Ağız sağlığı
Bu konu başlığı altında 92 tez
Annenin çürük deneyimi ve ebeveynlik tutumunun, çocuğun çürük deneyimi ve ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı 2-5 yaş grubu çocuk hastalar ve annelerinin, dişlerinin çürümesini etkileyen alışkanlık ve faktörlerle birlikte annenin ebeveynlik tutumunun da değerlendirilmesi, bu sonuçlara bağlı olarak anne-çocuk arasındaki çürük ilişkisinin ortaya konması ve erken çocukluk çağı çürüklerinin (EÇÇ) yaşam kalitelerine olan etkisinin belirlenmesidir. Yöntem: Çalışmamızda, 2-5 yaş grubu 246 çocuk hasta ve annelerin ağız içi muayeneleri gerçekleştirilmiş, çürük indeksleri kaydedilmiştir. Risk faktörlerini içeren veriler, literatür doğrultusunda hazırlanan ve ebeveynler tarafından doldurulan anket formu kullanılarak kaydedilmiştir. Ebeveyn tutumlarını belirlemek için Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) kullanılmıştır. EÇÇ'nin yaşam kalitesine olan etkisini belirlemek için Erken Çocukluk Çağı Ağız Sağlığı Etki Ölçeği (ECOHIS) ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan annelerin çürük indeksi değerleri ile çocukların çürük indeksi değerleri ilişkili bulunmuştur. Kardeş sayısı, annenin eğitim durumu, çocukların beslenme alışkanlıkları, çürük indeksleriyle ilişkili bulunmuştur. Aşırı koruyucu ve izin verici ebeveyn tarzına sahip çocukların çürük indekslerinin diğer ebeveyn tarzına sahip çocuklara göre yüksek olduğu bulunmuştur. Çürük indeksleri arttıkça, ECOHIS skorlarının da arttığı bulunmuştur. Sonuç: Çocuklardaki çürük deneyiminin oldukça yüksek olduğu görülmüştür. Annelerin çürük deneyimi ve ebeveynlik tarzının, çocukların ağız sağlığında belirleyici bir faktör olduğu ve EÇÇ'nin çocukların ve ailelerin yaşam kalitelerini olumsuz etkilediği belirlenmiştir. EÇÇ'nin önlenmesi için, ailelerin, ağız sağlığının önemi hakkında bilgilendirilmelerinin, annelere ve çocuklara uygun ağız hijyeni ve beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının oldukça önemli olduğu düşünülmüştür.
Steroid kullanan hastalarda maya mantarı kolonizasyonu
Kandidalar fırsatçı patojenler olup, uzun süreli steroid kullanımı, geniş spektrumlu antibiyotik kullanımı, uzun süren kanser tedavileri, immünsupresif tedavilerin yaygınlaşması, ağız içi cihaz kullanımı ve Covid-19 gibi viral enfeksiyonların artışı sebebiyle hastaların oral kavitesinde 'oral kandidiyazis' hastalığına sebep olmaktadır. İnhalasyon cihazı uygulaması sırasında yapılan hatalar ve hastanın inhalasyon sonrası ağız bakımını yapmaması ilacın oral kavitede birikerek oral florayı bozmasına, özellikle Candida türleri gibi fırsatçı patojenlerin oral kavitede çoğalıp hastalık oluşturmasına sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı inhale steroid tedavisi alan ve almayan hastaların oral maya mantarı kolonizasyonunu tanımlamak ve karşılaştırmaktır. Çalışmaya inhale steroid ile tedavi edilen 82 tane hasta, inhale steroid ile tedavi edilmeyen 32 tane hasta dahil edildi. Hastaların oral kavitesinden alınan mukozal sürüntü örneği ve hastalardan toplanan tükürük örneği ile SDA, Corn Meal Agar ve CHROMagar ile mantar kültürü yapıldı. Mikroskobik inceleme, germ tüp oluşumu, klamidyospor oluşumu ve koloni rengi değerlendirilerek tür tanımlaması yapıldı. İnhale steroid kullanan ve kullanmayan hasta grupları arasında maya üremesi ve maya çeşitliliği bakımından istatistiksel anlamda fark saptanmamıştır. İnhale steroid kullanan hastalarda Candida albicans %47,5 luk bir prevalans ile baskındı. Candida albicans'ı sırası ile Candida tropicalis %12,5, Candida krusei %8,5, Candida parapsilosis %1,0 takip etti. İnhale steroid kullanmayan hastalarda da Candida albicans %28,12 lik bir prevelans ile birinci sıradaydı. Daha sonra Candida parapsilosis %12,5, Candida krusei %6,25, Candida tropicalis %6,25, Candida guilliermondii %3,12 sıralama ile dağılım gösterdiler. Ağız bakımı oral kandidiyazisden koruyacak en önemli eylemdir.
Denizli ilinde yaşayan geriatrik bireylerin oral hijyen alışkanlıklarının sosyodemografik veriler ve kronik hastalıklar açısından incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; Denizli ilindeki 65 yaş üstü bireylerin çürük, dolgulu, eksik diş sayısını, plak ve diş taşı indekslerini de inceleyerek ağız sağlığı profillerini ortaya çıkarabilmektir. Daha sonra bu verilerin kronik hastalıklar, sosyodemografik veriler ve oral hijyen alışkanlıklarıyla ilişkisini tespit ederek ve halk sağlığı programlarının belirlenmesine katkıda bulunmak hedeflenmektedir. Yöntem: Çalışmaya Pamukkale Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran ve Denizli ilindeki huzurevlerinde bulunan 65 yaş üstü 534 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılar; demografik sorular, mevcut oral durumunu saptamaya yönelik sorular, oral hijyen alışkanlıklarını saptamaya yönelik sorular olmak üzere toplam 19 sorudan oluşan bir ankete katılmışlardır. Ayrıca katılımcıların oral muayenesi yapılıp DMFT ve OHI-S değerleri kaydedilmiştir. İstatistiksel anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak belirlenerek veriler One Way ANOVA testi, Independent Samples T-Testi ve Pearson ki-kare testi ile analiz edilmiştir. Bulgular: DMFT indeksi ile aşağıda belirtilen parametreler (yaş, ikamet yeri, eğitim düzeyi, birlikte yaşadıkları kişiler, hipertansiyon ve diyabet) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. (p<0,05) OHI-S ile aşağıda belirtilen durumlar (yaş, eğitim durumu, yaşanılan kişiler, görme bozuklukları ve ortopedik rahatsızlıklar) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmüştür. (p<0,05) Diş fırçalama sıklığı, fırça değiştirme sıklığı ve fırçalama yönü ile aşağıdaki sosyodemografik veriler (eğitim düzeyi, ikamet yeri ve yaş) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (p<0,05) Diş macunu kullanımı yaş ve eğitim düzeyi ile istatistiksel olarak ilişkiliyken arayüz temizliği sadece eğitim düzeyi ile istatistiksel olarak ilişkili bulunmuştur. (p<0,05) Sonuç: Yaşlı insanlar, kalan doğal dişleri çok az olsa da oral hijyen konusunda bilinç düzeylerini artıracak programlara ihtiyaç duyulmak tadır. Anahtar Kelimeler: DMFT, geriatrik, OHI-S
