Debts
109 theses under this subject heading
Kamu borç yönetiminde etkinliğin OECD ülkelerinin makroekonomik performansına etkisi
Küreselleşme sonrası sermaye hareketlerinin serbestleşmesi, kamu borç portföyünün risklere karşı duyarlılığını arttırarak makroekonomik denge üzerinde bir risk oluşturmuştur. Ekonomik ve finansal istikrarsızlıkları tetikleyen böylesi bir yapı, kamu borç yönetiminde daha profesyonel ve etkin bir yaklaşım sergileme çabalarını teşvik etmiştir. Kamu borç yönetiminde etkinlik, kamunun finansman ihtiyacını düşük maliyet ve kontrol edilebilir risk düzeyinde karşılamak amacıyla oluşturulan strateji geliştirme ve yürütme sürecidir. Etkinlikten uzak ve yasal bir çerçeveye oturtulmayan borç yönetimi politikalarının varlığı kamu maliyesi üzerinde baskı yaratırken, artan borçlanma eğilimi ise makroekonomik dengede bozulmalara yol açmaktadır. Bu çalışmada, 35 OECD ülkesi için 1995-2017 ve 26 OECD ülkesi için 2004-2017 dönemleri baz alınarak kamu borç yönetiminde etkinlik kriterlerinin makroekonomik performans üzerindeki etkisi panel veri analizi ile incelenmiştir. Ekonometrik analiz sonuçlarına göre, kamu borç yükündeki artışın ekonomik büyümeyi negatif etkilediği, işsizlik, enflasyon ve bütçe açığını ise arttırdığı tespit edilmiştir. Ekonomik büyüme üzerinde pozitif bir etki yaratan faiz yükündeki artış, enflasyonu düşürücü yönde bir baskı yaratırken işsizlik oranı ve bütçe açığını arttırmıştır. İşsizlik hariç diğer tüm makroekonomik göstergeler ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye sahip olmayan kamu borçlanmasında uzun vadeli faiz oranları ve işsizlik ilişkisine bakıldığında, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın işsizlik üzerinde azaltıcı etkisi tespit edilmiştir. Borçlanmada kısa vadeli faiz oranları ile makroekonomik göstergeler arasındaki ilişkiye bakıldığında kısa vadeli faiz oranlarındaki artışın enflasyon ile bütçe açığını arttırdığı, ekonomik büyümeyi negatif etkilediği ve işsizliği düşürdüğü sonucuna ulaşılmıştır. Kamu dış borç yükü ile makroekonomik göstergeler arasında anlamlı bir ilişki bulunmamış ve bütçe dengesindeki iyileşmenin büyüme ve istihdamı pozitif etkilediği görülmüştür. Ayrıca, Dumitrescu ve Hurlin (2012) panel Granger nedensellik testinden elde edilen bulgular, değişkenler arasında tek ve çift yönlü nedensellik ilişkisinin varlığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Borç Yönetimi, Borç Yönetiminde Etkinlik, Panel Veri Analizi, Makroekonomik Performans Göstergeleri
İslam hukukunda borcun şirketlerin sermayesi üzerindeki etkisi
Çağımızda borca dayalı işlemler ciddi anlamda artmış ve görmezden gelinmesi imkânsız bir gerçeklik halini almıştır. Öyle ki, çoğu kimse ya borçlu ya da alacaklı bir vaziyete gelmiştir. Aynı durum ticarî kuruluşlar için de geçerlidir. Bu araştırmanın problemi, şirket borçlarının sermaye üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğudur. Zira şirketler, ticâri faaliyetlerini yürütmek üzere çoğu zaman borçlanmak suretiyle dış finansman sağlama yoluna gitmektedirler. Daha da ötesi sırf borca dayalı işlemlerde bulunmak üzere kurulmuş olan veya sermayesi salt borçtan müteşekkil olan şirketler de mevcuttur. Bu çalışmada sermaye kavramı, sermaye türleri, borç kavramı, borç türleri, İslam hukuku açısından caiz olan borçlanma çeşitleri ve borcun şirketlerin sermayeleri üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Bu manada öncelikle borçlanmanın hükmü ortaya konulmaya çalışılmış, kimi borçlanma türlerinin caiz olmadığı, kimisinin caiz olduğu beyân edilmiştir. Bununla birlikte borç satışından söz edilmiş ve birçok formunun bulunduğu izah edilerek bazısının İslam hukuku açısından caiz olduğu, bazısının caiz olmadığı açıklığa kavuşturulmuştur. Tezin asıl konusunu teşkil eden borcun şirket sermayeleri üzerindeki etkisi incelenirken, borcun hisse alım satımına etkisi ve ortak giriş çıkışına etkisi gibi temel hususların yanı sıra manevî varlıkların sermayeye etkisi, değersiz alacakların sermayeye etkisi, sermaye güvenliği ve iflasın sermayeye etkisi gibi konular ele alınmıştır. Bunlar ele alınırken de özellikle sermayeye dair zekât konularına temas edilmiştir. Çalışmada varılan en önemli sonuçlardan biri, aşırı borçlanmanın yüksek oranda olumsuz etkilere sahip olduğu, bu nedenle borçlanmanın belirli kural ve sınırlar dâhilinde yapılması gerektiğidir.
