Islamic theology

379 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Fahreddîn Râzî'de Bâtınî yorumun sınırları ve dilde muvâda'a

Bâtınîler, hicri III. Yüzyılda ortaya çıkmış ve âyet ve hadislere dair mistik yorumlarıyla temeyyüz etmiş bir fırkadır. Bâtınîlik, Kur'ân ve hadislerin zâhir anlamlarının ötesinde derin ve gizli anlamlar barındırdığı ve her zâhirîn bir bâtını olduğunu dolayısıyla her nassın bir te'vîlinin bulunduğunu savunarak, dînî metinleri sembolik ve metaforik anlamlarla yorumlamışlardır. Diğer birçok fırka tarafından şiddetle eleştirilen söz konusu yorum metodu, özellikle Kelâm âlimlerinin gündemini yoğun bir surette meşgul etmiştir. Nitekim onlara en kapsamlı eleştirileri yazan âlimlerden biri de Fahreddîn er-Râzî'dir. Râzî gerek meşhur tefsir eseri Mefâtîhu'l-Ğayb'da, gerek Kelâm ilmine dâir yazdığı farklı eserlerinde Bâtınîleri ve en temelde onların mistik yorum metodunu eleştirmiştir. Bâtınîlere yöneltilen eleştirilerin en temelinde, onların dildeki muvâda'a unsurunu ve mecâzî kullanımlar için doğal bir zorunluluk olan alâka ve karîne gibi unsurları yok saymalarıdır. Râzî de onların âyet ve hadislere dair yaptıkları yorumları büyük oranda bu iki açıdan eleştirmiş ve dilin aşılamayacak zarûrî sınırları olması gerektiğine ısrarla vurgu yapmıştır. Nitekim Bâtinîlerin nasslara dair yaptıkları yorumlar incelendiğinde, onların yorum metodolojisinin uygulanabilir olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Söz konusu yorum metodolojisinin yol açacağı sonuç, herhangi bir metinden herhangi bir anlamı çıkarmayı mümkün kılacaktır ki bu durumda, söz konusu metin eğer insan hayatını her yönüyle kuşatan Kur'ân ise daha da akıl almaz boyutlara ulaşacaktır. Râzî'nin eleştirileri de bu noktaya yoğunlaşmıştır. Ona göre Bâtınîlerin yorum metodu, Kur'ân bir yana herhangi bir metnin anlaşılması için bile uygulanabilir değildir.

BatıniBatınilerBatınilik+7
Hasan Can Çelik
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ehl-i sünnet kelâmında irâde kavramının nöroteoloji bağlamında incelenmesi

İnsanın irade özgürlüğü meselesi, konusu insan olan hemen her disiplin için tartışma konusu olmuştur. Felsefe ve teolojinin gündemini meşgul eden bu meseleye sonraları sinirbilimi de dâhil olmuştur. Sinirbilimin ortaya koyduğu sonuçlar, bu konuda süregelen tartışmalara farklı bir boyut kazandırmıştır. İnsanın irade özgürlüğü olmadığı anlamına gelebilecek sonuçların elde edilmesi özellikle felsefecilerin tepkisine yol açmıştır. Batı dünyasında sinirbilimin konuya dâhil olması ile tartışma felsefe ve sinirbilimi arasında devam etmiştir. İslam kelamında, tarihsel süreç içerisinde, meselenin kader kavramı çerçevesinde gündeme geldiği söylenebilir. Daha sonra müstakil olarak tartışılmaya başlayan meselenin İslam kelamı için bir diğer boyutu Allah'ın mutlak iradesidir. Bu anlamda Cebriyye'nin Allah'ın mutlak iradesi karşısında insana irade özgürlüğü tanımadığı söylenebilir. Buna karşılık Mu'tezile insana mutlak irade özgürlüğü alanı açmıştır. Ehl-i Sünnet kelamcılarının bu iki mezhebin arasında orta bir yol tutmuştur. İnsanın fiilleri bağlamında ele aldıkları irade özgürlüğü konusunda genel olarak Allah'ın mutlak irade sahibi ve insanın fiillerinin yaratıcısı olduğu düşüncesindedirler. Bununla birlikte insan irade sahibidir ve fiillerinde sorumludur. Sinirbilimi ve teolojinin arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışan Nöroteoloji, son zamanlarda popülerlik kazanan bir alandır. Teolojik düşüncelerin nörolojik çalışmalarla anlamlandırılması amacı da taşıyan bu alan dâhilinde Ehl-i Sünnet'in irade konusundaki düşüncelerinin, sinirbilimin insan iradesi ile ilgili ortaya koyduğu verilerle karşılaştırılabileceğini düşünmekteyiz. Bu amaçla hazırladığımız çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde irade ile ilgili kavramlar ele alınmış ve değerlendirilmiştir. İkinci bölümde Ehl-i Sünnet açısından irade konusu incelenmiştir. Üçüncü bölümde sinirbilimi açısından insan iradesi bu alanda yapılan çalışmalarla ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde öncelikle nöroteolojik bağlam oluşturulmuş ve Ehl-i Sünnet kelamında irade kavramı nöroteoloji bağlamında incelenmeye çalışılmıştır.

Ehl-i sünnetEş`ariKelam+7
Sabahaddin Kılıç
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Denetlenemeyen bilginin kelâm ilmindeki yeri (ilham, rüya, cifr)

Kelâm ilminde akıl, sağlam duyu ve doğru haber bilgi kaynağı olarak kabul edilmiştir. Fakat bazı İslami disiplinler bilhassa tasavvuf ehli bu kaynaklarla beraber dini düşüncenin şekillenmesinde etkili olan bilgi kaynaklarına keşf, ilham, rüya ve cifr gibi bilgileri de dâhil ettikleri görülmektedir. Doğru bilgiyi elde etme noktasında bilgi kaynaklarının önemli bir etken olduğu biliniyor olmasına rağmen doğru bilgi kaynaklarını tespit etme noktasında bazı İslam düşünce ekollerinin farklı tavır sergilemesi ve bu konuda epistemolojik alanda yeterli çalışmanın olmaması bu araştırmanın yapılmasında temel etken olmuştur. Bu araştırmada ilham, rüya ve cifr bilgisinin kelâm ilminde bilgi değeri taşıyıp taşımadığı ve bunların bilgi kaynağı olarak kabul edilmesi durumunda ortaya çıkabilecek itikadi ve sosyal sorunlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bilgilerin sübjektif olması ve evrensel niteliklerden yoksun olmalarından dolayı kelâm alimlerince dini alanda uyulması zorunlu hükmün delili olarak kullanılamayacağı tespit edilmiştir. Denetlenemeyen bilgilerin kişinin tecrübeleri ile sınırlı olması ve hakikatini ortaya çıkarmanın imkânsız olmasından dolayı dini alanda asla bağlayıcılığının olmadığı neticesine varılmıştır. Aynı zamanda yakın dönemde bazı şahıs, grup, cemaat ve tarikatların denetlenemeyen bilgiyi kullanarak toplum nezdinde saygınlık kazandıkları ve bu tür bilgilerin kendi statülerini korumalarına araç olarak kullandıkları çalışma kapsamında ulaşılan bir diğer sonuç olarak ortaya çıkmaktadır.

