Debts
124 theses under this subject heading
Türkiye siyasetinde devlet ve borçla yönetmek, 2002-2020
Bu tez bağlantılı iki soruya cevap aramaktadır. Birinci soru şu şekildedir: küresel siyasette ve Türkiye'de 2000'li yılların yaklaşık ilk iki onyılında devlet ve borçla yönetme dispositifleri ekseninde iktidarın üretimi ve yeniden üretimi nasıl gerçekleşti? Bu soruyu cevaplandırmak amacıyla devlet ve borçla yönetme dispositiflerinin gelişim sürecine ve AKP hükümetlerinin politik ekonomiyi ve iktidar ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne ışık tutulmaktadır. Borçla yönetme dispositifinin iktidar üretiminde nasıl işlevli hale geldiğini anlamak amacıyla finansallaşma süreçleri ve borçlandırmayla ilgili veriler analiz edilmektedir. Burada finansallaşan ekonominin borçlu insanın imalinde önemli bir zemin oluşturduğu ve borçlu insanın imalinin egemenle olan tahakküm ve tabiiyet ilişkilerini derinleştirdiği iddia edilmektedir. Bu çalışmanın cevabını aradığı ikinci soru ise küresel siyasetteki bu durumun Türkiye siyasetine aktarımı ve aldığı özgül biçimlere dairdir. Bu çerçevede, 2002-2020 yılları arasında devlet dispositifinin güvenlik devleti olarak yeniden yapılandırılması süreci yasal ve kurumsal düzenlemeler üzerinden ele alınmaktadır. 2000'li yıllardan itibaren egemen toplum-birey ilişkisinde iktidar üretiminde devlet ve borcun daha faal hale geldiği ve bu iki dispositifin bazı durumlarda birbirlerinin yeniden üretimine katkı sağladığı vurgulanmaktadır. 2016 yılı itibariyle Türkiye politik ekonomisinde köklü değişimlerin gerçekleşmeye başladığı gözleminden hareketle ve küresel gelişmelerin de etkisiyle borçla yönetmenin sınırlarına ulaşarak borçla yaşama evresine geçildiği iddiası bir dizi veri temelinde öne sürülmektedir. Bu tez, bahsi geçen dönemi güvenlik devletinden post-güvenlik devletine geçiş olarak karakterize etmektedir. Bu tezin mevcut literatüre özgün katkısı çağdaş Türkiye siyasetinin dispositif kavramı ve küresel siyasetle ilişkili bir şekilde incelemesinde yatmaktadır.
İslam Hukukunda cins borcu
Temelleri Roma hukukuna dayanan tasnife göre borcun üç temel unsuru bulunmaktadır. Bunlar; alacaklı, borçlu ve edimdir. Borcun konusunu oluşturan edimin ise Roma hukuk sisteminde yapma, yapmama ve verme şeklinde üç türü tespit edilmiştir. Bunlardan verme borçları ise cins, parça ve para borçları olarak üç şekilde tezahür etmektedir. Klasik fıkıh literatüründe verme borçlarından cins ve para borçlarına "deyn" kavramı, parça borçlarına ise "ayn" kavramı tekabül etmektedir. Fıkıhta borçlara ilişkin hükümler bahsedilen edim türlerinin değişmesine bağlı olarak esaslı farklılıklar göstermektedir. Bu çalışmada verme borçları kapsamında yer alan cins borçları, mukabili olan parça borçları ile mukayese edilmek suretiyle incelenerek fıkıhta edim türlerine bağlı olarak borçlara ilişkin hükümlerde görülen farklılıklara dair bir örnek sunulması hedeflenmiştir. Bu bağlamda çalışmamızda ayn ve deyn kavramlarının mahiyeti ana hatlarıyla ortaya konduktan sonra özellikle cins borçlarının tayini, konusunda aranan şartlar, borç konusu üzerinde tasarruf, borcun teminat altına alınması ve sona ermesi dört mezhebin yaklaşımı çerçevesinde ayrıntısıyla incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Edim, cins borcu, parça borcu, deyn, ayn.
İslam hukukunda semen-kıymet ayrımı
İslam hukuku geniş bir coğrafyada ve uzun yıllar içinde gelişmiş zengin bir literatüre sahiptir. İslam hukukunun sahip olduğu bu zengin muhteviyatın derinlemesine kavranması ve daha iyi anlaşılması fıkıh ilminin temel kavramlarının anlaşılmasına bağlıdır. Bu bağlamda çalışmada semen ve kıymet kavramları klasik fıkıh literatürü çerçevesinde ele alındı. Çalışmada semen Hanefî literatüründe alışverişlerde satılan malın karşılığında verilen edim anlamında ıstılahî anlamıyla ele alınırken, kıymet ise malların satış bedelinden bağımsız olarak piyasadaki gerçek değeri anlamındadır. Bu çalışmanın amacı semen ve kıymet kavramlarını özellikle muâmelât konuları içerisinde incelenerek aralarındaki bağlantının ortaya konulmasıdır. Bu nedenle kavramların literatür içinde terminolojik olarak anlam çerçevesinin tespitine ve füru-u fıkıh mesâili içerisinde nasıl işlendiğinin belirlenmesine çalışılmıştır.
