Interest rates
66 theses under this subject heading
1980 sonrası Türkiye'de uygulanan para politikalarının enflasyon üzerindeki etkisi
Türkiye ekonomisinde, enflasyon ile mücadele edebilmek adına farklı zamanlarda ülkenin o dönem şartları ve yapısına göre, farklı politika kanallarıyla çözüm aranmıştır. Özellikle, ülke ekonomisinde dışa açılma adımlarının atılmaya başladığı 1980 yılı sonrası için, uygulanan politikalar ve alınan kararlar ekonomik açıdan daha önemli hale gelmeye başlamıştır. Bu çalışmada, 1980'den 2023 yılı yarısına kadar, uygulanan para politikalarının içeriği ve enflasyon üzerindeki etkinliği araştırılmıştır. 1980 yılından, küresel finansal krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisinin azalmaya başladığı 2009 yılının başlarına kadar, Merkez Bankasının uyguladığı para politikalarının enflasyon üzerinde uzun dönemli bir etki sağlayamadığı görülmüştür. Fiyat istikrarının sağlanamama sebebi, en çok Türkiye ekonomisini, oldukça etkileyen yapısal sorunlardan kaynaklı krizlerin ve sonrasında alınan karar ve politikaların uzun vadede çözüm sağlayamamasının olduğu düşünülmektedir. Yapısal sorunların çözümü adına yapılan reformlar neticesinde para politikasının 2002-2007 yıllarına kadar enflasyon üzerinde etkinliği olumlu sonuçlar üretirken, küresel krizle bu denge tekrar bozulmuştur. Çalışmada Türkiye'de uygulanan para politikasının enflasyon oranı üzerindeki etkisi, 2009:01-2023:04 yılları arasındaki aylık veriler üzerinden birim kök testi ve sonrasında ARDL sınır testi yaklaşımıyla analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılan değişkenler; dış ticaret dengesi, mevduat faiz oranı, toplam para arzı, toplam rezervler, tüfe bazlı reel efektif döviz kuru, büyüme oranları ve kukla değişken olarak, 2021 yılının Eylül ayında düşürülmeye başlanan faiz indirimleri olmuştur. Ulaşılan sonuçlara göre, mevduat faiz oranları, para arzı, rezervler ve sanayi üretim endeksi ile enflasyon arasında pozitif ilişki bulunmuştur.
Para politikasının banka kredi kanalı yolu ile reel etkileri ve banka kredi faiz oranlarına geçişkenliği: Türkiye örneği
Para politikası uygulamaları reel ekonomik faaliyeti parasal aktarım mekanizması kanalları aracılığıyla etkilemektedir. Standart IS-LM modeline dayanan faiz oranı kanalının etkilerini genişleten kredi kanalında, bankalar finansal sistemde özel bir rol oynamaktadır. Kredi kanalının alt dalı olan banka kredi kanalında, para politikası uygulamaları bankaların kredi arzını değiştirerek reel sonuçlar doğurmaktadır. Türkiye ekonomisinde 2002:01-2014:1 dönemi için VAR yöntemi kullanılarak banka kredi kanalının etkinliğini incelemek bu çalışmanın ilk amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla ampirik analiz yapılmadan önce, Türkiye ekonomisin banka kredi kanalının etkinlik koşullarını büyük ölçüde sağladığı belirlenmiştir. Yapılan etki-tepki fonksiyonları sonuçları, banka kredi kanalının etkin olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, para politikasının bankaların kredi arzı üzerindeki etkisinin yanında kredi talebinin en önemli belirleyicilerinden olan kredi faiz oranları üzerindeki etkisi de incelenerek, para politikasının kredi arz ve talebini yönlendirme gücü tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle, politika faiz oranının bankaların ihtiyaç, konut, taşıt ve ticari kredi faiz oranlarına geçiş etkisi aynı dönem için ARDL modeli ve Kalman filtresi yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz sonuçları incelenen dönemde en yüksek geçişkenliğin ihtiyaç kredisi faiz oranında bulunduğunu ve politika faiz oranının kredi faiz oranları üzerindeki dinamik etkisinin genel olarak 2008 yılına kadar azaldığı ve küresel finans krizi sonrası daha istikrarlı olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmada, TCMB'nin banka kredi kanalı yoluyla makroekonomik değişkenleri etkilediği ve kredi faiz oranlarını ve dolayısıyla kredi talebini etkileme gücünün yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Para Politikası, Banka Kredi Kanalı, Faiz Oranı GeçiĢkenliği, VAR, ARDL, Kalman Filtresi.