BilgiCifrKelam+4
Tuba Erdemci
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik dönem Eş'arîliğin teklif anlayışı

İslâm dünyasının bir taraftan fetihler etrafında büyümesi ve islâm toplumun çeşitli inançlarla, felsefe ve kültürlere sahip toplumlara karşılaşması diğer yönden müslümanların dinî, siyasî ve içtimaî problemlerinden kaynaklanan iç sebeplerin etkisiyle İslâm dinine yönelik eleştiriler ortaya çıkmaya başlamıştır. Oldukça geniş bir alana yayılan İslâm dininin temel hükümlerine yapılan gerek iç gerekse dış kaynaklı eleştiriler âlimler tarafından cevaplandırılmaya çalışılmıştır. Bu ilmî faaliyetler İslâm dininin bütününe yönelik eleştirileri cevaplamaya çalışarak kelâm ilminin doğuşuna ve teşekkülüne yol açmıştır. Kelâm ilminin doğmasının ardından Cehmiyye, Mu'tezile, Ehl-i sünnet ve Şia kelâm ekolleri teşekkül etmiştir. Bu kelâm ekolleri dinin ana ilkelerini yorumlama konusunda bazı ihtifalara düşmüş veya farklı tercihlerde bulunmuşlardır. Bu konulardan birisi de tekliftir. Kelâm âlimleri, teklîf konusunu; Allah'ın kullarını bazı zorluklarla mükellef tutmasının hikmeti, mükelleflerin yükümlülükleri, teklîf ve kudret ilişkisini, kesb ve irâde kavramları mihverinde ele alarak incelemişlerdir. Söz konusu kavramlar çerçevesinde Eş'arî ekolünün düşüncelerini şu şekilde somutlaştırmak mümkündür: Eş'arî âlimleri, Allah'ın kullarını birtakım yükümlülüklerle mükellef tutmasının hikmeti konusuna, "Bütün ilâhî fiiller hikmet ve adalet ürünü olmakla birlikte bu fiillerde menfaat elde etme veya bir zararı ortadan kaldırma anlamında bir hikmet aramak gereksizdir." argümanıyla yaklaşmışlardır. Mükelleflerin yükümlülükleri hususunda, Eş'arîler'e göre hüsün ve kubhun şer'î olduğunu ve dinî sorumluluğun vahiyle sabit olduğunu ifade etmeleridir. İnsan, aklını kullanarak iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini bilerek mükellef tutulamaz. Çünkü bir fiil Allah tarafından emredildiği için iyi; yasaklandığı için kötüdür. Yine Eş'arî âlimlerinin geneline göre insanın fiilleri Allah tarafından yaratılır. Fiilinin gerçek fâili insan olmayıp ancak kâsibi olur. Dolayısıyla kesb, kullara ait fiillerin meydana gelişine hâdis kudretin tesir etmesinden ibarettir. Teklîf ve kudret ilişkisini de tartışan Eş'arîyye, Allah'ın kişiyi güç yetiremeyeceği şeyle yükümlü tutmasının câiz ve aklen mümkün olduğunu ileri sürmektedir. Anahtar kelimeler: Kelâm, İmam Eş'arî, teklîf, güç yetirilemeyen fiil, kudret, irâde.

Eş`ariKelamKudret+3
Yakub Nergis
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinin ahlâkî değerlerinin kelâmî açıdan değerlendirilmesi (Diyarbakır örneği)

İnsanlık tarihi boyunca ahlâk, toplumların düzeni, bireylerin hem dünyevî hem de uhrevî mutluluğu açısından vazgeçilmez bir unsur olmuştur. Disipliner bir yapıya sahip olmasa da teorik anlamda en eski toplumlarda bile bazı ahlâkî değerlerin var olduğu kabul edilmektedir. Günümüz dünyasında ve yaşadığımız toplumda da farklı ahlâk anlayışları ve değer alanlarının olduğunu görebilmekteyiz. Özellikle gençlerimizin ahlâkî tavırlarının bazı dış etkenler sonucunda yaşadığımız toplumun inanç, gelenek ve görenekleriyle şekillenmiş ahlâk anlayışından uzaklaşmakta olduğu gözlemlenmektedir Bu çalışmada liseli gençlerin eğitim gördükleri okul türlerine göre ahlâk anlayışları mukayese edilip aldıkları eğitimin pratikte ne derece uygulandığı araştırılmıştır. Aynı zamanda gençlerin ahlâk anlayışlarını analiz etmek için hazırlanan mülâkat sorularına verilen cevapların Kelâm ilmine göre değerlendirilmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ahlâk, Gençler, İmam Hatip Lisesi, İslâm Ahlâkı, Kelâm

AhlakAhlaki değerlerDin-ahlak ilişkisi+5
Tuba Gültekin
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Câhız'ın tabiat felsefesinde evrimin imkânı

