Hipertansiyon

279 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Deprem bölgesinde yaşayan hipertansiyon hastalarının depremden sonra tedaviye uyumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı Şubat 2023 depremlerinden sonra hipertansiyon hastalarının tedavi uyum düzeyleri ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesidir. Materyal ve metot: Tanımlayıcı şekilde yapılan araştırmanın evrenini Malatya Battalgazi Devlet Hastanesi Dâhiliye polikliniği ve acil servisine 1 Mart-15 Nisan 2024 tarihlerinde başvuran hipertansiyon hastaları oluşturmuştur. Örnekleme araştırmaya dahil olma kriterlerini sağlayan 372 hasta alınmıştır. Veriler Hasta Bilgi Formu ve Hipertansif Bireylerin Tedaviye Uyumu ve Yaşam Değişikliği Başarısını Değerlendirme Ölçeği kullanılmış ve yüz yüze görüşmeyle toplanmıştır. Bilgilerin analiz edilmesinde SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 62.36±10.03 olup %61.3'ü kadındır. Hastaların Medikal Tedaviye Uyum alt boyut puanı 25.67±3.50, Hipertansif Bireylerin Tedaviye Uyum ve Yaşam Değişikliği Başarısını Değerlendirme Ölçeği total sayı ortalaması 69.62±6.70 dir. Kadınların, çocuk sayısı fazla olanların, okuryazar olmayanların, ev hanımlarının, geliri giderinden az olanların, kontrollerini sadece yılda bir kez yaptıranların tedavi uyumu ve yaşam değişikliği başarısı puanları daha düşük bulunmuştur. Çocuk sayısı, beden kütle indeksi, sistolik kan basıncı, son 6 ay içinde HT nedeniyle acile başvuru sayısı ile uyum ve yaşam değişikliği başarısı puanları arasında negatif yönlü, hastalık süresi arasında pozitif yönlü düşük seviyeli ilişki bulunmuştur. Sonuç: Deprem sonrası tedaviye uyumu etkileyebilecek yaşam koşullarına ilişkin olumsuzlukların halen devam etmekte olduğu bölgede ikamet eden HT hastalarının tedaviye uyumları genel olarak iyi bulunmuştur. Bununla birlikte; kadınlar, çocuk sayısı fazla olanlar, okuryazar olmayanlar, ev hanımları, geliri giderinden az olanlar, kontrolleri düzenli olmayanların, uyum ve yaşam değişikliği başarısı puanları düşük bulunduğundan bu guruplar başta olmak üzere hipertansiyon hastalarında hem tedaviye uyumu hem de yaşam değişikliği başarısını artıracak çalışmalar planlanmalıdır. Araştırmacılar farkındalığı, uyumu, bilgi düzeyini, tutum ve davranış değişikliği oluşturacak sağlık inancını olumlu etkileyecek çalışmalar yaparak tedavi uyumu ve yaşam değişikliği başarısını yükseltebilir. Anahtar Kelimeler: Deprem, Hipertansiyon, Tedaviye uyum, Yaşam Değişikliği Başarısı

DepremHemşirelikHipertansiyon
Günseli Karakuş
İnönü University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Son dönem böbrek yetmezliği nedeni ile periton diyalizi alan hasta grubunda hipertansif retinopati ile plazma BNP düzeylerinin ilişkisi

AMAÇ: SDBY nedeni ile periton diyalizi alan hasta grubunda hipertansif retinopati ile plazma BNP düzeylerinin ilişkisini araştırmak. GEREÇ ve YÖNTEM: SDBY nedeni ile PD uygulanan 29 hasta ve kontrol grubu olan 29 hasta çalışma kapsamına alındı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, diyalize girdikleri süre, KBY süresi, sistolik ve diyastolik kan basınçları, idrar miktarı kaydedildi. Tüm hastaların görme keskinliği, göz içi basınç değerleri ve fundus muayeneleri yapıldı. Fundus muayenesinde Keith, Wagener and Barker sınıflamasına göre hipertansif retinopati değerlendirildi. Ek olarak kan örneklerinde NT-proBNP düzeyleri değerlendirildi. NT-proBNP düzeyleri İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Biyokimya Laboratuvarında İmmulite 2000 hormon analizör cihazında çalışıldı. Yöntem olarak, immunoassey yöntemlerden olan kemiluminesans kullanıldı. BULGULAR: Ortalama yaşları 53±15,7 olan SDBY nedeni ile PD alan 29 hasta değerlendirildi. Ortalama 5 yıl (3-20 yıl) süre ile KBY tanısıyla takip edilen hastalar ortalama 4 yıldır (7 ay-14 yıl) KBY nedeni ile PD tedavisi görmekteydiler. Ortalama idrar miktarı 400cc ( 0-1500cc) idi. Ayrıca hasta grubunda ortalama sistolik kan basıncı 140±24 mmHg ve diyastolik kan basıncı 80±13 mmHg olarak değerlendirildi. Hasta ve kontrol gurubu arasında yaş ve cinsiyet bakımından anlamlı fark yoktu. BNP düzeyleri bakımından hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel anlamlı fark tespit edildi. Kontrol gurubunda ortalama plazma NT-proBNP düzeyi 42,80(20-468) pg/ml iken periton diyalizi hastalarında 5921(300-35000) pg/ml olarak değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen 29 periton diyalizi hastasının 58 gözü hipertansif retinopati açısından 3 gruba ayrıldı. 1.Grup, hipertansif retinopatisi olmayan; 2.Grup, grade I hipertansif retinopatisi olan; 3.Grup, grade II hipertansif retinopatisi olan hastalardan oluşmakta idi. Gruplar arasında yaş, cinsiyet, KBY süresi, idrar miktarı ve sistolik kan basınçları bakımından anlamlı fark tespit edilmedi. Grup 1 ,2 ve 3?de sırası ile diyaliz süresi 6±4 yıl, 5±4 yıl, 3±2 yıl idi. Grup1?de diyaliz süresi en uzun iken grup 3?de diyaliz süresi en kısa tespit edildi. Diyaliz süresi bakımından grup 1 ile 3 ve grup 2 ile 3 arasında anlamlı fark vardı. Grupların diyastolik kan basınçları ise sırası ile 76±11 mmHg , 77±11 mmHg , 90±14 mmHg idi. Diyastolik kan basınçları bakımından grup 2 ve 3 arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlendi. Grup 1,2 ve 3?de ortalama NT-proBNP değerleri sırası ile 1854, 2775, 10565 pg/ml idi. Grup 1?de BNP değeri en düşük iken grup 3?de en yüksek değer tespit edildi. BNP değerleri bakımından gruplar arası istatistiksel anlamlı fark izlenmedi. SONUÇ: SDBY hastalarında artmış volüm yükü nedeni ile ortaya çıkan hipertansiyon ile hipertansiyona sekonder gelişen sol ventrikül hipertrofisi ve azalmış renal NP klirensi plazma BNP düzeylerinde artış ile sonuçlanmaktadır. SDBY nedeni ile periton diyalizi alan hastalarda serum NT-proBNP düzeylerinin kontrol grubuna kıyasla anlamlı oranda yüksek tespit ettik. Bu sonuç daha önceki çalışmalarla uyumlu olarak, KBY bulunan diyaliz hastalarında görülen serum BNP düzeyi artışını desteklemektedir. SDBY hastalarında KKY morbidite ve mortalitesi yüksek bir hastalıktır. Prevalansının hipertansif retinopati ile korele olduğu düşünülürse, bu hasta grubunda fundoskopik muayenenin erken dönemde, HT?un derecesi ve end organ hasarını belirlemede büyük önem taşıdığı anlaşılmaktadır. Ayrıca non-invaziv bir yöntem olan serum BNP düzeyi ölçümünün kardiyorenal hastalıkların değerlendirilmesinde yeni bir bakış açısı kazandıracağı, tanısal değerine ilişkin daha detaylı çalışmalarla klinik tanı koymada yararlı bilgi sağlayacağı kanısındayız.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliğiDiyaliz+4
Tuğba Kandi
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tek taraflı displastik, hipoplastik, agenetik ve atrofik böbrek hastalığı olan çocuklarda hipertansiyonun yaşam içi kan basıncı izlemi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada displastik/agenezik veya atrofik böbreğe sahip çocuklarda YİKBİ ile hipertansiyonun erken tanınması, gerekli önlemlerin alınması ve tedavilerin başlanması sayesinde ileride doğacak ciddi sorunlardan korunulmasına katkı sağlamak amaçlandı. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada; İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalında 1995-2013 yılları arasında takip edilen 9 MKDB?li, 25 URA?lı, 10 atrofik böbrekli ve 5 nefrektomili olup, yaşları 5-18 arasında değişen toplam 49 hasta grubu ve bu gruba yaş, cins, kilo ve boy olarak benzer olup yaşları 6-16 arasında değişen böbrekle ilgili hastalığı olmayan ve hipertansiyon semptomları bulunmayan 30 kontrol grubu seçildi. Her iki grubun da yaş, cins, kilo, boy, BMI?leri kaydedildi. Poliklinikte takipli olan hasta grubunun dosyaları retrospektif olarak incelendi. Gerekli laboratuar verileri ve radyolojik sonuçları kaydedildi. Eksik labaratuar verileri ve radyolojik görüntülemeler yapılarak kaydedildi. Kontrol grubunda yer alan çocuklardan kan, idrar ya da radyolojik görüntüleme istenmedi. Her iki grubun poliklinik şartlarında ölçülen KB değerleri ve YİKBİ ile ölçülen KB değerleri karşılaştırıldı. İstatistiksel analiz SPSS (Statististical Program in Social Sciences) 17.0 yazılım programı kullanılarak yapıldı. Bulgular: Hasta grubundaki kız sayısı 22 (%44,9) erkek sayısı 27 (%55,1) ,kontrol grubunda ise kız sayısı 15 (%50), erkek sayısı ise 15 (%50) idi. YİKBİ?ye göre MKDB?li toplam 9 hastanın 5?inde (%55,5), RA?li hastaların 25`inin 10?unda (%40) , atrofik böbrekli hastaların 10?unun 4?ünde (%40) ve nefrektomili toplam 5 hastanın 2?sinde (%40) hipertansiyon saptandı. Gruplar kendi içlerinde karşılaştırıldı. MKDB?li grubun gece SKB yükü ve 24 saat boyunca ölçülen DKB yükü kontrol grubundan yüksek çıkmıştır. RA?li hastaların gece SKB yükü kontrol grubundan yüksek çıkmıştır. Atrofik/hipoplazik böbrekli hastaların 24 saat boyunca ölçülen DKB yükü kontrol grubundan yüksek çıkmıştır. YİKBİ sonuçlarına göre hasta grubunda maskeli hipertansiyon, kontrol grubunda ise beyaz önlük hipertansiyonu olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç: Çalışmamızda displastik/agenezik veya atrofik böbreğe sahip çocuklarda hipertansiyon sıklığı yüksek bulunmuş olup, gerek hipertansiyonun erken dönemde belirlenip önlem alınması adına gerekse de maskeli hipertansiyon ve beyaz önlük hipertansiyonun tespit edilmesinde YİKBİ?nin önemini bir defa daha göstermiş olduk. Anahtar kelimeler: Agenetik, atrofik, displastik, hipertansiyon, hipoplastik, tek böbrek, YİKBİ.