Diyabetes mellituslu hastalarda ağız ve diş sağlığının diyabet kontrolü ve yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Tip 2 Diabetes Mellitus (DM)'lu hastaların ağız diş sağlığı durumunu saptamak ve diyabet hastalığının, ağız ve diş sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesine (ASYK) etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışma, Haziran 2019 – Eylül 2019 tarihleri arasında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran Tip 2 Diyabet tanılı hastalarla gerçekleştirilmiştir. Çalışma için sosyodemografik-tıbbi öykü anketi, diş taraması için ağız sağlığı değerlendirme aracı (OHAT), Ağız Diş Sağlığı Ölçeği (ADSÖ) ve Ağız Sağlığı Etki Profili–14 (OHIP-14) ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma grubu 305 hastadan oluşmaktadır. Hastalara uygulanan OHAT ölçeğinin puan ortanca değeri 5 (min:0, maks:10), OHIP-14 ölçeğinin ortanca değeri 16(min:0, maks:40) olarak bulunmuştur. Düzenli diş fırçalama alışkanlığı olanların olmayanlara kıyasla daha düşük ölçek puanlarına sahip olduğu görülmüştür (p=0,001). Hastalık süresinde uzama ve tedaviye uyumsuzluğun ağız ve diş sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesinde azalmaya neden olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %92,8'inde diyabete ek başka hastalıkların olduğu görülmüştür. Diyabete ek kronik hastalığı olan gruplarda, olmayanlara kıyasla ASYK daha düşük bulunmuştur(p=0,006). ADSÖ, OHAT, OHIP-14 ölçekleri ile HbA1c arasında pozitif korelasyon olduğu belirlenmiştir (p=0,001). Sonuçlar: DM ile ağız ve diş sağlığı arasında çift yönlü bir ilişkili vardır. DM hastaların ağız ve diş sağlığını olumsuz etkilemektedir. Ağız ve diş sağlığı kötü olan hastalarda diyabetin kontrol altına alınması zorlaşmaktadır. Ağız ve diş sağlığında ki bozulma ASYK'de düşmeye sebep olmaktadır. Anahtar kelimeler: Diyabet, Aile hekimliği, Ağız sağlığı, Ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi
Diabetes mellitus'lu hastalarda periodontal durumun aleksitimi, ağız sağlığıyla ilgili yaşam kalitesi ve dental anksiyete üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı diyabetik hastalarda (DM) periodontitisin (P) aleksitimi düzeyi, ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ve dental anksiyete seviyeleri üzerine olan etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmamız kapsamında, her bir grupta 50 birey olacak şekilde toplam 200 katılımcı; periodontitis ve diabetes mellituslu (DM-P), periodontal olarak sağlıklı diabetes mellituslu (DM-PS), periodontitisli ve sistemik sağlıklı (SS-P), hem sistemik hem de periodontal açıdan sağlıklı (SS-PS) olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Demografik, diyabetle ilgili ve plak indeksi (Pİ), gingival indeks (Gİ), sondalama cep derinliği (SCD), klinik ataşman seviyesi (KAS), sondalamada kanama (SK) gibi periodontal parametreler kaydedilmiştir. Aleksitimi düzeyi toronto aleksitimi ölçeği (TAS-20) ile puanlanmıştır. Ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ağız sağlığı etki profili (OHIP-14) ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi-birleşik krallık (OHRQoL-UK) anketleriyle ölçülmüştür. Anksiyete seviyesi modifiye dental anksiyete skalasıyla (MDAS) belirlenmiştir. Bulgular: Hem DM'lu hem de SS'lı bireyler arasında P'li hastalardaki TAS-20, OHIP-14 ve MDAS skorları PS'li hastalara göre istatistiksel olarak önemli ölçüde yüksek; OHRQoL-UK skorları PS'li hastalara göre istatistiksel olarak önemli ölçüde düşüktü. Hem P'li hem de PS'lı bireylerde TAS-20, OHIP-14, MDAS ve OHRQoL-UK skorları açısından DM'u olan ve olmayan hastalar (SS) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Sonuç: Periodontitis DM veya SS gruplarında daha yüksek seviyelerde TAS-20, MDAS, OHIP-14 ve daha düşük seviyelerde OHRQoL-UK ile pozitif ilişkilidir. DM hem P'li hem de PS'li hastalarda aleksitimi, ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ve dental anksiyete üzerine ilave herhangi bir etki göstermemiştir.
Sabit tedavi gören ortodonti hastalarında farklı oral hijyen eğitim yöntemlerinin karşılaştırılması
Ortodontik tedavi gören hastalarda ağız hijyenin sağlanması tedavinin en önemli parçasıdır. Sabit ortodontik apareyler hem diş fırçalamayı zorlaştırmakta hem de plak akümülasyonu için elverişli alanlar oluşturmaktadır. Uzun tedavi süreleri dikkate alındığında, ortodontik tedavi gören hastalara başlangıç seanslarında detaylı ağız hijyeni eğitimi verilmesi gerekliliği önem kazanır. Bu çalışmanın amacı, sabit ortodontik tedavi gören hastalarda farklı yöntemlerle verilen oral hijyen eğitim metodlarının karşılaştırılmasıdır. Çalışmamız ortodontik tedaviye başlayan hastalar üzerinde planlanmıştır. Hastalar üç gruba ayrılmış, ilk gruba video izletilerek ağız hijyeni eğitimi verilmiş, ikinci gruba model üzerinde anlatılarak ağız hijyeni eğitimi verilmiş, üçüncü gruba ise sözel olarak anlatılarak ağız hijynei eğitimi verilmiştir. Fırçalama etkinliğini değerlendirmek için bonding yapılmadan önce, bonding yapıldıktan 4 hafta, 8 hafta ve 12 hafta sonra periodontal ölçümler yapılmıştır. Yapılan periodontal ölçümler plak indeksi, gingival indeks, sondalamada kanama indeksi ve sondalamada cep derinliği indeksleridir. Tüm gruplarda başlangıç ölçümlerini takiben 12. hafta ölçümlerine kadar periodontal indeks değerlerinde artış görülmüştür. Tüm gruplarda plak indeksi, gingival indeks, sondalamada kanama indeksi ve sondalamada cep derinliği ilk ölçüm ve 12. hafta ölçüm değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Gruplar arası değerlendirmede ise model üzerinde anlatarak oral hijyen eğitimi verilen grupta ortalama plak indeksi (p = 0,053) ve ortalama sondalamada cep derinliği (p = 0,011) video izletilerek oral hijyen eğitimi verilen gruba göre istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur.