Borçların sürdürülebilirliği ve çok borçluluk ölçütleri açısından Türkiye'de 2000 sonrası dış borçların incelenmesi
Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde temel sorunların başında tasarruf ve kronikleşen bütçe açıkları gelmektedir. Türkiye'de gelişmekte olan bu ülkelerden biri olmakla birlikte, Türkiye'de hem tasarruf eksikliği hem de kronikleşen bütçe açıkları mevcuttur. Genel olarak bütçe açıklarını kapatmak ve ekonomik büyümeye katkı sağlayacak yatırımların gerçekleşmesi için finansal kaynaklara ihtiyaç duyulmaktadır. İhtiyaç duyulan finansal kaynaklar ya vergi oranlarının artırılması ya da borçlanma yoluyla temin edilmektedir. Hükümetler kendilerine avantaj sağladığı için genellikle vergi gelirlerini artırmaktansa dış borçlanmaya başvurmayı tercih etmektedirler. Hükümetler ağırlıklı olarak vergi yerine borçlanma aracına başvurduğundan dolayı ülkelerin borçluluk düzeyi gün geçtikçe artmakta ve riskli hale gelmeye başlamaktadır. Bundan dolayı günümüzde çok borçluluk ve borçların sürdürebilirliği konusu önem kazanmaktadır. IMF ve Dünya bankası bir ülkenin çok borçlu olup olmadığını Toplam Dış Borç Stoku/GSYH, Toplam Dış Borç Stoku/İhracat, Toplam Dış Borç Servisi/İhracat ve son olarak Toplam Dış Borç Faiz Servisi/İhracat rasyolarına bakarak değerlendirmektedir. Bu dört göstergenin üçü belirtilen eşik değeri geçmesi durumunda ülke çok borçlu ülke kategorisine alınmaktadır. Çok borçlu ülke kategorisine giren ülkeler uluslararası kurumlardan/kuruşlardan borçlanma konusunda sorun yaşamakta veya borçlanamamaktadır. Ayrıca kredibilitesi düşük olduğu için borçlanma maliyetleri diğer ülkelere göre yüksek olmaktadır. Çalışma, IMF ve Dünya Bankası tarafından kabul edilen çok borçluluk göstergeleri açısından Türkiye'nin 2000-2022 yıları arasındaki dış borçlarının sürdürebilirliğini incelemeyi amaçlamaktadır. Türkiye'nin 2000-2022 yıllarına ait dış borçlarının, çok borçluluk kriterleri açısından incelendiği bu çalışmada, Türkiye'nin ağır orta derecede borçlu bir ülke olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca son yıllarda ihracat gelirlerindeki artışlar sayesinde Türkiye'de dış borçların sürdürülebilir olacağı kanısı ağırlık kazanmaktadır. Bundan dolayı dış borçların sürdürebilir olması için tasarruflar artırılmalı ve dış borçlanma kısılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Dış Borçlar, Dış Borçların Sürdürebilirliği, Çok Borçluluk
Kamu borçlarının gelir dağılımı üzerindeki etkisi: Avrupa Birliği geçiş ekonomileri örneği
Günümüz modern sosyal devlet ilkesini benimseyen devletlerin ekonomik alandaki görev ve fonksiyonlarının artması nedeniyle doğal olarak daha fazla kamu harcamaları yapmaları kaçınılmaz olmuştur. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, artan kamu harcamalarının finansmanı için vergi gelirlerinin yetersiz kalması nedeniyle vergi gelirlerine alternatif bir kaynak olarak borçlanmaya başvurabilmektedirler. Vergilerden farklı olarak devlet borçlarının vade bitiminde anapara ve faizi ile birlikte geri ödemelerinin yapılması ve özellikle yüksek faiz ve birtakım vergisel avantajlar nedeniyle gelir dağılımında eşitsizliğin, diğer bir ifadeyle adaletsizliğin artmasına yol açabilmektedir. Kamu borçlanmasının gelir dağılımı üzerindeki doğrudan etkileri (olumlu ve olumsuz) ile diğer birtakım ekonomik faktörler üzerinden gerçekleşen dolaylı etkileri borcun kaynağı, vadesi, faiz oranı, kullanım şekli ve miktarı gibi faktörlere bağlı olarak değişebilmektedir. Bu çalışmada, panel veri analizi yöntemi kullanılarak 2007-2017 döneminde 10 Avrupa Birliği geçiş ekonomisi ülkesinde kamu borçları ile ekonomik büyümenin gelir dağılımı üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda, bağımlı değişken gelir dağılımı (temsilen Gini katsayısı) ile bağımsız değişken kamu borçları arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiş, diğer bir ifadeyle kamu borçlarının gelir dağılımı eşitsizliğini arttırdığı tespit edilmiştir. Diğer yandan kontrol değişken ekonomik büyüme ile gelir dağılımı arasında negatif bir ilişki tespit edilmiş, diğer bir ifadeyle ekonomik büyümenin gelir dağılımında eşitsizliği azalttığı tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan nedensellik testi sonucuna göre, borçlanma ile gelir dağılımı ve borçlanma ile büyüme arasında anlamlı ve çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiş, ekonomik büyüme ile gelir dağılımı arasında ise herhangi bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kamu Borçları, Ekonomik Büyüme, Gelir Dağılımı, Panel Veri Analizi
İslâm fıkhında borç/karz akdi ve yükümlülükleri
Karz akdi, temel gayesi insanların ihtiyaçlarını dünyevî bir menfaat beklemeksizin karşılamayı hedef alan, tamamen insanî erdemleri göz önünde bulunduran yardımlaşma ve dayanışma esasına dayalı bir akid sistemidir. Bu çalışma karz akdini, muâsır âlimlerin eserlerinden de yararlanarak, İslâm fıkhının temel kaynak kitaplarından konuyla ilgili bilgileri kendi alt başlıklarında inceleyerek sistematik bir bilgi sunmak, mezhep imâmlarının farklı görüşlerini ortaya koyup bu akdin işlerlik kazanması hususunda tahliller ve mukayeseler yaparak kanaatimizi ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. İslâm fıkhında müsemmâ akidler arasında yer alan karz akdinin, her ne kadar zamanımızda işlevi zayıflasa da özellikle, İslâm'ın faiz yasağına karşı duyarlı olup, faize bulaşmadan hayatlarını devam ettirebilmek amacıyla zarûri ihtiyaçları için ödünç talep edenler açısından varlığına ihtiyaç devam etmektedir. Giriş ve üç bölümden oluşan çalışmamızın giriş bölümünde araştırma konusunun önemi, amacı, kapsamı, metodu ve konuyla ilgili daha önceden yapılmış çalışmalar ele alınmıştır. birinci bölümünde karzın manası, mahiyeti, şer'î dayanağı ve unsurlarından; ikinci bölümünde karzla ilgili çeşitli hükümlerden; üçüncü bölümünde ise, karzın bazı benzeri akidlerle ilişkisi ve karz teminine yönelik bazı hukuki işlemlerden bahsettik. Çalışmamıza kısa bir sonuç ve değerlendirme bölümüyle son verdik. Anahtar Kelimeler: Karz akdi, Karz-ı hasen, Ödünç verme, Mukrız, Müstakrız .