Uluslararası finansman dış borç yönetimi ve Türkiye
Ill ÖZET ULUSLARARASI FİNANSMAN DIŞ BORÇ YÖNETİMİ VE TÜRKİYE Harun BAL Doktora Tezi, İktisat Anabilim Dalı Danışman : Prof. Dr. Muammer TEKEOĞLU Ağustos 1999, 340 sayfa Bu çalışma, Gelişmekte olan ülke (GOÜ)'ler ve Türkiye ekonomisinin uluslararası finansman ilişkileri ile bu bağlamda ortaya çıkan dış borç yönetim sorunlarını inceleme ve araştırma amacını taşımaktadır. Sözkonusu bu amacın asıl olarak yoğunlaşma gösterdiği konu, ülkemiz açısından dış borçluluk sorunlarının ve dış borç yönetiminin kurumsal ve risk yönetimi eksenlerinde bir irdelemeye tabi tutularak ne tür ve hangi boyutlarda açılımlara ihtiyaç duyduğunun tespit edilmesidir. Bu amaçlar çerçevesinde hazırlanan ve beş bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümü, uluslararası finansman-GOÜ'ler ilişkileri üzerinde odaklanmaktadır. Bu bölümde, GOÜ'lerin uluslararası finansman ihtiyaçlarının sebepleri, dış borçlanma mekanizmaları ve bu ülkelere yönelik uluslararası finansman hareketleri ile dış borçlanmada yaşanan gelişmeler ortaya konulmuştur. Birinci bölümün temel bulgusu, GOÜ'ler-uluslararası finansman ilişkilerinin pratikte yeterince ve istenilir türden sonuçların elde edilmesinde yetersiz kalmasıdır. İkinci bölüm, GOÜ'ler bağlamında dış borç yönetiminin pasif boyutlarının irdelemesini yapmaktadır. Dış borç yönetiminin önemi, kapsamı, organizasyonu, fonksiyonları ve kurumsal boyutları, yönetim birimleri ve bunlar arasındaki koordinasyon sorunları, dış borçların monitörü ve borç servis kapasitesi ölçümleri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Sözkonusu inceleme mukayese edilebilir detaylı bilgilerin verilebilmesi ve sorunların ortaya konulabilmesini sağlamak amacıyla sekiz GOÜ'deki dış borç yönetim uygulamalarını da teşhir etmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünün temel bulgusu, GOÜ'lerin büyük bir çoğunluğunun dış borç yönetiminin en temel ilkelerinden dahi uzakIV yapılara sahip olmasıdır. Son dönemlerde, özellikle uluslararası mali kurumların destekleri paralelinde bu ülkelerin önemli bir kısmında dış borç yönetim pratiklerini geliştirme çabalan da dikkat çekici gelişmeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Üçüncü bölüm, dış borç yönetiminin GOÜ'ler açısından son derece yeni sayılabilecek "Risk Yönetimi" boyutuna tahsis edilmiştir. Bu çerçevede faiz oranı, döviz kuru ve tarımsal ve metalurjik ürünler fiyat risklerinin dış borç yönetimi ile olan ilişkileri ele alınmış, bu alandaki zorluklar ve bu zorluklan aşmaya yönelik yeni açılımların gerekliliği ortaya konulmuştur. Aynca OECD üyesi beş öncü ülkenin "Bağımsız Dış Borç Yönetim Ofisleri" modelleri ele alınarak bu ülkelerdeki uygulamalann GOÜ'ler dış borç yönetimlerinin geliştirilebilmesindeki rolleri üzerinde durulmuştur. Bu bölümün temel bulgusu, dış borç yönetiminin halihazırda pasif boyutlannda dahi önemli sorunlar yaşayan GOÜ'lerin, sözkonusu riskleri yönetebilmek için aktif bir dış borç yönetimine olan ihtiyaçlannın vurgulanması olmuştur, öncü ülkelerde uygulanmakta olan Bağımsız Dış Borç Yönetim Ofisleri modelleri çerçevesinde olmasa dahi, GOÜ'lerin bu konuyla ilgili olarak özellikle risk yönetim teknikleri konusunda ve aşamalı eylem planlan çerçevesinde yeni açılımlara gitme ihtiyaçlan kaçınılmaz yeni gelişmelerdir. Dördüncü bölüm, Türkiye ekonomisi açısından uluslararası finansman ve dış borçlanmalar ile ilgili temel dinamikleri inceleme ve analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çeşitli dönemlerdeki gelişmelerin net kaynak transferleri ekseninde ele alındığı bu bölüm dış borçlardaki artışlann önemli bir bölümünün makro ekonomik yönetimle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir, özellikle 1980 ve 1990'lı yıllar bir yandan net kaynak transferlerinin pozitif halde tutulabilmesi, diğer yandan da borç servislerinin aksamadan yerine getirilebilmesini hedeflemesi sebebiyle dış borç stokunda önemli artışlara yol açmıştır. Bu süreç 1980'li yıllarda ağırlıklı olarak kamu sektörünün, 1990'lı yıllarda ise sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi ile özel sektörün belirleyiciliğinde bir gelişme göstermiştir. Sözkonusu süreç, Güneydoğu Asya ülkeleri dış borç krizinin neden olduğu olumsuz dış konjonktürün de etkilemesi sonucu 1998 yılından itibaren kesiklik göstermeye başlamıştır. Böylece, uzun yıllardır aksamadan sürdürülebilen net pozitif kaynak transferi süreci, giderek yerini net negatif kaynak transferi sürecine terk etmeye başlamıştır.Çalışmanın beşinci ve son bölümü, Türkiye ekonomisinde dış borçların kurumsal ve mali riskler eksenlerinde yönetimi, dış borç servis kapasitesinin sürdürülebilirliğinin incelenmesi ve dış borç yönetiminin geliştirilmesine yönelik olarak yeni açılımların nasıl sağlanabileceğine ilişkin irdelemelere tahsis edilmiştir. Bu bölümde pasif ve aktif dış borç yönetim yapıları açısından ülkemizdeki uygulamalar tespit edilmiş, dış borç yönetimi bağlamında hukuksal örgütsel ve kurumsal yapılar detaylı olarak analiz edilerek, özellikle borç yönetiminin koordinasyon ihtiyacım temin etmek üzere bir dış finansman komitesinin oluşturulmasının önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, borç servis kapasitesi ölçümlerinin cari durum tespitine gidilerek, başta likidite problemleri olmak üzere bu çerçevedeki bazı önemli sorunlar ortaya konulmuştur. öte yandan, dış borç artışlarının önemli sebeplerinden olmak üzere çeşitli finansal risklerin boyutları tespit edilerek, söz konusu risklerden korunmak amacıyla dış borçların optimal döviz komposizyonu (benchmark portfolio) incelenmiş ve bu süreçte çok önemli bir gelişme olarak değerlendirilmesi gereken Euro'nun rolü üzerinde durulmuştur. Beşinci bölüm, Türkiye ekonomisinde dış borç yönetimini geliştirmeye yönelik ayrıntılı bir eylem planı çerçevesinde yeni açılımların gerekliliğine dikkat çekerek tamamlanmaktadır. Çalışmanın sonunda konu ile ilgili genel bir değerlendirmenin yanısıra, dış borç yönetimi ile ilgili olarak bazı temel sorunların ve bunların aşılmasına yönelik irdelemelerin yer aldığı bir sonuç ve öneriler bölümü bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Finansman, Dış Borç, Dış Borç Yönetimi, Risk Yönetim Teknikleri.Türkiye Ekonomisi.
Türk ve Cibuti hukukunda borcun sona ermesi
Bu çalışmanın amacı, Türk ve Cibuti borçlar hukuklarını karşılaştırmak suretiyle borcun sona erme nedenlerini incelemektir. Dolayısıyla bu çalışmanın, Türk ve Cibuti hukuklarına göre borcun sona erme sebeplerinin nasıl düzenlendiğine ilişkin karşılaştırmalı bir araştırma olması amaçlanmıştır. Bu araştırmada, borç ilişkisinin sona ermesine ilişkin iki ülke kanunları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya konmuştur. Türkiye ile Cibuti arasında ticari alanda sözleşme yapmak isteyen tüzel ya da gerçek kişilerin, bu tezden elde edilen sonuçlardan yararlanmaları hedeflenmiştir. Ayrıca daha önce bu konuda çalışılmamış olması nedeniyle de çalışma konusu önemi artırmaktadır. Tez konusu sosyal bilimlere ilişkin olduğundan dolayı sadece literatür taraması ile çalışma yapılmıştır. Esasen, Türk Borçlar Kanunu ile Cibuti Borçlar Kanunu ele alınmak suretiyle, konu ile ilgi kitaplar, makaleler, yayınlar da incelenmiştir. Sonuç olarak çalışmada, Cibuti Borçlar Hukuku ile Türk Borçlar Hukuku'nun borcun sona ermesi bakımından farklılıklardan daha fazla ortak noktaya sahip oldukları anlaşılmıştır. Cibuti'de ve Türkiye'de bir borç ya da borç ilişkisinin, büyük ölçüde aynı şekilde sona erdiği görülmektedir. Ancak, bilinmesi gereken birkaç temel farklılık vardır. Bu farklılıklardan biri özellikle kendisini zamanaşımı bakımından göstermektedir. Diğer bir farklılık ise kendisini borcun yenilenmesi suretiyle sona ermesinde göstermektedir.