9. yüzyılda (hicrî 3. yy) Basra'da yaşayan ve dönemin entelektüel şahıslarından biri olan Câhız'ın (ö. 255/869), hocası Nazzâm'a (ö. 231/845) atfederek söylediği "Evrende olup-biten her şey doğasıyla hareket eder" sözü, doğa düşüncesini özetleyen en veciz ifadelerinden biridir. Zira Câhız, doğada Allah tarafından yaratılan her canlının bir tabiata sahip olduğunu ve ona göre hareket ettiğini, ürediğini, besinini aradığını, avlandığını, yuva edindiğini söyler. Canlılar üzerinde Allah'ın hikmetini, kudretini, azametini gösteren delilleri inceler ve canlılar hakkında birçok bilgiye sahip olur. Bunun yanında "doğa bilimci" ve "etolog" kimliğiyle canlıların yaşamsal sürecini inceler. Onların davranışlarının nedenlerini ve psikolojileri üzerine zihin yorar. Hatta deney ve gözlemler yaparak canlılar hakkında gördüğü, okuduğu, duyduğu haberleri bir dizi testten geçirerek deney ve gözleme tabi tutar. Ona kaynaklık eden bu bilgiler, Aristoteles ve diğer Yunan düşünürlere, tıp-eczacılık kitaplarına, bedevîlerden alınan bilgilere, hayvan terbiyecilerine, avcılara, farklı toplumlara, Kur'ân ve hadise dayanır. Câhız, tüm bu birikimini, araştırmalarını ve incelemelerini başta yedi ciltlik Kitâbü'l-Hayevân isimli eser olmak üzere diğer kitaplarında kaleme alır. Bu eserde Câhız, kedi, köpek, yılan, kertenkele, köstebek, güvercin, devekuşu, zürafa, fil, maymun, domuz, balık gibi canlı türü ve farklı tabiatları hakkında birçok önemli bilgi aktarır. Bu yüzden Câhız'ın canlılar hakkındaki görüşleri biyoloji ve zooloji alanında çalışan birçok araştırmacının dikkatini çekmiş ve onda Charles Darwin'in (1809-1882) öncülüğünü yaptığı evrim mekanizmalarının olduğuna dair görüşler ileri sürülmüştür. Bundan dolayı bu çalışmada, Câhız'ın tabiat felsefesinde canlıların yaşamsal süreçlerine, habitatlarındaki tutumlarına, onlardaki tabiatların işlevine dair ortaya koyduğu görüşlerin evrim mekanizmaları bağlamında izleri sürülmeye çalışılmıştır. Onun tabiat anlayışının kökenlerine dair Stoacı pneuma (yaşamsal ısı, soluk, nefes) yaklaşımı üzerinden bir okumanın imkânı araştırılmıştır. Bu yaklaşım üzerine Nazzâm'a nispet edilen, canlıların tabiatlarına yaratılışın ilk anında verilen özelliklerin zaman içerisinde şartlara ve durumlara göre ortaya çıktığını öne süren kümûn (gizlenme) ve zuhûr (ortaya çıkma) teorisi inşa edilip, aralarındaki benzerlikler ve bağlantıların izdüşümleri irdelenmiştir. Öte yandan canlıların tabiatlarında bulunan hayatî özelliklerin; onlara doğada ne tür avantajlar sağladığı? Nasıl işlevsel olduğu? Soruları üzerinden evrim mekanizmalarının (doğal seçilim, yapay seçilim, cinsel seçilim, akraba seçilimi) imkânı araştırılmıştır. Böylece çalışma sonucunda, Câhız'ın canlılar arasındaki yaşam mücadelesi, çevrenin onlar üzerindeki etkisi, canlıların hayatî organlarının onların hayatta kalmalarına etkileri, üreme, besin zinciri, canlılarda adaptasyon-modifikasyon, spontane jenerasyon ve metamorfoz gibi evrimin doğal seçilim mekanizması kapsamında ele alınan konulara temas ettiği görülmüştür. Bunun yanında Câhız'ın bahsettiği canlılar arasında yapay seçilim, cinsel seçilim ve akraba seçilimi gibi evrimin diğer mekanizmalarının da izlerini görmek mümkün hâle gelmiştir. Ayrıca Câhız'ın ortak ata sorununa işaret eden herhangi bir görüş beyan etmediği ortaya konulmuştur. Ancak onun kümûn ve zuhûr teorisine dayalı tabiat felsefesinde ortak atanın imkânının aklen mümkün olduğu da söylenilebilir. Bunun yanı sıra Câhız, insan ve maymun arasındaki fiziki ve karakteristik benzerliklere de değinmiştir. Çalışmada birçok araştırmacı ve düşünür tarafından Câhız'da ortak ataya işaret eden görüşler olduğuna dair iddiaların da anakronik ve zorlama yorumlar olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kelâm, Câhız, Tabiat felsefesi, Pneuma, Kümûn ve Zuhûr teorisi, Evrim.

CahızEvrimFelsefe+2
Veysel Eliş
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ebu İshak eş-Şirâzî'nin kelâmî görüşleri

"Ebû İshâk eş-Şîrâzî'nin Kelâmî Görüşleri" ismini taşıyan bu çalışmada Şafîî-Eş'arî mezhebinin önde gelen âlimlerinden Şîrâzî'nin el-İşâre ilâ Mezhebi Ehli'l-Hâk ile Akîdetü's-Selef adlı eserleri bağlamında kelâmî görüşleri konu edinilmiştir. Giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşan tezin birinci bölümünde Şîrâzî'nin hayatı, ilmi kişiliği ve düşünce yapısı ele alınmıştır. İlmi kişiliğinin bir parçası olan hocaları, talebeleri ve eserleri incelenmiştir. Düşünce yapısı başlığı altında onun teorik pozisyonunu ortaya koyan bilgi ve nesne tasavvuru irdelenmiştir. İkinci bölümde ise Şîrâzî'nin Allah tasavvuruna değinilmiş bu kapsamda sıfatlar, iman, rü'yetullah, insan fiilleri ve ilahiyata dair diğer meseleler vuzuha kavuşturulmuştur. Üçüncü bölümde nübüvvet, ahiret ve imâmet ana başlıkları altında Hz. Muhammed'in nübüvveti, isrâ ve mi'rac mûcizesi, sahabelerin fazilet sırası, Hz. Ali ve Hz. Mûaviye arasındaki mücadele ve ahiret ahvaline taalluk eden konulara yer verilmiştir. Sonuç bölümünde Şîrâzî'nin görüşlerinin genel değerlendirilmesi yapılmış, ulaşılan bulgularla kelâm ilmindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır.

Ebu İshak eş-ŞiraziKelamKur'an-ı Kerim+1
Abdulkadir Akbaş
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İmâmül Harameyn el-Cüveynî'de Hüsün-Kubuh meselesi

Hüsün ve kubuh kavramlarının mahiyeti, kaynaklarının neye dayandığı hakkındaki tartışmalar, İslam öncesi filozoflardan başlayıp günümüze kadar devam etmiştir. İslam öncesi filozoflar yaşadığımız evren ve insanî tecrübeyi göz önünde bulundurarak meseleyi tartışmışlardır. Bu yaklaşımları sebebiyle hüsün ve kubuh kavramlarının izafi oluşu üzerinde durulmuştur. İslam filozofları ise merkeze bir yaratıcının varlığını koymak suretiyle olay ve olguları hüsün-kubuh kavramları altında sınıflandırmaya çalışmışladır. Eşʻarîlik, Muʻtezile ve Mâtürîdî gibi kelâm ekolleri arasında konu hakkında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Eşʻarî âlimleri birçok meselede olduğu gibi mutlak bir Tanrı tasavvurunu ve vahyi merkeze alarak hüsün ve kubuh kavramlarını değerlendirmeye almıştır. Özellikle ilahi buyruk temel ölçüt alınmıştır. Eşʻarî âlimi olan İmâmu'l-Haremeyn el-Cüveynî'nin hüsün ve kubuh kavramları hakkındaki görüşleri, mensubu olduğu itikadî mezhep ile aynı minvaldedir. Hüsün ve kubuh hakkında verilen hükümler sabittir. Buna göre Allah olay ve olgular hakkında hangi hükmü belirlemişse bizlerin de ona tabi olması elzemdir. Onun aklın ve naklin alanına dair ayrımdan hareket ettiği görülmektedir. İyilik ve kötülüğün doğasının insan aklının alanında bulunmadığını ve aklın bu noktada yetersiz kaldığına vurgu yapmıştır. Fiillerde ve nesnelerde bulunan hüsün-kubuh vasıflarının da itibarî oluşuna dikkat çekmiştir. Yaratma eylemini gerçekleştirme noktasında tek failin Allah olduğunu ve hiçbir durumda kendisine bir zorunluluk durumunun atfedilemeyeceğini de belirtmiştir. Bu noktada özellikle Muʻtezilî âlimlerin ortaya koyduğu görüşler üzerinden konuyu değerledirmeye çalışmıştır. Bu çervede Allah hakkında zorunluluğun tasavvur edilemeyeceği temel argümanı oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kelâm, İmâmu'l-Haremeyn el-Cüveynî, Eşʻarî, Husun, Kubuh.