Türkiye'nin 2007-2017 dönemi dış borcunun ekonomik büyüme ve enflasyon üzerindeki etkileri
Gelir ve tasarruf düzeyi yetersiz olan gelişmekte olan ülkeler ekonomik kalkınmalarını sağlamak için dış borçlanmaya başvurmaktadırlar. Ekonomik büyüme gelişmekte olan ülkelerde, yurtiçi tasarrufların yatırım seviyesinin ulaşamaması, bilgi ve teknolojideki yetersizlik, ödemeler dengesi açığı gibi nedenlerden dolayı istenen seviyede gerçekleşememekte ve kalkınmanın finansmanı için sık sık dış borçlanmaya gidilmektedir. Yatırımların finansmanı için gerek duyulan milli tasarrufların yetersiz olması yabancı kaynak kullanımını mecburen ortaya çıkarmaktadır. Literatürde büyüme ve dış borçlanma arasındaki ilişkiyi açıklamaya yönelik farklı yaklaşımlar mevcuttur. Literatürdeki bu yaklaşımlara göre ekonomik büyüme ve dış borçlanma arasında genellikle negatif yönlü ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen dış borçlar aktif olarak değerlendirildiklerinde yatırımları, büyümeyi ve kalkınmayı hız vermektedirler. Ancak sağlanan dış borçların üretken ve verim sağlayan bölümlerde kullanılmaması, ödenmesi gereken oranın ulusal gelir artışından fazla olmasından dolayı borç alınması gibi nedenler dış borç yükünü çoğaltarak ülkenin refah düzeyini azaltmaktadır. Türkiye'de 1980 yılından bu yana dış ticarette serbestleşme ve ekonominin dışa açık olması dış ekonomik ilişkilerde uygulanmaktadır. 24 Ocak 1980 yılında kararla Türkiye'nin dış borçlanmasında ithal ikamesi terk edilerek yerine dışa dönük sanayileşme politikası getirilerek yapısal değişim yaşanmıştır. iv Bu çalışmada Türkiye'de dış borçlanmanın tarihsel süreci incelenmiş ve dış borç, ekonomik büyüme ve enflasyon ilişkisi Türkiye ekonomisi verileri ile irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Dış Borç, Ekonomik Büyüme, Enflasyon
CDS (Kredi Temerrüt Swapları) ile yeni bir kamu iç borç sürdürülebilirliği analizi
Bu tez çalışmasında, 2008 küresel ekonomik krizi sonrası, 2010Ç1 – 2019Ç4 arası dönemde gelişmekte olan ve gelişmiş 20 ülke açısından ulusal ekonomilerin kamu iç borçlarının sürdürülebilirliği bakımından geçerli bir iç borç eşiğinin varlığı araştırılmaktadır. Sürdürülebilirlik analizlerinde klasik çerçevede üzerinde durulan temel konu zamanlararası bütçe kısıtıdır. Bununla birlikte, eşik analizleri de sıklıkla üzerinde durulan diğer bir sürdürülebilirlik analizi yöntemidir. Eşik analizi yaklaşımı ile birlikte borçların ödenmemesine ilişkin riskler çeşitli ekonomik değişkenler bağlamında ele alınmaktadır ve bu bağlamda yetkililer açısından dikkate değer kıyaslar sağlanmaktadır. Sonuç olarak, eşik analizleri, kamu borç sürdürülebilirliğinin analizi noktasında önemli birer politika aracıdır. Tez çalışmasında da, örneklemi oluşturan 20 ülkenin borçluluk düzeylerinin sürdürülebilirlik ve ona bağlı olarak CDS primiyle temsil edilen ülke temerrüt riski açısından kritik bir eşik yaratıp yaratmadığı, eşik analizi çerçevesinde araştırılmaktadır. Bu çerçevede, kamu iç borç sürdürülebilirliğindeki doğrusal olmayan ilişkinin ülke CDS primlerinde karşılık bulduğu varsayımı altında bir panel regresyon analizi gerçekleştirilmektedir. Analizde, CDS primleri bağımlı; kamu iç borç oranları ise temel bağımsız değişkendir. Hansen (1999) tarafından geliştirilen eşik regresyon tahmin yöntemi kullanılarak kamu iç borç sürdürülebilirliğini etkileyen borç eşiklerinin tahmin edilmesine çalışılmıştır ve sonuç olarak, kamu iç borç yükleri ile CDS primleri arasındaki ilişkide, istatistiksel olarak anlamlı bulunan borç eşiklerinin belirlediği asimetrik etkilerin varlığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kamu borcunun ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Son yıllarda artış gösteren ve kamu açısından neredeyse olağan gelir kaynağı hale gelen borçlanmanın, başta büyüme olmak üzere makroekonomik değişkenler üzerinde meydana getirdiği etki, ilgi çekici bir husus olmuş ve bu konuda hatırı sayılır büyüklükte bir literatür oluşmuştur. Bununla beraber bu çalışmaların genelinde, iki değişken arasındaki ilişkinin teorik ve ampirik yönleri birbirinden bağımsız olarak ele alınmış ve konu bunlardan sadece birisi ekseninde açıklanmıştır. Bu çalışmada ise kamu borcunun büyüme üzerindeki etkisinin, hem teorik çalışmalarda ortaya konan savların Türkiye'deki karşılığı üzerinden iktisadi gerekçelerle hem de ampirik çalışma ile ortaya konulması amaçlanmaktadır. Göstergeler ışığında yapılan analiz neticesinde, 2000 sonrası Türkiye'de kamu borcunun büyüme üzerinde hem olumlu hem olumsuz sonuçlar doğurabilecek kullanımlarının olduğu ve nihai sonucun bu iki etkinin göreceli durumuna bağlı olduğu kanaati oluşmuştur. Bahse konu olan etkilerden hangisinin baskın olduğunu yani nihai etkinin yönünü analiz etmek üzere yapılan ampirik çalışmada ise; toplam kamu borcunun uzun dönemde büyümeyi pozitif yönde etkilediği buna karşın iç ve dış borç şeklinde alt bileşenlerine ayrıldığında büyüme üzerindeki etkinin kalktığı sonucuna ulaşılmıştır.