Pediatri yoğun bakım ünitelerinde ventilatöre ilişkin pnömoninin (VİP) önlenmesinde ağız bakımının önemi
Araştırmamız çocuk yoğun bakım ünitesinde mekanik ventilatöre bağlı hastalarda gelişebilen ventilatör ilişkili pnömonin önlenmesinde kapsamlı ağız bakımı/ hijyeninin önemini değerlendirmek amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesine Temmuz 2018-Mart 2019 tarihleri arasında en az 48 saat mekanik ventilatöre bağlı olan, 0-18 yaş arası pnömoni öyküsü olmayan 112 çocuk hasta oluşturdu. Araştırmada 33 çocuk hastada VİP gelişti. Araştırmada elde edilen bulguların değerlendirilmesinde SPSS v21 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) programı kullanıldı. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile değerlendirildi. Normal dağılım varsayımı sağlamadığı görülen değişkenlerin analizi Mann Whitney U testi ile yapıldı. p<0,05 değerleri istatistiksel olarak önemli kabul edildi. Sonuçlardan elde edilen verilere göre küçük yaş grubu çocuk hastalarda VİP insidansı daha yüksek bulundu. VİP gelişimi en çok akciğer hastalığı ile başvuran hastalarda görüldü (%32,9). PRISM skoru, enteral beslenmeye başlama zamanı, mortalite, başvuruda enfeksiyon varlığı açısından VİP gelişen ve VİP gelişmeyen hastalarda benzer görüldü. Antibiyotik kullanımının VİP gelişen ve VİP gelişmeyen hastalarda benzer oranda olduğu görüldü. En çok kullanılan antibiyotiğin seftriakson olduğu saptandı. VİP gelişen hastalarda yoğun bakımda yatış süresi, hastanede kalış süresi ve ventilatörde kalış süresinin VİP gelişmeyen gruba göre daha yüksek olduğu saptandı. VİP gelişen hastalarda oral mukoza değerlendirme puanının yüksek olduğu görüldü. VİP gelişen hastalarda en yüksek oranda görülen mikroorganizma Klebsiella pneumoniae'dır. VİP insidansı 2018 yılı ocak-şubat-mart aylarında 6,3/1000 ventilatör gününden 2019 yılı Ocak-Şubat-Mart aylarında 0/1000 ventilatör gününe düştüğü saptandı. Hemşirelere ağız bakım uygulamaları hakkında eğitim verilmesi, ağız bakım protokolünün oluşturulması ile hastaya verilen bakım kalitesini arttırmıştır.Etkin ve kapsamlı ağız bakımı vermek VİP gelişme riskini yüksek oranda önlemektedir. Anahtar kelimeler: mekanik ventilatör, ventilatör ilişkili pnömoni, ağız bakımı, VİP insidansı.
Farklı sagital ve vertikal iskeletsel ilişkilerin uyku ve hayat kalitesi üzerindeki etkilerinin araştırılması
Bu çalışma farklı sagital ve vertikal iskeletsel paternlerin uyku kalitesi ve ağız sağlığıyla ilişkili yaşam kalitesi üzerindeki olası etkilerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Çalışma grubu, Eylül 2022 ile Ekim 2023 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Ortodonti Anabilim Dalı'na ortodontik tedavi için başvuran ve dahil edilme kriterlerini karşılayan hastalardan oluşmuştur. Dahil etme kriterleri arasında 18 yaşından büyük olmak, sefalometrik röntgen çekilmiş olmak, bireylerin anamnezinde psikiyatrik hastalık ya da obstrüktif uyku apnesi (OSA) olmaması ve kranyofasiyal sendrom olmaması yer almaktadır. Tüm hastaların restoratif tedavileri tamamlanmıştır ve periodontal sağlık durumları kontrol edilmiştir. Daha önce ortodontik/ortopedik tedavi gören hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir. Toplamda 330 hasta dahil edilme kriterlerini karşıladı ve bilgilendirilmiş onamlarını aldıktan sonra aşağıdaki anketleri doldurarak çalışmaya katılmaları istendi: Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Ağız Sağlığı Etki Profili (OHIP-14). Anketi eksik doldurma ve Beck Depresyon ölçeğinde skoru 17 üzerinde olma ve beden kitle indeksi 30 üzerinde olma gibi dışlama kriterlerinden dolayı 50 hasta elenmiştir. Nihai örneklemde, 280 katılımcı sagital ve vertikal sefalometrik değerlerine ve GoGn ve SN hatlarına olan Hyoid mesafeleri dikkate alınarak kategorilere ayrılmıştır. Bu kategoriler arasında ağız sağlığına bağlı hayat kalitesi ve bileşenleri, uyku kalitesi ve bileşenleri karşılaştırılmıştır. Ayrıca grupların demografik verileri karşılaştırılmış ve iki anketin puanları arasında korelasyon varlığı araştırılmıştır. Sagital ve vertikal gruplar için PUKİ puanları karşılaştırıldığında, normodiverjan ve hiperdiverjan gruplar arasında sadece toplam puanlarda anlamlı fark gözlenmiştir. Hyoid, SN çizgisine yaklaştığında; "uyku bozukluğu" ve "gündüz işlev bozukluğu" arttıkça uyku kalitesinin azaldığı görülmüştür. Ağız sağlığına bağlı hayat kalitesinin vertikal ve sagital kraniyofasiyal paternlerle veya Hyoid-GoGn mesafesiyle ilişkili olmadığı bulunmuştur. OHIP-14-TR ile PUKİ arasında anlamlı bir korelasyon vardır. Bulgularımız farklı vertikal ve sagital iskeletsel paternlerin ağız sağlığına bağlı hayat kalitesi skorlarını etkilemediğini göstermiştir. PUKİ puanları sagital paternden etkilenmemiştir ancak vertikal patern dikkate alınarak oluşturulan gruplar arasında toplam puanda anlamlı farklılık dikkati çekmiştir. Bu farklılığa göre, uyku kalitesi hiperdiverjan bireylerde normodiverjanlara göre daha yüksektir.
Assessment of the relationship between oral health and parental education levels among children aged 8-10years
This research aims to assess the relationship between children's oral health and parents' education levels. The research was completed with the participation of 235 children between the ages of 8-10 and their parents who attended the Specialized Dental Center and Sumer Dental Center in Nasiriyah, Iraq between 05/01/2022 and 30/9/2022. Sociodemographic data of the parents and child was recorded. Child Perception Questionnaire (CPQ) 8-10 age scale was used to assess the child's oral health. According to the oral health evaluations of the children; It was seen that 5.5% had very good oral health, 27.7% was good, 33.2% was fair and 33.6% was poor, and all children had fair oral health in general (60.32±20.84). Oral symptoms, functional limitations and emotional well-being were found to be fair (11-15), social well-being was poor (16-20) and these evaluations did not change according to age (p>0.05). When the sociodemographic characteristics of children and parents related to oral health are examined; general oral health was found to be positively related to the economic status and education level of the family (p< 0.001; p< 0.001, respectively)), (r = .746;-.834). Our study shows the importance of educating parents in order to improve children's oral health.
