Historic buildings
74 theses under this subject heading
Tarihi yapıların sürdürülebilir mimarlık ilkelerine göre yeniden işlevlendirilmesi: Boğaziçi Üniversitesi erkek yurdu (Hamlin Hall) örneği
Fransız Devrimi ile ortaya çıkan tarihi yapı koruma gerekliliği, tekil koruma anlayışlarından Avrupalı devletlerin konuya hassasiyet göstermesine evrilerek, bugünkü kurallı şeklini almıştır. Önce Sanayi Devrimi'nin, sonra ise II. Dünya Savaşı'nın kentler ve yapılar üzerinde bıraktıkları etki, belge niteliği taşıyan tarihi yapıların kurallarla korunması gerektiğini göstermiştir. Aynı zamanda, Sanayi Devrimi'nin bir başka etkisi olan çevre sorunları da, II.Dünya Savaşı'ndan birkaç yıl sonra gündeme gelerek "sürdürülebilirlik" kavramını ortaya çıkartmıştır. Tarihi yapı ve çevre koruması; kültürel devamlılığı, sürdürülebilirlik ise, kaynakların devamlılığını sağlamayı hedefleyen ve gelecek nesillere bu iki unsuru eksiksiz bir şekilde bırakmayı amaçlayan uygulamalardır. Günümüzde Dünya'nın birçok ülkesinde, özgün işlevini yitirmiş olan çoğu yapı yeniden işlevlendirilerek ve işleve uygun bir şekilde iyileştirilerek aktif halde kullanılmaktadır. Tarihi yapının devamlılığının sağlanması açısından, yapının aktif halde kullanılıyor olması ve rutin bakımlarının yapılması önemlidir. Tıpkı diğer koruma yöntemlerinde olduğu gibi, yeniden işlevlendirme ve iyileştirme projelerinin de belirli kuralları bulunmaktadır. Tarihi dokuya zarar vermeden kullanıcıların güncel ihtiyaçlarının karşılanması, özellikle iyileştirme projelerinin ana hedefidir. Tarihi yapıların gündelik hayatta kullanılması ve gelecek nesillere düzgün bir şekilde bırakılması kadar çevre sorunlarının önlenmesi de önemlidir. 21. yüzyıl insanının günlük problemleri arasına giren çevre sorunları, kaynakların dikkatlice tüketilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu bağlamda, çevreye oldukça zarar veren ancak bir ihtiyaç da olan yapı sektörünün, çalışmalarını çevreye en az hasarı vererek, geri dönüşüm ve atık yönetimi konularına hassasiyetle yaklaşması gerekmektedir. Modern yapılarda olduğu gibi, tarihi yapılarda da oldukça fazla enerji tüketimi olması, sürdürülebilir yapı ögelerinin kullanılabileceği türden tarihi yapıların da çeşitli sistemlerle iyileştirilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Modern bir yapıya uygulanan sistemler kadar özgürce planlama yapılmasına fırsat vermeyen tarihi yapılarda, sürdürülebilirlik anlamında yapılan çalışmalar kısıtlı fakat etkilidir. Tarihi yapıları ve çevreyi korumanın birincil adımı, toplumu bu iki konuda bilinçlendirmekten geçmektedir. Bir toplumu bilinçlendirmenin uzun vadeli ancak sağlam temelli yöntemlerinden biri olan üniversite eğitimi de son yıllarda özellikle sürdürülebilirlik konusunda çalışmaların yapıldığı bir alandır. Ülkemizde henüz çok yeni olan bu uygulama, Batı'lı ve Asya'lı gelişmiş devletler tarafından benimsenerek sadece ders programlarına değil, aynı zamanda kampüs yaşamına da yayılmıştır. Literatüre "yeşil kampüs" adıyla geçen bu uygulama, genel sürdürülebilir yapı sistemi kurallarının benimsendiği ve bu şekilde öğrencilerin sürdürülebilirlik kavramı hakkında yaşamlarının ilk safhalarında bilinçlenmelerini sağlamaktadır. Bu amaç, köklü ve kampüs içinde tarihi yapı barındıran üniversiteler için ise, kampüsü ya da kampüs yapılarını tarihi dokuya zarar vermeden sürdürülebilir yapı ögelerine uygun şekilde iyileştirmeleri, aynı zamanda da öğrenci ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri gerekliliği nedeniyle bambaşka bir zorluğa sokmaktadır. Ülkemizde, bu amacı gerçekleştiren ilk üniversite olan Boğaziçi Üniversitesi, inşaa ettiği yeni yapılarda sürdürülebilirliğe önem verirken, ana kampüste tarihi yapılara sahip olması nedeniyle, üniversitenin en ünlü ve eski yapısı olan Hamlin Hall'u yeşil bina haline getirerek Leed Gold sertifikası almaya hak kazanmıştır. Robert Kolej'in Bebek'de bulunan yapısından sonraki binası Hamlin Hall, içinde yatakhanelerin de bulunduğu bir eğitim yapısıyken, 70'li yıllarda Boğaziçi Üniversitesi'ne verilmiştir. Bugün hâlâ Boğaziçi Üniversitesi'ne ait olan yapının, günümüzde yalnızca yurt işlevine sahip olması nedeniyle yeniden işlevlendirilmiş bir yapı olduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanı sıra yapıya 2011 yılında iyileştirme projesi uygulanmıştır. Yapılan iyileştirme projesinde yapıya yeşil yapı sistemleri de eklenerek hem tarihi hem de enerji etkin yapı olması sağlanmıştır. Robert Kolej bir Amerikan okulu olduğu için, Hamlin Hall'da bu standartta yapılmıştır. İyileştirme yöntemi incelenen yapıda kullanılan sistemlerin yeterliliklerinin anlaşılması için başka bir Amerikan yapısı olan ve Hamlin Hall gibi yurt yapısı olarak kullanılan Harvard Üniversitesi Hamilton Hall da incelenerek, bu araştırma özelinde kıyaslama yapılmıştır. Harvard Üniversitesi, kampüste bulunan hem tarihi hem de modern yapılara yeşil bina sistemleri uygulayarak "Yeşil Kampüs" ünvanı alan bir başka Üniversitedir.
Kültür varlığı kaçakçılığı suçu ve yasa dışı kültür varlığı ticareti suçları
"Kültür Varlığı Kaçakçılığı Suçu ve Yasa Dışı Kültür Varlığı Ticareti Suçları" isimli tezimizde öncelikle kültür varlığıyla ilgili kavramlar tanımlanmıştır. Sonrasında kültür varlıklarına ilişkin korumanın ulusal alandaki gelişim süreci ele alınmıştır. İncelemeye henüz kültür varlıklarına özgülenmiş bir düzenleme olmayan dönemlerden başlanmıştır. Ulusal düzenlemelerin ele alınmasının ardından kültür varlıklarının kaçakçılığı suçunun uluslararası niteliği de göz önünde tutularak uluslararası alandaki düzenlemeler ele alınmıştır. Söz konusu düzenlemelerin hayata geçirilmesinde payı olan uluslararası örgütlerden de kısaca bahsedilmiştir. Bölümün sonunda kültür varlıklarının korunması hususunda ceza hukukuna başvurulmasının gerekçelerine değinilmiştir. Çalışmanın bundan sonraki kısmında konumuzun temelini oluşturan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'ndaki suçlar ele alınmıştır. Suçlar incelenirken suçların unsurları ve bu suçlara özgü durumlar ele alınmıştır. Genel tanımlamalar ve her üç suç içinde ortak olan bilgiler ilk ele alınan suç olan ticareti yasak olan kültür ve tabiat varlıklarının ticareti suçuna (m.67/2) ilişkin başlık altında incelenmiş, sonraki bölümlerde tekrardan kaçınılmıştır. Çalışmayla kültür varlıklarının hukuka aykırı şekilde ticari hayata sokulmasıyla mücadele açısından mevzuata ve uygulamaya dikkat çekilmiştir.
