Elektromanyetik alanlar

Bu konu başlığı altında 86 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Darbeli elektromanyetik alanın oral mukozal yara iyileşmesindeki etkileri

Oral mukozal yaralar okuldaki, işyerindeki ve evdeki günlük faaliyetleri kısıtlayarak dünya çapında her yıl milyonlarca eğitim saati ve çalışma saatinin kaybedilmesine neden olmaktadır. Aynı zamanda bu hastalıkların psiko-sosyal etkileri mevcuttur ve sıklıkla yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürür. Manyetoterapi, geleneksel tıbba ek olarak 21. yüzyıl tıbbı tarafından da çeşitli sağlık sorunlarının iyileşmesini vaat eden alternatif yöntemler olarak kabul edilmektedir. Günümüzde manyetoterapi, ağrı ve inflamasyon yönetimi için invaziv olmayan, güvenli ve kolay bir yöntem sunmaktadır. Oral mukozada yara iyileşmesini hızlandırmak için birçok tedavi olmasına rağmen non-invazif bir uygulama olan darbeli elektromanyetik alanın (DEMA'nın) etkileri incelenmemiştir. Bu çalışmada DEMA'nın, ratların damaklarında oluşturulan mukozal yaralar üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçladık. Çalışmamızda 32 adet Wistar Albino erkek rat gruplara randomize ve eşit şekilde dağıtılarak her grupta 8 rat olacak şekilde 4 deney grubu oluşturulmuştur. Grup 1ve 3'teki ratlara sadece oral mukozal yara oluşturuldu, DEMA uygulanmadı ve sırasıyla 4. gün ve 7. Gün sonunda sakrifiye edildi. Grup 2ve 4'tekilere oral mukozal yara oluşturulmasını takiben deney sürecinde günün aynı saatinde olmak üzere 12 saat aralıklarla 1'er saatten günde toplam 2 saat DEMA uygulandı ve sırasıyla 4. ve 7. gün sonunda ratlar sakrifiye edildi. Eksize edilen yara alanları histopatolojik, immünhistokimyasal ve genetik olarak incelendi. İnflamatuar hücre infiltrasyonu, granülasyon dokusu oluşumu ve epitelizasyon skorlandı. Histopatolojik skorlama yok – hafif – orta – şiddetli (0, 1 pozitif, 2 pozitif, 3 pozitif) olarak değerlendirildi. Sitokeratin ekspresyonları skorlandı. Endotelyal Nitrik Oksit Sentaz (eNos), platelet kaynaklı büyüme faktörü (PDGF), fibroblast büyüme faktörü (FGF), epidermal büyüme faktörü (EGF), vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) ekspersyonları ölçüldü. Yapılan incelemeler sonunda 4. ve 7. günlerde sadece yara oluşturulan gruplarla ile karşılaştırıldığında DEMA uygulanan gruplarda anlamlı derecede azalmış yara alanları tespit edildi (sırasıyla: p = 0.002, p = 0.042). Hem 4. günde hem de 7. günde granülasyon dokusu skorlarının (sırasıyla p = 0.005, p = 0.010), epitelizasyon skorlarının (sırasıyla p = 0.012, p = 0.004), sitokeratin skorlarının (sırasıyla p<0.001, p = 0.013), EGF ekspresyonunun (sırasıyla p < 0.001, p = 0.010), FGF ekspresyonunun (sırasıyla p = 0.004, p = 0.014), PDGF ekspresyonunun (sırasıyla p = 0.002, p = 0.040) ve VEGF ekspresyonunun (sırasıyla p = 0.008, p = 0.009) anlamlı derecede yüksek olduğu izlendi. Yine her iki günde DEMA uygulanan gruplarda sadece yara oluşturulan gruplara göre inflamatuar hücre infiltrasyonu skorunun (sırasıyla p = 0.003, p = 0.008) ve eNos ekspresonunun (sırasıyla p <0.001, p = 0.037) anlamlı seviyede düşük olduğu izlendi. Çalışmamızda DEMA uygulamasının rat oral mukozal yaralarında yara çevresinde EGF, PDGF, VEGF, FGF gibi büyüme faktörlerinin ekspresyonunu arttırdığı bulunmuştur. DEMA uygulamasının histopatolojik olarak granülasyon dokusu oluşumunu ve epitelizasyonu arttırdığı gösterilmiş ve makroskopik olarak da yara alanındaki küçülme ortaya konulmuştur. Non invazif, toksik olmayan, maliyeti düşük olan DEMA'nın oral mukozal yaralarda bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceği konusunda umut vadeden bu deneysel çalışmanın gelecekte yapılacak çeşitli araştırmalara ışık tutabileceği kanaatindeyiz. Bu çalışma, gelecekte yapılacak olan çalışmalarla desteklenmelidir.

Elektromanyetik alanlarElektromanyetik darbelerFibroblast büyüme faktörü+3
Sarper Sayın
Süleyman Demirel University
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kablosuz algılayıcı ağlarda kapsanma oranının elektromagnetizma-benzer algoritması ve elfes olasılıksal algılama modeli ile optimizasyonu

ALİ, Nawzad Hasan. Kablosuz Algılayıcı Ağlarda Kapsanma Oranının Elektromagnetizma-Benzer Algoritması ve Elfes Olasılıksal Algılama Modeli ile Optimizasyonu, Yüksek Lisans Tezi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van, 2019. Kablosuz Algılayıcı Ağ'lar kritik ortamların takibi, felaket durumlarının tespiti, çevrenin izlenmesi gibi ulusal güvenliği gerektiren çeşitli uygulamalarda son yıllarda birçok araştırmacı tarafından çalışılan önemli bir çalışma sahası olmuştur. Bu ağları oluşturan algılayıcıların algılama, hesaplama ve iletişim yetenekleri ile birlikte enerjileri de sınırlı olduğu için belli bir alan içerisindeki yerleşimlerinin rastgele olarak yapılması; hem ilgili alanın etkin bir şekilde kapsanamamasına hem de algılayıcıların enerjilerinin gereğinden fazla tüketilerek ağın yaşam süresinin azalmasına neden olacaktır. Bu süreçte algılayıcıların alandaki yerleşimlerinin dinamik olarak yapılması ağın kapsanma oranının artırılmasında ve ağın yaşam süresini uzatarak alanın algılanma sürekliliğinin sağlanmasında önemli bir rol oynar. Kablosuz Algılayıcı Ağ'ların kapsanma oranlarının optimizasyonu ilgili alandaki hedeflerin dağıtılan algılayıcılar tarafından optimum olarak kapsandığını ve bu hedeflerin algılayıcılar tarafından izlenebildiğini gösterir. Literatürde yapılan çalışmalarda sezgisel tabanlı olarak algılayıcıların dinamik dağıtım probleminin çözümü için birçok yaklaşım önerilmiştir. Ayrıca hem İkili Tarama Modeli hem de Olasılıksal Tarama Modeli kullanılarak Elektromagnetizma-Benzer algoritma tabanlı yeni yaklaşımlarda önerilmiştir. Bu çalışmada ise literatürde çalışılmayan Elektromagnetizma-Benzer algoritma tabanlı Elfes Olasılıksal Algılama Modeli kullanılarak hem ağın kapsanma oranını optimize edilmesi hem de literatüre yeni bir bakış açısı kazandırmak amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasında, hem mobil hem de statik düğümlerden oluşan homojen ve heterojen algılayıcıların tanımlanan alanı optimum olarak kapsayarak etkin bir dinamik dağılım yapılması hedeflenmiştir. 2 boyutlu bir düzlem olarak temel alınan Kablosuz Algılayıcı Ağ'daki alan kapsama probleminin çözümü için meta-sezgisel tabanlı Elektromagnetizma-Benzer algoritması esas alınarak ve Elfes Olasılıksal Algılama Modeli kullanılarak yeni bir dinamik dağıtım yaklaşımı geliştirilmiştir. Bu yaklaşımın ağdaki benzetimi MATLAB ortamında gerçekleştirilen Monte Carlo simülasyonları ile yapılmıştır. Elde edilen deneysel bulgular; alan kapsama problemi için geliştirilen yaklaşımın rastgele dağıtım ile karşılaştırıldığında daha etkin olduğunu ve ulaşılan kapsama oranlarına göre algılayıcıların ilgili alandaki optimum yerleşimlerinin sağlandığını ve dinamik bir dağıtım yöntemi olarak önerilebileceğini göstermiştir. Anahtar Sözcükler Kablosuz Algılayıcı Ağlar, Alan Kapsama Problemi, Algılayıcı Dinamik Dağıtımı, Elekromagnetizma-Benzer Algoritması, Elfes Olasılıksal Algılama Modeli.

