Goats
70 theses under this subject heading
Keçi sütlerinde ısıl işlem uygulamasının süt melatonin ve vitamin c düzeylerine etkilerinin araştırılması
Amaç: Bu projede keçi sütünde pastörizasyon işlemi (72 oC'de 15 saniye) ve geleneksel olarak evlerde uygulanan kaynatma işleminin (100 oC'de 5 dakika) süt melatonin, vitamin C ve total protein düzeylerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Materyal ve Metot: Çalışmada özel bir keçi çiftliğinden, nisan ayında temin edilen 20 adet sağlıklı keçinin (10 Halep, 10 Kilis keçisi) sütü materyal olarak kullanıldı. Sütler, sabah meradan dönen (10:30-11:00 arasında) keçilerden rutin süt sağımı sırasında temin edildi. Her bir süt örneği, çiğ süt, pastörizasyon işlemi (72 oC'de 15 saniye) ve kaynatma işlemi (100 oC'de 5 dakika) uygulanan olmak üzere 3'e bölündü. Çiğ, pastörize ve kaynatılmış sütlerde melatonin düzeyleri ticari ELİSA kiti ile, vitamin C ve total protein düzeyleri manuel spekrotofotometrik yöntemlerle belirlendi. Bulgular: Kaynatma işlemi uygulanan süt örneklerinde melatonin düzeyleri (4,20±0,39 pg/ml), çiğ süt (3,19 ± 0,25 pg/ml) ve pastörizayon işlemi (3,42 ± 0,24 pg/ml) uygulanan örneklere kıyasla yükseldi (p <0,05). Vitamin C düzeyleri pastörizasyon uygulanan grupta (2,99±0,16 mg/100 ml), çiğ süt grubuna (3,18±0,24 mg/100 ml) göre önemli bir farklılık göstermedi (p >0,05). Kaynatma sonrasında elde edilen vitamin C düzeyleri ise (2,03 ± 0,12 mg/100 ml), hem çiğ süt hem de pastörize süt vitamin C düzeylerinden düşük (p <0,001) olarak saptandı. Total protein düzeyleri değerlendirildiğinde, Bradford yöntemi ile belirlenen total protein düzeyleri açısından ısıl işlem uygulanan gruplar arasında bir farklılık yok iken Lowry yöntemi ile belirlenen total protein düzeyleri, kaynatma uygulanan grupta, diğer gruplara göre önemli düzeyde düştü (p <0,001). Çiğ süt ve pastörize sütteki total protein düzeyleri Bradford yöntemi ve Lowry yöntemi ile belirlenen düzeyler açısından birbiri ile yakın bulundu. Diğer yandan kaynatma uygulanan sütlerde Bradford yöntemi ile belirlenen total protein düzeyleri (2,26 ± 0,13 g/dl), Lowry medodu ile belirlenen total protein düzeylerinden (1,92 ± 0,09 g/dl) yüksek olarak belirlendi (p<0,05). Pastörizasyon (r=-0,114, p<0,05) ve kaynatma (r=-0,572, p <0,01) uygulanan sütlerde melatonin ve vitamin C düzeyleri arasında önemli ancak zayıf negatif korelasyonlar belirlendi. Çiğ süt (r=0,723, p <0,01), pastörizasyon (r=0,838, p <0,01) ve kaynatma (r=0,449, p <0,05) uygulanan süt örneklerinde Bradford ve Lowry yöntemleri ile belirlenen total protein düzeyleri arasında pozitif korelasyonlar belirlendi. Sonuç: Keçi sütüne uygulanan pastörizasyon işleminin, süt melatonin, vitamin C ve total protein düzeylerini değiştirmediği, kaynatma uygulamasının ise vitamin C ve total protein düzeylerinin düşmesine neden olduğu belirlendi. Keçi sütünün biyoyararlanımında pastörizasyon işleminin, geleneksel kaynatma işlemine göre daha üstün olduğu düşünüldü. Sütlerde ELİSA metodu ile melatonin analizi yapılmadan önce, melatoninin sütte bağlı bulunduğu proteinden ayrıştırılması amacıyla, sütün, bir ön işlemden geçirilmesinin, sonuçların daha doğru olarak tespit edilmesinde faydalı olabileceği öngörüldü.
Keçilerde tulatromisinin plazma farmakokinetiği üzerine -glikoprotein indüktörü rifampisinin etkisi
Tulatromisin solunum sistemi enfeksiyonlarında etkili, sıklıkla kullanılan makrolid bir antibiyotiktir. Bu çalışmanın amacı P-gp taşıyıcı protein indüktörü rifampisinin, tulatromisin farmakokinetiği üzerine etkilerini belirlemektir. P-gp'nin aktive edilmesiyle birçok ilacın dozunda, dağılımında ve uygulama aralığında değişiklikler meydana gelebilmektedir. Bu amaçla sağlıklı erkek Alpin-Kıl Keçisi melezi (F1), üç gruba (n=8) (Grup A, B ve C) ayrıldı. A grubuna tulatromisin deri altı ve tek doz 2.5 mg/kg, B grubuna ilk 7 gün ağızdan 10 mg/kg/gün rifampisin ve 8. gün aynı yol ve dozda tulatromisin, C grubuna ise ilk 7 gün ağızdan 10 mg/kg/gün rifampisin ve 8. gün aynı yol ve dozda tulatromisin ile beraber 8-15. günlerde tekrar rifampisin tek başına ağızdan uygulandı. Kan örnekleri ilaç uygulama öncesi ve sonrası (0,016-360. saat) Vena jugularis'den heparinli tüplere alındı ve plazma örnekleri likit kromatografi sıralı kütle spektrometresi (LC-MS/MS) ile analiz edildi. Çalışmada A grubunda tulatromisinin plazma doruk yoğunluğu (Ydoruk) 1390,97±173,65, rifampisin+tulatromisin uygulanan B ve C grubunda ise sırası ile 958,21±106,31 ve 807,21±116,82 ng/ml olarak tespit edildi. A grubu Ydoruk değerinin B ve C grubundan yüksek ve anlamlı olduğu (P<0.05) belirlendi. Tulatromisinin en son ortalama kalış süresi (OKSson) A grubunda 52.16±1.87, B grubunda 56,04±4,70 ve C grubunda 66,75±4,30 saat olarak tespit edildi. Bu gruplarda sıfırdan sonsuza ölçülebilir ortalama kalış süresi (OKS 0) sırası ile 69.28±4.64, 85.90±5.75 ve 86,76±4,69 saat olarak belirlendi. Rifampisin uygulanan grupların (B ve C grupları) tek başına tulatromisin uygulanan gruba göre (A grubu) OKSson ve OKS0 değerleri daha yüksek bulunmuş ve farkın anlamlı olduğu saptanmıştır (P<0.05). Çalışma bulguları rifampisinin keçilerde kullanılmasını takiben tulatromisinin bazı farmakokinetik parametreleri değiştirebileceği belirlenmiştir. Bununla birlikte keçilerde rifampisin ve tulatromisinin birlikte kullanılmaları durumunda, rifampisinin tulatromisinin etkinliğinde aktif rol alıp almadığının anlaşılabilmesi için CYP enzimleri ve P-gp gibi taşıyıcı sistemler ile ilgili olarak daha detaylı in vitro çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Keçilere karprofenin ağız, damariçi ve derialtı yol ile uygulanmasını takiben farmakokinetiğinin karşılaştırılması