Restoration project of the tomb of rumi mehmed pasha and cistern-public kitchen building
RESTORATION PROJECT ON RUMI MEHMED PASHA TOMB AND CISTERN-PUBLIC KITCHEN BUILDING SUMMARY The Rumi Mehmed Pasha mosque is located on a high terrace facing the Bosphorus strait. The tomb devoted to Rumi Mehmed Pasha is situated on the south of it, behind the Kible facing wall. The tomb is in the cemetery that occupies the back yard of the mosque. The cemetery is surrounded by a garden wall and is situated on a higher level than the mosque. In the building with an octagonal plan there is a single room. The entrance is through a door on the north of the tomb. There is an arched window on an upper-level over the entrance door. Each façade of the octagonal masonry building has a lower window with metal bars and an upper level arched window. The domed roof is covered with lead sheets. The finial (alem) is missing. At the entrance into the building, the cist of Rumi Mehmed Pasha is standing in the center. The paving is cladded with square brick tiles and corresponds to the octagonal plan of the tomb. There are some traces of fresco over plaster that is visible mainly in the dome. The lower-level windows' wooden frames and shutters are present in the interior. However, there are only a few upper-level glazed windows in the interior. Rumi Mehmed Pasha was Andreas Palaiologos, the Constantinople royalty, when Ottomans conquered the city. He converted to Islam and took the name Rumi Mehmed (Runciman, 2005). Later, he was accepted to the Palace of the Ottoman Empire and gained the status of Pasha. He he seved as the Grand Vizier for several years and took part in tax reforms and the migration policy. The political activities of Rumi Mehmed Pasha reflected on him negatively and consequently were the reason of his execution. He was executed and his head was buried partially in Üsküdar and his body was buried in Tire. The Grand Vizier of the Ottoman Empire Rumi Mehmed Pasha endowed a mosque complex the Üsküdar district. The complex played a positive role in the development of the district both economically and culturally. The complex used to consist of a xxiv mosque, a madrasa, a tomb devoted to Rumi Mehmed Pasha, a hamam, a well and a water-tank with a fountain. There was a waterway that provided water to the complex. Yet, since the flume lost its function due to abandonment, the water was provided through the Atik Valide flume of Nur-Banu Sultan. There is a building in ruins on the north corner of the mosque walls. According to some sources, it is believed to be part of the Şerefâbâd Kiosk. Others mention it as a cistern and the public kitchen of Rumi Mehmed Pasha mosque complex (Ayverdi, 1953; Konyali,1976 ; Haskan, 1995). Ayverdi (1953) writes that it was constructed with rubble stons of the original public kitchen. The tomb suffers from lack of maintenance. Also, the previous inappropriate interventions made a negative impact. The present day situation reveals that the building suffers from various material deterioration types and structural instability. A series of interventions methods were selected in order to restore the building. Firstly, a method to gain the stability was chosen. Later, it was advices to consolidate on level of a single element and a detailed description of application was given. Following that, a finishing advice on improving visitors' experience with improvement regarding lightning and educational information was given with the aim to cover the environment of the monument.
Ahi Çelebi'nin hayatı ve eserleri
Anadolu'nun sosyo-kültürel ve ekonomik yapısı içinde zamanla güçlü bir müesseseye dönüşen Ahilik ile ilgili tarihi bilgiler, Türklerin buradaki mevcudiyetleriyle yakından alakalıdır. XI. yüzyıldan itibaren ağırlıklı olarak Anadolu'ya yerleşen Türkler arasında, ilerleyen dönemlerde iktisadi bir yapıya bürünen ve esnaf örgütlenmesine dönüşen Ahilik kurumunun, aslında kökleri daha önceki yüzyıllara giden fütüvvet geleneğinden büyük çapta beslendiği anlaşılmaktadır. Anadolu'da Ahiliğin kurucusu oluşunun yanında debbağ esnafının da piri olarak bilinen Şeyh Nasîruddin Mahmûd Ahi Evran bin Abbas (ö. 1262), kısaca Ahi Evran (Evren) ismiyle anılmıştır. Tarihi bir hüviyete sahip bulunmasına rağmen gerçek kişiliği menkıbeler içinde kaybolmuştur. Kurucusu olarak Ahi Evran'ın gösterildiği bu kurum, yüzyıllar boyunca bütün esnaf ve sanatlara yön vermiş, onların işleyişini düzenlemiştir. Zamanla ahiler önemli devlet görevlerine de gelmişlerdir. Bunlar içerisinde Ahi Çelebi; Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde yaşamış üç kez hekimbaşılık yapmış Türk tabibi, hekimi ve cerrahıdır. Ahi Çelebi birçok tıp kitabı yazmıştır. Bunlar içerisinde en çok bilinen eseri böbrek taşları üzerine yazmış olduğu eseridir. Ahi Çelebi'nin diğer eserleri ile ilgili bir çalışma yapılmamış olup araştırılmaya muhtaçtır. Hayır işlemeyi seven bir insan olan Ahi Çelebi'nin camisi, çeşmesi, hamamı, mektebi, rüştiyesi, medresesi gibi pek çok vâkıf eseri vardır. Ahi Çelebi Cami'si İstanbul Eminönü'nde bulunmaktadır. Evliya Çelebi'nin meşhur rüya'yı gördüğü cami olması hasebiyle tanınmaktadır. Birçok doğal afete maruz kalmış ve mimari özelliği kaybolmuştur. Ahi Çelebi çeşmesi caminin köşesindedir. Ahi Çelebi hamamı, mektebi, rüştiyesi ve medresesi Edirne'de bulunmaktadır. Ahi Çelebi İstanbul'daki cami ve Edirne'deki eğitim kurumları için birçok dükkân, mahzen, oda, hamam ve dükkân deposunun gelirlerini vakfetmiştir. Ahi Çelebi vakfından ücret alan görevlilere baktığımızda görev çeşitliliğinden vakfın çalışma alanının ne kadar geniş olduğunu anlamaktayız. Ayrıca Ahi Çelebi adına kurulmuş mahalle, kaza, yer isimleri ile zaviyeler de bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ahilik, Fütüvvet, Hekimbaşı, Tıp, Vâkıf, Zaviye
Türkiye turizm reklamlarında tarihi ve kültürel öğelerin sunumu: Go Türkiye örneği
Günümüz koşullarında insanoğlu 24 saatlik zaman diliminde sanki bir oyun kurgusu içerisindeymişçesine her an bir koşuşturmaca içerisine hapsolmuş durumdadır. En büyük motivasyon kaynağımız günün sonunda evlerimize gitmek, yılın sonunda ise bir tatil kaçamağıyla kendimizi ödüllendirebilmemizdir. Elbette bunca emeğin ve yorgunluğun sonunda ödülümüz de büyük olmalıdır. Turizm; eğitim, sağlık, beslenme gibi temel ihtiyaçlar kategorisi dâhilinde yer almadığından bu alana ayrılan bütçe özel bir tüketim kalemini oluşturmaktadır. Bu nedenle turizm amaçlı yapılacak olan alan araştırmalarında turizm reklamları kişiler açısından önemli bir kaynak görevini üstlenmektedir. Turizm reklamları, turizm tercihleri doğrultusunda kişilere bilgiler sunmanın yanı sıra ülkelerin uluslararası alanda ellerindeki turizm imkânlarının görünür olmasını da sağlamaktadır. Bu durum ülkelere bir prestij ve itibar kazandırmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'nin tanıtımı amacıyla hazırlanan turizm reklamlarında anlamın nasıl oluşturulduğu ve bu anlamın ülke imajına ne gibi katkıları olduğunu belirlemek amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada Go Türkiye Youtube sitesi üzerindeki turizm reklamları göstergebilimsel analiz yöntemi baz alınarak çözümlenmiştir. Çalışmada reklam filmleri 3 kategori altında, Peirce' nin üçlü göstergebilimsel çözümleme tekniği ile analiz edilmektedir. Peirrce' nin belirttiği 3 göstergebilimsel öğe belirtisel gösterge, görüntüsel gösterge ve simgedir. Bilgiler kültürel öğelerin sunumu, tarihi öğelerin sunumu, turist bağlamında kültürel ve tarihi öğelerin sunumu olarak üç alt kategori altında toplanmıştır. Elde edilen veriler sonucunda araştırma soruları cevaplanarak çalışma tamamlanmıştır. Buna göre turizm reklamlarında ülkenin tarihi ve kültürü bağlamında bir anlamın yaratılmaya çalışıldığı görülmektedir. Site üzerindeki reklamlarda bölgelerin sahip oldukları farklı kültürel ve tarihi öğelerin ülkenin doğal güzellikleri ile birlikte sunulduğu, beraberinde yaratılan farklı reklam kurguları ile bu çeşitlilikler desteklenerek bölgenin çekici yönlerinin ön plana çıkartıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu kültürel ve tarihi öğelerin Türkiye'nin köklü geçmişi ile ilişkilendirilerek sahip olunan medeniyetin boyutlarının turizm reklamlarında görünür olması sağlanmıştır.
Kültür varlığı kaçakçılığının önlenmesine ilişkin uluslararası düzenlemelerin tarihsel gelişimi
Bu araştırmanın odak noktası, var olan düzenlemelere rağmen süren aksaklıkların giderilmesine, uluslararası düzenlemelerin tarihsel gelişimi zemininde yapılacak bir inceleme ile katkıda bulunmaktır. Araştırmanın gerek 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda yapılabilecek değişikliklere ilişkin bir kaynak teşkil ederek ulusal uygulamalara, gerekse de konuya ilişkin temel uluslararası düzenlemelerin bir arada değerlendirildiği Türkçe bir kaynak oluşturmak yoluyla bilgi birikim ve uygulamaya katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Araştırmanın giriş konunun önem ve kapsamına ilişkin kavramsal çerçeve çizilmiştir. Tezin sonraki bölümlerde birinci el arşiv belgeleri ve ikinci el kaynaklar incelenmek suretiyle Osmanlı Devletinde yasa dışı kültür varlığı trafiğinin önlenmesi için atılan adımlar, Cumhuriyet Döneminde yasa dışı kültür varlığı trafiğinin önlenmesi için yapılan ulusal düzenlemeler, uluslararası düzenlemelerin ulusal düzenlemelere etkisi, uluslararası düzenlemelerin hazırlanmasında yer alan aktörler geçmişe yönelik analizler ışığında ele alınarak, gelecek düzenlemelerin öncelikleri yönünde önerilerde bulunulmuştur. Araştırmanın sonuç bölümünde ise kültür varlığı kaçakçılığı ile mücadeleye ilişkin ulusal kanunlarda ve uluslararası düzenlemelerin hazırlanmasında dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda tespit ve önerilere yer verilmiştir.
Filibe'deki camilere yapılan harcamalar (1884-1886)
Osmanlı arşivlerinin en önemli yazılı kaynakları Şer'iyye Sicilleri'dir. Ancak üzerinde çalışma yaptığımız muhasebe defterleri de büyük önem arzetmektedir. Tez konusu olan Defter; Filibe ahâlisinin hukukî, dinî, iktisadî, ticarî ve sosyal ilişkilerini gösteren yazılı bir belgedir. Osmanlı kurumlarının araştırma yapılarak ortaya konulması, günümüz toplumları için kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Bu çalışma, Filibe'nin iki yıllık bir süre zarfında resmedilmesi ve şehirde o döneme ait Osmanlı kurumlarının envanteri çıkarılarak incelenmesi, camilere yapılan harcamaların ve vakıf malları ile gelirlerinin tespiti gayesiyle yapılmıştır. Çalışma, temel olarak iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Filibe tarihi üzerinde durulmuş, kısaca fetihten önce ve Osmanlı dönemlerinde Filibe şehri ve bu şehirdeki Osmanlı kurumları ele alınmış, şehrin sosyal hayatı tanıtılmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede Müslüman ve gayrimüslim unsurların uyum içinde bir hayat yaşadıkları görülmektedir. İkinci bölümde "Filibe Umûm Masârifât Defteri"nin tanıtımı yapıldıktan sonra Defter'in latinizesi gerçekleştirilmiş, ardından Defter'in analizi ve değerlendirilmesi yapılarak sonuca ulaşılmıştır.
Arkeolojik mirasın korunmasında ören yeri müzelerinin rolü
ÖZET Ülkemizde ören yeri müzeleri ile ilgili yapılan ilk çalışma olan bu tezin amacı, ören yeri müzelerinin arkeolojik mirasın korunmasında neden gerekli olduğunu tespit etmek; ülkemizde mevcut ve kurulmakta olan ören yeri müzeleri için tanım, yer ve bina, bölümler, yönetim ve kadro, koleksiyon ve sergileme, güvenlik ve eserlerin korunması ile ilgili öneriler getirmektir. Bu tezde kütüphaneler ve internet aracılığıyla yabancı ve Türkçe kitaplar, tezler, süreli yayınlar taranmış; ABD, Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya, Macaristan ve Yunanistan'daki müzelerin bağlı olduğu kurumlar, müze müdürlükleri, T.C. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Çatalhöyük Ören Yeri Müze Projesi yetkililerden yazdı açıklamalar alınmış; gönderilen kanun metinleri, müze rehber kitapları, kataloglar, broşürler, istatistiki bilgiler incelenmiş; ülkemizde ören yeri müzesi olarak değerlendirilebilecek Side, Gordion, Milet, Aphrodisias, Pamukkale (Hierapolis) Arkeoloji Müzeleri ziyaret edilmiş, müze müdürleri ve Çatalhöyük Ören Yeri Müze Projesi yetkilileri ile görüşülmüştür. Bütün bu yöntemlerle tezde sunulan bilgileri destekleyecek slayt, kanun metinleri; müze kataloglarından, broşürlerden ve konuyla ilgili yayınlardan fotoğraf, harita, çizim gibi malzemeler elde edilmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkan bu tez, Giriş; Tanımlar; Ören Yerlerinin Tahrip Nedenleri; Ören Yeri Müzelerinden Örnekler; Arkeolojik Mirasın Korunmasında Ören Yeri Müzelerinin Rolü; Ülkemizde Mevcut ve Kurulmakta Olan Ören Yeri Müzeleri için Öneriler ve Sonuç olmak üzere yedi bölümden oluşmaktadır. Bu tezde, ören yeri müzelerinin uluslararası alanda veya ülkemizde resmi herhangi bir tanımının yapılmadığı; ABD ve Avrupa'da ören yeri müzelerinin, ülkemizde ise ören yeri müzesi niteliğinde müzelerin olduğu; Akropolis, Çatalhöyük, Troia, Zeugma ve Aphrodisias'ta ören yeri müzelerinin kurulması konusunda girişimlerde bulunulduğu; Akropolis, Çatalhöyük ve Aphrodisias'ta ören yeri müzelerinin projelendirildiği tespit edilmiştir. Bu tez kapsamında yapılan araştırmalar sonucunda arkeolojik eserlerin kendi ortamında korunmasına ve araştırılmasına imkan vermek; ören yerlerinin güvenliğini sağlamak; ören yerinin ve ören yeri müzesinin bulunduğu bölgenin tanıtımını yapmak için ören yeri müzelerinin gerekli olduğu; mevcut kanunlar, teşkilatlanma şeması ve kadro yapısı değiştirilerek, arkeolojik mirasın korunması için ören yeri müzelerinin kurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. n
Organik malzemeli müze eserlerinin (kağıt, ahşap, dokuma, deri) mikrobiyoloji kökenli etkenlerle bozulması ve alınacak önlemler
Organik malzemeli müze eserleri, kendi yapı özelliklerine ve içinde bulundukları çevre koşullarına bağlı olarak zaman içinde bozulurlar. Müzelerin öncelikli sorumluluğu; var olmalarını sağlayan eserleri korumak, onlar için en uygun çevre koşullarım gerçekleştirmektir. Ortam koşullan nem, sıcaklık, ışık, biyolojik zararlılar, hava kirliliği... gibi unsurları kapsar. Koleksiyonların bulunduğu iç mekanlarda iklimin sürekli ve düzenli olarak ölçülmesi ve elde edilen veriler yorumlanarak bu doğrultuda ortam koşullarının denetlenmesi gerekir. Çalışmamızın Genel Bilgiler kısmında anlık / sürekli / bilgisayarlı ölçüm cihazlarının kullanımı, verilerin değerlendirilmesi, iç iklim değişkenlerini düzenlemek için kullanılabilecek malzeme ve yöntemler üzerinde durulmuş; ortam koşullan ve kendi yapısındaki maddelere bağlı olarak eserleri tutan mantarlar, bakteriler ve parazitler yapı ve yaşam özellikleri ile bozucu etkileri bakımından incelenmiştir. Bir kısım organik eserlerdeki mikrobiyoloji kökenli bozulmaları incelemek üzere farklı koleksiyonlarda bulunan örneklerle çalışılmıştır. Kağıt malzemeye örnek olarak özel bir koleksiyonda bulunan küflenmiş kitaplardan; ahşap malzemede görülebilen çeşitli bozulma tiplerini örnekleyebilmek için Manisa Müzesi'ne ait Sardes Bin Tepeler 89 Tümülüsü odun buluntularından, IH. Ahmed Çeşmesi ahşap saçaklarından ve Büyükada'da bir ahşap evden; dokumalarda karşılaşılanları aramak amacıyla İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde bulunan Bizans dokuma parçalarından; deri eserleri tutan mikroplan incelemek üzere Topkapı Sarayı Müzesi'ne ait bir parşömen elyazmadan; karışık malzemelilerde karşılaşılanları örneklemek amacıyla da Atagök'e ait tuval resimlerinden ve bir özel koleksiyonda bulunan güzel yazı levhasından alınan örneklerde etken aranmıştır. Örnekler çıplak gözle ve mikroskop altında incelenmiş, kültürler hazırlanmış, bunlar da mikroskopta ve çıplak gözle incelenmiş, sırasında ileri tanım yöntemlerine de başvurularak etken olan bakteri ve mantarlar tanımlanmıştır. Bu eserlerden ayırdığımız mikropların mücadelede kullanılabilecek ilaçlara duyarlılığım ortaya çıkarmak amacıyla, konservasyon literatüründe eserlere uygun olduğu bildirilmiş dört antifungal madde kullanılarak duyarlılık deneyleri yapılmış ve herbirinin bu kökenler üzerinde etkin olduğu en düşük yoğunluk belirlenmiştir. Örnek eserlerimizdeki bozulmaların %80.81'inde mikropların etken olduğu, bu etkenlerin %15.39'unu bakteri, %65.26'sım mantarların oluşturduğu görülmüştür. İncelediğimiz materyallerden, kağıttan Aspergillus rriger; ahşapta Sardes buluntularından Gram pozitif koklar, Cladosporium sp, Eupenicillium alutaceum, E. crustaceum, Ajellomyces capsulatus; HI. Ahmed Çeşmesi saçaklarından Penicillium frequentans, Acremonium charticola; Büyükada, ahşap evden Verticitlium cinnabarinum, Fusarium sporotrichioides; deriden Trichophyton verrucosum, dokumalardan Alternaria tenuis; kanşık malzemelilerden resim P.implicatum, Mucor sp.; güzel yaza levhasından P. chrysogenum ayrılmıştır. Bu materyallerden %15.39'u bakteri ve %65.26'sı mantar olmak üzere toplam %80.8I'inde mikroorganizmalar etken olarak ayrılmıştır. Duyarlılık deneylerimizde de Aspergillus niger için en düşük yoğunlukta etkili olan madde TBZ (0.33 jug/ml); Alternaria tenuis için TBZ (1.33 ug/ml); Trichophyton verrucosum için potasyum sorbat (20.00 ug/ml); Eupenicillium alutaceum ve E crustosum için TBZ (0.66 ug/ml); Verticillium cinnabarinum için potasyum sorbat (20.00 ug/ml); Acremonium charticola için potasyum sorbat (2.00 ug/ml); Fusarium sporotrichioides için TBZ (1.33 ug/ml); Histoplasma capsulatum için potasyum sorbat (2.00 (Jg/ml); Cladosporium sp için TBZ (0.66 ug/ml); P.frequentans için TBZ (0.33 ug/ML); P.implicatum için potasyum sorbat (0.50 ug/ml); Mucor sp için TBZ (0.66 ug/ml) olarak belirlenmiştir. Mikroorganizmalar sahip oldukları zengin enzimler vasıtasıyla eserlerin malzemelerini parçalayarak kullanır, çıkartılanyla lekelere sebep olabilirler. Eserlerdeki bozulmanın önlenmesi için ortamın düzenlenmesi ön koşuldur. Organik malzemeli eserlerin uzun vadeli olarak korunması ve geleceğe aktarılabilmesi için depo ve sergi alanlarında uygun çevre koşullarının sağlanması öncelikle gerekir. Bunun yanı sıra ortama ve mikroplarla infekte olmuş eserlere uygun kimya maddeleri ve yöntemler kullanılarak ilaç uygulanması da gerekebilir. Uygun ilacın seçiminde duyarlılık deneyleri yapılması etkin ilacın seçilebilmesi bakımından önem taşır. Diğer yandan bu eserlerle yakın temasta olan kişilerin olası hastalık tehlikelerinden korunabilmesi için eldiven, maske ve önlük kullanmaları yararlı önlemlerdir. Çeşitli yabancı ülkelerde kültür varlıklarında mikrobiyoloji kökenli bozulmalarla ilgili çalışmalarda ayrıldığı bildirilen mikroorganizmalarla tez sonuçlarımız karşılaştırılmış, benzer saprofit mantarlar ve bakterilerle karşılaşıldığı görülmüştür. Ancak parşömen elyazmadan ayırdığımız T.verrucosum insanda deri ve eklentilerinde dermatofitoza yol açmaktadır. Sardes buluntularından ayırdığımız H.capsulatum ise sessiz infeksiyonlardan ölümle biten ağır hastalıklara kadar çeşitli şiddette belirtilerle seyreden bir infeksiyondan sorumludur. Müze eserleriyle ilgili dış kaynaklı çalışmalarda solunum yoluyla alınabilecek mikropların bulunduğu bildirilmişse de gerçek patojen mantarların da bulunabildiği ilk kez tezimizde gösterilmiştir.
Kırşehir ilinin kültürel değerlerinin resim sanatı ile yorumlanması
Kültürler, asırlar içinde değerler bütünü oluştururlar. Sahip oldukları bu değerler bütünü ile kültürler, ayakta kalarak yaşamaya devam ederler. Bunlar görünen ve görünmeyen değerler bütünü şeklindedir. Bu çalışma, Kırşehir ilini, görünen kültür değerleri üzerinden "Kültür ve Kültürel Tasarım" eksenli ele almaktadır. Zengin bir kültürel mirasa sahip Kırşehir, pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Türk kültürünün yaşatıldığı bir merkez olmuştur. Bu gerçekliği ile Kırşehir, tarihi eserleri, kültürü ve yetişmiş büyük insanları ile, önemli bir yere sahiptir. Kültürel değerlerimiz, ilerleyen süreçte ciddi kayıplara maruz kalmıştır. Günümüz dünyasında, insanların gündemlerinden düşen, yok olmaya mahkum gibi görünen kültürel varlığımızın yaşatılması, sahip çıkılması, manevi bir değer olarak saklanması ve sonraki nesillere aktarılması çok önem arz etmektedir. Kırşehir ilinin kültürel değerleri ve yeri tespit edilerek var olan bulgularına ulaşılmıştır. İlde bulunan kültürel değerler, resim sanatı ile yorumlanmış, varolan kültürel miras, resim sanatı yoluyla anlamlandırılmıştır. Sahip olunan kültürel varlığa vurgu yapılmıştır. Kültürel varlığımıza, özellikle Kırşehir ilinin kültürel varlığına dönük farkındalık oluşturup katkı sunmak amaçlanmıştır. Çalışma, kültür ve kültürel tasarım eksenli ele alınmıştır. Bu çalışmada, literatür taraması yapılarak Kırşehir ilinin kültürel değerlerinin ve yerinin tespiti yapılmış, fotoğraflarla belgelenmiştir. Kırşehir ilinde bulunan ; camiler, medreseler, kiliseler, kervansaraylar, köprüler, kaleler, türbeler, Kırşehir iline ait abdal kültürünün önde gelen isimleri, evlenme gelenek ve görenekleri, konuları araştırılmıştır. Bu kültürel değerlerden Cacabey Medresesi, Ahi Evran, Abdal Kültürü, Aşıkpaşa, Dokuma Geleneği konuları ile camilerden bazıları sanatsal olarak yorumlanmış, resim sanatıyla aktarılmıştır. Teknik olarak tuval üzerine yağlı boya, akrilik boya ile rölyef teknikleri kullanılmıştır. Çalışmalar; sürrealist, expresyonist bir bakış açısıyla soyut etkiler hedeflenerek ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kırşehir, tarih, kültür, sanat ,resim sanatı
Tarihi yapıların hasar onarım tespiti ve restorasyon çalışmaları
Bu inceleme içersinde tarihi yapının tanımı,tarihi yapılarda kullanılan malzemeler,tarihi yapılarda meydana gelen hasar onarım ve güçlendirme çalışmları incelenmiştir.
14. yüzyıldan Cumhuriyet Dönemine kadar yabancı seyyahların gözünden Bursa ilindeki mimari eserler
Bu tezde 14. yüzyıldan 1923 yılına kadar günümüz Bursa ili sınırları dâhilinde seyahatler yaparak burada karşılarına çıkan mimari eserlere yer veren seyyahların tanımlamaları değerlendirilmiştir. Yapılan tanımlamaların güvenilir olup olmadıklarının tespit edilmesi için ilk olarak seyahatnamelerin yapısal incelemesi yapılmış ve mevcut problemler ortaya konulmuştur. Çalışmanın devamında Bursa ili ve ilçelerindeki Osmanlı Dönemi öncesi ve Osmanlı Dönemi eserleriyle ilgili seyahatnamelerde yer verilen bilgilerin tamamı değerlendirmeye alınmıştır. Yapılarla ilgili karanlıkta kalan bazı hususlar da yine bu kaynaklar aracılığıyla aydınlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca özellikle Bursa ili merkezi örneğinde deprem, yangın, savaş gibi bazı afetlerin yapılar üzerinde meydana getirdiği tahribatlara seyyahların aktarımları paralelinde yer verilmeye gayret edilmiştir. Seyahatnamelerde Osmanlı yönetimi ve halkının eski eserlere yönelik tutumlarıyla ilgili seyyahların görüşlerinin önemli yer ettiği görülmüş ve bu aktarımlara ayrı bir bölümde yer verilmiştir. Bu yöndeki tanımlamalar bazı durumlarda seyyahların önyargılarının şekillendirdiği düşünceler olabilmekle birlikte özellikle 19. yüzyılda yaşanan ihmalkârlıkları ve bozulmaları ortaya koyması açısından önemli sonuçlara ulaşılmasını sağlamıştır. Ele aldığımız seyahatnamelerde karşımıza çıkan gravür, çizim gibi görsellerin de yine ayrı bir bölümde değerlendirilmesine çalışılmıştır.
Tarihi tekstillerin konservasyon sürecine katkıları açısından arkeometrik incelemelerin önemi: Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki Osmanlı dönemi klapdanlı tekstillerin arkeometrik analizleri
Kültürel malzeme mirasının paha biçilmez bir parçası olan çeşitli tarihi tekstiller ve üretiminde kullanılan malzemeler sosyal geçmişe tanıklık etmektedir. Başlangıçta tekstil bir nesne ihtiyaçtan üretilmiş olmasına rağmen daha sonra ihtişam, güç ve kudretin birer sembolü haline gelmiştir. Bu özelliklere katkı sağlayan temel unsurlardan en önemlisi bulundurduğu altınlı ve gümüşlü metalik ipliklerdir. Tekstil nesneler organik yapıları nedeniyle yaşlanma davranışının yanında döneminde kullanım, çevresel faktörler, kötü yönetim, hatalı koruma-onarım müdahaleleri, uygun olmayan depolama ve sergileme koşulları, vb. farklı etmenlerden dolayı bozulmaları hızlanır. Günümüzde kullanılan arkeometrik yöntem ve teknikler ile tekstil eserlerde kullanılan malzemelerin karakterizasyonu, malzeme üretim yöntemleri ve hatta bozulma ürünleri tespit edilebilmektedir. Araştırmamızda, Topkapı Sarayı Müzesi Padişah Elbiseleri Seksiyonu'nda yer alan 15. ila 19. yüzyıllar arasına tarihlenen toplam 19 adet tekstil eser üzerinde inceleme yapılmıştır. İncelenen klapdanlı saray kumaşlarının belgelenmesi, dönemsel tekstil malzeme teknolojisi ve kullanılan malzemelerin çeşitliliğinin saptanması, tekstil eserlerin kimliklerinin ve üretim yöntemlerinin belirlenmesi, bozulma ürünlerinin saptanması hedeflenmiştir. Ön inceleme ve teknik özelliklerin (dokuma tekniği, iplik büküm yönü, çözgü/atkı sıklığı) belirlenmesi için bir optik mikroskop; boyarmadde analizleri için HPLC-DAD; klapdan ipliklerdeki çekirdek iplik türü, genel morfoloji, metalik iplikteki şeridin kimyasal bileşimi ve korozyon ürünlerinin tespiti için SEM-EDX tekniklerinden yararlanılmıştır. Ayrıca, tekstil eser üzerindeki renkli alanlardan CIELAB spektrofotometresi ile renk ölçümü yapılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sayesinde, incelenen tekstil eserlerin belgelenmesi yapılmış, uygun koruma-onarım yöntemleri belirlenebilmiş ve onarım işlemlerinde kullanılacak malzeme seçimi konusunda sağlıklı ve doğru bir karara varmak mümkün olabilmiştir. Ayrıca, farklı dönemlere ait Osmanlı saray kumaşlarının incelenmesi, yapılacak bir veri alt tabanı oluşumunun önünü açmış olacaktır.
Yusuf Ziya Paşa'nın hayatı ve yaptırmış olduğu eserler
Bu tez çalışmasında Yusuf Ziya Paşa'nın hayatı, yaptırmış olduğu eserlerin Osmanlı Siyasi ve Türk - İslam Sanatı Tarihi bakımından önemi ele alınmıştır. Tez birinci giriş, Yusuf Ziya Paşa'nın hayatının anlatıldığı ikinci, eserlerinin katalog olarak ele alındığı üçüncü, karşılaştırma ve değerlendirme dördüncü ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Kaynakça, arşiv belgeleri, planlar, haritalar ve fotoğraflar teze eklenmiştir. Birinci bölümde; konunun tanımı, sınırları, amacı, yöntem ve kaynak araştırmaları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Yusuf Ziya Paşa'nın hayatı önemli kısımları ile ele alınmıştır. Yusuf Ziya Paşa (Yusuf Ziyaeddin Paşa) Türk Siyasi Tarihi ve Sanat Tarihi açısından önemli bir şahsiyettir. Aslen Gürcü olan Yusuf Ziya Paşa küçük yaşta köle olarak geldiği payitaht da hocalar tayini ile eğitimine önem verilmiş dini ilimler, hüsn-ı hatt, muhasebe işleri tahsilinin yanı sıra ve ata binip kılıç kullanarak silahşorluk eğitimlerini de almıştır. Aldığı bu eğitimlerin ve yeteneğinin bir sonucu olarak Maden Eminliği, III. Selim ve II. Mahmut devirlerinde iki kez sadrazamlık, Trabzon, Bağdat, Basra, Konya ve Halep Valiliği, Fransa'nın Mısır'a saldırısı üzerine üç yıldan fazla süren ordu komutanlığı, Eğriboz, Karlıili ve Sakız Muhafızlığı gibi önemli görevlere getirilmiştir. Bu görevler icabı birçok şehirde bulunmuştur Üçüncü bölüm katalog çalışmasıdır. Osmanlı mimarisinde sultan, paşa ve sadrazam gibi devlet büyüklerinin gerek hayır amaçlı gerekse kendi isimlerini yaşatmak amacıyla yaptırdıkları eserler ile hem maddi hem de manevi olarak Türk Sanatına ve toplum hayatına katkı sağlamışlardır. Yusuf Ziya Paşa'nın yaptırmış olduğu eserler yüzyıl itibari ile (18. yy sonu - 19. yy başı) Batı etkisinin Anadolu'daki yansımalarını göstermeleri bakımından önemli yapılardır. Bu yapılardan günümüze gelenler, Malatya Yusuf Ziya Paşa Camii ve Türbesi, Çemişgezek Ulukale Köyü Camii, Keban Yusuf Ziya Paşa Külliyesi, Elazığ İli Keban İlçesi Hamam (Yusuf Ziya Paşa Konağı Hamamı), Erzurum Yusuf Ziya Paşa Köşkü (Nüzhet-ül Hazra), Çemişgezek Tağar Köprüsü ve Üsküdar Yusuf Ziya Paşa Çeşmesi (Köşe Çeşmesi)'dir. Vakfiyelerde ve kaynaklarda geçen yapı örnekleri ise, Erzurum İli Palandöken İlçesi Abdurrahman Gazi Türbesi, Elazığ İli Keban İlçesi Han (Yusuf Ziya Paşa Hanı), Elazığ İli Keban İlçesi Eski Kürtkendi Camii, Elazığ İli Keban İlçesi'nde Mektep ve Gümüşhane İli Kelkit İlçesi'nde Hamam'dır. Bu yapı örneklerinin plan, mimari, süsleme ve işlevleri açıklandıktan sonra eserler tarihsel olarak ele alınmış dönemi içerisinde değerlendirilmişlerdir. Dördüncü bölümde yapıların aynı türdeki diğer eserlerle ile plan tipolojisi ve bezemesel üslup açısından karşılaştırmaları yapılarak, eserlerin Türk Sanatı'nın gelişim çizgisindeki yeri açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Tez çalışmasında, Yusuf Ziya Paşa ve eşi Ayşe Hatun Vakfı'na ait vakfiyeler, diğer arşiv belgeleri ve kitabelerin tercümesi yapılarak eserler ile birlikte değerlendirilmesi yapılmıştır. Sonuçta; Yusuf Ziya Paşa da dindar ve hayırsever kişiliğinin bir sonucu olarak da görev yaptığı şehirlerde cami, medrese, türbe gibi dini yapılar ile mektep, hamam, han, kütüphane, çeşme ve köprü gibi sosyal amaçlı hayratlar da yaptıran bir devlet büyüğü olarak tarihe geçtiği vurgulanmıştır. Yaptırmış olduğu farklı işlevleri olan bu yapıların yanı sıra güzel sanatlar ile de uğraşan Paşa Keban'daki külliye için yapmış olduğu hat levha örnekleri ile yalnızca siyasi bir şahsiyet olmadığını sanatçı kişiliğinin de olduğunu göstermektedir. Yusuf Ziya Paşa'nın yaptırmış olduğu eserlerin çizilmiş planları gözden geçirilmiş, gerekli olanlar yeniden tarafımızdan düzeltilmiştir. Eserlerin tamamı yerinde incelenmiş ve fotoğrafları çekilmiştir. Bazı arşiv belgeleri tarafımızdan ilk defa okunmuş ve değerlendirilmiştir. Bunların tamamı tezimize eklenmiştir.
Osmanlı öncesi Çemişgezek tarihi
Geçmişi, tarih öncesi devirlere kadar uzanan Çemişgezek, Anadolu coğrafyasının doğusunda, Yukarı Fırat Bölümü'nde yer alan önemli yerleşim merkezlerinden biridir. Çemişgezek yöresinde yapılan kazı çalışmaları sonucunda elde edilen veriler, eski çağlardan itibaren zengin bir kültür ve medeniyetin varlığını ortaya koymaktadır. Bulunduğu coğrafyadan dolayı Anadolu'nun doğusu ile batısı ve de kuzeyi ile güneyi arasında, adeta bir geçiş güzergâhında olan yöre birçok devlet, beylik ve toplulukların elde etmek için mücadele ettiği sahalardan biri olmuştur. Çemişgezek, tarihi süreç içerisinde Subarlar, Hurriler, Mitanniler, Hititler, Urartular, Roma, Sasaniler, Müslüman Araplar, Bizans, Türk beylikleri, Anadolu Selçukluları, Moğol, İlhanlı, Timur, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safeviler ve Osmanlı gibi çeşitli devlet ve de beyliklerin egemen olduğu bir alan olmuştur. Bulunduğu Tunceli bölgesinde yaşama en elverişli yerlerden biri olan yöre, kültürlerin kaynaştığı ve aynı zamanda insan unsuru olarak ta gelişime ve yeniliğe her zaman açık olan bir yapıda olmuştur. Günümüzde Tunceli iline bağlı ilçe merkezi olan Çemişgezek'te geçmişten günümüze ulaşmayı başarabilen başta Türk dönemi olmak üzere birçok tarihi eser de mevcuttur. Anahtar Kelimler: Çemişgezek, Pulur (Sakyol), Ortaçağ, Türk Beylikleri, Tarihi Eserler
Darende'deki kültür varlıklarının çağdaş seramik sanatına uyarlanması
Darende, tarih içerisinde ne zaman kurulduğu bilinmemekle beraber Hititlere kadar uzanan geçmişi, coğrafi ve jeopolitik yapısıyla daima önemli bir konuma sahip olmuş bir ilçedir. Ticaret yollarının geçtiği sarp kayalıkların Tohma ırmağı tarafından derin kanyonlara dönüştürüldüğü fiziki yapısı ve doğal güzellikleriyle daima ilgi odağı olmuş tarih boyunca gündemde kalmayı başarmış önemini yitirmemiştir. Bölgedeki siyasi çekişmelerle sürekli el değiştirmiş çeşitli devlet ve beyliklerin egemenliği altında kalmıştır. Bu tarihi süreç bölgeye önemli bir konum ve kültürel zenginlik katmış birçok farklı kültüre ev sahipliği yapmasını sağlamıştır.Bu çalışmanın amacı: insanlığın ilk ortaya çıkışından bugüne kadar gelen, değişik biçimlerde yüzyıllar boyunca kullanılan seramikle, Darende tarihini kültürel zenginliklerini doğal güzelliklerini bir araya getirmek, gelecek nesillere tanıtmak farklı form ve yüzeylerde oluşturulan tasarımlarla bölgedeki kültürel çeşitliliğe mimari yapıya ilgi uyandırmak, geçmişle geleceğin sentezini yapmaktır.Anahtar Kelimeler: Darende, Kültür, Mimari, Çağdaş Seramik Sanatı, Malatya
Van ve Bitlis yörelerindeki Urartu Dönemine ait eserler ve bölgede yapılan kazılar
Urartu Krallığı, Van Gölü Havzası merkez olmak üzere Doğu Anadolu'da M.Ö. 9 ve 6. yüzyıllar arasında hüküm sürmüş önemli bir uygarlıktır. Bu çalışmada kendilerini Bianili olarak adlandıran Urartu Krallığı, özellikle Urartu Krallığı'nın merkezini oluşturan Van Gölü Havzası'ndaki önemli mimari yapıları ve bu bölgede ele geçen buluntular ele alınmıştır. Urartu uygarlığının doğup-geliştiği Van Gölü Havzası, bilindiği üzere prehistorik dönemlerden itibaren birçok farklı milletin mesken edindiği önemli bir yer olmuştur. Özellikle çalışmanın temelini oluşturan bölge Erken Demir Çağı'nda çok yoğun bir yerleşime sahne olmuştur. Bu bölge Urartular ve Proto Urartuların kökenleri ve gelişimleri hakkında bizlere önemli ipuçları vermesi açısından da oldukça önemlidir Bölge bu kadar önemli olmasına rağmen yeteri kadar araştırma ve arkeolojik kazı çalışması yapılmaması nedeniyle bilimsel açıdan hala kapalı bir kutu konumundadır. Tez çalışmamızla ileride yapılacak bilimsel çalışmalara katkı sağlamaya çalıştık. Bu konuda çalışma yapmamıza neden olan temel etki, arkeolojik olarak karanlık olan bu bölgenin aydınlanmasıyla dünyanın tarihi yol haritasında bazı değişikliklerin olma ihtimalidir. Yaklaşık yüzyıldan bu yana Urartuları daha iyi tanımak için kazı ve yüzey araştırmaları yapılmaktadır. Tezimde elde edilen yazılı kaynaklar ve arkeolojik veriler bir arada değerlendirilerek Urartular Krallığı hakkında önemli bilgiler verilmektedir. Ayrıca bu veriler ışığında Urartuların Anadolu ve Dünya medeniyetinin gelişmesindeki rolü de ispatlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Urartular, Demir Çağı, Kazı Çalışmaları, Arkeoloji, Kaleler, Sulama Kanalı, Gölet.
İstanköy(KOS)'de arşiv belgelerine göre Türk devri yapıları
Tarihi eserler bakımından zenginliklerle dolu önemli bir yerleşim merkezi konumundaki İstanköy'de inşa edilmiş binaların çoğunluğu Osmanlı dönemine aittir ve bu mimarî varlıklardan büyük bir kısmının Sanat Tarihi açısından şimdiye kadar yeterince incelenip tanıtılmadığı görülmektedir. Böyle bir boşluğu gidermek amacıyla, İstanköy(Kos)'de Arşiv Belgelerine Göre Türk Devri Yapıları başlıklı bu araştırmaya yönelerek, öncelikle daha önceki sınırlı sayıdaki yayınlar ve arşiv belgelerinde kayıtlı bilgilerin derlenmesi ardından, şehir merkezindeki mevcut binaları bizzat inceleyip, fotoğraflarla belgelemek suretiyle tespit işlemlerini tamamladıktan sonra, sistematik katalog düzeni içinde her birinin ayrıntılı tanıtımını ve ayrı bir bölüm halinde bütün eserlerin karşılaştırma ve değerlendirmelerini yaparak, Türk Sanatı Tarihi gelişim çizgisindeki yerlerini belirlemeye çalıştık.Araştırmamızda, İstanköy'ün mimarî varlıkları ile zengin bir şehir dokusuna sahip bulunduğu, halen ayakta kaldığı tespit edilebilen cami/mescid, türbe, hamam, şadırvan ve çeşme olmak üzere toplam 39 adet eser ile açıkça anlaşılmaktadır ve bunların tamamı bu çalışmamız kapsamına alınmıştır.Mevcut yapılar, kronolojik bakımdan 16. yüzyıl sonlarından 20. yüzyıla kadar geniş bir zaman dilimine aittir. Çoğu müstakil inşa edilmekle birlikte,Lonca Cami ve Yenikapı Camileri etrafında, bir kısmı arşiv belgelerinde geçen, bir kısım da yapı kalıntılarına dayanarak bir külliyle bütünlüğünü içinde tespit edilmeye çalışılmıştır.İstanköy'deki Türk Devri Mimarî Eserleri'ne yönelik bu araştırmamızla, konumuz kapsamındaki binalardan bir kısmının deprem, gibi afetlerle tamamen ya da kısmen ortadan kalktığı, günümüze sağlam gelebilmiş bir kısmının da insan eliyle yapılan tahribat izleri taşımalarından dolayı asıl vasıflarını kaybettikleri ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukla bakımsız vaziyette kendi hallerine bırakıldıkları anlaşılan bu eserler hakkında, arşiv bilgilerinin derlenmesi, günümüze ait durumlarının belgelenmesi, topluca kataloglanarak tanıtılması ve sanat tarihi değerlerinin belirlenmesi şeklinde ana hatlarını sıralayabileceğimiz çalışmamız, esasen bilimsel kriterlerle sürdürdüğümüz bir araştırma ve inceleme ürünü oluşturmak maksadıyla hazırlanmıştır. Ama aynı zamanda bir daha tekrar yerine konulamayacak çeşitli niteliklere sahip İstanköy'deki Türk Mimarîsi'nin mümkün mertebe en iyi şekilde korunması, onarılması ve gelecek kuşaklara aktarılarak sonsuza kadar yaşatılmasına da katkı sağlayacağına inanıyoruz.
Mustafa Necîb Efendi Tarihi Koyunoğlu Yazma nüshası
Mustafa Necib Efendi Tarihi Osmanlı Devleti'nde 1803?1808 yılları arasında meydana gelen olayları konu edinen bir eserdir. Kitapta; Yeniçeri Ocağı'nın bozulması, Yeniçerilerin devlete karşı gelmeleri, yapılması düşünülen askerî ve diğer alanlardaki yeniliklere karşı çıkışları; Edirne Vakası, Kabakçı Mustafa İsyanı gibi olaylar anlatılmaktadır. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin Avrupa devletleri ile olan ilişkileri, Avrupa'da vuku bulan siyasî ve askerî olaylar hakkında bilgiler de verilmektedir.Müellif bu olayların yaşandığı zaman diliminde Osmanlı Devleti'nin çeşitli kademelerinde yer alan görevlilere de önem vermiştir. Olayları anlatırken bu devlet adamlarını ve görevlerini esas almıştır.Müellifin kendi el yazması olan bu kitabın tamamı, tarafımızdan, günümüz Türkçesine transkribe yapılmıştır. Araştırmamız süresince bu eser üzerine yapılan başka çalışmalar görülmüş ve değerlendirmede dikkate alınmıştır.Necib Efendi Tarihi, Osmanlı elçileri, dönemin idarî kadrosundaki yöneticileri ve III. Selim devri olayları hakkında kaynak olarak daima istifade edilecek bir öneme sahiptir.Anahtar Sözcükler: Tarih-i Mustafa Necib Efendi, III. Selim, Nizâm-ı Cedid, Yeniçeri Ocağı, IV. Mustafa, Kabakçı Mustafa.
İlköğretim 7. sınıf öğrencilerine resim-iş dersinde tarihi çevre bilinci uyandırılması (Şükûfe Nihal İlköğretim Okulunda bir uygulama)
11 ÖZET Türkiye'nin her köşesi tarihe ışık tutan, çeşitli kültürlere ait çok zengin tarihi mekanlar ile doludur. Böylesine zengin tarihi mirasa sahip bir ülkede yaşayan bireylerin, sahip oldukları değerlerin farkında olup, bunlara sahip çıkmaları hem bireysel hem de toplumsal görevleri arasında olmalıdır. Türkiye böylesine zengin tarihi çevreye sahip iken her geçen gün bu zenginliklerin birer birer yok oluşu, bunların önemini her geçen gün biraz daha arttırmakta ve korunması gereğini daha da acil bir hale getirmektedir. Bu nedenle, her şeyden önce sahip olduğumuz değerlerin farkında olmadığımız gerçeğinden hareketle, ilköğretimde resim-iş dersi kapsamında bu amaçla bir çalışma yapılmak istenmiştir. İlköğretim Okulu Ders Programlan, Resim-İş Programı (M.E.B.;2000) 6-7-8. sınıfların genel amaçlarından 17. madde (Tarihi ören yerlerini, anıtları, müzeleri, sanat galerilerini, atölyelerini ve tasarım stüdyolarını tanıyarak, kültür ve tabiat varlıklarına sahip çıkabilme) ve 7. sınıfların özel amaçlarından 26.maddelerine (Tarihi eserleri, anıdan, müzeleri, galerileri, sanatçı ve tasanmcı atölyelerini tanıyarak sanat eserlerini koruyabilme) yönelik tarihi çevre bilincini uyandıracak olan uygulamalı bir çalışma yapılmıştır. Çalışma, Ankara ili Yenimahalle ilçesi Şentepe semtinde bulunan Şükufe Nihal İlköğretim Okulunda 7. sınıf öğrencilerinden random yoluyla oluşturulan 21 öğrencilik örneklem grubuyla yapılmıştır. Çalışma, kontrolsüz ön-son test metodu ile yapılmıştır. Testler uzman görüşleri alındıktan sonra uygulanmıştır. Deney evresinde ders sunumu, slayt gösterisi, gezi-gözlem-inceleme ve uygulama etkinlikleri yapılmıştır. Ders programı, uygulamaya yeni başlayan Disipline Dayalı Sanat Eğitimi yöntemi ile hazırlanmıştırin ve resim-iş dersinde tarihi çevre bilincinin uyandırılmasında rolü ortaya konmak istenmiştir. Çalışma kapsamında ilk önce öğrencilere ön test uygulanmıştır ve tarihi çevre hakkında mevcut bilgileri ölçülmüştür, ardından öğrencilere tarihi çevre hakkında bilgi verilip, yaşadıkları şehirdeki tarihi mekanlar hakkında slayt gösterisi yapılmıştır. Gezi-gözlem ve inceleme yapmak için Ankara' mn tarihi mekanlarından Hacı Bayram Camii'ne gidilerek tarihi yapı ziyareti gerçekleştirilmiştir. Burada kalem işi süslemeler incelenip, cami içi çalışma kağıtları yanıtlandıktan sonra motif çizimleri yapılmıştır. Gezi sonrasında okulda, öğrencilerle süslemeler ile ilgili konuşulduktan sonra uygulama çalışması hakkında bilgi verilmiştir. Uygulama çalışması cami içinde incelenen kalem işi süslemelerden çizilen motiflerden yola çıkılarak yapılmıştır. Öğrenciler cami içinde en çok hoşlarına giden motifin eskiz çizimini yaptıktan sonra sınıfta bu çizimleri istedikleri teknik ve istedikleri malzeme ile çalışarak yeni bir tasarım içinde kullanmışlardır. Uygulama çalışması üç ders sonunda tamamlandıktan sonra en son öğrencilere son test uygulanmıştır.
Diyarbakır'ın kentsel sit dokusu
Güneydoğu Anadolu bölgesinde yerleşik yaşam, özgün uygarlıklar kuran Hurrilerin; Urfa, Diyarbakır, Mardin, Kerkük bölgelerini yurt edinmeleriyle başlamıştır. Elcezire denilen Fırat ile Dicle nehirleri arasında, verimli tarım topraklarını kullanan ve Yukarı Dicle boylarına yerleşen Hurriler, Diyarbakır ve yakın çevresinde yerleşik yaşama geçen ilk millettir .M.Ö. 13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Asurlular, Aramiler, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonyalılar, Selevskoslar, Partlar, Büyük Tigran İdaresi, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Şeyhoğulları, Hamdaniler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Artuklular, Eyyubiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar Diyarbakır'a egemen olmuştur. Kent, önemli yerleşim merkezlerinin kültür ve ideolijik alanlarının kesiştiği ve kimlik oluşturduğu bir tarihi geçmiş üzerinde şekillenmiştir .Kent surları, Roma döneminde inşa edilmiş ve günümüze kadar her uygarlığın, kitabe, figüratif bezemelerle üzerine eklemeler yaptığı bir kültür mirası olarak anıtsal özelliğini korumuştur/korumaktadır .Diyarbakır'ın kentsel tarihi dokusu ve mimari kimliğinin yer aldığı Suriçi bölgesi, halen özgünlüğünü koruyan somut ve soyut dinamikleriyle, varlığını sürdürmektedir. Kentsel sit alanı ilan edilen Suriçi bölgesinde; İçkale ve dışkale olmak üzere tarihi dönemlere ait pek çok mimari yapı ve öğeler bulunmaktadır. Mekansal zenginliğin üzerinde bulunan sosyal doku, geleneksel tarihi çevreyle bütünleşmiş ve Diyarbakır'ın bulunduğu coğrafya itibariyle tarihi merkez olmasında önemli bir rol oynamıştır.Bu çerçevede, güncel koruma olgusu ve yerel yansımaları, Diyarbakır yapılı tarihinin, geleceğe doğru aktarılmasında ayrıca bir önem taşımaktadır. Özellikle Suriçi Bölgesine ilişkin geçmiş plan kararlarının ve yürütülen Revizyon Koruma Amaçlı İmar Planının, Diyarbakır'ın tarihini korumada ne tür önlemler aldığı ve müdahaleler geliştirdiği değerlendirilmelidir. Bu kapsamda, benzer hassasiyetlere sahip farklı kaleli kent örneklerine ilişkin uygulamalar, koruma pratiğinin geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağından incelenmiştir. Elde edilen sonuçlarla; teorik bir planlama süreci kapsamında bir modelleme önerisi sunularak plan çalışmalarına ilişkin somut öneriler tartışılmıştır.Anahtar sözcükler: Diyarbakır Kent Tarihi ve Kimliği, Suriçi Eski Kent Merkezi, Kaleli Kent Uygulamaları.
Diyarbakır Merkez maddi kültür varlıkları
Diyarbakır tarihi açıdan büyük bir önem taşıyan Mezopotamya ve Bereketli Hilal bölgesinde yer alır. Mezopotamya eski Yunancada
Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nden seçilen eserler ile ait oldukları kültürlerdeki matematik izlerine genel bakış
Anadolu bereketli toprakları ile tarihin tüm zamanlarında farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde Anadolu'da yaşamış uygarlıklara ait eserler sergilenmektedir. Anadolu coğrafyası Paleolitik dönemden başlayarak kültürel miras öğesi olarak birçok yerleşimden izler taşır. Bu tezde Anadolu Medeniyetleri Müzesi koleksiyonu temel alınarak gün ışığına çıkmış bazı eserler üzerine yorumlar yapılmıştır. Matematik okul hayatı boyunca işe yararlılığının sorgulandığı bir derstir. Oysaki matematik sanatın oluşum sürecinde olduğu gibi hayatın her alanında temel taşı olarak varlığını sürdürmektedir. Matematiğin arkeolojik obje ile etkileşiminin incelendiği bu çalışmada arkeolojik eserlerde matematiksel tanımlamalara gidilmiştir. Seçilen eserlerde matematik incelemesi yapılırken yer yer matematik ders müfredatındaki konularla örneklendirmeler de sağlanmıştır. Bu çalışmada tarih, arkeoloji, matematik ve geometri bilimleri arasında iş birliği kurulup disiplinler arası bir şekilde inceleme yapılarak matematik ve sanat üzerine yorumlarda bulunulmuştur. Matematiğin dili sembollerden oluşur. Geçmiş kültürlerde matematiğin sanat alanında uygulamalarına değinileceği için, sembolizmin tanımından, sembolün çağrışımlarından bahsedilmiştir. Uygarlıkları incelemeden önce hüküm sürdükleri dönemi hatta kendilerinden önceki dönemi de tanımak gerekir. Bu kapsamda Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenen eserlerin bir kısmının bulunduğu dönem ya da ait oldukları uygarlıklar temel alınarak, Anadolu'da yaşamış uygarlıkların bu topraklarda birbirlerine katkılarını, sanatsal anlamda incelemenin yanı sıra matematik ve geometrinin izlerine odaklanılmıştır. Paleolitk Dönem'de Yarımburgaz Mağarası ve Karain Mağarası Neolitik Dönem'de Göbeklitepe, Çatalhöyük, Kalkolitik Dönem'de Hacılar, Tunç Çağı'nda Hatti ve Hitit Uygarlıkları'nın izlerinin görüldüğü Alacahöyük, Boğazköy, Kültepe yerleşimleriyle Demir Çağı'nda Frig Uygarlığı'nın başkenti Gordion'da bulunan eserlerle ve Doğu Anadolu'da Urartu Uygarlığı'nın Altıntepe, Adilcevaz yerleşimlerinden örnekler verilerek eserler üzerinde matematiksel ve geometrik anlamda yorumlar yapılmıştır.
Stadiasmus Maris Magni' adlı eserin çevirisi ve yorumlanması
Bu çalışmada antikçağa ait bir coğrafya metni olan 'Stadiasmus Maris Magni' adlı eserin Hellence aslından bir çevirisi ve içeriğine ilişkin genel bir yorumlama sunulmuştur. Bu bağlamda ilk olarak coğrafya metinlerinin yazım formatlarındaki değişimleri izlemek adına bu değişimlere neden olarak antikçağda teritoryal genişleme hareketleri üç alt başlıkta ana hatlarıyla ele alınmıştır. İlk aşama olarak Arkaik dönemde gerçekleşmiş olan Büyük Kolonizasyon dönemi, ikinci aşama olarak MÖ IV. yüzyıl Makedon egemenliği akabinde gerçekleşen Büyük İskender'in Doğu Seferi, son aşama olarak ise Roma Cumhuriyet ve İmparatorluk dönemlerinde görülen eyaletleşme süreci ele alınmıştır. Ana hatlarıyla aktarılan bu tarihsel sürecin devamında ise antikçağ coğrafya yazımının önemli örnekleri kronolojik bir sıra içerisinde tanıtılmaya çalışılmıştır. Bunu takiben bu çalışmanın odak noktasını oluşturan 'Stadiasmus Maris Magni' adlı periplous formatında yazılmış coğrafya metninin Hellence aslından bir çevirisi ve içeriğe ilişkin bir yorumlama yapılmıştır. Söz konusu metnin antikçağa ait coğrafya metinleri ve coğrafya yazımında kullanılan diğer formatlar arasındaki yerinin net olarak anlaşılabilmesi için khorographia formatında yazılmış başka bir coğrafya metni olan Strabon'un Geographika adlı eserinin XV. kitabı ele alınmıştır. Bu kitabın da Hellence aslından bir çevirisi ile genel bir değerlendirme sunulmuştur. Ardından her iki formata ilişkin bir karşılaştırma yapılmış ve son olarak bir genel değerlendirme ve sonuç bölümüyle çalışma son bulmuştur.