Yoğun bakımda yatan hastalarda ağız sağlığı ve etkileyen faktörler
Bu araştırma, yetişkin yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların ağız sağlığının değerlendirilmesi ve ağız sağlığını etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve prospektif olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Ocak 2019- Kasım 2019 tarihleri arasında bir şehir hastanesinde ikinci ve üçüncü basamak yetişkin yoğun bakım ünitelerinde tedavi ve bakım gören 151 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, Hasta Tanılama Formu, Eilers Oral Değerlendirme Rehberi ve Ağız Sağlığı Değerlendirme Çizelgesi kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul onayı ile kurum izinleri alınmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde, sayı ve yüzdelik dağılımlar, Tekrarlı Ölçümlerde İki yönlü ANOVA varyans analizi, Mann Whitney U testi, Pearson Korelasyon analizi ve Lineer Regresyon analizi kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde p<0.05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmada, yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarda 1. günden, 3. gün ve 5. güne doğru oral mukoz membran bozulmanın arttığı belirlenmiştir. Araştırmada, yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların oral mukoz mebranın bozulma durumu ile yaş, ağızdaki çürük diş sayısı, üre, glukoz, ve magnezyum değerleri arasında pozitif yönde; Gloskow Koma Skalası puanları, albumin, kalsiyum, pCO2, HCO3 ve ilaç kullanma durumu ile negatif yönde ilişkisinin olduğu bulunmuştur. Araştırmada, yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların cinsiyeti, solunum ve üriner sistem hastalığı tanısı, endotrakeal tüp (entübe) ve CİBAB oksijen tedavisi, oral ve paranteral beslenme örüntüsü ile ağız değerlendirme puanlarının tekrarlı ölçümleri arasında anlamlı farklılıklar bulunduğu saptanmıştır (p<0.05). Araştırmamızdan elde edilen sonuç yoğun bakım hastaların ağız sağlığı bozan birçok faktör olduğunu göstermektedir. Bu nedenle hemşireler yoğun bakımda risk değerlendirmesini ve bakımı kanıt düzeyli uygulamalarla yapılması gerekmektedir. ANAHTAR KELĠMELER: Hemşirelik, yoğun bakım, hasta, ağız sağlığı, oral hijyen
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylede ağız sağlığı yaşam kalitesinin genel yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu araştırma Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde ağız sağlığı yaşam kalitesinin genel yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı, kesitsel ve ilişkisel olarak yapılmıştır. Araştırma Yozgat Şehir Hastanesinin Göğüs Hastalıkları Servisinde yatan ve araştırmayı kabul eden 180 hasta ile 20.03.2020/20.11.2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışma için etik kurul onayı, kurum ve hastaların yazılı izinleri alınmıştır. Veriler tanıtıcı özellikler formu, Ağız Değerlendirme Rehberi, Ağız Sağlığı Etki Profili Ölçeği (OHİP-14), Ağız sağlığı İle İlgili Yaşam Kalitesi Ölçeği (OHQoL-UK) ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, minimum ve maksimum değerler, ortalama ve standart sapma, korelasyon ve Lineer Regresyon Analizi kullanılmıştır. Hastaların Ağız Değerlendirme Rehberi'nin ortalaması 13.96±2.87 olarak bulunmuştur. Hastaların OHİP-14 ölçeği genel toplam puan ortalamasının 13,04±12,28, OHQoL-UK ölçeği genel toplam puan ortalamasının 42.23±7.02, SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin genel fiziksel sağlık alt boyut puan ortalamasının 29.73±20.43 ve genel mental sağlık alt boyut puan ortalamasının 39.42±18.11 olduğu saptanmıştır. Hastaların semptom ve ağrı puanı (r=0.208) arasında anlamlı, pozitif yönde ve çok zayıf düzeyde, fiziksel ağrı ve genel sağlık algısı puanı (r=-0.538) arasında anlamlı, negatif yönde ve orta düzeyde, OHİP genel toplam ve genel fiziksel sağlık puanı (r=-0.419) arasında anlamlı, negatif yönde ve zayıf düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların fiziksel yaşam kalitesini OHİP-14 psikolojik yetersizlik alt boyutunun yordadığı belirlenmiştir. (R= .535, R²= .257). Hastaların mental yaşam kalitesini OHİP-14 psikolojik yetersizlik alt boyutunun yordadığı belirlenmiştir. (R= .553, R²= .289). KOAH olan bireylerde ağız sağlığı yaşam kalitesi ile genel sağlık yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi için daha fazla araştırma yapılması ve bireylerin ağız sağlığı yaşam kalitelerinin artırılması için eğitimler verilmesi önerilir. ANAHTAR KELİMELER: Ağız Sağlığı, Hemşire, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Yaşam Kalitesi
Maraş otu kullanımının mirna ifadesi üzerine etkilerinin incelenmesi
İnsan sağlığı üzerinde önemli olumsuz etkiler gösteren tütün ürünleri, sigara gibi dumanı inhale edilerek ya da yakılmadan dumansız olarak tüketilmektedir. Ülkemizin Güneydoğu Anadolu bölgesinde ve özellikle Kahramanmaraş ilinde dumansız tütün ürünlerinin bir çeşidi olan Maraş otu yaygın olarak kullanılmaktadır. Nicotiana Rustica Linn bitkisinin yapraklarından elde edilen bu ürün ağızda emilerek tüketilmektedir. Çalışmamızda kanserojen etkisi olduğu düşünülen bu ürünün ağız mukozası üzerindeki etkilerinin izlenmesi amacıyla mikroRNA ifadelenme seviyeleri incelenmiştir. Bu amaçla herhangi bir tütün ürünü kullanmayan bireyler ile Maraş otu kullanan bireylerin ağız mukozalarında sürüntü örnekleri alınmış ve let-7a, let-7b ve miR-96 mikroRNA'larının ifadelenme seviyeleri karşılaştırılmıştır. İncelenen tüm mikroRNA'ların Maraş otu kullanımında daha düşük seviyelerde ifadelendiği izlenmekle birlikte kullanmayanlarla arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Kanser ile ilişkilendirilmiş üç mikroRNA'nın farklı seviyelerde ifadelenmesi Maraş otunun ağız mukozasında uygulandığı bölgede kanserojen değişikliklere neden olabileceği ve mikroRNA analizlerinin ağız kanserinin erken teşhisinde önemli yararlar sağlayabileceği düşünülmüştür.
İnmeli hastalara verilen ağız bakımı eğitiminin ağız sağlığı yaşam kalitesi ve öz yetkinlik düzeyine etkisi