Sermaye şirketlerinin ortakları ile kanunî temsilcilerinin şirketin vergisel borçlarından doğan sorumluluğu: Amerika Birleşik Devletleri ve AB üyesi bazı ülkeler ile karşılaştırmalı bir irdeleme
Oldukça geniş bir kavram olması nedeniyle, tez çalışmamızda vergi hukukuna dair sorumluluk hükümlerine genel olarak değinilmiş, esas olarak fer'i vergi borçlusu konumundaki vergi sorumlusu ve sorumluluğu üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede, sermaye şirketleri olan anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde, şirket ortakları ile kanuni temsilcilerin şirketin vergi borç ve cezalarına ilişkin sorumlulukları, tarihsel süreç ve diğer ülke düzenlemeleri ile kıyaslamalı olarak, ilgili mevzuatta yapılan son değişiklikler, halihazırda tasarı aşamasında olan yasa çalışmaları ve yüksek yargı kararları ışığında ele alınmıştır. Sermaye şirketlerinin yönetim ve temsili ile kanuni temsilcileri Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiş olduğundan, bu Yasada yapılan en son değişiklikler, konunun aydınlatılması açısından ayrıca irdelenmiştir. Türk hukukunda sermaye şirketlerinin ortakları ile kanuni temsilcilerine yüklenilen sorumluluk hükümlerinin, başta Amerika Birleşik Devletleri ve bazı Avrupa Birliği üyesi ülkeler ile mukayesesi yapılarak ülkemiz düzenlemelerinin incelenen ülkelerin mevzuatına kıyasla ağır sorumluluk hükümleri taşıyıp taşımadığı, ayrıca ülkemiz mevzuatında konuya ilişkin olarak yapılan değişikliklerin tarihsel seyri incelenerek sorumluluk hükümlerinin zaman içerisinde ağırlaştırılıp ağırlaştırılmadığı hususunda bir sonuca ulaşılmaya çalışılmış; bu sonuçlara dayanarak da ülkemiz ilgili mevzuatı ve uygulamasında gözlemlenen noksanlıklara, aksaklıklara ve hatalı uygulamalara dair önerilerde bulunulmuştur.
Optimal kamu borç yönetimi: Mikro ve makro yaklaşım
Kamu borç yönetimi, belirili bir zamanda ve belirli bir risk düzeyinde kamu borçlanma maliyetlerini minimize eden bir strateji oluşturma sürecidir. Etkin bir şekilde yönetilen kamu borcu, ülkede ekonomik istikrarın sağlanmasında rol oynayan önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle optimal bir kamu borç yönetimi, kamu borcunun sürdürülebilirliğinin sağlayan kamu borç portföyünün oluşturulmasını, borç sürdürülebilirliğini etkileyen makro ekonomik faktörlerin ortaya konulmasını gerekli kılmaktadır. Bu noktadan harketle tezin iki amacı bulunmaktadır. Bu amaçlar, kamu borç yönetimini hem mikro hem de makro yaklaşım çerçevesinde incelemektir. Kamu borç yönetiminin mikro yaklaşım çerçevesinde incelendiği bölümde, 2005:01-2017:12 dönemi için ülke risk priminin yüksek ve düşük olduğu dönemlerde Türkiye'de optimal kamu borç portföyünün nasıl oluşturulması gerektiğini belirlemeyi amaçladım. Bu kapsamda kamu borçlanma araçlarına ve kamu borçlanma maliyetlerine ilişkin riskler ortaya konulmuş, daha sonra ülke risk priminin yüksek ve düşük olduğu dönemlerde belirli bir risk düzeyinde borçlanma maliyetlerini minimize eden optimal kamu borç portföyleri oluşturulmuştur. Yapılan analiz sonucunda, ülke risk priminin yüksek ve düşük olduğu dönemlerde değişken faizli borçlanma senetlerinin riskinin yüksek olduğu; buna karşın, sabit faizli ve enflasyon endeksli iç borçlanma senetlerine ilişkin risklerin ise düşük olduğu bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar, ülke risk priminin yüksek olduğu rejimde kamu borcunun optimal bir şekilde yönetilebilmesi için vade oranının kısaltılmasını, portföy içinde sabit faizli iç borçlanma senetlerinin oranını arttırmasınıve değişken faizli borçlanma senetlerinin payının azaltılmasını; ülke risk priminin düşük olduğu dönemlerde ise vade oranının uzatılması, sabit faizli ve TUFE endeksli senetlerin payının arttırılmasını ve değişken faizli borçlanma senetlerinin payının azaltılması gerektiğini göstermektedir. Kamu borç yönetiminin makro yaklaşım çerçevesinde incelendiği bölümde, 1994:Q1-2017Q4 dönemi için Türkiye'de kamu borcunun sürdürülebilirliğini ve kamu borcunun sürdürülebilirliğinin yüksek ve düşük olduğu rejimlerde makro ekonomik faktörlerin kamu borç sürdürülebilirliğini nasıl etkilediğini ortaya koymayı, Türkiye için optimal kamu borç düzeyini ve optimal kamu borç düzeyini elde edebilmek amacıyla temel ekonomik değişkenlere ilişkin oranların ne olması gerektiğini belirlemeyi amaçladım. Analiz sonucunda, Türkiye'de kamu borcunun sürdürülebilir bir yapı sergilemesine karşın, ekonomik kriz ve seçim dönemlerinde kamu borcunun sürdürülebilirliğinin azaldığı görülmüştür. Ayrıca Türkiye'de optimal kamu borç stoku/GSYH oranının %47.23; bu optimal oranı elde edebilmek için ise enflasyon oranının %11.3'ün altında, ekonomik büyüme oranının %5.89'un üzerinde ve politika faiz oranını temsilen kullanılan interbank faiz oranının ise %16.85'in altında olması gerektiği bulunmuştur. Kamu borcunun sürdürülebilir bir yapıda olduğu rejimde, dışa açıklık oranı, enflasyon oranı, vergi oranlarının bütçe içindeki payı ve bütçe dengesi kamu borcunun sürdürülebilirliğini pozitif yönde etkilerken, ekonomik ve politik risk negatif olarak etkilemektedir. Kamu borcunun sürdürülemez bir yapı sergilediği rejimde, ekonomik büyüme oranı ve dışa açıklık oranı kamu borcunun sürdürülebilirliği üzerinde pozitif etkiye sahipken, enflasyon oranı, politik risk ve dolar kurundaki oynaklık ise negatif etkiye sahiptir.