Bu çalışmada nonsteroidal antiinflamatuvar ilaçlardan karprofenin keçilere ağız, damariçi ve derialtı yol ile uygulanmasını takiben farmakokinetik parametrelerinin belirlenmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada deneme hayvan materyali olarak canlı ağırlıkları 33-38 kg, yaşları 12-14 aylık toplam 15 baş sağlıklı Alphin ırkı keçi kullanıldı. Keçiler ortalama canlı ağırlıkları dengeli olacak şekilde her biri 5 hayvan içeren ağız (Grup I), damar içi (Grup II) ve deri altı (Grup III) olmak üzere üç guruba ayrılarak ayrı bölmelere konuldu. Hayvanlara 1,4 mg/kg dozda karprofen ağız, damariçi ve derialtı yolla uygulandı. İlaç uygulanmadan önce ve ilaç uygulamasını takiben 2. dk ile 120. saatler arasında Vena jugularis'ten kan örnekleri (5 ml) heparinli tüplere alındı. Alınan örneklerde karprofen miktarı yüksek basınçlı sıvı kromatografisi ile belirlendi. Çalışma süresince ilaç kaynaklı hayvanlarda herhangi bir yan etki gözlenmedi. Uygulama sonrası 120. saate kadar plazmada ilaç tespit edildi. İlacın doruk plazma yoğunluğu damariçi uygulamada (11,92±0,76 µg/ml) derialtı (4,11±1,51 µg/ml) ve ağız yolu ile uygulamaya göre (3,71±0,26 µg/ml) istatiksel olarak daha yüksek bulundu. Doruk plazma yoğunluğuna ulaşma zamanının ise derialtı uygulamada (5,00±2,45 saat), ağız yolu ile uygulamaya göre (7,00±1,22 saat) daha kısa olduğu tespit edildi. Yarılanma ömrü ağız yolu ile uygulamada (27,43±1,78 saat), deri altı (33,93±7,48 saat) ve damariçi yol (30,99±2,00 saat) ile uygulamaya göre istatiksel olarak daha kısa bulundu. Ortalama kalış süresi damar içi uygulamada (34,54±1,35 saat) ağız (37,09±3,85 saat) ve deri altı (39,71±1.34) uygulamaya göre istatiksel olarak daha kısa tespit edildi. Sonuç olarak bu çalışmada keçilerde farklı yollarla uygulanan karprofenin biyoyararlanımı deri altı yol ile uygulamada daha yüksek tespit edildi. İlaçla en kısa sürede en yüksek plazma yoğunluğu elde edilmek isteniyorsa damar içi, derialtı ve ağız yolu sıralamasına göre uygun olan tercih edilebilir.
Koyun ve keçilerin tırnakları üzerinde yapılan morfometrik ölçümler ile ekstremite radyografilerinde distal falanks kemiklerinin şekil ve ölçülerinin karşılaştırılması
Koyun ve keçi yetiştiriciliği ülkemiz hayvancılığında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada doğal mera şartlarında yaşayan ve şiropodi yapılmamış koyun ve keçilerin tırnakları üzerinde bazı morfometrik ölçümlerin alınması ile sağlıklı ve tırnakları fazla uzamış olan bireylerde tırnak boyutlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu bilgiler sayesinde şiropodi yapılması kararı ve şekli hakkında fikir sahibi olunması beklenmektedir. Ayrıca koyun ve keçilerin distal ekstremite radyografilerinde paries ve solea ungulae kalınlıklarının belirlenmesiyle normal varyasyonların ortaya konması amaçlandı. Her iki türde III. falanks kemiklerinin morfolojik olarak sınıflandırılması ve karşılaştırılmasıyla da tür farkları ortaya konarak bunların kemik bazında identifikasyonlarının yapılabilmesine katkı sağlayacaktır. Çalışmada Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde bakılan 88 Saanen keçisi ve 50 Kıvırcık koyunu kullanıldı. Her hayvanda kumpas yardımıyla paries ungulae uzunluğu, ökçe uzunluğu, diyagonal paries ungulae uzunluğu, solea ungulae genişliği, solea ungulae uzunluğu, tırnağın aksiyal ve abaksiyal duvar yükseklikleri ve dorsal duvar açısı ölçüldü. Aksiyo-abaksiyal grafiler üzerinde paries ve solea ungulae kalınlıkları belirlendi. Ayrıca koyunlar için 5, keçiler için 6 değişik tip processus extensorius modeli ile üç değişik dorsal duvar şekli ortaya kondu. Tırnaklar üzerinde belirlenen parametrelerin nerdeyse tamamında tırnağın yerleşimi ve yaş gruplarına göre anlamlı farklar belirlendi. Aynı parametrelerin normal ve fazla uzamış/deforme tırnakların konumu ve yaş gruplarına göre ortalamaları belirlendi ve referans değerleri oluşturuldu. Koyunlarda tırnakların fazla uzaması %5,3, keçilerde %32,5 oranında görülmüştür. Koyunlarda processus extensorius'un ayağa göre şekilsel dağılımı istatistiki olarak anlamlı düzeyde bulunmadı, ancak keçilerde anlamlı farklar bulundu. Sonuç olarak, koyun ve keçilerin tırnak ölçüleri ile distal falanks şekilleri hem birbirlerinden hem de tırnakların yerleşimi yönünden farklılık göstermektedir.
Kütahya yöresinde yayılış gösteren kene türlerinin araştırılması
Bu çalışma Kütahya çevresinde bulunan büyükbaş ve küçükbaş hayvanları enfeste eden kene türlerini, bunların mevsimsel aktivitelerini ve yaygınlıklarını belirlemek amacıyla planlanmıştır. Ekim 2010-Ekim 2011 tarihleri arasında 10 köyde hayvanlar ve barınakları enfestasyon yönünden muayene edilmiştir.İncelenen hayvanlarda enfestasyon oranı %9,55 olarak saptanmıştır. Ağaçköy, Ahiler, Ahmetoluğu, Bölcek, Enne, Kıranşeyh, Kozluca, Sırören, Yaylababa, Yenice'de yapılan araştırmalarda kene yoğunlukları sırasıyla %9,89, %10,35, %0, %0,91, %3,81, %5,48, %7,31, %37,44, %17,05, %7,76 olarak tespit edilmiştir. Barınaklarda keneye rastlanmamıştır. Ixodes ricinus, Ixodes hexagonus, Rhipicephalus (Boophilus) annulatus, Dermacentor marginatus, Hyalomma marginatum, Haemaphysalis parva, Haemaphysalis sulcata, Haemaphysalis punctata, Rhipicephalus bursa, Rhipicephalus sanguineus, Rhipicephalus turanicus'dan oluşan 11 kene türü tespit edilmiştir.Kene türlerinin mevsimsel aktiviteleri de tespit edilmiştir. Ixodes ricinus türüne en fazla sonbahar ve kış aylarında (kasım ayı sonu-ocak ayı başı) rastlanmıştır. Ayrıca, kasım ayında bir I. hexagonus saptanmıştır. Aynı ayda, R. (Boophilus) annulatus türü kenelerin yoğunluğunun, Kozluca'da ve Yaylababa'da arttığı tespit edilmiştir. Dermacentor marginatus genellikle kış aylarında bulunmuştur. Hyalomma marginatum nisan-temmuz ayları arasında görülmüş, nisan ayında ilk olarak Yaylababa'da bir keçide bulunmuştur. Haemaphysalis parva ekim, kasım ve mart aylarında bulunmuştur. Haemaphysalis sulcata kasım ve mart aylarında tespit edilmiştir. Haemaphysalis punctata sadece mart ve kasım ayında bulunmuştur. Rhipicephalus türleri genellik ilkbahar sonu ve yaz aylarında bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Keçi, Kene, Koyun, Kütahya, Mevsimsel Aktivite, Sığır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Güzelyurt Devlet Üretme Çiftliğinde yetiştirilen Şam (damascus) keçilerinde döl ve süt verimi özellikleri üzerine bir araştırma
Bu çalışma, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Güzelyurt Devlet Üretme Çiftliğinde yetiştirilen Damascus (Şam) süt keçilerinde yürütülmüştür. Deneme materyali keçilerde, doğumda oğlak verimi ortalaması, doğan oğlak teke altı keçiye göre % 111. 1, doğan oğlak doğuran keçiye göre % 135.1 olarak bulunmuştur. Farklı yaş grupları, doğumda oğlak verimini, Z testine göre önemli oranda etkilemiştir (P<0.05). Sütten kesimde oğlak verimi ortalaması, sütten kesilen oğlak teke altı keçiye göre % 102.2, sütten kesilen oğlak doğuran keçiye göre % 124.3 olarak bulunmuştur. Tüm sürüde kısırlık oram ise %15.5 olarak saptanmıştır. En düşük kısırlık oranına 6< yaşlılar (% 7.6), en yüksek kısırlık oranına ise 2 yaşlı (% 28.5) analar sahip olmuştur. Ortalama doğum oranı, doğuran keçi gebe keçiye göre % 97.3 olarak bulunmuştur. En yüksek çoğuzluk oranına 5 yaşlılarda (% 57.2) rastlanırken, en düşük çoğuzluğa 2 yaşlılarda (% 20) rastlanmıştır. Tüm sürünün genel çoğuzluk oranı ise % 32.4 olarak bulunmuştur. Farklı yaş gruplarında doğumda yaşama gücüne % 100 oranında rastlanırken, sütten kesimde yaşama gücü ortalaması % 92.0'a düşmüştür. Laktasyon suresi üzerine yaşın etkisi, yapılan varyans analizine göre önemsiz çıkarken (P>0.05), laktasyon süt verimi (ortalama 282.21 kg) ve günlük ortalama süt verimi (ortalama 1.06 kg) üzerine yaşın önemli etki yaptığı saptanmıştır (P<0.05). Doğum ağırlığı üzerine sadece doğum tipi ve ana yaşı önemli etki yaparken (P<0.05), sütten kesim ağırlığı üzerine ise sadece cinsiyet (P<0.01), doğum tipi (P<0.05) ve yaş (P<0.01 ) önemli etki yapmıştır. Anahtar Kelimeler: Damascus, Döl, Süt, Canlı Ağırlık.
Melez sütçü keçilerde vücut kondüsyon puanı ile canlı ağırlık ve döl verimi arasındaki ilişkilerin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, Alman Alaca x Kıl melezi hayvanlarda (%75 Alman Alaca Asil + %25 Kıl Keçi) vücut kondüsyon puanlaması yapılarak bunun bazı karakterlerle ilişkileri araştırılmıştır. Dört fizyolojik dönem için canlı ağırlık ortalama değerleri sırasıyla 50.20, 55.5 1, 52. 10 ve 53.91 kg olarak bulunmuştur. Birinci ve ikinci gözlemci bakımından kondüsyon puanı ortalamaları 4 fizyolojik dönemde sırasıyla 2.65, 2.83, 2.06 ve 2.63; 2.72, 2.92, 2.11 ve 2.63 olarak gerçekleşmiştir. Teke katımı ve gebelik döneminde CA ve kondüsyon puanı arasındaki ilişki her iki gözlemci bakımından önemli (p<0.01), doğum için; birinci gözlemci bakımından önemli (p<0.05), İkinci gözlemci bakımından önemsiz (p>0.05), sütten kesimde ise her iki gözlemci bakımından önemli (p<0.01) bulunmuştur. Döl verimi ve KP arasındaki ilişki incelendiğinde Birinci gözlemci bakımından sadece Doğumdaki ilişki istatistiki açıdan önemli (p<0.05), ikinci gözlemci bakımından ise doğum ve sütten kesimde önemli (p<0.05) bulunmuştur. Yaş grupları bazında oğlak sayılan ve keçi canlı ağırlıkları arasındaki ilişki incelendiğinde en yüksek oğlaklama oranı 3 ve 5 yaşlı keçilerde (1.75), en düşük oğlaklama oranı ise 2 yaşlı keçilerde (1.10), kondüsyon puanı grupları bazında ise her iki gözlemci bakımından 3.5 kondüsyona sahip keçilerde döl verimi en yüksek düzeyde bulunmuştur (1.80 ve 2.0). Anahtar Kelimeler: Vücut Kondüsyon Puanı, Canlı Ağırlık, Döl Verimi, Alman Alaca Asil Keçi, Kıl keçi.