Bu çalışma inmeli hastalara verilen ağız bakımı eğitiminin hastanın ağız sağlığı yaşam kalitesi ve öz yetkinlik düzeyine etkisini belirlemek amacıyla tek gruplu ön test-son test müdahale araştırması olarak yapılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul onayı ve kurum izni alınmıştır. Çalışma 15 Temmuz 2021- 01 Ocak 2022 tarihleri arasında Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gaziler Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim Araştırma hastanesinde 90 inmeli hasta ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında Hasta Bilgi Formu, Ağız Sağlığını Değerlendirme Formu, Ağız Sağlığı Etki Ölçeği (OHIP-14), Ağız ve Diş Sağlığı ile İlgili Yaşam Kalitesi-Birleşik Krallık Ölçeği (OHRQol-UK) ve Ağız Bakımı Öz Yetkinliği İnanç Ölçeği alt boyutu olan Diş Fırçalama Öz Yetkinliği kullanılmıştır. Hastalara ön test uygulanmış, ağız bakımı eğitimi verilmiş olup hastalar bir ay süre ile takip edilmiştir ve hastalara son test uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, frekans, yüzde, ortalama, Paired simple t testi kullanılmıştır. Hastaların %28.9'u inme geçirmeden önce günde 3 kez ağız bakımı yaparken, inme tanısı aldıktan sonra %43.3'ü günde bir kez ağız bakımı yapmaya başladıklarını ifade etmişlerdir. İnmeli hastaların ağız sağlığını değerlendirme formu ön test puan ortalaması 9,00±1,90 iken son test puan ortalaması 6,48±1,44 olup, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). İnmeli hastaların OHIP-14 ön test puan ortalaması 7,07±6,39 iken son test puan ortalaması 6,81±3,10 olup, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). İnmeli hastaların OHRQol-UK ön test puan ortalaması 43,29±7,72 iken son test puan ortalaması 53,77±8,36 olup, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). İnmeli hastaların diş fırçalama öz yetkinliği ön test puan ortalaması 11,31±6,31 iken son test puan ortalaması 17,38±5,31 olup, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda inmeli hastaların eğitim sonrası ağız sağlığını değerlendirme formu puanında anlamlı bir düşüş olduğu belirlenmiştir. Ayrıca OHRQol-UK puanında ve diş fırçalama öz yetkinliği puanında anlamlı bir yükselme olduğu belirlenmiştir. İnmeli hastaların ağız değerlendirmelerinin düzenli aralıklarla yapılması ve hastalara ağız bakımı eğitiminin verilmesi önerilmektedir. 2023, 118 sayfa ANAHTAR KELİMELER: Ağız Bakımı, Ağız Sağlığı, İnme, Öz Yetkinlik, Yaşam Kalitesi
Bir ağız ve diş sağlığı merkezi'ne başvuran 7-14 yaş arası çocuklarda anksiyete düzeyleri ve etkileyen faktörler
Ülkemizde çocukluk çağı sağlık sorunları içinde TUİK'in 2014 verilerine göre 7-14 yaş grubu çocuklarda % 24.5 ile ağız ve diş sağlığı sorunları ilk sırada yer almaktadır. Bunun temelinde ailelerin ağız diş sağlığına yönelik uygulama eksiklikleri yer aldığı gibi anksiyete de görülebilmektedir. Hemşirelik alanında yapılmış doğrudan çocuklarda diş tedavisine bağlı anksiyete araştırmasına rastlanmamıştır. Literatürde dental anksiyetesi olan bireylerin daha az sıklıkta dişlerini fırçaladıkları, diş bakımı ile zayıf uyum yaptıkları görülmüş, diş çürükleri ile dental anksiyete arasında pozitif bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada bir ağız-diş sağlığı merkezine başvuran 7-14 yaş arası çocuklarda anksiyete düzeyleri ve bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Veriler, araştırmacılar tarafından oluşturulan 30 sorulu sosyo-demografik soru formu ve Fleisig, Rabian, ve Peterson (1991) tarafından geliştirilen ve Jokić-Begić, Jurin ve Korajlija (2011) tarafından revize edilen, Seçer (2013) tarafından Ülkemiz için Türkçe geçerlilik ve güvenirlilik çalışması yapılmış olan, 15 maddeli likert tipi "Çocuklarda Anksiyete Duyarlık Ölçeği (ÇADÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, nonparametrik önemlilik testleri, korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni çocukların anksiyete düzeyleri, bağımsız değişkenleri yaş, cinsiyet, geliş nedeni vb. sosyo-demografik özelliklerdir. DMFT indeksi (Çürük, kayıp, dolgulu dişler indeksi) muayene esnasında diş hekimi tarafından belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini Kırıkkale Ağız-Diş Sağlığı Merkezi'ne başvuran 7-14 yaş grubu çocuklar oluşturmuştur. Minitab 16 programında yapılan power analizinde örneklem büyüklüğü 406 olarak hesaplanmış, çalışma 408 çocukla tamamlanmıştır. Çalışma sonucunda çocukların orta düzeyde kaygılı oldukları saptanmıştır. Yaş, diş hastanesine geliş nedeni, yapılacak işlemin açıklanma durumu ile anksiyete düzeyi arasında istatistiksel düzeyde anlamlı ilişki olduğu gözlenmiştir. DMFT indeksi ile anksiyete düzeyi arasında da pozitif yönde korelasyon olduğu saptanmıştır. Yaş, anne çalışma durumu, diş fırçalama alışkanlığı, diş fırçalama süresi, diş ipi kullanımı, bebeklik döneminde uzun süre emzik ve biberon kullanımı, hergün abur-cubur tüketiminin DMFT indeksini etkilediği belirlenmiştir.
Domaniç anıtsal tonozlu mezar iskeletlerinde ağız ve diş sağlığı
Dişler, bireyler ve popülasyonlar hakkında değerli bilgi kaynaklarıdır. Dişlerin incelenmesiyle birlikte tüketilen gıdaların bileşimleri tespit edilebilmektedir. Uygarlıkların gelişmesiyle toplumlarda statü farklılıkları meydana gelmiştir. Buna bağlı olarak gıdalara ulaşım da değişiklik göstermiştir. Popülasyonlar arasındaki beslenme farklılıkları, diyet ve sağlık durumlarında da farklılıklar olmasına neden olmaktadır. Diş patolojileri analiz edilerek ve Eski Anadolu Topluluklarıyla karşılaştırılarak bu farklılıkların nedenleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Kütahya ilinin Domaniç ilçe merkezindeki Hisar Mahallesi'nde yer alan Anıtsal Tonozlu Mezar Odası'nda 2016 yılında yapılan kurtarma kazısında ortaya çıkarılan iskelet materyallerinden yararlanılarak yapılmıştır. Tonozlu mezarın inşasının 2. yy. olduğu düşünülse de gömülerin ne zaman yapıldığı konusunda net bir çıkarım yapılamamıştır. İskeletler yığıntı halinde olduğu için insitu konumunda değillerdir. Mezar içerisinde Roma Dönemi'ne ait olduğu düşünülen iskeletlerin paleoantropolojik incelemesi yapılarak; 3 bebek, 10 çocuk ve 70 erişkin olmak üzere toplam 83 birey tespit edilmiştir. Bu bireylere ait toplam 506 daimi diş (2 tane gömük, 6 tane kökten kırık toplam 8 diş çalışmaya dahil edilmemiştir) incelenerek toplumun ağız ve diş sağlığı hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada; diş çürüğü, apse, diş aşınması, periodontal hastalıklar, diş taşı, hypoplasia ve antemortem diş kaybı (AMDK) oranları belirlenmiş ve elde edilen sonuçlar Eski Anadolu Topluluklarının ortalamaları ile karşılaştırılmıştır. Yapılan dental analiz sonucunda; diş çürüğü % 19,57 (düzeltilmemiş), apse % 2,78, periodontal hastalıklar % 67,33, diş taşı % 35,38, hypoplasia % 17,19, AMDK % 13,39 oranlarında tespit edilmiştir. Diş aşınması ise ortalama 3-4 derece değerinde bulunmuştur. Diş patolojileri değerlendirildiğinde, topluluğun tarıma dayalı topluluklarla daha çok benzerlik gösterdiği ve çürük oluşumuna işlem görmüş yüksek karbonhidrat içeren yiyeceklerin belli oranda neden olduğu düşünülmektedir. Aşınma derecesinin fazla olmaması, yumuşak gıdalarla beslenildiğini destekler niteliktedir. Hypoplasia oranının ve şiddetinin düşük olması ise Anıtsal Mezar'da bulunan bireylerin erken çocukluk dönemlerinde fizyolojik strese çok daha az maruz kaldıklarını göstermektedir. Ağız ve diş sağlığı verileri bir bütün içinde analiz edildiğinde; Anıt Mezar içinde bulunan insanların sosyo-ekonomik yapılarının yaşadıkları çevreye göre daha elverişli, buna bağlı olarak beslenme şartlarının da diğer Eski Anadolu Topluluklarına göre daha iyi olduğu sonucuna ulaşılabilir.
