.

AsimetriBurunBurun deformiteleri+2
Ergin Eroğlu
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bir grup türk popülasyonunda genial tüberkülün konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde görülme sıklığının araştırılması ve morfolojik açıdan değerlendirilmesi

Bu çalışmada genial tüberkülün (GT) konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde (KIBT) görülme sıklığının değerlendirilmesi ve morfolojik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi radyoloji arşivinden 18 yaş ve üzeri hastaların (228 kadın ve 128 erkek) 356 konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüsü elde edilmiştir. GT'ler aksiyal, koronal ve sagital kesitlerde tespit edilerek sınıflandırması yapılmıştır. GT'lerin morfolojilerini belirlemek üzere; GT'lerin genişliği (GT-g) ve yüksekliği (GT-y) ölçülmüş, çevre anatomik yapılarla ilişkilerini belirlemek üzere; GT'lerin mandibular santral kesicilerin apeksine uzaklığı (GT-K), mandibular basise olan uzaklığı (GT-M) ve mandibular anterior kalınlık (MK) ölçülmüş ve istatistiksel olarak analiz edilmiştir. GT'lerin Türk popülasyonunda görülme sıklığına bakıldığında hastaların %90,4'ünde en az bir GT saptanırken, %9,6'sında GT bulunmamış olup, en sık görülen tip GT-3 (%33,1), en az sıklıkla görülen GT-5 (%9,6)'tir. Cinsiyetler ve yaş grupları ile GT tipleri arasında (p=0.007, p=0.017); cinsiyetler ile GT-g, GT-y, GT-K ve MK arasında (p<0.001); yaş grupları ile GT-y ve GT-K arasında (p=0.038, p<0.001) istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. GT-y ve GT-M ölçümleri üzerinde yaş ile cinsiyet etkileşimi istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,029, p=0.030). Erkeklerde GT-g, GT-y, GT-K ve MK boyutları kadınlara göre daha uzun ölçülmüştür. GT'lerin morfolojilerinin bilinmesi; implant cerrahisi öncesi güvenli bölgenin tespiti, OUA tedavisi, mandibular asimetrinin saptanması gibi birçok tıp ve diş hekimliği uygulaması için kritik öneme sahiptir. Özellikle OUA cerrahisinde KIBT görüntülerinde ölçülen GT morfolojik verileri rehber olarak kullanılabilir.

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografiMandibulaTüberkül+2
Berke Berberoğlu Tuna
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Artiküler eminens pnömatizasyonu ile sfenoid sinüs pnömatizasyon ilişkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde değerlendirilmesi

Değerlendirilmesi. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Uzmanlık Tezi, Ankara, 2023. Pnömatizasyon, kemik içerisinde yerleşimli hava dolu kavitelerdir. Artiküler eminens (AEP) ve glenoid fossa pnömatizasyonu (GFP), temporal kemiğin zigomatik prosesinde yer alan hava dolu kavitelerdir. Bu hava dolu hücreler enfeksiyon yayılımı ve cerrahi müdahalenin şeklinin belirlenmesinde etkilidir. AEP radyografik görünümüne göre uniloküler ya da multiloküler olabilir ve multiloküler tipin trabeküler varyantı bulunur. Sfenoid sinüs, sfenoid kemikte yer alan ve pek çok anatomik oluşumla komşu bir yapıdır. Sfenoid sinüs boyut ve pnömatizasyon açısından oldukça fazla değişkenlik gösterir. Sfenoid sinüs pnömatizasyonu (SSP), posteroanterior yönde konkal, presellar, sellar ve postsellar tip olmak üzere dört grupta, postsellar tip pnömatizasyon ise subdorsal, dorsal, oksipital ve kombine tip olacak şekilde yine dört alt grupta, lateral SSP ise pterygoid, büyük kanat ve tam lateral (pterygoid ve büyük kanat) olmak üzere üç tipte incelenebilir. Ayrıca küçük kanat ve anterior tip pnömatizasyonlar da mevcuttur. Bu çalışmanın amacı konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde SSP ile AEP ve/veya GFP arasında ilişki olup olmadığını araştırmak, ayrıca SSP ile AEP ve/veya GFP prevalanslarını değerlendirmektir. Çalışmada, Ocak 2018 ile Ocak 2021 yılları arasında çeşitli nedenlerle Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na başvuran 16-87 yaş aralığında 170'i (%29,7) erkek, 403'ü (%70,3) kadın toplam 573 hastanın arşivde bulunan KIBT görüntüleri incelenmiştir. Elde edilen verilere göre AEP ve/veya GFP prevalansı %64,0 olarak saptanmıştır. SSP'nda %55,5 ile en sık postsellar tip, %1,2 ile en nadir konkal tip pnömatizasyon tespit edilmiştir. SSP ile AEP ve/veya GFP arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0.000). Bu ilişkinin bireyin kemik yapısının pnömatizasyon göstermeye yatkınlığından kaynaklanabileceği düşünülmektedir.

Eklem eminensiGlenoid fossaKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+1
Ezgi Katı
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İnfrazigomatik krest kalınlığının değerlendirilmesi

Giriş: Bu çalışmanın amacı, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri kullanılarak sağ ve sol üst birinci molar dişlerin meziobukkal ve distobukkal kökleri hizasındaki infrazigomatik krest (IZC) kalınlığının; yaş, cinsiyet, varsayımsal minivida giriş açısı, vertikal yüz boyutu, maksiller sinüs hacmi ve kök ucu-maksiler sinüs tabanı mesafesi ile olan ilişkisini değerlendirmektir. Bireyler ve Yöntem: Bu çalışmaya, Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinden, tanı ve tedavi amaçlı alınmış, 149 bireyin KIBT görüntüsü dahil edilmiştir. Ortalama yaşı 20,7 ± 6,9 olan bireyler; yaş (64 birey ≤18yaş, 85 birey ≥19yaş), cinsiyet (79 kadın, 70 erkek) ve vertikal yüz boyutlarına (41 birey brakifasiyal, 69 birey mezofasiyal, 39 birey doligofasiyal) göre gruplandırılmıştır. Dolphin 3D (Dolphin Imaging & Management Solutions, Chatsworth, California, ABD) programı kullanılarak bireylerin GoGnSN açıları, maksiller sağ ve sol birinci molar dişlerin meziobukkal ve distobukkal köklerinde; farklı varsayımsal minivida giriş açılarındaki (50⁰, 60⁰, 70⁰) IZC kalınlıkları ve kök ucu-maksiller sinüs tabanı mesafeleri ve sağ ve sol maksiller sinüs hacimleri ölçümleri yapılmıştır. Bulgular: Varsayımsal minivida giriş açısı arttıkça ortalama IZC kalınlığının da arttığı saptanmıştır. 18 yaş ve altı bireylerdeki ortalama IZC kalınlığı, 19 yaş ve üstü bireylere göre daha fazla bulunmuştur. IZC kalınlığı ile maksiller sinüs hacmi değerleri arasında zayıf ve orta düzeyde negatif yönlü korelasyon ve IZC kalınlığı ile kök ucu-maksiller sinüs tabanı mesafesi değerleri arasında zayıf düzeyde pozitif yönlü korelasyon saptanmıştır. Sonuçlar: Bu çalışma; IZC kalınlığının, ortodontik tedavide IZC minividası planlaması öncesinde dikkatle değerlendirilmesi gereken bireysel parametrelerle ilişkili olduğunu göstermiştir. Çalışmamızın sonucunda IZC kalınlığının yaş ve minivida giriş açısına göre anlamlı seviyede farklılık gösterdiği gözlenmiştir. Çalışmamız, KIBT'nin minivida yerleştirme lokalizasyonunu belirlemek için uygun bir yöntem olduğunu önermektedir. Anahtar kelimeler: İnfrazigomatik Krest, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi, Maksiller Sinüs

Alveolar kemikKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiKortikal kemik+4
İzel Gizem Adıgüzel Aras
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografide sert damak ölçümlerinin yaş ve cinsiyete göre değişimi ve solunum paterni ile olan ilişkisinin değerlendirilmesi