Hüsnü KubuhKelamKur'an-ı Kerim+2
Elif Gül Yıldız
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ebu Sa'd Abdurrahman en-Nîsâburî ve kelam anlayışı

Bu çalışmada hicri beşinci yüzyılda yaşayan ve Nizâmiyye medreselerinde Mütevellî olarak görev yapmış olan Ebû Sa'd Cemâlüddîn Abdurrahmân b. Me'mûn b. Alî el-Mütevellî en-Nîsâbûrî'nin kelam anlayışı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Müellifin görüşleri tespit edilirken el-Ġunye fî uṣûli'd-dîn adlı kelam eserinden faydalanılmıştır. Çalışmamız giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, yöntemi ve kaynakları ele alınmış, Mütevellî'nin ilmi kişiliği ve kelâmcılığına kısaca değinilmiştir. Birinci bölümde Mütevellî'nin hayatı ilmi kişiliği ve düşünce yapısı üzerinde kısaca durulmuştur. İkinci bölümde bilgi konusunda ki görüşlerine, delil ve nazar anlayışına değinilmiştir. Üçüncü bölümde ulûhiyet anlayışı genel olarak sıfatlar, iman, rü'yetullah, insan fiilleri ve ilahiyata dair diğer meseleler vb. başlıklar üzerinden işlenmiştir. Dördüncü bölümde nübüvvet anlayışı irdelenerek kelâmî görüşleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Beşinci bölümde ahiret bahislerine ve bu konuda yapmış olduğu eleştirilere değinilmiştir. Altıncı bölümde imamet ile alakalı bahislerine yer verilmiş halife olacak kişide bulunması gereken özelliklere değinilmiştir. Sonuç bölümünde Mütevellî'nin görüşlerinin genel değerlendirilmesi yapılmış, ulaşılan bulgularla kelâm ilmindeki konumu tespit edilmeye gayret edilmiştir.

AhiretKelamNübüvvet+1
Eyüp Ensari Sevgili
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İskender b. Ahmed et-Trabzonî'nin Risâle fi'r-reddi [ale'l]-milleti'n-Nasrâniyyeti bi'l-İncîl min kıbeli ilmi'l-kelâm adlı eserinin tahkik, tercüme ve değerlendirmesi

Osmanlı'nın son dönemlerinde yaşamış bir kelamcı ve filozof olan İskender b. Ahmed et-Trabzonî'nin Hıristiyanlığa reddiye olarak yazmış olduğu Risâle fi'r-reddi [ale'l]-milleti'n-Nasrâniyyeti bi'l-İncîl min kıbeli ilmi'l-kelâm adlı eserini ele aldığımız bu çalışma bir giriş, üç bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde konu, kapsamı, işlenmekteki amacı ve kaynakları incelenirken kullanılan yöntemlere yer verilmiştir. Birinci bölümünde kelâm ilminde başlangıcından bu yana reddiye yazım geleneği incelenmiş, ikinci bölümünde İskender b. Ahmed et-Trabzonî'nin eseri hakkında bilgi verilmiş, eserdeki görüşleri ve takip ettiği metot ortaya konulmuş, üçüncü bölümde ise Risâle fi'r-reddi [ale'l]-milleti'n-Nasrâniyyeti bi'l-İncîl min kıbeli ilmi'l-kelâm adlı eserin tercüme ve tahkîki yapılmış, eser reddiye literatürü açısından değerlendirilmiştir. Sonuç kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: İskender, Trabzonî, Reddiye, Nasrânî, Tercüme, Tahkik, Tahlil

HristiyanlıkKelamReddiyeler+5
Ensar Gülmez
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Fahreddin er-Râzî'de isbât-ı vâcib delilleri: Hudûs ve imkân

"Varlığı kendinden olup başka bir varlığa ve güce dayanmayan Tanrı'nın yetkin bir şekilde var oluşunu açıklamak, ortaya koymak için gösterilen ilmî, fikrî çabayı ifade eden isbât-ı vâcib", kelâm ve felsefenin ortak meselesidir. Bu disiplinlerin Tanrı'nın varlığını ispatlamak için kullandıkları deliller, ağırlık noktaları ve usulleri açısından farklılık göstermektedir. Kelâmcılar daha çok, cevher ve arazların değişkenliğinden yola çıkarak tümevarım yöntemiyle âlemin sonradan yaratıldığı ve dolayısıyla bir yaratıcıya muhtaç olduğu ispatına dayanan "hudûs delili"ni kullanırken, filozoflar ise zorunsuz (mümkin) niteliği taşıyan âlemdeki nesnelerin var oluşlarını yokluklarına tercih edecek zorunlu bir varlığın ispatını esas alan "imkân delili"ni kullanmıştır. İsbât-ı vâcib konusundaki görüşlerini incelediğimiz Fahreddin er-Râzî'nin (ö. 606/1210) eserlerinde, hudûs ve imkân kavramları ilk olarak, umûr-ı âmme bahislerinde, ayrıca Tanrı'nın varlığını ispatlamada kullanılan deliller olması hasebiyle ilahiyât bahislerinde incelenmektedir. Râzi, kelâm ve felsefede isbât-ı vâcib konusunda kullanılan delillerin farklı olmasının sebebinin, nesnenin fâile olan ihtiyacının "hudûs" veya "imkân" anlayışına bağlanmasından kaynaklandığı ifade eder. Çalışmamızda, her iki disiplininde de kullanılan delillerden yararlanan Râzî'nin, isbât-ı vâcib hakkında "zâtların ve sıfatların imkânından hareketle Tanrı'nın varlığına istidlâl" ve "zâtların ve sıfatların hudûsundan hareketle Tanrı'nın varlığına istidlâl" delillerini kullandığı tespit edilerek her iki yaklaşım da tartışılmıştır. Öte yandan Râzî'nin, bu delillerin dışında, Allah'ın varlığı hakkında zikredilen iknaî delilleri de ifade ettiği, özellikle sûfîlerin ve İslâm toplumunda meşhur kişilerin konuyla ilgili olarak dile getirdiği cümlelere yer verdiği ve muhatapların zihinlerinde oluşan şüpheleri farklı deliller kullanarak gidermeye çalıştığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Fahreddin er-Râzî, İsbât-ı vâcib, Hudûs, İmkân, Fâil, Fiil

Allah'ın varlığıDelilFail+6
Yunus Emre Çil
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Mu'tezile ile Eş'arîlik arasında kesb tartışmaları: Kādî Abdülcebbâr ve Ebu'l-Kāsım el-Ensârî örneği