Mekanik ventilasyon desteğindeki hastaların ağız bakımında kullanılan farklı yoğunluktaki klorheksidinin mikrobiyal kolonizasyona etkisi
Bu araştırma mekanik ventilatöre bağlı hastalarda mikrobiyal kolonizasyonu azaltmada en etkili klorheksidin yoğunluğunu belirlemek amacıyla randomize kontrollü, çift kör, deneysel olarak yapılmıştır. 2019 yılı Şubat-Aralık tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Aydın İl Sağlık Müdürlüğü Nazilli Devlet Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon yoğun bakım ünitesinde yatan 116 hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Hastalar randomize olarak belirlenerek dört farklı gruba ayrılmıştır. Birinci gruptaki hastalara %2 klorheksidin glukonat, ikinci gruptaki hastalara %1'lik klorheksidin glukonat, üçüncü gruptaki hastalara %0.2'lik klorheksidin glukonat ve dördüncü gruptaki hastalara %0.12'lik klorheksidin glukonat ile günde dört kez ağız bakımı uygulama protokolü doğrultusunda bakım verilmiştir. Verilerin toplanmasında Hastalara Ait Tanıtıcı Özellikler Formu, Hasta İzlem Formu, Mikrobiyolojik İzlem Formu ve Ağız Değerlendirme Rehberi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 70,00±15,57 olup, %62,1'i erkektir. Ağız bakımında kullanılan klorheksidin glukonat solüsyonlarının hepsinde hastaların tamamının tüm günlerde ağız mukozasının hafif disfonksiyon olduğu belirlenmiştir. %2 ve %1'lik klorheksidin glukonat ile ağız bakımı yapılan hastaların tüm günler arasındaki ağız değerlendirme ölçeğinden alınan puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0.001), %0.12'lik ve %0.2'lik klorheksidin glukonat ile ağız bakımı yapılan hastaların tüm günler arasındaki ağız değerlendirme ölçeğinden alınan puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0.001). Ağız bakımında %1'lik klorheksidin glukonat solüsyonu kullanılan hastalardan alınan oral mukoza örnekleri arasında mikroorganizma üreme durumu açısından istatiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Araştırma bulgularına göre mekanik ventilasyon desteğindeki hastalara uygulanan ağız bakımında mikrobiyal kolonizasyonu önlemede en etkili klorheksidin glukonat solüsyonunun %1'lik konsantrasyonu olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Ağız bakımı, klorheksidin glukonat, mekanik ventilasyon, mikrobiyal kolonizasyon, yoğun bakım ünitesi.
Ağız sağlığının değerlendirilmesinde hemşireler arası ölçümsel tutarlılık
Amaç: Çalışmada ağız sağlığının değerlendirilmesinde hemşireler arası tutarlılığı, kriterlerin değerlendirilmesinde hemşireler arası, hemşireler ile araştırmacı hemşire arasındaki uyumu, subjektif kriterler ile objektif kriterler arasındaki uyumluluğu belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma 20.09.2019-25.02.2020 tarihleri arasında ilişkisel betimleme tipinde yapılmıştır. Evreni: diyabet, kronik böbrek yetmezliği tanısı ile klinikte yatan hastalar ve kliniklerde çalışan 95 hemşire, örneklemi: 10 hemşire ve G-Power analizi ile belirlenen 86 hasta oluşturmuştur. Verilerin elde edilmesinde "Ağız Değerlendirme Rehberi, Uyarımsız Tükürük Akış Hızı, Plak İndeksi ve Veri Toplama Formu" kullanılmıştır. Veriler Statistical Package for Social Sciences 25.00 programında tanımlayıcı ve ilişki analizleri ile değerlendirilmiştir. Araştırma için etik kurul onamı ve kurum izni alınmıştır. Bulgular: Hastaların %50'si, hemşirelerin %70'i kadındır, hastaların yaş ortalamaları 61,35±12,39, hemşirelerin yaş ortalamaları 36,10±7,20 yıldır ve %90'ı lisans mezunudur. Ağız değerlendirilmesinde hemşireler arası tutarlılık için Cronbach alfa katsayısı sonuçları 0,773 ile 0,864 arasındadır. Ağız sağlığı kriterlerinin değerlendirilmesinde hemşireler arası uyumun en fazla yutkunma ile ses, en az uyumun mukoz membran, dişler/protez kriterlerinde olduğu belirlenmiştir. Araştırmacı ile diğer hemşireler arasındaki uyum düşük ile orta düzeydedir, en fazla uyum yutkunma ve ses kriterlerinde ile en az uyum tükürük ve dişler/protez kriterindedir. Plak indeksi ile diş, tükürük akış hızı ile tükürük değerlendirilmesi arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Sonuç: Ağız sağlığı kriterleri değerlendirilmesinde hemşireler arası uyum en fazla yutkunma ile ses kriterlerinde ve orta düzeydedir. Tükürük akış hızı azaldıkça, plak indeksi arttıkça rehberde yer alan tükürük ve diş kriterleri değerlendirmesi arasındaki uyum azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ağız Sağlığı, Değerlendirme, Hemşirelik.
Çocuklarda fiziksel aktivite düzeyi ve uyku alışkanlıklarının bruksizme etkisi
Bu çalışmadaki amacımız, çocuklarda görülen bruksizmin nedenleri, risk faktörleri, fiziksel aktivite, uyku ve oral alışkanlıklarının bruksizm üzerine etkisinin belirlenmesi, eğitim ve egzersiz programının etkinliğinin ölçülmesi ve çocuklarda koruyucu tedavi yaklaşımlarının oluşturulmasıdır. Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Kliniğine başvuran her iki cinsiyetten 6-13 yaş arasındaki bruksizm'i olan 82 çocuk değerlendirildi. 82 çocuk içinden eğitim grubuna katılmayı kabul eden 37 çocuk ve ebeveynleri eğitim ve egzersiz programına dahil edildi. Bu program dahilinde, fiziksel aktivite, uyku hijyeni, uyku ve oral alışkanlıklar konularında eğitim ve çene, baş ve boyun bölgeleri ile ilgili egzersizler öğretildi. Çocuklar eğitim ve egzersiz programı öncesi ve 8 hafta sonrası değerlendirildi. Ağrı şiddeti, temporomandibular eklem ve servikal bölge hareket açıklığı, uyku ve uyanıklık bruksizm varlığı tespit edildi. Fiziksel aktivite düzeyleri Fiziksel Aktivite Anketi (FAA) ile, uyku alışkanlıkları Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi (ÇUAA) ile ve oral alışkanlıkları Oral Alışkanlıklar Anketi (OAA) ile değerlendirildi. Değerlendirmeler sonucunda temporomandibular eklem (TME), çiğneme kasları ve baş ağrısı ile tek taraflı çiğnemenin yaygın olduğu bulundu. Eğitim ve egzersiz programı sonrasında, ağrı şiddetinde azalma, temporomandibular ve servikal eklem hareket açıklığında anlamlı artma görüldü (p<0.05). Program sonrası uyku ve uyanıklık bruksizminin eğitim öncesine göre anlamlı derecede azaldığı tespit edildi (p<0.05). Fiziksel aktivite düzeyi ile uyku alışkanlıkları bruksizm oluşmasında etkili bulunmazken (p>0.05), oral alışkanlıkların bruksizm oluşmasında etkili olduğu bulundu (p<0.05). Eğitim ve egzersiz programı sonrası uyku alışkanlıklarından yatma zamanı direnci ve uyku süresi değerlerinin olumlu yönde değiştiği tespit edildi (p<0.05). Eğitim ve egzersiz programı sonrası çocukların oral alışkanlıklarının olumlu yönde değiştiği saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, uyku hijyeni, uyku ve oral alışkanlıklar üzerine verilen eğitim ve egzersiz programının uyku ve uyanıklık bruksizminin kontrolünde etkili olduğu ve oral alışkanlıkları azalttığı görüldü. Çalışmamızda bruksizmin kontrolüne yönelik çocukların ve ebeveynlerin fiziksel aktivite, oral ve uyku alışkanlıkları hakkında eğitilmesi ve egzersiz programlarının verilmesinin koruyucu tedavi yaklaşımı olarak uygun olacağı görüşüne varıldı. Gelecekte çocuklardaki bruksizmin kontrolü için daha uzun süreli ve kontrol grubu oluşturularak yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır.