Sovereign debt distress in the developed and emerging countries
Global financial markets have experienced one of the biggest economic crises since the Great Depression in the 1930s. The negative effect of the economic crisis is felt by all the major economies of the world, especially by the countries with structural fiscal problems. Since financial debt or public debt is crucial for economic growth and development, many major governments have borrowed heavily. Over the last two decades, emerging economies had similar experiences and faced sovereign debt crises as a result of heavy debt burdens. The aim of the study is to investigate the stages of a sovereign debt crisis and determine the major indicators of a debt crisis for major developed and emerging countries over the period of 1993-2011. Ordinary Least Squares (OLS) Method is employed to determine the sources of debt crisis and compare the performances of countries, with quarterly panel data.The striking feature of the analysis is that major indicators of sovereign debt default have a strong effect in both models for the developed countries and the European countries with default risk. Empirical results indicate that current account balance-to-GDP is important in terms of sovereign debt default for all countries. Total external debt-to-GDP is found to be a very important determinant for sovereign debt default in the developed countries. Interest rates are implied to be an important determinant in advanced countries but it is not that important in emerging markets. Foreign exchange reserves are also important for emerging market countries and more important for European countries with default risk.
Para borçlarında borçlu temerrüdünün sonuçları
Borçlu temerrüdü borç ilişkilerinde sıklıkla meydana gelebilen bir durumdur. Bununla beraber en yaygın borç ilişkisi konusunu da para borçları oluşturmaktadır. Bu açıdan yapmış olduğumuz bu çalışmada para borçlarında oluşan borçlu temerrüdü sonuçlarını inceledik. Borçlu temerrüdünün para borçlarında iki özel sonucu bulunmaktadır. Bunlar temerrüt faizi ve aşkın zarar olarak karşımıza çıkmaktadır. Temerrüt faizinin borçlunun temerrüde düşmesiyle beraber alacaklı tarafın doğrudan bir zarara uğramış olmasına gerek kalmadan talep edilebilmesi mümkün olabilecekken, aşkın zarar ise ortada ancak temerrüt faizi ile karşılanamayan bir zarar olması durumunda söz konusu olabilecektir. Bu açıdan bir para borcunda temerrüde düşülmesi durumunda temerrüt faizinin kendisini hemen gösterebilmesi mümkünken, aşkın zarar temerrüt faizi ile karşılanamayan bir zararın olması halinde ancak ortaya çıkabilecektir
Seçimlik dava
Seçimlik dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda açıkça düzenlenen dava çeşitlerinden bir tanesidir. Bu dava, HMK'nun 112. maddesinde üç fıkra halinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeden de hareketle seçimlik dava, seçimlik borç ilişkisinde, seçim hakkı sahibi borçlu veya üçüncü kişinin seçim hakkını kullanmaktan kaçınması durumunda, alacaklının açabileceği dava şeklinde tanımlanabilir. Seçimlik dava, kaynağını, belli şartları taşıyan seçimlik borç ilişkisinden almaktadır. Seçimlik borç ise, Türk Borçlar Kanunu'nun 87. maddesinde yer almaktadır. O halde, seçimlik davanın usul hukuku ile maddi hukuk arasındaki bağlantının en somut örneklerinden bir tanesine karşılık geldiği açıktır. Bu nedenle, çalışmamızın birinci bölümünde, seçimlik borç ve buna bağlı olarak seçim hakkı kavramları ile bu kavramlarla benzerlik taşıyan diğer kavramlar incelenecektir. Birinci bölümün bu hususlara ayrılmış olması, adi borç ilişkileri bakımından kolaylıkla uygulanabilecek belli düzenlemelerin, seçimlik borçta ne şekilde ele alınacağını tayin etmek ve seçimlik davanın daha iyi anlaşılabilmesine adeta bir ön hazırlık yapmaktır. Esasında çalışmamızın temel amacı, seçimlik davayı, davanın açılmasından itibaren dava sonucunda verilecek hükmün kesinleşmesini de içerecek şekilde incelemek ve bu kapsamda söz konusu olabilecek maddi ve usul hukuku sorunlarını tespit ederek bunları mümkün olabildiğince açıklığa kavuşturmaktır. Dolayısıyla çalışmamızın ikinci bölümünde, seçimlik davanın kuramsal çerçevesi ortaya konulacak ve nihayet seçimlik dava tanımlanarak davanın şartları ve bu şartlara aykırılığın sonuçlarına yer verilecektir. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde ise, seçimlik davada yargılama usulü ve sonuçları ele alınıp incelenecektir.