Faiz oranlarının vade yapısı: Türkiye üzerine bir uygulama
ÖZET Bu çalışmanın amacı Türkiye'de faiz oranlarının vade yapısının genel görünümünü incelemek, kısa ve uzun vadeli faiz oranları arasındaki vade priminin hangi iktisadi değişkenlere bağlı olarak farklılıklar gösterdiğini saptamaktır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma, Kütahya'da üç özel ve üç kamu bankası üst düzey yöneticilerine önceden hazırlanmış görüşme sorularının yüz yüze görüşülmek suretiyle sorulması ve alınan cevapların düzenlenmesi, yorumlanması ve analiz edilmesi yoluyla tamamlanmıştır. Çalışmada örneklem olarak seçilen bankaların üzt düzey yöneticilerine Türkiye'de faiz oranlarının genel görünümüne ve faiz oranlarının vade yapısındaki değişikliklerin saptanmasına yönelik sorular yöneltilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde ana iktisadi ekollerin faiz kavramına yaklaşımları ele alınmış, ikinci bölümde ise faiz oranlarının vade yapısı üzerine ortaya atılan vade teorileri üzerinde durulmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise faiz oranlarının vade yapısına ilişkin Kütahya'da üç özel banka ve üç kamu bankasının üst düzey yöneticileri ile faiz oranlarının vade yapısına ilişkin yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen bulgular sunulmuş ve faiz oranlarının vade yapısınının istikrarlı bir hale getirilmesi için uyugulanacak politikalara ilişkin öneriler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Faiz oranları, Vade yapısı, Türkiye, Faiz oranlarının vade yapısı teorileri, Faiz Kavramı
Kamu kesimi açıklarının ekonomik etkileri
ÖZET KAMU KESİMİ AÇIKLARININ EKONOMİK ETKİLERİ Oya Eylem KANDEMİR Yüksek Lisans Tezi, Maliye Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Z. Refıa YILDIRIM Eylül 2004, 135 Sayfa Kamu kesimi açıklan özellikle 1970'li yılların ikinci yansından itibaren ekonomilerin karşı karşıya kaldığı büyük bir sorun olarak nitelendirilmiştir. Bu nedenle kamu kesimi açıklarının tanımlanması, finansmanı ve ekonomik etkileri mali politikaların değerlendirilmesinde ve belirlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Ancak kamu kesimi açıklarının ekonomik etkileriyle ilgili olarak iktisatçılar arasında bir görüş birliğinden söz etmek mümkün değildir. Keynezyenlere göre kamu kesimi açıklan ekonomi üzerinde genişletici etkilere yol açmaktadır. Açıkların borçlanma ile finansmanı, faiz oranlarının yükselmesine ve özel kesim yatırımlarının düşmesine neden olmaktadır. Ancak Keynezyen iktisatçıların bir kısmı kamu kesimi açıklan sonucunda yükselen faiz oranlarının özel yatırımlar üzerinde dışlama etkisine yol açmayacağım ileri sürmektedirler. Neoklasiklere göre ise, kamu kesimi açıklan reel faiz oranlarım yükseltmekte ve özel yatıırım harcamalarının dışlanmasına neden olmaktadır. 1970'lerde David Ricardo'nun kamu kesimi açıklarının ekonomi üzerinde reel etkilerinin olmayacağına ilişkin görüşlerinin yeniden gündeme gelmesi bu konuda yapılan tartışmaları farklı bir boyuta taşımıştır. Ricardo Eşdeğerlik Teoremine göre, kamu kesimi açıklarının toplam talep ve faiz oranlan üzerinde herhangi bir etkisinden söz etmek mümkün değildir. Bu çalışmada Türkiye'de kamu kesimi açıklan ile faiz oranlan arasındaki ilişki, 1987:1- 2003:12 dönemini kapsayan aylık veriler kullanılarak analiz edilmiştir. Analizden çıkan sonuçlar, kamu kesimi açıklarının faiz oranlarını yükselttiğine işaret etmektedir. Bu durum Ricardo Eşdeğerlik Teoreminin reddedildiği sonucunu doğurmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ricardo Eşdeğerlik Teoremi, İç Borçlanma, Kamu Kesimi Açıklan, Faiz Oram, Toplam Talep
Türkiye'de 2000 sonrası dönemde para politikası bağlamında enflasyon ve faiz ilişkisi
Enflasyonu birçok faktörün yanında faiz de belirlemektedir. Acaba enflasyon ile faiz arasındaki ilişki tek yönlü müdür? Analiz döneminde faiz oranı ve enflasyon oranı arasındaki ilişkinin para politikası bağlamında çok yönlü incelenmesi ve para politikasının etkinliğinin ortaya konması amaçlanmıştır. Analiz dönemi 2001-2018 yılları arasını kapsamaktadır. Çalışmada Türkiye'de söz konusu dönemde para politikası ile belirlenen enflasyon ve faiz arasındaki ilişki betimleyici araştırma yönteminin yanı sıra Granger Nedensellik Testi başta olmak üzere bazı ekonometrik testlerden faydalanılarak ortaya konulmuştur. Tez çalışmasında ekonometrik testlerin de yardımıyla enflasyonun yükselmesinin faiz oranı artışlarına neden olduğu aynı zamanda tersi bir ilişkinin de geçerli olduğu sonucuna varılmıştır.
Küresel finansal krizler ve Türkiye'ye etkileri
Ekonomik krizler ülkelerin var oluşundan bu yana kaçınılmaz bir gerçektir. Tarih boyunca birçok yıkıcı ekonomik kriz yaşanmıştır. Bu çalışmanın ana konusu küresel etkiye sahip olan finansal krizler ve bu krizlerin Türkiye'ye olan etkileridir. Çalışmada kriz ve kriz çeşitlerini ilerleyen krizleri anlayabilmek adına açıklanmış ve anlatılmıştır. Üçüncü bölümde küresel çapta gerçekleşen ekonomik krizler anlatılmıştır. Bu krizlerin nasıl ortaya çıktığı, sebepleri, etkileri ve ülkelerin bu krizlere karşı nasıl önlemler aldığı detaylıca anlatılmıştır. Dördüncü bölümde anlatılmış olan krizlerden üç tanesinin Türkiye ekonomisi üzerinde nasıl bir etkisi olduğu anlatılmış ve ekonomik veriler incelenmiştir. Beşinci bölümde Türkiye'nin krizler esnasındaki genel performansında görülen sorunlar irdelenmiştir. Altıncı bölümde dolar/TL üzerinde belirli değişkenler alınarak yapılmış ekonometrik analizlere yer verilmiştir. FED faizinin ve ONS altın fiyatlarının çeşitli kriz dönemlerinde dolar/TL üzerinde önemli etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir. FED faiz oranları ve ONS altın fiyatları karşılaştırıldığında, dolar/TL paritesi için FED faiz oranlarının daha baskın olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç ve öneri bölümünde tüm çalışma kısaca özetlenmiş ve gelecekte yaşanabilecek finansal krizlere karşı nasıl önlemler alınabilir sorusuna çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Türkiye'de para politikasının kredi faiz oranlarına geçişkenliği: Ampirik bir inceleme