Çocuk diş macunlarının poliasit modifiye kompozit rezinlerin yüzey pürüzlülüğü üzerine etkisinin in vitro olarak incelenmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı, çeşitli çocuk diş macunlarının poliasit modifiye kompozit rezin yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Çalışmada poliasit modifiye kompozit rezin (Voco, Glasiosite Caps, A2) kullanılarak 10x10 mm boyutlarında ve 2 mm kalınlığında kare şeklinde 50 adet örnek oluşturuldu ve Sof-Lex (3M ESPE Dental Products, St. Paul, MN. USA) polisaj diskleri kullanılarak cilalandı. 24 saat 37°C distile suda bekletilen örnekler rastgele beş gruba ayrıldı: Grup 1 (Kontrol), Grup 2 (Rocs Junior), Grup 3 (Sensodyne Promine Kids), Grup 4 (Jack and Jill), Grup 5 (Oral-B Kids). Hassas Terazi, Optik Profilometre ve Atomik Kuvvet Mikroskobu ile başlangıç ölçümleri yapıldı, Taramalı Elektron Mikroskobu ile başlangıç yüzey özellikleri değerlendirildi. Diş macunu ve yapay tükürük ağırlıkça 1: 3 oranında karıştırıldı ve örnekler bir yıllık fırçalama süresine eşdeğer olacak şekilde 15 gün boyunca günde iki kez iki dakika fırçalandı. Örnekler fırçalama seansları arasında yapay tükürük solüsyonunda saklandı. Hassas Terazi, Optik Profilometre ve Atomik Kuvvet Mikroskobu ve Taramalı Elektron Mikroskobu ile final değerlendirmeleri yapıldı. Hassas terazi ölçümlerinin baĢlangıç ve final bulgularının gruplar arasındaki farklılıklarının anlamlı olmadığı tespit edildi (p>0,05). Sensodyne Promine Kids'den elde edilen final pürüzlülük ölçümlerinin, başlangıç ölçümlerine göre anlamlı olarak arttığı saptandı (p=0,002; p<0,05). AFM ile elde edilen ölçümlerin optik profilometre ile uyumlu olduğu gözlendi. Hem optik profilometre hem de AFM ile belirlenen Ra değerleri, bakteri kolonizasyonu için kritik eşik değeri olarak belirlenen 0. 2 μm' nin altında olduğu tespit edildi. Çalışmamızın sonuçlarına göre macun formülasyonunda aşındırıclık oranını etkileyen pek çok unsur olmasına rağmen kompomer ile restore ettiğimiz vakalarda oral hijyen uygulamaları için aşındırıcı partikül olarak silika içeren diş macunlarının daha güvenilir olduğu söylenebilir.
Epilepsi hastalarında genel anestezi altında yapılan ağız ve diş tedavileri sonrası ağız ve diş sağlığına bağlı yaşam kalitesinin ölçülmesi
Bu çalışmanın amacı, özel bakım gereksinimi olan epilepsi hastalarında genel anestezi altında yapılan ağız ve diş tedavileri sonrasında ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesindeki değişimin ölçülmesidir. Ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesinin ölçülmesi için Franciscan Hospital for Children Oral Health-Related Quality of Life (FHC-OHRQOL) ölçeği kullanılmıştır. Bu çalışmadaki örneklem grubumuz , Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'na ağız ve diş problemleri için başvurmuş ve genel anestezi altında ağız ve diş tedavileri tamamlanmış 55 özel gereksinimi olan epilepsi hastalarından oluşmaktadır. Bu hastaların bakımından sorumlu kişilerin, FHC- OHRQOL ölçeğinin yanı sıra içeriğinde sosyo-demografik bilgiler, hastaların daha önceki tedavi deneyimleri ve ağız hijyeni alışkanlıklarına yönelik sorular bulunan formları tedavi öncesi ve sonrasında doldurmaları sağlanmıştır. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 25.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. FHC- OHRQOL ölçeğinin tedavi öncesi ve sonrası toplam skorları karşılaştırıldığında, genel anestezi altında yapılan ağız ve diş tedavilerinin hastaların ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi üzerinde istatiksel olarak anlamlı derecede olumlu etki yaptığı sonucu ortaya çıkmıştır. FHC-OHRQOL ölçeğinin skorları ; daha önceki tedavi deneyimlerine, anketi yanıtlayanların hasta ile yakınlık derecesine, cinsiyet ve yaş gruplamalarına göre karşılaştırılmıştır. Genel anestezi altında yapılan ağız ve diş tedavilerinin genel yaşam kalitesini arttırdığı fakat genel yaşam kalitesinin ağız ve diş problemleri, günlük hayattaki problemler ve ebeveyn/bakıcı kaygısından bağımsız olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Epilepsi ,Yaşam Kalitesi, Ağız Sağlığı, FHC-OHRQOL
Trabzon merkez ilçesindeki okul öncesi eğitimcilerin ağız ve diş sağlığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Erken çocukluk çağı çürüklerini önlemek için çocuklar ve ailelerin bu konu hakkında bilgilendirilmesi ve eğitilmesi, uygun ağız hijyeni ve beslenme alışkanlıklarının kazandırılması gereklidir. Öğretmenler; ağız ve diş sağlığı hakkında yeterli bilgi ve davranışlara sahip olurlarsa, okul temelli dental eğitimde rol alarak, aynı anda çok sayıda çocuk ve ebeveyne ulaşabilirler ve onları ağız hastalıkları ve hijyen alışkanlıkları konusunda eğitebilirler. Bu çalışmanın amacı Trabzon Merkez ilçesindeki okul öncesi öğretmenlerin ağız ve diş sağlığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirerek eksik veya yanlış bilinen konuları saptamaktır. Çalışmada Trabzon Merkez ilçesine bağlı ana sınıfı ve anaokullarına gidilerek toplamda 226 okul öncesi öğretmenine çocukların ağız ve diş sağlığı hakkında bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendiren anket uygulaması yapıldı. Buna göre öğretmenlerin sadece %29,8'inin daha önce ağız ve diş sağlığı ile ilgili eğitim aldığı tespit edildi. Öğretmenlerin %83'ünün diş çürüğünü önlemek için düzenli diş hekimi ziyaretinin daha etkili bir yöntem olduğunu düşündüğü, ancak düzenli aralıklarda diş hekimine gidenlerin oranının %13,2 olduğu saptandı. Fluoridin diş minesini güçlendirdiğini düşünenlerin oranı %65,8 olarak bulgulandı. Çalıştıkları okullarda ağız ve diş sağlığı ile ilgili çalışmalar olan öğretmenlerin oranı %35,1 olarak belirlendi. Öğretmenlerin %74,6'sı ileride çocuklarda ağız ve diş sağlığı ile ilgili eğitim verildiğinde katılmak isteyeceğini belirtti. Bu çalışma sonucunda koruyucu uygulamalar, ağız yaralanmaları ve ağız hijyeni alışkanlıkları konusunda bilgi eksiklikleri tespit edildi. Süt dişlerinin önemi, tedavi edilebilirliği, çocuklarda ilk diş temizliği ve diş hekimi ziyaretleri, çocuklarda fluorlu diş macunu kullanımı konusunda, ağız hijyeni ile doğru davranışlar ile ilgili uygun bir dental eğitim programı hazırlanarak okul öncesi öğretmenlerine lisans düzeyinden başlayarak belirli aralıklarla tekrarlanması tavsiye edilmektedir. Dental eğitimin okul müfredatında daha etkili bir hale getirilmesinin EÇÇ'yle mücadelede daha faydalı olacağı kanısındayız.