Para borcunun ifa edilmemesi halinde temerrüt faizi
Tezimizin başlığı "Para Borcunun İfa Edilmemesi Halinde Temerrüt Faizi"dir. Tezimiz giriş, üç ana bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında, konunun önemi, kapsamı, temerrüt faizinin Türk Hukuku'ndaki tarihi gelişimi ve düzenlenişi ele alınmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde temerrüt faizinin tanımı, hukuki niteliği ve benzer kurumlardan ayırt edilmesi incelenmiştir. Bu bölümde, faizin bir türü olan temerrüt faizi incelenmeden önce faizin tanımına ve türlerine de yer verilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde temerrüt faizi talep hakkının koşulları ve temerrüt faizi talebinde kusur ve zararın rolü incelenmiştir. Söz konusu inceleme yapılırken öncelikle para kavramı, para borcu kavramı ve para borcunun ifası konusu incelenmiştir. Ardından borçlunun para borcunu ifada temerrüde düşmesi için aranan koşullar izah edilmeye çalışılmıştır. Son olarak temerrüt faizi alacağı talebinde bulunabilmek için kusur ve zarar şartlarının aranıp aranmadığı hususu incelenmiştir. Çalışmamızın son bölümünü oluşturan üçüncü bölümünde ise temerrüt faizinin ifası ve sonuçları incelenmiştir. Bu başlık altında temerrüt faizi talebi, temerrüt faizinin başlangıcı ve sona ermesi, temerrüt faizinde bileşik faiz yasağı, temerrüt faizi oranları, alacaklının temerrüt faizini aşan zararının tazmini ve temerrüt faizi alacağının zamanaşımına uğraması konuları ele alınmıştır.
The informal borrowing ratio in Turkey
This study aims to analyze empirically the behavior of individuals with respect to the choice between formal and informal borrowing. Informal borrowing stands for the borrowing practiced through informal institutions such as friends, relatives, moneylenders, other informal financial institutions whereas formal borrowing is defined as borrowing from banks and other formal credit institutions. The examination of the reasons behind the preference of informal versus formal type of borrowing is expected to contribute to the understanding of the structure of credit markets with a demand side analysis. Data from the Credit Card Consumer Survey conducted in 2009 in Turkey is used, in which 1014 participants have positive debt. The zero/one inflated beta regression model is utilized to estimate the proportion of informal borrowing in total debt, allowing the possibility that the boundary values of zero and one are generated through different decision processes. The results indicate that while informal borrowing cannot be completely eliminated since it is an option especially for people who borrow in higher amounts or people who are credit constrained, it can be reduced by policy makers and pioneers of the financial sector through enhancing integration to formal financial services and finding solutions to credit constraints.
Utanç, suçluluk, ihtiyaçlar ve arzuların ortasında: İstanbul'da beyaz yakalı çalışanların finansal borçluluğu
In Turkey, as elsewhere, statistics indicate a significant increase in household indebtedness since the beginning of the 2000s. This thesis focuses on experiences of indebtedness among a specific group, young white-collar workers, and is based on qualitative interviews conducted with twenty-one white-collar workers living and working in Istanbul. The study builds on and contributes to two strands of literature on indebtedness: the studies focusing on subjectivity and indebtedness and the studies examining the meanings associated with indebtedness. This thesis firstly argues that indebtedness is perceived as something that is needed to be justified and morally evaluated. It explores how debtors justify their indebtedness to deal with the shame, guilt and negative stigma concerning their indebtedness. It shows that the indebted narrate their experience of indebtedness over some binaries -reasonable debt vs. unreasonable debt and responsible debtor vs. irresponsible debtor- and justify their indebtedness by identifying themselves as responsible debtors who engage with reasonable debts. Secondly, the study argues that indebtedness is experienced around multiple and ambivalent feelings and meanings that go beyond shame and guilt which is much underlined in the literature. Several themes emerge around these multiple meanings attached to debt including, debt as a normal experience of life, debt as a burden, debt as a means of relief and happiness.
Economic crises and shifting political attitudes: Impact of eurozone crisis on creditor and debtor countries
The Eurozone crisis had a significant impact on individual political preferences in both creditor and debtor countries. This thesis examines the extent to which the crisis affected Euroscepticism, satisfaction with democracy, and trust in political parties and institutions. Using Eurobarometer micro-data, the sample was divided into debtors (Greece, Spain, Portugal, Italy, and Ireland) and creditors (Germany, France, the UK, Belgium, and the Netherlands) and analyzed for three time periods: pre-crisis (2007), crisis-period (2010), and post-crisis (2014). The findings reveal that the crisis had a negative impact on individuals' preferences in both creditor and debtor countries during the crisis-period. Euroscepticism increased, satisfaction with democracy decreased, and trust in political parties, local and international institutions decreased. However, the situation returned to pre-crisis levels for creditors in the post-crisis period, while debtors continued to experience negative impacts. The results suggest that the Eurozone crisis had a profound and lasting effect on individual political preferences in debtor countries whereas the crisis has a temporary impact on individual preferences in creditor countries. In conclusion, this study highlights the importance of understanding the impact of the Eurozone crisis on individual political preferences, particularly in countries most affected by the crisis.