Günümüz dünyasında bir merkez bankasının temel politika aracı kısa vadeli faiz oranlarıdır. Merkez bankalarının politika faiz oranlarını değiştirmesi para piyasası faiz oranlarını etkilemektedir. Para piyasası faiz oranlarındaki değişiklikler ise uzun vadeli kredi, mevduat ve tahvil faiz oranlarını değiştirmektedir. Bu süreç, faiz oranı geçişkenliği olarak adlandırılmaktadır. Etkin bir faiz oranı geçişkenliği mekanizması, merkez bankasının politika faiz oranındaki değişimlerin toplam talebi, çıktıyı ve enflasyonu etkileyen uzun vadeli faiz oranlarına çok büyük ölçüde aktarıldığı anlamına gelmektedir. Geçişkenlik ne kadar yüksek ve hızlı olursa merkez bankası kararlarının reel ekonomiyi etkilemesi o kadar kolay ve hızlı olmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, Türkiye'de para politikasının kredi faiz oranlarına geçişkenliğini Ocak 2011-Mart 2021 dönemine ait aylık verileri kullanarak incelemektir. Bu çerçevede, çalışmada hem doğrusal hem de doğrusal olmayan tahmin yöntemleri kullanılmıştır. Bu tahmin yöntemlerinden elde edilen bulgular bir hayli farklıdır. Daha etkin sonuçlar verdiği kabul edilen doğrusal olmayan tahmin yönteminin bulguları dikkate alındığında, faiz oranı geçişkenliği katsayısının birden büyük olduğu görülmektedir. Bu sonuç, bankaların kredi faiz oranlarını ayarlarken bir risk primini dikkate aldığını ve Türkiye'de kredi faiz oranlarının içinde ilave bir risk priminin var olduğunu göstermektedir.
Faiz ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin McKinnon Shaw Hipotezi bağlamında incelenmesi: Türkiye örneği
Bu çalışmada Türkiye için faiz ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki Mckinnon Shaw hipotezi kapsamında incelenmiştir. 2005Q4-2020Q4 dönemi temel alınarak faiz ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi açıklayan Mckinnon Shaw hipotezinin geçerliliğini araştırmak için değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin yönünü belirlemek amacıyla vektör hata düzeltme modeline dayalı (VECM) Granger Nedensellik yöntemi ile incelenmiştir. VECM Granger nedensellik analizi sonucuna göre faiz oranı ve ekonomik büyüme arasında pozitif çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Ayrıca analize toplam tasarruf ve toplam yatırım değişkenleri dahil edilmiştir. Toplam tasarruflardan reel faiz oranına pozitif yönlü tek nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Gtoplam yatırımdan toplam tasarrufa pozitif yönlü tek nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Toplam yatırım ve ekonomik büyüme arasında pozitif çift nedensellik ilişkisi varlığına ulaşılmıştır. Ayrıca ekonomik büyüme ile toplam tasarruf arasında da pozitif yönlü çift nedensellik ilişkisine rastlanmıştır. Seriler arasındaki eşbütünleşme ilişkisi Engle Granger (1987) yöntemiyle araştırılmış ve seriler arasında eşbütünleşme ilişkisinin var olduğu tespit edilmiştir. Engle Granger eşbütünleşme uzun dönem bulgularına göre reel faiz oranı, toplam tasarruf, toplam yatırımın ekonomik büyümeyle pozitif yönlü ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kısa dönem analizinde elde edilen sonuçlarda hata düzeltme terimi negatif ve anlamlıdır. Bu durum uzun dönem analizi destekleyerek kısa dönem sapmalarının yaklaşık olarak 4,5 ay sonra ortadan kalkacağını göstermektedir. Dolayısıyla belirlenen dönemde Türkiye ekonomisi için Mckinnon ve Shaw hipotezi geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Enflasyon-faiz oranları ile döviz değerlerinin banka kredilerine etkisi, takipteki krediler: 2000-2016 dönemi üzerine inceleme
Ekonomide önemli bir paya sahip olan bankaların en önemli kaynağı sağladıkları kredilerdir. Bankalar tasarruf sahiplerinden topladıkları mevduatları kredi olarak kullandırırlar ve kârlarını arttırmaya çalışırlar. Bu durumda bankalar kredilerin geri ödenmemesi sorunu ile karşı karşıya kalabilirler. Özellikle durgunluk ve kriz dönemlerinde takipteki kredi miktarı artar ve ulusal ekonomi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurur. Bu bakımdan takipteki krediler üzerinde etkili olan faktörleri belirlemek önemlidir. Dört bölümden oluşan bu çalışmada; enflasyon oranları, faiz oranları ve döviz kurlarının takipteki kredilere etkisi incelenmiştir. Çalışmamın ilk bölümünde 2000:12 ve 2016:12 dönemleri arasında enflasyon ve faiz oranları arasındaki ilişki incelenmiştir. İkinci bölümünde, döviz kurlarındaki değişimlerin sebepleri ve etkileri üzerine çalışmalar derlenmiştir. Ayrıca bu üç parametre arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde kredi miktarları ve bu kredilerin takibe düşen miktarları incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise, 2000:12 ile 2016:12 arası dönemde bu üç parametrenin banka kredilerine etkisi analiz edilmiştir. Elde edilen veriler tablo ve grafiklerle kıyaslanarak yorumlanmıştır. Buna göre; bu üç parametredeki değişikliklerin bazı yıllarda takipteki kredi miktarlarını aynı yönde değiştirdiği, bazı yıllarda değiştirmediği gözlenmiştir. Kriz, durgunluk gibi dönemlerde takipteki kredi miktarlarının sadece bu sebeplere bağlanamayacağı gözlenmiştir. Bu açıdan takipteki kredi miktarlarının azalması yalnızca bankaların alacağı önlemlerle değil, ülkenin makroekonomik tüm göstergelerinin olumlu bir denge içerisinde olması ile sağlanabilir.