İç borç yönetimi ve Türkiye
Bu tez çalışmasının amacı; iç borç yönetimi kavramını Türkiye örneği bağlamında tartışmaktır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde iç borçlar ve iç borçların ekonomik etkileri ile ilgili teorik tartışmalar giriş niteliğinde verilmiştir. Bu bölüm ayrıca iç borçlara başvurulmasının temel nedeni olan kamu açıklarını da irdelemektedir. Çalışmanın ikinci bölümü iç borç yönetimi kavramını ele almakta, seçilmiş ülke örneklerinde yürütülmekte olan iç borç yönetimi faaliyetlerini irdelemektedir. Üçüncü bölümde ise ortaya konan teorik çerçeve, Türkiye örneği üzerinde incelenmektedir. Bu bölümde Türkiye de iç borç birikim sürecine ivme kazandıran ekonomik dönüşümler yanında iç borçların fiili boyutları da çok yönlü olarak ele alınmaktadır. Dördüncü bölüm, zaman serisinde eş bütünleşme yöntemi kullanılarak Türkiye de iç borçların sürdürülebilirliğini analiz etmekte, elde edilen sonuçlar ışığında iç borç yönetiminin göz önünde bulundurması gereken faktörlere dikkat çekmeye çalışmaktadır.Çalışmanın genel bulguları ise şu şekilde sıralanmaktadır. Ülkemizde profesyonel anlamda iç borç yönetimi anlayışının oluşması çok gerilere dayanmamakla birlikte hızla gelişim göstermektedir. Bu bağlamda birçok ülkede yatırımcı tabanını genişletmek amacıyla ihraç edilen endeksli senetler vb. yanında teknolojik ve kurumsal birçok yenilik takip edilmektedir. Fakat yapılan çalışmalara rağmen yüksek iç borç yükünün sürdürülememesi tehlikesi de devam etmektedir. Yapılan zaman serisi uygulamasından elde edilen sonuçlar, iç borç yönetiminin bu riske karşı borç senetlerinin alıcı profilini çeşitlendirmesi gerektiğini göstermektedir
Uluslararası borç krizi ve Türkiye borçlarının sürdürülebilirliği
Dış borçlanma özellikle ekonomik performansları düşük ve kaynak yetersizliğine sahip gelişmekte olan ülkelerin başvurduğu bir finansman yöntemidir. Gerek gelişmekte olan ülkelerin gerekse gelişmiş ülkelerin dış borçlanmaya giderek ülke ekonomilerine bir ivme kazandırma çabalarına yıllar boyunca rastlanmıştır. Ancak kimi ülkeler dış borçlanmayı etkin bir şekilde kullanırken, kimileri ise aynı etkinliği sağlayamamıştır.Bu çalışmada, dış borçlanma, Türkiye'nin dış borçlarındaki gelişmeler, dış borcun sürdürülebilirliği ve etkileri incelenmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin (GOÜ) 1970 sonrası dış borçlarındaki gelişmeler, borç krizinin nedenleri ve Türkiye'de 1970'li yılların sonlarında ortaya çıkan borç krizi, 1980 sonrası gelişmeler ve dış borç göstergelerindeki gelişmeler üzerinde durulmuştur.1989 yılında 32 sayılı karar ile Türk parası konvertibl (yabancı paralar karşısında sınırsız değiştirilebilir) duruma getirilmiştir. Bu kararla birlikte firma ve kuruluşların dövizle borçlanmalarına olanak sağlayan bir uluslar arası finansal serbestleşme dönemine girilmiştir. Yüksek reel faizler ve değerli TL, kısa vadeli sermayeye uluslar arası piyasalardan daha yüksek getiri olanağı sağlamış ve ülke yatırımlara dönüşmeyen, yüksek karlar elde edip kısa sürede yurt dışına kaçan spekülatüf sermaye akımına uğramıştır. Buna bağlı olarak 1989 sonrası özel sektörün dış borçlanması hızla artmıştır.Dış borçların sürdürülebilirliği kavramı, özellikle 1980'lerde çığ gibi büyüyen dış borç kullanım oranlarının, birkaç sanayileşmiş ülkenin sürekli olarak yaşadığı cari işlemler dengesi açıklarının ve GOÜ' lerin yaşadıkları dış borç krizlerinin etkisi ile önem kazanmıştır.Anahtar Kelimeler: Dünya Borç Krizi, Dış Borç Sürdürülebilirliği, Zamanlararası Geri Ödeme Yeteneği, Eş Bütünleşme, Birim Kök, Türkiye
Dış borçların sürdürülebilirliği: Türkiye örneği (1980-2010)
Çoğu gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerinde karşılaşılan en önemli makroekonomik sorunların başında kamu açıkları gelmektedir. Ekonomi literatürü kamu açıklarını açıklamaya yönelik iki temel konu üzerine odaklanmıştır. Bu konulardan biri son zamanlarda kamu borçlarındaki birikim, diğeri ise bütçe açıkları ve kamu borçları konusunda ülkeler arasında gözlenen önemli farklılıklardır. Birçok gelişmekte olan ülke ekonomilerinde ekonomik büyüme ve kalkınmanın finansmanı için gerekli olan ülke kaynaklarının yetersiz olması bu ülkeleri dış kaynak bulmaya zorlamaktadır. Bu durum sonucunda ise dış borç bu ülkeler için önemli bir finansal kaynak olmaktadır.Gerek gelişmiş ve gerekse gelişmekte olan birçok ülke ekonomilerinde olduğu gibi Türkiye ekonomisi için de dış borç oldukça önemli bir kaynaktır. Bu kapsamda ülkemizde dış borç genellikle tasarruf ve döviz açıklarını gidermek ve yüksek büyüme hızına ulaşabilmek için alınmaktadır. Ülke kaynaklarının yetersiz kalması sonucunda ilk zamanlar ek bir kaynak olarak alınan dış borçlar etkin bir şekilde kullanıldıklarında yatırımları, ekonomik büyümeyi ve kalkınmayı hızlandırmaktadır. Ancak, alınan dış borcun etkin ve verimli olarak kullanılmaması ve dış borç anapara ve faiz ödemelerinin ulusal gelir artışından daha fazla artış göstermesi, borçları ödeyebilmek için tekrar borç alınmasını gerektirmektedir. Bunun sonucunda ise dış borç yükü artarak ülkenin refahında bir azalmaya yol açmaktadır.Bir ülke ekonomisinde dış borçlanma gerek yapısı ve gerekse alınma amaçları bakımından ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Bu nedenle siyasi karar alma sürecinde dış borçlanma ile ekonomiye aktarılan dış kaynakların etkin kullanılıp kullanılmadığını belirlemek için belli ölçütler dikkate alınmalı ve bu doğrultuda analizler yapılarak, elde edilen sonuçlara göre borçlanılması gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı; 1980'den günümüze dış borç stokunun ve dış borç servisinin ülke ekonomisine etkisini değerlendirmek ve Türkiye'de 1980-2010 yılları arası dış borçların sürdürülebilirliğini zaman serilerine dayalı eşbütünleşme analizi yardımıyla açıklamaktır.Anahtar kelimeler: Kamu Açıkları, Kamu Borçları, Dış Borçlar, Eşbütünleşme, Dış Borçların Sürdürülebilirliği
Borca katılma
Borca katılma, 6098 sayılı TBK m. 201 ile getirilen yeni bir düzenlemedir. Borca katılma alacaklı ile borca katılan arasında kurulan bir sözleşmedir. Bu sözleşme ilk borçlu ile katılanın müteselsil sorumluluğu sonucunu doğurmaktadır. Borca katılmanın genellikle alacaklıya teminat vermek amacıyla yapıldığı kabul edilmektedir. Borca katılmanın geçerli bir şekilde meydana gelebilmesi, mevcut bir ilk borcun varlığına bağlıdır. Borca katılma kural olarak şekle tabi değildir. Borca katılma bağımsız bir sözleşmedir. Taraf değişikliğine neden olmaz. Borca katılma sözleşmesinin tarafları, borca katılan ile alacaklıdır. Borca katılan ilk borçlunun yanında borç altına girmektedir. Borca katılanın sorumluluğu bağımsız bir sorumluluktur. Borca katılan borçtan aslen sorumludur. İlk borçlu ile borca arasında müteselsil sorumluluk doğmaktadır. Borca katılma sözleşmesinden doğan sorumluluk, katılan ile ilk borçlunun borcun tamamını ifa etmesine kadar devam eder.