İçel bölgesi küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin yapısal durumu, ekonomik verimliliği, sorunları ve çözüm önerileri
Bu çalışmanın amacı, İçel ve çevresinde koyun ve keçicilik konusunda uğraş veren işletmelerin teknik açıdan varolan yapısal durumları ve ekonomik yönden verimlilik düzeylerini incelemek ve bu konuda çözüm önerileri getirmektir. Gayeli örnekleme metodu kullanılarak, 250 işletmeden anket yolu ile toplanan veriler araştırmanın esas materyalini oluşturmuştur. İşletmeler üç büyüklük grubuna ayrılarak incelenmiştir. 1. grup işletmeler 30-60 anaç keçi veya koyuna, 2. grup işletmeler 61-160 anaç keçi veya koyuna, 3. grup işletmeler ise 161 ve daha yukarı anaç keçi veya koyuna sahip işletmelerdir. Yapılan analizler sonucuna göre keçicilik işletmelerinde ortalama nüfus 5.22, koyunculuk işletmelerinde 5.02 kişidir. Keçicilik işletmelerinde nüfusun %48.85'i erkek, %51.15'i kadınlardan, koyunculuk işletmelerinde ise %51.11'i erkek, %48.49'u kadınlardan oluşmaktadır. Keçicilik işletmelerinde aile reislerinin %5.60'ı, koyunculuk işletmelerinde %4'ü okuma-yazma bilmemektedir. Aile işgücü varlığı keçicilik işletmelerinde 3.47 ve koyunculuk işletmelerinde 3.37 erkek işgücü birimi olarak hesaplanmıştır. İşletme ortalamasına göre bir üretim birimi için yapılan masrafların toplamı, keçicilik işletmelerinde 55.693.594 ve koyunculuk işletmelerinde 57.992.186 TL, elde edilen GSÜD ise keçicilik işletmelerinde 51.579.120 TL ve koyunculuk işletmelerinde 58.858.025 TL'dir. Ayrıca bu araştırmada 1 kg sütün maliyeti, keçicilik işletmelerinde 151.351 TL, koyunculuk işletmelerinde 164.923 TL ve 1 kg canlı ağırlık maliyeti ise keçicilik işletmelerinde 1.970.760 TL; koyunculukta 1.505.889 TL olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Koyunculuk, keçicilik, ekonomik analiz
Ceylanpınar tarım işletmesinde yetiştirilen akkeçi x kilis melezlerinde besi karkas performansı üzerine bir araştırma
Bu araştırma, "Ceylanpınar Tarım İşletmesinde Damızlık Süt Keçisi üretimi" isimli genel projenin (Fi) melezi erkek oğlaklarında, besi ve karkas performansını karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın materyalini, Ak keçi X Kilis ve Saanen Kilis melezi (Fi) 5 aylık 20 şer adet tek doğan erkek oğlak oluşturmuştur. Besi denemesi, 85 gün sürmüştür. Beside ele alman özellikler ve elde edilen bulgular, aşağıda özetlenmiştir : 1. Toplam Canlı Ağırlık Artışı Akkeçi X Kilis ve Saanen X Kilis melezi (Fi) oğlaklar, 85 gün süren beside toplam canlı ağırlık kazancı bakımından istatistiki olarak önemli bir üstünlük göstermemişlerdir (Çizelge S). Birinci grup, 11. Sİ kg ağırlık artışı kazanırken, ikinci grup 1S.S5 kg kazanmıştır. S. Günlük Canlı Ağırlık Artışı 4 Aynı genotip sırasına göre besi boyunca ortalama günlük canlı ağırlık artışı, 1. grup için 131. BB g iken, ikinci grup için 14A.SS g bulunmuştur (çizelge 3). 3. Kesif ve Kaba Yem Tüketimi Besi boyunca (B5 gün) günlük kesif yem tüketimi, 1. grup için ortalama olarak 986. BA g/gün ve ikinci grup için58 1064.76 g/gün bulunmuştur. Aynı şekilde bir kg canlı ağırlık artışı için, besi boyunca gruplarda ortalama tüketilen kesif yem miktarı sırasıyla 7.394 ve 7-301 kg dır. Buna ek olarak gruplar, sırasıyla 1.962 ve 1.827 kg kuru yonca otu da tüketmişlerdir. 4. Kesimde Sakatat özellikleri Gruplar arasında, kan ağırlığı, kelle ağırlığı ve deri ağırlığı vb. özellikler bakımından istatistiki olarak önemli farklar saptanamamıştır (Çizelge 7). 5. Soğuk Karkas ölçü ve Tartıları Gruplar arasında, sıcak ve soğuk karkas ağırlığı ve göz kası alanı ve vb. özellikler bakımından da, istatistiki olarak önemli farklar saptanamamıştır. Sıcak karkas ağırlığı 1. grup için 15.25 kg ve ikinci grup için 16.14 kg bulunurken, soğuk karkas ağırlığı 1. grup için 15.16 kg ve ikinci grup için 15.83 kg bulunmuştur. Göz kas alanı da aynı sıraya göre 13.30 ve 14.09 cm2 dir. Diğer karkas ölçü ve tartıları, anılan özellikler gibi birbirlerine benzer bulunmuştur (çizelge 8). 6. Karkas da Et, kemik ve Yağ Oranları Akkeçi X Kilis ve Saanen X Kilis melezi oğlaklar, kas, yağ ve kemik oranları bakımından birbirlerine benzer bulunmuştur (Çizelge İO). Birinci grupta, kas oranı X61.30, yağ oranı '/.12.79 ve kemik oranı V.24.23 bulunurken, ikinci53 grupta aynı özellikler, sırasıyla y.60.55, %12.13 ve %24.56 dır. öte yandan birinci grubun et/kemik ve et/yağ oranı sırasıyla 2.474 ve 4.82 iken» ikinci grubun ise 2.46 ve 4.99 dur. Bu özellikler bakımından da gruplar birbirine benzer bulunmuştur. 7. Karkas Randımanı Gruplar arasında sıcak ve soğuk karkas randımanı ile buharlaşma kaybı bakımından, önemli fark tesbit edilememiştir (Çizelge 10). Birinci grup da sıcak ve soğuk karkas randımanı, y.49.76 ve '/.48.5 bulunurken, ikinci grupta aynı özellikler sırasıyla y.49.47 ve 5448.5 bulunmuştur. Ele alınan besi ve karkas performansı bakımından genotip grupları, birbirlerine büyük oranda benzer bulunmuştur. Bu nedenle Ceylanpınar Tarım İşletmesinde uygulanacak melezleme programında, baba olarak kullanılacak Saanen genotipi yerine, Türkiye'de daha ucuz ve daha kolay bulunabilen Akkeçi genotipinin seçimi, başarıyı daha fazla arttırabilir.
Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliği Keçicilik İşletmesindeki keçilerin doğrudan güncelleme yöntemi ile damızlık değerlerinin tahmini üzerine bir çalışma
Günümüz modern hayvan ıslahında, hayvanlarla ilgili mevcut tüm bilgileri kullanalarak ve bilgi işlem araçlarından yararlanarak damızlık değerlerin hızlı ve güvenilir bir şekilde yenilenebilmesi (güncellenmesi) büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, damızlık değeri tahmininde kullanılmak üzere 1980 yılında Danimarka'da Lars Gjol Christensen tarafından geliştirilen Doğrudan Güncelleme yöntemi esaslarına dayanan ve Visual dBASE programlama dili kullanılarak geliştirilen programlar kullanılmıştır. Bu programlar ile Ç.Ü.Ziraat Fakültesi Araştırma Uygulama Çiftliği Süt Keçiciliği İşletmesinde yetiştirilen keçilerin (1989-1996 yıllan arasında doğan 3092 hayvanın) damızlık değerleri, indeks seleksiyonu esaslarına göre hesaplanmıştır. İndeks değerleri, Doğrudan Güncelleme yöntemine uygun olarak pedigri indeksi, test indeksi ve bu iki indeksi kombine eden birleşik indeksler şeklinde hesaplanmıştır. Bu indeksler 5 yıla (1991,1992,1993,1994,1995) ait laktasyon verimleri kullanılarak güncellenmiştir. Elde edilen birleşik indeks değerlerine göre hayvanlar büyükten küçüğe doğru sıralanmıştır. Sonuçlar göstermiştir ki, her yeni gelen laktasyon verimi ve pedigri bilgisi ile güncellenen test, pedigri ve birleşik indeks değerleri ve bu indekslerin doğruluk dereceleri önemli oranlarda değişmiştir. Bu da her yıl için elde edilen sıralamada önemli farklılıklara neden olmuştur.
Study in the prevalence of cryptosporidium species in sheep and goats in Baghdad City, Iraq
In this study was aimed to microscopically identify and determine the prevalence of Cryptosporidium oocysts in sheep and goats in the city of Baghdad during October-November 2020. For this purpose, one hundred and twenty stool samples were collected from 60 sheep and 60 goats. Samples were collected from animals of different ages and sexes. It was examined microscopically using modified Ziehl-Neelsen stain for the detection of parasite species. In this study, two species of Cryptosporidium were detected in sheep and goats; these species are Cryptosporidium parvum and C. andersoni, according to its size measured by ocular lens. The total infection rate of Cryptosporidium spp in sheep and goats was determined as 40% and 33.33%, respectively. In sheep, according to age groups, the highest infection rate was recorded in lambs ≤6 months of age (65%), and the lowest infection rate (20%) was recorded in the 12-24 months age group. According to gender, Cryptosporidium spp. was identified in 56.66% of the teeth and 23.33% of the men. According to gender, this difference was statistically significant (p≤0.01.In goats, the highest infection rate was found at >6 months of age, 50%, and the lowest rate at >12-24 months of age. According to gender, Cryptosporidium spp was identified in 16.66% of the teeth and 50% of the men. According to gender, this difference was statistically significant (p≤0.05). 2021, …… pages Keywords: Cryptosporidium Spp. Prevalence, Sheep and Goats, Iraq
Kısıtlı su olanaklarının keçilerde sıcaklık düzenleme mekanizması (termoregülasyon) ve davranış üzerine etkileri
Araştırma, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliği Süt Keçiciliği tesislerinde toplam 20 baş Balcalı genotipinden dişi çepiç üzerinde yürütülmüştür. Bu amaçla Haziran ayında 20 baş Balcalı çepiç canlı ağırlık ortalamaları eşit olacak şekilde seçilerek sıcaklık zorlanımının maksimum düzeyde olduğu Temmuz ayında araştırma başlatılmıştır. Denemeye 30 gün boyunca devam edilmiştir. Seçilen 5 baş çepiç kontrol grubunu diğer 15 baş çepiç ise muamele grubunu oluşturmuştur. Kontrol grubu çepiçler normal besleme ve manejman düzeninde devam ederken muamele gruplarına normal rasyona ilaveten tüketilen kuru madde oranı dikkate alınarak değişen miktarlarda su verilmiştir. Buna bağlı olarak muamele gruplarına günlük 2 lt., 3 lt. ve 4 lt. su verilerek yem tüketimi, fizyolojik adaptasyon ve biyokimyasal kan parametreleri ile beslenme ve su tüketimi davranışları takip edilmiştir. Ayrıca canlı ağırlıkları da takip edilerek su kısıtlamasının etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır.Elde edilen bulgular ve analiz sonuçları incelendiğinde kısıtlı su uygulamasının muamele grupları arasında istatistiki olarak önemli farklılıklara neden olduğu tespit edilmiştir. Hayvanların tükettiği su miktarı azaldıkça yem tüketimi ve canlı ağırlıkta gerileme meydana gelmektedir (p<0.01). Hayvanların rektal ve deri sıcaklıklarında yükselme meydana gelirken, solunum sayısı ve nabız hızında azalma tespit edilmiştir (p<0.01). Su miktarındaki azalmayla birlikte kan glukoz, kolesterol, üre, kreatinin, sodyum ve ADH düzeylerinde artış meydana gelirken, kan potasyum seviyesinde azalma olduğu tespit edilmiştir (p<0.01). Hayvanların ruminasyon ve yürüme davranışında kısıtlı su uygulamasıyla birlikte düşüş yaşanırken; ayakta durma ve dinlenme davranışlarında hem frekans hem süre olarak artış gözlemlenmiştir (p<0.01).
Farklı çiftliklerden elde edilen keçi sütlerinde sütün bileşimi ve mikrobiyolojik özelliklerinin belirlenmesi
Süt ve süt ürünleri, içerikleri bakımından birçok besin maddesini barındırmaktadır. Bu nedenle bütün yaş gurubundaki insanların beslenmesinde bulunan en temel gıdalar içerisinde bulunmaktadır. Keçi sütü, besin madde içeriği dikkate alındığında anne sütüne eşdeğer sayılacak bir süt olup; insan beslenmesi açısından oldukça değerlidir. Alerjen özelliğinin düşük olması aynı zamanda biyo-fonksiyonel ve besleyiciliğinin yüksek olması nedeni ile pek çok alanda tercih edilmektedir. Sütün bileşimi ve mikrobiyolojik kalitesi hem insan sağlığına hem de sütten elde edilecek olan ürünün miktarına ve kalitesine etki etmektedir. Bu çalışmada dört farklı çiftlikten elde edilen keçi sütünün besin madde içeriği ve bazı mikrobiyolojik özellikleri belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Tokat ili sınırları içerisinde elle sağım yapan 4 adet işletme belirlenmiştir. Sağımı takiben yeteri miktarda süt örneği alınarak +4 0C'de laboratuvara getirilmiştir. Süt örneklerinde, sütün bileşimi (protein, yağ, laktoz, yoğunluk, kurumadde ve mineral madde miktarı), toplam aerob mezofilik bakteri sayısı, maya-küf sayısı ve koliform bakteri sayısı tespit edilmiştir. En yüksek protein, laktoz ve kurumadde oranı (%) 2 numaralı çiftlik (%4,6; %4,95; %10,42 ve 4 (%4,47; %4,82; %10,22) numaralı çiftliklerden alınan süt örneklerinde elde edilmiştir (P<0,01). Sütteki yağ oranı en yüksek 4 numaralı işletmeden alınan örnekte tespit edilmiştir (P<0,01). 2 (%0,81) , 3 (0,8) ve 4 (0,81) numaralı çiftliklerdeki sütlerde benzer mineral madde miktarlarına sahip olduğu görülmüştür (P>0,05). Toplam aerob mezofilik bakteri (PCA) sayısı (191×104), maya-küf (PDA) sayısı (42×103) ve koliform bakteri (VRBA) sayısı (710×102) en yüksek 2 numaralı çiftlikte tespit edilmiştir (P<0,01). Sonuç olarak, işletmelerden alınan süt örneklerinin bileşenleri bakımından istatistiksel olarak farklılıklar tespit edilmiştir. Bununla birlikte, sütlerin elde edildikleri çiftliklere göre mikrobiyolojik özellikler açısından önemli değişiklikler gösterdiği tespit edilmiştir.
Koyun, keçi ve tavşanda mandibula'nın geometrik özellikleri
Yeni cerrahi malzemeler ve operasyon yöntemleri genellikle insanlardaki klinik kullanımından önce hayvan modellerinde denenir. Bu nedenle ağız ve çene cerrahisi araştırmalarında, mandibula'nın morfolojik ve morfometrik özelliklerinin bilinmesi, uygulamaların başarısı açısından önemlidir. Bu araştırmada, hayvan modeli olarak kullanılabilen tavşan, koyun, keçide mandibula'nın geometrik özelliklerine ilişkin verilerin sunulması amaçlanmıştır. Çalışmada 12 adet tavşan, 10 adet keçi ve 6 adet koyun madibula'sı kullanılmıştır. Mandibula'ların medio-lateral yönlü röntgen görüntülerinde uzunluk, yükseklik, açı ölçümleri ve for. mentale ve for. mandibulae'nın konumunu yansıtabilecek ölçümler alınmıştır. Bilgisayarlı tomografi ile elde edilen kesit görüntüleri kullanılarak, for. mentale, ilk premolar diş ve son molar diş yakınlarındaki kesitlerde kortikal kalınlık, iç ve dış çaplar ölçülmüştür. Ayrıca üç boyutlu modellerde caput mandibulae'ye ilişkin ölçümler alınmıştır. Bu çalışmada, röntgen görüntüleri, kesit görüntüler ve üç boyutlu modeller incelenerek ağız ve çene cerrahisi uygulamaları açısından dikkati çeken önemli morfolojik bulgular sunulmuştur. Morfolojik bulgular yanında morfometrik veriler de göz önüne alınarak canalis mandibulae'nın oransal olarak en kısa ve en dar olarak tavşanda bulunduğu görülmüştür. Çevresindeki kortikal doku da çalışmada kullanılan diğer hayvan türlerine göre incedir. Ramus mandibulae bölgesi tavşanda çok zayıf bir kemik yapısının olması nedeniyle vida vb. uygulamaları için çok uygun değildir. Koyun ve keçide ise bu bölge daha kalın kortikal kemik ve daha fazla trabeküler yapı içermesi nedeniyle bu tür uygulamalar için daha uygundur. Diastema bölgesi, deneysel distraksiyon osteogenesizi, kemik defekti, plak, vida tipi gibi araştırmalar için daha uygun bir bölge olarak görünse de, tavşanlarda bu bölge boyunca incisiv dişlerin köklerinin bulunduğu, koyun ve keçilerde ise mandibular kanalın varlığı araştırıcılar tarafından dikkate alınmalıdır. Sonuç olarak, çalışmanın morfolojik ve morfometrik bulguları kullanılarak özellikle bu hayvan türlerinde deneysel bir cerrahi prosedür, kullanabilecek malzeme tipi ve büyüklüğü planlanabilir. Böylece, bu tür araştırmalarda daha yüksek başarı ve güvenilir sonuçlar elde edilebileceği gibi hayvan refahı da arttırılabilir.
Subklinik mastitisli keçilerden izole edilen stafilokok türlerinin farklı virulens özelliklerinin araştırılması
Araştırmamızda subklinik mastitisli keçilerden izole edilen Stafilokok suşlarının virulens faktörleri, enterotoksinleri, antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Subklinik mastitisli keçilerden toplanan 110 süt örneğinden izole edilen Stafilokok suşları araştırmanın temelini oluşturmaktadır. Stafilokok suşları biyokimyasal testlere tabii tutulmuş ve koagulaz pozitif ve negatif olarak ayrılmıştır. Bu izolatlar genotipik olarak PCR ile tiplendirilmiş ardından sekans analizleri yapılarak tam identifikasyonları gerçekleştirilmiştir. İdentifiye edilen Stafilokok suşlarının Panton Valentine Leukocidin (PVL), Clumping factor (CLFA), Coagulase (coa), Alpha hemolysin (Hla), Beta Hemolysin (Hlb), Ý-hemolysin (Ý-hlg) ve Enterotoksin tiplendirilmeleri moleküler yöntemlerle yapılmıştır. Stafilokok izolatlarının sahada sıklıkla kullanılan antibiyotikler ile antibiyogramları gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak numunelerden %23.6 oranında Stafilokok izolasyonu yapılmıştır. Yapılan identifikasyon çalışmaları sonucunda, 5 S. equorum (%19), 5 S. pettenkoferi (%19), 5 S. epidermidis (%19), 3 S. warneri (%12), 3 S. caprae (%12), 2 S. capitis (%7), 1 S. simulans (%4), 1 S. hominis (%4) ve 1 S. aureus (%4), 15 (%13.8) Streptococcus sp., 13 (%12) Bacillus sp., 10 (%9) Lactobacillus sp., 7 (%6.3) Shigella sp., 7 (%6.3) E. coli, 7 (%6.3) Corynebacterium sp., 5 (%4.5) Klebsiella sp. ve 3 (%2.7) Flavobacterium sp. izole ve identifiye edilmiştir. Toplam 17 (%15.5) örnekte ise bakteriyel üreme görülmemiştir. Araştırmamızda elde edilen Stafilokok izolatlarının da söz konusu antibiyotik gruplarından olan Amoksisilin-Klavulanik asit, Ampisilin ve Penisilin G antibiyotiklerine karşı dirençli bulunduğu saptanmıştır. Bu araştırma ile subklinik mastitis etiyolojisinde yaklaşık olarak %70 oranında önemli bir rol oynayan Stafilokokların keçilerde görülen subklinik mastitis hakkındaki bölgesel profili çıkarılmıştır.
Keçilerde koksidozis enfeksiyonunda bağırsak hücrelerinde heat shock protein 70'in etkinliğinin araştırılması
Bu çalışmada koksidiyozisle enfekte keçilerin bağırsaklarında ısı şoku proteinlerinden Hsp70'in etkinliği araştırıldı. Bu amaçla çeşitli ırk, cinsiyet ve yaşlardan 27 adet keçi kullanıldı. Bu keçilerin 18 tanesi patolojik olarak koksidiyozis tanısı koyulmuş hayvanlar geri kalan 9 keçi ise herhangi bir patolojik bulgu göstermeyen kontrol grubu olarak kullanılan hayvanlardı. Nekropsi sonrası alınan bağırsak örnekleri bilinen yöntemlerle tespit edilditen sonra bu örneklerden hemotoksilen eozin ve immunohistokimyasal boyamalar için kesitler alındı. Alınan kesitlerin tamamı rutin metodlarla boyandı. Histopatolojik bulgular epitel hasarı, hiperplazi, nodüler lezyonlar, çeşitli gelişme dönemlerindeki Eimera etkenleri ve bağırsağın mukozal ve submukozal bölümlerindeki yangısal infiltrasyondu. İmmunohistokimyasal incelemelerde bağırsağın çeşitli bölümlerinde değişen yoğunlukta Hsp70 ekspresyonu görüldü. Hsp70'in hücrelerde koksidiyozis hastalığının meydana getirdiği stresi baskılamak amaçlı eksprese edildiği sonucuna varıldı.
Süt keçilerinin beslenmesinde farklı yöntemlerle kurutulmuş narenciye posası kullanımının süt verimi, kalitesi ve süt ürünlerinde organoleptik özellikler üzerine etkileri
İki aşamalı mevcut çalışmada en iyi kurutma yöntemi ve kurutulan posanın karma yemdeki mısırla ikame potansiyelinin tespiti amaçlanmıştır. İlk denemede; narenciye (portakal, greyfurt ve limon) posaları farklı yöntemlerle (sıcak hava, infrared enerji, sıcak hava + infrared enerji; 70 oC ve 80 oC) 3x3x2 18 muamele grubunda kurutularak besin madde ve in vitro sindirilebilirlik analizleri gerçekleştirilmiştir. Sıcak hava+infrared enerjiyle kurutulan greyfurt posası en iyi in vitro sindirilebilirlik sonucunu vermiştir. Kurutma yöntemleri posalarda Mg ve Fe düzeyini, aroma maddelerinden toplam ester miktarını etkilemiştir. Posaların yağ asitleri de kurutma yöntemlerinden önemli (P<0.05) düzeyde etkilenmiştir. İn vitro sindirilebilirlik analizleri sonunda en iyi materyalin sıcak hava+infrared enerji ile kurutulan greyfurt posası olduğu saptanmıştır. Ancak greyfurtun acı tadı ve endüstriyel sıcak hava+infrared enerjili kurutma cihazının üretilememesinden dolayı çalışmanın ikinci aşamasında 80 °C sıcak havayla kurutulan portakal posası kullanılmıştır. Süt keçilerinin rasyonlarında kurutulmuş posalar mısırla farklı oranlarda(%7.5, 15 ve 22.5 KM) ikame edilmiştir. Muameleler keçilerin kuru madde tüketimini arttırmış, süt verimi ile yemi süte çevirme etkinliğini etkilememiş, canlı ağırlık değişimlerini ise olumsuz etkilemiştir. Süt kuru maddesi 2 ve 3. haftalarda posa ikamesinden kısmen olumsuz etkilenmiş, 6 ve 7. haftalarda ise artan posa kullanımıyla iyileşmiştir. Süt protein ve kazein düzeylerinde 3. hafta haricinde etki önemsiz (P>0.05) iken; süt yağı 6, 7 ve 8. haftalarda, laktoz düzeyi 3, 4 ve 5. haftalarda artmıştır. Muameleler kanda glikoz, kolesterol, NEFA, BHB ve IGF-1 ile süt yağ asidini olumsuz, sütün aroma, Cu, Fe miktarı ve peynir randımanını olumlu etkilemiştir. Somatik hücre sayısı çalışmanın ortasında kontrol grubunda daha düşük bulunmuş, peynir ve dondurmada kalite veya organoleptik özelliklerde herhangi bir etki gözlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Aroma, Narenciye, Organoleptik, Posa, Süt.
Süt keçilerinde vücut kondisyon skorunun evrişimsel sinir ağlarıyla saptanması
Hayvan yetiştiriciliğinde sürü üretkenliğinin bir göstergesi olarak Vücut Kondisyon Skoru (VKS), hayvanların kondisyon derecesini ölçmek için kullanılan bir puanlama yöntemidir. VKS puanlaması uzmanlık ve deneyim gerektiren, zaman alıcı ve maliyeti yüksek bir işlemdir. Bu işlemleri daha nesnel ve kısa sürede yapmak için makine öğrenmesi yöntemlerinden yararlanılabilir. Bu tez çalışmasında bu amaçla, keçi görüntülerinden derin öğrenme yoluyla öğrenen Evrişimsel Sinir Ağları (ESA) modelleriyle VKS belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Alpin ve Saanen keçi ırklarından 111 keçiden önden, sırttan ve pelvik bölgesinden alınan görüntüler kullanılarak tanınan bazı ESA başarımları karşılaştırılmıştır. ESA modelleri olarak uygulamalarda yaygın kullanılan AlexNet, VGGNet, DenseNet, GoogleNet, Inception V3, MobileNet ve ResNet ve bunların bazı versiyonları gibi önceden eğitilmiş ağlar kullanılmıştır. Bu ağlar keçilerden alınan görüntülerden orijinal (VS1), normalleştirilmiş (VS2), arttırılmış (VS3), kenar-bölütleme uygulanmış (VS4) ve SMOTE ile arttırılmış (VS5) olmak üzere beş veri seti üzerinde eğitilmiş ve test edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre tüm veri setlerinde diğerlerine göre en yüksek doğruluk ve F1 ölçütleri sunan VGG-11 ağı en başarılı ağ olarak saptanmıştır. VGG-11 VS1, VS2, VS3, VS4 ve VS5 veri setlerinde sırasıyla %80,00, %81,02, %81,66, %84,34 ve %87,53 doğruluk ve yine aynı veri setlerinde %81,93, %81,98, %82,80, %84,16 ve %86,78 F1 düzeyinde test başarımı göstermiştir. Sınıflardaki görüntü sayılarını dengelemek ve eşitlemek için yapılan SMOTE uygulaması tüm modellerin başarımlarında artışa yol açmıştır. Bu sonuç, SMOTE uygulamasının ESA ağlarında başarımı yükseltmesi nedeniyle uygulanması gereken bir arttırma yöntemi olduğunu göstermektedir. Ağların eğitiminde ızgarama araması yapılarak öğrenme oranı, kayıp fonksiyonu vd. hiperparametrelerin optimal bir kombinasyonunun aranması da önemlidir. Bu çalışmada başarımı yüksek VGG-11 ile VS5 veri setinde yapılan ızgara araması ile 0.0001 öğrenme oranı ve NLLLoss kayıp fonksiyonu ile yapılan testte %88.81 doğruluk ve %87.90 F1 ölçütü başarımına erişilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular SMOTE uygulanmış keçi görüntülerinde VGG-11 ağı ile NLLLoss kayıp fonksiyonu ve 0.0001 öğrenme oranı uygulanan ESA modelinin başarıyla kullanılabileceğini göstermiştir.