Türkiye'de altın fiyatları, döviz kuru, faiz oranı, BİST100 endeksi ve enflasyon arasındaki ilişkinin incelenmesi: Yapısal kırılmalar altında eşbütünleşme ve nedensellik analizi
Bu tez Türkiye'de altın fiyatları ile enflasyon oranı, faiz oranı, döviz kuru ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (BİST100) endeksi arasındaki dinamik ilişkiyi ve bu değişkenlerin uzun vadede altın fiyatları üzerindeki etkisini, büyüklüğünü ve yönünü analiz etmeyi amaçlanmıştır. Çalışmada, aylık seriler kullanılarak ilgili değişkenler arasındaki uzun dönem ve nedensellik ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmamızın veri seti 2000:06-2019:12 örneklem dönemini kapsamakta olup toplam 234 gözlem içermektedir. Çalışmada geleneksel ve yapısal kırılmalı birim kök testleri, Gregory-Hansen ve Arai Kruzomi eşbütünleşme testleri uygulandıktan sonra değişkenlerin katsayı büyüklüğünü ve yönünü belirlemek için Dinamik En Küçük Kareler (DOLS), nedensellik ilişkisi için Fourier Toda-Yamamoto yaklaşımıyla incelenmiştir. Çalışmanın bulgu sonuçlarında altın fiyatları ile enflasyon oranı ve BİST100 arasındaki ilişkinin pozitif ve anlamlı, faiz oranlarıyla negatif ve anlamlı, enflasyon ve faiz oranı arasında ise tek yönlü bir nedensellik tespit edilmiştir. Ayrıca çalışmada kukla değişken olarak kullanılan 2008 küresel ekonomik krizin yansımalarının Türkiye'de altın fiyatlarına etkisi pozitif ve anlamlı bulunmuştur. Anahtar Kelimler: Altın, Enflasyon Oranı, Yapısal Kırılma, Eşbütünleşme, Fourier Toda-Yamamoto
Türkiye'de uygulanan kredi politikalarının ve faiz oranlarının yatırımlar üzerine etkisi(1990 sonrası)
Bu çalışmada, 1990-2005 yılları arasında Türkiye'de uygulanan para ve kredi politikaları ile kredi faiz oranlarının, özel kesim sabit sermaye yatırımları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu analiz yapılırken, Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik durum ve ekonominin yapısı da dikkate alınmış ve bulunan sonuç, teorik sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Özel kesim sabit sermaye yatırımlarındaki değişim, kamu kesimi sabit sermaye yatırımlarındaki değişimle karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Bunun yanında, özel kesim sabit sermaye yatırımlarını etkileyen diğer değişkenler de araştırılmış, bu nedenle çalışmanın sonunda, uygulamaya yer verilmiştir. Varılan sonuçlara göre, kredi faiz oranlarının özel kesim sabit sermaye yatırımları üzerindeki etkisinin, Türkiye'de 1990- 2005 dönem için, teorideki durumla örtüştüğü saptanmış ve bunun nedenleri açıklanmaya çalışılmıştır.
Türkiye'de döviz kurlarındaki değişme ile enflasyon arasındaki ilişki
Birçok ülkenin mücadele ettiği ve ekonomide yer tutan önemli kavramlardan biri olan enflasyon, fiyatlar genel düzeyindeki sürekli ve önemli artışları ifade etmektedir. Türkiye, 1970'lerin sonlarından günümüze kadar yaşanan krizlere ve olumsuz gelişmelere bağlı olarak yüksek ve kronik bir enflasyon süreci yaşayan ve bununla mücadele etmeye çalışan bir ülkedir. Ekonomide istikrarın sağlanabilmesi ve sürdürülebilmesi için, önemli olan olgulardan birisi, düşük oranlı enflasyonun geçerli olabileceği bir ekonomi politikasının benimsenmesidir.Ekonomide önemli bir yer tutan bir diğer kavram olan döviz kuru ise; iki ulusal para birimi arasındaki değişim oranıdır. Özellikle Bretton Woods Sistemi'nin sona ermesi ve petrol fiyatlarındaki yükselme sonucu ortaya çıkan şokun etkisiyle tüm ülkelerin döviz piyasalarındaki istikrarsızlıklar artmıştır. Döviz piyasalarındaki istikrarsızlık sonucu, ulusal ya da uluslararası yaşanan krizler ülkelerin refah (gönenç) düzeylerini olumsuz etkilemiştir. Ayrıca döviz kurlarındaki değişim ithal eden sektörlerdeki maliyetlere yansıyarak, yurtiçi fiyatları etkilemektedir. Dolayısıyla, döviz kurlarındaki bir artışın, enflasyonu da arttırdığını söylemek olurludur. Ayrıca, eğer ülke parası değer yitirirse, insanlar yerli paradan kaçacak ve bu da döviz kurunun artmasına neden olacaktır. Bunlara bağlı olarak, döviz kuru ile enflasyon arasında sıkı bir ilişkinin olduğunu söylemek olurludur. Bu nedenle bu çalışmadaki amacımız; döviz kurlarındaki değişimin enflasyon üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Bunun için, gerekli ekonomik ve ekonometrik analizler yapılmış ve 1983-2009 arası reel efektif döviz kuru ve TÜFE verileri kullanılarak zaman serisi ile çalışılmış ve sonuçlar yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucunda, TÜFE ile reel efektif döviz kuru arasında çift yönlü bir ilişki bulunmuştur.
Uluslararası reel faiz oranı serisindeki kalıcılığın yapısal kırılma durumunda incelenmesi
Çalışma, reel faiz oranı serilerindeki yapısal kırılmaların dikkate alınması durumunda, reel faiz oranlarındaki kalıcılığın oldukça düşük düzeyde olduğunu göstermektedir. İncelenen ülkelerin Tayland hariç hepsinde bir şokun reel faiz oranı üzerindeki yarı ömrünün ortalama olarak çeyrek yıl olduğu görülmektedir. Yapısal kırılmaların analize dahil edilmesinin reel faiz oranlarının kalıcılığı konusundaki bulguları değiştirdiği görülmekte olup, bu sonuçların teorik modeller üzerindeki etkilerinin incelenmesi gerekmektedir.Anahtar Kelimeler:1. Yapısal Kırılma2.Reel Faiz Serisinin Kalıcılığı
Spekülasyon ve hedging amaçlı türev araç kullanımının bankaların faiz oranı ve döviz kuru riskine etkisi: Borsa İstanbul'da işlem gören bankalar üzerine bir uygulama
Finansal sistemde teknolojinin hızla gelişmesi ve değişmesi, globalleşen dünyada sınırların ortadan kalkması, sistemin içinde olan bütün kurumların ve bireylerin maruz kaldıkları risklerin çeşitlenmesine ve belirsizliklerin artmasına neden olmaktadır. Özellikle sabit kur rejimin sona ermesiyle arz ve talebe bağlı olarak döviz kurlarında yaşanan ani dalgalanmalar ve artan belirsizlik, kurumları döviz kuru riskiyle karşı karşıya getirmiştir. Bu süreçte uluslararası piyasalarda yaşanan faiz dalgalanmaları da faiz riskini oluşturmuştur. Finans kurumlarının risk ve belirsizlikten korunma ihtiyacının artmasından dolayı bu riskleri elimine etmek için yeni finansal araçlar geliştirmişlerdir. Maruz kalınan risklerin artması, daha önceleri ticari mallar için uygulanan türev ürünlerin artık risklerden korunma amacıyla kullanılmasına neden olmuştur. Finansal sistemin en önemli oyuncularından biri olan bankalar için de risk ve türev ürünlerle risk yönetimi önemli hale gelmiştir. Bu çalışmada 2010-2018 dönemi 6'şar aylık verileri kullanılarak bankalarda spekülasyon ve riskten korunma amaçlı türev araç kullanımı ile faiz ve kur riskleri arasındaki ilişki panel veri analizi yöntemi ile araştırılmıştır. Ampirik bulgulara göre spekülasyon amaçlı kullanılan türev araçlar ile kur riski arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü ilişki tespit edilirken, riskten korunma amaçlı türev araç kullanımı ile kur riski arasında herhangi bir ilişki tespit edilememiştir. Diğer bir bulguya göre spekülasyon ve riskten korunma amaçlı türev araç kullanımı ile faiz riski arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü ilişkinin varlığı ortaya çıkarılmıştır. Anahtar kelimeler: Türev ürünler, faiz oranı riski, döviz kuru riski, panel veri analizi
Döviz kuru ve faiz oranı ile hisse senedi arasındaki volatilite yayılımı: Çok değişkenli GARCH Modelleri ile bir uygulama
Günümüzde yatırımcıların etkin bir yatırım kararı vermesi için risk ve getiri ilişkisini göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Risk boyutunu ölçen bir değerleme olan volatilite, herhangi bir değişkenin belirli bir ortalama değere göre artış veya azalış göstermesi durumudur. Finansal piyasalarda volatiliteye neden olan pek çok faktör bulunmaktadır. Bu nedenle etkin yatırım kararının verilmesi için volatilite modellemesi ve öngörüsünün yapılması risk yönetimi açısından oldukça önemlidir. Küreselleşmenin etkisiyle finansal piyasaların entegrasyonu ve karşılıklı etkileşimi sonucunda, ekonomi içerisindeki finansal değişkenler ve piyasalar arasında volatilite yayılımı ortaya çıkmaktadır. Volatilite yayılımı, finansal piyasalarda meydana gelen şokun veya dalgalanmaların başka finansal piyasaların volatilitesini arttırması veya ekonomi içerisindeki finansal değişkenlerin başka değişkenlere etkisi olarak ifade edilmektedir. Bu çalışmada, 2005-2018 dönemi haftalık verileri kullanılarak, BIST 100 endeksi, faiz oranı ve döviz kuru getiri serisine yönelik volatilite modellemesi kurmak ve BIST 100 endeksi ile faiz oranı ve döviz kuru getiri serileri arasındaki volatilite yayılımını tespit etmek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda araştırmada öncelikle BIST 100 endeksi, faiz oranı ve döviz kurunun volatilite yapısı ARCH-GARCH yöntemiyle araştırılmıştır. Daha sonra ise aralarındaki yayılım Multi-GARCH yöntemiyle tespit edilmiştir. Amprik bulgular, faiz oranı ve döviz kurundan BIST 100 endeksine doğru pozitif yönlü volatilite yayılımının bulunduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Volatilite, volatilite yayılımı, ARCH-GARCH, Multi-GARCH
Proje yönetiminde indirgeme oranlarının tahmini ve Gemlik-Hopa denizyolu yük taşımacılığı hattının modernizasyonu projesinin ekonomik değerlendirmesi
Projelerin uygulanabilir olup olmadığının değerlendirmesinde, ekonomik inceleme büyük önem taşımaktadır. Ekonomik koşulların anlık değişimlere uğradığı, sermayenin hareket kabiliyetinin oldukça arttığı bir ortamda, projelerin sabit getiri beklentileriyle diğer alternatif yatırım araçlarıyla kıyaslanması büyük sorunlar yaratabilmektedir.Bir projenin yaratacağı nakit akışlarının projenin ömrü boyunca sabit getiri beklentisiyle değerlendirilmesi, proje ömrü süresince meydana gelebilecek faiz oranları değişimleri ve etkilerini yansıtmayacak, dolayısıyla ekonomik karlılık göstergesinin yatırımcıları yanlış yönlendirme ihtimalini ortadan kaldırmayacaktır.Tezde, faiz oranlarındaki dalgalanmayı yakalamayı sağlayacak beklenen değişim modeli kullanılmıştır. Bu model, denizcilik sektöründe, sektöre yeni bir ivme kazandırmayı ve sektöre yatırım yapmayı düşünen yatırımcılara, alternatif yollar göstermeyi amaçlayan Kabotaj Saha Çalışması çerçevesinde yer alan Gemlik-Hopa Denizyolu Yük Taşımacılığı Hattının ekonomik değerlendirmesinde kullanılmıştır.Sonuç bölümünde, yatırımın yaratacağı nakit akımlarının, sabit faiz oranıyla ve beklenen değişim modeli ile elde edilen değişken faiz oranlarıyla indirgenerek bugünkü değerleri bulunup farklılıkları yorumlanmıştır.Anahtar Sözcükler1.İndirgeme Oranı2.Beklenen değişim modeli3.Kabotaj Saha Çalışması4.Ekonomik Değerlendirme5.Proje Yönetimi
Enflasyon hedeflemesi: Türkiye örneği
Enflasyon, büyüme üzerinde yarattığı etki nedeniyle her zaman önemli bir olgu olmuştur. Bu nedenledir ki, enflasyon hedeflemesi gibi çeşitli politikalar uygulanarak enflasyon düşürülmeye çalışılmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye verilerine dayalı olarak 1987.1?2008.1 dönemine ait değişkenler VAR analiziyle incelenmiştir. Çalışmada, makro ekonomik performans ve dezenflasyon politikaları açısından önemli olduğu düşünülen; ekonomik büyüme, fiyatlar genel düzeyi, para arzı, döviz kuru, mali baskınlık oranı ve mevduat faiz oranı değişkenleri kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar; ekonomik büyümenin hiçbir değişkenden etkilenmezken, mali baskınlığı direkt, diğer değişkenleri ise dolaylı olarak etkilediğini göstermiştir. Mali baskınlığın; para arzını, mevduat faiz oranını ve fiyatlar genel düzeyini direkt olarak etkilediği bulgusuna ulaşılmıştır. Fiyatlar genel düzeyinin ise, en çok döviz kuru, mali baskınlık ve mevduat faiz oranının etkisi altında olduğu görülmüştür. TCMB tarafından talep enflasyonun kontrol altına alınmasında faizlerin etkin bir şekilde kullanılabileceği görülmektedir. Ancak talep yönetimi amacıyla tercih edilen faiz oranları, enflasyonun kontrol altına alınmasını sağlasa da borç yönetimini zorlaştırmaktadır. Yüksek mali baskınlık ortamında; TCMB, faiz oranlarında yapabileceği bir değişiklik kamu ekonomisindeki dengesizlikler nedeniyle mali baskınlığı daha çok arttırabilecek ve finansal piyasalara zarar verecektir. Ayrıca, TCMB'nin faiz oranlarını arttırma yönündeki bir müdahalesi sonucunda maliyet enflasyonunun ortaya çıkması da olasıdır.
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kararlarının sektörel bazda işletmelere etkisinin karşılaştırmalı analizi
Merkez bankalarının temel amacı, para biriminin iç ve dış değerini korumaktır. Bu amacını yerine getirirken araçları sürekli değişmiş ve yeni araçlar edinmiş olmasına karşın para biriminin değerinin korunması, tarihsel olarak genellikle aynı araçla, merkez bankasının faiz oranını değiştirmesi ile başarılmıştır. Merkez bankasının amaçlarına fiyat istikrarının yanında finansal istikrar da eklenmiştir. Teknolojinin gelişimiyle birlikte para transferleri hızlanmış ve bu transferleri güvenli ve sağlıklı yapma yükümlülüğü de merkez bankalarına verilmiştir. Zaman içerisinde ekonomide istikrar sağlamada merkez bankalarının para politikası kararları önem kazanmış, herkes tarafından takip edilen ve yatırımcılar için en güvenilir gösterge niteliği taşımıştır. Merkez bankaları para politikası kararlarını alırken ekonomik istikrar ve fiyat istikrarını sağlamak amacıyla kararlar almaktadır. Bu kararlarından faiz kararları fiyat istikrarını sağlamada çok önemli bir araçtır. Faiz oranları artırıldığında ülkeye döviz cinsi kaynak girişi sayesinde döviz kurları istenen sevilerde tutulmakta, piyasadaki faiz oranı da politika faizine yakın gerçekleşeceği için piyasaların istikrar kazanmasında önem arz etmektedir. Ayrıca zorunlu karşılık oranlarında yapılacak değişiklikle kredi arzını etkileyebilmekte ve sektörlerin ihtiyacı olan finansmanı daha az maliyetle elde etmesine olanak sağlamaktadır. Son dönemde merkez bankalarının parasal aktarım mekanizmaları önem kazanmış ve aktarım kanallarının iyi işlemesi ekonominin aktörleri için olmazsa olmaz bir durum arz etmiştir. Özellikle kredi kanalı ekonomik büyüme adına önemli bir gösterge haline gelmiştir. Kredi maliyetlerinin düşmesi sektörlere pozitif yönde yansımakta ve ekonominin paydaşlarının yatırımlarını artırmasına ve ekonomik büyüklüklerinin artmasına yol açmaktadır. İşletmelerin yerel nitelikten çıkıp uluslararası alanda çalışabilir olması ve her ülkenin parasının dolaylı da olsa diğer ülkelerin tedavülüne girmesi merkez bankalarının önemini bir kat daha artırmış ve yatırımları yönlendirmede çok etkili kurumlar halini almışlardır. Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın piyasayı yönetmek ve istikrarı sağlamak için kullandığı para politikası araçlarından faiz oranlarının ve zorunlu karşılık oranlarının sektörel bazda işletmelere etkisi ve hangi sektörler için hangi faiz oranının ve zorunlu karşılık oranlarının sektörler açısından daha faydalı olduğu incelenmiştir. Ayrıca sektörlerin entelektüel sermaye yapısına etkisi incelenmiş ve yorumlanmıştır. Bu bağlamda önce teorik çerçeve oluşturulup merkez bankalarının kuruluşu, amaçları ve fiyat ve finansal istikrarı sağlama adına kullandıkları araçlarının neler olduğu detaylı anlatılmıştır. Para Politikası Kurulu faiz ve zorunlu karşılık oranı kararlarının sektörleri doğrudan etkilemesi mümkün değildir. Ancak sektörleri parasal aktarım mekanizması aracılığı ile etkilemektedir. Bu araçlar aracılığı ile sektörleri nasıl etkiledikleri, parasal aktarım mekanizmasının kanalları bölümünde anlatılmıştır. Araştırmanın son bölümünde ise Para Politikası Kurulu faiz ve zorunlu karşılık oranı kararları ile Kamu Aydınlatma Platformu'ndan alınan sektörel bazlı işletmelere ait Borsa İstanbul hisse senedi kapanış değerleri arasındaki ilişkiler tek yönlü varyans analizi (t testi), ANOVA, Korelasyon ve Regresyon teknikleri yardımı ile analiz edilmiştir. Analiz sonucu ortaya çıkan verilere faiz ve zorunlu karşılık oranlarının her sektöre farklı etki ettiği bulunmuştur. Yine sektörlerin entelektüel sermayelerinin de Para Politikası Kurulu kararlarından etkilendikleri tespit edilmiştir. Sonuçlar kısmında her bir sektör için ideal faiz ve zorunlu karşılık oranları tablo halinde verilmiş ve önerilerde bulunulmuştur.
İktisadi büyüme ve faiz oranları arasındaki ilişkinin iktisat politikaları açısından belirleyiciliği
Globalleşme hareketleri çerçevesinde yaşanan gelişmelere bağlı olarak sürdürülebilir ekonomik büyüme hedefi dünya genelinde uygulanmakta olan iktisadi politikaların öncü hedeflerinden birini teşkil eder hale gelmiştir. Küreselleşme hareketlerine bağlı olarak yaşanan gelişmeler ışığında ekonomik büyüme sürecinin analizi makroekonomik istikrar açısından önemli bir araştırma alanı oluşturmuştur. Ekonomik büyüme sürecinde faiz oranlarının rolü bakımından bu ilişki ekonomiler açısından hayati öneme sahip olmaktadır. Bu çalışma bu sürece paralel olarak ekonomik büyüme ve faiz oranları ilişkisinin Türkiye'de geçerliliği çerçevesinde şekillenmiştir. Türkiye sahip olduğu yapısal koşullara bağlı olarak faiz oranları seviyesinin yüksek bir trende sahip olduğu gözlemlenmektedir. Faiz oranlarındaki artışa paralel olarak ekonomik büyüme oranlarının sürekli inişli çıkışlı bir yapıya sahip olduğu göz önüne alındığında ekonomik büyüme ve faiz oranları ilişkisi, ülkede uygulanacak makroekonomik politikaların belirleyiciliği noktasında önem kazanmaktadır. Bu kapsamda bu çalışma incelenen dönem ve kullanılan yöntemlere bağlı olarak ekonomik büyüme ve faiz oranları ilişkisini kısa ve uzun dönem analizi kapsamında ele almıştır. Bu sürece bağlı olarak çalışmada, Türkiye'de ekonomik büyüme ve faiz oranları ilişkisi 1985-2020 periyodunda yıllık veriler kapsamında ADF ve PP Birim Kök Testi, ARDL Sınır Testi ve Toda-Yamamoto Nedensellik Testi kullanılarak ekonomik büyüme ve faiz oranları ilişkisi araştırılmıştır.
Ekonometride yeni eğilimler Hendry ve Sims yöntemleri: Döviz kuru üzerine bir uygulama
Bu çalışmada Hendry'nin Genelden - Özele Modelleme yöntemi ile Sims'in Vektör Otoregresif Regresyon (VAR) yöntemi, ortak bütünleşme ve çoklu ortak bütünleşme konularına da yer verilerek önce teorik olarak incelenmiş, daha sonra da Türkiye'nin 1980-1993 dönemine ait aylık veriler kullanılarak, para arzı, (iç fiyat - dış fiyat), (iç faiz - dış faiz) değişkenlerinin döviz kuru değişkeni üzerine etkisi bu iki yönteme göre ampirik olarak araştırılmıştır. Hendry yöntemiyle elde edilen özel modeldeki döviz kuru değişkeni, para arzı ve fiyat farkları değişkerderinin gecikmeli değerleriyle açıklanırken, faiz oranlan farkı değişkeniyle açıklanamamaktadır. Sims'in VAR modeli ile ekonomik yapı yorunüanamamaktadır. Asıl önemli olan vektör hareketli ortalama denklemleridir. Buna bağlı olarak VDC'ler ve IRFlerdir. VDC'ler ve IRFlere bakarak Sims modeli ekonomik olarak yorumlanabilir. VDC'ler incelendiğinde döviz kuru değişkenini açıklayan en önemli değişkenin para arzı değişkeni olduğu ortaya çıkmıştır. IRF'ler incelendiğinde para arzı ve fiyat farkları değişkenlerine verilen 1 birimlik şokun döviz kurunu artırıcı yönde bir etki yarattığı; faiz oranlan farkına verilen bir birimlik şokun ise döviz kurunu azaltıcı yönde bir etki yarattığı görülmektedir.
Black & Scholes opsiyon modeli için lineer regresyon yaklaşımı
Bu çalışmada satın alma(Call) ve satma(Put) opsiyonlarının fiyatlarını hesaplayan Black&Scholes modelinde hisse senedi fiyatı, uygulama fiyatı, risksiz faiz oranı, volatilite ve vadeye kalan zamanın satın alma ve satma opsiyonu fiyatlarına etkileri incelenmiş, satış opsiyonu ve özellikle uygulama fiyatının komşuluğundaki hisse senedi fiyatları göz önüne alınarak alış opsiyonu için lineer regresyon modelleri elde edilmiştir. Elde edilen lineer regresyon modelleri ile volatilite ve faiz oranının satış ve alış opsiyonları üzerindeki etkileri gözlemlenmiş ve bu modellerin Black & Scholes modeli ile uygunluğu geliştirilen MATLAB Grafik Kullanıcı Arayüzü (GUI) aracılığıyla interaktif olarak incelenmiştir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın politika faiz oranı kararlarının gösterge faiz oranı'na, Borsa İstanbul bankacılık endeksi'ne (Xbank endeksi) ve banka performansına etkileri
Bu doktora tezi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) politika faiz oranı (PFO) kararlarının gösterge faiz oranına, Borsa İstanbul (BİST) bankacılık endeksi (XBANK) ile diğer BİST endekslerine ve Türk Bankacılık sektörünün bazı performans rasyolarına Ocak 2005 – Aralık 2014 dönemindeki etkilerini araştırmak amacıyla hazırlanmıştır. Araştırma konusunun önemli olduğu düşünülmektedir. Çünkü TCMB, para politikaları aracılığıyla mali ve ekonomik durumu etkilemek, ortaya çıkan risklerle mücadele etmek ve nihai hedefte hem fiyat istikrarını ve hem de finansal istikrarı sağlamak amacıyla politika faiz oranını etkin bir araç olarak kullanmaktadır. Tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Dünyada ve Türkiye'de finansal sektör, ikinci bölümde para politikaları ve bu politikaların ekonomik ve finansal etkileri, üçüncü bölümde ilgili yazın taraması, veri kaynakları, veri analiz periyodu, araştırma yöntemi ve hipotezler, dördüncü bölümde analiz sonuçları aktarılmıştır. Araştırmada Vektör Otoregresif Yöntemi (VAR) kullanılmıştır.Bu tezin bulguları daha önce bu konularda yapılan diğer araştırmaların sonuçları ile tutarlı bir şekilde, TCMB PFO kararlarının gösterge bono faiz oranına pozitif olarak ve güçlü yönde, BİST XBANK ile diğer BİST endekslerine negatif yönde etkisinin olduğunu göstermiştir. Ayrıca, Türk Bankacılık sektörünün performans rasyoları arasından seçilen aktif kârlılığı, özkaynak kârlılığı, net faiz marjı ve personel başına vergi öncesi kâr rasyoları hakkındaki bulgular ise bu rasyoların PFO duyurularına TCMB toplantısını izleyen iki ay içinde tepki verdiğini belirtmiştir.
Parasal krizlerin faiz oranları ile ilişkisi ve öngürülebilirliği
ÖZETÜlkelerin bütün makroekonomik göstergelerini alt üst eden krizlerin erken uyarı göstergeleri ile tahmin edilebilirliği son yıllarda popüler hale gelmiştir. Nitekim ekonomilerin önlem almaları ve politikalarını belirlemeleri bu doğrultuda şekillenecektir. Bu aşamada, yaşanması olası krizlerin öncü göstergeler yardımı ile ortaya konması ekonomiler açısından son derece önem arz etmektedir.Bu tezin amacı, parasal krizlerin faiz oranları ile ilişkisini analiz etmek ve önceden tahmin edilebilirliğini ölçmektir. Bu çalışmada, faiz oranlarının öncü gösterge olup olmadığı araştırılmıştır. Bu doğrultuda 1989:01-2011:02 dönemleri arası seçilen 1 aylık göstergelerden yola çıkarak Kuadratik-Trend Analizi, Hodrick-Prescott Filtresi ve Binary Logit modeli kullanılmıştır. 27 açıklayıcı değişken kullanılarak yapılan çalışmada, 352 logit denklemi çözülmüş olup faiz oranlarındaki değişikliğin parasal krizlerin ortaya çıkmasında birçok değişkene etkide bulunarak baskın bir erken uyarı göstergesi olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Parasal krizler, Faiz Oranları, Erken Uyarı Sistemleri
Enflasyon-faiz ilişkisi: Türkiye örneği
Fisher hipotezi, nominal faiz oranı ile enflasyon oranı arasında uzun dönemde pozitif bir ilişki olduğunu savunmaktadır. Bu çalışmada hem güçlü hem de zayıf formda Fisher hipotezinin Türkiye ekonomisi için geçerli olup olmadığı araştırılmaktadır. Bu amaçla 2007-2019 dönemine ilişkin aylık veri seti kullanılarak tüketici fiyat enflasyonu ve çeşitli vade yapılarındaki mevduat faiz oranları arasındaki uzun dönem ilişki incelenmiştir. Seriler arasındaki uzun dönem ilişki Pesaran vd. (2001)'in eş bütünleşme yaklaşımı kullanılarak test edilmiştir. Çalışmada hata düzeltme mekanizması çerçevesinde kısa dönem dinamikleri ortaya koyulmuştur. Çalışmadan edinilen bulgulara göre, tüketici fiyat enflasyonu ile mevduat faiz oranları arasında uzun dönem denge ilişkisi söz konusudur. Zayıf formda Fisher hipotezini doğrular nitelikte 1-aylık, 3-aylık, 6-aylık ve 12-aylık mevduat faiz oranları tüketici fiyat enflasyonu ile uzun dönem ilişkiye sahiptir. Bunun yanı sıra bulgular 2007:03-2019:09 dönemi itibariyle Türkiye'de güçlü formda Fisher hipotezinin geçerli olmadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Enflasyon, Nominal Faiz Oranı, Fisher Hipotezi, Türkiye