İşletmelerde ticari alacak ve borç politikasının belirleyicileri: BİST imalat sanayii üzerinde ekonometrik bir uygulama
Bu çalışmanın amacı işletmelerin ticari alacak ve ticari borç yönetimi için güncel ekonometrik modeller oluşturmaktır. Bu çerçevede, Borsa İstanbul'da imalat sektöründe faaliyet gösteren 110 firmanın 1998 – 2004(TFRS öncesi) ve 2008 – 2014(TFRS sonrası) dönemlerine ait çeyrek dönem verisi kullanılarak ticari alacak ve borç politikasına yön verecek ekonometrik modeller oluşturulmuştur. Kurulan birinci model, ticari alacaklara yatırım yapan işletme(vade tanıyan işletme)'nin finansal belirleyicilerini, ikinci model ticari borç finansmanı sağlayan işletme(vade tanınan işletme)'nin finansal belirleyicilerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Kurulan her bir modelin değişkenleri için yatay kesit bağımlılığı testleri gerçekleştirilmiştir. Daha sonra her bir değişkene ait 1.nesil ve 2.nesil birim kök analizi yapılmıştır. Serilerin durağan olup olmamasına göre durağan değişkenler doğrudan alınırken durağan olmayan değişkenlerin birinci farkı alınarak modeller kurulmuştur. TFRS sonrası ve öncesi dönemler için model 1 ve model 2 ortaya koyulmuştur. Her iki dönemin her iki model tahmini için de gerekli varsayım(öntest) işlemleri gerçekleştirilmiş ve ardından dirençli tahmincilerden hem kümelenmiş standart hatalar yöntemi hem de driscoll – kraay tercih edilmiştir. Elde edilen bulgular çerçevesinde TFRS sonrası ve öncesi dönemlerde ticari alacaklar ile ticari borçların arasında pozitif ilişki; her iki dönemde de ticari alacaklar ile satışlar, stoklar ve likidite arasında negatif ilişki tespit edilmiş olup ticari alacak ve karlılık arasında sadece TFRS sonrası dönemde negatif ilişki tespit edilmiştir. Her iki dönemde de ticari borçlar ile stoklar arasında pozitif ilişki; karlılık arasında negatif ilişki tespit edilmiş olup sadece TFRS sonrası dönemde ticari borçlar ile likidite ilişkisi pozitif olarak tespit edilmiştir.
2000 sonrası Türkiye'de kamu borç yönetimi ve kamu borçlarının analizi
Türkiye 1980'li yıllardan miras kalan yüksek kamu borç stokları ile Kasım 2000 ve Şubat 2001 Krizlerini yaşayarak 2000'li yıllara girmiştir. Hem krizlerin nedeni olması hem de krizden çıkışın en iyi şekilde yönetilmesi amacıyla borç yönetiminde, çeşitli kurumsal ve yasal düzenlemeler yapmak mecburiyeti ile karşı karşıya kalmıştır. Kamu borçlarının yönetilmesi aynı zamanda artan kamu harcamalarının finansmanının optimal şekilde gerçekleştirilmesi amacını da taşımıştır. Bu bağlamda 2002 yılından itibaren, borç yönetimi uygulamalarındaki yasal düzenlemeler ve kurumsal yapıdaki değişikliklerin borç yönetimi amaçları ile örtüşüp örtüşmediği bir başka ifade ile borç yönetimi uygulamalarının değerlendirilmesinin önemi ortaya çıkmıştır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde borçlanma, kamu borçlanması ve borç yönetiminin kavramsal açıdan incelemesi yapılmıştır. Kamu borç yönetiminde yaşanan hukuki ve kurumsal değişimler incelenerek kamu borç yönetimi amaçları, ilkeleri ve risk yönetimi gibi başlıklar altında açıklanmıştır. İkinci ve son bölümde ise kamu borç stokunun vade, faiz, borç servisi, döviz cinsi gibi bileşenleri 2000-2021 dönemini kapsayacak şekilde incelenerek değerlendirilmiştir. Etkin borç yönetimi çerçevesinde 21 yıllık borçlanma verileri incelenerek Türkiye kamu borçluluğu için çeşitli çıkarımlar yapılmıştır. 2002 yılından itibaren borç yönetiminde olumlu gelişmelerin yaşandığı söylenebilmektedir. 2017 yılına kadar korunan gelişmelerin bu yıldan itibaren bozulmalar göstermeye başladığı görülmüştür.
Türkiye'nin dış borçlarının analizi ve ekonomik büyüme üzerine etkileri
Özellikle ikinci dünya savaşı sonrasında oluşan savaş ve savaş öncesi yıllara kıyasla daha güvenli ve istikrarlı ortamda az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler hızlı kalkınma arayışlarına başlamışlardır. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak sorunlarından biri olan iç kaynakların yetersizliği bu çabaları engelleyen bir neden olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle ülkeler bu sorunu aşmak için dış kaynaklardan yararlanma yoluna gitmiştir. Dış kaynaklar yolu ile ülkelerin yetersiz iç kaynak sorununu çözmeleri ve kalkınma hedeflerine ulaşmaları amaçlanmıştır. Ancak elde edilen bu ek kaynakların etkin şekilde kullanılarak yatırımlara ve yatırımlar yolu ile de ekonomik kalkınmaya yönlendirilememesi ve ilerleyen dönemlerde dış borç yükünün aşırı artması ülkelerden dışarıya bir kaynak akımının oluşmasına sebep olmuştur. Bu negatif gelişme de yatırımları dolayısı ile ekonomik büyümeyi engelleyici olumsuz etkiler yaratmıştır. Türkiye de gelişmekte olan bir ülke olarak dış kaynaklardan yararlanma yoluna gitmiştir. Çalışmada Osmanlı'dan günümüze kadar Türkiye ekonomisinde dış borçların gelişimi analiz edilmiştir. 1980-2010 dönemleri arasında da dış borçların ekonomik büyüme üzerindeki etkileri araştırılmıştır.Çalışmada Türkiye'de özellikle 1980-2010 yıllarında dış borçların toplam yatırımlar üzerinde olumsuz bir etki yarattığı ve toplam yatırımlar üzerindeki bu olumsuz etkinin büyümeyi engellediği sonucuna varılmıştır.