Kelâm tarihinin en temel konularından biri olan "insanın fiilleri" meselesi üzerine hem erken hem de geç dönem kelâmcıları önemli tartışmalarda bulunmuştur. Söz konusu tartışmaların çıkış noktasının, "İnsanın irâdî fiillerinin yaratıcısı Allah mıdır?" sorusu olduğu söylenebilir. Bu çerçevede, sahip oldukları Tanrı tasavvuruyla bağlantılı olarak bazı kelâmcılar bu soruya olumsuz cevap verirken bazıları da olumlu cevap vermiştir. Birinci grupta yer alan âlimler, Allah'ın insanın fiillerini yaratmadığını söylerken, insanı kendi fiilleri karşısında mûcid, hâlık ve muhdis olarak konumlandırmıştır. İkinci grupta yer alan âlimler arasında ise iki ayrı görüş ortaya çıkmıştır. Bir kısmı, Allah'ın insanın fiillerinin yaratıcısı olduğunu ve dolayısıyla bu fiillerin insana nispet edilemeyeceğini savunurken, diğer bir kısmı ise insanın fiillerinin yaratıcısı Allah olmakla birlikte yine de bu fiillerin insana nispet edilebileceğini savunmuştur. Bu ikinci grubta yer alan ve Allah'ın yaratmasına rağmen insanın fiillerinin kendisine nispet edilebileceğini savunan kelâmcılar, bir Kur'an terimi olan "kesb" kavramına başvurmuşlardır. En erken Ebû Hanîfe (ö. 150 / 767) ve Dırâr b. Amr'ın (ö. 200/815) yazılarında rastlanan ve insanın kendi irâdî fiilleri karşısındaki rolünü ifâde etmek için kullanılan "kesb" kavramı, Ebu'l-Hasen el-Eş'arî ve takipçileri tarafından geliştirilerek bir teori hâline getirilmiştir. Kesb teorisinin bu gelişimi karşısında, yukarıda birinci grup olarak zikredilen kelâm âlimleri, bilhassa Mu'tezilî âlimler tarafından kesb teorisine karşı sistemli eleştiriler geliştirilmiştir. Bu tez, kesb taraftarı olarak bilinen Eş'arî âlim Ebu'l-Kāsım el-Ensârî ile kesb karşıtı olarak öne çıkan Mu'tezilî kelâm âlimi Kādî Abdülcebbâr'ın görüşleri üzerinden kesb teorisini tartışmayı hedeflemektedir. Anahtar Sözcükler: Kādî Abdülcebbâr, Ebu'l-Kāsım el-Ensârî, Mu'tezile, Eş'ârilik, Kesb, İrâde, Kudret.

Ebu'l-Kasım el-EnsariEş`ariKadı Abdülcebbar+4
Sami Turan Erel
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Fıtrat-kader ikileminde bezm-i elest

"Fıtrat Kader İkileminde Bezm-i Elest" adını taşıyan araştırmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmakta olup girişte konunun kapsamına, amacına, yöntemine ve kaynaklarına dair bilgi verdik. Birinci bölümde meselenin kavramsal çerçevesini ele aldık, "mîsâk, ahid, fıtrat, kâlû belâ" terimlerinin lügavi ve terim anlamlarını verdik. "İslâmî literatürde mîsâk" başlığını taşıyan ikinci bölümde ise tefsir, hadis, kelam, tasavvuf ve felsefe disiplinlerinin konuya yaklaşımını ele aldık. Her ilim dalı içinde önemli bir yerde durmakta olan mîsâk meselesi yanıtlanması gereken birçok soruyu içinde barındırmaktadır. Biz de meseleyi daha net anlayabilmek için interdisipliner bir çalışma yapmayı tercih ettik. Sonuç ve değerlendirme kısmında ise araştırmamız neticesinde ulaştığımız sonuç ve görüşleri ifade etmeye çalıştık. Anahtar Sözcükler: Fıtrat, Kader, Bezm-i Elest, Mîsâk, Kâlû Belâ.

Bezm-i elestFıtratKader+7
Zeynep Büşra Özdemir
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Mütekaddimîn dönemi Eş'arî kelâmında beşerî duyguların Allah'a nisbeti meselesi

Bu tez, sevgi, öfke, hoşnutluk, gücenme, acıma gibi beşerî duyguların Allah'a nisbeti –yani antropopatizm– meselesini mütekaddimîn dönemi Eş'arî kelâmını merkeze alarak incelemektedir. İslâm inanç esaslarına yönelik mâkul açıklamalar sunma işlevini üstlenen kelâm ilmi –ve kelâmın da bilhassa ilâhiyât sahası– Allah'ın insanlar gibi birtakım duygulanımlara sahip olup olmadığını ve bu hususun ilâhî aşkınlık çerçevesinde nasıl açıklanacağı sorularıyla ilâhî sıfatlar konusu çerçevesinde ilgilenmektedir. Kur'ân ve hadislerden oluşan dinî metinlerde Allah'ın birtakım beşerî duygulara sahip olduğu çağrışımını yapan ifadelere rastlanması bu meselenin kelâm ilmi açısından hem yorumsal hem de teolojik boyutlar taşıdığını göstermektedir. Dolayısıyla bu çalışma bir taraftan söz konusu dinî metinlerin farklı kelâmî yaklaşımlar içerisinde nasıl anlaşıldığı ve yorumlandığı sorusuyla ilgilenmekte, diğer taraftan beşerî duyguların ilâhî sıfatlar sistemi içerisinde konumlandığı yeri tespit etmektedir. Bu soruların ilki bağlamında tez, dinî metinlerdeki beşerî çağrışımların yorumlanması ve ilâhî sıfatların mahiyetlerinin açıklanması hususunda teşbîh, ta'tîl ve tenzîh yaklaşımlarını ve dayandıkları argümanları ele almaktadır. Beşerî duyguların ilâhî sıfatlarla ilişkisi söz konusu olduğundaysa Allah'ın irade sıfatı ve yaratma fiilinin âlem içerisindeki tezâhürü konuları öne çıkmaktadır. Tarihî bağlam itibariyle tez, teşekkül öncesi dönemden itibaren Eş'arî kelâm mezhebinin temsilcilerinin konu ile alakalı görüşleri bu arkaplan ışığında incelemektedir. Buna göre mezhebin kurucu ismi Ebu'l-Ḥasan el-Eş'arî, kendisinden önceki tartışmaları göz önünde bulundururarak kendi yaklaşımını ortaya koymuş ve duygusal durumları Allah'ın iradesine irca etmiştir. Eş'arî sonrasında onun kelâmî çizgisini takip eden kelâmcılar esasta aynı yaklaşımı benimsemişler ancak detaylarda ve üslupta birtakım farklılıklar sergilemişlerdir. Eş'arîlik içerisindeki baskın görüş sevgi, öfke, acıma, gücenme gibi duygusal durumların ezelî iradeye irca edilmesi iken bazı kelâmcılar bunları ilâhî fiillere irca etmeye yönelmişlerdir. İmâmu'l-Ḥarameyn el-Cüveynî, ilâhî aşkınlığı muhafaza etmek maksadıyla Allah'ın sevgisinin iradeye indirgenmesine ilâveten insanın Allah'a yönelik sevgisinin de hakikî anlamda anlaşılamayacağı kanaatindedir. Nihayet Gazzâlî bu aşırı tutumdan uzak durmakta ve tasavvufî yöneliminin de etkisiyle kulun Allah'a yönelik sevgisinin mecazî değil hakikî olduğunu düşünmektedir. Böylece bir taraftan Allah'ın kula yönelik sevgisi ilâhî iradeyle açıklanmakta, kulun Rabbine yönelik sevgisi söz konusu olduğundaysa samimi bir dindarın manevî hâli göz önünde bulundurulmaktadır.

