Dental bonding

187 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı braket sistemleri ve bitirme prosedürlerinin mine renklenmesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Sabit ortodontik tedavinin planlanmasına göre veya klinisyenin tercihine göre farklı braket sistemleri kullanılabilmektedir. Braketlerin tedavi süresince diş yüzeyinde kalması dişlerde renklenme problemleri oluşturabilmektedir. Ortodontik tedavi sonrası diş renkleşmesi tedavinin kalitesi ve hasta memnuniyeti açısından önemli bir kriterdir. Bu çalışmanın amacı, iki farklı braket sistemi ile bitirme tekniğinin diş renklenmesi üzerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 40 adet insan premolar dişi kullanılmıştır. Dişler rastgele dört ayrı gruba ayrılmış olup her bir grupta 10 adet diş bulunmaktadır. Gemini braket – tungsten karbid frez grubu (1. Grup), Gemini braket – tungsten karbid frez, Sof-lex disk grubu (2. Grup), Flash Free braket – tungsten karbid frez grubu (3. Grup), Flash Free braket – tungsten karbid frez, Sof-lex disk grubu (4. Grup) deney gruplarıdır. Dört gruptaki toplam 40 dişin başlangıç ve final renk ölçümleri Vita Easyshade spektrofotometre renk ölçüm cihazı aracılığı ile yapılmıştır. Tabanı adezivle kaplı Flash Free braketler ile 3m Gemini konvansiyonel braketler, 3m Transbond XT ile diş yüzeylerine yapıştırılmıştır. Ağız içi çevreyi bir yıl simule edecek şekilde, bütün dişler 10 bin siklus, 5 °C ve 55 °C arasında termal siklusa tabi tutulmuştur. Braketlerin sökülmesinden sonra gruplara göre dişler üzerindeki yapıştırıcı artıkları tungsten karbid veya tungsten karbid-Sof-lex bitirme teknikleri ile temizlenmiştir. Dişlere final renk ölçümü yapılıp, ∆E = [(∆L)2 + (∆a)2 + (∆b)2]1/2= [(Ls-Lö)2 + (as-aö)2 + (bs-bö)2]1/2 formülü yardımı ile klinik renk değişikliği hesaplanmıştır. Verilerin dağılım normalliği Kolmogorov Smirnov testi ile ölçülürken, mine renklenmesi üzerine etki eden faktörlerin analizi ise iki yönlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir (p˂0,05). Gruplar arasındaki ΔE değerleri arasındaki fark Tukey çoklu karşılaştırma testi kullanılarak p˂0,05 anlamlılık düzeyinde tespit edilmiştir. Bulgular: Flash Free braket sisteminin kullanıldığı gruplarda meydana gelen mine yüzeyindeki renk değişiminin, Gemini braket sisteminin kullanıldığı gruplarda meydana gelen renk değişiminden anlamlı olarak daha az olduğu tespit edilmiştir (p;0,003 p˂0,05). Sof-lex kullanılan gruplardan elde edilen renk değişikliği değerlerinin (ΔE), sof-lex kullanılmayan gruplardan daha düşük olduğu, fakat bu sonuçların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p;0,280 p>0,05). Sonuç: Yaptığımız bu in vitro çalışma neticesinde, kullanmış olduğumuz her iki braket sisteminin ve bitirme tekniğinin mine yüzeyinde renklenme meydana getirdiği tespit edilmiştir. Tungsten karbid frez ile adeziv artıklarının temizlendiği dişler, tungsten karbid, sof-lex ile adeziv artıklarının temizlendiği dişlere göre daha fazla renk değişikliğine uğramıştır. Sof-lex disk kullanımının tüm gruplarda daha az renk değişikliğine sebebiyet verdiği görülmüştür. Bitirme protokollerinden bağımsız olarak, Flash Free braket sisteminin, Gemini braket sistemine göre dişler üzerinde daha az renk değişikliğine sebep olduğu görülmüştür.

Dental bondingDental mineDental çimentolar+4
Abdullah Kaya
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Cam matriks seramik-dentin bağlantı dayanıklılığına baicaleinin etkisi

Adeziv bağlantının uzun dönem başarısını artırmak amacıyla matriks metalloproteinaz inhibitörleri kullanarak biyodegradasyonunun önüne geçme fikri güncel bir araştırma konusudur. Bu in vitro çalışmanın amacı matriks metalloproteinaz inhibitörü kullanımının seramik-dentin mikroçekme bağlantı kuvveti üzerine etkisini değerlendirmektir. On altı adet insan mandibular 20 yaş dişinin okluzal minesi prepare edildi ve cam matriks seramik (Celtra Duo) kullanılarak overleyler elde edildi. Dişler 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubunda ön işlem uygulanmaksızın total etch, dual cure rezin siman (Variolink N) ile simante edildi. Dimetilsülfoksit ve baicalein grubunda asitleme işleminden sonra çözeltiler uygulandı ve simantasyon, üreticinin talimatları doğrultusunda yapıldı. Baicalein + Ultrasonik aktivasyon grubunda asitleme sonrası baicalein çözeltisi uygulandı, 10 sn ultrasonik aktivasyon yapıldı ve simanın diğer bileşenlerinin baicalein çözeltisiyle aynı penetrasyon derinliğine ulaşması için her aşamada 10 sn ultrasonik aktivasyon yapıldı. Örnekler 5000 devir termal yaşlandırmaya tabi tutuldu. Örnekler kesilerek mikrobar elde edildi ve mikroçekme testi yapıldı. Bağlantı yüzeyi ve ön işlem uygulanmış okluzal yüzey taramalı elektron mikroskobunda görüntülendi. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro wilk testi ile test edildi normal dağılmayan özelliklerin ikiden fazla bağımsız grupta karşılaştırılmasında ise Kruskal Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testleri kullanıldı (P<0.05). Kontrol grubu bağlantı dayanıklılığı değerleri diğer üç gruba oranla anlamlı derecede yüksek bulundu. Çalışma sonucunda % 0.1'lik dimetilsülfoksit ve 12.5 μmol/L'lik baicalein çözeltilerinin cam matriks seramik ile dentinin; total etch, dual cure rezin siman (Variolink N) ile simantasyonunda kullanımı önerilmemiştir. Cam matriks seramik-dentin bağlantı dayanıklılığını artırmak için farklı rezin simanlar ve farklı baicalein dozlarıyla daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

BaicaleinDental bondingDental protezler+4
Nuray Zulkadir
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Radyoterapi sonrası farklı kavite dezenfektanı ve adeziv uygulamalarının dentin bağlanma dayanımına etkisi

Çalışmada radyoterapi uygulanmış dişlerin farklı kavite dezenfektanı (CHX, kitosan içerikli ajan ) uygulaması sonrası iki farklı adeziv sistem kullanarak bağlanma dayanımı değerlerinin karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmada yeni çekilmiş, çürüksüz 24 adet insan molar dişi kullanıldı. Radyasyon bir lineer hızlandırıcı kullanılarak toplam 70,2 Gy doz, 39 günlük 1,8 Gy uygulamaya bölündü. Bağlanma dayanımını değerlendirmek için dişlerin okluzal yüzeyindeki mine dokusu, düşük hızda dönen su soğutmalı kesme cihazı (Isomet 1000, Buehler) ile kaldırılarak dentin dokusu açığa çıkarıldı. Dişler, radyoterapi uygulanan ve uygulanmayan olarak rastgele 2 ana gruba (n=12) ayrılırken, dezenfektan ajan uygulaması (CHX, kitosan, kontrol) için ise 3 alt gruba (n=4) ayrıldı. Çalışma her alt gruba iki aşamalı self-etch adeziv sistem (Clearfil SE Bond) veya universal adeziv sistem (Clearfil Universal Bond Quick) uygulaması ile birlikte 12 alt grup (n=2) olarak yürütüldü. Dişler adeziv uygulamasını takiben kompozit rezin ile restore edildi. Akrilik bloklara gömülen dişlerden kesme cihazı ile1x1 mm² kesit alanına sahip 144 adet çubuk şekilli örnek elde edildi. Kompozit-dentin çubuklarına üniversal test cihazında (Micro Tensile Tester, BISCO) bağlanma dayanımı testi uygulandı. Veriler istatistiksel olarak ANOVA ile p <0.05 anlamlılık düzeyinde analiz edildi Bütün gruplar arasında, radyoterapi uygulanmamış dişlere kitosan içerikli ajan uygulaması sonrası Clerafil SE Bond kullanılan grup en yüksek bağlanma dayanımı (49,12 ± 9,54) gösterirken radyoterapi uygulanmış, dezenfektan uygulanmayan Clearfil Universal Bond Quick kullanılan grup en düşük bağlanma dayanımı değerini (28,28 ± 5,03) gösterdi. Tüm gruplarda kitosan içerikli ajan uygulaması sonrası en yüksek bağlanma dayanımı değerleri elde edildi. Çalışmanın sınırları dahilinde radyoterapi uygulamasının bağlanma dayanımı üzerine negatif, dezenfektan etkili ajan kullanımının bağlanma dayanımı üzerine pozitif etki yaptığı tespit edildi. Bu sonuçlar baş boyun bölgesine radyoterapi alan hastalar ile yapılacak klinik araştırmalar ile desteklenmelidir.

Dental bondingDental stres analiziDental çimentolar+4
Zeynep Çifçi
Gaziantep University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı indirekt bonding taşıyıcılarının braket transfer doğruluğunun in vitro olarak karşılaştırılması

İn vitro olan bu çalışmada iki farklı materyalden hazırlanan (IBT reçine ve LT Clear reçine) indirekt bonding taşıyıcılarının transfer doğruluğu karşılaştırılmıştır. Çalışmada 16 hastanın çene modeli 3Shape Ortho AnalyzerTM programına aktarıldı. Her modelde bir taraftaki 2.Premolar diş ile karşıt arktaki 2.premolar diş arasındaki dişler (toplamda 10 diş) referans alındı. Çene modellerine braketler bilgisayar programında ideal pozisyonlarında yerleştirildi. İndirekt bondingte kullanılacak olan taşıyıcılar 3D tasarlanıp yazıcıdan üretildi. Taşıyıcılardaki braketlerin aktarılacağı çalışma modelleri de 3D yazıcılardan üretildi. Braketlerin transfer edildiği çalışma modellerinin "Smart Optics Vinyl Open Air" cihazı ile taraması yapıldı. VRMesh programı sayesinde braketli modellerin çakıştırması lineer (bukko-lingual, insizo-gingival, mesio-distal) ve açısal (rotasyon, angulasyon ve tork) olarak yapıldı. IBT reçine ve LT Clear reçine grupları arasında doğrusal ve açısal düzlemlerde anlamlı bir fark bulunmadı. Doğrusal düzlemde iki taşıyıcı grubu için de en fazla sapma gösteren değer okluzogingival hareketken, açısal düzlemde en az sapma gösteren değer rotasyon hareketi olarak tespit edilmiştir. LT Clear ve IBT gruplar arasında açısal ve doğrusal sapmalar için belirgin bir yön eğilimi görülememiştir. İki grubun doğrusal konumlandırma doğruluğu bukkolingual ölçümlerde mesiodistal ölçümlere göre yüksek, mesiodistal ölçümlerde insizogingival ölçümlere göre yüksek olduğu görülmüştür. Açısal konumlandırma doğruluğu rotasyon ölçümlerinde tork ölümlerine göre, tork ölçümleri angulasyon ölçümlerine göre yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmada kullanılan programların, transfer kaşıklarının değişmesi ve çalışmanın in vitro yerine in vivo yapılması sonuçlarda değişiklik oluşturabilir. Çalışma titizlikle yapılmış olsa da tekniğin geliştirilebilmesi için üzerinde daha fazla çalışma yapılması gerekiyor.

3-D teknolojisiDental bondingOrtodonti+4
Fırat Söğüt
Gaziantep University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı pürüzlendirme yöntemlerinin mine renklenmesi üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, dört farklı mine yüzeyi pürüzlendirme yöntemi ve iki farklı kompozit yapıştırıcı ile oluşabilecek diş renklenmesinin in-vitro olarak değerlendirilmesidir. Çalışmamızda ortodontik amaçlarla çekilmiş 120 adet insan küçük azı dişleri kullanılmıştır. Dişler pürüzlendirme yöntemlerine göre %37 ortofosforik asit, Er:YAG lazer QSP modu, MSP modu ve X-Runner başlığı olmak üzere dört çalışma grubuna ayrılmıştır. Metal braketler Transbond XT ve Transbond Plus Color Change olmak üzere iki farklı kompozit yapıştırıcıyla yapıştırılmıştır. Gruplar metilen mavisi solüsyonunda braketli olarak bekletilip braket söküm pensi ile sökülmüş, yapıştırıcı artıkları su soğutmalı anguldruvaya takılı 12 bıçaklı tungsten karbid frez ile temizlenmiştir. Başlangıç ve söküm sonrası diş rengi ölçümleri spektrofotometre ile yapılmıştır. Elde edilen L, a ve b değerleri VITA Easy Shade spektrofotometre ile Cielab cinsinden kayıt edilerek ΔE renk farkı hesaplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 24.0 paket programı ile yapılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular farklı mine pürüzlendirme yöntemleri ve farklı kompozit yapıştırıcılardan bağımsız olarak metilen mavisi solüsyonuna bağlı renklenmenin oluştuğunu göstermektedir. Ancak bu değerler gerek farklı pürüzlendirme yöntemleri gerek kompozit yapıştırıcı uygulamaları açısından istatistiksel açıdan anlamlı fark oluşturan 0,05 p değerinin üstündedir. Sonuç olarak, ortodontik tedavi boyunca oluşan renklenmeyi temsil eden bu çalışmada dişlerde renk açısından anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.

Dental bondingDental materyallerDental mine+3
Betül Torlak
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı adezivlerin kullanıldığı ortodontik bonding sonrası açığa çıkan BİS-GMA'nın in-vivo şartlarda değerlendirilmesi

Ortodonti kliniğinde kullanılan kompozit adezivlerde kullanım kolaylığı, mine yüzeyine daha iyi bir adezyon ve oklüzal kuvvetlere karşı direnç başlıca tercih sebeplerindendir. Ancak bu faktörlerin dışında, kullanılan kompozit adezivin biyouyumluluğu da göz ardı edilmemelidir. Bu çalışmanın amacı ışıkla ve kimyasal yolla sertleşen farklı ortodontik braket yapıştırıcılarının kullanımı sonrasında açığa çıkan Bis-GMA'yı in vivo şartlarda değerlendirmektir. Araştırmamıza Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Ortodonti Kliniği'ne başvurmuş 48 hasta dahil edilmiştir. Hastaların braketlerini mine yüzeyine yapıştırmak için iki farklı kompozit adeziv kullanılmıştır. Birinci gruba ışıkla sertleşen kompozit adezivlerden Transbond ve Opal, ikinci gruba ise kimyasal yolla sertleşen kompozit adezivlerden Rely-a bond ve Unite kullanılmıştır. Hastaların 25 ml içme suyuyla ağızlarını çalkalamaları istenmiştir. Numuneler braket yapıştırılmadan önce, braket yapıştırıldıktan hemen sonra ilk çalkalama ve braket yapıştırıldıktan sonra ikinci çalkalama olmak üzere üç seferde toplanmıştır. Toplamda 144 adet çalkalama suyu örneği elde edilmiştir. Numuneler amber renkli cam şişelere konulmuş, ardından 0,45 mikron filtreden geçirilerek -20°C'de muhafaza edilmiştir. Likit Kromatografi Tandem Kütle Spektrometre (LC-MS/MS) cihazında kantitatif analizler yapılmıştır. Tüm kompozit adezivlerde braket yapıştırıldıktan sonra Bis­GMA salınımı gözlenmiştir. Çalışmada incelenen gruplar açısından en fazla açığa çıkan artık monomer, ışıkla sertleşen kompozit adezivlerde, özellikle Transbond grubunda meydana gelmiştir (p=0,00). Braket yapıştırıldıktan sonraki T1 ve T2 periyodunda gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik görülmemiştir (p>0,05).

BisfenolBisfenol ADental bonding+6
Erhan Görükmez
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Braket altında oluşan mikrosızıntının dört farklı bonding tekniğinde termal siklus ve çiğneme simülatörü yöntemleri ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

Braket yapıştırılmasında adezivin polimerizasyon sürecine bağlı olarak büzülmesi sonrası meydana gelen mikrosızıntı, braket ve diş arasında bağlantının zayıflamasına ve bakteri penetrasyonuna sebep olmaktadır. Bu bölgede ciddi anlamda artmış olan mikrosızıntı dekalsifikasyonlara, mine renklenmelerine, korozyonlara ve sekonder çürüklere sebebiyet vermektedir. Dişler üzerine yapıştırılan braketler çiğneme kuvvetleri etkisine maruz kalırken kullanılan yapıştırıcılar ağız ortamındaki termal değişikliklerden etkilenmektedir. Diş dokuları ile restoratif materyallerin termal genleşme katsayıları farklıdır, bu sebepten dolayı mikrosızıntıya neden olabilecek boşlukların oluştuğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda çiğneme kuvvetleri doğrudan brakete ya da braket slotundan geçen ark teli ile uzayın üç boyutunda braket üzerinden kullanılan yapıştırıcıya ve dişe iletilmektedir. Çiğneme kuvvetleri ile oluşabilecek mikroçatlaklardan ağız sıvılarının penetrasyonu sonucu mikrosızıntı oluşturan çalışmalar mevcuttur. Braketin tutuculuğunu etkileyen, renkleşmelere yol açan ve sekonder çürük oluşumlarına neden olan mikrosızıntının önlenebilmesi için literatürde çok sayıda araştırma, test yöntemi ve bunların güvenilirlikleri ve geçerlilikleri ile ilgili birçok veri bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda, gerek bonding materyallerin yapısal özellikleri, gerekse uygulama yöntemleri geliştirilerek diş dokuları ile daha iyi bir uyum sağlanmasına ve mikrosızıntının önlenmesine çalışılmaktadır. Mikrosızıntının değerlendirilmesi için birçok test metodu geliştirilmiş ve denenmiştir. Bu test metodları içinde; asit etch, self etch, er-yag lazer, karbondioksit laser, kumlama, Nd:YAG, diode lazer, erbium:yttrium-aluminum-garnet lazer gibi uygulama yöntemleri ve çok farklı materyaller kullanılan test metodları bulunmaktadır. Bu çalışmada iki farklı lazer yönteminin asit etch ve self etch yöntemleriyle karşılaştırmalı olarak mikrosızıntı miktarına etkinliği değerlendirilmektedir. Çalışmada örnekler otopolimerizan akrilik bloklar içine gömülüp, otopolimerizan silikon ölçü yardımıyla insan dokusundaki periodontal ligament taklit edilerek çiğneme simülatörü ve termal siklüs yöntemleriyle karşılaştırmalı olarak değerlendirilecektir. Elde edilen veriler ANNOVA ve Mann Withney U istatistiksel olarak değerlendirilecektir.

BenzetimDental bondingDental mine+6
Ufuk Ok
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı bonding adezivlerinin termal siklus sonrası su absorpsiyon miktarına bağlı olarak lazer uygulamasında yapısal madde kayıplarının incelenmesi

Günümüzde, ortodontik tedavi ihtiyacı olan ve estetik kaygı taşıyan hastalar, metal braketler yerine seramik braketleri tercih etmektedirler. Seramik braketlerin en önemli dezavantajlarından biri braketlerin sökülmesi esnasında yaşanan zorluktur. Seramik braketlerin diş yüzeyinden daha kolay sökülebilmesi için dental lazerler kullanılmaktadır. Lazer ışınının komşu dokulara zarar vermeden hedef dokuda absorbe edilerek aniden patlama şeklinde buharlaşma gerçekleştirmesine fotoablasyon denir. Lazerle söküm işlemi braketin dişe yapışmasını sağlayan adeziv üzerindeki fotoablasyon etkisiyle gerçekleşmektedir. Seramik braketler diş yüzeyine uygulanırken farklı kompozit adezivler kullanılabilir. Bu adezivlerin yapı ve içerikleri birbirinden farklılık gösterebilir. Bu farklılıklar kimyasal ve mekanik açıdan birçok çalışmada incelenmiştir. Çalışmamızda ise, beş farklı bonding adezivinin lazere olan cevabı ve buna bağlı gerçekleşen madde kayıpları araştırılmıştır; (Transbond XT Light Cure Adesive Paste 3M Unitek), (Opal® Bond MV), (Light Bond™ Reliance Ortho Prod. Inc.), (Blugloo™ Two-Way Color Change Adhesive Ormco Corp), (Resilience® Adhesive Ortho Tecnology). Ayrıca, termal siklus uygulanmış ve uygulanmamış örneklerde adezivin ağız ortamında kalması sonucu oluşan su absorbsiyonunun etkileri değerlendirilmiştir. Adezivlerdeki madde kayıplarını incelemek için, Mikro-Bilgisayarlı Tomografi kullanılmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiş, iki grup arasındaki farklar için Kruskal Wallis ve Mann Withney U testi kullanılmıştır. Madde kayıpları adeziv bonding markasına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Su absorbsiyonunun madde kayıpları üzerine istatistiksel olarak etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Reliance ve Opal marka adeziv örneklerin hacim farkı ve krater hacmi açısından diğer markalara göre Er:YAG lazerden istatistiksel olarak daha fazla etkilendiği sonucuna varılmıştır (p=0,007 ve p=0.043). Anahtar kelimeler: Adeziv Kompozit, Debonding, Lazer, Mikro Bilgisayarlı Tomografi, Seramik Braket, Termal Siklus Tez Başlığı: Farklı Bonding Adezivlerinin Termal Siklus Sonrası Su Absorpsiyon Miktarına Bağlı Olarak Lazer Uygulamasında Yapısal Madde Kayıplarının İncelenmesi Bu çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Bilimsel Araştırma Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 6.2015/8 Bezmialem Sağlık Bilimleri Enstitüsü

Dental bondingDental materyallerDental porselen+7
Fatih Temuçin
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Lingual retainer uygulaması için er:Yag lazer ve konvansiyonel etching metotlarının in vitro olarak karşılaştırılması

Ortodontik tedaviyle elde edilen diş diziliminin uzun dönem idamesi ortodontistin başarısı ve hasta memnuniyeti açısından önemlidir. Bu nedenle pekçok farklı retansiyon aygıtı dizayn edilmiştir. En yaygın kullanılan pekiştirme araçlarından biri lingual retainerlardır. Lingual retainerların uygulanmasına yönelik mine yüzeyinin pürüzlendirilmesinde kullanılan birçok yöntem bulunmaktadır. Konvansiyonel etching uygulamalarında izolasyonu sağlamak oldukça yüksek teknik hassasiyet gerekmektedir. Lingual retainerda meydana gelebilecek bir sorun, relaps ihtimalini artırmaktadır. Konvansiyonel prürüzlendirme tekniğindeki bu hassasiyet gereksinini lazer sistemler ile gerçekleştirilen farklı uygulamaların gelişmesine zemin sağlamıştır. Lazerle pürüzlendirmede mine yüzeyinin yıkanması ve tükürük kontaminasyonun engellenemesi gibi basamaklar elimine edilerek ortodontiste avantaj sağlanmaktadır. Ortodontik ataçmanların yapıştırılmasında adezivin polimerizasyonu esnasında gösterdiği büzülmeye bağlı mikroçatlaklar oluşmaktadır. Mikroçatlakların oluşmasındaki bir başka neden ise, dişlerin yüzeyine yapıştırılan ataçmanların çiğneme kuvvetlerinden etkilenmesidir. Çiğneme kuvvetleri, yapıştırıcıda yapısal bozulmalar meydana getirerek bu çatlakların oluşmasına sebep olmaktadır. Bu çatlaklardan ağız sıvılarının penetre olduğunu gösteren çeşitli çalışmalar mevcuttur. Mikrosızıntı, bağlanmanın zayıflamasına ve bakteri penetrasyonuna neden olmaktadır. Artan bakteri penetrasyonu mine renklenmelerine ve dekalsifikasyona yol açmaktadır. Çalışmamızın amacı Erbiyum:Yitriyum-Alüminyum-Garnet (Er:YAG) lazer ve asitle pürüzlendirme yöntemlerinin; bağlanma dayanımına, kırılma tipine ve mikrosızıntı miktarına etkilerini değerlendirmektir. Bu doktora tez çalışmasında 132 adet çekilmiş insan kesici diş kullanılmıştır. Mine yüzeyi %37'lik fosforik asit ve Er:YAG lazer kullanılarak pürüzlendirilmiştir. İnsan dokusundaki periodontal ligamenti taklit etmek amacıyla otopolimerizan silikon (Anti-Rutsch-Lack; Wenko, Wensselaer, Almanya) kök yüzeyine uygulanmıştır. Silikon kalıplar kullanılarak her örnekte iki adet diş olacak şekilde otopolimerizan akriliğin içerisine dişler gömülmüştür. Lingual retainer yapıştırılarak ağız ortamının taklit edilmesi amacıyla çiğneme simülatörü ve termal siklüs cihazları kullanılarak iki yıllık yaşlandırma protokolü uygulanmıştır. Mikrosızıntı değerlendirmesi için hazırlanan bloklardaki dişler birbirinden ayrılarak apeksi kapanacak şekilde akrilik bloklara ayrı ayrı yerleştirilmiştir. Hatalı boyanmaları engellemek amacıyla dişlere iki kat tırnak cilası uygulanmıştır. Hassas kesim cihazında meziodistal yönde lingual retainer teline paralel olacak şekilde kesitler alınmıştır. Stereomikroskop ile mezial ve distal kısımlardan mine-adeziv ve adeziv-retainer teli arası mikrosızıntı milimetrik ölçümlerle kaydedilmiştir. Bağlanma dayanımının değerlendirilmesi için, lingual retainer teli kuvvet uygulayan parçaya dik olacak şekilde Universal test cihazına yerleştirilerek kopma testine tabii tutulmuştur. Kopma anındaki veriler bilgisayara Newton (N) biriminden kaydedilmiştir. Kaydedilen değerler iki diş üzerindeki yapıştırıcıların toplam yüzey alanına bölünerek megapaskal (MPa) birimine çevrilmiştir. Artık Adeziv Endeksi (ARI) değerlendirilmesi aynı örnekler incelenerek yapılmıştır. Bağlanma dayanımı verileri incelendiğinde asitle pürüzlendirilen ve lazerle pürüzlendirilen gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Asitle pürüzlendirme uygulanan gruptaki kuvvet değerleri daha yüksek ölçülmüştür. Kırılma sonrası diş yüzeyinde kalan adeziv stereomikroskopla incelenmiş, ARI değerleri skorlandırılmıştır. Gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Asitle pürüzlendirilen grupta kopmalar daha çok adeziv- retainer teli arasında görülmüştür. Lazerle pürüzlendirilen grupta daha çok mine- adeziv arasında kopma meydana gelmiştir. Mine- adeziv ve adeziv- retainer teli arasında meydana gelen mikrosızıntı verileri değerlendirildiğinde mezial ve distal taraflardan yapılan ölçümler arasında istatiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Bu verilerin ortalaması alınarak total mikrosızıntı incelendiğinde ise mine-adeziv arasında ölçülen değerler adeziv- retainer teli arasında ölçülen değerlerden istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur.

AsitlerBenzetimDental bonding+7
Merve Kurt
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gümüş eklenmiş çeşitli simanların antibakteriyel etkinliklerinin ve materyal bağlanma dayanımının invitro olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, ortodontide bantların simantasyonu için kullanılan geleneksel cam iyonomer, rezin modifiye cam iyonomer yapıştırıcı siman ve poliasit modifiye kompozit rezin materyallerine liyofilize edilmiş Ag (gümüş) nanopartikül ilave edilerek fiziksel ve antibakteriyel özelliklerinin in vitro koşullarda incelenmesidir. Çalışmamızda, ortodontik bantlar geleneksel cam iyonomer (Ketac Cem), rezin modifiye cam iyonomer (Multi-Cure) ve poliasit modifiye cam iyonomer (Transbond Plus) bant simanları ve bunların %0,1 oranında liyofilize edilmiş Ag nanopartikül ilavesi yapılmış şekli ile toplam 138 dişe simante edilmiştir. Mekanik teste tabi tutulacak örneklere altı aylık yaşlandırma prosedürü uygulanmıştır. 'Instron cihazı (TSTM 02500, Elista, Turkey) ile bantların desimantasyonu, çekme kuvveti uygulayarak gerçekleştirilmiştir. Kopma gerçekleştiği anda ortaya çıkan maksimum kuvvet aletin üst parçasına bağlı sabit bir kuvvet ölçer yardımı ile ölçülmüş ve cihaza bağlı bilgisayar ile N (Newton) cinsinden kayıt edilmiştir. Newton cinsinden elde edilen değerler daha sonra Mpa = N/mm² denklemi kullanılarak megapaskala çevrilmiş, istatistiksel analizler MPa (megapaskal) cinsinden olarak değerlendirilmiştir. En yüksek çekme dayanımı değerlerini Ag nanopartikül içermeyen Multi Cure siman göstermiştir; Ag nanopartikül içeren Multi Cure siman hariç diğer tüm gruplar ile arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Ag nanopartikül içeren Ketac Cem siman; Transbond Plus grupları ve Ag nanopartikül içermeyen Ketac Cem grubundan daha yüksek çekme dayanımı gösterse de istatistiksel olarak anlamlı tek fark Ag nanopartikül içeren Transbond Plus siman ile arasında görülmüştür (p<0,05). Ag nanopartikül içeren Ketac Cem simanı, sırasıyla Ag nanopartikül içermeyen Ketac Cem ve Ag nanopartikül içermeyen Transbond Plus grupları takip etmektedir. Her iki siman için de istatistiksel olarak anlamlı fark Multi Cure grupları ile elde edilmiştir (p<0,05). En düşük çekme dayanımı değerleri Ag nanopartikül içeren Transbond Plus siman için kaydedilmiştir. Aynı zamanda Multi Cure grupları ve Ag nanopartikül içeren Ketac Cem grupları ile arasında, istatistiksel olarak anlamlı fark gösterilmiştir (p<0,05). Grup içi çekme dayanım değerleri incelendiğinde siman materyallerine Ag nanopartikülü ilavesi yapılmasının grup içi çekme dayanım değerlerini istatiksel olarak anlamlı derecede etkilemediği görülmüştür. Desimantasyon sonucu diş yüzeyinde kalan siman artığı vizüel olarak incelenmiş, Artun ve Bergland'ın çalışmasında kullandığı artık adeziv indeksine (ARI) göre skorlandırılmıştır. ARI skoru değerlendirmesi sonuçlarına göre bant siman arası kopma en çok Ag nanopartikülü içeren ve içermeyen Ketac Cem grubunda gözlenmiştir. Ag nanopartikülü içeren ve içermeyen Multi Cure cam iyonomer gruplarında da bant siman arası kırılmanın yüksek olduğu görülmüştür. En yüksek çekme dayanımı kuvvetleri adezivin dişin %50'sinden fazla bölgesinde kaldığı, en düşük çekme dayanımı ise diş üzerinde hiç adeziv kalmayan örneklerde ölçülmüştür. Antibakteriyal değerlendirme için disk difüzyon yöntemi, sıvı besiyerine ekim ve biyofilm oluşum yöntemleri kullanılmıştır. Diskler 2 mm kalınlığında 9 mm çapında teflon diskler yardımı ile üretilmiştir. Disk difüzyon yöntemi ile tüm materyallerin antibakteriyal özellikleri Ag nanopartikülü eklenmiş ve eklenmemiş olarak incelenmiş ve inhibisyon zonu gözlenmemiştir. Sıvı besi yerinde yapılan ekim sonucu Ag nanopartikülü eklenmiş RMCİS'ın ve PMKR'in eklenmemiş haline göre S.mutans kolonizasyonunu azalttığı görülürken CİS'da hiçbir fark gözlenmemiştir. ELISA okuyucusunda 550 nm dalga boyunda yapılan ölçüm sonucunda okunan absorbans değerlerine göre en fazla biofilm oluşumu geleneksel cam iyonomer, Ag nanopartikülü eklenmiş geleneksel cam iyonomer ve komponer simanda görülmüştür.

Antibakteriyel ajanlarCam iyonomer çimentolarıDental bonding+7
Zeynep Beyza Yıldırım
Bezmialem Vakıf University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

ER:Yag lazerin laminate veneer ile diş yüzeyi arasındaki bağlantı dayanımına etkisi

Bu çalışmanın amacı; rezin simanla yapıştırılmış farklı kalınlık ve içeriğe sahip porselen laminate veneer materyallerinin bağlantı dayanımı üzerine Er:YAG lazerin etkisini incelemektir. Çalışmada; toplam 96 adet çekilmiş çürüksüz sığır mandibular kesici dişi 8 gruba ayrılarak kullanılmıştır (n=12). Feldspatik seramik ve lösit ile güçlendirilmiş seramik bloklardan 5 mm çapında ve 0,5 mm ve 1 mm kalınlığında diskler elde edilmiştir. 4 kontrol grubu (feldspatik seramik-0,5 mm (FK-0,5), feldspatik seramik-1mm (FK-1), lösit ile güçlendirilmiş seramik-0,5 mm (LK-0,5), lösit ile güçlendirilmiş seramik (LK-1)) ve 4 deney grubu (feldspatik seramik-0,5 mm (FL-0,5), feldspatik seramik-1mm (FL-1), lösit ile güçlendirilmiş seramik-0,5 mm (LL-0,5), lösit ile güçlendirilmiş seramik (LL-1)) olmak üzere toplam 8 grup oluşturularak 96 adet seramik disk hazırlanmıştır. Seramik diskler, ışıkla sertleşen rezin siman kullanılarak diş yüzeylerine üretici firma talimatları doğrultusunda simante edilmiştir. Kontrol grupları hariç diğer tüm gruplara Er:YAG lazer gücü 4,2 Watt (140 mJ x 30 Hz) olacak şekilde ayarlanıp 6 sn boyunca tarama yöntemiyle uygulanmıştır. Lazer uygulandıktan 1 sn sonra üniversal test cihazında 1mm/dk yükleme hızıyla desimantasyon meydana gelene kadar kuvvet uygulanarak ve desimantasyon anındaki kuvvet kaydedilerek makaslama bağlantı dayanımı ölçülmüştür. Makaslama bağlantı testi sonrası başarısızlık tipleri stereomikroskop ile adeziv, koheziv ve adeziv+koheziv olarak sınıflandırılmıştır. Her gruptan birer örneğin ayrılmış olan diş ve seramik yüzeyi taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. İstatistiksel analizler tek yönlü varyans analizi (One-way Anova) ve post-hoc Tukey HSD çoklu karşılaştırma Testleri kullanılarak yapılmıştır. Sonuçlar p≤0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularına göre kontrol grupları ile lazer gruplarının ortalama makaslama bağlantı dayanımları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p≤0,05). Aynı kalınlıktaki farklı porselen grupları karşılaştırıldığında hem lazer uygulanan hem de uygulanmayan gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmazken (p>0,05) aynı porselenden hazırlanmış ancak farklı kalınlıkta örnek içeren gruplar karşılaştırıldığında da hem lazer uygulanan hem de uygulanmayanlar için istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Lazer uygulanan gruplarda başarısızlık tipi genellikle koheziv iken uygulanmayan gruplarda adeziv olarak belirlenmiştir. SEM görüntülerinde lazer uygulanan örneklerde diş yüzeyindeki siman kalıntılarında ablasyon alanları gözlenmiştir. Er:YAG lazer uygulamasının porselen laminate veneerlerin diş yüzeyinden sökülmesinde makaslama bağlantı kuvvetini anlamlı derecede azalttığı sonucuna varılmıştır. Ancak incelenen kalınlık ve içerik farklılıkları porselen laminate veneer materyallerinin lazer uygulaması sonrası makaslama bağlantı kuvvetine etki etmemiştir. Anahtar Sözcükler: Er:YAG lazer, tarama yöntemi, laminate veneer, söküm, makaslama bağlantı kuvveti, başarısızlık tipi, SEM

Dental bondingDental materyallerDental stres analizi+2
Yeşim Çetin
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Polietereterketon materyalinin teleskobik tutucularda kullanımının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı Polietereterketon (PEEK) materyalinin teleskobik tutucularda kullanımının uzun dönem tutuculuk değerlerini ve yüzey aşınmalarını in vitro olarak incelemektir. Çalışmada 2° konus açısı kullanılmış olup, farklı primer kuron ile sekonder kuron materyalleri ile primer ve sekonder kuron arasında oklüzalde aralık oluşturulması değerlendirilmiştir. Beş grup incelenmiştir; 1-Zirkonya primer kuronAltın sekonder kuron (elektroşekillendirme ile üretilmiş), oklüzalde aralık yok (ZA); 2-Zirkonya primer kuron-PEEK sekonder kuron, oklüzalde aralık yok (ZP); 3- Zirkonya primer kuron-PEEK sekonder kuron, 100 µm oklüzal aralık (ZP100); 4-PEEK primer kuron-PEEK sekonder kuron, oklüzalde aralık yok (PP); 5- PEEK primer kuron-PEEK sekonder kuron, 100 µm oklüzal aralık (PP100) gruplarından toplam 50 örnek hazırlanmıştır (n=10). Tutuculuk ölçümleri başlangıç, 100, 500, 1000, 5000, 10,000 takma-çıkarma döngüsü sonrası değerlendirilen gruplara, 50 N ön yük uygulanmıştır. Tüm takma-çıkarma deneyleri ve tutuculuk kuvveti ölçümleri yapay tükürük içerisinde gerçekleştirilmiştir. Deneyler sonunda her gruptan seçilen bir çift primer ve sekonder kuron ile aynı gruba ait ve hiç deneye girmemiş bir çift primer ve sekonder kuron, yüzeyindeki aşınmaları değerlendirmek için Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. En yüksek tutuculuk değerleri başlangıçta ve 10,000 döngü sonrasında PP100 grubunda (36,04-35,73 N), en düşük değerler ise ZA (9,05-15,06 N) grubunda saptanmıştır. Primer ve sekonder kuron arasında oklüzalde aralık oluşturulması, PEEK primer kuron ve PEEK sekonder kuron materyal çifti için 10.000 döngü sonunda tutuculuk değerlerini arttırmıştır. Deneyler sonrasında PEEK primer kuronlarda, PEEK sekonder kuronlarda ve altın sekonder kuronlarda aşınmalar gözlenirken zirkonya primer kuronlarda aşınma gözlenmemiştir. Çalışmadaki tutuculuk değerleri, klinik olarak kabul edilebilir 5-10 N değerlerinden yüksek olup sadece ZA ve ZP100 gruplarında başlangıçta elde edilen değerler bu aralıktadır. PP100 grubunda, 10 yıllık klinik kullanımı temsil eden süreç boyunca yeterli ve öngörülebilir tutuculuk kuvveti değerleri elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: Çift kuron, konus kuron, polietereterketon (PEEK), oklüzal aralık, tutuculuk kuvveti, aşınma

AşınmaDental bondingDental materyaller+2
Kıymet Çalık
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

PEEK ve PEKK materyallerinin çeşitli lazerlerle yüzey özelliklerinin değiştirilmesinin kompozit ile bağlantı dayanımına etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; PEEK ve PEKK'e uygulanan farklı tür lazerlerle yüzey pürüzlendirme işlemlerinden sonra materyallerin yüzeyinde oluşabilecek değişikliklerin ve bu materyallerin lazer uygulaması sonrası kompozit ile bağlanma dayanımlarının incelenmesidir. PEEK ve PEKK bloklardan 10 mm çapında 4 mm yüksekliğinde 130 adet disk elde edilmiştir. Elde edilen örnekler Er-YAG lazer, Nd:YAG lazer, Diyot Lazer, Femtosaniye lazer ve Kontrol (Yüzey işlemi uygulanmamış) olmak üzere rastgele 5 farklı yüzey işlem grubuna ayrılmıştır (n=12). Er:YAG (150 mJ, 10 Hz, 1,5W), Nd:YAG (150 mJ, 20 Hz, 3 W), diyot (300 mJ, 1,2 W) ve femtosaniye (10 mW, 1 kHz, 90 fs) lazerler örnek yüzeyine dik olacak şekilde 10 mm mesafeden 20 sn boyunca uygulanmıştır. Uygulama sonrası örnekler 60 sn boyunca ultrasonik temizleyicide temizlenmiş ve kurutulmuştur. Y üzey işlem uygulamalarının ardından tüm örneklerin yüzey pürüzlülük ölçümleri profilometre cihazı ile yapılmıştır. Cihazın 5 μm'lik elmas ucu, 0.75 mN yük altında 350 mm'lik bir alanı 0.5 mm/s hızında ölçüm yüzeyine temaslı halde yatay olarak taramıştır. Mikrometre cinsinden pürüzlülük değerleri elde edilmiştir. Tüm yüzey işlem gruplarından pürüzlülük ölçüm sonuçlarına göre ortalamaya en yakın olan her bir gruptan birer örnek seçilerek (toplam 10 adet) SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu) analizleri yapılmıştır. Pürüzlendirme işlemi sonrası PEEK ve PEKK disk örnekleri ile pembe kompozit materyalinin standart şekilde bağlanabilmesi için örnekler 2,5x2,5 cm boyutlarında hazırlanan teflon kalıplar kullanılarak akriliğe gömülmüştür. PEEK ve PEKK örneklere Anaxblend Pekk Bond ve Anaxblend Opaquer uygulanarak, teflon kalıp yardımıyla 3 mm çapında 4 mm yüksekliğinde pembe kompozit rezin bağlanmıştır. Makaslama bağlanma dayanımı testi için, örneklerde kopma meydana gelene kadar 1mm/dk yükleme hızıyla kuvvet uygulanmıştır. Kopma anındaki kuvvet Newton (N) cinsinden kaydedilerek makaslama bağlanma dayanımı ölçülmüştür. Elde edilen kuvvet değerleri, bağlanma bölgesinin yüzey alanına bölünerek Megapaskal (MPa) cinsine çevrilmiştir. Makaslama bağlantı testi sonrası başarısızlık tipleri adeziv, koheziv ve karışık olarak sınıflandırılmıştır. Elde edilen değerlerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro Wilk testi ile incelenmiştir. İki bağımlı grubun karşılaştırmasında paired t testi kullanılırken; iki bağımsız grubun karşılaştırmasında student t testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Homojen olmayan gruplarda ikiden fazla bağımsız grubun karşılaştırmasında Kruskall Wallis testi, post hoc test olarak Dunn testi kullanılmıştır. Homojen gruplarda ise ikiden fazla bağımsız grubun karşılaştırmasında tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmış, post hoc test olarak Tukey testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p≤0,05 olarak alınmıştır. Çalışmamızda yapılan istatistiksel analiz sonuçlarına göre pürüzlülük değerlerinde PEEK örnekler için Er:YAG lazer, Nd:YAG lazer, Diyot lazer, Femtosaniye lazer gruplarının istatistiksel olarak materyaldeki pürüzlülüğü artırdığı izlenmiştir (p≤0,05). Çalışma bulgularına göre; pürüzlülük değerleri en yüksekten sırasıyla Er-YAG lazer, Diyot lazer, Nd:YAG lazer, Femtosaniye lazer grupları şeklindedir. PEEK örnekler için son pürüzlülük değerleri bakımından lazer grupları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p≥0,05). Kontrol grubunun pürüzlülük değerinin ise tüm gruplardan anlamlı derecede düşük olduğu görülmüştür (p≤0,05). PEKK örnekler için Er:YAG lazer, Nd:YAG lazer, Diyot lazer, Femtosaniye lazer gruplarının istatistiksel olarak pürüzlülüğü artırdığı izlenmiştir (p≤0,05). Çalışma bulgularına göre; pürüzlülük değerleri en yüksekten sırasıyla Diyot lazer, Er:YAG lazer, Nd:YAG lazer ve Femtosaniye lazer grupları şeklindedir. PEKK örnekler için son pürüzlülük değerleri bakımından Er:YAG, Nd:YAG ve Diyot lazer grupları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken (p≥0,05) Femtosaniye lazer grubu diğer lazer gruplarından anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p≤0,05). Kontrol grubu ise tüm gruplara göre istatiksel olarak anlamlı derecede düşük pürüzlülük değeri göstermiştir (p≤0,05). Çalışmamızdaki istatistiksel analiz sonuçları makaslama bağlanma dayanımı açısından değerlendirildiğinde; PEEK örnekler için Er:YAG ve Femtosaniye lazer grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmezken (p≥0,05), bu iki grup Nd:YAG lazer, Diyot lazer ve Kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bağlanma dayanımı değerleri göstermiştir (p≤0,05). PEKK örnekler makaslama bağlanma dayanımı açısından değerlendirildiğinde; Kontrol grubu, Er:YAG lazer grubu hariç tüm gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bağlanma dayanımı değerleri gösterirken (p≤0,05) Femtosaniye lazer grubu istatistiksel olarak anlamlı derecede en düşük bağlanma dayanımı değerlerini göstermiştir (p≤0,05). Er:YAG, Nd:YAG ve Diyot lazer grupları ise birbirlerine benzer bağlanma dayanımı değerleri göstermişlerdir (p≥0,05).

Dental bondingDental materyallerDental stres analizi+5
Burcu Aşık
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı adeziv sistemler kullanılarak yapılan immediate dentin sealing (hemen dentin kapama) işleminin monolitik zirkon blokların dentine olan bağlanma dayanımı üzerine etkisi

Bu tez çalışmasının amacı; farklı universal adeziv sistemler kullanılarak yapılan immediate dentin sealing işleminin (hemen dentin kapama / IDS), farklı yüzey pürüzlendirme yöntemleri uygulanmış monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM blokların dentine olan mikrogerilim bağlanma dayanımını değerlendirmektir. 32 adet sağlam insan alt molar dişi kullanıldı. okluzal koronal 1/3 kron kısmı, yere paralel olacak şekilde bir model trimleme cihazı (MT3 Wet trimmer, Almanya) kullanılarak uzaklaştırıldı. Dişlerin dentin yüzeyleri açığa çıkartıldı. Ardından, IDS işlemi varlığı (IDS var/yok), IDS işlemi için kullanılan universal adeziv sistemlerin tipi (Single Bond Universal/SBU, Clearfil Quick Bond/CUQ, Optibond Universal/OBU) ve monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM blokların yüzey pürüzlendirme yöntemlerine göre (tribokimyasal silika kaplama/CoJet ve kumlama/SB) rastgele 8 gruba ayrıldı: 1) Grup CJ: CoJet+IDS yok, 2) Grup CJ+SBU: CoJet+Single Bond Universal, 3) Grup CJ+CUQ: CoJet+Clearfil Universal Bond Quick, 4) Grup CJ+ OBU: CoJet+Optibond Universal, 5) Grup SB:kumlama+IDS yok, 6) Grup SB+ SBU: kumlama+ Single Bond Universal, 7) Grup SB+CUQ: kumlama+Clearfil Universal Bond Quick, 8) Grup SB+OBU: kumlama+ Optibond Universal. IDS işlemi için açığa çıkan dentin yüzeylerine universal adezivler sistemler, üretici talimatları doğrultusunda self-etch modunda uygulandı. Monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM bloktan (3M Lava Plus, 3M ESPE,ABD) 4 mm kalınlığında, 10 mm genişliğinde ve 10 mm uzunluğunda örnekler elde edildi. Simantasyon öncesinde, CAD/CAM örneklerinin yüzeylerine, CoJet yönteminde 30 µm silika kaplı alüminyum oksit (Al2O3) partikülleri (CoJet Sand, 3M ESPE, ABD) 2.8 bar basınçta ve SB yönteminde ise 50 µm boyutunda Al2O3 partikülleri 3 bar basınçta, 10 mm mesafeden ve 10 sn süre ile uygulandı. Ardından, CAD/CAM örnekleri, dentin yüzeylerine self-adeziv dual-cure bir rezin siman ( Rely X U200, 3M ESPE, ABD) ile üretici talimatları doğrultusunda simante edildi. Tüm örnekler, 24 saat boyunca 37°C'de distile suda bekletildi ve ardından termal siklus cihazı (SD Mechatronik Termocycler, Almanya) kullanılarak 10.000 termal döngüye (5ºC-55ºC) tabi tutuldu. Zirkonya-dentin çubukları (2x2x8 mm) elde etmek için, bir mikrokesme cihazı (Isomet 1000, Buehler Ltd., Lake Bluff IL, ABD) ile örneklerden dikine kesitler alındı. Bir universal test cihazı (Microtensile Tester, Bisco Inc, ABD) ile 1 mm/dk piston başlığı hızında, örneklerde başarısızlık gelişinceye kadar mikrogerilim bağlanma dayanım testi uygulandı (n=16). Başarısızlık tipleri, 15x büyütme altında stereomikroskop (Leica MZ 21, Leica Microsystems, Türkiye) kullanılarak analiz edildi. Yüzey pürüzlendirme işlemleri sonrası, CAD/CAM blokların yüzey pürüzlülüğü (Ra, µm), kontakt profilometre cihazı (Mahr GmbH, Mahrsurf PS1, Göttingen, Almanya) kullanılarak ölçüldü(n=10). Ayrıca, her yüzey pürüzlendirmesinden birer örnek, yüzey morfolojisi için taramalı elektron mikroskobu (SEM) (Evo LS10, Zeiss, Oberkochen, Almanya) kullanılarak analiz edildi. Yarı-kantitatif kimyasal mikroanalizleri, enerji dağılımlı x-ışını spektroskopisi (EDS) kullanılarak gerçekleştirildi. Morfolojik analizleri için, tüm grupların zirkonya-dentin ara yüzeyleri SEM ile incelendi. İstatistiksel analizlerde, iki yönlü ANOVA ve Bonferroni testi kullanıldı (p<0.05). IDS varlığına göre kıyaslandığında, Grup CJ+OBU, Grup CJ'ye kıyasla istatistiksel olarak daha yüksek ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı gösterirken (p<0.05); Grup CJ+SBU ve Grup CJ+CUQ, Grup CJ'ye göre istatistiksel olarak benzer ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı göstermiştir (p>0.05). Grup SB+SBU, Grup SB+CUQ ve Grup SB+OBU, Grup SB'ye göre istatistiksel olarak benzer ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı göstermiştir (p>0.05). IDS işlemi uygulanan gruplar kıyaslandığında; sırasıyla, Grup CJ+OBU, Grup CJ+CUQ'ya göre ve Grup SB+OBU, Grup SB+CUQ'ya göre istatistiksel olarak daha yüksek ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0.05). Yüzey pürüzlendirme yöntemlerine göre kıyaslandığında, tüm gruplar arasında ortalama mikrogerilim bağlanma dayanımı açısından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p>0.05) Yüzey pürüzlendirme işlemleri sonrası, kontakt profilometre ölçümlerine göre, her iki yüzey pürüzlendirme yöntemi arasında, ortalama yüzey pürüzlülük değerleri açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Yüzey morfolojilerinin SEM analizleri ile CoJet uygulanan örnekte, SB'ye göre daha pürüzlü ve düzensiz bir görüntü gözlenmiştir. EDS analizlerine göre; SB uygulanan örnek için, Al miktarı daha fazla bulunmuşken; CoJet uygulanan örnek için Si miktarı daha yüksektir. Zirkonya-dentin ara yüzeylerinin SEM analizleri, Grup CJ+OBU ve Grup SB+OBU için uzun rezin tag oluşumları ile beraber kalın ve devamlı bir hibrit tabaka gözlemlendiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, Grup CJ için hibrit tabakada ayrılmalar tespit edilmiştir. Test edilen grupların çoğunda, Grup CJ hariç, sıklıkla karşılaşılan başarısızlık tipi karma başarısızlık olmuştur. CoJet ile yüzey pürüzlendirmesi sonrası, monolitik zirkonya esaslı CAD/CAM bloklarının dentine olan bağlanma dayanımı, Optibond Universal ile IDS işlemi uygulanan grup için, IDS uygulanmayan gruba göre belirgin olarak daha yüksek bulunmuştur. Her iki yüzey pürüzlendirme yöntemi sonrası, Optibond Universal ile IDS işlemi, Clearfil Universal Bond Quick ile IDS işlemine kıyasla, belirgin olarak daha yüksek bağlanma dayanımına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: hemen dentin kapama, CAD/CAM, zirkonya, kumlama, tribokimyasal silika kaplama, bağlanma dayanımı.

CAD/CAMDental bondingDental materyaller+3
Leyla Fazlıoğlu
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

CAD/CAM hibrit materyalleri ile adeziv rezin siman arasındaki bağlanma dayanımına farklı yüzey hazırlıklarının etkisi

AMAÇ: Bu çalışmanın amacı farklı CAD/CAM materyallerine uygulanan farklı yüzey işlemlerinin materyallerin rezin siman ile bağlantı dayanımına etkisinin incelenmesidir. Materyal ve Metod: Çalışmada 4 farklı materyalden (Grandio VOCO, Vita Enamic, Shofu HC ve Cerasmart) 260 örnek hazırlanmıştır. Örnekler pürüzlendirme işlemleri için 5 alt gruba bölünmüştür. Kontrol, asit (HF), alüminium oksitle kumlama (Al2O3), tribokimyasal kumlama (Cojet) ve femtosaniye lazer (FS lazer). Yüzey işlemlerinden önce ve sonra yüzey pürüzlülüğü ölçülmüştür. Termal siklus testi ile yapay yaşlandırma işleminden sonra örneklerin işlem yüzeyine silan ve dual-cure rezin siman uygulanmıştır. Seramik örnekler makaslama bağlanma dayanımı testine tabi tutulmuş ve meydana gelen başarısızlık tipleri değerlendirilmiştir. İstatistiksel veriler SPSS 25.0 programında, Shapiro Wilk testi, 2 yönlü ANOVA testi, post hoc olarak Tukey testi, Ki-kare testi ile analiz edilmiş ve ikili karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi ile yapılmıştır. Bulgular: Yüzey işlemlerleri yapılan CAD/CAM hibrit malzemelerinin grup içi ve gruplar arasında pürüzlendirme işlemlerine bağlı olarak pürüzlülük değerlerinde hem materyal, hem pürüzlendirme yöntemi hem de bunların etkileşimi pürüzlülük değerlerini istatistiksel olarak anlamlı derecede değiştirmiştir (p<0,001). Analiz sonucuna göre HF, Al2O3, Cojet, FS lazer grupları içerisinde Grandio VOCO, Vita Enamic, Shofu HC ve Cerasmart materyalleri değerlendirildiğinde yüzey pürüzlendirme sonrası pürüzlülük değerleri ortalaması, işlem öncesi pürüzlülük değerleri ortalamasına göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,001). Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; pürüzlülük değerleri ölçülen gruplarda en fazla pürüzlülük değeri bütün pürüzlendirme grupları içinde istatiksel olarak anlamlı derecede FS lazerle pürüzlendirilmiş örneklerde görülmüştür. Grup içi ve gruplar arasında pürüzlendirme işlemlerine bağlı olarak bağlanma dayanım değerlerinde analiz test sonuçlarına göre en yüksek bağlanma dayanımı Vita Enamic materyalinde (16,87 ±2,65) görülmüştür. Azalan bağlanma değeri sırayla Grandio VOCO (16,84 ±1,44), Shofu HC (15,86±2,71) ve Cerasmart (14,09±3,21) materyallerinde izlenmiştir. Sonuç: Bütün materyallerde en fazla pürüzlülük ve SBS değerleri FS lazer grubunda görülmüştür. Bu verilere esasen incelenen materyal gruplarında, FS lazerin termosiklus sonrası bağlanma dayanımında daha etkili olduğu söylenebilir. En yüksek pürüzlülük değeri Shofu HC materyalinde, en yüksek SBS değeri ise Vita Enamic materyalinde tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM, hibrit seramikler, yüzey işlemleri, rezin siman, bağlanma dayanımı, femtosaniye lazer.

CAD/CAMDental bondingDental materyaller+4
Matanat Gadırlı
Bezmialem Vakıf University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Mine yüzeyindeki beyaz lezyonların CPP-ACP ile remineralizasyonu sonrası braket bağlanma dayanımlarının incelenmesi: İn vitro çalışma

Bu çalışmanın amacı; In vitro ortamda oluşturulmuş beyaz lezyonların CPP-ACP ile remineralizasyonu sonrasında mine yüzeyine yapıştırılan braketlerin bağlanma dayanımlarını incelemektir. Ayrıca, mine yüzeyinin remineralizasyon, demineralizasyon ve profilaksi işlemleri sonrasında ve de remineralize olmuş mine yüzeyinin asit ataklara maruz bırakılması sonrasında meydana gelen değişiklikler SEM ile incelenmiştir. Bunun için 40 adet büyük azı, 120 adet küçük azı dişi kulanılmıştır. SEM incelemesi için büyük azı dişlerinin vestibül yüzeylerinden kesilerek elde edilen mine blokları kullanılmıştır. Remineralizasyon solüsyonu olarak % 1 (w/v) Recaldent? (CPP-ACP: Casein Phosphopeptide- Amorphous Calcium Phosphate), demineralizasyon solüsyonu olarak 0.1 mol/L lactic-asit tampon çözeltisi hazırlanmıştır. Örnekler 37 C° de 4 gün süreyle demineralizasyon solüsyonunda, 10 gün süreyle remineralizasyon solüsyonunda bekletilmişlerdir. Profilaksi grubunda örnekler 30 gün boyunca günde iki kez 10'ar dk. önce remineralizasyon solüsyonuna ardından da demineralizasyon solüsyonuna tabi tutulmuştur. Braketlerin bağlanma dayanımlarının incelendiği bölümde remineralizasyon, demineralizasyon ve profilaksi işlemlerininden sonra mine yüzeyine braketler yapıştırılmış ve testometrik cihazında koparma işlemi yapılmıştır.En düşük bağlanma dayanımı değeri demineralizasyon grubunda, en yüksek değerler ise mine yüzeyine herhangi bir işlemin yapılmadığı kontrol grubunda elde edilmiştir. Demineralizasyon grubunda elde edilen değerler profilaksi ve kontrol grubuna kıyasla istatistiki olarak anlamlı farklılık gösterirken, diğer gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. SEM görüntüleri incelendiğinde, CPP-ACP'ın yüksek oranda remineralizasyon özelliğinin olduğu, remineralize olmuş yüzeylerin kontrol grubuna kıyasla sonraki asit ataklara daha dirençli olduğu görülmektedir.

Dental bondingDental mineDiş remineralizasyonu+2
Kağan Keleş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni bir sabit yer tutucu apareyin klinik başarısının değerlendirilmesi

Adeziv sistemlerde meydana gelen gelişmeler sayesinde yeni yer tutucu sistemleri klinik uygulamalarda yer almaya başlamıştır. Direkt yapıştırılabilir yer tutucu olarak adlandırılan bu apareyler ölçü ve laboratuvar aşamasını ortadan kaldırmakta ayrıca hasta uyumluluğu gerektirmemektedir.Bu çalışmanın amacı konvansiyonel yer tutucu tiplerine alternatif olabileceği düşünülen, yeni geliştirilen ve klinik denemesi daha önce yapılmamış olan Ez Space Maintainer direkt yapıştırılabilir sabit yer tutucu apareyin klinik kullanılabilirliğini, başarısını, ağızda kalım süresini ve ağız hijyenine etkisini değerlendirmektir. Klinik çalışmamızda erken süt dişi çekimi yapılmış veya daimi diş eksikliği olan ve hasta seçim kriterine uyan (yaş ortalamaları 8,7±1,6 yıl) 27 çocuğa (11 kız, 16 erkek) 41 adet yer tutucu (Ez Space Maintainer) uygulaması yapılmıştır. Destek dişlerin bukkal mine yüzeylerine 60 sn. %35'lik ortofosforik asit uygulaması sonrasında dişler aynı süre yıkanmış ve tebeşirimsi görünüm sağlanana kadar yağsız hava ile kurutulmuştur. Apareylerin yapıştırılması için Transbond XT adeziv sistem üretici firmanın kullanım talimatına göre uygulanmıştır. 41 adet yer tutucu eksik olan süt dişi veya dişlerine göre dört gruba (A, B, C, D) ayrılmıştır. Hastaların takibi 20 ay boyunca sürdürülmüştür. Takip sonunda yer tutucu uygulamasının başlangıcındaki ve bitişindeki çekim boşlukların durumu değerlendirilmiş, gruplar arasında başarı ve ağızda kalım süreleri karşılaştırılmış, apareyin başarısı ve ağızda kalım süresi yaşa, cinsiyete ve konuma göre değerlendirilmiştir. Apareyin ağız hijyenine etkisi de gruplar arasında karşılaştırılmıştır.İstatistiksel analizler sonucunda gruplar arasında başarı ve ağızda kalma süresi olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Konum, tek başına yaş ve cinsiyet ağızda kalım süresi üstünde etkisiz bulunmuştur (p>0,05) ancak yaş gruplaması yapıldığında 8 yaş üstü önem seviyesinde başarılı bulunmuştur (p<0,05). Tek başına Yaş, konum ve cinsiyet başarı üzerinde anlamlı farklılık yaratmamakla beraber (p>0,05) yaş gruplamasına bakıldığında 8 yaş üstü yaş grubunun anlamlı olarak daha başarılı olduğu görülmüştür (p<0,05). Başlangıç ve bitimdeki çekim boşluğu boyutunda istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p>0,05). Apareyin ağız hijyenine etkisinde gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Ez Space Maintainer direkt yapıştırılabilir yer tutucu, ortalama ağızda kalım süresi, başarı oranı ve ağız hijyenine etkisine göre konvansiyonel tipte yer tutuculara benzer olarak işlevsel olduğunu kanıtlamıştır.

Dental aygıtlarDental bondingOral hijyen+2
Serkan Güleç
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Siloran esaslı kompozit rezinin süt dişi dentinine bağlanma dayanımı ve mikrosızıntı özelliklerinin in vitro olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, düşük polimerizasyon büzülmesi gösteren siloran esaslı kompozit rezinin süt ve daimi azı dişi dentinine olan makaslama bağlanma dayanımı ve mikrosızıntı özelliklerinin metakrilat esaslı bir kompozit rezin ile in vitro olarak karşılaştırılarak değerlendirilmesidir.Bağlanma dayanımını değerlendirmek için makaslama bağlanma dayanımı test yöntemi seçilmiştir. Süt ve daimi daimi molar dişlerin bukkaldeki dentin yüzeyleri kullanılmıştır. Deney grubu örneklerine siloran esaslı kompozit rezin, kontrol grubu örneklerine metakrilat esaslı bir kompozit rezin materyal üretici firmalarının talimatları doğrultusunda uygulanmıştır. Kompozit rezin 4 mm çapında 5 mm yüksekliğinde silindirik plastik tüpler aracılığıyla uygulanmıştır. Örneklerin her birine 1 mm/dak hızla kopma meydana gelinceye kadar makaslama kuvveti uygulanmıştır. Kırılan örneklerin yüzeyleri stereomikroskop altında incelenerek kırık tipleri adeziv, koheziv ve miks-karışık tip olarak gruplandırılmıştır. Mikrosızıntı çalışması için boya penetrasyonu yöntemi seçilmiştir. Süt ve daimi azı dişlerinin bukkal yüzeylerine sınıf 5 kaviteler hazırlanmıştır. Makaslama bağlanma dayanımı testi için kullanılan materyaller ve gruplar mikrosızıntı testi için de oluşturulmuştur. Dişlere 1000 kez termal siklus uygulanmıştır. Dişler %0,5'lik metilen mavisi solüsyonunda 24 saat bekletildikten sonra bukkolingual doğrultuda orta hat boyunca ikiye ayrılarak kesit yüzeyleri stereomikroskopta incelenmiştir. Boya penetrasyon miktarı önceden belirlenmiş olan skorlara göre değerlendirilmiştir.Siloran esaslı kompozit rezin süt dişi ve daimi diş dentinine metakrilat esaslı kompozit rezine göre düşük bağlanma dayanımı göstermiştir(p<0,05). Siloran esaslı kompozit rezinin süt dişi dentinine olan bağlanma dayanımı ise daimi diş dentinine göre düşük bulunurken metakrilat esaslı kompozit rezinin süt ve daimi dişlerin dentinine olan bağlanma dayanımı arasındaki farklılık anlamlı bulunmamıştır(p<0,05). Kırık yüzeyleri incelendiğinde, siloran esaslı kompozit rezin grubunda çoğunlukta adeziv tip kırık oluştuğu gözlenmiştir. Mikrosızıntı değerlendirmesi sonuçlarına göre, siloran esaslı kompozit rezin ile restore edilen süt ve daimi dişler mikrosızıntının en az görüldüğü gruplar olmuştur(p<0,05). Aynı kompozit rezin ile restore edilen süt ve daimi diş örneklerinin mikrosızıntı miktarları arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır(p<0,05).

Dental bondingDental sızmaDentin+4
Buse Ayşe Serin
Çukurova University
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Tek kullanımlık ışık cihazı başlıklarının braketlerin yapışma dayanıklılığı üzerine olan etkisi

Kompozitin sertleşmesi; kullanılan ışık cihazı, ışık cihazının ışık yoğunluğu, yapıştırıcının ışığa ne kadar süre maruz bırakıldığı, mine yüzeyini pürüzlendiren asitin tipi, uygulanma süresi, asit konsantrasyonu, yapıştırıcının içeriği ve tipi, braket tabanının şekli, braket materyali ve dişin tipi gibi birçok faktörden etkilenir. Bu çalışmanın amacı, tek kullanımlık ışık cihazı başlıklarının (TKICB) kullanımının braketin yapışma dayanıklılığı üzerine olan olası etkisini araştırmaktır. Ayrıca, TKICB'larının kullanımının kompozitin sertliğini nasıl etkilediği de incelenmiştir.Çalışmamızda 120 adet çekilmiş küçük azı dişi kullanıldı. Her biri 20'şer dişten oluşan toplam 6 grup vardı. LED ve halojen ışık cihazları; elastik başlık, streç film ve herhangi bir bariyer olmadan 3 farklı durumda kullanıldı. Işık cihazlarının ışık yoğunlukları her kullanımdan önce ölçüldü ve kaydedildi.Kompozitin sertliğini incelemek amacıyla; 2 mm yüksekliğinde, 5 mm çapında kompozit silindir bloklar hazırlandı. Her bir grup için 20 olmak üzere, toplam 120 standart kompozit silindir blok hazırlandı. Toplamda 6 grup vardı. Her iki ışık cihazı; elastik başlık, streç film ve herhangi bir bariyer olmadan 3 farklı durumda kullanıldı.En yüksek yapışma dayanıklılığı değerleri, her iki ışık cihazında da streç filmin kullanıldığı grupta görülürken, en düşük yapışma dayanıklılığı değerleri, her iki ışık cihazında elastik başlığın kullanıldığı grupta görülmüştür. Kontrol grubu, streç film ve elastik başlık kullanılan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur.Kompozitin Knoop sertlik değerinde, kullanılan ışık cihazları arasında anlamlı fark görülmemiştir. En düşük Knoop mikrosertlik değerleri, her iki ışık cihazında da kontrol grubunda görülmüştür. Streç film kullanılan grup ile elastik başlık kullanılan grup arasında anlamlı fark görülmemiştir.

Dental bondingDental mineIşık+4
Yelda Karaca Döner
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Er:YAG lazerin farklı seramiklerden transmisyonu

Tam seramik restorasyonlar özellikle ön grup dişlerin restore edilmesinde, metal destekli seramiklere göre üstün optik özellikleri ve biyouyumluluklarından dolayı tercih edilmektedirler. Tam seramik restorasyonların simantasyon işlemi adeziv rezin simanlar ile yapılmaktadır. Ancak restorasyonların simantasyonu yapıldıktan sonra, herhangi bir sebeple sökülmesi gerektiğinde, bu işlem materyal özelliklerinden ve rezin simanın bağlantısından dolayı oldukça zordur. Bu çalışma tam seramik restorasyonların Er:YAG lazer kullanılarak çıkarılması işleminde farklı kalınlıktaki farklı seramik materyallerinin etkisini değerlendirmek için planlanmıştır. Bu çalışmada 6 farklı içerikteki CAD/CAM seramiğinden, 2 farklı kalınlıkta (0,5 mm ve 1 mm) ve 1x1 cm boyutlarında örnekler hazırlanmıştır. Power metre kullanılarak seramik örneklerden Er:YAG lazerin (2,940 nm, 10 Hz, 100 msn ve 133 mJ/pulse) transmisyon oranları ölçülmüştür. Elde edilen veriler iki yönlü varyans (ANOVA) ve LSD testleri kullanılarak analiz edilmiştir. En yüksek transmisyon oranı 0.5 mm kalınlıktaki lityum disilikat ve zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat seramikler (%70) için bulunurken en düşük oran 1 mm kalınlıktaki zirkonyum oksit kor seramik (%32) için bulunmuştur. Farklı kalınlık ve farklı seramikler için bulunan değerler anlamlıdır (p<0.05). Adeziv simante edilmiş tam seramik restorasyonların lazerle debonding işlemi sırasında lazer parametrelerini ayarlamak için seramik tipi ve kalınlığı dikkate alınmalıdır.

Dental bondingDental porselenDental restorasyon+4
Fadime Zehra Dolgun
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Kaplamalı ve kaplamasız iki farklı seramik braketin kompozit yapışma dayanıklılığının karşılaştırılması

Ortodontik tedavi gören erişkin sayısındaki artış ve özellikle çoğunluğunu kadınların oluşturması, estetik kaygıları ön plana çıkarmıştır. Teknolojideki gelişmelerin de yardımıyla bu estetik kaygılara çözümler aranmaya başlanmıştır. Teknolojideki gelişim ve estetik kaygıların daha da artması üreticileri hem daha estetik, hem de teknik performansı yeterli materyallerin üretimi konusunda harekete geçirmiş ve bu çerçevede seramik braketlerin üretimi gündeme gelmiştir. Birinci jenerasyon seramik braketler, ilk kez 80'li yıllarda piyasaya sürülmüş, tabanları silan kaplanarak üretilmiş, kimyasal bağlanma özelliğine sahip braketlerdir. 90'lı yıllarda mekanik bağlanma özelliğine sahip ikinci jenerasyon braketler piyasaya sürülmüştür. Üçüncü jenerasyon braketler ise 1997 yılında üretilmiş, mekanik tutuculuğa sahip olan ve braketi çıkarmayı kolaylaştırıcı dikey olukların bulunduğu braketlerdir. Bu oluklar çıkarma sırasında braketin kendi içinde kırılarak, dişten daha kolay ayrılmasını sağlar. Bu gelişmelerle beraber yapıştırma esnasında braket tabanında daha düzenli adeziv kalınlığı elde etmek, hasta başında geçirilen sürenin kısaltılması, kontaminasyon riskinin azaltılması amacıyla kaplamalı seramik braketler üretilmiştir. Son dönemlerde üretilmiş olan yeni nesil seramik braketlerin ise mekanik polimer taban özelliği sayesinde, braketin çıkarma esnasında esneyerek dişten kolaylıkla ayrıldığı savunulmaktadır. Literatürde ise bu hipotezi destekleyen bir çalışma henüz yoktur. Bu çalışmanın amacı, kaplamalı ve kaplamasız farklı seramik braketlerin kompozit yapışma dayanıklılığını karşılaştırmaktır. HO hipotezi, braketler arasında kompozit yapışma dayanıklılığı açısından fark yoktur. H1hipotezi ise braketler arasında kompozit yapışma dayanıklılığı açısından anlamlı fark vardır. Bu amaçla kaplamalı ve kaplamasız 2 farklı seramik braketin kullanıldığı grup çalışma grubunu oluştururken, kontrol grubu olarak da kaplamalı ve kaplamasız metal braket kullanılacaktır. Her bir dişin bukkal yüzeyi polisaj patı ile temizlenecek sonrasında yıkanıp kurutularak %37'lik fosforik asit ile pürüzlendirilecektir. Primer uygulamasını takiben kaplamasız braket yüzeylerine kompozit uygulanarak diş yüzeyine yerleştirilecektir. Kaplamalı braketler ise direk diş yüzeyine yerleştirilecektir. Yapay yaşlandırma sonrasında braketler kopartılacak ve yapışma dayanıklılığı ölçülecektir. Gruplar birbirleriyle karşılaştırılarak, hem kaplamalı ve kaplamasız farklı seramik braketler kendi aralarında, hem de metal braketler ile yapışma dayanıklılıkları arasında fark olup olmadığı değerlendirilmiştir.

Dental aygıtlarDental bondingOrtodonti+2
Neslihan Yıldırım
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
10
DoctorateOpen AccessTR

İmmediat dentin kaplama ve deneme pastası kontaminasyonunun tam seramiklerin bağlanma dayanımına etkisi

Günümüzde tam seramik restorasyonların popularitesi artmıştır. Bu restorasyonların simantasyonunda, estetik ve adeziv özellikleri ile rezin simanlar kullanılmaktadır. Kullanılan simanın rengi, final restorasyonun estetiği açısından önemlidir. Bu sebeple deneme pastaları, tam seramikle uyumlu siman rengini seçmek için, restorasyon içine uygulanır ve diş-restorasyon yüzeyini kontamine eder. Kontaminasyonun simantasyon öncesinde temizlenmesi restorasyonun başarısı bakımından önemlidir. İmmediat Dentin Kaplama (İDK); preperasyonun hemen ardından dentin yüzeyine adeziv uygulama işlemidir. İDK ile preperasyon sonrasında açığa çıkan dentin yüzeyi kaplanarak, dentin tübüllerinin ölçü ya da geçici siman ile kontamine olması engellenir. Bu uygulamayla tam seramiğin bağlanma dayanımının artırılabildiği savunulmaktadır. Literatürde, İDK yapılmış dişlerde deneme pastası kontaminasyonunun bağlanma dayanımına etkisi hakkında bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı; İDK yapılmış ve yapılmamış dentin yüzeylerine uygulanan deneme pastası kontaminasyonunun, tam seramiklerin bağlanma dayanımına etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmada; çekilmiş 20 yaş dişleri rastgele seçilerek kontrol, kontaminasyon ve İDK gruplarına ayrılmıştır. (n=10) Yüzey işlemleri tamamlanarak, tam seramik disklerin simantasyonu yapılmıştır. Simantasyondan sonra örnekler ısısal çevirimle yaşlandırılmıştır ve makaslama testi uygulanmıştır. Elde edilen bağlanma dayanımı verileri Kruskal Wallis ve Mann Whitney U çoklu karşılaştırma testi ile analiz edilmiş, bağlanma yüzeyleri SEM'de incelenmiştir. Deneme pastasıyla kontamine edilmiş ve test gruplarındaki yöntemle temizlenmiş bir grup dentin örneği SEM ve EDS analizlerine tabi tutulmuştur. Kontaminasyon grubu (5,84±4,4 MPa), kontrol (10,29±2,5 MPa) ve İDK grubuyla (11,45±4,4 MPa) kıyaslandığında makaslama dayanımı açısından düşük değerler elde edilmiştir. (p<0,05) Kontrol grubu ile İDK grubu arasında anlamlı bir fark yoktur. (p>0,05) SEM incelemesi dentin tübül içlerinde ve tübül ağızlarında deneme pastası kalıntılarını göstermiştir. EDS analizi ile görülen Ca, O, Si, Zn ve Al elementleri deneme pastasının temizlenemediğini göstermiştir. Sonuç olarak bu çalışmanın sınırları doğrultusunda deneme pastası ile kontamine olmuş örneklerde seramiğin diş ile bağlantısının zayıfladığı söylenebilir.

Dental bondingDental porselenDental restorasyon+3
Gözde Köseoğlu Çiftçi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı metotlarla uygulanan kök ucu dolgu materyallerinin mikrosızıntısının ve bağlanma dayanımının değerlendirilmesi

Periapikal lezyonların etiyolojisi mikrobiyaldir. İntra-radiküler mikroorganizmalar periradiküler dokularda inflamatuar ve immün bir cevaba neden olmaktadır. Endodontik tedavinin asıl amacı kök-kanal sistemindeki bakterileri uzaklaştırmak ve mikrobiyal artıkların periapikal dokulara geçişini engelleyecek etkili bir bariyer sağlamaktır. Kök kanal tedavisinin başarısz olması durumunda kanal tedavisinin yenilenmesi endikedir. Ancak, kök kanal tedavisinin yenilenmesi her zaman mümkün olmamaktadır. Bundan dolayı bazı durumlarda endodontik cerrahiye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu in-vitro çalışmanın amacı Mineral Trioksit Aggregate (MTA) ve BioAggregate'ın konvansiyonel yöntemle veya zirkonya bir pinle kök ucuna uygulanmasının apikal sızıntı üzerine etkilerinin sıvı filtrasyon test yöntemiyle karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmada ek olarak push-out test yöntemiyle de deney gruplarının bağlanma dayanımları değerlendirilmiştir. Bu çalışmada 86 adet tek köklü, çekilmiş, taze insan dişi kullanıldı. Pozitif kontrol grubu haricindeki örneklerin tamamına güta perka ve AH Plus kanal patı ile kök kanal tedavisi yapıldı. Pozitif kontrol grubundaki üç örnek sadece güta perka ile dolduruldu. Negatif kontrol grubundaki örneklerin kök uçlarına üç kat tırnak cilası uygulandı. Örneklerin apikal 3 mm'lik kısımları dişin uzun aksına dik olacak şekilde elmas kaplı bir testere ile rezeke edildi. Ultrasonik retro uçlarla 5 mm derinliğinde kök ucu kaviteleri hazırlandı. Örnekler her grupta 20 örnek olacak şekilde randomize 4 gruba ayrıldı. Grup 1-2-3-4 sırasıyla şu şekildedir; MTA, MTA ve zirkonya pin, BioAggregate, BioAggregate ve zirkonya pin. Ultrasonik retro uçla aynı boyutlarda hazırlanan zirkonya pinler parmak basıncıyla MTA veya BioAggregate ile doldurulan kök ucu kavitelerine uygulandı. Örneklerin mikrosızıntı değerlerinin belirlenmesinde sıvı filtrasyon test yöntemi kullanılırken bağlanma dayanımlarını değerlendirmek amacıyla push-out test yöntemi kullanıldı. Veriler SPSS 17.0 programı ile değerlendirildi. Verilerin analizi için tek yönlü varyans analizi ve Post Hoc Tukey HSD testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık seviyesi p≤0.05'dir. Apikal sızıntı çalışmasının sonuçlarına bakıldığında Grup 4'teki örneklerin mikrosızıntı değerleri diğer gruptakilere kıyasla daha düşük bulundu. Sadece Grup 1 ve 4 arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi (p=0,015). Push-out bağlanma dayanımı çalışmasının sonuçlarına bakıldığında ise Grup 4'teki örneklerin bağlanma dayanımları diğer gruptakilere kıyasla daha yüksek bulundu. Grup 1 ve 4 (p=0,005) ile Grup 3 ve 4 (p=0,003) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi. Bu in-vitro çalışmanın sonuçları yeni geliştirilen biyoseramik içerikli bir kök ucu dolgu materyali olan BioAggregate'ın tıkama yeteneğinin ve bağlanma dayanımının MTA' ya eşdeğer olduğunu göstermektedir. Ek olarak, kök ucu kavitesine zirkonya pin uygulaması konvansiyonel kök ucu dolumuna kıyasla daha iyi sonuçlar göstermektedir.

Dental bondingDental kavite preparasyonuDental porselen+7
Halil İbrahim Kısa
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Er:YAG lazer uygulamasının farklı kalınlıktaki CAD/CAM materyallerinin bükülme dayanımına etkisinin incelenmesi

Adeziv simanlar ile kullanılan tam seramik restorasyonların sökülmesi kuvvetli restorasyon – rezin siman – diş bağlantısı nedeniyle oldukça zordur. Seramik içinde transmisyona uğrayan lazer bu bağlantıyı bozmak amacıyla kullanılır. Bu çalışma Er:YAG lazerin debonding sırasında materyalin bükülme dayanımı üzerinde ve yüzeyinde meydana gelen değişimleri incelemek amacıyla yapıldı. Bu çalışmada 6 farklı CAD/CAM seramik bloğu kullanıldı. Bloklardan 12 mm çapında, 0.5 mm ve 1 mm kalınlığında 40'ar adet disk şeklinde örnek hazırlandı. Hazırlanan örnekler kontrol ve lazer grubu olmak üzere rastgele 2 alt gruba ayrıldı. Kontrol grubunda hiçbir işlem uygulanmadı. Lazer grubunda Er:YAG lazer kullanılarak 500 mJ – 2 Hz ve 1000 µs (Very Long Pulse = VLP) parametreleriyle örnek yüzeylerinin tümü taranarak uygulandı. Tüm örneklere ISO 6872 standartlarına uygun olacak şekilde iki eksenli bükülme dayanıklılığı (üç top üzerine piston) testi uygulandı. Her seramik grubunda 2x2 mm boyutlarında 3 adet örnek (Kontrol, 0.5 mm lazer, 1 mm lazer) X – ışını fotoelektron spektroskopisi (XPS) analizi için hazırlandı. Elde edilen veriler iki yönlü varyans (ANOVA) ve LSD testleri kullanılarak analiz edildi. En yüksek değer 979.27 ± 95.41 MPa ile monolitik zirkonyum oksit seramik 1 mm kontrol grubu, en düşük değer ise 112.89 ± 20.37 MPa ile lösitle güçlendirilmiş cam seramik 0.5 mm lazer grubunda bulundu. İstatistiksel olarak lazer uygulamasının bükülme dayanımını tek başına etkilemediği; örnek kalınlığının ve seramik tipi – işlem interaksiyonunun ayrı ayrı bükülme dayanımına etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (α=0.05). Er:YAG lazerin seramik yüzeyine uygulanmasının yüzey kimyasını değiştirdiği fakat bükülme dayanımlarına olumsuz etkisinin olmadığı gözlenmiştir.

CAD/CAMDental bondingDental porselen+3
Mehmet Işıker
Gaziantep University
2017
00

Related subjects