Medeni usul hukukunda seçimlik dava
1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 105 ila 114'üncü maddeleri arasında doktrinde ileri sürülen ayrımlara paralel olarak dava türleri düzenlenmiştir. Çalışmamızın konusunu teşkil eden ve Kanunun 112'nci maddesinde düzenlenen seçimlik dava, seçimlik borç ilişkilerinde seçim hakkı sahibi borçlu veya üçüncü kişinin bu hakkı kullanmaktan kaçınması halinde alacaklı tarafından açılan dava olarak tanımlanmıştır. Kanundaki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere seçimlik dava, borçlar hukukunda borçların ifası ve çeşitli edimlerin özellikleri başlığı altında düzenlenen seçimlik borç ilişkisini konu edinmiştir. Seçimlik davanın daha iyi anlaşılabilmesi ve benzer dava türlerinden ayırt edilebilmesi açısından çalışmamızın ilk bölümünde, başta seçimlik borç kavramı olmak üzere diğer seçimlik kavramların düzenleme şekilleri incelenmiş; seçimlik dava kavramı, konusu, hukuki niteliği ve şartları, doktrindeki tartışmalar ve Yargıtay kararları ışığında ele alınmıştır. İkinci bölümde, seçimlik davanın benzer dava türleri ile olan ilişkileri, farkları; aşama aşama yargılama süreci, örneklerle zenginleştirilerek açıklanmıştır. Son bölümde seçimlik davaya özgü olan mahkemece verilen seçimlik mahkûmiyet hükmü, icrası ve hükme karşı başvurulacak kanun yolları konularına kanundaki genel hükümler çerçevesinde değinilmiştir. Çalışmamızın sonuç kısmında seçimlik davanın etkinliğinin artırılması ve sorunların çözümü adına önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: seçimlik, hak, borç, dava, hüküm
Acentenin önlem alma borcu
Kanun koyucu, acentenin müvekkili hesabına hareket etmesinden dolayı acenteye bazı borçlar yüklemiştir. TTK madde 111'de "Önlemler" başlığı altında düzenlenen acentenin önlem alma borcu, acentenin müvekkiline karşı olan borçları arasındadır. Bu hükme göre acente, müvekkili hesabına teslim aldığı eşyanın taşınma sırasında hasara uğradığına dair belirtiler varsa, müvekkilinin taşıyıcıya karşı dava hakkını teminat altına almak üzere, hasarı belirtmek ve gereken diğer önlemleri almak zorundandır. Acente yine bu hükme göre eşyayı mümkün olduğu kadar korumak veya eşyanın tamamen telef olma tehlikesi varsa, TBK gereğince yetkili mahkemenin izniyle sattırmak ve gecikmeksizin durumu müvekkiline haber vermekle yükümlü tutulmuştur. Acentenin ilgili hükme aykırı davranması veya herhangi bir ihmali yüzünden bir zarar meydana gelmesi durumunda bu zararı tazmin etmesi gerektiği de açıkça belirtilmiştir. Doktrinde, TTK madde 109'da düzenlenen "menfaatleri koruma borcuna" ilişkin hüküm karşısında, acentenin önlem alma borcuna ilişkin düzenlemelerin gerekliliğine dair tartışmalar devam etmektedir. Tez çalışmamızda, önlem alma borcu kapsamında acenteden beklenen davranışların neler olacağı belirtilmiştir. Ayrıca önlem alma borcu kapsamında TBK ve TTK'nın "Taşıma İşleri" başlığı altında düzenlenen ilgili hükümlerine değinilmiş, ilgili yargı kararları da çalışmamıza eklenmiştir.
İslam hukukunda mal türlerinin hukuki işlemlere etkisi
İslam borçlar ve eşya hukukunun temel terimlerinden biri olan mal kavramının mahiyeti, bu kavramla ilişkili olan menfaat ve deyn kavramlarının mal kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, İslam hukuk mezhepleri arasında temel tartışma konularından olmuştur. Kaynaklarda mal kavramının mahiyeti, mal-menfaat ve mal-deyn ilişkisi; mal türleri ve bu ayrımlara bağlanan hukuki işlemlere ait yeterli malumat mevcut olmakla birlikte bunların toplu olarak Türk hukukçularına sunulması gerekmektedir. Zira İslam hukukunun kendine özgü sistematiğinden kaynaklı olarak mal kavramını ve mal türlerini, tek bir başlık altında bulmak mümkün değildir. Mevzubahis sorunlar hakkında günümüz İslam hukukçuları tarafından yapılan çalışmalar incelendiğinde Arapça kaynaklarda görülen zenginliği, Türkçe kaleme alınan çalışmalarda müşahede etmek mümkün değildir. Çalışma boyunca genel olarak –hususen birinci bölümde- Hanefi mezhebine ait fıkıh ve usul kaynakları incelenmiştir. Bu kaynakların yanında hem Arapça hem de -gerek Osmanlı döneminde gerekse sonraki dönemlerde- Türkçe yazılmış makale, tez ve kitaplar araştırılmıştır. Özellikle Mecelle ve Mürşidü'l-hayrân'ın ilgili düzenlemeleri mukayese edilmiştir. Yer yer bazı meselelerin pratikteki karşılığı için fetva ve mahkeme kararı örnekleri zikredilmiştir. Neticede mal kavramının maddi/cismani ve ekonomik unsurdan oluştuğuna ve buna bağlı olarak menfaat ve deynin mal olarak değerlendirilemeyeceğine kanaat getirilmiştir. Mal kavramının ekonomik değere sahip ayn, yani maddi/cismani varlığa sahip bir şey olduğu tespit edildikten sonra mal türleri, üç temel başlıkta toplanmış ve bu başlıklar hukuki değer taşımak, piyasada değer farkı olmaksızın mevcudiyet ve nakledilebilirlik olmak üzere genelden özele doğru sıralanmıştır.