Allah`ın sıfatlarıDuyguEş`ari+5
Mehmet Emin Güleçyüz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tecrîdü'l-itikâd şârihlerinde imâmet: İsfahânî ve Ali Kuşçu örneği

Klasik dönemde yazılmış birçok kelâm kitabında yer alan imâmet meselesi, kelâm-siyaset ilişkisini tespit noktasında önemli bilgiler içermektedir. Hz. Peygamber'in vefatının ardından İslâm devletinin yöneticisinin seçimi hususunda ilk halifelerden başlayan sürecin teolojik mahiyeti hakkında mezhepler farklı görüşler ileri sürmüştür. Şiî-İmâmî anlayış, insanlara bırakılan bu alanı "nas"lar ile düzenlemeye çalışmış ve bu husustaki görüşlerini temellendirmek için salah-aslah, lütuf gibi birtakım Mu'tezile kökenli teorilere başvurmuştur. Şiîlerin bu yaklaşımı, Ebü'l-Hasan el-Eş'arî'den (ö. 324/935-36) itibaren Sünnî kelâm eserlerinin sonuna imâmet bölümü eklenmesini beraberinde getirmiştir. İlgili bölümde nas iddiasında bulunan Şiî anlayış eleştirilerek temelde fıkhî bir mesele olan imâmetin, kelâmî yönü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Müteahhir dönem kelâm âlimi Nasîrüddîn et-Tûsî (ö. 672/1274) de Şiî-İmâmî imâmet teorisini benimsemiş ve yazdığı Tecrîd'ül-i'tikâd adlı kitabının imâmet bölümünü bu teori doğrultusunda şekillendirmiştir. Hz. Ali ve evlâdından onbir kişinin seçilmiş imâm olduğunu ispatlamak ve ilk halifelerin Hz. Ali'nin hakkını gaspettikleri iddiasını desteklemek yönünde birtakım görüş ve ithamları içeren Tecrîd'in beşinci bölümü olan "imâmet", bilimsel kimliğinin getirdiği saygınlık sebebiyle Tûsî'ye yakıştırılamamış ve kimileri tarafından, öğrencisi İbnü'l-Mutahhar el-Hillî'ye (ö. 726/1325) nisbet edilmiştir. Ebü's-Senâ el-İsfahânî (ö. 749/1349) ve Ali Kuşçu (ö. 879/1474), Tecrîd'e şerh yazarak imâmet bölümünde ana metin yazarını dikkatli bir eleştiriye tabi tutmuşlardır. Bu tez çalışmasında Sünnî âlimlerin, şerh telif etme sebeplerinden biri olan "Tecrîd'in imâmet bölümündeki iddialar", İsfahânî ve Kuşçu şerhleri bağlamında incelenmiş ve ilgili metinlere yansıyan Şiî-Sünnî tartışmasında tarafların argümanlarının tahlil edilmesi hedeflenmiştir.

Ali KuşçuEbu's-Sena Şemseddin el-İsfahaniEhl-i sünnet+7
Muhammed Osman Doğan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Celâleddîn Devvânî'de isbât-ı vâcib tartışmaları: Teselsülün iptali örneği

Düşünce tarihindeki en önemli konulardan biri, "kendi zâtı ile kaim ve her şeyden müstağnî olan zorunlu varlığı" delillendirmek mânasına gelen "isbât-ı vâcib" tartışmalarıdır. Nazarî düşünce geleneğinde oldukça büyük bir öneme sahip olan isbât-ı vâcib konusu, güncel kelâm ve felsefe tartışmaları arasında da ilk sırada yer almaktadır. Özellikle müteahhir dönem âlimleri tarafından detaylı bir şekilde ele alınan bu konuda, çoğunluğu spekülatif ve polemik metinlerden oluşan oldukça zengin bir literatür bulunmaktadır. Söz konusu literatür incelendiğinde, "imkân" ve "hudûs" delillerinin ön plana çıktığı görülmektedir. Bu deliller, biçim ve muhteva açısından birtakım farklılıklar içerse de, "teselsül" problemine karşı aynı eğilimi göstermektedir. Dolayısıyla "teselsül" problemi de en az isbât-ı vâcib konusu kadar önemli ve onun kadar güncel bir yapıya sahiptir. Geç dönem Eş'ârî bilginlerinden Celâleddîn ed-Devvânî (ö. 908/1502), isbât-ı vâcib konusunu, tevarüs ettiği eklektik kelâm geleneği doğrultusunda çözümlemeci bir yaklaşımla ele almış ve bu konuya dair kendisinden önceki âlimlerin farkına varamadığı birtakım hususlara dikkat çekmiştir. Özellikle teselsül konusunu ve imkân delilinin farklı versiyonlarını geniş bir şekilde analiz eden Devvânî, bu iki konuda diğer İslâm bilginleri ile diyalektik bir ilişki içerisine girmiştir. Bu bağlamda düşünür, tatbîk delilini diğer delillere nispeten daha geniş bir şekilde ele almış ve söz konusu delilin sonsuzluk tartışmalarındaki önemine vurgu yapmıştır. Devvânî, sonsuzluk probleminin isbât-ı vâcib konusundaki yeri hususunda ise hayatının değişik dönemlerinde iki farklı yaklaşım sergilemiştir. Bu çalışma, "isbât-ı vâcib" konusu ve "teselsül" problemi özelinde Devvânî'nin entelektüel eğilimlerini inceleyerek onun düşünce yapısının fikrî uzantılarını bütün yönleri ile ele almaya çalışacaktır.