AğlarBilgisayar destekli eğitimElektromanyetik+5
Nawzad Hasan Ali
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimEN

Synergistic effects of bone surface mimic topography and chemistry on osteogenic stem cell differentiation and osteoimmunomodulation

The term "osteoimmunomodulation" refers to regulating immune responses to enhance bone healing. Osteoimmunology highlights the significant role of immune cells in bone repair. Conventional bone repair approaches often neglect the immune response, causing discrepancies between in vitro and in vivo environments. A suitable osteo-immune environment is crucial for successful bone regeneration. Surface and bulk properties like surface charge, porosity, pore size, wettability, bioactive ion release, and surface topography significantly affect cell behavior on biomaterials. These features influence cell adhesion, proliferation, stem cell differentiation, and immune cell behavior, including macrophage polarization. This thesis explored how the topographical and chemical characteristics of bone surfaces affect cellular behavior, specifically promoting osteogenic differentiation and enhancing osteoimmunomodulation. Model Poly-L-Lactic Acid (PLA) membranes were produced to mimic natural bone surface properties through soft lithography technique. To enhance biomimicry, BSM PLA membranes were modified with collagen type I (Col-I) and hydroxyapatite (HA). The effect of these membranes on the osteogenic differentiation of adipose-derived mesenchymal stem cells (ADMSC) and on osteoimmunomodulation using RAW 264.7 macrophage cells was examined. HA-deposited BSM PLA membranes promoted osteogenic differentiation in ADMSC and stimulated sequential M1 and M2 macrophage polarizations in RAW264.7 macrophage cells. These results lay the groundwork for future biomaterials research by demonstrating the capability of HA-deposited BSM PLA membranes to promote osteogenic differentiation and stimulate the osteoimmune response.

BiochemistryBiomaterialsBiomedical engineering+7
Birgün Aslan
Boğaziçi University · Biyomedikal Mühendislik Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Longitudinal wave characteristics of magnetic field sensitive viscoelastic polymeric rods

Engineers frequently encounter structural elements which made of polymeric viscoelastic materials in various industrial applications. Studies of impact and fracture under high strain rates and characterization of the dynamic behavior of viscoelastic materials are some them. In this thesis, longitudinal wave characteristics of magnetic field sensitive viscoelastic rods under transverse magnetic field effect is studied by including lateral inertia effect. The analysis is based on Love rod theory. The material of viscoelastic rod is selected as epoxy. The polymeric rod is modelled as a standard linear solid viscoelastic material. This simple viscoelastic model used here is represented by elastic spring connected in parallel with a Maxwell element. A new wave equation was derived for longitudinal waves in viscoelastic rods that incorporate the effect of lateral inertia. The obtained results are compared with one dimensional analysis results. This study reveals the wave and attenuation characteristics of the magneto-sensitive polymeric rods depending on the diameter values, under the transverse magnetic field effect. The comparative results of the analysis show that transverse magnetic field has a remarkable effect on the wave phase velocity and attenuation coefficient. The transverse magnetic field leads to a significant reduction on attenuation coefficient, especially for high frequency values and large diameters. It can be said that the lateral inertia effect becomes negligible in the larger frequency range with increasing the magnetic field intensity. The obtained explicit solution is illustrated graphically. The theoretical progress curves of the wave velocities and attenuation coefficients presented in this analysis show quite agreement with the many experimental results given in the previous literature. The determination of dynamic behaviour and the wave propagation coefficients of the viscoelastic materials are often done with the Split Hopkinson Pressure Bar (SHPB) experimental apparatus. In these experiments the frequencies of the signals are low. Hence analysis results obtained for Low frequency ranges can provide a reliable data for the similar experimental studies in related the magnetic field effects.

Wave propagationElectromagnetic fieldsViscoelasticity
Gülen Dilara Günalp
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kök hücrelerin osteojenik farklılaşmasına elektromanyetik alanın ve seramik-kaplı manyetik nanopartiküllerin etkisinin incelenmesi

Yapılan bu tez çalışmasında, kemik rejenarasyonunu yeni bir yaklaşım olarak manyetik nanopartiküllerin ve düşük frekanslı darbeli manyetik alanın birlikte kullanımının adipoz kök hücrelerinin farklılaşma kapasitesi araştırıldı. Bu amaçla ilk olarak, silika kaplamalı ve aminosilan modifikasyonlu nanopartiküller sentezlenerek, düşük frekanslı manyetik alan ile birlikte adipoz kökenli mezenkimal kök hücrelere uygulanarak, hücreler üzerine etkileri incelendi. Çalışmanın ilk aşamasında MNP, S-MNP, IS-MNP, A-MNP ve AIS-MNP sentezi yapıldı. Sentezlenen nanopartiküllerin morfolojisinin incelenmesi için TEM, kimyasal ve manyetik yapılarının incelenmesi için XRD, XPS, VSM, FTIR ve zeta potansiyeli analizleri gerçekleştirildi. Biyolojik uygulamalarda kullanma ve uygun doz oranını bulmak için in vitro sitotoksisite testleri geçekleştirilirken nanopartiküllerin hücre ile etkileşimini belirlemek için TEM analizleri yapıldı. Bu tez kapsamında sentezlenen manyetik nanopartiküllerin uygulanan dozlarının sitotoksik olmadığı bulundu ve nanopartiküller besiyerinde disperse edilerek hücreler ile etkileştirildi. Tez çalışmasının ikinci kısmında ise nanopartikül içeren hücrelere 1.3 mT 15 Hz düşük frekanslı darbeli manyetik alan 20 gün boyunca, her gün 3 saat olacak şekilde uygulandı. Elektromanyetik alan sonrası hücre canlılığı için MTT, hücre morfolojisi için hematoksilin & eosin, hücre farklılaşma çalışmaları için ALP, alizarin kırmızısı ve kalsiyum birikim analizleri yapıldı. Bu tez çalışması göstermiştir ki ayrı ayrı manyetik nanopartiküller ve elektromanyetik alan adipoz kökenli mezenkimal kök hücreleri farklılaşmaya itmekte, birlikte kullanımı ise daha etkili bir yöntem oluşturmaktadır.

Demir oksitElektromanyetik alanlarKök hücreler+3
Burcu Bayramlı Öner
Ankara University · Biyoteknoloji Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Biyofilm oluşturan bakteri suşlarına PEMA'nın (pulslu elektromanyetik alan) etkisi

Bu çalışmada Pulslu Elektromanyetik Alan (PEMA)'ın biyofilm oluşturan bakterilere etkisi incelenmiştir. PEMA'nın biyofilm üzerindeki etkilerini araştırmak üzere, biyofilm oluşturma yeteneği bilinen iki ticari bakteri suşu, Staphylococcus aureus (ATCC 43300) ve Enterococcus faecalis (ATCC 515759) kullanılmıştır. Bu tez kapsamında, her iki bakteri suşuna PEMA uygulanmış ve uygulama sonrası biyofilm oluşumu ile antibiyotik duyarlılığı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bakterilerin antibiyotiklere karşı duyarlılıkları, hem PEMA uygulanan hem de PEMA uygulanmayan kontrol gruplarında ölçülerek, elektromanyetik alan etkisinin antibiyotik hassasiyeti üzerindeki olası rolü ortaya konmuştur. Aynı şekilde, biyofilm üretimi açısından da PEMA maruziyeti ile PEMA uygulanmayan kontrol grubu arasında farklar gözlemlenmiştir. Bu çalışma sonucunda S. aureus bakterisinin ürettiği biyofilmin PEMA uygulaması sonucunda E. faecalis bakterisine göre daha belirgin düzeyde azaldığı görülmüştür. Biyofilm inhibisyonu açısından, PEMA uygulanmayan gruplarla karşılaştırıldığında elektromanyetik alanın biyofilm azaltıcı etkisi açıkça ortaya konmuştur. Ayrıca bu bakterilerin disk difüzyon testlerinde, PEMA uygulanan örneklerle kontrol grubu arasında antibiyotik duyarlılığı açısından farklılıklar görülmüştür. Bu bağlamda PEMA uygulamasının yalnızca biyofilm oluşumunu azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda bakterilerin antibiyotiklere karşı duyarlılığını da artırabileceğine işaret etmektedir. Elde edilen veriler, PEMA'nın antimikrobiyal tedavilerde destekleyici bir etki sağlayabileceğini ve gelecekte özellikle kombinasyon tedavi stratejilerinde tamamlayıcı bir yöntem olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir.