Dış borçların sürdürülebilirliği: BRICST ülkeleri
Dış borçların sürdürülebilirliği konusu, hem borç alan ülkeleri hem de borç veren ülkeleri yakından ilgilendirmektedir. Çünkü borcun geri ödenmesi noktasında sorun oluşması, sadece borçlu ülkeyi değil aynı zamanda alacaklı ülkeyi de zora sokacaktır. Bu yüzden dış borçlanmanın hangi yolla yapılacağı, hangi ihtiyacı gidermekte kullanılacağı ve alınan dış borcun nasıl geri ödeneceği gibi hususlar önceden netleştirilmeli ve süreç titizlikle takip edilmelidir. Özellikle, ekonomik ve finansal açıdan entegre bir hal almış mevcut küresel sistemde, bir ülkede meydana gelebilecek bir dış borç krizinin diğer pek çok ülkeyi etkisi altına alması kaçınılmazdır. Bu sebeple, son yıllarda önemi giderek artan ve gelecekte küresel ekonomiyi domine etmesi beklenen BRICST (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika ve Türkiye) ülkelerinde dış borçların sürdürülebilirliği konusu yalnızca bu ülkeleri değil, tüm dünyayı ilgilendiren bir konudur. Bu tez çalışmasının ana amacı, küresel ekonomi açısıdan önemli bir konumda bulunan BRICST ülkelerinde dış borçların sürdürülebilirliğini analiz etmektir. Bu kapsamda, dış borçların sürdürülebilirliğine ilişkin yedi farklı gösterge ele alınmış ve bu göstergelerin her biri BRICST ülkelerinin 1994-2020 dönemi verileri kullanılarak incelenmiştir. Analiz sürecinde altı farklı birim kök testinden yararlanılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'da dış borçların sürdürülemez, Türkiye'de ise sürdürülebilir olduğu görülmüştür. Bu çalışma; ele alınan göstergelerin ve uygulanan testlerin çeşitliliği, kullanılan verilerin güncelliği ve incelenen ülkelerin küresel ekonomideki yeri göz önünde bulundurulduğunda ekonomi literatürüne önemli bir katkı sunmaktadır.
Türk ve İngiliz hukukunda borca aykırı davranılacağının önceden belli olması
Türk Hukuku'nda bir borçlunun ifa zamanı henüz gelmemişken borcunu zamanında ifa etmeyeceği bildirimde bulunması ya da bu durumun kendisinin hal ve tavırlarından anlaşılması halinde alacaklının ne gibi haklara sahip olacağını düzenleyen açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu sorun doktrinde kanunda düzenlenen borca aykırılık türlerine ilişkin hükümlerin bu tür durumlarda uygulanması ya da güven teorisine dayalı çözümler üretilmesi yoluyla çözülmeye çalışılsa da, bu çözüm önerileri bu tez kapsamında detaylı olarak açıklanan sebeplerden dolayı yetersiz kalmaktadır. İngiliz Hukuku'nda ise borca aykırılığın önceden belli olması bu duruma özel kurallar bütünü çerçevesinde çözüme kavuşturulan bir sözleşmeye aykırılık türü olarak düzenlenmiş ve bu tür durumlarda alacaklıya sözleşmeyi ifa zamanı gelmeden sona erdirme hakkı tanınmıştır. Bu tez çalışmasında İngiliz Hukuku'ndaki bu kurallar bütününden esinlenilerek, bu soruna Türk Hukuku'ndaki dürüstlük kuralı ve bu kural ile yakın ilişki içerisinde olan zararı azaltma külfeti çerçevesinde bir çözüm üretilebileceği görüşü açıklanmaktadır. Bu sayede farklı bir bakış açısı getirilerek, Türk Hukuku'ndaki belirsizliğin giderilmesine katkıda bulunmak amaçlanmaktadır.
Associations of earnings management manipulation types to debt contracts, political costs and characteristics of board of directors: A study at borsa Istanbul
Managers might try to take advantage of flexibilities within the context of accounting standards in order to mislead users of financial statements. According to literature, one of the common ways to use flexibilities is to practice earnings management over accruals inappropriately. The purpose of this study is to discover whether the firms listed at Borsa İstanbul (BIST) are practicing earnings management as a device to signal private information about the firm's future performance to the market (efficient) or to manipulate users of financial statements (opportunistic). In addition, this dissertation investigates the effects of debt covenants, political costs (size effects), size of board of directors and board independency on the types of earnings management. For this purpose, hypotheses have been developed and tested with different modes using ordinary least squares regression.The publicly available, 179 non-financial Turkish firms listed at Borsa Istanbul have been studied for the eight years of reporting period between 2006 and 2013. Main findings of the study reveal that listed firms at BIST selected the type of earnings management as efficient. Moreover, high leveraged firms do not use earnings management more than low leveraged firms; large firms use earnings management more than small firms; firms with large boards use earnings management more than firms with small boards and firms with high proportion of independent non-executive board members do not use earnings management more than firms with low proportion of independent non-executive board members.