AtrofiBöbrek hastalıklarıHipertansiyon+2
Özlem Aksoy
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir aile sağlığı merkezine başvuran diabetes mellitus ve/veya hipertansiyon hastalarının anksiyete ve depresyon açısından değerlendirilmesi: Kesitsel bir çalışma

Amaç: Diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklar zaman içinde çeşitli organ fonksiyonlarında bozulmaya neden olur. Bu durum psikiyatrik hastalıkları beraberinde getirir. Bu çalışmada amacımız; bir aile sağlığı merkezine başvuran diyabet ve/veya hipertansiyon hastalarının depresyon ve anksiyete riskini ve düzeyini belirleyerek, bazı bağımsız değişkenlerle olan ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 01 Ekim 2018 - 01 Şubat 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çorum Merkez Hasanpaşa Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran toplam 330 diabetes mellitus ve/veya hipertansiyon hastasına sosyodemografik veri anketi ile birlikte Beck Depresyon Envanteri ve Beck Anksiyete Envanteri yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulandı. Hastalar sadece hipertansiyonu olanlar, sadece diyabeti olanlar ve hem hipertansiyon hem de diyabeti birlikte bulunanlar olarak üç gruba ayrıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların 226'sının kadın, 104'ün erkek olduğu saptandı. Yaş ortalaması 53,69±7,24 yıl olarak tespit edildi. Hastaların 66'sı diyabet, 181'i hipertansiyon ve 83'ü diyabet+hipertansiyon hastası olduğu görüldü. Diyabet grubunda %42,4, hipertansiyon grubunda %32,5, hem diyabet hem de hipertansiyon grubunda ise %40,9 oranında anksiyete bozukluğu saptanırken, depresyon oranlarına bakıldığında diyabet grubunda %31,8, hipertansiyon grubunda %28,7, hem diyabet hem de hipertansiyon grubunda ise %32,5 oranında gözlendi. Grupların yaş dağılımında, eğitim düzeylerinde, egzersiz sıklığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Diyabet hastalarında, hipertansiyon hastalarına oranla anksiyete bozukluğu daha fazla gözlendi. Her üç grupta da kadın cinsiyette anksiyete oranları erkeklere göre daha yüksek bulundu (p<0.05). Tüm gruplarda hastalık yılı açısından yapılan incelemede HT tanısı alınan ilk yıl ve on yıldan sonra depresyon skorlarının artmış olduğu gözlendi (p<0.05). Sonuç: Diyabet ve/veya hipertansiyon hastalarına, hasta merkezli klinik yöntemle yaklaşılmalı, hasta bütüncül olarak ele alınmalı, yalnızca fiziksel rahatsızlık ve komplikasyonları ile değil, psikolojik ve sosyal açıdan da değerlendirilmelidir.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziAnksiyete+3
Tuba Kayır
Hitit University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektrokardiyografide QRS fragmantasyonu ve ekokardiyografide sol ventrikül hipertrofisi olan hipertansif hastalarda FGF-23 düzeylerinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada ekokardiyografide sol ventrikül hipertirofisi (SVH) olan hipertansif hastalardan elektrokardiyografi (EKG)'de fragmante QRS (fQRS) olan ve olmayan olgular arasında fibroblast büyüme faktörü 23 (FGF23) düzeylerinin ve diğer klinik parametrelerin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi İç hastalıkları ve Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda Eylül 2023-Kasım 2023 tarihleri arasında yapılan ekokardiyografisinde SVH saptanan 104 hipertansif hasta bu vaka kontrol çalışmasına alınmıştır. Olgular elektrokardiyografisinde fQRS saptanan 55 (%52,9) vaka ve saptanmayan 49 (%47,1) vaka olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Bulgular: Olguların %66,3'ü kadındı ve yaş ortalaması 58,39 ± 11,73 yıldı. Olguların FGF23 ortalaması 758,46 ± 205,41 pg/mL idi. EKG'de fQRS saptanmayan olgular ile karşılaştırıldığında, EKG'de fQRS saptananlarda FGF23 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek (672,46 ± 223,1'e karşı 835,07 ± 153,45, p<0,001), E/A oranı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşüktü (0,96 ± 0,08'e karşı 0,91 ± 0,12, p = 0,012). FGF23 düzeyi EKG'de fQRS varlığını ideal olarak >855,83 pg/mL kesim noktasında %60,0 sensitivite ve %77,6 spesifite ile (EAKA: 0,731 [%95 GA: 0,635 – 0,827], p<0,001), E/A oranı ise <0,95 kesim noktasında %41,8 sensitivite ve %80,9 spesifite ile (EAKA: 0,618 [%95GA: 0,510 – 0,727]) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde öngörebiliyordu. EKG'de fQRS saptanan ve saptanmayan olgu grupları arasında diğer parametreler bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). Sonuçlar: Bu çalışmada EKG'de fQRS saptanan hipertansif SVH olgularında FGF23 düzeyinin daha yüksek olduğu saptandı. Dolaylı olarak saptanan bu sonuç doğrultusunda FGF23 artışının miyokardiyal fibrozisin potansiyel bir göstergesi olabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: QRS Fragmantasyonu, Sol Ventrikül Hipertrofisi, Hipertansiyon, Fibroblast Growth Factor-23

EkokardiyografiElektrokardiyografiFibroblast büyüme faktörü+3
Berkant Bebek
Hitit University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik olmayan kronik böbrek hastalarında serum ürik asit düzeyi ile 24 saatlik kan basıncı değişkenliği arasındaki ilişki

Amaç: Hipertansif hastalarda kan basıncı değişkenliğinin kan basıncı düzeyinden bağımsız olarak hedef organ hasarı ve kardiyovasküler mortalite ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Hiperüriseminin, hipertansiyon gelişiminde bağımsız bir risk faktörü olduğu bilinmekle birlikte kan basıncı değişkenliği üzerine etkisi henüz netleştirilememiştir. Bu nedenle kronik böbrek hastalarında ürik asit düzeyinin kan basıncı değişkenliği üzerine etkisi incelenmiştir. Gereç ve yöntem: Çalışmaya yerel etik kurul onayı (tarih ve no: 07.07.2021-482) alındıktan sonra başlandı. Çalışmaya evre 2- 4 kronik böbrek hastalığı olan 90 hasta dahil edildi. Serum ürik asit düzeyi kolorimetrik yöntemle ölçüldü. Hastalara AKBÖ cihazı takılarak 24 saat boyunca gündüz 15 dakika, gece 30 dakika aralıklarla kan basıncı ölçümleri alındı. 24 saatlik kan basıncı ölçümlerinden matematiksel ölçümlerle kan basıncı değişkenliğini gösteren ortalama gerçek değişkenlik (ARV) (sistolik, diyastolik ve ortalama arter basıncı) değeri elde edildi. Serum ürik asit düzeyi ile ARV arasındaki korelasyon değerlendirildi. Bulgular: Serum ürik asit düzeyi ile 24 saatlik sistolik ARV, 24 saatlik diyastolik ARV ve 24 saatlik ortalama arter basıncı ARV değerleri arasında pozitif yönlü bir korelasyon saptandı (sırasıyla p= 0,012, p= 0,041, p= 0,044). Kronik böbrek hastalığı evrelerine göre serum ürik asit düzeyi ile kan basıncı değişkenliği arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Yaş ile 24 saatlik ortalama arter basıncı ARV, gece ortalama arter basıncı ARV ve gece sistolik ARV değerleri arasında pozitif yönlü bir korelasyon saptandı (sırasıyla p= 0,030, p= 0,001, p= 0,003). 24 saatlik sistolik ARV, 24 saatlik gece ortalama arter basıncı ARV ve gece sistolik ARV değerleri ile vücut kitle indeksi arasında pozitif yönde korelasyon saptandı (sırasıyla p= 0,032, p= 0,045, p= 0,014). Hipertansiyon süresi ile tüm ARV değerleri arasında pozitif yönlü korelasyon saptandı (p< 0,001). Sonuç: Serum ürik asit düzeyi ile 24 saatlik sistolik ARV, 24 saatlik diyastolik ARV ve 24 saatlik ortalama arter basıncı ARV değerleri arasında pozitif bir korelasyon saptandı. VI Bu sonuçlar eşliğinde, ürik asit yüksekliğinin kronik böbrek hastalığı olanlarda kan basıncı değişkenliğinde bir artışa katkıda bulunabileceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, Kan Basıncı Değişkenliği, Kronik Böbrek Hastalığı, Serum Ürik Asit

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliğiBöbrek yetmezliği-kronik+3
Yasemin Karakurt Gödek
Hitit University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İskemik kalp hastalığı olan hastalarda kardiyak rehabilitasyonun 24 saatlik kanbasıncı değişkenliği üzerine etkisi

Amaç: Hipertansif hastalarda kan basıncı değişkenliğinin kan basıncı düzeyinden bağımsız olarak hedef organ hasarı ve kardiyovasküler mortalite ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda kardiyak rehabilitasyon sonrası hastaların uzun dönemde herhangi bir nedene bağlı ölüm oranlarında anlamlı düşüş olduğu gösterilmiş olup kardiyak rehabilitasyonun kan basıncı değişkenliği üzerine etkisi henüz netleştirilememiştir. Bu nedenle iskemik kalp hastalığı olan hipertansif hastalarda kardiyak rehabilitasyonun kan basıncı değişkenliği üzerine etkisi incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya yerel etik kurul onayı (tarih ve no: 05.10.2022-169) alındıktan sonra başlandı. Çalışma retrospektif olarak planlandı ve çalışmaya hipertansiyon ve iskemik kalp hastalığı tanıları ile takipli koroner stent ve/veya koroner By-pass öyküsü bulunan, kardiyak rehabilitasyon programına alınmış toplam 151 hasta dahil edildi. Ambulatuvar kan basıncı ölçüm cihazları kullanılarak üç aylık kardiyak rehabilitasyon programı öncesinde ve sonrasında 24 saat boyunca gündüz 15 dakika, gece 30 dakika aralıklarla kan basıncı ölçümleri alınmış olan hastaların ölçümlerinden matematiksel hesaplama ile kan basıncı değişkenliğini gösteren ortalama gerçek değişkenlik (ARV) (sistolik, diyastolik, ortalama arter basıncı) değeri elde edildi. Kardiyak rehabilitasyon ile ARV arasındaki korelasyon değerlendirildi. Bulgular: Başlangıç ölçümlerine göre kardiyak rehabilitasyon programı sonrası hastaların 24 saatlik sistolik, diyastolik ve ortalama arteriyel kan basınçlarındaki düşüş anlamlı saptandı (hepsi için p< 0,001). Aynı şekilde başlangıç ARV değerlerine göre 24 saatlik sistolik, diyasyolik, ortalama arteriyel, gece sistolik ve gece diyastolik ARV değerlerindeki düşüş de anlamlı saptandı (hepsi için p< 0,001). Diabetes mellitus, konjestif kalp yetmezliği, obezite, yaş, cinsiyet, sigara kullanımı, kullanılan antihipertansif tedavi çeşidi, koroner stent ve/veya By-pass öyküsü açısından alt grup analizlere bakıldığında kardiyak rehabilitasyon öncesi ve sonrası kan basıncı değişkenliği açısından anlamlı farklılık saptanmadı (hepsi için p> 0,05). Sonuç: Kardiyak rehabilitasyon sonrası 24 saatlik sistolik, diyastolik, ortalama arter basıncı, gece sistolik ve gece diyastolik kan basıncı değişkenliklerinde başlangıca göre düşüş saptandı. Bu sonuçlar eşliğinde, kardiyak rehabilitasyonun 24 saatlik kan basıncı VI değişkenliği üzerinde regülatuar rol oynayabileceği ve dolaylı olarak kardiyovasküler hastalık riskini azaltabileceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: İskemik kalp hastalığı, Kan basıncı değişkenliği, Hipertansiyon, Kardiyak rehabilitasyon

HipertansiyonKalpKalp hastalıkları+3
Burak Biter
Hitit University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kardiyoloji polikliniğine gelen HT hastalarının sağlık hizmeti kullanım özellikleri ve tedaviye uyumları

Giriş ve amaç Çalışmamızın amacı, üçüncü basamak Kardiyoloji polikliniğine gelen hipertansiyon hastalarında ilaç tedavisine uyum, yaşam tarzı değişikliklerine uyum, tedavi etkinliği ve sağlık hizmeti kullanım durumunun belirlenmesidir. Gereç ve yöntem Araştırma tanımlayıcı bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Örneklem büyüklüğü, evrenin büyüklüğünün bilinmediği durumda 0,05 örneklem hatası, 0,05 yanılma payı ve %50 prevalansla 384 olarak hesaplandı. Eylül-Ekim 2016 tarihleri arasında ADÜ Kardiyoloji Polikliniğinde, yüz yüze görüşme yöntemi ile anket uygulandı ve standardize edilmiş yöntemle kan basınçları ölçüldü. Katılımcıların tedaviye uyumlarını ölçmek için MMAS ölçeği kullanıldı. 5 ve altı puan alanlar tedaviye kötü uyumlu, 6 ve üstü alanlar tedaviye iyi uyumlu olarak kabul edildi. Veriler SPSS 15.0 istatistik programıyla analiz edildi. Bulgular Katılımcıların yaş ortalaması 65,1±10,5(65) idi; %59'u (s=226) kadın, %41'i (s=158) erkekti. Yüzde 79,2'si (s=304) evli, %44,0'ü (s=169) ev hanımı, %76,8'i (s=295) 9 yıldan az eğitimli olan katılımcıların %55,2'sinin (s=212) aylık eve giren toplam geliri 1380 ve 4470 TL arasında idi. Hemen tamamı (%96,4; s=370) SGK kapsamında sosyal güvenceye sahipti ve %64,3'ü (s=247) kentsel bölgelerde oturmakta idi. Katılımcıların %14,1'i (s=54) alkol ve %10,9'u (s=42) sigara içmekteydi. Egzersiz yapmayanlar tüm katılımcıların %68,2'sini (s=262) oluşturmaktaydı. Katılımcıların %84,6'sının (s=325) en az bir ek hastalığı vardı. En sık bulunan ek hastalıklar kardiyovasküler hastalık veya risk faktörleri (%68,5; s=263) ile DM (%40,9; s=384) idi. Katılımcıların % 72,9'unda (n:280) kan basıncı kontrolü sağlanmıştı. Çalışma sırasında ölçülen sistolik kan basıncı düzeyleri ortalama 127,1±17,50 mmHg ve diyastolik kan basıncı düzeyleri ortalama 79,3±11,4 mmHg idi. Hastaların %68,8'inde (s=264) HT tanısı ikinci basamak sağlık kuruluşlarında ve %58,1'inde (s=223) dahiliye ve yan dal uzmanları tarafından konmuştu. Hemen tamamı aile hekimini bilen (%96,6; s=371) katılımcıların çoğu aile hekimine en az bir kez başvurmuştu (%93,8; s=360); HT için en sık başvuru nedeni ise (%75,0; s=288) ilaç yazdırmak idi. Hipertansiyon hastalarının çoğu (%95,6; s=367) hipertansiyon ilaçlarını düzenli kullandığını belirtti. Düzenli kullanmamanın en sık bildirilen üç nedeni bilgi eksikliği (%64,7; s=11), ilacını almayı unutma (%58,8; s=10) ve ilacın kendisine zarar verebileceğini düşüncesi (%52,9; s=9) idi. Katılımcıların %39,8'i (s=153) HT tanısı konulduğundan beri diyet ve %60,9'u (s=234) egzersiz yapmamıştı; doktorundan tavsiye aldığı halde bunları yerine getirmeyenler katılımcıların %51,8'iydi (s=199). Katılımcıların Morisky puan ortalaması 6,1±1,8 (en az 0, en çok 8) idi. Katılımcıların % 67,2'si (s=258) tedaviye iyi uyumluydu. Yaş (r=0,253; p=0,000) ve egzersize uyum (r=0,101; p=0,017) arttıkça HT tedavisine uyumları artmaktaydı. Kentsel bölgelerde yaşayanlarda (z=2,29; p=0,02), ek hastalığı olanlarda (z=3,504; p=0,000), düşük ve orta gelir grubundakilerde (yüksek gelir grubundakilere göre sırasıyla z=2,507; p=0,012 ve z=3,146; p=0,02) tedaviye uyum daha yüksekti. Katılımcıların cinsiyeti, medeni durumu, eğitim düzeyi, günlük kullandıkları HT ilaç dozu sayısı, günlük alınan toplam ilaç dozu sayısı, katılımcıların diyete uyum durumları ve ilaç kullanmasına yardım eden birinin olma durumu HT tedavisine uyum üzerinde etkili değildi (p>0,05). Kentsel bölgede yaşayanlarda(χ²=5,627; 0,018), önerilen egzersiz egzersize uyum gösterenlerde (χ²=8,821; p=0,003) ilaç tedavisine uyumu daha yüksek olan katılımcılarda (χ²=5,833; p=0,016) kan basıncı kontrolü daha iyiydi. Yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, ek hastalık varlığı, yardımcısının olup olmamasının kan basıncı kontrolü üzerinde etkisi yoktu. Sonuç Çalışmamızda üçüncü basamağa başvuran hipertansiyon hastalarında tedavi uyumu yüksek bulunmuştur. Yaşam tarzı değişikliğine uyum gösteren hastaların tedaviye uyumları ve aynı zamanda kan basıncı kontrolleri yüksek bulundu. Tedaviden tam sonuç alınabilmesi için hastalara tedavinin bütün basamaklarının öneminin net açıklanması gerektiği düşünülmektedir. Hastaların hipertansiyon takibinde aile hekimlerinin yerinin sınırlı kaldığı saptanmıştır. Hastaların aile hekimlerine güvenlerinin artırılması aile hekimlerinin rolünü artırabilir.

HipertansiyonKan basıncıKardiyoloji+3
Leyla Günaydın
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

L-name ile hipertansiyon oluşturulan sıçanlarda fumaria officinalis ekstraktının kan basıncına etkisi

Bu çalışma, fumaria officinalis ekstraktının L-NAME ile hipertansiyon oluşturulan sıçanlarda kan basıncına etkisini geniş bir perspektif içerisinde ortaya koymak amacıyla tasarlanmıştır. Çalışmada 42 adet, 10 haftalık Wistar-Albino erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar eşit sayıda 6 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna 4 hafta süreyle %0.9 izotonik NaCl çözeltisi i.p. uygulandı. HT grubuna hipertansiyon oluşturmak amacıyla NOS enzimi inhibitörü olan L-NAME, 40 mg/kg dozda %0.9 izotonik NaCl çözeltisinde 4 hafta süreyle i.p. uygulandı. HT +FUM150mg grubuna L-NAME 40 mg/kg dozda i.p. yolla 4 hafta süreyle ve son 2 hafta ilave olarak 150 mg/kg/gün dozda Fumaria officinalis ekstraktı %0.9 izotonik NaCl çözeltisinde çözülerek i.p. yolla uygulanadı. HT +FUM300mg grubuna L-NAME 40 mg/kg dozda i.p. yolla 4 hafta süreyle ve son 2 hafta ilave olarak 300 mg/kg/gün dozda Fumaria officinalis ekstraktı %0.9 izotonik NaCl çözeltisinde çözülerek i.p. yolla uygulandı. FUM150mg grubuna fumaria officinalis ekstraktı 150 mg/kg/gün olacak şekilde %0.9 izotonik NaCl çözeltisinde çözülerek i.p. yolla 2 hafta boyunca uygulandı. FUM300mg grubuna Fumaria officinalis ekstraktı 300 mg/kg/gün olacak şekilde %0.9 izotonik NaCl çözeltisinde çözülerek i.p. yolla 2 hafta boyunca uygulandı. Sıçanların 4. haftanın sonunda sistolik kan basıncı (SKB) değerleri ölçülerek kaydedildi. Sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildi. L-NAME ve fumaria officinalisin birlikte uygulandığı gruplarda SKB değerlerinin önemli ölçüde azaldığı görüldü. Fumaria grupları ve kontrol grubunda parametrelerde önemli bir değişim gözlenmedi. L-NAME grubu ile diğer gruplar arasında önemli ölçüde bir farklılık görüldü. Çalışmanın sonucu, Fumaria'nın 150 mg/kg ve 300 mg/kg dozlarının; L-NAME ile deneysel olarak hipertansiyon oluşturulan sıçanlarda kan basıncını düşürdüğünü göstermektedir.

Fumaria L.Fumaria officinalisHipertansiyon+4
Sezgin Topçam
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

L-NAME uygulanmış sıçan aortunda Atorvastatin Ca, Kafeik Asit Fenil Ester, Amonyum Pyrrolidin Dithiocarbamat ve SG-Benz'in kasılma ve gevşeme üzerine etkisi

Hipertansiyon, ortalama kan basıncı düzeyinin ayarlanamaması sonucu ortaya çıkan bir sorundur. Hipertansiyona eşlik eden bazı hastalıklarda, semptomlar beta reseptör blokajıyla daha da kötüleşebilir. Giderek artan dozlarda β bloker ve kombine α-β bloker kullanımı, su ve tuz retansiyonuna neden olabilir. Ortaya çıkan bu durum diüretik kullanımını beraberinde getirir. β ve α blokerlarla yapılan tedavilerde ek önlemler alınması gerekmektedir. Bunun gibi çoğul tedavi yerine tekil tedavi gerektirecek ilaçlar daha yararlı olabilir. Bu nedenle Kafeik Asit Fenil Ester (CAPE), Ammonium Pyrrolidin Dityokarbomat (PDTC), SG-Benz ve Atorvastain Ca maddelerinin KCl ile kastırılan torasik aortta verececeği cevapları araştırmayı amaçladık. Çalışmamızda Atorvastatin Ca, CAPE, PDTC ve SG-Benz uygulanmak üzere 4 grup oluşturuldu. Her grupta 10 hayvan olmak üzere toplamda 40 hayvan ile çalışıldı. Deneyde; rat tartılarak servikal dislokasyon yöntemiyle öldürüldü ve torasik aort alındı. 3 mm çapında izole edilen organ, içerisinde Krebs-Henseleit çözeltisi bulunan organ banyosuna asıldı. Organın kasılabilirliği test edilip KCl ile prekontraksiyon yapıldı. Endotelli torasik aortta L-NAME uygulanarak NO sentezi durduruldu. Maddeler 10-9 - 3x10-4 M dozlarında kümülatif olarak uygulandı. İzometrik transduser yardımıyla kasılma-gevşeme cevapları kaydedildi. Gruplar arasında belirli dozlarda gevşeme açısından anlamlı farklılıklar bulunmuştur. En yüksek gevşeme cevabı CAPE uygulanan preparatlarda görülmüştür. Sonra sırasıyla SG-Benz, Atorvastatin Ca ve PDTC maddeleri gelmektedir. Sonuç olarak, kullanılan tüm maddelerde doza bağlı gevşeme cevapları gözlenmiştir.

AkridinlerAort-torasikHipertansiyon+2
Sinem Deniz Akca
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hipertansiyon hastalarının sağlık okuryazarlık düzeylerinin tedaviye uyum üzerine etkisinin incelenmesi

Hipertansiyon hastalarını sağlık okuryazarlık düzeylerinin tedaviye uyum üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla Çukurova Üniversitesi Balcalı Eğitim ve Araştırma hastanesi kardiyoloji polikliniğine başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden 80 hasta ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışma öncesi gerekli olan izinler alındı. Verilerin toplanmasında "Sosyo Demografik Özelikler" soru formu, "Yetişkin Sağlık Okuryazarlık Ölçeği" ve "Modifiye Morsky Ölçeği" kullanıldı. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro wilk testi ile test edilmiştir. Normal dağılmayan ölçek puanlarının iki kategorili değişkenlerin düzeylerinde karşılaştırılmasında Mann whitney u testi, ikiden fazla kategorili değişkenler için ise Kruskal Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testleri kullanılmıştır. Normal dağılmayan ölçekler arasındaki ilişkiler Spearman rank korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 62,45±11,95 yıl ve %58,8'i kadın, %21'3'ü okuryazar değildir. Hastaların %20 sinin motivasyon düzeyi, %18,8 inin ise bilgi düzeyi düşük bulunmuştur. Yetişkin sağlık okuryazarlık ölçek puanı ortalaması 11,51 ± 5,21dir.Yetişkin sağlık okuryazarlık ölçek puanı ile Morisky toplam puanı arasında pozitif yönde zayıf bir anlamlı korelasyon (r=0,338, P=0,002) ve Morisky bilgi düzeyi puanı arasında pozitif yönde orta şiddette bir anlamlı korelasyon saptandı (r=0,447, P=0,001). Buna karşın yetişkin sağlık okuryazarlık ölçek puanı ile Morisky motivasyon puanı arasında anlamlı korelasyon saptanmadı (r=0,011, P=0,923). Yetişkin sağlık okuryazarlık ölçek puanları ile Yaş arasında negatif yönde orta şiddetle (r=-0,430, P=0,001), SKB (r=0,316, P=0,004), DKB (r=0,340, P=0,002) değerleri arasında pozitif yönde zayıf anlamlı korelasyonlar saptandı. Sonuç olarak; Hipertansiyon hastaları tedaviye uyumsuz, sağlık okuryazarlık düzeyleri düşük, yetişkin bireylerde sağlık okuryazarlık düzeyi artıkça tedavi uyumu zayıf olarak artış göstermekle beraber tedavi bilgi düzeyi ile tedavi motivasyonu anlamlı artmaktadı

HipertansiyonSağlık okuryazarlığıTedavi+2
Fatma Koçak Oğuz
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yağ asitleri ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişkinin farmakolojik açıdan incelenmesi

Yağ asitleri ve kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişki uzun yıllardır araştırmalara konu olmakla birlikte henüz tümüyle aydınlatılmış değildir. Bu çalışmanın amacı, yağ asitlerinin kalp-damar hastalıklarının fizyopatolojisindeki rolünün incelenmesi ve kardiyovasküler hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların yağ asidi kompozisyonuna etkisinin araştırılmasıdır. Bu amaçla; 98'i kadın, 216'sı erkek olmak üzere toplam 314 katılımcı koroner arter hastalığı, hipertansiyon, kalp yetmezliği ve kontrol gruplarına ayrıldı. Katılımcıların plazma ve eritrosit hücre zarı yağ asitleri gaz kromatografisi-kütle spektrometresi tekniği ile analiz edildi. Hastalık grupları, yağ asidi kompozisyonu açısından kontrol grubu ile ayrı ayrı kıyaslandı. Katılımcıların kullandığı ilaç bilgilerinden hareketle kardiyovasküler sistem ilaçlarının yağ asidi kompozisyonuna etkisi incelendi. Hasta gruplarında pentadekanoik asit, palmitik asit, palmitoleik asit, oleik asit düzeyleri, doymuş yağ asitleri toplamı, tekli doymamış yağ asitleri toplamı ile delta 6 ve delta 9 desatüraz aktivitelerinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görüldü. Bunun aksine linoleik asit ve dokozahekzaenoik asit seviyeleri, çoklu doymamış yağ asitleri toplamı ve Omega 3 İndeksi kontrol grubuna göre daha düşük bulundu. Her bir yağ asidi için hasta ve kontrol grupları arasındaki düzey farklılıklarının sabit olmadığı gözlendi. Dolayısıyla, toplam veya gruplandırılmış yağ asidi düzeyi ifadelerinin tek başına yeterli olmadığı, tüm kompozisyonun incelenmesi gerektiği görüldü. İlaçların yağ asitlerine etkisiyle ilgili analizde beta bloker, diüretik ve trombosit topaklanmasını önleyen ilaçların yağ asidi düzeylerini etkilediği tespit edildi. Sonuç olarak yağ asidi kompozisyon değişikliklerinin koroner arter hastalığı, hipertansiyon ve kalp yetmezliği ile ilişkili olduğu ve kardiyovasküler sistem ilaçlarının yağ asidi kompozisyonunu değiştirebileceği yorumu yapıldı.

Antihipertansif ajanlarHipertansiyonKalp hastalıkları+6
İdris Ayhan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan aortasında transient reseptör potansiyeli (TRP) kanalları ile hipertansiyon arasındaki ilişkinin araştırılması

Yüksek prevalansa sahip olan arteriyel hipertansiyon (HT), kardiyovasküler hastalıkların gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. HT hastalarının büyük çoğunluğunu oluşturan primer HT patogenezi halen büyük ölçüde aydınlatılamadığından tedavi hedefleri de araştırmalara açık bir alandır. Transient reseptör potansiyeli (TRP) kanalları, membran potansiyelini veya hücre içi kalsiyum konsantrasyonunu değiştirerek sinyal transdüksiyonunda önemli rol oynayan bir katyonik kanal sınıfıdır. Hücre kültürü ve deneysel hayvan modellerinde yapılan çalışmalarda TRP kanallarının HT'da rolü olabileceği ileri sürülmüştür. Bu çalışma, TRP kanallarının HT patogenezindeki rolünü ve tedavideki potansiyel yerini araştırmayı hedefleyen, insan vasküler dokusunda yapılan ilk çalışmadır. Çalışmamızda, koroner arter hastalığı nedeniyle koroner arter bypass greft cerrahisi yapılan kronik HT hastaları (n=59) ile HT öyküsü olmayan normotansif (n=22) hastalardan, santral kan basıncını en iyi yansıtan vasküler yapı olan asendan aorta doku örnekleri toplanarak TRP kanallarının mRNA seviyeleri kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu ile analiz edilmiştir. Grupların demografik özellikleri, biyokimyasal parametreleri ve kullandıkları antihipertansif ilaç sayıları ve sınıfları ile eş zamanlı kardiyometabolik hastalıkları açısından alt grup analizleri yapılarak gen ekspresyon seviyeleri bu faktörlere göre değerlendirilmiştir. Çalışmada, TRPC1 ve TRPV3 mRNA ekspresyon seviyeleri açısından HT grubu ile kontrol grubu arasında farklılık bulunmazken, HT hastalarının TRPC6, TRPV1, TRPV2, TRPV4, TRPM8 mRNA ekspresyon seviyelerinin normotansif kontrol grubuna göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla; 0.2'ye karşı 1.05, 0.17'ye karşı 1.05, 0.31'e karşı 0.97, 0.29'a karşı 1.05, 0.35'e karşı 1.19). Sonuç olarak; TRP kanalları, HT patogenezinin aydınlatılması ve potansiyel bir tedavi hedefi olarak değerlendirilmesi daha etkili tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine olanak sağlayabilir.

AortGen ifadesiHipertansiyon+3
Algül Dilara Dokumacı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Transkateter aort kapak implantasyonu sonrası kan basıncı yanıtı ile mikroRNAlar 1, 133a, 206, 202-3p arasındaki ilişki ve miyokardiyal strain parametreleri üzerine etkileri

Giriş ve Amaç: Başarılı Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu (TAVI) sonrası, miyokardiyal global strainde iyileşme, ve bunun sonucu olarak kan basıncında yükselme beklenir. Her iki sonuç da hastaların sağkalımını ve yaşam kalitesini etkiler. TAVI sonrası sol ventriküler basınç yükünün ortadan kaldırılmasına rağmen, kimi hastalar işlemden sonra fonksiyonel iyileşme, morbidite ve mortalite açısından fayda görmezler. Dolaşımdaki mikroRNA'lar, hücrelerden eksozomal partiküllerin içinde salınabilen yeni bir biyobelirteç sınıfı olarak önem kazanmaktadır. Spesifik bazı miRNAların dolaşımdaki miktarının sol ventriküler yeniden şekillenme (remodelling) ve aortik kapak içinden geçen akım gerilimi (shear stress) ile ilişkili olduklarını gösteren yayınlar mevcuttur. Bu çalışmada, ileri aort darlığı olan hastalarda darlığın TAVİ ile giderilmesinden sonra eksozomal miR-1, 133a, 206, 202-3p'nin varyasyonları incelenerek, miyokardiyal strain ve kan basıncındaki değişiklikler ile ilintili kötü prognoz belirteçlerinin saptanması amaçlanmıştır. Yöntem: TAVİ işlemi yapılacak 45 hastadan; işlem öncesi, taburculuk günü ve 3. ay olarak belirlenmiş 3 farklı zamanda serum örnekleri alındı. Örneklerden eksozomlar izole edilerek seçilmiş miRNAların değişimlerini saptamak için kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu uygulandı. Aynı zaman noktalarında Global Longitudinal Strain (GLS) analizini de içerecek şekilde ekokardiyografi yapıldı ve 24 saatlik ambulatuvar kan basıncı ölçümleri ile kan basıncı değişimi kaydedildi. Bulgular: Prosedür sonrası miR-206 düşüşü ile GLS'deki iyileşme arasında negatif korelasyon saptandı. Bununla paralel olarak, miR'deki azalma ne kadar azsa, TAVI-sonrası mutlak GLS o kadar yüksekti. Ayrıca, Ki-kare testi, taburculuktan 3.aya kadar geçen sürede miR-206 miktarı daha da azalan hastaların, 3.ayda GLS kazanımlarının daha az olduğunu ortaya koydu. Ek olarak, işlemden hemen sonraki miR-206 düşüşü, 3.aydaki hem MAB hem de DKB artışı ile negatif korelasyon gösterdi. Bununla birlikte, TAVİ sonrası miR-206 miktarı belirgin olarak düşen hasta grubunda MAB artışı daha azdı. Majör kardiyak ve serebrovasküler olay (MACCE) yaşayan hastalarda miR-206, MACCE görülmeyen hastalara göre belirgin olarak azalmıştı. Üstelik 3.ayda NYHA sınıfında iyileşme olmayan hastalarda, fonksiyonel sınıfı iyileşen/sabit kalan hastalara göre miR-206 daha düşüktü. Sonuç: TAVI sonrası miR-206 düşüşü, kardiyak fonksiyon ve kan basıncında artışla ilintilidir ve kısa dönem takipte klinik sonlanım açısından prediktif olabilir. Anahtar Kelimeler: miR-206, global longitudinal strain, TAVI, kan basıncı, kalp yetmezliği

Aort kapak stenozuAort kapak stenozuAort kapak yetmezliği+7
İlke Çelikkale
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Aleksitiminin psikiyatri ve hipertansiyon hastalarında ve normal popülasyonda görülme sıklığı ve bunların bazı sosyo-demografik özelliklerle ilişkisi

ÖZET Duyguları tanıma ve tanımlamada zorluk, düşlem (fantazi) sınırlılığı ve işlemsel düşünme (operational thinking) özellikleriyle tanımlanan aleksitiminin, hem sağlıklı hem de psikosomatik ve psikiyatrik hasta popülasyonlarında yaygın olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmada, psikosomatik bozukluklara özgü bir kişilik boyutu olarak bilinen aleksitiminin, psikiyatrik, psikosomatik ve normal kişilerde görülme sıklığı ve bunun bazı sosyo-demografik özelliklerle ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmanın diğer bir amacı ise depresyon ile aleksitimi arasındaki ilişkiye bakmaktır. Aleksitimiyi değerlendirmek için "Toronto Aleksitimi Ölçeği" kullanılmıştır. Depresyonu değerlendirmek için ise "Beck Depresyon ölçeği" uygulanmıştır. Sosyo-ekonomik düzeyi belirlemek amacı ile araştırmacı tarafından geliştirilen ve güvenirlik katsayısı.85 olarak bulunan "Sosyo-ekonomik Düzey Ölçeği" verilmiştir. Araştırmanın amacına uygun olarak ilişkisel tarama modeli uygulanmıştır ve üç örneklem grubu ile çalışılmıştır. DSM-IV tanı ölçütüne göre depresyon ve somatoform tanısı alanlar psikiyatrik grubu; esansiyel hipertansiyon bozukluğu olanlar psikosomatik grubu; psikosomatik ve psikiyatrik hastalığı olmadığını bildirenler ise kontrol grubunu oluşturmuşlardır. Araştırmaya toplam 234 denek katılmıştır. Araştırma sonucunda aleksitiminin en sık psikiyatrik grupta rastlandığı ve bunu psikosomatik ve kontrol grubunun izlediği saptanmıştır (%67.9 > %57.7 > %38.5). Depresyon ile aleksitimi arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Sosyo-demografik özelliklere bakıldığında her üç grupta aleksitimiyle cinsiyet arasında ilişki olmadığı sosyo-ekonomik düzey ile ise ilişkili olduğu bulunmuştur. Psikiyatri ve hipertansiyon gruplarında yaş ve eğitim düzeyinin aleksitimi ile ilişkisiz olduğu ancak kontrol grubunda ilişkili olduğu bulunmuştur. III

Affektif semptomlarHipertansiyonPsikiyatrik hastalar+3
Sema Bengi Gürkan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1995
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of adult knowledge towards arterial blood pressure

Hypertension is a considerable cause of many other serious diseases. It led to cardiovascular diseases and may cause premature death. Worldwide, several studies showed that adults are more vulnerable to hypertension because they had most of the hypertension factors. Therefore, a massive quantity of hypertension medication had been used all over the world to treat this disease and more financial budgets had been spent on treatment and education programs. A descriptive-correlational design was applied to measure the knowledge of the patients with hypertension. The study started on 8th Mar 2022. Data collection started on 17th May 2022 after the approval of DOH and ended on 18th Sep 2022. The study has a purposive sample that consists of 401 patients, 182 males and 219 females. Six participants had been excluded because of incorrect or uncompleted answers. Of the remaining 394 patients of 178 males and 216 had participated in the study by answering the questions. The study implements a pre-proposed assessment tool published by (Kumait 2015). A previously proposed evaluation tool published by Kumait (2015) was applied in the study. The tool consists of two parts: the first part: demographic data; This section consists of 8 items focusing on the patient's demographic characteristics (age, gender, marital status, residence, educational level, concomitant chronic disease, and income). Part Two: Knowledge; This section consists of 28 items focusing on informational characteristics for hypertensive patients. As a result of the study, the majority of the study participants were middle-aged (49-58 years old), about 33.5%, more than half (54.8%) were women, 88.3% were married, and 40.6% were literate. At the level of education: it was noted that 90.4% had a positive family history of high blood pressure and 72.4% had no additional chronic disease. consider outcomes in terms of levels of knowledge in the study; It was concluded that the knowledge levels of the patients changed according to their demographic information. It was determined that the level of knowledge of women was higher than that of men, those who lived in cities were higher than those who lived in rural areas, those without chronic diseases were more than those without chronic diseases, and those at younger ages were more knowledge with those who live in rural areas. In the study, there were differences between patients' educational levels in terms of signs and symptoms. When results are compared as a lifestyle; It was observed that the patients' lifestyle changed according to the age group, education, place of residence, and income, whether they had a chronic disease or not (p < 0.05). This study concluded that adults have good knowledge of arterial blood pressure and that the relationship between demographic information and signs and symptoms is highly significant, and further studies are needed.

Level of knowledgeHypertensionBlood pressure+2
Ahmed Khudhaır Ahmed Al-khalaf
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İki böbrek bir klip hipertansiyonunda farklı oranlardaki tuz yüklemelerinin barorefleks duyarlılığı üzerindeki etkileri

Amaç: Çalısmamızda, 2 Böbrek 1 Klip hipertansif sıçanlarda, % 0,5 (düsük) ve % 1 (asırı) NaCl'lik tuz yüklemelerinin barorefleks duyarlılıgı ve PRA üzerindeki etkilerinin saptanması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Klip takılan grup ile onun yalancı operasyonlu kontrolünden alınan sıçanlara, distile su veya düsük tuz çözeltisi veya asırı tuz çözeltisi üç hafta süreyle içme suyu olarak verildi. Üç haftanın sonunda, uyanık durumdaki hayvanlarda; plazma renin aktivitesi (PRA), kan basıncı düzeyleri, fenilefrin ve sodyum nitroprussid kullanılarak, parasempatik bileseni ile birlikte arteryel barorefleks duyarlılıgı ölçüldü. Barorefleksin sempatik bileseninin duyarlılıgı, refleksin toplam ve parasempatik duyarlılıklarından hesaplanarak bulundu. Ayrıca, hayvanların bazal ve intrinsik kalp atım hızları, kalp ve böbrek agırlıkları ölçüldü. Bulgular: Klip uygulaması distile su ve asırı tuz yükleme kosullarında PRA'ni artırdı (p<0,05). Asırı tuz yüklemesi kontrol hayvanlarında, düsük tuz yüklemesi ise klipli hayvanlarda, PRA'yı azalttı (p<0,05). Klipleme, yalnızca, distile su alan sıçanlarda barorefleks duyarlılıgını azalttı (p<0,05). Tuz yüklemeleri, kliplilerde ve kontrollerinde, barorefleks duyarlılıgını etkilemedi; ancak, klipliler ile kontrolleri arasında duyarlılık açısından saptanan farklılıgın gelismesini önledi. Barorefleksin parasempatik bileseninin duyarlılıgı, yalnızca asırı tuz alımı durumunda azaldı (bradikardik yanıt için, p<0,05 ve tasikardik yanıt için, p=0,05). Klipleme tüm tuz yükleme kosullarında kan basıncı (p<0,01) ve sol kalp agırlıgını (p<0,05) artırdı. Tuz yüklemeleri, kliplilerdeki kan basıncı ve sol kalp agırlıgını anlamlı olarak etkilemedi. Sonuç: Düsük ve asırı tuz yüklemelerinin renin anjiyotensin sistemi aktivitesini baskılayarak, iki böbrek bir klip hipertansif sıçanlardaki barorefleks duyarlılıgı azalmasının ortadan kalkmasına yol açmıs olabilecegi; ayrıca, barorefleks duyarlılıgındaki degisimin, bu hipertansiyon modelindeki kliplemeye baglı kan basıncı artısını önlemedigi kanısına varılmıstır.

Anjiyotensin IIHipertansiyon
Ali Magemizoğlu
Çukurova University
2007
00
Master'sOpen AccessEN

Biochemical comparative study for the role of selenium and chromium in metabolic syndrome

This study aimed to mark the role of selenium and chromium in MetS and their association with components and to know the effect of age, sex, and BMI on the studied parameters. Samples were collected from 140 participants, and 70 of them met the syndrome criteria used in this study. The other 70 were as a control group. Participants were divided by age, sex, and BMI. The target ages ranged from 20-75 years. The concentrations of Se, Cr, FBG, F. Insulin, HOMA-IR, TG, HDL, UA, and fibrinogen were examined. In addition to measuring systolic and diastolic blood pressure, waist circumference, weight, and height. The results showed an inverse correlation between selenium and chromium with MetS. Age, sex, and BMI had a clear effect on the concentration of the studied parameters. The results showed a significant increase in the concentration of FBG, F. Insulin, HOMA-IR, TG, UA, fibrinogen, WC, SBP, and DBP. While it recorded a decrease in the concentration of HDL, Se, and Cr. Through the ROC Curve procedure, Se and Cr record a distinctive ability between non-diabetic MetS and control subjects. The concentrations of Se and Cr decrease with the occurrence of MetS, which may be useful in the future as diagnostic parameters of the syndrome or conduct studies to prove their therapeutic usefulness in improving MetS.

Biochemical analysisDyslipidemiaHypertension+5
Azhar Kadhım Abbood Alhameed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Irak Al-Najaf Al-Ashraf Şehri Eğitim Hastanesi'ndeki hipertansif hastaların yaşam kalitesi ve hipertansiyon farkındalığı

The aim of this study is to evaluate hypertension awareness and quality of life in hypertension patients treated in a training hospital in Iraq. Analytical research design was used in the study. The population of the study consists of hypertension patients who are followed up in the Teaching Hospital in Al-Nejaf Al-Ashraf Province/Iraq. The sample of the study consisted of 120 patients who applied to the hospital on February 1, 2022 and May 1, 2022 and met the research criteria. Study data were collected with Health-Related Quality Of Life, the Sociodemographic data form, Patient awareness evaluation form. 35% of the patients were between the ages of 46-55 and 62.5% were female. It is seen that 25% of the evaluated patients are illiterate and 22.5% are high school graduates. 59.2% of the patients resided in the city and 73.3% of them had hypertension between 1-10 years. It was observed that the quality of life increased as the age of the patients increased and the highest quality of life was statistically higher in the 66-75 age range (p<0,05). It has been determined that the quality of life of individuals who do not work and who have a disease year of 21-30 years is high (p<0,05). It has been observed that there is a significant relationship between the awareness of hypertension disease and the quality of life of the patients (p<0,05).As a result, increasing the awareness of the disease in adults with hypertension can improve the patient's quality of life.

AwarenessHypertensionIraq+2
Fıras Saad Khaıt Shıblawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fetal trombofilinin preeklampsi ve intrauterin büyüme geriliği olgularında etkisi

Amaç: Amacımız preeklampsi ve intrauterin büyüme geriliği olgularında maternal ve fetal trombofili aranarak bu hastalıkların oluşumundaki etkilerini araştırmaktır.Gereç ve yöntem: Çalışmaya Mart 2007- Şubat 2008 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'na başvuran 50'si çalışma grubu 50'si sağlıklı olmak üzere toplam 100 gebe dahil edildi. Çalışma grubu da preeklamptik grup (39 hasta) ve preeklampsi+IUGR grubu (11 hasta) olarak 2 alt gruba ayrıldı.Doğum sırasında tüm annelerden B12, folik asit, homosistein ve Faktör V Leiden, MTHFR 667, MTHFR 1298, Protrombin 20210 mutasyonları, bebekten de fetal kordondan kan alınarak Faktör V Leiden, MTHFR 667, MTHFR 1298, Protrombin 20210 mutasyonları çalışıldı.Sonuçlar: Çalışma grubu ile kontrol grubu incelendiğinde anne yaşı (p=0,329), gebelik sayısı (p=0,239) ve doğum sayısı (p=0,679) açısından istatistiksel olarak farklılık gözlenmemiştir. Ancak gebelik haftası (p<0.001) ve doğum ağırlığı (p<0.001) açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Çalışma ve kontrol grubundaki gebelerin serum B12, folat ve homosistein seviyeleri karşılaştırıldığında serum B12 (p=0,124) ve folat (p=0,609) düzeylerinde istatistiksel olarak fark saptanmamış ancak homosistein (p<0.001) seviyeleri arasında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Çalışma grubu ve kontrol grubu arasında hem maternal hem de fetal Faktör V Leiden, MTHFR 667, MTHFR 1298, Protrombin 20210 mutasyonlarının sıklığı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı.Yorum: Homosistein seviyeleri çalışma grubunda kontrol grubuna göre yüksek saptanmasına rağmen, maternal ve fetal Faktör V Leiden, MTHFR 667, MTHFR 1298, Protrombin 20210 mutasyonları gibi kalıtsal trombofililer ile preeklampsi ve intrauterin büyüme geriliği arasında ilişki bulmadık.Anahtar kelimeler: Fetal trombofili, maternal trombofili, preeklampsi, intrauterin büyüme geriliği.

Fetal gelişme geriliğiHipertansiyonKan pıhtılaşması+2
Meliz Onbaşıoğlu
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansiyon kontrolünde hastalık algısı ve grup görüşmelerinin etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, hipertansiyon hastalarının hastalık algısı ile kan basıncı regülasyonu arasındaki ilişkiyi belirlemek ve hastalık algısına yönelik grup görüşmelerinin hastalık algısı ve kan basıncı regülasyonuna etkisini incelemektir.Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne 23.05.2008?23.11.2008 tarihleri arasında başvuran 152 hipertansiyon hastası çalışmaya alındı. Hasta Bilgi Formu ve Hastalık Algısı Ölçeği uygulandı. Hastalar, rasgele yöntemle iki gruba ayrıldı: Birinci grup kontrol grubu olup ikinci grup grup görüşmesine alındı. Grup görüşmeleri, bir öğretim üyesi, bir asistan ve bir hemşire ile birlikte grup görüşmesi kurallarına uygun bir şekilde ayda bir kez olmak üzere üç ay boyunca yapıldı ve son görüşmeden bir hafta sonra kontrol grubu ile birlikte tüm hastalara ?Hastalık Algısı Ölçeği? tekrar uygulanarak kan basıncı değerlerinin hedef değerlere ulaşıp ulaşmadığı kontrol edildi. Veriler bilgisayara girildi ve istatistiksel paket programı ile değerlendirildi.Bulgular: Çalışmaya alınan 109 hastadan 92'si (% 84,4) çalışmayı tamamladı. Bu hastalardan 40'ı (% 43,5) grup görüşmesine alındı. Grup görüşmesine katılan hastaların grup görüşmeleri öncesindeki kan basıncı regülasyonu % 27,5 iken, grup görüşmeleri sonrasında anlamlı şekilde % 70'e yükselmiştir. Kontrol grubunun kan basıncı regülasyonu ise bu süre içerisinde % 23,2'den % 31,9'a ulaşmıştır.Sonuç: Hipertansiyon hastalarının büyük çoğunluğunun kan basıncı kontrolü istenen düzeyde değildir ve yeni bakım modellerinden grup görüşmesi, hastaların hastalık algılarını olumlu yönde etkileyerek kan basıncı regülasyonunda iyileşmeye katkı sağlayabilir.Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, hastalık algısı, hastalık algısı ölçeği, grup görüşmesi.

Aile hekimliğiAlgıHastalık+2
Orhan Acehan
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kanser tanısı ile izlenen hipertansif hastalarda sitotoksik tedavilerin kan basıncı ve sitokinler üzerine etkisi

Amaç: Hipertansiyon ve kanser hastalığı birbirinden bağımsız iki hastalık gibi olmasına karşılık belirli noktalarda ortak etiyopatogeneze sahiptirler. Mevcut kan damarlarından yeni kan damarlarının gelişmesi demek olan anjiyogenez her iki hastalığın oluşumunda rol almaktadır. Biz bu çalışma ile yeni tanı alan kanser hastalarında sitotoksik tedavinin kan basıncı takiplerine ve sitokinler üzerine etkisini görmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Kanser tanısı alan 68 hasta grubu ve 18 kontrol grubu çalışmaya alındı. Hastaların serum örneklerinden vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), nitrik oksit (NO), endotelin (ET) ve anjiotensin dönüştürücü enzim (ACE) düzeyleri mikro ELİSA yöntemi ile ölçüldü ve serum biyokimya parametreleri ölçüldü. Hastaların tedavi süresince haftalık sistolik kan basıncı (SKB) ve diyastolik kan basınçları (DKB) ölçüldü.Çıkan sonuçlar biyoistatistik laboratuarında değerlendirildi.Bulgular: Hasta ve kontrol grubu arasında VEGF, ET ve ACE düzeyleri arasında anlamlı farklılık tespit etmedik (p=0,150, p=0,083, p=0,628). Hastaların sistolik kan basınçları ve diyastolik kan basınçları ölçümleri arasında tedavi öncesi ve tedavi sonrası anlamlı fark tespit ettik (p=0.000, p=0.000). Hasta ve kontrol grubu arasında serbest T4, kalsiyum, CRP, BUN, Cr, VKİ ve idrar metanefrin, normetanefrin, epinefrin, dopamin düzeyleri arasında anlamlı fark tespit ettik (p=0.009, p=0.011, p=0.027, p=0.001, p=0.001, p=0.006, p=0.000, p=0.004, p=0.004, p=0.000)Sonuç: Bozulmuş anjiojenez veya tümorogenez kanser patolojisinde önemli rol oyna- maktadır. Son yıllarda hedefe yönelik tedavi amacıyla yapılan çalışmalar bozulmuş anjiojenez ve anjiojenezin mediatörleri üzerine yoğunlaşmıştır. Hastaların başlangıç VEGF, ET, ACE düzeyleri arasında anlamlı fark tespit etmedik, ancak tedavi öncesi ve tedavi süresince baktı-ğımız sistolik ve dayastolik kan basınçları arasında anlamlı fark tespit ettik. HT nedeniyle tedavi alan kanserli olgularda yakın kan basıncı takibi gerektiği kanısına vardık. Kan basıncı değerleri arasındaki tespit ettiğimiz azalmayı başlangıç sitokin değerleriyle ilişkilendiremedik. Kan basıncı değerlerindeki azalmayı açıklayabilmek için sitotoksik tedavi öncesi ve sonrası sitokin düzeylerini görüp kan basıncındaki değişim ile birlikte değerlendirebilecek ayrıntılı ve genis katılımlı çalısmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Sözcükler: Kan basıncı, kanser, anjiojenez, VEGF, NO, ET, ACE.

HipertansiyonNeoplazmlar
Burak Tellioğlu
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tek taraflı multikistik displastik böbrek hastalığı olan çocuklarda hipertansiyon sıklığı ve buna etkili faktörler

Amaç: Bu çalışmada tek taraflı multikistik displastik böbrek hastalığı tanısı almış çocukların karakteristik özelliklerini irdelemek ve hipertansiyon sıklığı ile buna etkili olabilecek faktörleri (plazma renin aktivitesi, anjiyotensin, aldosteron, kan biyokimyası, idrarda proteinüri, mikroalbümin) tespit etmek amaçlandı.Gereç ve Yöntemler: Bu çalışma Mart 2008 ? Ağustos 2010 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalında yapıldı. Çalışmanın birinci aşamasında; 1993-2010 yılları arasında takip edilen tek taraflı multikistik displastik böbrek hastalığı olan 87 hastanın dosyaları retrospektif incelendi, karakteristik verileri irdelendi.Çalışmanın ikinci aşamasında; kan verme, idrar toplama ve yaşam içi kan basıncı izlemini gönüllü kabul eden 22 tek taraflı multikistik displastik böbrek hastası ile benzer yaş ve cinste olup, bilinen bir böbrek hastalığı ve hipertansiyon semptomları olmayan 22 sağlam çocuk kontrol grubu olarak seçildi. Bütün çocuklara 24 saat süre ile yaşam içi kan basıncı uygulaması ile hipertansiyon sıklığına bakıldı; ayrıca yine her iki gruptan kan örnekleri alınarak plazma renin aktivitesi, anjiyotensin, aldosteron, kan biyokimyası, idrarda protein ve mikroalbümin çalışıldı.Elde edilen verilerle; Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik Anabilim Dalı'nda istatiksel analiz yapıldı.Bulgular: Tek taraflı multikistik displastik böbrek hastalığı olan grupta hipertansiyon sıklığı, serum plazma renin aktivitesi, aldosteron ve potasyum seviyeleri sağlam gruba göre istatiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Diğer parametrelerde istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunamadı.Sonuç: Çalışmamızda tek taraflı multikistik displastik böbrek hastalarında hipertansiyon sıklığı önemli derecede yüksek bulundu. Hipertansiyonun renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi ile ilgili olduğu görüldü. Hipertansiyonda etkili olan hasta böbrek mi, yoksa sağlam kompanzatuar böbrek mi, keza nefrektomi ile bu sıklık azaltılabilir mi gibi sorulara cevap için ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünüldü. Ayrıca çocuklarda yaşam içi kan basıncı ölçümlerinin değerlendirilmesinde çalışmaların yeterli olmadığı ve ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu görüldü.

Böbrek hastalıklarıBöbrek-kistikHipertansiyon+3
Defne Ay Tuncel
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Esansiyel hipertansiyonlu hastalarda gelişen sol ventrikül hipertrofisi ile arteriyel sertlik arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Arteriyel sertliğin belirleyicileri olan nabız dalga hızı (NDH) ve augmentasyon indeksi (Aix) vasküler hasarın şiddetini ortaya koymada kullanılabilen yöntemlerdir. Hipertansif hastaların bir kısmında arteriyel sertlik artışı daha belirgin olarak gelişmektedir. Bu çalışmada bölgemizdeki esansiyel hipertansiyonlu hastalarda gelişen arteriyel sertlik (stiffness) artışı ile sol ventrikül hipertrofisi (SVH) gelişimi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlandı.Materyal- Metod: Çukurova Üniversitesi Kardiyoloji polikliniğine başvuran 158 esansiyel hipertansiyon hastası çalışmaya alındı. Hastalar ekokardiyografi ölçümleri ile SVH'si olan (82 hasta) ve olmayan (76 hasta) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hipertrofi ölçütü olarak interventriküler septum ve posteriyor duvar sınırı diyastolde 11 mm ve üzeri olarak kabul edildi. Hasta gruplarının aortik sertlik (stiffness) değerleri brakiyal arterden tensiomed arteriyograf aleti ile noninvazif olarak ölçüldü. Arteriyel sertlik göstergeleri olarak Aix ve NDH kullanıldı.Bulgular: Gruplar arasında yaş, sigara içme oranı, vücut kitle indeksi ve hipertansiyon süresi arasında fark yoktu. SVH (+) olan grupta sistolik kan basıncı, ortalama kan basıncı ve nabız basıncı anlamlı olarak yüksek saptandı. Gruplar arasında diyastolik kan basıncı ve nabız arasında anlamlı fark izlenmedi. SVH (+) olan grupta arteriyel sertlik göstergeleri olan Aix ve NDH, hs-CRP, mikroalbüminüri, sol ventrikül kütle indeksi, sol atriyum volümü yüksek, hesaplanmış glomerüler filtrasyon hızı, diyastolik gevşeme bozukluğu göstergesi olan E/A oranı ise düşük saptandı. Aix ve NDH ile hs-CRP, mikroalbüminüri düzeyi, sol ventrikül kütle indeksi, sol atriyum volümü arasında pozitif ilişki, glomerüler filtrasyon hızı, E/A oranı arasında ise negatif ilişki saptandı.Sonuç: Arteriyel sertlik ölçüm yöntemleri olan NDH ve Aix kolay, ucuz ve güvenilir olarak vasküler hasarı ve yaygınlığını gösteren parametrelerdir. Hedef organ hasarı gelişen hastalarda arteriyel sertlik artışı tespit edilmiştir. Hipertansif hastalarda risk analizi yapılırken hangilerinin daha yüksek kardiyovasküler riske sahip olduğunun belirlenmesinde arteriyograf aletinin kullanılabileceği düşünülmüştür.Anahtar Kelimeler: Arteriyel sertlik, hipertansiyon, sol ventrikül hipertrofisi.

ArteriosklerozHipertansiyonHipertrofi-sol ventrikül+1
Ceyhun Yücel
Çukurova University
2011
00

Related subjects