Celaleddin ed-DevvaniKelamTeselsül+2
Mehmet Necmeddin Beşikci
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ermenekli Süleyman Sırrı Efendi kelâmi görüşleri ve kelâma dair eserleri

Osmanlı'nın son dönem devlet adamlarından ve âlimlerinden Ermenekli Süleyman Sırrı Efendi (ö. 1931)'nin Kenzü'l-Akaid adlı eseri, dinî ilimler hakkında bilgi edinmek isteyenlerin yanında ilim meclislerinde tartışmalara farklı camialardan katılan kişilerin de aradığı bir eserdir. Bu eserin muhatap kitlesinin değişmesi ve önceki zamanlara nazaran da genişlemesi; entelektüel çevre denilen bu kesimin bazılarının Arapça dilini bilmemesi, bazılarının da Arapça diline verilmesi gereken önemi vermemesi gibi nedenlerin dışında devletin bekası ve muhafazasının ancak dine bağlılıkla olabileceği düşüncesinin etkisiyle eserin telif edilmesi ihtiyacı doğmuştur. Aynı şekilde esere muhatap olan kitlenin Müslüman olsun ya da olmasın İslâm'a ait ve bilhassa ortak bir mezhep üzerinden ittifak olunan inanç esasları belirten meseleleri ve dinin usulünde asıl öğrenilmesi gereken esasları öğretebilme ve aktarabilme çabası içerisindedir. Süleyman Sırrı'nın kendi zamanında ortaya çıkan akımlara karşı cevap mahiyetinde değil de iman sahiplerinin imanlarını tahkik ve muhafaza ettirebilmek amacıyla naklî deliller üzerinden meseleleri anlatmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Bunu yaparken de yeni eğitim sistemine geçişin ve modern düşüncenin itikadi esaslara yansıyan izlerini görmek mümkündür. "Ermenekli Süleyman Sırrı Efendi Kelâmi Görüşleri ve Kelâma Dair Eserleri" adlı tez çalışması üç temel bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ermenekli Süleyman Sırrı Efendi'nin hayatı ve eserleri tanıtıldı, ikinci bölümde kaleme aldığı akaid eserlerinden Kenzü'l-Akaid adlı eseri değerlendirildi. Son kısımda ise günümüze ulaşan matbû nüshalardan hareketle Osmanlıca metnine ve çevirim yazısına yer verdik.

KelamKur'an-ı KerimSüleyman Sırrı Efendi+1
Gülsüm Merve Arazlı
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ebü'l-Muîn en-Nesefî'nin kelâma dair eserlerinde Eş'arîliğe nispet edilen görüşlerin tespit ve değerlendirilmesi

Bu çalışmada, Mâtürîdî ekol içinde hayli önemi haiz olan ve İmam Mâtürîdî'nin en büyük yorumcusu kabul edilen mütekellim Ebü'l-Muîn en-Nesefî'nin kelâma dair eserleri incelenmiş, bu eserlerde Eş'arîliğe nispet edilen görüşler tespit edilmiş ve ilgili başlıklar altında sunulmuştur. Çalışmada, Nesefî'nin kelâma dair yazdığı eserlerinde Eş'arî mezhebine veya Eş'arî mütekellimlere nispet ettiği görüşler ve onlara yaptığı atıflar, klasik kelâm kitaplarının takip ettiği metoda benzer şekilde tasnif edilmiştir. Böylelikle bu tez, birinci bölümde "Bilgi ve Varlık Bahisleri", ikinci bölümde "Ulûhiyet Bahisleri", son bölümde ise "İman, İmâmet ve Nübüvvet Bahisleri" başlıkları altında Nesefî'nin Eş'arîler'e nispet ettiği görüşleri iki ekol arasında mukayeseli bir şekilde sunmaktadır. Çalışmanın "Değerlendirme ve Sonuç" bölümünde ise Nesefî'nin, kitaplarında Eş'arîler'i zikrediş şekilleri, Eş'arîliğe karşı tutumu ve onun eserlerinden Eş'arîlik hakkında çıkartılabilecek yargılar değerlendirilmiştir.

Ebu`l-Muin en-NesefiEş`ariKelam+3
Ayşe Nur Meylani
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erken dönem kelâmında teşbih ve tenzih doktrinleri: Müşebbihe ve Cehmiyye örneği

Bu çalışmada, kelâm ilminin mihenk taşı mesabesinde bulunan ulûhiyet tasavvuru konusu, birbirine zıt iki uç nokta olan teşbîhçi ve tenzîhçi doktrin öncüleri Müşebbihe ve Cehmiyye çerçevesinde araştırılmıştır. Tez giriş, onu takip eden üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. "Giriş" kısmında araştırmanın konusu, önemi ve yöntemi, esas alınan başlıca kaynaklarla beraber açıklanmıştır. Birinci bölümde "Ulûhiyet Tasavvurları", "İslam öncesi dönemde Ulûhiyet Tasavvuru" ve "İslam'da Ulûhiyet Tasavvuru" olmak suretiyle iki kısımda ele alınarak konu hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde "Teşbîh Doktrini/Müşebbihe'nin Ulûhiyet Tasavvuru", Teşbîh'in sözlük ve ilm-i kelâm ıstılahı açısından anlamına değinilmesinin ardından, "Teşbîh Doktrininde Müşebbihe Örneği"nin alt başlıklarıyla açıklanmasının yanı sıra "Teşbîh Doktrinine Yöneltilen Eleştiriler"e yer verilmiştir. Üçüncü bölümde "Tenzîh Doktrini/Cehmiyye'nin Ulûhiyet Tasavvuru", teşbîhte olduğu gibi tenzîhin sözlük ve ilm-i kelâm ıstılahındaki kavramsal anlamıyla ele alınmıştır. Ayrıca "Tenzîhe Dayalı Ulûhiyet Tasavvurunda Cehmiyye Örneği" ve "Tenzîh Doktrinine Yöneltilen Eleştiriler hakkında izahlarda bulunulmuştur. "Sonuç" kısmında ise, Müşebbihe ve Cehmiyye'nin görüşleri mukayese edilerek değenlendirmeye tâbi tutulmuş, iki aşırı uç noktada duran ulûhiyet tasavvurunun kelâmî açıdan sonuçları açıklanmış, ifrat ve tefrit dışında mutedil tavır ortaya koyulmaya çalışılmıştır.

BenzetmeCehmiyyeKelam+4
Melek Büşra Tokatlıoğlu
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gazzâlî'nin kelâm ve tasavvuf eserlerindeki ulûhiyet anlayışının mukayesesi

Gazzâlî'nin, hayatının muhtelif dönemlerinde yöneldiği ve aralarında yöntemsel farklılıklar bulunan kelâm ve tasavvuf, onun yaşam serüveninin neredeyse tamamında önemli rollere sahip iki temel disiplindi. Onun kelâm ve tasavvuf alanında yazdığı eserlerinde Allah'ın zatı, sıfatları ve fiilleri gibi temel konular Sünnî akideye bağlı kalınarak ele alınmış ancak iki disiplin arasındaki yöntem farklılığı metafizik önermelerinde çeşitliliğe yol açmıştır. Bu çeşitliliğe Allah'ın varlığının ispatı ve tevhid ilkesinin açıklandığı yerlerde rastlamak mümkündür.

GazzaliKelamKur'an-ı Kerim+4
Mardiye Bağaç
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kelam problemi olarak engellilik

Bu çalışma, engellilik konusundaki inanç problemlerine kelâm ilmindeki yaklaşımları tespit etmeyi amaçlamaktadır. Eş'ariyye, Mâtürîdiyye ve Mu'tezile mezheplerinin engellilik konusuna yaklaşımları, temel kaynakları üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde engellilikle ilgili tanım ve kavramlara yer verilerek engelliliğin sınıflandırılması ve sebepleri incelenmiştir. İkinci bölümde felsefî düşüncede ve bazı dinlerde engelliliğe yaklaşımlar ele alınmış ve İslâm kaynaklarında engellilik konusu incelenmiştir. Kelâm ilminde adâlet, hikmet ve kader bağlamında mezheplerin görüşleri değerlendirilmiştir.