Özgüven, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografide Sert Damak Ölçümlerinin Yaş ve Cinsiyete Göre Değişimi ve Solunum Paterni ile Olan İlişkisinin Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2023. Bu çalışmada sert damak boyutlarının, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde yaş, cinsiyet ve solunum paternine göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi radyoloji arşivinden 18 yaş ve üzeri hastaların (182 kadın ve 182 erkek) 364 KIBT görüntüsü elde edilmiştir. Sert damak boyutları, koronal kesitte ölçümleri yapılarak, yaş, cinsiyet ve solunum paternine göre değerlendirilmiştir. Sert damağın koronal kesitte 4 farklı uzunluğu ve maksillopalatal ark açısı ölçülmüştür. Koronal kesitte bir tarafın palatal alveolar arkında mine ve kretin birleştiği noktadan diğer tarafın alveolar arkının aynı noktasına kadar olan çizginin uzunluğu palatal interalveolar uzunluk (PIU), koronal kesitte sert damağın orta hattından palatal interalveolar çizgiye uzanan dikey mesafenin uzunluğu palatal alveolar derinlik (PAD), koronal kesitte sağ ve sol bukkal alveolar kemik arasındaki mesafe alveolar genişlik (AG), koronal kesitte sert damak derinliğinin alveolar arası uzunluğa oranı palatal ark derinliği/palatal alveolar arası uzunluk (PAD/PIU), koronal kesitte sağ ve sol alveolar arktan sert damağın orta hattında birleşen uzunlukların oluşturduğu açıortay maksillopalatal ark açısı (MPAA), ImageJ programı kullanılarak, ekran görüntüsü üzerinden ölçülmüş ve istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Solunum paterni, hyoid üçgen metodolojisi kullanılarak, hyoidin KIBT üzerinde sagital kesitte konumu değerlendirilerek, hastaların hangi solunuma sahip olduğu (burun ya da ağız solunumu) belirlenmiş ve istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Sert damak boyutları ile yaş arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Sert damak boyutları ile cinsiyet arasında karşılaştırma yapıldığında ise sadece AG ölçümü istatistiksel olarak anlamlı bulunurken (p<0.05), diğer ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç elde edilmemiştir (p>0.05). AG boyutları erkeklerde kadınlara göre daha yüksek bulunmuştur. Sert damak boyutları ile solunum paternini değerlendirdiğimizde, PIU, PAD ve AG değişkenlerinin ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunmuş olup (p<0,05), MPAA ve PAD/PIL değişkenleri ile anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Solunum paterni ile cinsiyet arasındaki değerlendirmemiz istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Kadınlarda erkeklere göre daha çok ağız solunumu varlığı tespit edilmiştir. Solunum paterni ile yaş arasındaki değerlendirmemiz istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0.397). Sert damak boyutları, ortodontik tedavi planlaması, ağız hastalıklarının erken tanısı, implant tedavisi, yarık damak onarımı ve obstrüktif uyku apne sendromu tedavisi gibi birçok tıbbi uygulama için kritik öneme sahiptir. Aynı zamanda adli tıpta da cinsiyet teşhisinde sert damak boyutları kullanılmaktadır. Sert damağın boyutları yaş, cinsiyet, etnik köken, solunum ve çevresel faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir. Anahtar Kelimeler: sert damak, yaş, cinsiyet, solunum paterni, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

DamakYaş faktörleriCinsiyet farkları+2
Ayfer Özgüven
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibula kırıklarında fiksasyon sonrası kondilin fiziksel ve hacimsel değişiminin 3 boyutlu incelenmesi

Amaç: Mandibulada oluşan parasimfiz ve angulus kırıkları tedavisi öncesi ve sonrası kondil hacmi, pozisyonu, simetrisi ve eklem boşluğunda meydana gelen değişimlerin incelenmesi. Materyal ve Metot: Bu çalışmaya maksillofasiyal, konjenital deformitesi olmayan mandibulada izole parasimfiz kırığı (8 hasta) veya eşlik eden angulus kırığı (8 hasta) olan, cerrahi tedavisi yapılmış 16 hasta (11 erkek ve 5 kadın) dahil edildi. Hastalardan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kayıtları cerrahi öncesi ve cerrahiden en az 6 ay sonra (6-83 ay) alındı. KIBT kayıtlarının DICOM görüntüleri Materialise Mimics 25.0.0.550 yazılımı kullanılarak üç boyutlu olarak değerlendirildi. Parametreler Shapiro-Wilk, Wilcoxon, t-testi ve Mann-Whitney U uygulanarak istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Cerrahiden sonra hem parasimfiz hem angulus kırıklarının olduğu gruplarda kondilde önemli değişiklikler bulunmuştur. Tüm hastalar değerlendirildiğinde kondil hacminde ve sağ kondil yüksekliğinde artış istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Parasimfiz kırıklarında angulus kırıklarına oranla kondil hacminde daha fazla artış ortaya çıkmıştır. Parasimfiz kırıklarında sağ kondilde, kondil yüksekliğinde istatistiksel olarak önemli artış bulunmuş fakat diğer kondil değişimleri istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. Angulus kırıklarında sağ sagittal kondiler pozisyon ve sol sagittal kondiler açıda artma meydana gelip istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Bu ölçümlerde parasimfiz kırıklarında azalma meydana gelip angulus kırıklarındaki artışın parasimfiz kırıklarındaki azalışa oranla istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Cinsiyetler arası farklılıklara bakıldığında kadınlarda sol kondilde aksiyal kondiler pozisyonda azalış varken erkeklerde sol aksiyal kondiler pozisyonda artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada travmaya maruz kalmış ve kırık gerçekleşmiş mandibulalarda kondilde fiziksel ve hacimsel 3 boyutlu değişimlerin olduğu gösterilmiştir. Travma hastalarında kırık bölgesinde remodelasyon doğal bir süreçken; kırık gözlenmeyen kondillerde de remodelasyonun olduğu, postoperatif dönemde yeni konum ve boyutuna adaptasyon kabiliyeti geliştirdiği söylenebilir.

Diş hekimliğiMandibulaMandibular kırıklar+2
Aydın Onur Gerçek
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Derin öğrenme yöntemleri kullanılarak konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinden diş ve çene kemiğinin tespiti

Günümüzde teknolojinin hızla gelişmesi ile birlikte sağlık sektöründe bilgisayar tabanlı çözümlerde hızla gelişmektedir. Özellikle dental tedavilerde tedavisi öncesi dikkatli ve ayrıntılı tedavi planlamasının yapılması oldukça önemlidir. Bu nedenle dental tedavilerde konik ışınlı bilgisayarlı tomografi cihazlarından elde edilen görüntülerin analizi oldukça önemlidir. Çalışmada konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerini U-Net, DeepLab V3+ ve YOLO V3 derin öğrenme mimarileri kullanılarak diş ve çene kemiği yapısını otomatik olarak tespit eden örnek bir yazılım geliştirilmiştir. Kullanılan üç farklı derin öğrenme mimarilerin eğitimlerinden elde edilen sonuçlar zar benzerlik katsayısı performans değerlendirme ölçütüne göre değerlendirilmiştir. Kullanılan üç derin öğrenme mimarisinden U-Net derin öğrenme modeli, 0.001 öğrenme oranı, 70 tekrar eğitim sayısı ve her eğitimde alınan veri boyutu 16 olarak alınıp eğitim gerçekleştirildiğinde model zar benzerlik katsayısına göre 0.9289 doğruluk oranı ile diş ve çene kemiği tespiti gerçekleştirilmiştir.