BakterilerBiyofilmlerElektromanyetik alanlar
Harika Aydeniz
Aydın Adnan Menderes University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konutlarda elektromanyetik alanların analizi için yöntem geliştirilmesi

Amaç: Çevremizde özellikle yaşam alanı olan konutlarda daha çok zaman harcanması sebebiyle, maruz kalınan manyetik alanın değerlendirilmesi önem kazanmıştır. Bu çalışmada seçilen konut içerisindeki manyetik alanların analizi için yöntem geliştirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Konut içerisinde ölçümler iki farklı metotla yapılmıştır. Birinci metotta 2 ay boyunca her gün 12:00 ve 24:00 saatlerinde 1 metre yüksekliğinde ahşap bir platforma cihazlar yere paralel ve baş kısmı kuzey yönünde, Emdex II açıldıktan 3 dakika bekledikten sonra alınan 6 dakika boyunca ölçüm değerinin ortalaması kaydedilmiştir. Konut içerisinde bulunan tüm odalarda Emdex II cihazı ile 3 kez ölçüm yapılıp ortalama değerleri mikrotesla biriminden kaydedilmiştir. İkinci metotta ise; Emdex II cihazı teker teker elektrikli cihazın en yüksek değerin görüldüğü noktaya tutularak sırasıyla 0 cm, 15 cm, 30 cm ve 60 cm uzaklıktan 6 dakika boyunca ölçüm değerleri alınıp, ortalama değeri kaydedilmiştir. Elde edilen ölçümlere ek olarak geliştirilen Android yazılımı ile yapılan mikrotesla cinsinden ölçümler yapılmıştır. Bulgular: Konut içerisindeki çevremizde bulunan elektronik cihazların yaydığı manyetik alan laboratuvardan edinilen Emdex II cihazı ile yaygın olarak kullanılan Android işletim sistemine sahip cep telefonu manyetik alan ölçümleri ortalama 0,5 mikrotesla değerine yakın değerler alınmıştır. İkinci metot olan cihazlara yakın mesafeden yapılan ölçüm bulguları yine laboratuvardan alınan Emdex II ile geliştirilen Android yazılımından birçok cihazdan yakın değerler alındığı bulunmuştur. Sonuç: Birçok insanın ulaşması mümkün olmayan kullanımı zor olan Emdex II ile manyetik alan ölçümü yerine, toplumun çoğunun kolaylıkla ulaşabileceği bir cihaz olan Android telefonlar ile ölçüm yapmak, çok kolay ve ulaşılabilir olacaktır. Bu çalışmada, konutlarda elektromanyetik alanların analizi için yöntem geliştirilmiştir. İnsanların ellerindeki cep telefonunu bir ölçüm cihazına çeviren bu çalışma, istenilen her yerde ölçüm yapmayı xiimümkün kılmıştır. Geliştirilen Android yazılım sayesinde, çevre sağlığına etkileri olabilecek cihazlardan ne kadar uzak kalınması ve cihazlarının nasıl yerleştirmeleri konusunda yardımcı olacaktır. Yöntemin geçerliliği göstermek için daha farklı konutlarda da çalışma yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Çevremizdeki Manyetik Alan, Konutlarda Manyetik Alan, Manyetik Alan.

Alan ölçüm teknikleriAçık kaynaklı yazılımBilgisayar yazılımları+7
Mehmet Esen
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Prenatal dönemde 900 mhz'lik elektromanyetik alana maruz bırakılmış ratlarda koruyucu kumaşın böbrek morfolojisine etkileri

Elektromanyetik alanın uzun süreli maruzyeti, anne karnından itibaren başlamaktadır. Bu çalışmada en fazla kullanılan cep telefonu frekansı olan 900 MHz tercih edilerek prenatal dönemdeki maruziyetin, yenidoğan yavruların böbrekleri üzerindeki etkisine bakılması ve bu maruziyete karşı tedbir olarak koruyucu kumaş kullanımının etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada 3 gebe sıçandan oluşan 5 grup bulunmaktadır. Bu gruplardan elektromanyetik alan (EMA), EMA+Koruyucu kumaş (EMA+K) grupları gebeliklerinin ilk günlerinden itibaren 900 MHz'lik elektromanyetik alana maruz bırakıldılar. Kontrol, SK(sadece kumaş),Sham grupları ise elektromanyetik alandan uzak tutuldular ve sadece Kontrol grubu sıçan tutuculara yerleştirilmedi. Doğumdan hemen sonra, infantlar sakrifiye edildi ve sağ ve sol böbrek dokuları ayrı ayrı alındı. Yapılan histolojik işlemlerden sonra böbrekte Bowman kapsülü ve glomerül çapı, proksimal tübül iç çapı, korteks ve medulla kalınlığı ile bazal membran devamlılığı Hematoksilen-eozin, Periyodik Asit-Shiff ve Masson's Trikrom boyaları uygulanarak histometrik yöntemlerle belirlendi. Bu çalışmanın sonucunda, EMA grubunda Bowman kapsülü bazal membran devamlılığı EMA+K, Sham, Kontrol ve SK gruplarına göre daha düşük oranda gözlendi. Glomerül çapı, tüm gruplarda benzer oranda bulunurken, EMA grubuna ait böbrek dokularının Bowman kapsülü çapı, diğer deney gruplarının Bowman kapsülü çaplarından daha geniş olduğu bilgisayar ortamında ölçülerek belirlendi.. Bu çalışmanın sonucunda EMA'ya prenatal dönemde maruz kalmış sıçanların böbrek morfolojisinde önemli değişiklikler meydana geldiği belirlenmiştir. Deneyde kullanılan koruyucu kumaşın, elektromanyetik alanın meydana getirdiği hasarı düşürdüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Elektromanyetik alan, böbrek, koruyucu kumaş, histometrik ölçüm

BöbrekElektromanyetik alanlarGebelik+5
Ayşe Gizem Polat
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Skaler alan kozmolojilerde manyetik alan kaynaklı bazı kozmolojik modeller

Bu çalışmada, öncelikle Einstein alan denklemleri, enerji-momentum tensörü ve türleri özetlenmiştir.Daha sonra, Evrenin ilk çağlarında etkin olduğuna inanılan manyetize olmuş skaler alan ve ideal akışkanlı bazı kozmolojik modeller elde edip çözümlerin araştırılması, elde edilen çözümlerin fiziksel ve matematiksel özelliklerinin tartışılması hedeflenmiştir. Bu amaçla; manyetik alan içeren skaler alan ile dolu, homojen fakat anizotrop bir uzay zamanı temsil eden Marder metriği için Einstein alan denklemleri elde edilerek çözümler aranmaktadır. Elde edilen çözümlerin asimptotik davranışları ve fiziksel özellikleri incelenmiş ve sonuçların evrenin evrimine ve evrim işlemleri sırasında karşılaşılan kozmolojik olayları açıklamadaki rolü güncel bilgiler çerçevesinde tartışılmaktadır.

Einstein alan denklemleriElektromanyetik alanlarKlein-Gordon denklemi+6
Kezban Kanmaz
Çanakkale Onsekiz Mart University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deniz ortamı manyetotellürik verilerinin çapra -türev yöntemi ile iki boyutlu ters çözümü

Manyetotellürik yöntem, yer içinin yapısının incelenmesinde en çok kullanılan yöntemlerden biridir. Yöntemin kolay uygulanabilirliği, son yıllarda deniz ortamında yapılan çalışmalarda da kullanılmasını yaygınlaştırmıştır. Manyetotellürik verilerin 2B ters çözümü kötü-durumludur ve düzgünleştiricili yöntemler kullanılarak çözülebilir. Bu çalışmada manyetotellürik verilerin 2B ters çözümü için bir algoritma geliştirilmiştir.Manyetotellürik yöntemde ölçülen büyüklükler, denizel ve karasal ortamlar için farklı karakterdedir. Deniz ve karasal ortam için MT tepkileri hesaplanmış ve iki durum arasındaki farklılığın sebepleri belirlenmiştir. Manyetotellürik tepkiyi etkileyen topoğrafya ve kıyı etkisi gibi faktörler açıklanmıştır. Denizel ortamın, veri üzerindeki etkisini gösterebilmek amacıyla, ters çözüm işlemine batimetrinin dahil edilmesi gerektiği gösterilmiştir.Doğrusal olmayan ters çözüm probleminde eşlenik türev (CG) algoritması kullanılmıştır. Geliştirilen algoritmada, farklı durağanlaştırıcı tanımlarının manyetotellürik yöntemin ters çözümünde kullanılabilirlikleri karşılaştırılmıştır.Manyetotellürik verilerin ters çözümü için birleşik ters çözüm algoritması geliştirilmiştir. Geliştirilen algoritmada, aynı jeoloji için farklı sonuçlar üretebilen TE ve TM modu verileri, iki farklı yöntem verisi olarak kabul edilip, birleşik ters çözüm işlemine sokulmuşlardır. Uygulanan birleşik ters çözüm işleminin temelinde, bu iki veri tipini sağlayan yer modellerinin geometrik olarak benzer olması kuralı yatmaktadır. Bu benzerliği sağlamak amacıyla birleşik ters çözüm algoritmasında çapraz-türev yöntemi kullanılmıştır.Geliştirilen algoritma, yapay veriler üzerinde denenmiş ve manyetotellürik 2B ters çözümde kullanılabilir olduğu gösterilmiştir. Sonuçlar ayrıca, TE ve TM modu verilerinin, çapraz türev yöntemiyle birleşik ters çözüme sokulduğunda, ayrı ayrı sokuldukları duruma göre birbirlerine daha çok benzeyen modeller ürettiği ve yeraltının yorumlanması aşamasında faydalı yapısal bilgiler sağladığı gösterilmiştir.

Elektrik alanlarıElektromanyetik alanlarJeoelektromanyetik analiz+7
Tuğrul Konuk
Çanakkale Onsekiz Mart University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diz osteoartritinde yüksek yoğunluklu lazer ve pulse elektromanyetik alan tedavisinin klinik ve sonografik parametreler üzerine etkinliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmayı diz osteoartritinde yüksek yoğunluklu lazer (HILT) ve pulse elektromanyetik alan (PEMA) tedavisinin klinik ve sonografik parametreler üzerine etkinliğini belirlemek ve karşılaştırmak amacıyla yaptık. Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniklerine başvuran bilateral primer diz osteoartriti tanısı konulmuş 40-75 yaş arası 88 hasta alındı. Birinci grup 30 hastaya 2 hafta boyunca haftada 5 gün toplam 10 seans HILT, ikinci grup 30 hastaya yine 2 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 10 seans PEMA tedavisi uygulandı. 28 hasta kontrol grubu olarak değerlendirildi. Her 3 gruba da 20 dakika hotpack ve diz eklem hareket açıklığı, germe, güçlendirme egzersizlerini içeren ev egzersiz programı verildi. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS (Vizüel Analog Skala), WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index), Lequesne algofonksiyonel diz indeksi ve ultrasonografi ile diz femoral kıkırdak kalınlığı (medial, lateral ve interkondiler) ölçülerek değerlendirildi. Gruplar arasında demografik veriler açısından istatistiksel anlamlı fark yoktu. Tüm gruplarda tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS skoru, WOMAC ağrı ve WOMAC toplam puanlarında istatistiksel olarak anlamlı düşüşler ve her iki dizde kıkırdak kalınlığı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artışlar saptadık. WOMAC sertlik puanlarında hiçbir grupta istatistiksel olarak anlamlı düşüş olmadı. Grup zaman interaksiyon değerlerine bakıldığında WOMAC fiziksel fonksiyon puanı, Lequesne algofonksiyonel diz indeksi skoru ve sol diz medial femoral kondil değerlerinde HILT ve PEMA grubunda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptadık. Ancak HILT ve PEMA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuçta HILT ve PEMA tedavisinin diz osteoartritinde ağrıyı azalttığı, fiziksel fonksiyonu iyileştirdiği ve kıkırdak rejenerasyonunu artırdığı fakat birbirlerine üstünlükleri olmadığını tespit ettik. Çalışmamızın sonuçları diz osteoartriti tedavisinde yol gösterici olabilir ancak bu konuda daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Diz Osteoartriti, Lazer, Manyetik Alan, Femoral Kıkırdak Kalınlığı

Elektromanyetik alanlarFemurKıkırdak+3
Fatih Ulu
Gaziantep University
2021
00
DoktoraAçık ErişimEN

Computation of electromagnetic fields scattered by cylindrical targets buried in a medium with a periodic surface

Electromagnetic scattering from a two dimensional, cylindrical, and dielectric object of arbitrary cross-section buried in a lossy dielectric half-space having a periodically rough surface is investigated by a new numerical method. The method is outlined for TMz (horizontally) polarized incident wave.The basis of the new solution technique is that if a target is close to the surface, the electromagnetic fields will be nearly identical to that without the target, except within the region of finite extent near the target. Thus, the current on the surface will be affected only in a finite portion of the surface near the target. The electric field integral equations (EFIEs) for the equivalent currents on the target and the perturbation equivalent currents (the difference currents with target present and with target absent) on the surface are obtained by using this approach and solved by the Method of Moment (MoM) in frequency domain. Then, inverse Fourier transform is utilized to get the time domain signals. The short-pulse scattering results is used to investigate the effects of multipath.

ElectromagneticElectromagnetic fieldsElectromagnetic waves+1
Senem Makal
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Trafo merkezlerinde manyetik alan maruziyetleri üzerine bir inceleme

Artan enerji ihtiyacı ile sayıları gün geçtikte artan ve enerji iletim sisteminin kalbi olarak görülen trafo merkezlerinde görev yapan işletme teknisyenleri işleri gereği manyetik alana maruz kalmaktadırlar. Bu çalışmada, Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde 31 farklı "154kV/34,5kV" trafo merkezinde manyetik alan ölçümü yapılarak çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısından maruziyetleri değerlendirilmiştir. Ölçümler düşük frekansta ölçüm yapan TENMARS TM-192D Üç Eksenli Manyetik Alan Ölçer cihazı ile çalışanların yaptıkları farklı görevler için bulundukları noktalarda yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar ölçüm noktalarına göre kategorize edilmiş olup, ölçüm sırasında trafo merkezindeki anlık yük durumu da göz önüne alınarak trafo merkezleri arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. Karşılaştırma sonuçları ile ulusal ve uluslararası düzenlemelerle belirlenen limit değerler ışığında trafo merkezi işletme teknisyenleri için yüksek maruziyet teşkil eden bölgeler tespit edilmiştir. Ölçümler sonucunda en yüksek maruziyet değerinin eski tip trafo merkezlerinin kapalı şalt hücre önlerinde olduğu görülmüş olup buradaki en büyük etkenin sistem ile personel arasındaki kısa mesafe olduğu tespit edilmiştir. Manyetik alan maruziyetinin azaltılması için, gelişen teknolojinin sağladığı imkanlar dahilinde işletme teknisyenlerinin tüm işlemleri uzaktan kontrol sistemleri ile kumanda odasından yapması faydalı olacaktır.

Elektromanyetik alanlar
Umut Çetin Sağdıçoğlu
Çankaya University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deneysel diyabette pulslu elektromanyetik alanın antioksidan etkileri