AdaletEngellilikHikmet+5
Çağlar Tekkanat
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mutahhar b. Tâhir el-Makdisî ve kelâmî görüşleri

Bu çalışmada hicri dördüncü asırda yaşamış çok yönlü bir müellif olan Mutahhar b. Tâhir el-Makdisî'nin elimizde mevcud tek eseri Kitâbu'l-Bed' ve't-Târih'inin teoloji ile ilgili bölümleri incelenmiş ve oradaki kelâmî görüşleri ortaya konulmuştur. Çalışmada Makdisî'nin Mu'tezile mezhebiyle ilişkisi üzerinde durulmuş ve görüşleri bu mezhebe uygun olup olmaması yönünden değerlendirilmiştir. Giriş bölümünde eserin önemi, tezde izlenen yöntem ve kullanılan kaynaklar belirtilmiştir. İki bölümden oluşan tezin ilk bölümü müellifin hayatı, eserleri ve yaşadığı döneme dair genel bir çerçeve çizmektedir. İkinci bölümde Makdisî'nin kelâmî görüşleri mümkün olduğunca kelâm kitaplarının takip ettiği başlık sırası gözetilerek ele alınıp işlenmiştir. Sonuç bölümünde ise Makdisî'nin kelâmî görüşleri ve Mu'tezile mezhebi ile ilişkisi hakkında varılan kanaat ve görüşler sıralanıp değerlendirilmiştir. Anahtar sözcükler: el-Makdisî, Mutahhar b. Tâhir, Kitâbu'l-Bed' ve't-Târîh, Mu'tezile.

KelamMakdisiMutezile+1
Betül Öztürk
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Mütekaddimûn Dönemi kelâmcılarının bilgi tanımları: Ebü'l-Hasen el-Eş'ârî örneği

Hem felsefenin hem de kelâmın ortak konularından biri olan epistemoloji, bilginin mâhiyeti, imkânı, çeşitleri ve kaynağı gibi problemleri konu edinen bir disiplindir. Kelâm ilminde bu problemlerin her biri önemli olmasına rağmen bilginin tanımı meselesi, üzerinde uzlaşılamayan bir konu olarak ayrı bir önemi haizdir. Bu minvalde kelâmcıların her biri kendi varlık anlayışı ekseninde bilgiyi tanımlamaya çalışmıştır. Mütekaddimûn dönemi kelâmcılarının bilginin imkânına yönelik yaklaşımları dikkate alındığı vakit bu tanımların nasıl farklılaşabileceğini tahmin etmek güç değildir. Mu'tezile genel itibariyle bilgiyi inanç ile eş değer görürken, Ehl-i Sünnet kelâmcıları böyle bir tanımın kapsayıcı olmadığı üzerinden Mu'tezile'yi eleştirmiş ve bu eleştirileri sonucunda ulaştıkları bilgi tanımları da müteahhirûn düşünürleri tarafından mantık kaidelerinin dikkate alınmadığı iddiasıyla farklı bir eleştiriye maruz kalmıştır. Mütekaddimûn döneminin önemli bir düşünürü olduğu hesaba katıldığında Eş'ârî'nin yaptığı bilgi tanımı/tanımları bu noktada daha fazla önem kazanacaktır. Dolayısıyla bu tezde; Mu'tezile'nin bilgi tanımları ile Platon'un bilgi tanımı arasında herhangi bir ilişkinin olup olmadığı, Mu'tezilî kelâmcıların bilgi tanımlarına yönelik eleştirilerin hangi noktada yoğunlaştığı, Mütekaddimûn dönemi Ehl-i Sünnet kelâmcılarının tanımdan maksatlarının ne olduğu, Eş'ârî'ye nispet edilen bilgi tanımlarının neler olduğu, bu tanımların hangisinin/hangilerinin ona nispetinin kesin olduğu, Eş'ârî'nin bilgi tanımlarında Aristo veya Stoa mantığını esas alıp almadığı gibi temel soruların yanıtları aranacaktır.

BilgiEş`ariKelam+5
Şehmus Akan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Fahreddin er-Râzî'de naklî/lafzî delillerin zannîliği meselesi

Kuruluşundan günümüze kelâm ilminin içeriğindeki bütün konulara temel teşkil eden iki önemli esas vardır: Bunların biri "şeylerin bir hakikati olduğu", diğeri ise "şeylerin hakikatinin bilgisinin mümkün, hatta gerçekleşmiş olduğu"dur. Epistemolojiden ontolojiye, ilâhiyât bahislerinden sem'iyât bahislerine kelâm ilminin ilgilendiği bütün konu ve meseleler temelde bu iki iddianın üzerine bina edilmiştir. Bu araştırma alanı içinde insana bilgiyi temin eden kaynaklar ise "duyular" "doğru haber/nakil" ve "akıl/nazar"dır. Bu kaynakların sınırları ve kesinlikte varabilecekleri nokta ise çok erken dönemlerden itibaren çeşitli tartışmalara konu olmuştur. Kelâm ilminin müteahhir döneminin kurucu ismi Fahreddin er-Râzî'nin (ö. 606/1210) bazı eserlerinde, bilgi kaynaklarından ikincisini oluşturan doğru haberin/naklin çeşitli ihtimaller sebebiyle kesinlik ifade etmeyeceği zikredilmiştir. Bu iddianın en önemli argümanlarından biri "aklî bir delilin naklî/sem'î/lafzî bir delille teâruz etmesi hâlinde, aklın naklin aslı olması ve aklî delilin kesinlik bildirmesi sebebiyle naklî delilin kesinliğinin ortadan kalkması"dır. Ayrıca Râzî'nin el-Metâlibu'l 'Âliye isimli eserinin mukaddimesindeki ifadeleri gerekçe gösterilerek "akıl/nazar"ın metafizikte verebileceği kesinlik hakkında, Râzî'nin olumsuz düşündüğü iddia edilmiştir. Bu çalışma, bilgi kaynaklarından bazılarının güvenilirliğini tartışmaya açması sebebiyle kelâm ilminin bilimsel faaliyetleri açısından sorun teşkil eden ve birbirleriyle uyumsuz gibi görünen bu iki iddiayı Râzî özelinde tahlil etmeyi amaçlamakta ve naklî/sem'î/lafzî delillerin zannîliği meselesinin Râzî söz konusu olduğunda nasıl anlaşılması gerektiğini ve Râzî'ye göre aklın metafizikte kesinliğe ulaşamayacağı iddiasının Metâlib'in ilgili pasajından çıkarılıp çıkarılamayacağını ortaya koymaya çalışmaktadır. Anahtar Sözcükler: Fahreddin er-Râzî, Naklî/Sem'î/Lafzî Delil, Aklî Delil, Kesinlik, Zannîlik

BelirsizlikDelilKelam+3
Zübeyir Çetin
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00

Related subjects