Dental implantasyon-subperiostalGörüntü bölütlemeHücresel yapay sinir ağları+2
Osamah Khaled Musleh Salman
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde konik ışınlı bilgisayarlı tomografinin çocuk ve genç bireylerde kullanım endikasyonlarının değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) çekilen çocuk ve genç hastalarda KIBT endikasyonlarını ve bu endikasyonların farklı kategorilere (yaş, cinsiyet, görüntü alanı, görüntülenmek istenen bölge) göre dağılımı incelemektir. 01 Ocak 2018 - 01 Ocak 2020 tarihleri arasında çekilen toplam 7131 görüntü değerlendirilmiş ve KIBT istek formları eksiksiz olan 0-18 yaş aralığındaki 649 pediatrik hasta dahil edilmiştir. Her birey için cinsiyet, doğum tarihi, KIBT alınan tarih, KIBT isteği yapılan anabilim dalı, KIBT istek nedenleri, görüntü alanı (FOV), görüntülenmek istenen bölge (ROI), KIBT'nin tekrar edilmesi gereksinimi ve aynı bireyden takip için KIBT alınma durumu ile tarihleri kaydedilmiştir. Çocuk ve genç hastalarda en fazla belirlenen KIBT istek nedeni "maloklüzyon ve dentofasiyal anomaliler" (%28.7) olmuştur. Kadınlarda "maloklüzyon ve dentofasiyal anomaliler" ile "implant planlama"; erkeklerde ise "fasiyal travma", "dental travma" ve "süpernümere diş" endikasyonları diğer cinsiyete göre daha fazla bulunmuştur (p<0.05). 13-18 yaş grubunda "maloklüzyon ve dentofasiyal anomaliler", "fasiyal travma", "implant planlama" ve "temporomandibular eklem problemleri" KIBT endikasyonları arasında daha fazla yer alırken; 7-12 yaş grubunda ise "dental anomaliler" ve "süpernümere diş" daha fazla yer almıştır (p<0.05). Görüntülenmek istenen bölge (ROI) olarak maksillanın (%35.1) en sık tercih edildiği, bunu "tüm kafa" (%30.5) görüntülerinin izlediği belirlenmiştir. Çekilen KIBT'lerin görüntü alanı değerlendirildiğinde hastaların %53.2'sında küçük (≤10 cm), %17.1'unda orta (11 cm-15 cm), %29.7'inde ise geniş FOV (23 x 17 cm) boyutu kullanıldığı görülmüştür. "Maloklüzyon ve dentofasiyal anomali" endikasyonu ile KIBT alınan hastaların büyük çoğunluğunda (%89.6) geniş FOV boyutu seçilmiştir. Takip amaçlı KIBT alınan hastaların oranı %16.2 iken, bunların %51.4'ünde neden olarak "ortodontik takip", %42.0'ında "cerrahi takip" ve %6.6'sında ise "diğer" seçenekleri işaretlenmiştir. Araştırmanın bulguları, çocuk ve genç bireylerde KIBT gerekçelendirilmesinin güncel rehberlere göre farklılık gösterdiğini ve benzer çalışmalara kıyasla daha büyük FOV boyutları tercih edildiğini göstermiştir.

HastanelerHastaneler-üniversiteKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Rovshan Ismayılov
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksillomandibuler asimetri hastalarında ortognatik cerrahi sonrası kondil morfolojisi değişikliklerinin üç boyutlu değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, ortognatik cerrahi sonrası mandibular kondillerdeki morfolojik değişiklikleri değerlendirmek; asimetrik olan ve olmayan hastalarda ortognatik cerrahinin kondildeki yüzey morfolojisi üzerindeki etkilerini 3B ölçüm kullanarak karşılaştırmaktır. Hacettepe Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'nda ortognatik cerrahi operasyonu geçirmiş 42 hastanın (21 kadın ve 21 erkek) KIBT verileri kullanılarak retrospektif bir çalışma tasarlandı. Asimetrisi olan 28 ve asimetrisi olmayan 14 hastanın ortogntaik cerrahi öncesi ve sonrası KIBT kayıtlarından ölçümler yapıldı. Asimetri hastalarında ise deviasyon yönündeki ve düzeltme yönündeki kondiller olmak üzere iki bağımsız çalışma grubu oluşturuldu. Asimetrisi olmayan hastalar için kontrol grubu oluşturulmuş ve çalışma grubu ile karşılaştırmalar yapılmıştır. Ölçümler ve analizler için bir mikro CT analiz program olan "CTAn Software" (ver. 1.20.3.0, Bruker, Skyscan, Aartselaar, Belçika) kullanıldı. 3D modelleme ve kondiler yüzey değerlendirilmesi için "CTVol Software" (ver. 2.3.2.0, Bruker, Kontich, Belçika) kullanıldı. Trabeküler kemik remodelingi ve rezorpsiyonun değerlendirilmesi için mikroyapısal analizler kullanıldı. Tüm gruplarda mandibuler kondillerde yüzey ve kemik mikroyapısında değişiklikler meydana geldi. Çalışma grubunda deviasyon yönündeki kondillerde kemik hacmindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı ve bu kondillerde kemik mikroyapısal analiz sonuçları da rezorpsiyon yönünde meydana gelmiştir. Tüm hastalarda remodeling süreciyle uyumlu olarak mandibula kondilinde kemik yüzeyinde ve mikro yapısal konfigurasyonunda değişiklikler gözlenmesine rağmen; deviasyon yönündeki kondillerde diğer gruplardakine göre önemli ölçüde daha fazla rezorptif aktivite gözlendi. Anahtar Kelimeler: Ortognatik Cerrahi, Fasiyal Asimetri, Mandibuler Kondil, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi, Üç Boyutlu Modelleme, Kemik Mikro Yapısal Analizi, Kemik Remodelingi

AsimetriKemik ve kemiklerKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+7
Mustafa Burak Kirişci
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Furkasyon defektlerinin anatomik ve topoğrafik özelliklerinin panoramik radyografi ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografide retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amaçlarından ilki; mandibular 1. molar dişlerin panoramik radyografi (RG) ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografide (KIBT) furkasyon tutulumlarının (FT) anatomik ve topoğrafik özelliklerini değerlendirip karşılaştırmak; mezial ve distal bölgelerde kemik defektleri ile ilişkisini incelemektir. Çalışmanın ikinci amacı ise; bir periodontoloji uzmanlık öğrencisi, bir periodontoloji uzmanı ve bir ağız diş ve çene radyoloji (ADÇR) uzmanından oluşan 3 gözlemcinin gözlemciler arası ve gözlemciler içi uyumunun değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi ve Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvurmuş hastaların panoramik RG'leri ve KIBT'de furkasyon bölgeleri incelendi. Araştırma raporu oluşturulurken, anlamlılık düzeyi için %95 güven aralığı kullanıldı. Bulgular: Çalışmamızda 289 hasta, 406 diş incelenmiştir. Katılımcıların %58,9'u kadın, %41,1'i erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 52,73 olarak belirlenmiştir. FT KIBT'de %10,6 sınıf 1, %67,7 sınıf 2 ve %21,7 sınıf 3 olarak saptanmıştır. Katılımcıların %81,3'ünde mezial bölgede defekt varken %27,6'sında bu defektin furkasyon defekti ile bağlantısı saptanmıştır. Katılımcıların %86'sında distal bölgede defekt varken %28,3'ünde bu defektin furkasyon defekti ile bağlantısı saptanmıştır ve sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. KIBT'de FT derinliği ort. 4,03 mm, Yatay kemik kaybı (YKK) 2,38 mm, dikey kemik kaybı (DKK) 3,02 mm ve kök-gövde yüksekliği 3,12 mm olarak bulunmuştur. Panoramik RG'de bireylerin %24,9'unda defekt yoktur, %58,1'inde alt sınıf A, %11,8'inde alt sınıf B ve % 5,2'sinde FT alt sınıf C olarak saptanmıştır. Panoramik RG'de Kemik kaybı %/yaş 0,25 altı %2, 0,25 ile 1 arası %60,8, 1 ve üzeri %37,2 olarak bulunmuştur. KIBT'de FT sınıf 1 olanların panoramik RG'de %41,9'unda defekt yok, %55,8'i alt sınıf A % 2,3'ü alt sınıf C olarak saptanmıştır. KIBT'de FT sınıf 2 olanların panoramik RG'de %26,9'unda defekt yok, %64'ünde alt sınıf A % 6,2'sinde alt sınıf B ve % 2,9'unda alt sınıf C olarak saptanmıştır. KIBT'de FT sınıf 3 olanların panoramik RG'de %10,2'sinde defekt yok, %40,9'unda alt sınıf A % 35,2'sinde alt sınıf B ve %13,6'sında alt sınıf C olarak saptanmıştır. Tüm bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Gözlemci içi ve gözlemciler arası değerlendirmede defekt lokasyonu ve milimetrik ölçüm yapılan parametrelerin mükemmel uyumda olduğu bulunmuştur. Sonuç: Tüm vakalarda FT'nun panoramik RG'de tespit edilememiş olması ve FT'nun şiddetinin panoramik RG'de KIBT'ye göre olduğundan daha az tahmin edilmiş olması rutin muayenelerin ve panoramik RG'nin tanı ve/veya tedavi planlaması açısından yeterli bilgi sağlayamadığı karmaşık vakalarda, herhangi bir sebeple KIBT'si bulunan hastalarda furkasyon bölgelerinin KIBT'de incelenmesi gerektiği düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: Furkasyon tutulumu, furkasyon defekti sınıflaması, radyolojik kemik kaybı