Futbolcularda beslenme ve ağız diş sağlığının yaşam kalitesi ve performans üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı futbolcularda beslenme ve ağız diş sağlığının yaşam kalitesi ve performans üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya yaşları 22,87±3,51 (yıl), boyları 178,58±5,51 (cm), ağırlıkları 73,25±6,05 (kg) olan 24 bölgesel amatör lig oyuncusu katılmıştır. Futbolcuların beslenme alışkanlıkları günlük enerji tüketimi anketi, araştırmacı tarafından hazırlanan beslenme soruları ile değerlendirilmiştir. Yaşam kalitesi ölçmek için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu kullanılmıştır. Performansı ölçmek için ise esneklik, dikey sıçrama, el kavrama kuvveti, sırt kuvveti ve anaerobik güç testleri kullanılmıştır. Ağız diş sağlığının değerlendirilmesinde ise DMFT, CPI indeksleri ve BEWE skorlama sistemi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda futbolcuların DMFT skoru 4 bulunmuştur. DMFT skoru 4 ve üzerinde olan sporcularda anaerobik güç ölçümü daha yüksek elde edilmiştir. Ergojenik yardımcı kullanmayan sporcularda psiko sağlık durumunun daha iyi olduğu bulundu. Beslenme ve ağız diş sağlığının; yaşam kalitesi ve performans üzerine önemli derecede etkisi saptanmamıştır.
İmplant çevresi gingival fenotipin peri-implant doku sağlığı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; kliniğimize başvuran bireylerdeki dental implantların çevresinde bulunan gingival fenotipin belirlenmesi ve mevcut fenotipin implant çevresi doku sağlığıyla ilişkili klinik parametreler üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvurmuş, ağız içinde en az 1 yıl önce protetik restorasyonu tamamlanmış en az 1 implantı olan 60 bireye uygulanan 202 dental implant dahil edildi. Çalışma öncesinde hastalar çalışma hakkında bilgilendirildi ve hastalardan bilgilendirilmiş onam formu alındı. Değerlendirme formu; anamnez ve klinik değerlendirme formu olarak ayrıldı. Klinik değerlendirme formunda protetik restorasyonun tipi, dental implant sayısı ve klinik periodontal parametreler (Plak indeksi, gingival indeks, sondalamada kanama, sondalama derinliği, dişeti çekilmesi miktarı, süpürasyon varlığı, keratinize mukoza genişliği, dişeti kalınlığı) kaydedildi. Elde edilen veriler ile gingival fenotipi oluşturan keratinize mukoza genişliği (KMG) ve dişeti kalınlığının (DK), klinik periodontal parametrelere etkisi değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen implantların; 115'inin yeterli, 87 implantın ise yetersiz KMG'ye sahip olduğu bulundu. Aynı zamanda 74 implantın çevresindeki DK'nın kalın olduğu, 128 implantın çevresindeki DK'nın ince olduğu bulundu. DK ince olanların KMG'si, DK'sı kalın olanlara göre düşük bulundu (p<0,05). KMG'si yeterli olanların plak indeksi, gingival indeks, sondalamada kanama, sondalama derinliği, dişeti çekilmesi ve süpürasyon varlığı düşük bulundu (p<0,05). DK'sı kalın olanların gingival indeks, sondalamada kanama, sondalama derinliği, dişeti çekilmesi ve süpürasyon varlığı düşük bulunurken (p<0,05), DK ile plak indeksi arasında anlamlı bir fark bulunmadığı görüldü (p>0,05). Aynı zamanda dişeti kalın olan bölgelerde ve keratinize mukoza genişliği yeterli olan bölgelerde fırçalamada ağrı varlığı daha düşük bulundu. Sonuçlar: Keratinize mukoza genişliği ve dişeti kalınlığı, peri-implant doku inflamasyonuyla ve dişeti çekilmesiyle ilişkili bulunmuştur. Peri-implant dokulardaki sağlığın sürdürülebilmesi için en az 2 mm keratinize mukoza genişliği ve kalın bir dişetinin bulunması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Dental implant, Dişeti kalınlığı, Gingival fenotip, Keratinize mukoza genişliği, Peri-implant hastalıklar
Ağız gargaralarının kompozit rezinlerin renk değişimi ve çözünürlüğü üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı güncel ağız gargaralarının kompozit rezinlerin renk değişimi ve çözünürlükleri üzerine etkilerini karşılaştırarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda nanofil, nanohibrit ve mikrohibrit tipte üç farklı kompozit rezin(Filtek Ultimate, Estelite Sigma Quick, Filtek Z250) kullanıldı. Her kompozit materyalinden 40 adet olmak üzere toplam 120 adet örnek hazırlandı. Kompozit rezinler, yuvarlak disk şeklinde 10 mm x 2 mm ebatında plastik kalıplara yerleştirildi, LED ışık cihazı ile polimerizasyonları sağlandı. Hazırlanan örneklerin, polisaj diski ve cila lastiği ile bitirme-cila işlemleri yapıldıktan sonra distile suda bekletildi. Renk stabilitesi amacıyla ilk renk ölçümleri VITA Easyshade® V (VITA, Almanya) kullanılarak gerçekleştirildi. Çözünürlük ölçümü için ise örneklerin kuru ağırlıkları tartıldıktan sonra çap ve kalınlıkları kumpasla ölçülerek kaydedildi. Ardından her gruptan örnekler üç farklı gargaraya(Kloroben, Listerin Advanced White, Colgate Plax) 14 gün süresince günde 2 kez 2 dakika boyunca daldırıldı. 14 gün sonunda tüm örneklerin renk ve ağırlık ölçümleri tekrarlandı. İstatistiksel yöntem olarak Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri kullanıldı. Bulgular: Renk ölçümleri sonucu tüm örneklerde anlamlı seviyede renk değişimi saptandı (p<0,05). Solüsyon grupları arasında renk değişimi bakımından anlamlı farklılık tespit edilirken en düşük renk değişimi miktarı Colgate Plax solüsyonunda görüldü. Kompozit grupları arasında yapılan karşılaştırma sonucunda Filtek Ultimate en az renk değişimine uğrayan kompozit grubu olarak belirlendi. Çözünürlük ölçümleri sonucu ise tüm örneklerde pozitif çözünürlük değeri kaydedildi. Kompozit grupları arasında çözünürlük bakımından anlamlı farklılı görülmemesine karşın Kloroben, Listerin Advanced White ve Colgate Plax gargaralarında kontrol grubuna göre daha yüksek çözünürlük miktarı tespit edildi. Sonuç: Çalışmamız sonucunda değerlendirilen tüm kompozit gruplarında, ağız gargaralarına daldırma sonrası materyal bağımlı olarak değişen miktarlarda, kabul edilebilir seviyenin üzerinde renk değişimi ve çözünürlük tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Kompozit rezin, gargara, renk değişimi, çözünürlük