Konkordato mühleti verilmesinin sürekli borç ilişkilerine etkisi
Konkordatonun sürekli borç ilişkilerine etkisinin alacaklı ve borçlu perspektifinden farklı sonuçları bulunmaktadır. Kanun koyucu, bir yandan konkordatonun başarıya ulaşmasındaki üstün kamu menfaatini korumaya çalışırken diğer yandan taraflar arasındaki menfaat dengesini muhafaza etmeye çalışmıştır. Bu bağlamda borç ilişkisinin karşı tarafının konkordatodan etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın borçlunun işletmesinin faaliyetlerinin devamı için önem arz eden sözleşmelerin sırf konkordato başvurusu nedeniyle sona erdirilemeyeceği düzenlenmiştir. Borçlunun konkordato başvurusunda bulunmasının, haklı nedenle fesih sebebi, sözleşmeye aykırılık ya da borcu muaccel kılan bir neden olarak kabul edildiği önceden yapılmış anlaşmalar ve sözleşmelerde bu yönde yer alan kayıtlar geçersiz kılınmıştır. Bununla birlikte borçlunun konkordato başvurusu dışında temerrüt nedeniyle veya borç ilişkisini çekilmez kılan başka bir sebeple sözleşmenin sona erdirilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Sözleşmenin karşı tarafı, koşulların oluşması halinde ödemezlik defini veya ifa güçsüzlüğü sebebiyle ödemezlik defini ileri sürebilir. Öte yandan konkordatonun başarıya ulaşmasını engelleyen sürekli borç ilişkilerinin konkordato komiserinin uygun görüşü ve mahkemenin izniyle feshedilebileceği ve fesih nedeniyle ortaya çıkan tazminatın konkordatoya tâbi olacağı düzenlemeye kavuşturulmuştur. Hizmet sözleşmeleri ise bu kuraldan istisna tutulmuştur. Böylelikle işletmenin ekonomik varlığının devamlılığı, istihdamın sürekliliği, vergisel yükümlülüklerin kesintisiz bir şekilde ifası ve iflâs haline nazaran alacaklıların daha fazla bir alacağa kavuşması amaçlanmaktadır. Karşılaştırmalı hukuk bağlamında çoğu ülke hukukunda benzer düzenlemeler bulunmakla birlikte sözleşmelerin feshine ilişkin birtakım farklılıklar söz konusudur. Bazı hukuk sistemlerinde belirli bir miktarın altındaki yapılandırmalar bakımından borçlunun kendisi sözleşmeyi feshedebilirken bazı hukuk sistemlerinde sözleşmeler, yeniden yapılandırma yöneticisi ya da komiserin onayıyla ve diğer bazı hukuk sistemlerinde ise mahkemenin onayı ile feshedilebilmektedir. Konkordatonun sözleşmelere etkisi bağlamında İcra ve İflâs Kanunu'nun 296'ncı maddesinde düzenlenen hususlar esasen maddi hukuka ciddi bir müdahaledir. Kanun koyucu, bir taraftan sözleşme özgürlüğünü sınırlandırırken diğer taraftan ahde vefa ilkesinden ayrılmayı tercih etmiştir. Konkordatonun başarıya ulaşmasındaki üstün yarar, maddi hukuka bu şekilde bir müdahaleyi kabul edilebilir hale getirmektedir. Bu çalışmada konkordatonun sürekli borç ilişkilerine etkisi, hem borçlu hem de alacaklı penceresinden ele alınmış ve karşılaştırmalı hukuktaki benzer düzenleme ve uygulamalarla birlikte incelenmiştir.
Kat mülkiyeti hukukunda hâkimin müdahalesi
Şehirleşmenin beraberinde getirdiği sonuçlardan biri de kat mülkiyetinin yaygınlaşmasıdır. Tamamlanmış bir yapının kat, daire, iş bürosu, dükkân, mağaza, mahzen, depo gibi bölümlerinden ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olanları üzerinde, o gayrimenkulün maliki veya ortak malikleri tarafından, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine göre, bağımsız mülkiyet hakları kurulabilir. Bu çerçevede, bağımsız mülkiyet hakkına sahip olanlar, birlikte yaşamak zorunda oldukları diğer maliklere karşı bazı borç ve yükümlülükler ile yüklenir. Nitekim özel bir mülkiyet türü olan kat mülkiyeti, bu bağlamda birlikte yaşamak zorunda olanların hukukunu da teşekkül ettirmiştir. Gerek bağımsız bölümlerin gerek ortak yerlerin kullanımı hususundaki uyuşmazlıklara sıklıkla karşılaşılmaktadır. Söz konusu uyuşmazlıkların çözümü noktasında hâkimin müdahalesi bazen kaçınılmazdır. Çalışmamızın konusunu oluşturan "hâkimin müdahalesi", 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu m. 33'te düzenlenmiştir. İlgili hüküm gereğince, kat maliklerinden birinin yahut onun katından kira akdine, oturma hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı surette faydalanan kimsenin, borç ve yükümlerini yerine getirmemesi yüzünden zarar gören kat maliki veya kat malikleri, ana taşınmazın bulunduğu yerin sulh mahkemesine başvurarak hâkimin müdahalesini isteyebilir.
İfa zamanını erteleme sözleşmesi
İfa zamanını erteleme sözleşmesi, müeccel borcun muaccelliyet tarihini ileriye alan veya muaccel borcun muacceliyetini ortadan kaldıran bir tadil sözleşmesidir. Borcun ifa zamanını doğrudan değiştirdiğinden erteleme sözleşmesi bir tasarruf sözleşmesi niteliğindedir. Türk, Alman ve İsviçre kanunlarında erteleme sözleşmesi detaylı bir şekilde yer almamıştır. Bu bakımdan isimsiz bir sözleşme niteliğindedir. Erteleme sözleşmesi akdedilerek borcunu kararlaştırılan ifa zamanında yerine getiremeyen borçluya borcunu yerine getirmesi için ekstra bir süre verilmiş olur. Erteleme sözleşmesinin akdedilmesi esasen borçlunun lehine gibi görünse de çoğu zaman alacaklının da menfaatinedir. Borçlu erteleme süresi içerisinde mali durumunu iyileştirip borcunu yerine getirecek hâle gelebilir. Alacaklı herhangi bir takip işlemi ile uğraşmak zorunda kalmaksızın alacağını daha zahmetsiz şekilde elde etmiş olur. Erteleme sözleşmesi, borç muaccel olmadan önce veya sonra akdedilebilir. Muacceliyetten sonra akdedilen erteleme sözleşmesi borçlu temerrüde düşmüş ise temerrüdü ortadan kaldırır. Alacaklı erteleme süresi boyunca alacağını borçludan talep edemez. Böylece borçlu erteleme sözleşmesi sayesinde borçlu temerrüdünün hukukî sonuçları ile karşı karşıya gelmekten kurtulmuş olur.