AnatomiFurkasyon defektleriKemik defektleri+4
Havanur Bayrak
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibuler posterior bölgede immediat implant uygulamalarında apikal ve lingual stabilizasyon alanlarının cerrahi sınırlamalarının incelenmesi

Amaç. Bu radyolojik çalışmanın amacı; Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) incelemeleri ile, mandibuler posterior bölgedeki immediat implant uygulamalarında; planlama, cerrahi sırası veya sonrasındaki olası kompleksite ve/veya komplikasyonların belirlenmesi ve prognoz tayini için, veri toplama ve tanımlamaya yönelik, bölgedeki anatomik oluşumların durumlarının araştırılmasıdır. Gereç ve yöntemler. Toplam 497 hastanın mandibuler bölge için dört yüz doksan yedi KIBT görüntüsü geriye dönük olarak analiz edildi. Mandibuler birinci premolar, ikinci premolar, birinci molar ve ikinci molar bölgelerinin görüntüleri değerlendirildi. Bu tarama çalışmasında; mandibuler posterior bölgenin kret morfolojisi (Gallucci ve Posterior Kret tipi) ve anatomik oluşumları değerlendirildi. Kategorik değişkenler olay sayısı ve yüzde olarak sunuldu. Kategorik değişkenleri karşılaştırmak için ki-kare testi kullanıldı (P=.05). Bulgular. Dört yüz doksan yedi kısmi dişsiz hastanın 293'ü kadın, 204'ü erkekti. Gallucci kret tipi değerlendirmesinde oranlar sırasıyla oblik kret %41,5, S-şekilli kret %25,2, düz kret %19, kum saati kret %10,7, bazal kemik kret %3,7 olarak bulundu. Posterior Kret Tipi sınıflaması değerlendildiğinde sırasıyla U (konkav) tipi kret %35,5, P tipi %34,1, C tipi %30,3 oranında bulundu. İmplant kompleksitesi acısından diğer çalışmalara göre bizim çalışmamızda oblik kret tipinin yüksek ve (U) konkav kret tipi diğer çalışmalara göre düşük bulunmuştur. Sonuçlar. Yaptığımız tarama çalışmasında konkav ( U ) kret tipinin diğer çalışmalara göre düşük bulunması komplikasyon oranın da düşmesi anlamına gelir ve ırksal olarak implant başarısı açısında daha şanslı olduğumuzu gösterir niteliktedir. KIBT görüntülerinin dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi, implant yerleştirmeden önce ve yerleştirme esnasında kret şekli ve anatomik oluşumlarla ilgili önemli klinik bilgiler sağlayabilir. Özellikle mandibuler posterior bölgenin kompleks yapısı implant uygulama öncesi ekstra dikkatli inceleme gerektirir. Anahtar Kelimeler: İmmediat implant, mandibula, komplikasyon.

Cerrahi-diş hekimliğiDental implantasyonDental implantlar+4
Orkhan Magsudlu
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yetişkin bireylere ait konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde pulpa/diş alan oranı ölçümleri ile belirlenen yaş ile kronolojik yaş arasındaki uyumun değerlendirilmesi

Yaş belirleme tarih boyunca birçok bilim insanının ilgisini çekmiş ve bu konuda çalışmalar yapılmıştır. Çalışmalar incelendiğinde sekonder dentin birikiminin incelenmesinin; erişkin bireylerin dişlerinden yaş belirlemek için sıkça yararlanılan parametrelerden birisi haline geldiği görülmüştür. Son zamanlarda KIBT görüntülerinin kullanıldığı çalışmalar artmış olup sonuçların umut verici olduğu görülmektedir. Çalışmamızda 2019-2021 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran 18-70 yaş aralığındaki 236 bireyin görüntüleri retrospektif olarak incelenmiş ve belirlenen kriterlere uygun yüksek diagnostik kaliteye sahip KIBT görüntüleri çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma için maksiller santral, lateral, kanin ve mandibular kanin, 1. premolar ve 2. premolar dişleri seçilmiştir. KIBT görüntülerinin aksiyel kesitinin mine sement sınırından elde edilen pulpa/diş alan oranları değerlendirilmiştir. Gözlemci içi ve gözlemciler arası tutarlılıklar sınıfiçi korelasyon analizi ile değerlendirilmiş ve tutarlılıklar kuvvetli bulunmuştur. Belirlenen yaş ile kronolojik yaş arasındaki uyum regresyon analizi ile değerlendirildiğinde, pulpa/diş alanı oranları arasındaki ilişki yaş belirleme için yeterli bulunmamıştır. Elde edilen oranların yaşla ilişkisini değerlendirmek için ayrıca 4 farklı makine öğrenme algoritması kullanılmıştır. Bu modeller yaş sınıflarını belirlemeye çalışan modeller ve eşik yaşa göre kronolojik yaşın konumunu belirlemeye çalışan modeller olarak 2 farklı yaklaşımla değerlendirilmiştir. Modeller performans olarak düşük bulunmuştur ama farklı bir yaklaşım olarak ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: dişler, makine öğrenme, pulpa/diş alanı, sekonder dentin, KIBT.

Dental pulpaDentinDişler+6
Özlem Büşra Doğan Eralp
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal defektlerin topografik ve anatomik özelliklerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografide ve panoramik radyografta değerlendirilmesi ve karşılaştırılması