ÖZET DENEYSEL DİYABETTE PULSLU ELEKTROMANYETİK ALANIN ANTİOKSİDAN ETKİLERİ Hafiza GÖZEN Yükseklisans Tezi Biyofizik Anabilimdalı Tez danışmanı : Doç. Dr. Can Demirel Haziran 2014 Deneysel diyabet modelinde pulslu elektromanyetik alanın (PEMA) koruyucu etkileri oksidatif/ nitrozatif stres parametreleriyle incelenmiştir. Bu amaçla, deney protokolüne uygun olarak, sıçanlar rastgele kontrol (K; n=8), sham (SPEMA; n=8), diyabet (D; n=8), diyabet+PEMA (D+PEMA; n=8) olmak üzere toplam 4 gruba bölünmüştür. PEMA uygulaması diyabet tanısı konduktan sonra başlayıp günlük 60 dakika olmak üzere 4 hafta D+PEMA grubuna uygulanmıştır. Elde edilen kandan ve karaciğer dokusundan antioksidan parametrelerden Total Thiol-SH , Glutatyon (GSH), Süperoksit Dismutaz (SOD), Katalaz (CAT), Total antioksidan düzeyi (TAS), oksidan parametrelerden Nitrik Oksit (NO), Malondialdehid (MDA), Miyeloperoksizdaz (MPO), Total Oksidan Düzeyi (TOS) ölçümleri yapılmıştır. TOS/TAS oranından Oxidative Stress İndex (OSİ)'i elde edilmiştir. K grubuna göre SPEMA ve D gruplarında MPO, MDA, NO ve TOS seviyelerindeki artma ile SOD ve TAS seviyelerindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0.05). D+PEMA grubunda MPO, MDA, SOD, NO ve TAS seviyelerinin K grubu seviyesine yaklaştığı saptandı. D+PEMA grubunda TOS düzeyindeki artma diğer gruplarla anlamlı farklılık yaratmamıştır. GSH seviyesinin kontrol grubuna göre SPEMA, D ve D+PEMA grubunda düştüğü görüldü (P<0.05). Thiol-SH ve CAT seviyeleri incelendiğinde gruplararasında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. SPEMA ve D grupları OSİ oranına göre karşılaştırıldığında, bu gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Birbirine benzer oranlar K ve D+PEMA grupları karşılaştırıldığında da elde edilmiştir. PEMA'nın TAS, TOS, OSİ, MDA, NO, MPO, SOD ve GSH parametrelerinde etkin olduğunu ve diyabete bağlı hasarda düzenleyici rolünü oksidatif stresi azaltıp antioksidanların artışını destekleyerek ortaya çıkardığını düşünmekteyiz. Çalışmamızın PEMA'nın, diyabet ve komplikasyonlarına yönelik non-invaziv bir tedavi seçeneği olarak daha kapsamlı araştırmalara katkıda bulunacağını umuyoruz. Anahtar kelimeler: antioksidanlar, diyabet, oksidatif stress, serbest radikaller, PEMA.

AntioksidanlarDiabetes mellitus-deneyselElektromanyetik alanlar+2
Hafiza Gözen
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sıçanlarda cep telefonu maruziyetinin testis morfolojisine olan etkilerinin stereolojik yöntem kullanılarak araştırılması

Cep telefonlarının (CT) oluşturduğu elektromanyetik enerji dokular üzerinde ısısal, ısısal olmayan, genetik ve kanserojenik etkiler ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada, cep telefonlarından yayılan elektromanyetik alanın (EMA), sıçanların testis morfolojisine olan etkilerinin stereolojik teknikler kullanılarak değerlendirilmesi amaçlandı. Ayrıca, üreme fonksiyonları ile ilişkili hormonal parametreler ile serum demir parametreleri de değerlendirildi. Çalışmada otuziki erkek Wistar albino sıçan (8-10 haftalık, 200±20 g) kullanıldı. Sıçanlar; Kontrol (K, n=8), Sham (S, n=8, 12 saat/gün), cep telefonu Konuşma (KO, n=8, 2 saat/gün) ve cep telefonu Bekleme (BEK, n=8, 12 saat/gün) olmak üzere randomize olarak dört gruba ayrıldı. Deney süresi bütün gruplar için 10 hafta idi. Testisin morfometrik ölçümleri bilgisayar destekli stereoloji analiz sistemi yardımıyla değerlendirildi. EMA'a maruz kalan grupların ortalama testis ve vücut ağırlıklarının K ve S gruplarına göre azaldığı belirlendi (p<0,05). Konuşma ve BEK gruplarının testis hacimlerinin K ve S gruplarına göre azaldığı görüldü (p<0,05). EMA'a maruz kalan gruplarda, K ve S gruplarına göre, interstisyel doku hacim oranlarının arttığı, tübüler doku hacim oranlarının azaldığı tespit edildi (p<0,05). EMA'na maruz kalan grupların tübüler doku hacmi ve testis parankim hacimlerinin azaldığı belirlendi (p<0,05). Kontrol ve S gruplarına göre, EMA'a maruz kalan gruplarda ortalama seminifer tübül çapı ve germinal epitel yüksekliğinde anlamlı bir azalma gözlendi (p<0,05). Deney gruplarında, testiste gelişen dejenerasyonun özellikle germinal epiteldeki hasar sonucunda oluştuğu görüldü. Konuşma ve BEK gruplarında, kortizol seviyelerinde anlamlı bir artış, doymamış demir bağlama kapasitesi ile toplam demir bağlama kapasitesinde ise anlamlı bir azalma tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak, cep telefonlarının oluşturduğu elektromanyetik alan stresi, germinal epitel dokusunu olumsuz etkileyerek testiste morfolojik ve histolojik değişikliklere neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Cavalieri prensibi, Cep telefonu, Germinal epitel, Elektromanyetik alan, Stereoloji, Testis morfolojisi

Cavalieri prensibiCep telefonuElektromanyetik alanlar+3
Murat Çetkin
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Boş uzaydaki homojen olmayan insansı bünyeye sahip dielektrik cisimden elektromanyetik saçılma

Günümüzde elektromanyetik saçılma problemleri savunma sanayii, tıp ve daha birçok alanda geniş yer bulmaktadır. Saçılma problemlerini temel alan genel mühendislik konuları kullanılmak üzere olan alanlardaki ihtiyaçlara göre geliştirilmiştir. Bu konuların çözümleri analitik ve sayısal yöntemler kullanılarak elde edilmektedir. Pratik problemlerin tam çözümü analitik yöntemler ile çoğu zaman elde edilememektedir. Bu yüzden bilgisayarların varlığının oluşturduğu kolaylık ile sayısal yöntemler değer kazanmıştır. Bu tez çalışmasında, düzlemsel dalgalar ile aydınlatılan boş uzayda yer alan bir homojen dielektrik cisimden saçılan elektrik alan değerlerinin hesaplanması amaçlanmıştır. Ancak uygulanılan yöntem kolaylıkla homojen olmayan cisimlerden saçılma problemlerine genişletilebilir. Maxwell denklemlerinden Lorentz koşulu altında dyadik Green fonksiyonları yardımıyla elektrik alan integral denklemi (EAİD) elde edilmiştir. Elde edilen elektrik alan integral denkleminde gözlem noktası kaynak noktası ile aynı olduğu durumda üçüncü derece tekillikler (hesaplanması zor noktalar) söz konusudur. Bu çalışmada Green fonksiyonlarından kaynaklanan tekilliklerin çözümü asal değer integralleri kullanılarak yapılmıştır. Asal değer integrali tanımının temel; kaynak noktasının bulunduğu alanın çok küçük hacim olarak ifade edilmesi ve integral sınırlarının bu hacme göre ifade edilmesi ile başlar. Çok küçük hacmin integral sınırları ile çözümlenmesi sonucunda asal değer integralinin çözümüne ulaşılır. Bu çözüm sonucunda ilgili hacmin ortaya çıkarttığı katkı ile oluşan yapının çözümü moment yöntemi (MoM) ile elde edilmiştir. Moment yöntemi ile ayrıklaştırılmış problem sayısal olarak çözüme uygun hale gelmiştir. Modellenen problem bir denklem sistemi oluşturur. Bu denklem sistemi MATLABTM ile kodlanarak çözülmüştür. Bu sayede insan hatalarından kaçınılmış ve sonuca en yaklaşık değerler elde edilmiştir. Çözüm için fiziksel problem küplere modellenmiş ve her küpün içindeki elektrik alanın sabit olduğu kabul edilmiştir. Saçıcı cisim olarak iki model oluşturulmuştur. Bu modeller insansı bir bünyeye benzetilmek üzere seçilmiş geometrik yapılardan ibarettir. İlk örnekte silindir bir blok üzerine yarıçapı silindirden daha küçük olacak şekilde küre, ikinci örnekte ise dikdörtgenler prizmasının üzerine teğet olacak şekilde ve prizmanın kısa kenarına eşit çapa sahip bir küre model olarak seçilmiştir. Her iki modelinde eşit cisim eksen boylarına sahip iken 100,300,500,700 MHz frekanslarda dalga iletilmiştir. İletilen bu dalgaların dielektrik cisimler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bir diğer uygulamada ise farklı cisim eksen boylarında sahip (35,44,50, 55 ve 100 santimetre) ve aynı dielektrik sabitinde modeller oluşturulmuştur. Bu modellerde ise aynı frekans değerlerine sahip dalgalar iletilmiştir. Bu uygulamada ise örneklenen dielektrik cismin farklı hacim/eksen boyu değerlerine sahip iken oluşacak elektrik alan değerleri arasındaki ilişki gözlemlenmiştir. Son olarak yapılan uygulamada ise aynı geometriye sahip ancak farklı dielektrik sabitine sahip cisimlere aynı frekans değerlerindeki dalgalar iletilmiş ancak farklı dielektrik sabiti değerleri uygulanmıştır. Bu son uygulamada ise dielektrik sabiti ve elektrik alan arasındaki oran gözlemlenmiştir. Elde edilen bu sonuçlar neticesinde; elektrik alan-frekans, elektrik alan-dielektrik cisim hacmi ve elektrik alan-dielektrik sabiti arasındaki ilişki incelenmiştir.

Elektromanyetik alanlarElektromanyetik dalgalarElektromanyetik saçılma+2
Emirhan Demir
Bursa Technical University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elektromanyetik alanların insan sağlığı üzerindeki zararlı etkileri

Çalışmanın temel amacı uzun süreli elektromagnetik alanlara maruz kalan kişilerin sağlıkla ilgili problemlerini saptamaktır. Bu amaçla iki farklı grup üzerinde anket çalışması yapıldı. Birinci gurupta yüksek gerilim hatlarına (trafo) yakın ve uzak yerlerde oturan 1128 kişi ile, ikinci grupta ise mesleklerinden dolayı 380 kV ve daha az gerilime maruz kalan 196 kişi ile anket yapılmıştır. Uygulanan ankete verilen yanıtlar, bir ?tablolama? programı olan (MS Excell) ile analiz edilmiş ve sonuçlar tablolar halinde sunulmuştur.

Elektromanyetik alanlarİnsan sağlığı
Sevinç Düzgün
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Uzun süreli cep telefonu kullanımının testis histopatolojisi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada cep telefonunun yaydığı düşük yoğunluklu elektromanyetik dalgaların sıçan testisleri üzerinde histopatolojik ve ultrastrüktürel anlamda değişikliklere yol açıp açmadığını araştırmayı amaçladık.Yöntem ve Gereçler: Deneylerde Wistar Kyoto cinsi (200-300 g) erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar kontrol ve elektromanyetik alana maruz bırakılan grup olmak üzere iki gruba ayrıldı. Kontrol grubunda yer alan 15 adet sıçanın bulunduğu kafeslere SAR değeri 1,58 olan 2 adet, deney grubunda yer alan 30 sıçanın bulunduğu kafeslere SAR değeri 1,58 olan 4 adet cep telefonu yerleştirildi. Kontrol grubundaki sıçanların kafesindeki cep telefonları kapalı halde tutuldu. Çalışma grubundaki sıçanların kafeslerine yerleştirilen cep telefonları ise haftanın yedi günü aktif halde tutuldu. Üçüncü ayın sonunda sıçanlar isofloran anestezisi altında sakrifiye edilerek testisleri alındı. Hem kontrol hem de deney grubunda çıkarılan testis ağırlıkları hassas terazi ile tartıldı. Her sıçanın testisinin bir yarısı histopatolojik inceleme için diğer yarısı ise elektron mikroskopik incelemesi için ayrıldı. Histopatolojik inceleme amacıyla oluşturulan her bir kesitte 50 adet seminifer tübül Johnsen skorlama sistemine göre randomize skorlandı. Yine her kesitte 10 adet seminifer tübül çapı randomize olarak ölçüldü. Seminifer tübül çapları ve testis ağırlıkları parametrik olmayan Mann Whitney U testi ile karşılaştırıldı. Johnsen skorlarının kontrol ve çalışma gruplarında benzer şekilde dağılıp-dağılmadığını test etmede Ki kare testi kullanıldı.Bulgular: Elektromanyetik alana maruz bırakılan ve bırakılmayan gruplarda testis ağırlıkları, seminifer tübül çapları ve Johnsen skorlarının histopatolojik incelemesinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Ancak yapılan elektron mikroskopi incelemede çalışma grubundaki testislerdeki membrana propria kalınlığında ve kollajen lif miktarında artış, kapiller damarlarda genişleme gözlendi. Sertoli hücrelerinin sitoplazması içerisinde yaygın vakuolizasyon, elektron dens yapılarda artış ve iri lipit damlacıklarının varlığı dikkat çekici bulgulardandı.Sonuç: Uzun süreli elektromanyetik alana maruz bırakılan sıçanların histopatolojik incelemesinde testis ağırlıkları, seminifer tübül çapları ve Johnsen skorlarında anlamlı bir değişiklik görülmemiş olup, yapılan ultrastrüktürel incelemede testislerdeki membrana propria kalınlığında ve kollajen lif miktarında artış, kapiller damarlarda genişleme ve Sertoli hücre sitoplazmasında yaygın vakuolizasyon saptanmıştır. Ultrastrüktürel incelemede meydana gelen değişikliklerin kliniğe yansıyacak etkilerinin anlaşılabilmesi için daha uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Sözcükler: Cep telefonu, sıçan testisi, elektromanyetik alan

Cep telefonuElektromanyetik alanlarHistopatoloji+2
Serkan Çelik
Çukurova University
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

900-1800 MHz radyofrekans elektromanyetik alanın (RF-EMA) insan fetal hücre kültürlerinde kromozomlar üzerine etkileri

Günümüzde, cep telefonu kullanımındaki artış ve bununla ilişkili olarak yaygınlaşan baz istasyonları, radyofrekans elektromanyetik alan (RF-EMA) kaynaklarını oluşturmaktadır. Bununla birlikte, hızla gelişen teknolojik araçlar da insanların, RF kaynaklarına maruziyetini de artırmıştır. Kamuoyunda, cep telefonu kaynaklı RF-EMA'nın insan sağlığı üzerine muhtemel zararlı etkileri hakkında endişeye neden olmuştur. Bu nedenle çalışmamızda; amniyotik hücreler, invitro kültür ortamında RF-EMA'nın etkisine maruz bırakılarak kromozomlardaki değişimleri araştırıldı. Bunun için; fetal hücreler 900 ve 1800 MHz RF-EMA'ya 3, 6 ve 12 saatlik sürelerle maruz bırakıldı. Kültür süreci sonunda elde edilen hücrelerdeki kromozomlar analiz edildi. Çalışmamızın sonucunda; hücrelerde RF-EMA'nın ısı etkisi dışındaki etkilerin, kromozomların kondensasyonunda gecikmelere, bozulmalara ve kromozom kırılganlığına yol açaçak yapısal hasarlara neden olduğu bulundu. 1800 MHz frekansın, 900 MHz'a oranla 6 saatlik gruplar arasında anlamlı bir farkın olduğu (p=0.0001), diğer gruplar arasında ise anlamlı bir farkın olmadığı bulundu. Sonuç olarak çalışmamızda; RF-EMA'nın, bölünen hücrelerde kromozomların normal oluşumunda gecikmeye ve yapısal hasara neden olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, cep telefonlarının kromozomlar üzerinde zararlı etkiye sahip olma potansiyeli taşıdığını ve bu zararlı etkinin maruz kalma süresi ile arttığını söyleyebiliriz.

Elektromanyetik alanlarFetüsHücre kültürü+2
İnayet Nur Uslu
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi'nin elekromanyetik alan haritasının çıkarılması ve sağlık çalışanlarında olası sağlık etkilerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Dünyamızda giderek artan teknoloji kullanımı gündelik yaşamı ve çalışma yaşamını kolaylaştırmakla birlikte, teknolojinin ortaya çıkarabileceği sağlık sorunları çok açık değildir. Bilimsel ve teknolojik devrimin bir sonucu olarak ve sağladıkları yaşam kolaylıkları nedeniyle yaşantımızda kalıcı yer edinen elektrikli cihazlar ve haberleşme araçları faydaları yanında zararlı etkilere de sahiptir. Bu araştırma ile Balcalı Hastanesinin elektromanyetik alan yükünün ölçülmesi ve sağlık çalışanlarının elektronik tıbbi cihaz kullanımı nedenli hastalık ve yakınma durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma; Balcalı Hastanesi çalışanlarının elektromanyetik alanlara maruziyet sonucunda sağlık durumlarını belirlemek amacıyla yapılan tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmaya 259 çalışan katıldı. Araştırmada veri toplama aracı olarak çalışanların sosyodemografik özellikleri, tanısı konmuş hastalıkları ve yakınmaları sorgulandı. Hastanenin elektromanyetik alan değerleri F.W. Bell 5080 Gauss/Tesla metre kullanılarak ölçüldü. İstatistiksel değerlendirmeler için SPSS 20 for Windows paket programı, istatistiksel analiz olarak ki-kare testi, t testi, ANOVA testi, Mann-Whitney U test kullanıldı ve p değerinin <0,05 olması anlamlı olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışanlarelektromanyetik alanlara maruz kalan grup ve kontrol grubu olarak ayrıldığında aralarında hastalık ve yakınma durumu açısından fark yoktur. Ancak toplam çalışma süreleri de dahil edilerek hesaplanan Total Risk Skoru arttıkça çalışanlarda hipertansiyon, allerjik hastalık ve akciğer hastalığı ile halsizlik, sinirlilik, yorgunluk, unutkanlık, kulak rahatsızlığı, işitme bozukluğu, mide rahatsızlığı, çarpıntı ve nefes darlığı yakınmaları artmaktadır. Sonuç: Araştırmanın sonuçları genel olarak literatürde yer alan elektromanyetik alan ölçüm değerleri ve sağlık etkileri ile benzerdir. Hastane yönetimine, araştırmanın sonuçları bildirilerek, gerekli koruyucu ve önleyici önlemlerin alınması konusunda tavsiyelerde bulunulmuş, ayrıca hastalık ve yakınması olan bireylerin ve çalışma koşullarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi ile gerekirse yeni düzenlemeler yapılmasının uygun olacağı bildirilmiştir.

Elektromanyetik alanlarHaritalamaHastaneler-üniversite+3
Mehmet Gökdeniz
Çukurova University
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fetal dönemde düşük frekanslı (50 HZ) elektromanyetik alan maruziyetinin yetişkin dönemdeki anksiyete davranışı ve anksiyete ilişkili genler üzerine olan etkisinin incelenmesi

Çalışmada amacımız gebelik döneminde maruz kalınan pulslu elektromanyetik alanın, yavruların adolesan dönemlerindeki davranışlarına ve hipokampüs dokusunda anksiyete ilişkili genlere olan etkilerini moleküler açıdan değerlendirmektir. Deneyimiz gebe sıçanlardan ve gebe sıçanlardan doğan yavru gruplardan oluşturulmuştur. Gebe gruplar; birinci, ikinci ve üçüncü gebelik haftası boyunca pulslu elektromanyetik alana maruz kalan gruplar ve her üç grup için kontrol gebe gruplarından oluşturulmuştur. Gebe sıçanlardan doğan yavrulardan oluşturulan gruplar ise gebelik süresi boyunca pulslu elektromanyetik alana maruz kalan gebelerden doğan yavru dişi ve erkek gruplar ve aynı grupların hiçbir maruziyeti olmayan kontrol gruplarını içermektedir. Yavruların anksiyete benzeri davranılarının değerlendirilmesi için yükseltilmiş artı labirent testi uygulanmıştır. Sonrasında tüm grupların hipokampüs dokularından RNA izolasyonları gerçekleştirilip, gen ekspresyonları değerlendirilmiştir. Gen ifadesinde anlamlı bir artış saptanan BDNF geninin ise western blot yöntemi ile protein ifadesi de değerlendirilmiştir. BDNF gen ifadesi için her iki grupta da gen ekspresyonuna paralel şekilde protein ifadesinde de artış gözlenmiştir. Pulslu elektromanyetik alana maruz bırakılan gebelerden doğan erkek grupta, yükseltilmiş artı labirent testinde anksiyete benzeri davranışlar gözlemlenmiştir. Moleküler düzeyde ise aynı grupta; 5-HT1A, fos, Dopamin D1 reseptörü, Grin1, Grin2a, Grin2d, Adora1 ve Adora2a genlerinin ifadelerinde baskılanma, yalnızca BDNF gen ifadesinde artış gözlenmiştir. Çalışmamızın sonuçları; elektromanyetik alan maruziyetinin gebelikte dikkat edilmesi gereken bir unsur olduğunu, elektromanyetik alana maruz kalan annelerin çocuklarının anksiyeteye daha duyarlı olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: BDNF, pulslu elektromanyetik alan, western blot, yükseltilmiş artı labirent

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıElektromanyetik alanlar+4
Hale Öksüz
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pulslu elektromanyetik alanın sıçan kas dokusu iskemi reperfüzyon hasarına etkisi

Giriş ve Amaç: iskemi, bir dokuya gelen kan akıĢının azalması veya durması olarak tariflenir. Reperfüzyon ise dokuya tekrar kan akıĢı sağlanmasına verilen isimdir. Dokulara gelen kan akımındaki bu değiĢiklikler, dokuda bir hasar bırakır. Bu hasar; oluĢan iskeminin nedenine, süresine ve Ģiddetine, ayrıca reperfüzyona bağlı olarak geliĢmektedir. OluĢan bu hasara iskemi reperfüzyon(Ġ-R) hasarı adı verilir. Ġ-R hasarı birçok mekanizmanın eĢlik ettiği kompleks bir patofizyolojik süreci barındırmakla birlikte, bu mekanizmaların aydınlatılması, hasarın önüne geçebilecek çözümler için bir arayıĢ doğurmuĢtur. Cerrahi ve farmakolojik olarak çok sayıda çalıĢma yapılmasına rağmen, Ġ-R hasarını geri döndürebilecek güvenli bir tedavi günümüzde halen bulunamamıĢtır. Pulslu elektromanyetik alan (PEMA) tedavisi, uzun yıllardır kullanılan, baĢta kemik iyileĢmesi olmak üzere yara iyileĢmesi, doku rejenerasyonu ve antiinflamatuar özellikleri kanıtlanmıĢ bir tedavi modalitesidir. ÇalıĢmamız, sıçan alt ekstremitesinde oluĢturulan Ġ-R hasarı sonrası PEMA uygulamasının iskelet kasındaki hasara olan etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: YaĢları 4-6 ay arasında olan, baĢlangıç ağırlıkları 250-350 g arasında değiĢen 40 adet Wistar-Albino türü erkek sıçan, 4 farklı gruba ayrıldı. Grup 1, kontrol grubu olup hiçbir uygulama yapılmamıĢtır (n=10). Grup 2, 3 ve 4'teki sıçanların alt ekstremitelerinde hindlimb iskemi yöntemine uygun olarak femoral arter-ven sistemindeki kan akıĢı mikroklipsler ile durdurularak 4 saat iskemi oluĢturulmuĢtur. 4 saat sonra reperfüzyon sağlanmıĢtır. Grup 2'ye herhangi bir tedavi uygulanmamıĢtır (n=10). Grup 3'te Ġ-R hasarı oluĢturulduktan sonra 30 gün boyunca günde 1 saat PEMA tedavisi uygulanmıĢtır (n=10). Grup 4'te Ġ-R hasarı oluĢturulduktan sonra 30 gün boyunca günde 2 saat PEMA tedavisi uygulanmıĢtır (n=10). 30 gün sonra sıçanların alt ekstremiteleri makroskopik olarak Ġskemi Skoru ile değerlendirilmiĢtir. Kuyruk veninden indosiyanin yeĢili (ICG) uygulaması sonrası SPY cihazı ile alt ekstremite perfüzyonu görüntülenmiĢ ve haritalanmıĢtır. Değerlendirme sonrası sıçanlar sakrifiye edilerek gastroknemius kaslarından örnekler alınmıĢtır. Alınan örnekler ıĢık mikroskobu ve elektron mikroskobunda incelenmiĢtir. Ayrıca kas fonksiyonlarını biyofiziksel olarak incelemek için izole organ banyosuna alınarak kasların izometrik kasılma güçleri değerlendirilmiĢtir. Bulgular: Ġskemi Skoru'na göre yapılan makroskopik değerlendirme sonucu tüm gruplar Normal olarak değerlendirilmiĢtir. SPY cihazında yapılan görüntülemelerde yüzdesel olarak haritalandırma yapıldığında Grup 3 ve Grup 4'teki perfüzyonun Grup 2'den daha iyi olduğu, Grup 1'e benzediği izlendi. IĢık mikroskobunda lökosit yoğunluğunun, Grup 3 ve Grup 4'te azaldığı, bu gruplar arasındaki karĢılaĢtırmada Grup 3'teki azalmanın daha çok olduğu izlendi. Lenfosit yoğunluğunun Ġ-R oluĢturulan tüm gruplarda arttığı izlendi. Neovaskülarizasyon kapiller yoğunluğu ile değerlendirilmiĢ olup, PEMA uygulanan Grup 3 ve Grup 4'te anlamlı derecede arttığı gözlenmiĢtir. Elektron mikroskobunda yapılan incelemede Grup 3 ve Grup 4'teki kas dejenerasyonlarında geri dönüĢ olduğu gözlenmiĢ olup, Grup 4'teki morfolojinin Grup 1 ile benzer olduğu izlenmiĢtir. Ġzometrik kas kasılması değerlendirmesinde kasılma XI kuvvetleri karĢılaĢtırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark izlendi (p<0.01). Grup 1 ve Grup 4 benzer kuvvetlere sahip olarak izlendi. Kasılma süreleri karĢılaĢtırıldığında gruplar arasında anlamlı farklılık izlendi (p<0.024). GevĢeme süreleri arasında ise istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi. Sonuçlar: Literatürde PEMA uygulamasının etkileri üzerine birçok çalıĢma mevcut olup, baĢta kemik olmak üzere dokuların iyileĢmesi ve antiinflamatuar etkileri gösterilmiĢtir. Fakat Ġ-R hasarı üzerine yapılmıĢ az sayıda çalıĢma olması ve bu çalıĢmalarda Ġ-R hasarı sonrasındaki fonksiyon kaybının değerlendirilmemesi, bizim çalıĢmamızı farklı kılmaktadır. PEMA uygulaması, Ġ-R hasarı mekanizmasında yer alan birçok yolak üzerinde etkisi olması, hasar oluĢtuktan sonraki iyileĢme sürecinde hızlandırıcı etkileri olması ve sistemik yan etkilerinin olmaması nedeniyle tedavi seçeneği olarak değerlendirilebilir. Ayrıca Ġ-R hasarı sonrası iskelet kasında geliĢen güç kaybının restore edilmesinde etkili olması, PEMA tedavisini diğer tüm tedavi modalitelerinden farklı bir yere taĢımaktadır.

Alt ekstremiteElektromanyetik alanlarHayvan deneyleri+6
Ahmet Umut Yuvacı
Çukurova University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğunun prevelansı ve elektromanyetik alan ile ilişkisi

Giriş ve Amaç: Tüm dünyada her yaş grubundan insan elektronik dijital cihazları hem mesleki hem de eğlence amaçlı kullanmaktadır. Hayatımızı kolaylaştıran bu cihazlar yanlış kullanıldığında insan sağlığına zarar verebilmektedir. Bu nedenle, küresel dijitalleşme radyasyonun sağlık üzerine etkilerini yeniden gündeme getirmiş ve bu konuda birçok araştırma yapılmıştır. Evde ve işte kullandığımız birçok cihaz non-iyonize radyasyon olan 'Düşük frekanslı ve yüksek frekanslı elektromanyetik alanlardan oluşmaktadır. Düşük frekanslı elektromanyetik alana maruziyet sonrası baş ağrısı, bulantı, kaslarda kasılma, gözlerde ışıksız ortamda ışık görme (retinal fosfen) başta olmak üzere görme ile ilgili birçok hassasiyetler ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle elektromanyetik alana maruziyet sonrası oluşabilecek sağlık etkilerinden korunmak için ülkeler kendi ulusal standartlarını belirlemişlerdir. Dijital göz yorgunluğu sendromu (CVS) da gözlerde sulanma, yanma, batma, kuruluk hissi, ışık çakması ve baş ağrısı gibi benzer semptomları tanımlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinin farklı anabilim dallarında çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğu sendromunun prevalansını belirlemek ve elektromanyetik alan (EMA) ile ilişkisini saptamaktır. Materyal ve Metod: Bu çalışma kesitsel niteliktedir, hastanenin farklı departmanlarında çalışan 143 sekretere ulaşılmıştır. Bireylere Computer vision syndrome questionnaire (CVS-Q) ölçeği, Oculer Surface Disease İndex (OSDI) ölçeği, Cornell Kas İskelet Sistemi Anketi de uygulandı. Sekreterlerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları Düşük frekanslı manyetik alan ölçümleri 6010 Gauss/Teslametre cihazla, yüksek frekanslı manyetik alan ölçümleri Narda NBM-520 cihazla ölçüldü. Ortamın ışık şiddeti de LX-1102 Cihazla ölçüldü ve sonra göz muayeneleri yapıldı. Her sekreter dijital göz yorgunluğu sendromu açısından göz doktorları tarafından değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 143 kişinin yaş ortalaması 39.61 yıldır. Katılımcıların %25,2'si erkek, %74,8'i kadındır. Katılımcıların CVS-Q ölçeği sonucuna göre %83.9'unda dijital göz yorgunluğu sendromu olduğu gözlendi. CVS gelişimi açısından cinsiyet ve yaş yönünden anlamlı fark bulunamamıştır. CVS-Q ile EMA arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu bulundu. EMA ölçümleri ile her iki göz schirmer ölçümleri arasında negatif yönde orta güçte bir ilişki bulundu. CVS olan kişilerin çalışma ortamı EMA değerleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). CVS riskini artıran faktörler; çalışma ortam EMA'sının yüksek olması (>1725 µT, OR=3.27) işte çalışma süresinin artması (OR=1.09), ekran üzerine güneşten ya da iç ortam kaynaklı lamba yansımalarına/parlamalarının olması (OR=4.15), bilinen göz hastalığı olması ve gözlük-lens kullanımı olarak bulunmuştur. Lineer regresyon analizinde ise ortamın düşük frekanslı EMA'sında bir birimlik artış CVS-Q skorunda 0.004 birimlik artışa neden olmaktadır. Sonuç: Çalışmanın sonucunda düşük frekanslı elektromanyetik alan ile dijital göz yorgunluğu sendromu ile EMA'ların arasında orta düzeyde bir ilişki olduğu bulundu. Bu nedenle kişilerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları EMA'ların düzenli olarak ölçülmesi, riskli bölgelerde çalışanlara yönelik koruyucu davranışların geliştirilmesi (mola aralıkları, 20-20-20 kuralları vb.) ve non-iyonize radyasyondan korunmak için gerekli eğitimlerin verilmesini tavsiye ediyoruz. Anahtar Kelimeler: Dijital Göz Yorgunluğu Sendromu; Göz Kuruluğu; Elektromanyetik Alan

AdanaElektromanyetik alanlarElektronik aletler+6
Osman Kösek
Çukurova University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yüksek gerilim hattında çalışan ve yakınında yaşayan bireylerin eritrosit membran proteinlerinin SDS poliakrilamid jel disk elektroforezi yöntemi ile araştırılması

ÖZET Yüksek Lisans Tezi YÜKSEK GERİLİM HATTINDA ÇALIŞAN VE YAKININDA YAŞAYAN BİREYLERİN ERİTROSİT MEMBRAN PROTEİNLERİNİN SDS POLİAKRİLAMİD JEL DİSK ELEKTROFOREZ YÖNTEMİ İLE ARAŞTIRILMASI Can PAKSU Gaziantep Üniversitesi-Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Biyofizik Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. Nurten ERDAL Haziran 1997-60 Sayfa Yüksek gerilim hattında çalışan ve yakınında yaşayan bireylerde, sürekli maruz kaldıkları elektromagnetik alanın eritrosit membran proteinlerine etkilerini araştırmak amacı ile; Gaziantep ve Erzin bölgesi 380 kV'luk şant sahasında çalışan 30 erkek, bu şant sahasının içindeki lojmanlarda yaşayan 30 kadın ve herhangi bir sağlık problemi olmayan 30 kadın ile 30 erkek bireyden alınan heparinli kanlar kullanıldı. Bu kanlardan elde edilen eritrosit membran proteinleri "SDS Poliakrilamid Jel Disk Elektroforezi" kullanılarak sağlıklı bireylerin eritrosit membran proteinleriyle karşılaştırıldı. Erkek bireylerin eritrosit membran proteinlerinden Spektirin l-ll, Protein Band 3, Protein Band 4.2, Protein Band 7, Protein Band 6, yüzdelerinde anlamlı bir artış, Ankrin, Protein Band 4.1, ve Hemoglobin bantları yüzdelerinde anlamlı bir azalış bulundu. Protein Band 4.9 ve Aktin bant yüzdelerinde ise anlamlı bir fark bulunamadı. Kadın bireylerde; Protein Band 4.2, Aktin ve Protein Band 6 ve yüzdelerinde anlamlı bir artış, Hemoglobin bantları yüzdelerinde anlamlı bir azalış bulundu. Spektirin l-ll, Ankrin, Protein Band 3, Protein Band 4.1, Protein Band 4.9, ve Protein Band 7, yüzdelerinde ise anlamlı bir fark bulunamadı. Anahtar Kelimeler: Elektromagnetik Alan, Elektroforez, Eritrosit Membran Proteinleri

Elektromanyetik alanlarEritrosit membranıYüksek gerilim hatları
Can Paksu
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1997
00

İlgili konular