Limited şirketlerin vergi borçlarından dolayı kanuni temsilci ve ortakların sorumluluğu ve analizi
Limited Şirketten tahsil edilemeyen vergi alacakları dolayısıyla kanuni temsilci ve ortaklar takip edilirken idareler kanunları farklı yorumlayabilmekte, kanuni temsilci ve ortaklar sorumluluklarını bilememekte ve yargı kararlarını takip edemeyebilmektedir. Bu durum idareler açısından boşa zaman ve emek kaybına, kanuni temsilci ve ortaklar açısından ise şirket borçlarından sorumlu olmalarına neden olabilmektedir.Çalışmamızda vergi kanunları Danıştay kararları ile birlikte analiz edilerek limited şirket kanuni temsilci ve ortaklarının hangi aşamalardan geçerek vergilendirilmesi gerektiği incelenmiştir.Çalışmamızın birinci bölümünde; kamu alacağı kavramı, özellikleri çeşitleri ile kamu alacaklıları ve borçluları, bazı yabancı ülkelerdeki kamu borçlarından kanuni temsilci ve ortaklarının sorumluluğu incelenmiştir.İkinci bölümünde; limited şirketlerin ortak ve kanuni temsilcilerinin ödevleri, sorumluluklarında geçirdiği aşamalar ile kanuni düzenlemelerine ilişkin açıklamalar yapılmıştır.Üçüncü bölümde ise; Limited Şirketin vergi borcu nedeniyle kanuni temsilci ve ortaklar tarafından açılan davalar sonucu verilen kararlar incelenmiş. Bu kararlardan kanuni temsilci ve ortakların takibinde en çok karşılaşılan sorunlar seçilerek gruplamalar yapılmış, bu sorunların çözümüne yönelik olarak Danıştay'ın vergi dava dairelerinin görüşleri doğrultusunda öneriler getirilmiştir.Anahtar Sözcükler:1. Limited Şirket2. Kanuni Temsilci3. Ortak4. Vergi Borcu
Bireysel kredi kullanımında hanehalkı davranışları ve sosyo-iktisadi etkileri
Türkiye'de son yirmi yılda yaygınlaşan bireysel kredi kullanımı, hanehalkının finansal kesime olan borcundaki artışını da beraberinde getirmiştir. Artan hanehalkı borçlanması, sosyal ve ekonomik açıdan çeşitli riskler içermektedir. İyi yönetilemeyen hanehalkı borçlanması bir taraftan talep ve finansal kuruluşların bilançosu kanalıyla ekonomiyi etkilerken, diğer taraftan bireylerin sosyal çevresinde güven ve itibar kaybına uğramasına neden olmaktadır. Bu açıdan artan hanehalkı borçlanmasında, olası risklerin tahmini ve yönetimi için bireysel kredi talebini etkileyen faktörlerin tespiti önem kazanmaktadır.Türkiye'de bireysel kredi kullanımını etkileyen faktörlerin tespit edilmesi amacıyla hazırlanan bu çalışmada; öncelikle tüketim teorileri ve Türkiye'de hanehalkı sosyal ve iktisadi özellikleri incelenmiştir. Çalışmanın uygulama bölümünde ise BDDK verilerine göre Türkiye'de bireysel kredi kullanımının en yoğun olduğu üç il; İstanbul, Ankara ve İzmir`de anket çalışması uygulanmıştır. Anket verilerinin analizi için Eviews programı aracılığıyla lojistik regresyon modeli kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre; yaş, cinsiyet, medeni durum, çocuk sayısı, varlık birikimi, yerleşim yeri gibi faktörler bireysel kredi kullanımını etkilemezken, bireylerin başka bir kaynaktan borçlanabilmesi, faizlerin yüksek bulunması, dini kaygılarla kredi kullanımının tercih edilmemesi, kredi kullanarak peşin mal ve hizmet alımından yararlanma isteği, hanehalkı içinde karar alma sürecinde etkin olan bireylerin eğitim durumu ve hanehalkının gelecek gelir beklentisinin bireysel kredi kullanım davranışını etkilediği görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Bireysel Kredi, Tüketici Kredisi, Kredi Kartı, Hanehalkı Borçlanması, Lojistik Regresyon
Dünya'da ve Türkiye'de dış borç sorunu ve dış borcun sürdürülebilirliği
Bu çalışma, ülkelerin ekonomik gelişmişlik seviyeleri ile dış borçlarının sürdürülebilirliği ilişkisini, ülkelerin kendine özgü tarihsel, sosyal ve ekonomik özelliklerini de dikkate alarak, dış borç oranları ve ekonometrik modelle incelemeyi amaçlamaktadır. Finansal ekonomi olgusunun geliştiği ve dış ticaretin global olarak serbestleştiği sermayenin küreselleşmesi dönemi, 20.yüzyılın son çeyreği ile beraber hız kazanmıştır. Bu gelişme, ekonomik büyümenin dış kaynaklarla finanse edilmesinin, daha sık başvurulan bir politika aracı haline gelmesine yol açmıştır. Ancak, 1980'lerde başlayan ve gelişmekte olan ülkelerde ardı ardına patlak veren dış borç krizleri, dış finansmanın sınırsız bir kaynak olmadığını ortaya koymuş ve dış borçların sürdürülebilirliği kavramının iktisat doktrinine yerleşmesini sağlamıştır.Ulusal tasarrufların yetersiz olduğu ekonomiler, dış borçlanma yöntemine sıklıkla başvurmaktadır. Ancak, her ülke aynı şartlarda dış kaynak temin edememektedir. Bunun sebebi, gelişmişlik düzeyinin, kreditörlerin risk algısını aşağı çekmesidir. Ekonomik büyümeyi yakalayabilmek için dış borçlanmaya şiddetle ihtiyaç duyan az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin kredibilite problemi bulunmaktadır. Bu durum, dış borçlanmanın maliyetini artırmakta, sürdürülebilirliği zorlaştırmaktadır. Öte taraftan, gelişmiş ülkeler ise, dış borçların sürdürülebilirliğini, ekonomik, politik ve tarihi birçok avantaj nedeniyle, düşük risk primi ödeyerek sağlayabilmektedir.Dış borç teorisinde esas alınan temel rasyolar vasıtasıyla yapılan analizin de gösterdiği gibi, dış borçların sürdürülebilirliği, ülkelerin gelişmişlik düzeyi, sahip olduğu mukayeseli üstünlüklerin kapsamı ve ekonomi politikalarının kalitesinin bir fonksiyonu niteliğindedir. Ancak, hali hazırda içinden geçtiğimiz küresel finansal ve ekonomik kriz, gelişmişlik düzeyi yüksek olan ülkelerin dahi dış borçlarının sürdürülebilirliği konusunda kaygılar oluşabileceğini göstermiştir. Bu nedenle, ihtiyatlı ve uzun vadeli bakış açısına sahip ekonomi politikaları, dış finansmana ihtiyaç duyan ve bunu sürekli kılmayı arzulayan her ekonomi için ön koşul niteliği taşımaktadır.Anahtar Sözcükler1. Dış Borç2. Dış Borç Sürdürülebilirliği3. Ekonomik Gelişmişlik Düzeyi4. Dış Borç Yönetimi5. Dış Borç Krizleri
Türkiye'de belediye borçlarının genel bütçeye etkileri: 1980-2009 dönemi analizi