Amaç: Periodontal defektlerin panoramik ve KIBT görüntülerini, defektin anatomik ve topografik yapısı açısından karşılaştırmak, periodontal defektlerin KIBT görüntülerinde defektlerin anatomik ve topografik yapılarının farklı uzmanlık ve deneyim süresine sahip diş hekimleri (bir periodontoloji uzmanlık öğrencisi, bir periodontoloji uzmanı ve bir radyoloji uzmanı) tarafından değerlendirilmesi üç farklı gözlemcinin gözlemciler arası ve gözlemciler içi uyumunun belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: KIBT'deki 300 kemik içi defektin diş numarası, defekt bölgesi, defektin kemik kaybı, derinliği, mesiodistal genişliği, bukkolingual genişliği, birinci molar dişlerde furkasyon tutulumu varlığı/yokluğu kaydedilmiştir. Defektler panoramik radyografta defektin varlığı/yokluğu, en çok kemik kaybı olan bölgede RKK%/yaş, mandibuler birinci molar dişlerde furkasyon tutulumunun varlığı/yokluğu açısından değerlendirilmiştir. KIBT'de 300 kemik içi defektten güç analiziyle belirlenen 90 defekt gözlemci içi ve gözlemciler arası uyumu değerlendirmek için ölçülmüştür. Gözlemci içi uyumu değerlendirmek amacıyla iki hafta arayla ölçümler tekrarlanmıştır. Verilerin normallik analizi Shapiro Wilk uyum iyiliği testi ile belirlenmiştir. Normal dağılan verilerde t testi, normal dağılmayan verilerde Mann Whitney U testi ile KIBT ve panoramik radyograftaki değişkenler arasındaki ilişki tespit edilmiştir. Panoramik radyografın duyarlılık ve seçicilik analizi Youden indeksi ile belirlenip ROC grafikleri oluşturulmuştur. Gözlemci içi ve gözlemciler arası uyum belirlenmesinde sınıf içi korelasyon katsayıları kullanılmıştır. Bulgular: Gözlemci içi ve gözlemciler arası uyum yüksek bulunmuştur. Panoramik radyografta defektin durumuna göre yaş, kemik kaybı, defektin mesiodistal denişliği, defektin derinliği, defektin bukkolingual genişliği ve kemik kaybı/yaş değişkenlerinin ortancaları bakımından Mann Whitney U testine göre istatistiksel açıdan anlamlılık bulunmaktadır. (p<0,05) Youden indeksine göre kemik kaybı kesim noktası 5,73 defektin mesiodistal genişliği 3,21 defektin derinliği 2,45 defektin bukkolingual genişliği 3,62 kemik kaybı/yaş 1,15 olarak saptanmıştır. Bu değerlerin altında panoramik radyografların seçicilik ve duyarlılığın azaldığı görülmüştür. Sonuç: Kemik içi defektlerin ve furkasyon tutulumlarının teşhis, prognoz ve tedavi planlanmasında panoramik radyografi yeterli değildir. Klinik muayene ve 3B görüntüleme teknikleri prognoz, tanı ve tedavi planlamasında çok büyük önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Alveoler kemik kaybı, kemik kaybı/yaş, gözlemci içi uyum, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT), panoramik radyograf

Alveolar kemik kaybıKemik defektleriKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Pınar Bütev
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Anterior süperior palatal alveolar arterin morfolojik detaylarının dijital subtraksiyon anjiyografi tekniği ile tespiti ve gömülü kanin diş varlığı ile ilişkisinin belirlenmesi

İntraoral bölgede cerrahi prosedürlerin artmasıyla birlikte anatomik yapıların değerlendirilmesi de önem kazanmaktadır. Daha güvenli bir çalışma ortamı elde etmek için majör nörovasküler yapıların yaralanmasından kaçınılmalıdır. Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografinin (KIBT) yaygın kullanımı, özellikle nörovaskülarizasyon ve olası anatomik varyasyonlarla ilgili olarak çenelerin anatomik özelliklerinin değerlendirilmesinde başarılı sonuçlar sunmaktadır. Ancak nörovasküler yapıların kemik kanalı görüntülense de arterin varlığını gösterememektedir. Vasküler yapıların değerlendirilmesi için anjiyografi tekniğine gerek duyulmaktadır. Bu çalışmanın amacı maksiller anterior bölgede yeni tanımlanan, anatomi kitaplarında bulunmayan Anterior Süperior Palatal Alveolar Arter' in (ASPAA), Dijital Subtraksiyon Anjiyografi (DSA) tekniği ile tespit edilmesi, morfolojisinin değerlendirilmesi ve literatürdeki bu konudaki eksikliğin giderilmesidir. Bu incelemeler sonucunda ASPAA' nın olduğu bölgeye yapılacak cerrahi girişim öncesi diş hekimine bilgi vermek, olası komplikasyonları önlemek ve başarısızlıkların önüne geçmek hedeflenmiştir. Çalışmamızda 18-80 yaş arası 110 hastanın DSA görüntüleri iki farklı gözlemci tarafından incelenmiş ve gözlemciler arası uyum değerlendirilmiştir. Aynı hastaların Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntülerinde maksiller gömülü kanin diş varlığı değerlendirilmiştir. Çalışmamızda ASPAA varlığı gözlemciler arasında mükemmel uyumla tespit edilirken, ASPAA varlığı ve maksiller gömülü kanin diş varlığı arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. 110 hastanın DSA görüntüleri değerlendirilmesinde 40 hastada ASPAA olmadığı, 19 hastada sağ tarafta, 21 hastada sol tarafta ve 30 hastada bilateral ASPAA bulunduğu gözlenmiştir.

Anjiyografi-dijital subtraksiyonArterlerDiş-gömülü+2
Zuhal Özateş
Hacettepe University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleme ile alt premolar dişlerin kanal varyasyonlarının ve morfometrik yapılarının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı alt birinci ve ikinci premolar dişlerin kök kanal varyasyonları ve köklerin morfometrik yapılarının incelenmesidir. Çalışmada 75 kadın ve 75 erkek hastaya ait tomografi görüntülerinden elde edilen veriler ışığında analizler yapılmıştır. Toplamda 150 hastanın simetrik premolarların varlığı gözetilerek 600 dişi araştırmada incelenmiştir. Hastalardan elde edilen görüntülerin incelenmesi için 3D Endo™ (Dentsply Sirona) programı kullanılmıştır. Kurvatür analizleri ise MATLAB (MathWorks) programında ele alınmıştır. Çalışmada sagittal ve koronal açılardan elde edilen veriler üzerinde görüntü işleme metotları kullanılarak kanal seyrinin üç boyutlu görüntüsü elde edilmiştir. Alt premolar dişlerin incelendiği bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; birinci premolarda çok köklülük daha fazla olmak üzere, %98.16 tek köklü ve %1.84 iki köklü olduğu gözlenmiştir. Erkeklerde iki köklü alt premolar sayısı kadınlara göre fazladır. Birden çok kök kanalı sayısı birinci premolarda daha fazla elde edilmiştir. İki kanal varlığı birinci premolarda %34.4 iken, ikinci premolarda %6.17 olarak tespit edilmiştir. Erkeklerde birinci premolarda Vertucci Tip 1 %60.7, Tip II %4, Tip III %21.4, Tip V% 8.7 olarak tespit edilmiştir. Alt ikinci premolarda Tip I %82, Tip II %8, Tip III %3.4, Tip V %2 oranında; kadınlarda birinci premolarda Tip I%70.16, Tip II %2, Tip III %17.4, Tip V %6; alt ikinci premolarda Tip I %93.4, Tip II %4, Tip V ise %2 olarak tespit edilmiştir. C-şekilli kanal varlığı insidansı %2.7 iken, toplamda dişlerin %0.6'sında rastlanmıştır. Alt birinci premolarda kron uzunluğu ortalama 6.18 mm iken ikinci premolarda 6.04 mm olarak; kök uzunlukları ise sırasıyla 15.68 mm ve 15.82 mm olarak tespit edilmiştir. Birinci kurvatür açısı alt birinci premolarda erkeklerde 11.38° ve kadınlarda 9.45°'dir. İkinci kurvatür açısı erkeklerde kadınlara göre, sol premolarda sağa göre daha fazladır. Sonuç olarak alt premolar dişlerin simetriklerinde; kadınlar ve erkeklerde benzer kök kanal morfolojileri ve yapıları gözlenmektedir.