Kamu borç yönetiminde etkinliğin OECD ülkelerinin makroekonomik performansına etkisi
Küreselleşme sonrası sermaye hareketlerinin serbestleşmesi, kamu borç portföyünün risklere karşı duyarlılığını arttırarak makroekonomik denge üzerinde bir risk oluşturmuştur. Ekonomik ve finansal istikrarsızlıkları tetikleyen böylesi bir yapı, kamu borç yönetiminde daha profesyonel ve etkin bir yaklaşım sergileme çabalarını teşvik etmiştir. Kamu borç yönetiminde etkinlik, kamunun finansman ihtiyacını düşük maliyet ve kontrol edilebilir risk düzeyinde karşılamak amacıyla oluşturulan strateji geliştirme ve yürütme sürecidir. Etkinlikten uzak ve yasal bir çerçeveye oturtulmayan borç yönetimi politikalarının varlığı kamu maliyesi üzerinde baskı yaratırken, artan borçlanma eğilimi ise makroekonomik dengede bozulmalara yol açmaktadır. Bu çalışmada, 35 OECD ülkesi için 1995-2017 ve 26 OECD ülkesi için 2004-2017 dönemleri baz alınarak kamu borç yönetiminde etkinlik kriterlerinin makroekonomik performans üzerindeki etkisi panel veri analizi ile incelenmiştir. Ekonometrik analiz sonuçlarına göre, kamu borç yükündeki artışın ekonomik büyümeyi negatif etkilediği, işsizlik, enflasyon ve bütçe açığını ise arttırdığı tespit edilmiştir. Ekonomik büyüme üzerinde pozitif bir etki yaratan faiz yükündeki artış, enflasyonu düşürücü yönde bir baskı yaratırken işsizlik oranı ve bütçe açığını arttırmıştır. İşsizlik hariç diğer tüm makroekonomik göstergeler ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye sahip olmayan kamu borçlanmasında uzun vadeli faiz oranları ve işsizlik ilişkisine bakıldığında, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın işsizlik üzerinde azaltıcı etkisi tespit edilmiştir. Borçlanmada kısa vadeli faiz oranları ile makroekonomik göstergeler arasındaki ilişkiye bakıldığında kısa vadeli faiz oranlarındaki artışın enflasyon ile bütçe açığını arttırdığı, ekonomik büyümeyi negatif etkilediği ve işsizliği düşürdüğü sonucuna ulaşılmıştır. Kamu dış borç yükü ile makroekonomik göstergeler arasında anlamlı bir ilişki bulunmamış ve bütçe dengesindeki iyileşmenin büyüme ve istihdamı pozitif etkilediği görülmüştür. Ayrıca, Dumitrescu ve Hurlin (2012) panel Granger nedensellik testinden elde edilen bulgular, değişkenler arasında tek ve çift yönlü nedensellik ilişkisinin varlığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Borç Yönetimi, Borç Yönetiminde Etkinlik, Panel Veri Analizi, Makroekonomik Performans Göstergeleri
İcra-iflas hukukunda borç inkar tazminatı
Türk Hukukuna özgü "inkar tazminatı" uygulamaya konulduğu 1928 yılından itibaren pek çok kanuni değişikliğe maruz kalmıştır. Bu değişikliklerin asli amacı "inkar tazminatı" kurumunun, işlevselliğinin ve caydırıcılığının arttırılması, yargıdaki etkinliğinin çoğaltılmasına yöneliktir. Bilindiği gibi Anayasa'nın 36. maddesindeki hak arama özgürlüğü sınırsız değildir. Zira 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 29. maddesi taraflara yargı mercileri önünde doğru söyleme ve dürüst davranma yükümlülüğü getirmiştir. İcra ve İflas Kanunu açısından, bu yükümlülük çerçevesinde, alacaklı mevcut olmayan bir alacak için takip başlatmamalı ve borçlu da var olan bir alacak için takibe karşı koymamalıdır. Bunun aksine bir davranış ile doğru ve dürüst davranma kuralının ihlali, hukuk sisteminde gerçeğe ulaşmayı zorlaştıran, yargılama sürecini uzatan ve iş yükünü arttıran ciddi olumsuz etkilere sahiptir. Bu olumsuzlukların giderilmesi veya en aza indirilmesi için İcra ve İflas kanununda caydırıcı bir yaptırım olarak "inkar tazminatı" müessesesi düzenlenmiştir. Yüksek Lisans tez çalışmasında, hukuk sistemimizde, İslam Hukukundan günümüze kadar gelen ve genel esas olarak kabul edilen doğruyu söyleme ve dürüst davranma yükümlülüğünün ihlalinin İİK'daki yansıması olan borç "inkar tazminatı"nın, kanunda ne şekilde yorumlandığı, şartları ve uygulama alanı incelenip, değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: İnkar tazminatı, para borcu takibi, takibe itiraz, itirazın bertarafı davaları.
Mücbir sebep nedeniyle borcun ifa edilememesi
Bu tezin konusunu "mücbir sebep nedeniyle borcun ifa edilememesi" oluşturmaktadır. Mücbir sebep (force majeure) kavramı Roma hukukuna dayanmakta olup özellikle sürekli sözleşmeler açısından önem taşımaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda genel olarak mücbir sebebin tanımına yer verilmemiş, hüküm ve sonuçları düzenlenmemiştir. Hâkim görüşe göre, Türk hukukunda mücbir sebep kaçınılmaz ve öngörülemez olarak borçlunun borcunu ihlâli sonucunu doğuran haricî olaydır. Mücbir sebep sürekli veya geçici olabilir. Mücbir sebep sürekli nitelikte ise mücbir sebebin ortaya çıktığı andan itibaren borçlunun sözleşme ile taahhüt ettiği edimi ifa etmesi mümkün değildir. Buna karşılık, mücbir sebep geçici ise mücbir sebep teşkil eden olay devam ettiği sürece borcun ifası ertelenir. Mücbir sebep sona erdikten sonra borçlu borcunu yerine getirmekle yükümlüdür. Türk hukukunda ifa engelleri yeknesak bir biçimde düzenlenmemiştir. Bu sebeple, mücbir sebebin sürekli veya geçici olarak ifa imkânsızlığına neden olmasına göre uygulama alanı bulacak hukukî kurumlar birbirinden farklıdır. Mücbir sebep sürekli ise borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık (TBK m. 136) meydana gelir. Mücbir sebep geçici ise borçlu, kural olarak kusursuz temerrüde (TBK m. 117 vd.) düşmüş olur. Ancak, alacaklı mücbir sebep sona erene kadar mütemerrit borçludan aynen ifayı talep edemez. Anahtar Kelimeler: Mücbir sebep, geçici imkânsızlık, sürekli imkânsızlık, borçlunun temerrüdü, borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık.