Physicians-family

88 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği araştırma görevlilerinin alkol ve madde kullanım bozuklukları konusunda bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Alkol ve madde kullanım bozuklukları ülkemiz gibi gelişmekte olan toplumları daha çok etkilemekle birlikte tüm dünyada önemli bir toplum sağlığı problemidir. Birinci basamakta riskli kullanıcıların belirlenmesi ve yapılacak kısa müdahalelerle bağımlılık büyük oranlarda engellenebilmektedir. Bu araştırma Ankara İl Merkezinde bulunan eğitim ve araştırma hastanelerinde görev alan aile hekimliği araştırma görevlilerinin alkol ve madde kullanım bozuklukları konusunda bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan 144 Aile Hekimliği Araştırma Görevlisi dâhil edilmiştir. Hekimlere alkol ve madde kullanım bozuklukları ile ilgili bilgi düzeyi ve tutumlarını değerlendirmek üzere 37 soruluk bir anket uygulanmıştır. Çalışmamızda elde edilen veriler SPSS for Windows 20,0 Programı kullanılarak analiz edilmiştir. Niteliksel verilerde gruplar arası farklılıklar incelenirken Student T, One Way Anova, Mann Withney-U, Spearman korelasyon analiz, Pearson korelasyon analizi, Kruskal -Wallis testleri kullanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak; p< 0,05 alınmıştır. Bulgular: Araştırmamıza toplam 144 hekim katılmış olup, %38,9'sı (n=56) erkek, %61,1'i (n=88) kadındır. Araştırmamıza katılan hekimlerin %91,7'si (n=132) Aile Hekimliği Asistanı olmadan önce başka bir kurumda görev yapmış; %8,3'i (n=12) ise Aile Hekimliği Asistanı olmadan önce başka bir kurumda görev yapmamıştır. Araştırmamıza katılan Aile Hekimliği araştırma görevlilerinin %28,4'ü (n=41) günlük ortalama 21-40 hasta, %25,6'sı (n=37) günlük ortalama 41-60 hasta, %27,7'si (n=40) günlük ortalama 61-80 hasta baktıklarını ifade etmişlerdir. Araştırma anketimizi cevaplayan hekimlerin %12'si (n=17) daha önce bağımlılık merkezinde çalıştığını belirtmiştir. Araştırmamıza katılan hekimler alkol ve madde kullanım bozukluğu hastaları ile günlük pratiklerinde karşılaşma sıklıklarını %45,8'i (n=66) yılda 3-4 kez, %30,6'sı (n=44) ayda 3-4 kez olarak belirtmişlerdir. Hekimlerin %49'u (n=70) hastalarına günlük pratiklerinde muayene sırasında sigara kullanımlarını sıklıkla sorguladıklarını belirtirken bu oran alkol kullanımı için %26 (n=38), madde kullanımı için %17'dir (n=24). Araştırma anketimizin hekimlerin bilgi düzeyini ölçmeye yönelik olarak sorulan "ICD-10 tanı kriterlerine göre alkol ve madde kullanım bozukluğu tanıları koyabiliyor musunuz?" sorusuna %25'i (n=36) Evet, %75'i (n=108) Hayır cevabı vermiştir. Anketimize katılan 144 hekimin bilgi düzeyi sorularına verdiği doğru cevapların ortanca değeri 100 (yüz) üzerinden 50,00 (Min:6,25 Maks:81,25) olarak bulunmuştur. Çalışmamızda hekimlerin alkol ve madde kullanım bozuklukları ile ilgili bilgi düzeylerinin yaş gruplarına göre değerlendirilmiş olup, yaş grupları arasındaki alkol ve madde kullanım bozuklukları ile ilgili bilgi düzeyi farkı istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,04). 31-35 yaş aralığındaki hekimlerin 36-40 yaş aralığındaki hekimlere kıyasla alkol ve madde kullanım bozuklukları ile ilgili bilgi düzeyi açısından daha geride olduğu görülmüştür. Çalışmamızda bağımlılık merkezinde çalışmış olan hekimlerin, alkol ve madde kullanım bozuklukları açısından bağımlılık merkezinde çalışmayan hekimlerden daha bilgili olduğu görülmüştür. Sonuç: Aile hekimlerinin alkol ve madde bağımlılığı konusunda aktif rol alabilmeleri için öncelikle bu konuda bilgi donanımları yeterli düzeyde olmalıdır. Bunun sağlanabilmesi için Tıp Fakültesi müfredatında yeterli oranda, beceriye dayalı ve kapsamlı olarak alkol ve madde bağımlılığı üzerine eğitimler yer almalıdır. Bu eğitimler mezuniyet sonrası ve hizmet içi eğitimlerle desteklenerek sürekli hale getirilmelidir. Herhangi bir sebeple başvuruda alkol ve madde kullanım bozukluğu olan hastalar başvuru anında tespit edilmeli, riskli içicilik düzeyi belirlenmeli, ilgili organik bir patoloji tespit edildiyse tedavisi düzenlenmeli ya da ilgili bölümlere konsülte edilerek tedavisi düzenlenmelidir. Madde kullan yaklaşık her dört kişiden üçünün madde kullanımına yirmi yaş altında başladığı gösterilmiştir. Aile hekiminin madde kullanımı için risk kabul edilen ergenlik dönemindeki nüfusunu tanıması ve erken dönemde oluşabilecek değişiklikleri fark etmesi önem taşır. Aile hekimleri alkol ve madde bağımlılığı konusunda kendi nüfuslarına yönelik koruyucu hizmet sunabilecek bilgi ve beceriye sahip olmalıdırlar. Madde kullanımına yönelik anamnezi alıp tarama sorularını bilmeli, bağımlı hasta ve yakınları ile iletişim kurabilmeli, hastayı tedaviye yönlendirmeli ve takibini yapabilmelidir. , Anahtar Kelimeler: Alkol, Madde, Bağımlılık, Aile Hekimliği, Anket çalışması

Aile hekimliğiAlkolizmAnketler+4
Uysan Öztürk
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin akıllı telefon bağımlılık düzeylerinin belirlenmesi

Giriş ve Amaç: Teknolojinin gelişmesi ile akıllı telefon kullanımı her geçen gün artmakta, üretilen yeni uygulamalarla hayatın her alanına girmekte ve insanları kendine bağımlı hale getirmektedir. Bağımlılığın tanısını koyabilmek ve insanların tedavilerini yapılabilmek için çalışmalar devam etmektedir. Mevcut ölçeklerle sadece bağımlılık düzeyi belirlenebilmekte; tanı konamamaktadır. Bu araştırma Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin akıllı telefon bağımlılık düzeyi ile sosyodemografik veriler, internet ve sosyal paylaşım sitesi kullanımı ve diğer bağımlılık yapıcı maddeler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 2015-2016 eğitim yılında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenim gören 366 öğrenci dahil edilmiştir. Öğrencilerin sosyodemografik özelliklerini sorgulayan bilgi formu ve Kwon M ve arkadaşları tarafından geliştirilen, 2014 yılında Demirci K ve arkadaşları tarafından Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları yapılan akıllı telefon bağımlılık ölçeğini içeren anket uygulanmıştır. Çalışmamızda elde edilen veriler SPSS for Windows 20,0 Programı kullanılarak analiz edilmiştir. Niteliksel verilerde gruplar arası farklılıklar incelenirken Ki kare, Student T, One Way Anova, Mann Withney-U, Spearman korelasyon analiz, Pearson korelasyon analizi, Kruskal -Wallis testleri kullanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak; p< 0,05 alınmıştır. Bulgular: Çalışmamıza toplamda 366 akıllı telefon kullanan öğrenci katılmıştır. Örneklem grubu 207 kız(%56,6), 159 erkek (%43,4) öğrenciden oluşmaktaydı. Akıllı telefon bağımlılığı ölçeği düzeyleri tüm öğrenciler, kız öğrenciler ve erkek öğrenciler için sırasıyla 80,96; 81,55 ve 80,18 idi. Kız öğrencilerin bağımlılık düzeyi sayısal olarak yüksek olsa da istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,57). Yaş ile bağımlılık skoru arasında negatif korelasyon mevcuttu; fakat, bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildi (Pearson korelasyon, P=0,529 r=-0,03).Cep telefonu kullanım amacı bakımından internette sörf yapmayı (p< 0,01), sosyal paylaşım sitesi kullanmayı (p= 0,01) ve fotoğraf çekmeyi (p=0,03) tercih edenlerin bağımlılık düzeyi istatistiksel olarak anlamlı şekilde ortalamanın üzerindeydi(anlamlılık düzeyleri sırasıyla <0,01;0,01 ve 0,03 idi). Sosyal paylaşım sitelerinden Twitter kullananların akıllı telefon bağımlılık düzeyleri sık kullanılan diğer iki siteden istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksekti (p=0,01). Sigara ve alkol kullanımı ile akıllı telefon bağımlılık düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p= 0,407,p=0,559). İşletim sistemi olarak Windowsphone kullanan öğrencilerin bağımlılık düzeyi 64,19 idi; bu değer, istatistiksel olarak anlamlı şekilde ortalamanın altındaydı (p=0,003). Öğrencilerin ilk cep telefonu sahibi olma yaşı ile akıllı telefon bağımlılık düzeyi arasında düşük derecede negatif korelasyon olup anlamlı bir ilişki saptanamamıştı (r=-0,001, p=0,98). Sonuç: Mevcut akıllı telefon bağımlılığı ölçekleri ile tespit edilen değerler ülkelerin kullanım oranları ile değişiklik göstermektedir. Bu çalışma örneklemimiz için akıllı telefon bağımlılığı düzeylerini göstermiştir; ancak, bağımlılık tanısı koyabilmek için ölçeğin belirli bir kesim noktası olması gerekir. Geniş katılımlı çalışmalarla bu ölçeklerin geliştirilmesi gerekmektedir. Akıllı telefon üzerinden internette sörf yapma ve sosyal ağ kullanımı konusunda anlamlı sonuçlar çıkması, akıllı telefon bağımlılığının internet bağımlılığı ile birlikte değerlendirebileceğini göstermektedir. Elde edilen sonuçlarla beraber aile hekimleri, diğer sağlık çalışanları, sosyal ağ ve internet kuruluşları, GSM şirketleri, sivil toplum örgütleri ve gönüllü katılımcıların beraber çalışması ile insanların kurulan sanal ortamlardan çıkarak yüz yüze ilişkiler kurması sağlanarak bağımlılık mücadelesi yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Akıllı telefon, Bağımlılık, Cep telefonu, Aile Hekimliği

Aile hekimliğiBağımlılıkCep telefonu+3
Muhammed Harun Ünal
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin ve çocuk sağlığı ve hastalıkları hekimlerinin, çocuklarda akran zorbalığı hakkındaki bilgi düzeylerinin araştırılması

Giriş ve amaç: Çocukların akran ilişkileri,sosyal tutumlarında, davranışlarında ve sosyal bir birey olarak topluma kazandırılmalarında en önemli rolü üstlenmektedir. Akran zorbalığı yeni karşılaşılan bir sorun olmamakla birlikte, akademisyenlerce dünyada 1970'lerde, ülkemizde ise ancak otuz yıllık bir gecikme ile 2000'li yıllarda incelenmeye başlanmıştır. Dünyanın her ülkesinde bu sorunla karşılaşılmakta olduğu için son yıllarda akran zorbalığı ile ilgili yapılan çalışmaların sayısı giderek artmaktadır. Bu çalışma aile hekimlerinin ve çocuk hekimlerinin akran zorbalığı konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot Çalışmaya Ankara ili genelinde rastgele seçilen aile sağlığı merkezlerinde ve aile hekimliği kliniklerinde çalışan aile hekimleri, özel veya devlet hastanesinde çalışan çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları, çocuk sağlığı ve hastalıkları eğitimi veren kliniklerde çalışan çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları ve asistanları olarak görev yapan 231 hekim dahil edildi. Çalışmamızdan elde edilen Veriler IBM SPSS Statistics 22 programına aktarılarak analizler tamamlanmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken, normal dağılım analizi için KolmogorovSmirnov testi kullanıldı ve normal dağılmayan veriler ortanca (min-maks) ile gösterildi. Veriler içersindeki sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler, kategorik değişkenler için ise frekans dağılımları verilmiştir. İki bağımsız grup arasında fark olup olmadığına Bağımsız Örneklem t testi ile bakılmıştır. İki kategorik grup arasındaki ilişkiye Ki-Kare testi, iki sayısal değişken arasındaki ilişkiye ise Pearson korelasyon yöntemi ile bakılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak; p< 0,05 alınmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 231 hekimin yaş ortanca değeri 32 iken meslek yılı ortancası ise 7'dir. Çalışmaya katılan hekimlerin %41,10'u erkek iken %58,90'ı ise kadındır. Hekimlerin %47,19'u Çocuk Hekimi iken %52,81'i ise Aile Hekimi'dir. Çalışmaya katılan hekimler tarafından %66.7 ile erkeklerin kızlardan daha fazla akran zorbalığına maruz kaldıkları düşünülmüştür. Çocuk Hekimleri'nin %94,50'si "fiziksel zorbalık" seçeneğine katılmakta iken %96,33'ü "sözel zorbalık" seçeneğine, %53,21'i "toplumsal manipülasyon" seçen kta iken %40,37'si "okul bahçesi" seçeneğine, %48,62'si "sınıf" seçeneğine, %10,09'u "okul kantini" seçeneğine ve %25,69'u ise "okul tuvaleti" seçeneğine katılmıştır. Akran zorbalığının tanımı sorusuna Çocuk Hekimleri'nin %76,15'i "yaşlar eşit" seçeneğine katılmakta iken %32,11'i "güçler orantılı" seçeneğine, %54,13'ü "süreklilik gerektirir" seçeneğine, %34,86'sı "bir amacı vardır" seçeneğine ve %58,72'si ise "tepkiseldir" seçeneğine katılmıştır. Sonuç: Akran zorbalığı ile ilgili yurt içinde ve yurt dışında pek çok çalışmaya ulaşılabilmekte fakat hekimlerin bilgi düzeyi ve farkındalığını gösteren çalışmalara rastlanılmamaktadır. Ülkemizde "akran zorbalığı" alanında hekimlerin bilinçlenmesi ve bu konuyla ilgili çocukların yaş, cinsiyet, sosyoekonomik düzey, okulların disiplin yöntemleri ve uygulamaları gibi geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır, çocukların akran zorbalığı sonucunda ilk ergenlik yıllarında model alınan kişilik özellikleri ergenlerin davranışları açısından belirleyicidir. Anahtar kelimeler: Aile Hekimliği, Akran zorbalığı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

Aile hekimliğiAkranAkran zorbalığı+7
Esra Yurdakul
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği asistanları, aile hekimleri ve uzman aile hekimlerinin online kılavuz kullanım tutum ve davranışları

Giriş ve Amaç: Bireysel tecrübe ile karar verme davranışını içeren geleneksel tıp; sağlık alanında çalışmaların artması, yeni bilgi takibinin zorlaşması nedeniyle yerini kanıta dayalı tıp (KDT) uygulamalarına bırakmıştır. Kanıta dayalı tıp; hekimlerin karar verme aşamasında, mevcut en iyi kanıtların, hekim tecrübeleri ve hastanın seçimleriyle birlikte entegre edilmesi için oluşturulmuş bir yaklaşımdır. Hastaları, en doğru ve güncel bilgi ile değerlendirmek gerektiği için doğru ve kaliteli bilgi arayışında olmak bir alışkanlık olmalıdır. Bu tür kanıtlara ulaşmanın da en hızlı ve kolay yolu teknolojinin de etkisiyle online kaynaklardır. Çalışmadaki amacımız, aile hekimlerinin online kılavuz tutum ve davranışlarının tespit ederek, mevcut durumu ve gerekli ihtiyaçları ortaya çıkarabilmektir. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya; Ankara merkez ilçelerinden olan Mamak, Çankaya ve Etimesgut'taki aile sağlığı merkezleri (ASM), Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve ortak mail grubu ile, aile hekimliği asistanları, aile hekimleri ve uzman aile hekimleri olmak üzere 102 kişi katıldı, formlardaki yanlış işaretleme nedeniyle 2 kişi çalışmadan çıkarılarak 100 kişi ile çalışmaya devam edildi. Katılımcılara hazırlamış olduğumuz 22 soruluk anket uygulandı ve veriler SPSS for Windows 20.0 programı ile analiz edildi. Gruplar arasındaki niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki kare testi kullanıldı. Değişkenlerden herhangi birisi ordinal veri olduğunda ya da parametrik koşulları taşımayan gruplardaki korelasyon analizleri için Spearman korelasyon analiz testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için tip-1 hata düzeyi p<0.05 olarak belirlendi. Çalışmamız Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun 16.03.2016 tarih ve 95 sayılı kurul kararı ile etik ve bilimsel açıdan uygun bulundu. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu'ndan yazılı izin alındı. Bulgular: Çalışmamıza 100 hekim katılmış olup; %36'sı (n=36) erkek, %64'ü (n=64) kadındır. Günlük bakılan ortalama hasta sayısı olarak en fazla hekim sayısı ile (%37), 41-60 hasta baktıklarını belirtmişlerdir. Katılımcı hekimlerin %82'si online kılavuz kullandıklarını belirtmişlerdir. Online kılavuz kullanan hekimlerin kullanma sıklıkları %31.1'i ayda 1-2 kez olarak bulundu. Hekimlerin baktıkları günlük ortalama hasta sayısı ile online kılavuz kullanma sıklıkları arasında önemsiz derecede negatif korelasyon mevcuttu ve bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildi (r= -0.12 p=0.28). Hekimlerin meslekteki süreleri ile online kılavuz kullanma sıklıkları arasında önemsiz derecede negatif korelasyon olup, bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildi (r= -0.024 p=0.83). Çalışmamıza katılan katılımcılarda uzmanlık eğitimi alanlar ile almayanlar arasında kılavuz kullanım yönünden oluşan farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0.764). Hekimlerin %68.3 ile en sık bir hastayla ilgili problemle karşılaştıklarında online kılavuzları kullandıkları tespit edildi. Ulaşılan bilginin hastayla ilgili kararlarında değişiklik oluşturma durumuyla ilgili olarak; hekimlerin %74.4'ü (n=61) "bazen" olarak yanıt vermişlerdir. Hekimlerin en sık dahiliye, aile hekimliği ve pediatri konularında online kılavuz kullandıkları bulundu. Online kılavuz kullanmayan hekimlerin kullanmama nedeni olarak en fazla %66.7 ile mevcut basılı rehberleri kullandıkları bulundu. Katılımcı hekimlerin %36'sı; Türk Kardiyoloji Derneği Ulusal Kılavuzları, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği kılavuzları ve Türk Toraks Derneği kılavuzlarını bazen takip ettiklerini belirtti. Bu ulusal kılavuzların birinci basamak sağlık uygulamalarına uygunluğu sorusunu hekimlerin %60'ı(n=60) "Evet" olarak cevaplandırdı. Hekimlere Türkiye'de aile hekimliğine yönelik kullandıkları kılavuz durumu sorusuna; %89'u (n=89) "hayır" olarak cevap verdi. Anketimize katılan hekimlerden, kanıta dayalı tıp uygulamalarının klinik tecrübeyi göz ardı ettiği düşüncesi sorusuna; %63'ü (n=63) "hayır" şeklinde yanıtlandırdı. Çalışmamızda online kaynak olarak en sık Pubmed (%87) kullanıldığı bulundu. Sonuç: Hekimlerin; poliklinik şartlarında, tıbbi karar verme sürecinde hızlı, güvenilir ve erişimi kolay kaynak kullanmaları önemlidir. Bu yüzden de ülkemizde ihtiyaca uygun, güncellenen, ulaşımı kolay veri tabanlarının oluşturulması ve tanıtımının sağlanması; bu konudaki açığın giderilerek birinci basamakta çalışan hekimlere geçerli kaynaklar sunulması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: kanıta dayalı tıp, online, veri tabanı

Aile hekimliğiAraştırma görevlileriDoktorlar+3
Ayşe Gökçen Sayılır
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği'nde reçete yazma kararını etkileyen faktörler: Hastaların beklentisi ve doktorların algılaması

Giriş ve Amaç: Aile hekimliğinde klinik karar verme, başvuran hastaların beklentileri dahil sosyal faktörlerden kuvvetle etkilenmektedir. Reçete talebinin ilaç harcamalarının önemli faktörlerinden biri olduğu kabul edilmektedir. Bu araştırma; hasta ve sağlık problemiyle ilişkili faktörler, hastaların reçete beklentisi ve doktorların hastanın beklentisini algılamasının doktorun reçete yazma kararını nasıl etkilediğini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Ankara ilinde aile sağlığı merkezlerinde çalışan, araştırmaya katılmaya gönüllü olan 7 aile hekimi ve aile sağlığı merkezine başvuran 300 hasta dahil edilmiştir. Hastaların muayene öncesi cevaplayacağı, aile hekiminin muayene sonrasında tamamlayacağı toplam 21 sorudan oluşan bir anket formu uygulanmıştır. Hastaların sosyodemografik özellikleri, genel sağlık durumu, ana başvuru nedeni, reçete beklentileri ve doktorun hastanın beklentisini algılaması, baskı hissetmesi, reçete yazma davranışı değerlendirilmiştir. Araştırmamızda istatistiksel analizler ve hesaplamalar için IBM SPSS Statistics 21.0 ve MS-Excel 2007 programları kullanılmıştır. Araştırma verileri değerlendirilirken kategorik değişkenler için dağılımlar (Sayı,%) verilmiştir. Araştırmada yer alan değişkenler arasında karşılaştırmalar yapılırken Pearson ki kare, Yates düzeltmeli ki kare, Fisher exact test, McNemar testi, tek değişkenli lojistik regresyon modeli sonuçları değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya 209 (%69.7) kadın, 91 (%30.3) erkek hasta katıldı. Hastaların yaş dağılımı incelendiğinde % 35.3' lük (n=106) oranla en yüksek 40–54 yaş aralığında oldukları belirlendi. Hastaların % 85,3' ü (n=256) sağlık problemiyle ilgili reçete beklentisi olduğunu belirtmektedir. Doktorlar başvuru sonucunda hastaların % 82,7' sine (n=248) reçete yazmışlardır. Reçete yazılmasını beklediğini belirten hastaların % 66.4' ünün reçete beklentisi olduğunu doktor algılamıştır. Başvurusunda reçete beklentisi olan hastaların % 91.4' üne doktorlar reçete yazmışlardır. Doktorlar reçete beklentisi olduğunu algıladığı hastaların % 97.2' sine reçete yazmışlardır. Doktorun baskı hissetmesi reçete yazma kararında etkili olabildiği belirlenmiştir. Hastanın yaşı, öğrenim durumu, mevcut sağlık problemi, süresi, daha önceden başvuru durumu, ilişkili kaygı düzeyinin hastanın reçete beklentisini, doktorun algısını ve reçete kararını etkilediği belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmamızda; hastanın beklentisinin, doktorun buna dair algılamasının ve baskı hissetmesinin reçete yazma kararında güçlü etkisi olabileceği gösterilmektedir. Ülkemizde aile hekimliğine başvuran hastaların reçete beklentisi yüksektir. Reçete yazma davranışını geliştirmeye yönelik önlemler, hastaların endişelerini, beklentilerini netleştirmeyi, tedavi seçeneklerinin tartışılmasını ve hasta-doktor arasındaki ilişkiyi kapsamaktadır. Aile hekimliği sisteminin daha etkin kullanabilmesi için bu konunun daha fazla araştırılmasına ve hasta-doktor beklenti ilişkisinin mekanizmasını ortaya çıkaracak çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Aile hekimliğiBeklentilerDoktor-hasta ilişkileri+4
Fatma Şen
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HPV aşısı hakkında aile hekimlerinin bilgi düzeyleri, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Servikal kanser kadınlarda meme kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanserdir.Servikal kanserin primer etyolojik ajanı Human Papilloma Virüs'tür (HPV). HPV enfeksiyonuna karşı primer immunizasyon amaçlı üretilmiş aşılar bulunmaktadır. Çalışmamızın amacı Türkiye'deki aile hekimlerinin HPV aşısı hakkındaki bilgi düzeyleri,tutum ve davranışlarını değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Kesitsel,tanımlayıcı tipte olan araştırmamız 01.10.2017-01.04.2018 tarihleri arasında yürütülmüştür.Araştırmacılar tarafından geliştirilen anket formu sosyal medya ağları üzerinden 2530 aile hekimine gönderilmiştir.Çalışma zamamnında 247 yanıt toplanmıştır.anketin geri dönüş oranı %9'dur. Bulgular: Katılımcıların 203'ü (%82.2) kadın, 44'ü (%17.8) ise erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 34,29±6,91, hizmet sürelerinin ortalaması 8,81±7,47 olarak hesaplandı. Katılımcıların 143'ünü (%57.9) büyükşehirde çalışanlar oluştururken,129'unu (%52) ASM de çalışanlar oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan hekimlerin 207'si (%83.8) Sağlık Bakanlığı ulusal aşı takviminde olmayan özel aşılardan herhangi birini hastalarına önerdiğini bildirmiştir. Aile hekimlerine hastalarına hangi özel aşıları tavsiye ettiği sorulduğunda, 198'i (%80.2) Rota aşısını, 119'u (%48.2) meningokok aşısını, 137'i (%55.5) influenza aşısını, 11'i (%4) HPV aşısını ve 3'ü (%1) pnömokok aşısını önerdiğini belirtmiştir. Araştırmaya katılan hekimlerin HPV aşısı hakındaki bilgi düzeyleri sorgulandığında katılımcıların 181'i (%73) Türkiye'de 2 çeşit aşı olduğunu, 131'i (%53) aşının üç doz şeklinde uygulandığını, %63.2'si (156) aşının intramüsküler uygulandığını bilmekteydi. Katılımcıların yalnızca 105'i (%42.5) 9 yaşından sonra kız ve erkek çocuklarına yapılabileceğini bilmekteydi. Ancak 25'i (%10) aşının sadece cinsel aktif kadınlara uygulanabileceğini düşünmekteydi. Aşının virus tipine özgü koruyuculuğunun %100 olduğunu bilen hekim sayısı yalnızca 62 (%25) iken servikal kansere karşı koruyuculuğunun %70 olduğunu bilen 143'dür (%57.9). Tartışma ve Sonuç: Araştırmamız ülkemizde aile hekimleri üzerinde bu konuda yapılmış ilk çalışmadır. Verilerin hekim beyanına dayanmasına ragmen aile hekimlerinin HPV aşısı önerme oranları literatüre göre düşük düzeydedir.Aşı önermeyi etkileyen en önemli faktör hekimlerin bilgi ve tecrübe eksikliği ile ekonomik nedenlerdir. Aşının uygulanması ile yaygınlaşmasındaki engeller politikacılar tarafından incelenmeli ve bu konuda etkin adımlar atılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimi, Human Papilloma Virüs, aşı

Aile hekimliğiAşılamaAşılar+6
Betül Aydın
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin HIV/AIDS hastalığı ve hastaları konusunda bilgi, tutum ve davranışlarının incelenmesi

HIV ile enfekte birey sayısı dünyada ve ülkemizde her geçen yıl giderek artmaya devam etmektedir. Bu bireylerin tanı almaması ya da tanıda gecikme olması halinde AIDS gelişimi bu hastalar için kaçınılmaz bir son olmaktadır. Bu bireylerin birçoğu non-spesifik semptom ve bulgularla ilk olarak birinci basamakta görev alan aile hekimlerine başvurmaktadır. Bu konuda aile hekimlerine de önemli bir görev düşmektedir. Biz de bu çalışmamızda Eskişehir'de görev yapan aile hekimlerinin HIV/AIDS hastalığı ve hastaları hakkında bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmeyi amaçladık. Araştırma kesitsel tanımlayıcı bir anket çalışması olarak planlandı. Eskişehir'de görev yapan 115 pratisyen aile hekimi, 39 aile hekimliği uzmanı ve 72 aile hekimliği araştırma görevlisi çalışmaya dahil edildi. Veri toplamak için kullanılan anket formu sosyodemografik özellikler, HIV/AIDS hastalığı hakkında bilgi soruları, bu hastalara karşı tutum ve davranışları irdeleyen sorular içermektedir. İstatiksel analizler için SPSS 25.0 versiyonu kullanılarak güven aralığı %95, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Anketimize katılan katılımcıların 121'i (%53,5) kadın, 105'i (%45,6) erkekti. Bilgi puanları değerlendirildiğinde ortalama bilgi, tutum ve davranış puanları sırasıyla 21±2,2; 29±4,9; 39,1±7,3 olarak tespit edildi. Katılımcıların verdiği cevaplar analiz edildiğinde aile hekimliği uzmanlarının pratisyen ve araştırma görevlisi aile hekimlerine göre anlamlı olarak daha bilgiliydi. Tutum ve davranışı unvanlara göre analiz ettiğimizde ise üç grup arasında anlamlı bir fark izlenmedi. Sonuç olarak hastalıkla ilgili olarak temel bilgilerin katılımcıların çoğu tarafından yeterli düzeyde bilindiğini ortaya koysa da halen bazı hekimlerin bilgilerinin yeterli olmadığı izlenmiştir. Bu durum bizlere HIV/AIDS hastalığına yönelik eğitimlerin sık aralıklarla yapılması gerektiğini düşündürmüştür.

AIDSAile hekimliğiDoktorlar+2
Kerem Yiğithan Koçak
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamak hekimlerinin diabetes mellitus hastalığında akılcı tetkik isteme ve güncel tedavi kılavuzlarını takip etme konularındaki tutumları

Birinci Basamak Hekimlerinin Diabetes Mellitus Hastalığında Akılcı Tetkik İsteme Ve Güncel Tedavi Kılavuzlarını Takip Etme Konularındaki Tutumları Amaç: Ülkemizde ve dünyada en sık görülen kronik hastalıklardan biri olan diabetes mellitus ile ilgili daha sıkı bir mücadele yürütülmesi komplikasyonları azaltacaktır. Bunlara ek olarak ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarının iş yükü azaltılabilecektir.Bu çalışmada amaç birinci basamakta çalışan hekimlerin diabetes mellitus hastalığının tanı, tedavi ve takibinde akılcı tetkik isteme ve güncel tedavi kılavuzları takip etme konularındaki tutumlarını belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 1 Haziran 2018 – 01 Aralık 2018 arasında Çorum ili merkez sınırları içerisinde yer alan 32 adet Aile Sağlığı Merkezi (ASM) ve Çorum'a bağlı 13 tane ilçede 43 adet ASM'de görev yapmakta olan hekimlerin katılımıyla yürütülmüştür. Bu çalışma kesitsel tipte bir çalışma olup, 78'i erkek (%75,7), 25'i kadın (%24,3) toplam 103 hekim ile yüz yüze görüşülmüş hekimlerin bazı tanımlayıcı özelliklerine göre oluşturulan gruplar arasında "diabetes mellitus (DM) tanı ve takibindeki bilgi ve tutumlarının değerlendirildiği anketten" aldıkları alt bölüm ve total puanlar karşılaştırılmıştır. Bulgular: Bu çalışmaya katılan hekimlerin %90,3'ü aile hekimi, %9.7'si aile hekimliği uzmanıdır. Çalışmaya katılan hekimlerin yaşa göre dağılımları incelendiğinde %52'sinin 40-49 yaş arasında, %24'ünün 30-39 yaş arasında olduğu gözlenmiştir. Katılımcıların tüm bölümlere ve alt bölümlere verdiği doğru cevaplar üzerinde yapılan karşılaştırmalar sonucunda kadın aile hekimlerinin total verdiği cevap sayısı ve puanı (p=0,008), aile hekimliği uzmanlarının tanı kriterlerini bilme puanları (p=0,019), güncel DM rehberlerini takip eden hekimlerin güncel rehber dışındakileri takip edenlere oranla tanı kriterlerini bilme puanları (p=0,001), HbA1c takibi puanları (p=0,045) ve toplam puanları (p=0,005) anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sonuç: Dünyada en sık görülen kronik hastalıklardan biri olan DM'de aile hekimlerinin tutum ve bilgi düzeyleri artırılmalıdır. Mezuniyet sonrası hizmet içi eğitimler verilerek güncel rehberlerin hekimlerle paylaşılması DM hastalığı ve komplikasyonları ile ilgili daha etkili bir mücadele sürdürülmesini sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Diabetes Mellitus, Aile Hekimliği, Farkındalık

Aile hekimliğiBirinci basamak sağlık hizmetleriDiabetes insipidus+6
Ömür Görgülü
Hitit University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep ilinde çalışan aile hekimlerinin yenidoğan tarama programları hakkında bilgi düzeyleri ve uygulamaları

Tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bu çalışmada; aile hekimlerinin yenidoğan taramaları ile ilgili bilgi düzeyleri ve uygulamalarının saptanması amaçlandı. Aile hekimlerine ait demografik özelliklerin, yenidoğan tarama programı kapsamında muayene yapma durumunun ve yapılan muayenelerin, aile hekimlerine ve ailelere eğitim verilme ihtiyacının sorgulandığı anket formu 01 Kasım 2020 – 31 Aralık 2020 tarihleri arasında Şahinbey, Şehitkamil ve Oğuzeli ilçesinde çalışan 462 aile hekimine (evrene ulaşım oranı %87) uygulandı, Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerle beraber Ki-kare, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri kullanıldı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayenesi yapma oranı %77,1, gelişimsel kalça displazisi değerlendirme oranı %67,1 olarak saptandı. Aile hekimlerinin görme değerlendirme muayenesi yapma (%45) ve işitme değerlendirme muayenesi yapma oranları (%32,3) düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayene sayısı ortalaması 2,13 olarak saptandı. Kontrol muayenesi yapmama nedeni olarak en sık nedenler; pediatrist tarafından ilgili muayene yapıldığı için başvuru olmaması(%61,3), gelişimsel kalça displazisi değerlendirme için ilgili muayenenin ortopedist/radyoloji uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%70,3), görme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin göz hastalıkları uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%71,4), işitme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin kulak burun boğaz uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%64) olarak saptandı. Genel olarak tüm muayenelerde aile hekimlerinin bilgi düzeyleri düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin %89,4'ü ailelere tarama programı hakkında eğitim verilmesi gerektiğini belirtti. Sonuç olarak aile hekimleri tarafından yenidoğan tarama programı kapsamında yapılması gereken muayeneler yeterli oranda yapılmayıp, uzman hekim muayeneleri tercih edilmektedir. Tarama programı hakkında bilgi eksikliğinden dolayı aile hekimlerine eğitim verilmesi gerekmektedir.

Aile hekimliğiBebek-yenidoğmuşBebekler+7
Ramazan Ali Güneş
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği asistanlarının stres algıları, tükenmişlik düzeyleri ve sağlık davranışları: Bir eğitim programının etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, stres yönetimi ve sosyal sorun çözmeyle ilgili yapılandırılmış bir eğitim programının, aile hekimliği asistanlarının stres algıları, tükenmişlik düzeyleri ve sağlık davranışlarına etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı asistanlarına (n=26), sekiz hafta boyunca, haftada bir saat stres yönetimi ve sosyal sorun çözmeyle ilgili psikoeğitim verildi. Başlangıçta, eğitimin bitiminde (ikinci ay) ve izlem döneminde (altıncı ay) olmak üzere toplam üç kez 1) Algılanan Stres Ölçeği, 2) Maslach Tükenmişlik Envanteri (duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı), 3) Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği- II (beslenme, fiziksel aktivite, stres yönetimi, kişilerarası ilişkiler, tinsellik, sağlık sorumluluğu) ve 4) Sosyal Sorun Çözme Envanteri (yönelim, çözüm, toplam) uygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 29,81±3,09 olan katılımcıların %65,4'ü kadındı. Eğitim sonrası (ikinci ay) algılanan stres, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma ölçek puanları dışındaki tüm ölçek puan ortalamalarının anlamlı değişim gösterdiği bulundu (p<0,05). İzlemde (altıncı ay), beslenme, stres yönetimi, kişilerarası ilişkiler, tinsellik, yönelim, sağlıklı yaşam davranışları toplam ve sorun çözme toplam puanlarındaki değişimin anlamlı farklılığının devam ettiği saptandı. Katılımcılar eğitim programının genel olarak yararlı olduğunu (4,58±0,57), bu eğitimin asistan eğitim programında yer alması gerektiğini (4,85±0,36) bildirdiler ve eğitimin daha sık, daha uzun süreli, öğle arası yerine daha geniş zaman dilimlerinde yapılmasını önerdiler. Sonuç: Stres yönetimi ve sosyal sorun çözmeyle ilgili bir psikoeğitim programının, aile hekimliği asistanlarının stres algıları, tükenmişlik düzeyleri ve sağlık davranışlarını kısa ve uzun dönemde olumlu etkilediği gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, asistan, stres, sosya problem çözme, sağlık davranışları

Aile hekimliğiAlgıDoktorlar+7
Havva Bölükbaşı
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabet hastalarında hastanın güçlendirilmesinin değerlendirilmesi

Amaç: Hastanın güçlendirilmesi, hastalara sağlık bakımlarının yönetiminde, bilgi, güven ve beceri geliştirmeleri için fırsatlar ve ortamlar sağlamak anlamına gelmektedir. Böylece hastalar kendi sağlık bakımlarında pasif olmaktan çıkarak aktif rol almaktadırlar. Hastanın güçlendirmesi, sağlık bakımında uluslararası önem kazanmaktadır ancak tanım ve ölçmedeki belirsizlikler devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı, tip 2 diyabet hastalarında hastanın güçlendirilmesini etkileyen faktörleri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Polikliniği'ne başvuran 125 hasta çalışmaya alındı. Hastalara sosyodemografik veri anketi ve Diyabet Güçlendirme Anketi (DES) uygulandı. Hastaların ilaç tedavisine, diyabet beslenmesine, egzersiz ve diyabet ile ilgili konsültasyonlara uyumu sorgulandı. DES puanları ile değişkenler arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmak için istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Hastalar 25 ile 77 yaşları arasında olup ortalama yaş 55,1±9,7 yıl idi. Hastaların %24,8'i erkek, %81,6'sı evli ve %93,6'sının lise/üniversite diploma seviyesinde eğitimleri vardı. Ortalama hastalık süreleri 9,56±7,98 yıl idi. DES ölçeğinin üç alt grubu (diyabetin psikososyal yönleri, memnuniyetsizliğin değerlendirilmesi ve değişme hazırlık, diyabet ile ilgili hedeflerin belirlenmesi ve hedefe ulaşma) her hasta için ölçüldü. Her grup için sırasıyla ortalama değer 23,6±3,8, 24,4±3,7 ve 34,4±6,1 olarak bulundu. Yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, sosyoekonomik durum, diyet durumu, hastalık ile ilgili eğitim almış olma durumu ve diyabet tanısından sonra geçen zamanın uzunluğunun diyabet ile ilgili hastalık algısını etkilediği görüldü. Güçlendirme ile glisemik kontrol veya diyabet yönetimi ile ilgili diğer değişkenler arasında korelasyon saptanmadı. (HbA1c, p=0,229; HDL, p=0,492; LDL, p=0,977; TC, p=0,873; triglycerides, p=0,893). Lojistik regresyon analizi, güçlendirmenin, glisemik kontrol belirteçleri için önemli bir prediktör olmadığını gösterdi. Hastaların DES toplam puanı ortalama 82,4±11,4 olarak hesaplandı. Bu da hastaların diyabet özyönetiminde orta-yüksek beceriye sahip olduklarını gösterdi. Sonuç: Aile Hekimliği yaklaşımını kültürel komponent ile birleştirmek, diyabetli kişilerde bilgi, beceri, tutum, algı ve özbakım uygulamalarını ve işbirliğini geliştirebilir. Hastaların güçlendirilmesi, bireylerin sağlık ve iyilik hallerine saygı gösterilerek toplumun, sağlık profesyonellerinin, politikacıların ve diğer tüm sivil toplum örgütlerinin etkileşimini sağlar. Her ne kadar hasta güçlendirme programlarının hasta yararlarını yakalamak için mevcut olan sonuç ölçütleri sorgulansa da bu programların ruh sağlığını, doktor-hasta iletişimini, sağlıklı beslenmeyi ve hasta özyeterliliğini geliştirdiği gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Hastanın güçlendirilmesi, tip 2 diyabet, birinci basamak, aile hekimliği

Aile hekimliğiDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+3
Murat Yıldız
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana il merkezinde aile hekimleri ve hastalarının hasta merkezli bakım algıları

Amaç: Bu çalışmanın amacı; aile hekimleri ve hastalarının, hasta merkezli bakım algılarının belirlenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, Adana İl Merkezi'nde görevli 64 aile hekimi ve bu hekimlere başvuran 352 kişi dahil edilmiştir. Veriler, sosyodemografik anket ve konuyla ilgili ölçeklerden oluşan bilgi formu ile (hekimlerde kendi kendine değerlendirme, hastalarda yüz yüze görüşme yöntemiyle) toplanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan hekimlerin; %64,1'i erkek, %35,9'u kadın olup, yaş ortalaması 47,8 ± 5,2 idi. Çalışmamızda, görüşme yapılan toplam kişilerin; %24,7'si erkek, %75,3'ü kadın olup, yaş ortalaması 38,2 ± 14,5 idi. Hastalarla İletişimde Kendi Kendini Değerlendirme ve Geri Bildirim-Hasta ve Hekim Değerlendirmesi Ölçekleri puan ortalaması sırası ile 3,2 ± 0,6 ve 3,1 ± 0,5 olarak bulunmuştur. Görüşülen kişilerden ölçek sorularına en yüksek değerli puanı verenlerin yüzde değerlerinde; en büyük yüzde (%97,2), ana başvuru sorunlarının konuşulma derecesi (1. Soru), en düşük yüzde (%7,4), hastanın sağlığını etkileyebilecek kişisel meselelerin ve aile meselelerinin tartışılması (9. Soru) konularında ortaya çıkmıştır. Ölçek sorularına en yüksek değerli puanı veren hekim yüzdelerinde; en büyük yüzde (%62,2), hekimlerin hastalarını dinleme dereceleri (3. Soru); en düşük yüzde (%13,1), hastanın sağlığını etkileyebilecek kişisel meselelerin ve aile meselelerinin tartışılması (9. Soru) konularında ortaya çıkmıştır. Görüşülen kişiler ve hekimlerin ölçek soruları ile ilgili değerlendirmede uyum durumlarında; değerlendirme konusunda en yüksek oranda fikir birliğine (%61,4) vardıkları konu, hastaların hekimleri tarafından dinlenme dereceleri (3. Soru); en düşük oranda fikir birliğine (%32,7) vardıkları konu, hastalar için uygun ve sürdürülebilir bir tedavinin belirlenmesi konusunun gerektiği gibi tartışılması (7. Soru) olarak ortaya çıkmıştır. Sonuç: Hasta merkezli bakımın geliştirilmesi için, hasta merkezli klinik yöntemin bileşenleri doğrultusunda; hastanın bir ortak olarak kabul edilerek sürece dahil edilmesi, hasta için uygun ve sürdürülebilir tedavilerin belirlenmesi, sağlık sorunları ile ilgili kişisel ve aile meselelerinin tartışılması ile hastanın bağlamının anlaşılması gibi konularda hekimlerin yaklaşımlarını geliştirmelerinin uygun olabileceği düşünülmektedir.

AdanaAile hekimliğiAlgı+5
Aslı Uludağ
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ilinde ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında çalışan araştırma görevlisi hekimlerin farmakovijilans ve advers etki bildirimi hakkındaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Farmakovijilans, ilaç uygulamasında karşılaşılan sorunların takibi, sorumlu nedenlerin saptanması, tanınması, kaydedilmesi, duyurulması, gerekli önlemlerin alınması ile ilgili bilimsel çalışmalar bütünüdür. Advers etkilerin ve yol açtığı durumların önemi çok açık iken, Dünya Sağlık Örgütü ve ulusal ilaç güvenliliği ile ilgili otoriteler bu konuda yapılan çalışmaları ve düzenlemeleri arttırmaya çalışırken; toplumun ve sağlık çalışanlarının bu konudaki farkındalığı ve ilgisi çok düşük düzeydedir. Tüm bu nedenlerden dolayı; hekimlerde farmakovijilans ve advers etki bildirimi hakkındaki bilgi, tutum ve davranışların değerlendirilmesi ayrıca çalışmamızdan elde edeceğimiz veriler ışığında eksikliklerin ve bu eksikliklerin nedenlerinin tespit edilmesi ve bundan yola çıkarak da bu konuda neler yapılabileceğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, Adana'da bulunan, asistan eğitimi veren, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi, Başkent Üniversitesi Adana Uygulama Merkezi, Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi olmak üzere toplamda üç sağlık kuruluşunda çalışan ve eğitim almakta olan araştırma görevlisi hekimlerin farmakovijilans ve advers etki bildirimi hakkındaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi için, bu üç sağlık kuruluşunda çalışan ve reçete yazılan çeşitli branşlardaki 213 hekime yüz yüze görüşme yoluyla anket uygulanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS ver. 20 paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan hekimlerin % 93,9'ünün 33 yaş altı olduğu, % 52,1'inin erkek olduğu, % 71,4'ünün üniversite hastanelerinde çalışmakta olduğu görüldü. Hekimlerin günlük hasta sayısı ortalama 63,6±76,292 bulunurken, bir günde yazdıkları ortalama reçete sayısı 35,2±54,214, bir reçetede yazdıkları ortalama kalem sayısı ise ortalama 3,0±0,899 kalem ilaç bulunmuştur. Hekimlerin % 21,6'sının akılcı ilaç kullanma kriterlerini doğru sıraladığı, reçete yazarken en fazla (% 67,6) kıdemli asistan veya uzmana danıştığı, % 25,8'inin farmakovijilansı bildiği, % 15,5'inin farmakovijilans konusunda eğitim aldığı, % 53,5'inin son bir yıl içerisinde advers etki ile karşılaştığını belirtmiş olduğu görüldü. Advers etkiye neden olan ilaç grupları sıralandığında; ilk sırada % 20,7 ile antibiyotiklerin geldiği, hekimlerin % 54,1'inin advers etki bildirim formu olduğunu bildiğini belirttiği görülürken, % 13,1'inin advers etkinin hangi merkeze bildirilmesi gerektiği ile ilgili cevapları doğru kabul edildi. Hekimlerin yalnızca % 2,3'ü TÜFAM'dan haberdardı. Hekimler tarafından belirtilen bildirim yapılmama nedenleri sıralandığında, ilk sırada % 67,1 ile zaman yetersizliği gelmekteydi. Çalışmamızda katılımcıların % 23'ünün hastalara bitkisel ilaç önerdiğini belirttiği görülmüş olup; bitkisel ilaç önerdikleri hastalık grupları sıralandığında, ilk sırada % 5,6 ile gastrointestinal sistem hastalıkları gelirken, bitkisel tedavi öneren hekimlerin 4'ü bitkisel ürün kullanımına bağlı advers etkiye rastladığını bildirmiştir. Sonuç: Çalışmamız araştırma görevlisi hekimlerin farmakovijilans ve advers etki bildirimi hakkındaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi üzerine yapılmış olan ilk ve pilot çalışmadır. Farmakovijilans ile ilgili özellikle de advers etki bildirimindeki eksikliklerin nedenleri hakkında çalışmalar mutlaka yapılmalı, Tıp eğitimleri sırasında farmakovijilans dersleri verilmeli ve raporlama kültürü oluşturulmalıdır. Akılcı ilaç kullanımı ve farmakovijilans için özellikle hekimler olmak üzere sağlık mensuplarının eğitim kaliteleri artırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Farmakovijilans, advers etki, araştırma görevlisi hekim, anket, ilaç.

AdanaAnket formuAraştırma görevlileri+5
Derya Kaya
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin geriatrik hastaya yaklaşımı

Giriş ve Amaç: Geriatrik hasta tıbbi, sosyal, psikolojik ve etik öğeleri içeren tamamlayıcı bir yaklaşımı gerektirir. Ayrıca koruyucu hekim uygulamasının da büyük önemi vardır. Teknolojinin de gelişmesi ile birlikte, 'kaliteli yaşlanma' gündeme gelmektedir. 65 yaş üzeri hastaların tanısı, tedavisi, kişilerin sağlığının korunması, toplumdan soyutlanmadan yaşamlarını sürdürmeleri, koruyucu hekimlik uygulamalarının ve çok yönlü değerlendirmenin multidisipliner bir şekilde gerçekleşebilmesi için birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan hekimlerimizin eğitimi çok önemlidir. Çalışmamızda birinci basamak sağlık hizmetinde görevli hekimlerin geriatrik hasta değerlendirilmesinin önemini vurgulamak istemekteyiz. Gereç ve Yöntem: Bu tez projesi öncelikle Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu tarafından Mart 2017'de bilimsel ve etik açıdan uygun görülüp kabul edilmiş, daha sonra Gaziantep İl Halk Sağlığı Müdürlüğü'nden çalışmanın yürütülebilmesi için gereken izinler alınmış ve sonrasında araştırma başlatılmıştır. Çalışmaya Mayıs 2017 ile Ağustos 2017 tarihleri arasında Gaziantep İl merkezinde çalışan, gönüllü 214 Aile Hekimi katılmıştır. Katılımcılardan kendi demografik durumları ve geriatrik hastalara yaklaşımları ile ilgili bir anket formu doldurmaları istenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 22.0 istatiksel veri programı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Katılan 214 kişi, 24-65 yaş (medyan yaş 41) arasında olup, kişiler 50 yaş altı ve üzeri olarak 2 gruba ayrılmıştır. 50 yaş ve üzeri hekimlerin oranı %52.3'tür. Katılan hekimlerin %69'u erkektir. Demografik özelliklerinde göre; 165'i evli, 42'si bekar, 7'si de duldur. %70,5'inin çocuğu vardır. Beraberinde 65 yaş ve üstü birey ile birlikte yaşayan kişi sayısı ise 33 olup bu kişilerin %57,6'sı Geriatri bölümünün olduğu bir merkeze hasta yönlendirmektedir. Geriatri eğitimi alanların oranı %31 iken 50 yaş altı hekimlerde bu oran %62,6'ya çıkmaktadır. Geriatri eğitimi almış olmanın, polifarmasinin sorgulanması ve özellikle ilaç azaltmada ve geriatri bölümünün olduğu bir merkeze hasta yönlendirmede daha etkili olduğu görülmüştür. Evli ve çocuğu olan hekimlerin, yaşlı bireylerin aşılamasında daha duyarlı olduğu görülmüştür (sırası ile %78,2, %79,5). Sonuç: Çalışmamıza göre; 50 yaş üzeri ve kadın hekimler koruyucu hekimlik uygulamalarının birçoğunda daha duyarlı ve istekli bulunmuştur. Yaşlı sağlığına birinci basamak uygulamalar ile gereken önemin verilmesi, koruyucu hekimlik uygulamalarının başarıyla yürütülmesi, geriatrik yaş grubunun hastalıklara bağlı morbiditesinin azalmasına, böylece hospitalizasyon ihtiyacı azalacak ayrıca sağlık giderlerinin de azalmasını sağlayacaktır. Bu konuda birinci basamakta görev yapan hekimlerin almış oldukları geriatri eğitiminin önemi büyüktür. Anahtar Kelimeler: Geriatri Eğitimi, Aile Hekimliği, Birinci Basamak Koruyucu Hekimleri

Aile hekimliğiDoktor-hasta etkileşimiDoktor-hasta ilişkileri+6
Esra Saydam Karabıyık
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi öğretim üyelerinin periyodik sağlık muayenesi algıları, bilgi düzeyleri ve periyodik sağlık muayenesi yaptırma durumları

Amaç: Amacımız, Çukurova Üniversitesi akademisyenlerdeki periyodik sağlık muayenesi bilgi düzeylerini, algılarını belirlemek ve yaptırma durumlarını sorgulamak ve sosyodemografik faktörlerin ve sağlıkla ilgili bazı davranışların sağlık taraması yaptırma davranışlarına etkilerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini, Çukurova Üniversitesi Tıp ve Ziraat Fakültesi öğretim üyeleri oluşturmaktadır. Dokuz sorudan oluşan sosyodemografik bilgi formu, 19 sorudan oluşan periyodik sağlık muayenesi bilgi düzeyi, 27 sorudan oluşan periyodik sağlık muayenesi algısı, 24 sorudan oluşan periyodik sağlık muayenesi yaptırma durumları anketi uygulanarak toplanan veriler kodlanarak bilgisayara girilmiş ve SPSS istatistiksel analiz programı aracılığı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya Tıp Fakültesi'nden 143 (% 69,8), Ziraat Fakültesi'nden 62 (% 30,2) olmak üzere toplam 205 kişi katıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 49,5 ±9,2 yıl idi (min:30 max:80) ve % 56,4'ü (n=116) erkek, % 43,4'ü (n=89) kadındı. Katılımcıların % 25,3'ü (52) düzenli egzersiz yaptığını, % 38,7'si (n=24) düzenli beslendiğini belirtti. Katılımcıların % 59,5'i (n=122) tarama testi yaptırmak için istekliydi. Sağlık durumlarını 'orta' olarak değerlendirenler tarama testi yaptırmaya daha istekliydi. Katılımcıların % 76,0'sı (n=156) beden kitle endeksi, % 82,4'ü (n=169) kan lipit profili, % 94,1'i (n=193) kan basıncı ölçümü yaptırmıştı. Katılımcılar artan yaşlarıyla beraber daha sık kan basıncı ölçtürmekteydi. Kadın katılımcıların pap-smear yaptırma oranı % 52,3 (n=46), mamografi yaptırma oranları % 48,9'du (n=43). Elli yaş ve üzeri katılımcıların % 16,5'i (n=17) son 10 yılda kolonoskopi, % 19,4'ü (n=20) son bir yılda gaitada gizli kan testi yaptırmıştı. Sonuç: Periyodik sağlık muayeneleri bilgi düzeyi ve yaptırma durumu yaş, cinsiyet, sosyoekonomik durum ve mevcut sağlık durumundan etkilenmektedir. Anahtar sözcükler: Aile hekimliği, akademisyenler, Çukurova Üniversitesi, periyodik sağlık muayenesi.

Aile hekimliğiAkademik personelDoktorlar-aile+4
Emrah Ersoy
Çukurova University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemşirelerin ve hekimlerin tıbbi eylemlerinde vicdanın rolü: Bir tutum araştırmasıyla birlikte

Vicdan, farklı disiplinler tarafından incelenen temel bir kavramdır ve doğru ve yanlış duygusu" olarak tanımlanmaktadır. Sağlık çalışanları etik çatışma durumlarında, doğruyu yanlıştan ayırt etmelerini sağlayarak kendilerini doğru eylemde bulunmaya yönelten vicdan duygusuna başvurabilmekte ve vicdanı bir rehber olarak kabul edebilmektedir. Tıbbi uygulamalar sırasında sağlık hizmetlerine ilişkin yetersiz kaynaklar, artmış iş yükü, hastaların acı çekmesine tanıklık etme gibi nedenlerle hemşirelerin ve hekimlerin etik sorunlarından kaynaklanan değer çatışmalarıyla karşı karşıya kalması ve sağlık çalışanlarının vicdana ilişkin kimi deneyimler yaşaması söz konusu olmaktadır. Sağlık çalışanları, vicdanlarına uygun biçimde davranarak ahlaki bütünlüklerini korumaya çabalamaktadır. Tez kapsamında yer alan araştırma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde görev yapmakta olan hemşire ve hekimlerin katılımıyla ve vicdan kavramını nasıl algıladıklarını ve gruplar arasında bir fark olup olmadığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Örneklem grubu yaşları 20 ile 48 arasında değişen 152 hemşire ile 114 hekimden oluşmaktadır. Veriler vicdana ilişkin 6'lı Likert tipinde ifadelerin bulunduğu bir anket yardımıyla toplanmış, verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik yöntemleri uygulanmıştır. Araştırmamızın sonuçlarına göre her iki meslek grubunun vicdanlarına önem verdiği belirlenmiştir. Yaş ve hizmet süresi arttıkça her iki meslek grubunda da vicdana verilen önem artmaktadır. Hemşireler "vicdanımız bizi kendimize zarar vermememiz için uyarır" ve "istediğim gibi davranamazsam vicdan azabı çekerim" ifadelerini, hekimlerde "vicdanım katıdır" ifadesini daha çok benimsemiştir gruplar arasında vicdan algılamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır. Hekim ve hemşireler etik kararlar için vicdanlarını rehber olarak görmektedir. Vicdanlarına aykırı davrandıklarında stres yaşamaktadır. Sağlık çalışanlarının vicdanlarını nasıl algıladıkları ve hangi durumlarda vicdana dayanan stres yaşadıklarının belirlenmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Vicdan, Etik Karar Verme, Sağlık Çalışanları, Tıp Etiği

DoktorlarDoktorlar-aileHemşireler+6
Sibel Öner Yalçın
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabet hastalarında benlik saygısı ve kronik hastalık bakımını değerlendirme düzeyi

Tip 2 Diyabet Hastalarında Benlik Saygısı ve Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Düzeyi ÖZET Amaç: Günümüzde, yaşam tarzındaki değişim ile birlikte diyabet prevalansı hızla yükselmiş ve önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. International Diabetes Federation verilerine göre 2015 yılı itibari ile dünyada diyabetli hasta sayısı 415 milyon iken bu sayının 2040 yılında 642 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Türkiye de ne yazık ki diyabet sıklığındaki artışın en fazla olduğu ülkelerden biri olmuş ve 1998 yılında %7,2 olan diyabet prevalansı 12 yılda tüm tahminlerin ötesinde artışla %13,7'ye yükselmiştir. Uzun süreli ve karmaşık tedavi ve takip protokolleri gerektirebilen, tehdit edici komplikasyonlara yol açabilen ve bireylerin yaşamlarında önemli değişikliklere neden olabilen diyabetin, hastaların, fiziksel ve ruhsal iyilik hallerini, aile, iş ve sosyal yaşamlarını, kişiler arası ilişkilerini ve yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Bu çalışmada, tip 2 diyabetli hastaların benlik saygıları ile kendilerine sunulan kronik hastalık bakımını değerlendirme düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Endokrinoloji Polikliniği'ne 01.03.2016- 30.04.2016 tarihleri arasında başvuran ve en az altı aydır tip 2 diyabet tanısı ile takip edilen 105 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik veri anketi, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği-Hasta Formu yüzyüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Veriler SPSS 20.0 istatistik programı aracılığıyla ile analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p ≤ 0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Hastaların %40'ı (n=42) erkek, genel yaş ortalaması 54,2±7,5 yıl, %84,8'i (n=89) evliydi, %45,7'si gelir getiren bir işte çalışmıyordu. Hastaların ortalama diyabet süreleri 10,9±7,6 yıldı. Hastaların %12.4'ü diyabet ile ilgili herhangi bir eğitim almamıştı. Hastaların benlik saygısı yükseldikçe sağlık durumu algısı iyileşmekteydi (p=0,007). Diyabet süresi ile koroner arter hastalığı varlığı arasında anlamlı ilişki vardı (p=0,001).Gelir getiren bir işte çalışan hastaların benlik saygıları ve düzenli ilaç kullanım durumları, çalışmayanlara kıyasla, anlamlı olarak daha yüksek ve daha iyi bulundu (sırasıyla, p=0,035 ve p=0,040). Hastalara ait Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 3,0±0,9 idi.. Alt ölçek ortalama puanları incelendiğinde en yüksek puanın karar verme alt ölçeğinde alındığı, en düşük puanın ise izlem koordinasyon alt ölçeğinde alındığı belirlendi. Hastaların kronik hastalık bakımını değerlendirme ölçeği toplam puanları ile Rosenberg benlik saygısı ölçeği toplam puanları arasında anlamlı bir korelasyon saptanamadı(p>0,05). Sonuç: Hastalarımızın benlik saygısı düzeylerinin yüksek ancak kronik hastalık bakımını değerlendirme durumlarının düşük düzeyde olması, hem hastaların hem de sağlık çalışanlarının bu konuya daha fazla önem vermesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler:Tip 2 Diabetes Mellitus, Benlik Saygısı, Kronik Hastalık Bakımı, Aile Hekimi

Aile hekimliğiBenlik saygısıDiabetes mellitus+5
Emine Özlük
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana İl merkezinde aile hekimleri ve gebelerde prekonsepsiyonel bakımın değerlendirilmesi

Amaç: Sahada görev yapmakta olan aile hekimlerinin prekonsepsiyonel bakım konusundaki farkındalıkları ve verdikleri önemi ortaya koymak, aynı zamanda gebelerin bu konudaki farkındalıklarını saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini Adana ili merkez ilçelerinde görev yapmakta olan 48 aile hekimi ve takibinde olan 250 gebe oluşturdu. Veriler; tarafımızca oluşturulan, her hekime genel tutum ve davranışlarını, farkındalığını incelemek amacıyla 22 sorudan oluşan bir anket ve her gebe için yapılan spesifik uygulamaları incelemek amacıyla 19 sorudan oluşan ikinci bir anket, gebelere ise ayrıca yüz yüze yapılan bir anket aracılığı ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya 250 gebe ve 48 hekim katıldı. Katılan gebeleri yaş ortalaması 27,8±5,6 yıldı. Yaş grubu olarak baktığımızda % 2,8'i 18 yaş ve altı, % 12,8'i 35 yaş ve üzeri olup riskli gruba girmekteydi. Gebelerin % 89,2'sinin gebeliği planlıydı. Gebe kalmadan önce danışmanlık hizmeti aldığını belirten gebelerden; % 35,4'ü aile hekiminden, % 29,5'i kadın doğum uzmanından, % 18,5'i ebeden, % 9'u hemşireden, % 7,6'sı da diğer sağlık çalışanlarından danışmanlık aldığını belirtmişti. Hekimlerin % 60,4'ü üreme çağındaki hastalarına gebelik planı olup olmadığını sorduğunu, tamamı gebelik düşündüğünü söyleyen hastalara gebelik öncesi danışmanlık verdiğini belirtti. Sonuç: Sahada görev yapmakta olan aile hekimleri gebelik öncesi bakımı kısmen uyguluyor olsalar da bu konuda standart bir uygulama bulunmamaktadır. Gebelerin de gebelik öncesi bakım hakkındaki farkındalıkları düşük bulunmuştur. Gebelik öncesi bakım ile ilgili standart bir taslak oluşturulup uygulamaya konulması önerilir. Anahtar Kelimeler: Prekonsepsiyonel bakım, gebelik öncesi bakım, farkındalık

AdanaAile hekimliğiDoktorlar+3
Saliha Barutçu
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ak-tek sağlıkta sosyal medya kullanımı ölçeğinin geliştirilmesi ve aile hekimlerinin sosyal medya kullanımlarının kişisel ve mesleki gelişimlerine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, ülkemizde çalışan aile hekimlerinin sosyal medya kullanım durumlarını, kişisel ve mesleki gelişimlerine katkısını ve tıpta sosyal medya kullanımına yönelik tutumlarını değerlendirmek ve "AK-TEK Sağlıkta Sosyal Medya Kullanımı Ölçeği" geliştirmektir. Yöntem: Ölçek hazırlanırken öncelikle konuyla ilgili literatür taraması yapılarak bu alanda ülkemizde daha önceden geliştirilen bir ölçek olmadığı belirlenmiştir. Araştırmacılarca hazırlanan anket soruları geçerlik ve güvenirlik çalışması yapmak ve ölçeğe son halini vermek amacıyla online anket veri tabanına yüklenerek belirlenen kongrelerde açılan stantlarda ve illerdeki aile hekimleri dernekleri ile anabilim dallarına eposta veya sosyal medya platformları ile ulaşılıp linkin paylaşılması ile aile hekimleri, aile hekimliği uzmanları, aile hekimliği asistanları ve uygulanmıştır. Bulgular: Ölçeğin geliştirilmesi sürecinde elde edilen bulgulara göre ölçek geliştirilirken temel alınan kuramsal yapıyla tutarlı olarak beş faktörlü bir yapı elde edilmiştir. Bu faktörlerin açıkladığı temel varyans % 60,38'dir. Ölçeğin Cronbach's Alfa iç tutarlılık katsayısı .78 olarak bulunmuştur. Yapılan test tekrar test analizleri sonucunda kararlılık katsayısı her bir alt faktör için p < 0,01 olarak bulunmuştur. Tüm ölçek değerlendirildiğinde test tekrar test değeri 0,74 olarak bulunmuştur. Bu değer ölçeğin belli zaman aralıkları içerisinde uygulanması durumunda kararlılık göstereceği anlamına gelmektedir. Tartışma ve Sonuç: Ölçeği oluşturan birinci faktörden oluşan gruba "mesleki kullanım", ikinci faktörden oluşan gruba "sosyal medya bağımlılığı", üçüncü faktörden oluşan gruba "bireysel kullanım", dördüncü faktörden oluşan gruba "sosyal medya mitleri" ve beşinci faktörden oluşan gruba "teletıp" ismi verilmiştir. AK-TEK için madde toplam korelasyonları, iç tutarlılık katsayılarının yeterli düzeyde olduğu görülmüştür.

Aile hekimliğiDoktorlarDoktorlar-aile+5
Halil Volkan Tekayak
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık profesyonellerinin sağlıklı yaşam davranışları ve sağlık denetim odağı ile ilişkisi

Sağlık Profesyonellerinin Sağlıklı Yaşam Davranışları ve Sağlık Denetim Odağı ile İlişkisi Amaç: Bu çalışmada sağlık profesyonellerinin sağlıklı yaşam davranışlarını uygulama ve hastalarına önerme durumlarının ve bunların sağlık denetim odağıyla ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte planlanan çalışmanın araştırma evrenini, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesindeki doktor ve hemşireler oluşturdu. Sistematik örnekleme ile 244 doktor ve 267 hemşire çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, sağlıklı yaşam davranışlarını uygulama (sigara içmemek, günlük en az beş porsiyon sebze-meyve tüketmek, günlük en az 10 dakika stresle baş edebilmek için bir girişimde bulunmak, beden kitle indeksini 30'un altında tutmaya çalışmak ve haftada toplam en az 150 dakika tempolu yürüyüşe eşdeğerde egzersiz yapmak) ve bu davranışları hastalarına önerme durumlarını sorgulayan bir anket formu ile Multidimensional Health Locus of Control Scale (Çok Yönlü Sağlık Denetim Odağı Ölçeği) Form A kullanıldı. Bulgular: Yaş ortalaması 33,88±9,24 olan katılımcıların, % 68,5'i kadın, % 56,6'sı evli, % 48,1'i doktor, % 64,6'sı dahili bilimlerde görevliydi. Katılımcıların en çok sigara içmemeyi, sonra sırasıyla stresle baş etmek için bir girişimde bulunmayı, egzersiz yapmayı, ideal kiloda kalmaya çalışmayı ve günde 5 porsiyon sebze-meyve tüketmeyi uyguladıkları ve aynı sıralamayla hastalarına öneride bulundukları saptandı. Katılımcıların sağlıklı yaşam davranışlarını uygulamaları ile hastalarına önermeleri arasında pozitif yönde zayıf-iyi derecelerde ilişkiler saptandı. Katılımcıların % 70,2'sinin sağlık denetim odağının içsel olduğu bulundu. İçsel odaklı katılımcıların sebze meyve tüketimi ve egzersiz puanları ile stres yönetimi hariç dört davranışı önerme puanları yüksek bulundu (p <0,05). Sonuç: Sağlık profesyonellerinin sağlıklı yaşam uygulamaları ile hastalarına önerme durumları hem birbirleriyle hem de sağlık denetim odağı ile ilişkilidir. Bu konuda farkındalığı arttıracak girişimlerin planlanması önerilir. Anahtar kelimeler: Sağlıklı yaşam davranışları, sağlık denetim odağı, hekim, hemşire

Denetim odağıDoktorlarDoktorlar-aile+5
Tuğba Taştan
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı orta yaş mühendis ve mimarlarda vücut kitle indeksi ile kognitif fonksiyonların ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, orta yaş sağlıklı mühendis ve mimarlarda ( 30-60 yaş herhangi bilinen kronik hastalığı olmayan) sosyodemografik özelliklerin, yaşam tarzının ve vücut kitle indeksinin kognitif fonksiyonlara (görsel-motor kavramsal tarama, motor hız, planlama, soyut düşünme, anlık bellek, hatırda tutma, geri çağırma gibi) etkisi olup olmadığının araştırılmasıdır. VKİ ile kognitif fonksiyonlar arasındaki ilişkinin daha önce bu şekilde araştırılmamış olması ve bu araştırma sonucunda elde ettiğimiz verilerle sağlıklı beslenme davranışları, sağlıklı yaşam tarzının benimsenmesi ve ideal kiloda olmanın kognitif fonksiyonları olumlu yönde etkileyecek olması hakkında farkındalık yaratmak amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Adana ilinde çalışmakta olan sağlıklı orta yaş mühendis ve mimarların sosyodemografik veri anketi, boy, kilo, VKİ, yaşam tarzı ve kognitif fonksiyon arasındaki ilişkiyi tanımlamak için Cangöz, Karakoç ve Selekler (2009) tarafından Türkçeye uyarlanıp geçerlilik güvenilirliği yapılan iz sürme testi, mini mental test ve DSST (sembol rakam eşleştirme testi) uygulanarak bu testleri tamamlama puanları ve tamamlama süreleri ile ilişki araştırılmıştır. Adana ve çevre illerde yaşayan ve aktif olarak çalışmaya devam eden Adana Mühendis ve Mimarlar Odası'na kayıtlı tüm mühendislik grubu ve mimar bireylerden 142'sine ulaşılmıştır. Araştırmanın örneklemini, gerekli izinlerin alınması, randevu alınmasını takiben katılımcıların onamını aldıktan sonra çalışmamıza katılmak isteyen sağlıklı mühendis ve mimarlar oluşturmuştur. Bulgular: Araştırmaya alınan 142 mühendis ve mimarın yaş ortalaması 39,82 (±8,24) yıldı. 80'i (% 56) erkek, 62'si (% 44) kadındır. Meslek grupları incelendiğinde, 7'si (% 5) gıda mühendisi, 19'u (% 13) mimar, 30'u (% 21) inşaat mühendisi, 22'si (% 15) makine mühendisi, 28'i (% 20) ziraat mühendisi, 12'si (% 8) maden mühendisi, 7'si (% 5) kimya mühendisi ve 17'si (% 12) elektrik-elektronik mühendisiydi. VKİ ortalamaları 25,41 (±4,64) Kg/m2 bulundu. Çalışmamızda, VKİ artışı ile hatırlama ve lisan puanı haricindeki tüm kognitif aktivite belirteci testlerde daha düşük skor/sonuç alınmıştır (p<0,001). Sonuç: VKİ yüksekliğinin kognitif fonksiyonlara etki etmesi, bireyin özgüven kaybının yanında çalışma performansını ve verimliliğini etkilemektedir. Bu nedenle bu çalışmamızda özellikle ideal kiloda olmanın, sağlıklı yaşam tarzının benimsenmesinin önemi konusunda farkındalık yaratılmıştır. Çalışmamız aile hekimlerinin hastalarına sağlıklı yaşam ve beslenme konusunda verilecek önerileri için faydalanacağı bilimsel gerçeklere bir yenisini daha eklemiş, böylece toplum olarak üretkenliği artırmak konusunda aile hekimlerinin mesleki sorumluluklarına olumlu etki edilmiştir. Anahtar kelimeler: Beden Kitle İndeksi, Kognitif Fonksiyon, Aile Hekimi, Sağlıklı Yaşam Tarzı.

BilişBiliş bozukluklarıDoktorlar+7
Efe Cem Baytar
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana il merkezi aile hekimliği birimlerinde görev yapan doktorların çocuk istismarı ve ihmali hakkında bilgi, farkındalık ve tutumlarının belirlenmesi

Giriş ve Amaç: Çocuk istismarı ve ihmali (ÇİVEİ) nedenleri ve sonuçları açısından tıbbi, hukuki, gelişimsel ve psikososyal temeller kapsamında incelenen, çocuğu yalnız içinde bulunduğu dönemde değil gelecek yaşamında da olumsuz etkileyen, tanı konmadığı ve önlem alınmadığı taktirde tekrar ve hatta ölüm riski olan bir halk sağlığı sorundur. Bu çalışma Adana İl Merkezi Aile Hekimliği Birimlerinde 1. basamak sağlık hizmeti sunucusu olarak görev yapan doktorların, çocuk istismarı ve ihmalinin belirtileri ve riskleri konusundaki bilgi düzeylerini saptamak, bu konudaki farkındalıklarını ve tutumlarını ortaya koymak, istismar konusunda aldıkları eğitim ve mesleki deneyimlerinin bu bilgi düzeylerine etkisini ve etkileyen diğer faktörleri ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Gereç Yöntem: Bu çalışma Adana İli 4 merkez ilçe sınırları içerisinde birinci basamak sağlık hizmeti sunan 113 aile sağlığı merkezinde çalışan 485 aile hekimine yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır. Adana merkez ilçelerinde 113 aile sağlığı merkezi (ASM), 485 aile hekimi bulunmaktadır. Bunların ilçelere göre dağılımı, Seyhan; 53 ASM 233 aile hekimi, Çukurova 20 ASM 97 aile hekimi, Yüreğir 25 ASM 116 aile hekimi, Sarıçam 15 ASM 39 aile hekimi şeklindedir. Çalışmada ASM'lerde çalışan hekimler için örneklem seçilmeyip tüm evrene (ön anket çalışması uygulanan 10 hekim araştırmaya dahil edilmemiş olup araştırma evrenini 475 aile hekimi oluşturmuştur) ulaşılması hedeflenmiştir. ASM'ler çoğu zaman birden fazla kez ziyaret edilerek 439 (% 92,4) hekime ulaşılmış ve 375 (ulaşılan aile hekimlerinin % 85,4'ü) hekime araştırmacı tarafından yüz yüze görüşerek anket uygulanmıştır. Ulaşılan hekimlerin 64'ü (% 14,6) çalışmaya katılmak istemediği için 375 hekimle çalışma tamamlanmıştır. Aile hekimlerinden yazılı aydınlatılmış onam formu alınmıştır. Çalışma kapsamında hekimlerin sosyodemografik özellikleri, eğitim durumları, çalışma süreleri, olguyla karşılaşma durumları, olguya müdahale özelliklerini içeren 17 soruluk kişisel bilgi formu ve hekimlerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla Aynur Uysal tarafından geliştirilen ''Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu'' kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 19 for Windows paket programı yardımıyla, istatistiksel analiz olarak ki-kare testi, t testi, ANOVA testi, korelasyon testi kullanılmış ve p<0,05 olması anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan aile hekimlerinin yaşları 24 ile 68 arasında değişmekte olup yaş ortalamaları 47,46'dır. Aile hekimlerinin % 66,7'sini erkek, % 33,3'ünü kadın hekimler oluşturmaktadır. Hekimlerin % 91,5'i pratisyen hekim, %2,7'si aile hekimliği asistanı, % 5,9'u aile hekimi uzmanıdır. Hekimlerin % 39,7'si çocuk istismarı ve ihmaline yönelik eğitim almamıştır. Hekimlerin % 39,2'si çocuk istismarı ve ihmali vakası ile karşılaşmıştır. İstismara yönelik eğitim alanların istismar yakalama oranı daha yüksektir. ÇİVEİ vakası ile karşılaşan hekimlerin % 44,2'si adli vaka olarak bildirimde bulunduğunu bildirmiştir. Karşılaşılan olguyu doğrudan veya dolaylı yoldan adli mercilere bildirmeyen hekimlerin % 27'si bildirim konusunda bilgisinin yetersiz olduğunu, bu yüzden bildirim yapmadığını belirtirken, % 21,6'sı bildirimden sonra çocuğun hayatının olumsuz etkileneceğini düşündüğü için bildirim yapmadığını, % 21,6'sı ÇİVEİ'den yeterince şüphelenmediği için bildirmediğini belirtmiştir. Hekimlerin % 23,5'i çalıştıkları kurumda ÇİVEİ'ye yönelik talimat ve prosedürün vardır, % 76,5 oranında hekim ise konuya yönelik kurumda talimat ve prosedür yoktur demiştir. Hekimler çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerinin tanılanmasına yönelik ölçek puan ortalaması 3,90'dır. Aile hekimlerinin ÇİİBRTYÖ genel ölçek ve alt ölçeklerden aldıkları puanlar medeni durum, ÇİVEİ eğitimi alma durumları, çalıştıkları ilçeler ve uzmanlık durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. Meslek yaşamları boyunca çocuk istismarı ve ihmali vakası ile karşılaşan hekimlerin puan ortalaması olgu ile karşılaşmayanların puan ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Sonuç: Uyguladığımız ölçek sayesinde aile hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmali bilgi ve farkındalık düzeyleri incelenmiş, elde ettiğimiz bulgular ışığında aile hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bilgi ve farkındalık eksikliklerinin olduğu, eğitim faaliyetlerinin yetersiz olduğu ve yapılandırılarak arttırılması gerektiği belirlenmiştir.

AdanaAile hekimliğiBilgi+7
Yavuzalp Solak
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Okul öncesi çocukların cinsel gelişimi ve eğitimi: Aile hekimliği ve pediatri araştırma görevlilerinin bilgi ve tutumları

Amaç: Bu çalışmanın amacı aile hekimliği ve pediatri araştırma görevlilerinin okul öncesi çocukların cinsel gelişimi-eğitimi konusundaki bilgi düzeyleri ile tutumlarının değerlendirilmesi ve eğitim ihtiyaçlarının ortaya konulmasıdır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki çalışmanın evrenini Aralık 2019 – Ocak 2020 tarihlerinde Adana ilinde iki farklı kurumda uzmanlık eğitimi almakta olan aile hekimliği (n=106) ve pediatri (n=104) araştırma görevlileri oluşturdu. Verilerin toplanmasında tarafımızca literatür taranarak oluşturulan 52 soruluk anket formu kullanıldı. Bilgi için çocukların cinsel gelişimi/eğitimi ile ilişkili doğru/yanlış/fikrim yok şeklinde cevaplandırılan 30 ifadeye, tutum için çocuklarda karşılaşılan bazı cinsel davranışlarla ilişkili nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini sorgulayan beş seçenekli 12 duruma verilen yanıtlar değerlendirildi. Bulgular: Yaş ortalaması 29,7±4,8 (23-54) olan katılımcıların (n=199) %63,8'i kadındı. Katılımcıların %69,8'i çocuklarda cinsel eğitimle ilgili eğitim almadığını, %87,9'u bu konuda eğitim ihtiyacı hissettiğini bildirdi. Katılımcıların %88,4'ü çocuklarda cinsel gelişimle ilgili sorularla karşılaştığını, %25,6'sı hasta görüşmelerinde çocuklarda cinsel gelişim konusunu kendisinin hiç açmadığını belirtti. Katılımcıların çocuklarda cinsel gelişim ile ilgili bilgiyi değerlendiren ifadelere verdikleri doğru yanıt ortalaması orta düzeyin üzerinde, tutumu değerlendiren ifadelere verdikleri doğru yanıt ortalaması ise orta düzeyin altında olarak belirlendi. Bilgiyi değerlendiren bölümde bu konuda eğitim aldığını bildirenlerin doğru yanıt ortalamaları yüksek bulunurken (p=0,042) tutumu değerlendiren bölümde eğitim alanlar ve almayanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Doğru yanıt ortalamaları açısından bölümler ve çalışılan kurumlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Sonuç: Aile hekimliği ve pediatri uzmanlık öğrencilerinin okul öncesi çocukların cinsel gelişimi/eğitimi konusunda eğitim gereksinimleri bulunmaktadır. Müfredat komisyonlarının ve program yöneticilerinin bu durumun farkında olmaları ve planlanacak eğitimlerde çocuklarda normal/sorunlu cinsel davranışların yönetimine yönelik girişimlerde bulunmaları önerilir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, Cinsel eğitim, Pediatri, Psikoseksüel gelişim

Aile hekimliğiAraştırma görevlileriBilgi+7
Selin Adatepe Yapıcı
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık Bakanlığı rutin programında bulunmayan aşılar ile ilgili hekimlerin uygulamaları

Giriş ve Amaç: Çocuk sağlığını koruma ve enfeksiyon hastalıklarını önlemede aşılama en etkili yöntemdir. Her ülkenin kendi ulusal bağışıklama programı mevcuttur. Ülkemizde sağlık bakanlığı ulusal aşı takvimi dışında opsiyonel aşılar da bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı; hekimlerin opsiyonel aşılar hakkındaki bilgi düzeyleri, aşıları önerme ve kendi çocuklarına yaptırma durumunu tanımlamaktır. Materyal/Metot: Bu araştırma 3 Haziran 2020 ve 1 Nisan 2021 arasında Manisa ve çevresinde görev yapan pediatri hekimi ve aile hekimlerine yönelik hazırlanan bilgi formu yüz yüze veya telefonla doldurulularak yapıldı. Tüm istatistiksel analizler SPSS 20.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza Manisa ili ve çevresinde çalışmakta olan 124 pediatri ve 117 aile hekimi, toplam 241 hekim katıldı. Bilgi formlarında verilerin yetersiz olması nedeniyle 14 hekim çalışmadan çıkarıldı. Formların doldurulma oranı %76 idi. Çalışmamızda hekimlerin %51'i opsiyonel aşılar hakkında bilgilerinin yeterli olduğunu belirtirken pediatri hekimlerinde bu oran %64, aile hekimlerindeyse %37 olarak bulundu (p=0.000). Hekimlerin %40.1'i daima opsiyonel aşılarla ilgli bilgilendirme yapmakta iken %39.2'si aile bilgi talep ederse bilgilendirdiğini belirtti. Bilgilendirme konsunda aksaklıkların nedenini %51.8 poliklinik hasta sayısının fazla olması, %24.1 opsiyonel aşılarla ilgili bilgi verilmesini unutması, %7,3 Sağlık Bakanlığı aşı takvimini yeterli bulması olarak belirtmektedir. Çalışmaya katılan hekimlerin %99.1'i opsiyonel aşılardan en az bir tanesini önermektedirler. Bu aşılar arasından en sık önerilen (%96.9) ve kendi çocuklarına yaptırmayı en çok tercih ettikleri (%85) aşı rotavirüs aşısıdır. Opsiyonel aşıların önerilmesi açısından pediatri ve aile hekimleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Sağlık bakanlığı ulusal bağışıklama programına alınması önerilen opsiyonel aşılar sırasıyla meningokok B (%84), rotavirüs (%83), meningokok ACWY (%81), HPV (%62), influenza (%34) olarak belirtilmiştir. Ancak aile hekimleri (%70) pediatristlere (%53) göre HPV aşısının programa alınmasını daha fazla önermişlerdir (P=0.010). Ayrıca çocuk sahibi olan ve olmayan hekimler kıysalandığında çocuk sahibi olmayan hekimler opsiyonel aşılar hakkında bilgi düzeylerinin yetersiz olduğunu daha fazla belirtmektedirler (p=0.000). Sonuç: Çalışmamızda hekimler opsiyonel aşı bilgi düzeylerinin yetersiz olduğunu düşünmekte olup aile hekimleri pediatri hekimlerine göre bilgilerinin daha yetersiz olduğunu bildirmektedirler. Rotavirüs en çok önerilen aşıdır. Öneriler: Pediatri ve aile hekimlerinin opsiyonel aşılarla ilgili bilgilerinin arttırılması amacıyla bu aşılara yönelik rehberler hazırlanmasına ve eğitimlerin planlanmasına ihtiyaç vardır. Opsiyonel aşıların Sağlık Bakanlığı Ulusal Aşılama Programına alınabilmesi açısından ülkemiz için maliyet etkinlik çalışmaları yapılması gerekmektedir.

AşılamaAşılarBilgi düzeyi+7
Duygu Sertkaya
Manisa Celal Bayar University
2021
00

Related subjects