Dental pulpa boşluğuDişlerKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Selim Han Türer
Hacettepe University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran hastalarda mental foramen ve çevre kemik yapılarının anatomisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak retrospektif olarak incelenmesi

Mandibulada mental foramen bölgesine yapılan cerrahi uygulamalarda, özellikle dental implant yerleştirilmesi ve apikal rezeksiyon gibi işlemlerde mental foramenin yeri, şekli, boyutları ve çevre kemik yapısının anatomisi uygulamayı yapan diş hekimi için çok önemlidir. Doğru planlama ve komplikasyonsuz bir işlem için klinik muayanenin yetersiz kaldığı durumlarda bu bölgenin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yardımı ile radyolojik değerlendirilmesinin yapılması, hekimin başarı şansını artırıp olası komplikasyonların önüne geçmektedir. İleri görüntüleme yöntemlerinden olan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile mental foramen ve çevre kemik yapısı üç düzlemde görüntülenebilmekte, ölçümlenebilmekte, yapılan cerrahi girişimler çok daha hatasız ve komplikasyonsuz olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; mental foramen ve onu çevreleyen kemik yapının doğrusal ölçümlerini yapmak, mental foramenin lokalizasyonunu ve sonlanma şeklini, komşuluğundaki dişi ve mandibular insiziv kanal varlığını araştırmaktır. Mental foramenin anatomisi hakkında bilgi edinebilmek amacıyla aksiyel kesitte maksimum genişliği ve derinliği, koronal kesitte ise maksimum yüksekliği ölçülmüştür. Mental foramenin lingualde alveolar kret genişliği, mandibular bazisin en alt noktasına ve alveolar kret tepesine olan uzaklığı dik olacak şekilde ölçülmüştür. Hastaların kanin dişinden, birinci molar dişin mezial köküne kadar olan bölge üçe ayrılmış, mental foramenin hangi bölgede olduğu incelenmiştir. Mental foramen ile ona en yakın dişin apeksi arasındaki mesafe ölçülmüştür. Bu ölçümler sonucunda mental foramenin olduğu bölgeye yapılacak cerrahi girişim öncesi diş hekimine bilgi vermek, olası komplikasyonları önlemek ve başarısızlıkların önüne geçmek hedeflenmiştir. Anahtar kelimeler: Mental foramen, mandibular insiziv kanal, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

AnatomiForamen mentaleKemik ve kemikler+3
Barlas Altınbay
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Anterior maksiller bölgede implantasyonu etkileyen parametrelerin retrospektif değerlendirilmesi

Dental implant cerrahisinde değerlendirilmesi gereken temel unsurlardan biri kemiğin özellikleridir. Klinik muayene önemli olsa da; kemiğin formu, şekli, yapısı, anatomik özellikleri gibi immediate implant yerleştirmeyi etkileyebilecek faktörler nedeniyle; radyografik değerlendirme doğru planlama ve uzun dönem başarı için değerlidir. Bu çalışmanın amacı; anterior maksiller bölgede immediate implant uygulamalarını etkileyen parametreleri Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) ile cerrahi öncesi değerlendirmektir. 150 hastanın üst anterior 4 keser dişinin bukkal kemik kalınlıkları, bukkopalatinal kemik kalınlıkları, apikal kemik yükseklikleri, fenestrasyon ve dehisens varlığı/yokluğu KIBT görüntülerinde ölçülmüş; her hastanın yaşı, cinsiyeti ve sigara kullanımı kaydedilmiştir. BKK'nda en yüksek oran ince kemik fenotipinde görülmüştür. Ayrıca 2 ve 5 mm apikaldeki ölçümlerde lateral dişlerin, 8 mm'de ise santral dişlerin BKK daha kalın bulunmuştur. BPKK ise santral dişlerde ve erkeklerde daha kalın ölçülmüşken, sigara kullanımı ve yaşa bağlı bir fark görülmemiştir. FD oranı kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. AKY erkeklerde daha yüksek bulunurken, sigara kullanımı ve yaşa bağlı istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Bu sonuçlar ışığında, maksiller anterior dişlerde, çevre yumuşak ve sert dokuların idamesi ve stabilitesi için yeterli ve doğru planlama yapılmadığı takdirde, immediate implantasyonun yararlarını ortadan kaldırabilecek ince bukkal kemik duvarı bulunmuştur. Bu nedenle, ince bukkal kemik duvarı varlığında, estetik bir sonuç elde etmek için implant bölgesinin ogmentasyonu önerilmektedir. Başarılı estetik sonuçlar elde etmek için; titiz bir preoperatif analiz ve uygun tedavi yaklaşımı için KIBT kullanımı gerekmektedir.

Dental implantasyonDental implantlarKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Buğra Çakın
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kanalis palatinus major, foramen palatinum majus ve çevresindeki yumuşak doku ile ilgili parametrelerin KIBT üzerinde değerlendirilmesi

Giriş: Foramen palatinum majus (FPM)'un lokalizasyonun doğru olarak bilinmesinin, cerrahi klinik girişimlerinde, plastik estetik periodontal cerrahide ve anestezi uygulamaları açısından klinik olarak önemli olduğu belirtilmektedir. Verici alan olarak kabul edilen palatinal bölgeden serbest diş eti greftlerinin elde edilmesi sırasında damar sinir paketine (DSP) zarar verilmemesi önemlidir. Elde edilebilecek yumuşak doku greftinin boyutları, palatinal mukozanın kalınlığına (PMK) ve DSP'nin konumuna bağlıdır. Bu konu ile ilgili olarak Anadolu populasyonu üzerinde yapılmış kapsamlı bir çalışma mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile elde edilen görüntülerden PMK'nin ölçülmesi ve DSP'nin konumun belirlenmesiyle SDG elde etmek için ideal bölgenin saptanması ve klinik önem teşkil eden bu anatomik yapının lokalizasyonu ile, şekil ve sayısına ilişkin dağılımını, cinsiyet ve damak tipi bakımından inceleyip, sonuçları literatür bilgisi ile karşılaştırmaktır. Ayrıca, bu çalışmada foramina palatina minora (FPM)'ya ait bulgular ele alınmış, farklı parametreler kullanılarak Anadolu populasyonuna ait morfolojik veriler elde edildi. Araştırma, kapsamında mevcut olarak kayıtlı konik ışınlı tomografi görüntüleri incelendi. Araştırma sürecinde elde edilen veriler SPSS 25 yazılımı ile analiz edildi. Nicel değişkenler ortalama, standart sapma, ortanca, minimum ve maksimum istatistikleri ile nitel değişkenler ise sayı ve yüzde ile özetlendi. Bulgular: Sağ ve sol taraf için elde edilen nicel ölçümler, bağımlı gruplarda t testi ile; cinsiyet ve yaş gruplarının karşılaştırılması ise bağımsız gruplarda t testi ile yapıldı. Kategorik değişkenlerin grup dağılımları ki-kare testi ile değerlendirildi. Çalışmaya alınan bireylerin yaş ortalaması 44,3''tür (19 - 85). Katılımcıların cinsiyet dağılımlarına bakıldığında erkekler yüzde 56,8, kadınlar yüzde 43,2 dir. Foramen palatinum majus'un mine sement sınırından uzaklığı ortalama 14,54±2,69 mm olarak ölçüldü. Sağ ve sol tarafın arasında viii istatistik değerlendirilmede fark bulunmadı. Palatal mukozanın 3 noktada kalınlığının istatistiksel değerlendirmesi sonucu sağ ve sol taraf arasında anlamlı fark bulundu. Sol taraf palatal mukoza 3 noktada da sağ tarafa göre daha kalın olduğu belirlendi. Lesser palatina foramen incelenen tomografilerin %74'ünde tespit edilebildi. Sağ ve sol palatal foramen genellikle 7'nolu dişin distalinde lokalizedir. Ancak hastaların %1'ine yakınında ise 6 numaralı dişin hemen distalinde lokalizedir. Palatal Foramenin dişlere göre lokalizasyon dağılımları cinsiyetler arasında değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur (ki-kare=4,598; p=0,596). Bulgular farklı etnik grupları içeren literatür bilgileri ile karşılaştırıldı. Farklı yaş ve cinsiyetlerde PMK ve ilgili yapıların anatomik özellikleri önemli farklar olmadığı görüldü. Ancak, bazı bireylerde klinik olarak önemli anatomik varyasyonlar olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Kanalis palatinus majör, foramen palatinum majus, plastik estetik periodontal cerrahi, Serbest diş eti grefti, subepitelyal bağ dokusu grefti, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

Canalis palatinus majorCerrahiDental estetik+5
Elnur Comerdov
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kilovolt ile elde edilen dental volümetrik tomografi görüntülerinde vertikal kök kırıklarının görülebilirliğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı farklı kVp değerleri kullanarak elde edilen dental volümetrik tomografi (DVT) görüntüleri üzerinde tam olmayan VKK'ı saptanabilirliğinin değerlendirilmesidir. Kırk sekiz adet çekilmiş tek köklü premolar dişin kanalları döner ProTaper (Dentsply/Maillefer, Tulsa, OK) sistemi kullanılarak genişletildi. Genişletme işlemi sonrası 12'şer adet dişin dahil edildiği 4 grup oluşturuldu: grup 1 (kontrol grubu VKK yok + kanal dolgusuz), grup 2 (VKK var + kanal dolgusuz), grup 3 (VKK yok + kanal dolgulu) ve grup 4 (VKK var + kanal dolgulu). Instron cihazı ile tam olmayan VKK oluşturulan toplam 24 adet diş grup 2 ve grup 4'e dahil edildi. Grup 3 ve 4'ü oluşturan 24 adet diş kalsiyum hidroksit kanal patı ve gütaperka daimi kanal dolgusu ile dolduruldu. Tüm dişler kuru insan mandibulasına yerleştirilip farklı kVp seviyeleri kullanılarak (60-70-80 kVp) DVT cihazı (Kodak 9000 3D) ile görüntülendi. Görüntüleme sırasında yumuşak dokuyu simüle etmek üzere 10 mm kalınlığında dikdörtgen şeklinde plaksiglass kullanıldı. Çalışmaya katılan 4 gözlemci elde edilen toplam 576 görüntü üzerinde vertikal kök kırığı varlığı/yokluğunu 5 seviyeli skala yardımı ile skorladı. Farklı kilovoltlarda VKK saptanabilirliği ROC analizinde eğrilerinin altında kalan alanların hesaplanmasıyla belirlendi (Az). Kilovolt farklılıkların VKK saptanabilirliğine etkisi iki faktörlü ANOVA analizi ve bağımsız örneklem t-testi ile değerlendirildi. Gözlemciler arası uyum kappa testi ile saptandı. Kanal dolgusu bulunmayan dişlerde VKK saptanma performansı en yüksek 60 kVp'de (AZ = 0.98) izlenmekle birlikte, bunu sırasıyla 70 (AZ =0.96 ) ve 80 kVp'nin (AZ =0.73 ) izlediği saptandı. Kanal dolgusu bulunmayan diş grubunda ise 60 - 70 kVp değerleri arasında VKK saptanabilirliği açısından anlamlı fark bulunmazken (p>0.05), 60 - 80 kVp değerleri ve 70 - 80 kVp değerleri arasında anlamlı fark gözlendi (p<0.05). Kanal dolgusu bulunan diş grubunda ise en yüksek Az değerinin 70 kVp'de (AZ =0.79) olduğu görüldü, bunu sırasıyla 60 (AZ =0.75 ) ve 80 kVp'nin (AZ =0.63 ) takip ettiği saptandı. Kanal dolgusu bulunan diş grubunda ise 60-70, 70-80 ve 60-80 kVp değerleri arasında VKK saptanabilirliği açısından anlamlı fark gözlenmedi (p>0.05). Sonuç olarak, kVp DVT görüntülerinde tam olmayan VKK'nın saptanabilirliğini etkileyen temel bir faktördür. Düşük kVp daha az düzeyde artefakt oluşmasına bağlı olarak tam olmayan VKK saptanabilirliğinde daha başarılı sonuç vermektedir. Hastaya ulaşan radyasyon dozunun daha düşük olması ve diyagnostik başarısı nedeniyle tam olmayan VKK'dan şüphelenilen kanal dolgulu veya dolgusuz dişlerin değerlendirilmesinde 60 kVp'nin kullanılması önerilmektedir.

Diş köküDiş kırıklarıKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Rukiye Irmak Turhal
Ege University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde nazopalatin kanal tespitinin yapay zeka ile karşılaştırılması

NPK; maksiller santral keserlerin posteriorunda, orta hatta lokalizasyon gösteren bir anatomik oluşumdur. Kanalın morfolojisi oldukça fazla ve önemli miktarda değişkenlik göstermektedir. NPK bir ileri görüntüleme yöntemi olan KIBT ile de görüntülenebilir. Bunun yanısıra, KIBT yapay zeka alanında da pek çok çalışmada kullanılmaktadır. Yapay zeka, veriler aracılığıyla öğrenebilen makinelerin problemleri çözmeleri amaçlanarak geliştirilmiş sistemlerdir. YOLO (You Only Look Once) oldukça hızlı bir nesne tanıma mimarisi olarak karşımıza çıkmaktadır. YOLO'nun 5. Versiyonu olan YOLOv5'in son resmi güncellemesinde segmentasyon modelleri kullanıma sunulmuştur. Bu Tez çalışmasının amacı KIBT görüntülerinde NPK'ın segmente edilmesi ve dallanma durumunun değerlendirilmesi açısından gözlemci ile yapay zekayı karşılaştırmaktır. Çalışma kapsamında, KIBT görüntüleri retrospektif olarak tarandı. Taranan görüntülerden, NPK'da dallanma var olan 100 kanala ve dallanma olmayan 100 kanala ait, toplamda 200 KIBT görüntüsü seçildi. Bu KIBT görüntülerine ait aksiyel kesit çerçeve görüntüsü etiketleme işlemi için kullanıldı. Görüntülerdeki NPK dallanma varlığı ya da yokluğu durumuna göre sınıflandırılarak etiketlendi. Bu tez çalışması, YOLOv5x-seg modeli ile yapıldı. Görüntülerin %80'i olan 160 tanesi eğitim veri seti, %10'u olan 20 tanesi doğrulama veri seti, %10'u olan 20 tanesi test veri seti olarak ayrıldı. YOLOv5x-seg modeli ile 800 epoch (eğitim turu) yapılarak eğitim gerçekleştirildi. Karışıklık Matrisi kullanılarak, yapay zekanın performansı değerlendirildi. Gözlemci içi güvenilirlik için 2 hafta sonra görüntülerin % 20'si dallanma varlığı ya da yokluğu durumu açısından tekrar sınıflandırıldı. YOLOv5x-seg modelinin NPK tespiti ve sınıflandırılması için duyarlılık, kesinlik, F1 skoru ve IoU değerleri; NPK dallanması olan grup için sırasıyla 0.9680, 0.9953, 0.9815, 0.9636 olarak, NPK dallanması olmayan grup için sırasıyla 0.9827, 0.9975, 0.9900, 0.9803 olarak bulundu. mAP ve AUC değerleri ise; NPK dallanması olan grup için sırasıyla 0.7930, 0.8841, NPK dallanması olmayan grup için sırasıyla 0.9637, 0.9510 olarak bulundu. YOLOv5x-seg modelinin NPK dallanma varlığı ve daha az veri seti ile eğitildiğinde bile, mükemmel olmasa da gayet başarılı ve kabul edilebilir sınırların üzerinde bir tahmin doğruluğu elde ettiğini düşünmekteyiz. Temelde nesne algılama algoritması olan YOLOv5 algoritmasının segmentasyon özelliği, yeni geliştirilmesine rağmen oldukça başarılı sonuçlara ulaştığı ancak geliştirilmeye açık ve umut vaadedici olduğunu düşünmekteyiz.

BölütlemeKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiNazopalatin kanal+2
Hatice Ahsen Deniz
Ankara University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak olfaktör fossa sınıflandırılması ve ölçümlerinin radyolojik değerlendirilmesi: Retrospektif bir çalışma

Çalışmamızın amacı bölge anatomisi, varyasyonu ve patolojisine; bilgisayarlı tomografiye göre daha az radyasyon maruziyeti, daha ekonomik ve daha pratik olan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yardımıyla hakim olmaktır. Bu sayede kulak burun boğaz uzmanları ve maksillofasiyal cerrahlara rehber sağlayıp, 18 yaş ve üstü Popülasyonun anterior kafa tabanı anatomisi ile ilgili veri elde etmek ve normatif verilerin elde edilmesi ile komplikasyon oranlarının azaltılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi arşivinden seçilmiş yaşları 18 ile 80 arasında değişen toplam 120 bireye ait KIBT görüntüleri dahil edilmiştir. Bireyler yaşlarına göre; 18-34 yaş, 35-60 yaş ve 60+ yaş olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Bireylerin %50'si kadın, %50'si ise erkektir. Çalışmamızda olfaktör fossa derinliği hem koronal hem de sagittal kesit üzerinden ölçülerek Keros sınıflamasına göre gruplandırıldı ve karşılaştırmalar yapıldı. Ayrıca koronal kesitte olfaktör fossa genişliği ölçülmüş, nazal septum deviasyonuna bakılmış olup diğer parametrelerle kıyaslanmıştır. Paranazal sinüsler değerlendirilmiş olup Lund-Mackay sınıflamasına göre opasifikasyon dercesine bakılmıştır. Tüm parametreler sağ/sol, cinsiyet, yaş ve diğer parametrelerle kıyaslanmış olup istatistiksel olarak anlamlılık derecesine bakılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre; Yapılan koronal ölçümlerde çalışamaya dahil edilen bireylerin olfaktör fossa derinliği % 56,7'sinde Keros Tip 2 olarak izlenmiştir ve bu en yüksek orandır. Daha sonra %33,3 ile Keros Tip 1 ve %10 ile Keros Tip 3 görülmüştür. Yapılan sagittal ölçümlerde çalışmaya dahil edilen bireylerin olfaktör fossa derinliği % 63,3'ünde Keros Tip 2 olarak izlenmiştir ve bu en yüksek orandır. Daha sonra %30,8 ile Keros Tip 1 ve %5,8 ile Keros Tip 3 görülmüştür. Çalışmaya dahil edilen bireylerin %54,2'sinde nazal septum deviasyonu izlenmiştir ve çalışmaya dahil edilen bireylerin 37'sinde sağ tarafa, 28'inde sol tarafa deviasyon izlenmiştir. Sağ taraf için Keros (koronal) ve Keros (sagittal) Tip1 grubunda olanlarda olfaktör fossa genişlik değerleri, Tip 2 ve Ti p3 gruplarına göre anlamlı derecede daha düşük görülmektedir. Keros (koronal) grupları ile Keros (sagittal) grupları arasında anlamlı bir bağımlılık görülmektedir. Keros (koronal) Tip 2 grubunda olanlarda Keros (sagittal) Tip 2 grubunda olma oranı (%94,4), diğer Keros (koronal) grubunda olanlara göre anlamlı derecede daha yüksek görülmektedir. Bahsedilen durumlar dışında hiçbir grup arasında istatistiksel olarak anlamlılık saptanmamıştır. Ayrıca Keros (koronal) grupları arasında sağ/sol asimetri oranı %33,3 ; Keros (sagittal) grupları arasında asimetri oranı %29,2 olarak saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: KIBT, Lund-Mackay Evreleme, olfaktör fossa, paranazal sinüs

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografiOlfaktör fossaRetrospektif çalışmalar
Merve Önder
Ankara University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Geç adolesan ve genç erişkinlerde mikroimplant destekli hızlı maksiller genişletmeyi takiben iskeletsel etkilerin ve alveolar kemik kaybının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı, geç adolesan ve genç erişkinlerde mikroimplant destekli hızlı maksiller genişletmenin (MARPE) iskeletsel ve dental etkileri ile alveolar kemik kaybını konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirmektir. Gereç-Yöntem: MARPE ile tedavi görmüş servikal vertebral maturasyonu (CSM) 4. evreden yüksek 21 bireyin (7 erkek ve 14 kadın) MARPE'den önce (T0) ve sonra 3. ayda (T1) alınmış KIBT görüntüleri arşivden şeçilmiştir. Görüntüler üzerinde iskeletsel, dental ve alveolar kemik ölçümleri yapılmış, T0 ile T1 karşılaştırılmıştır. Bağımlı değişkenler için paired sample t-testi, bağımsız değişkenler için independent sample t-testi, korelasyon değerlendirmesi için Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: T0 ve T1 ölçümleri arasında iskeletsel ve dental ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Tedavi sonunda midpalatal suturda anteriorda posteriordan fazla genişleme olurken, dental genişleme palatal genişlemeden daha fazla olmasına rağmen aralarında istatistiksel anlamlılık bulunmamıştır (p=0,459). Palatal genişleme miktarı ile dental genişleme miktarı ilişkisi ve alveolar kemik inklinasyonu farkı ile diş inklinasyonu farkı arasındaki ilişki değerlendirilmiş ve anlamlı fark bulunmamıştır. T0 ve T1 arasında bukkal kortikal kemik kalınlığı azalmıştır ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamlı değildir. Genişletme sonrası bukkal alveolar kemik yüksekliği önemli ölçüde azalmış, bukkal alveolar yükseklik ve alveolar kemik yüksekliği değerleri arasında negatif korelasyon görülmüştür. T0 ve T1 arasında dehiscence miktarlarında artış bulunmuştur ancak dehiscence ve fenestrasyon miktarındaki artış istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değildir. Sonuç: MARPE ile tedavide maksilla iskeletsel olarak horizontal düzlemde V şeklinde, koronal düzlemde paralele yakın ters V şeklinde açılma göstermektedir. Destek dişlerdeki inklinasyon artışı bukkale tipping ile değil alveolar kemik eğilmesi ile ilişkilidir. MARPE sonucu bukkal alveolar kemikte vertikal kayıp bulunmuş, horizontal kayıp görülmemiştir. MARPE alveolar kemik defektine neden olmamaktadır. Geç adolesan ve genç erişkinlerde MARPE genişletme için tercih edilebilir bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, MARPE, iskeletsel genişletme

Alveolar kemikAlveolar kemik kaybıAlveolar kenar artırılması+4
Mehçure Nur Albayrak Erdoğan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tek taraflı gömülü kanin hastalarında dentoalveoler yapıların konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; tek taraflı gömülü kanin vakalarında konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) yöntemi kullanılarak eksternal kök rezorpsiyonu (EKR), dentoalveoler, iskeletsel yapıların incelenmesi ve gömülü kanin dişin konumunun bu yapılar üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Retrospektif ve split-mouth olarak tasarlanan çalışmamıza yaş ortalaması 15.58±4.25 olan 54 hastanın (35 kadın ve 19 erkek) tedavi öncesi KIBT görüntüleri dahil edilmiştir. Çalışmamızda gömülü kanin dişin olduğu taraf çalışma grubunu ve sürmüş kanin dişin olduğu taraf kontrol grubunu oluşturmaktadır. Gömülü kanin tarafı palatinal ve bukkal konumda gömülü olmak üzere 2 alt gruba ayrılmıştır. Maksiller dişler, dental ark ve iskeletsel bileşenlere ait nitel ve nicel değişkenler ile gömülü kanin dişlerle ilişkili kök rezorpsiyonları KIBT görüntüleri üzerinde değerlendirilmiştir. Çalışmamızda gömülü kanin tarafındaki santral ve lateral dişlerde EKR görülme oranı sürmüş kanin tarafına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (sırasıyla, p=0.002, p<0.001). Gömülü ve sürmüş kanin tarafları arasında santral ve lateral dişlerde EKR şiddeti bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (sırasıyla, p=0.033, p<0.001). Gömülü kanin tarafındaki kanin diş folikül genişliği daha yüksek bulunurken, maksiller ark uzunluğu, maksiller transversal genişlik, maksiller iskelet genişlik ve nazal kavite genişliği değerleri sürmüş kanin tarafına göre daha düşük bulunmuştur (sırasıyla, p<0.001, p=0.002, p=0.006, p=0.005, p=0.001). Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlara göre, maksiller kaninlerin gömülü olması komşu dişlerde kök rezorpsiyonu insidansını ve şiddetini arttırmaktadır. Gömülü kanin dişlerin erken teşhisi, ilerleyen yaşlarda kök rezorpsiyonu ve olası diş kayıplarının önlenmesinde etkili olabilir. Anahtar Kelimeler: Gömülü kanin, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, kök rezorpsiyonu.

Dentoalveolar yapıDiş rezorpsiyonuDiş-gömülü+5
Soukrıe Sekertzı
Aydın Adnan Menderes University
2022
00

Related subjects