Türkiye'de belediyeler 1990 sonrası dönemde oluşan finansman ihtiyaçlarını karşılamak için sıklıkla borçlanma yoluna başvurmuşlardır. Özellikle bu dönemde Hazine garantili dış borçlanma belediyeler için çok cazip bir kaynak haline gelmiştir. Çünkü Hazine garantisi ile verilen krediler geri ödenmediğinde Hazine borçlu duruma gelerek belediyelerin bu borçlarını üstlenmektedir.Belediyelerin borcunu ödememesi sonucu Hazine tarafından öngörülemeyen bu tutarlar nedeniyle oluşan nakit problemleri, hem kamu harcamalarının finansmanı için toplanan vergi ve vergi dışı gelirlerin Hazinenin nakit açıklarında kullanılmasına, hem de beklenenden daha fazla gerçekleştirilen borçlanma nedeniyle faiz giderlerinin artmasına neden olmuştur. Sonuçta bu giderler bütçe açığını artırıcı bir etki meydana getirmiştir.2000'li yıllarda yürürlüğe giren yasal düzenlemelerle Hazine üzerinde ciddi yük oluşturan garantili kredilere sınırlandırmalar getirilmesi ile belediyelerin Hazine garantili dış borç stokunda ve üstlenilen garantili kredilerde azalışlar yaşanmıştır. Bu azalışlar nedeniyle Hazine garantilerinden kaynaklanan bütçe açıkları da azalmıştır. Ancak önceki dönemlerin birikimi sonucu vadesi geçmiş Hazine alacakları ile beraber belediyelerin diğer kamu kurumlarına olan iç borçları yıllar itibariyle artış göstermiş ve uzlaşma müessesesi adı altında yapılan yasal düzenlemelerle bu borçlara ait alacakların bir kısmı silinmiştir. Silinen bu alacaklar yine bütçe açıklarını artırıcı bir etki meydana gelmiştir.Sonuçta 1990'lı yıllarda oluşan bütçe açıklarının bir nedeni belediyelerin garantili dış borçlarının Hazine tarafından üstlenilmesi iken, 2000'li yıllarda bu nedenlerden biri ?uzlaşma müessesesi? ile alacakların silinmesi olmuştur.Anahtar Sözcükler:1.Bütçe açıkları2.Belediyeler3.Borçlanma4.Hazine garantili borçlanma5.Uzlaşma
Karşılıklar, koşullu borçlar ve koşullu varlıkların TMS/TFRS, BOBİ FRS ve MSUGT kapsamında karşılaştırılması
Bu çalışmayla Karşılıklar, Koşullu Borçlar ve Koşullu Varlıklar, ülkemiz Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğleri ve standartlar içerisinde yer verilen Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) 37 ile Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardı (BOBİ FRS) bölüm 19 dâhilinde incelenerek temel konulardaki hükümlerinin karşılaştırılması, benzer ve farklı yönlerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Öncelikle, karşılık kavramı genel hatlarıyla açıklanmış, ilgili ulusal ve uluslararası muhasebe standartlarında söz konusu kavramlara detaylı olarak yer verilmiştir. Yasal mevzuatlar açısından karşılıkların ayrılma durumları, standartlar açısından kapsamları, uygulanış şekilleri, ölçme kriterleri ve bunun yanında raporlama gereklilikleri ve uygulanmasına yönelik bilgilere yer verilmiştir. Çalışmada, karşılıklar, koşullu borçlar ve koşullu varlıkların örnek uygulamalar üzerinden muhasebe sistemine ve standartlara göre, gerçekleşen olaylara yönelik uygun olan ölçme yöntemleri ve yapılması gereken kayıtlar gösterilmeye çalışılmıştır. Ayrıca ülkemizde karşılıkların kayıtlara alınması, değerlemesi ve raporlamasını barındıran düzenlemeler ile standartlar arasındaki hüküm farklılıklarının mevcut olduğu tespit edilmekle birlikte, TMS 37 ile BOBİ FRS bölüm 19'un büyük ölçüde benzerlik gösterdiği de saptanmıştır.
Konkordato sürecinin mali yapı bakımından incelenmesi: Bir uygulama
Konkordato, borçlarını vadesinde ödeyememiş olan ya da vadesinde ödeyememe riski bulunan işletmelerin geliştirecekleri yeni bir projeksiyon ile borçlarının yapılandırılmasına ve yeni ödeme planına göre bu borçların ödenmesine imkan sağlayan hukuki bir anlaşmadır. Uzun ve karmaşık bir süreç olan konkordatoda borçlunun faaliyetlerinin kontrolü ve konkordato projesinin uygulama imkanına ilişkin değerlendirmelerin yapılması için konkordato komiseri görevlendirilmektedir. Konkordatonun tasdikine ilişkin karar alınabilmesi için mahkemeye bilgi sunması gereken konkordato komiserinin alacaklıların da korunması bakımından kilit bir role sahiptir. Bu noktadan hareketle çalışmanın amacı, mali olarak yerine getirilmesi gereken farklı işlemleri bünyesinde barındıran ve mali açıdan değerlendirmelerin yapılması gereken konkordato sürecinde ve bu sürecin sonunda konkordato komiserinin yerine getirmesi gereken işlemleri ve bilimsel olarak yapılması gereken değerlendirmeleri ortaya çıkararak, uygulamacı ve akademisyenlere bir yol haritası çizmektir. Bu amaca uygun olarak çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden vak'a analizi yöntemi tercih edilmiştir. Çalışmada örnek olay olarak canlı hayvan yetiştiriciliği, et pazarlama ve nakliyatı alanında faaliyet gösteren bir şirketin konkordato ön projesi ile konkordato sürecindeki mali tabloları incelenmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında geçici mühlet sürecinin verilmesinden konkordato tasdikine kadar geçen süreçte komiser tarafından yerine getirilmesi gereken işlemler, yapılması gereken değerlendirmeler ve ilgili sürelerde komiser tarafından verilmesi gereken raporlar ile bu raporlarda yapılması gereken değerlendirmeler dayanaklarıyla birlikte açıklanmıştır.
Büyük Şehir Belediyelerinin borçları ve çözüm önerileri: Mardin Büyükşehir Belediyesi örneği
Türkiye'de yerel yönetimlerin temeli Osmanlı Devleti döneminde atılmaya başlanmış ve cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yerel yönetimlerin önemi fark edilerek bu konu üzerinde daha fazla durulmaya başlanmıştır. İlk aşamalarda yapılan düzenlemeler pek yeterli olmasa da zaman içinde düzenlemelerin yasalaşması ve yeni yasaların çıkarılması ile yerel yönetimler alanında oldukça olumlu düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan yasalarda güncel şartlara uyumun gözetilmesi de ülkemizdeki yerel yönetimler açısından olumlu gelişmeler yaşandığının göstergesidir. Gelinen en son noktada 2012 yılı itibariyle 6360 Sayılı Büyükşehir Yasası ile büyükşehirler konusundaki yapılanma sürecinde en kapsamlı değişiklikler hazırlanmış ve uygulamaya geçirilmiştir. 2012 yılına gelinceye kadar ülkemizde büyükşehirlerle ilgili pek çok düzenlemenin yapıldığını söylememiz mümkündür. Bu bağlamda büyükşehir yönetimine dair ilk olarak 1960'lı yıllarda başlanan yapılanma süreci 1984 yılına gelindiğinde yasalaşmıştır. 1984 yılında yapılan bu yasa üzerinde yetersizlikler konusundaki tartışma sonucunda, 2004 yılı itibariyle yasa genişletilmiş ve 2008 yılında bir bütünleştirme faaliyetine gidilmiştir. Yapılan bu düzenlemelerin son basamağı olan 2012 yılında yapılan yasal düzenlemelerle önceki dönemlere ait yasaların olumlu tarafları alınarak bütünsel ve güncel bir yasa çıkarılmıştır. Ancak bu olumlu tarafların alınması diğer yasaların bütününü kapsayan ve bunların dışında herhangi bir şeyin dâhil edilmediği bir yasa şeklinde algılanmamalıdır. Nitekim 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı yasa güncel dünya gereksinimlerine de cevap verebilecek bir niteliğe büründürülmeye çalışılmıştır. Yapılan yeni yasanın çalışmamız açısından önemi büyükşehir belediyelerine ekonomik anlamda sunulan payların artırılmasıdır. Nitekim belediyelerin genel bütçe ve kendi özel imkânları ile sunmuş oldukları hizmetleri açısından yetersizliği her daim gündeme getirilmiş olması 2012 yasasıyla daha fazla dikkate alınmış ve bu bağlamda Büyükşehir belediyelerinin genel bütçe içinden aldıkları pay artırılmıştır. Bu artırımının sabit olmaması ise çıkarılan yasada adalet unsurunun göz önüne alındığının göstergesidir. Büyükşehir belediyeleri bu yeni yasayla önceki yasal düzenlemelere göre genel bütçeden daha fazla pay alabilmekle birlikte, nüfus, alan vb. özellikler bakımından da neredeyse tüm büyükşehirler farklı oranlarda pay almaktadır.