Koyun ve keçilerde yağ doku kökenli mezenkimal kök hücrelerin izolasyonu ve identifikasyonu
Günümüzde hayvan hastalıkları için kök hücre tedavi metotları geliştirilmekte ve özellikle Mezenkimal kök hücre (MKH)'ler ile başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Hayvan modelleri, beşeri hekimlikteki olası uygulamalar için kök hücrelerin özelliklerini ve potansiyellerini incelemek amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma koyun ve keçilerde yağ doku kökenli kök hücrelerin tespiti, karakteristik özellikleri ile adipojenik, kondrojenik ve osteojenik farklılaşma potansiyellerinin ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda kesimhanede kesilen sağlıklı ve yetişkin 5 koyun ve 5 keçiden steril şartlarda inguinal bölgeden alınan yağ dokular kök hücre laboratuvarımıza getirilerek hücre kültür ve pasajlamalara tabi tutuldu. Aynı zamanda kök hücrenin ispatında önemli bir diğer aşama olan farklılaştırma işlemi gerçekleştirildi. Mezenkimal kök hücreler adipojenik, kondrojenik ve osteojenik yönde farklılaştırılıp histokimyasal boyama işlemlerine tabi tutuldu. İzolasyon işleminde kök hücrelerin morfolojik olarak ispatını sağlayan self renewal (kendi kendini yenileme) ve asimetrik bölünme aşamaları gözlemlendi. Keçi MKH'leri koyun MKH'lerine göre daha hızlı şekilde doluluk oranına (konfluense) ulaştı. Pasaj 3'e getirilen yağ doku kaynaklı kök hücreler kimliklendirme işlemi için Akım (flow) sitometri cihazında CD44, CD90, CD105 ve CD45 antikorları kullanılarak yüzey belirteçleri belirlendi. CD44, CD90, CD105 eksprese edilirken CD45 belirteci eksprese edilmedi. Çalışmamızda, veteriner hekimlikte önemli türler arasında yer alan koyun ve keçilerden yağ doku kaynaklı kök hücrelerin tespiti, karakteristik özellikleri ve başka hücrelere farklılaşma (osteojenik, kondrojenik ve adipojenik) yetenekleri belirlenmiş, koyun ve keçi MKH izolasyon farklılıkları ortaya konmuştur. Ayrıca, bu çalışmada yüzey belirteçleri (CD44, CD90, CD105, CD45) ile MKH immunofenotiplemesi koyun ve keçilerde ülkemizde ilk defa yapılmıştır. Çalışmanın veteriner hekimlikte bundan sonraki MKH çalışmalarına önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Siirt renkli tiftik keçisinin üst solunum yollarının silikon plastinasyonu ve taramalı elektron mikroskop(SEM) ile incelenmesi
Bu araştırmada Siirt renkli tiftik keçisinde üst solunum yolunun yüzey yapısında silikon plastinasyon yöntemi ile meydana gelen değişiklikleri ortaya koymak amacı ile yapıldı. Bu amaç doğrultusunda mezbahanelerden temin ettiğimiz 10'ar adet Siirt renkli tiftik keçisinin total kafatası iki yarıma ayrıldı. Elde edilen kafataslarının bir yarımları plastine edildi. Makro olarak karşılaştırmaları yapıldıktan sonra plastitnatlardan ve fresh materyalden alınan üst solunum yolu doku örneklerinin her ikisinin taramalı elektron mikroskop(SEM) bulgularını karşılaştırılarak silikon plastinasyonun yüzey üzerindeki deformasyonları incelendi. Üst solunum yolunda bulunan anatomik yapılardan plica rectalis'in %17 oranında enine küçüldüğü tespit edildi. Concha nasalis ventralis plastine edilen anatomik yapılarda enine %63 oranında en fazla küçülen yapı olduğu görüldü. Taramalı elektron mikroskobu verileri incelendiğinde üst solunum yolu üzerinde yer yer silia'ların, Arnavut kaldırımı deseninin, goblet hücreleri ve epitel yüzeyinde bulunan bez kanalları tespit edildi. Plasine dokulardan alınan SEM görüntülerinde yüzey epitelinde deformasyona bağlı yüzey yapılarının dejenere olduğu görüldü. Sonuç olarak çalışmamızda Siirt renkli tiftik keçisinin üst solunum sistemi taramalı elektron mikroskobu ile incelendi. Plastinasyon tekniğinin yüzey epitelinde bulunan yapılara zarar verdiği tespit edildi. Plastinasyon tekniği ile taramalı elektron mikroskobu ilk olarak beraber çalışıldığı için literatüre katkı sağlayacağını düşünemekteyiz.
Halep keçilerinde bazı meme ve meme başı özellikleri, somatik hücre sayıları (SHS), süt verimi ve bunlar arasındaki ilişkiler
Bu çalışma Elazığ ilinde özel bir işletmede yarı entansif şartlarda yetiştirilen 38 baş Halep keçisinin meme ve meme başı özellikleri, somatik hücre sayıları (SHS), süt verimi ve bunlar arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın hayvan materyalini 4 yaşlı, üçüncü laktasyonda ve aynı tarihlerde ikiz doğum yapmış Halep keçileri oluşturmuştur. Halep keçilerine ait laktasyon süresi, süt verimi ve laktasyonun pik yaptığı dönemde sütteki SHS sırası ile 175.08 ± 3,44 gün, 232,51 ± 5,66 kg ve 223540.00 ± 16807,50 hücre/ml olarak tespit edilmiştir. Keçilerde meme özellikleri olarak memenin yerden yüksekliği, genişliği, çevresi, meme başı uzunluğu, meme başı çevresi ve meme hacmi sırası ile 39.74 ± 0.45, 28.59 ± 0.72, 54.30 ± 1.23, 11 ± 5.73, 5.74 ± 4 cm ve 1616.84 ± 27.78 ml olarak belirlenmiştir. Araştırmada meme lobunun yapısına göre iki farklı meme loblanma yapısı belirlenmiş olup, bunlardan %68.4'ü dokuz puanlık değerlendirme skalasında 3 puanlık (armut şekilli meme) ve %31.6 sı ise 5 puanlık (meme başları iri, aşağıda ve dikey olan meme,) görünüme sahip olarak belirlenmiştir. İncelenen meme ve meme başı bakımından meme loblanma yapıları arasında istatistiki olarak önemli faklılıklar tespit edilmemiştir (P>0.05). Laktasyon süt verimi ve laktasyon süresi Meme loblanma yapısı 5 puan ile değerlendirilenlerde 311.10 ± 14.44 kg, 173 gün, 3 puan ile değerlendirildiğinde ise 302.948 ± 8.72 kg ve 182 gün olarak belirlenmiştir (P>0.05). Süt verimi, meme ve meme başı ölçüleri ve SHS arasındaki korelasyon katsayıları istatistiki olarak önemli bulunmamıştır (P>0.01). Bu araştırmada ayrıca, Halep keçilerinin laktasyon süt verim miktarı, süresi, SHS değeri ve belirlenen meme özellikleri arasındaki korelasyonlarda hesaplanmıştır. Bu araştırmada meme başı uzunluğu ile meme çevresi, meme hacmi ile meme başı uzunluğu, meme hacmi ile meme başı çevresi arasında pozitif korelasyonlar belirlenirken (P<0.01), memenin yerden yüksekliği ile meme genişliği, meme çevresi ile meme başı uzunluğu, meme başı çevresi ile meme hacmi arasında ise negatif korelasyonlar saptanmıştır (P>0.01). Araştırma kapsamında üzerinde çalışılan 4 yaşlı ikiz doğum yapmış Halep keçilerinde laktasyon süresi ortalama 175.08 gün, laktasyon süt verimi 232.51 kg, ölçüm günü sabah ve akşam süt verimi sırasıyla 779.79 gr – 701.89 gr, SHS 223540 hücre/ml, meme tipi ve meme loblanma yapısına göre sırasıyla %68.4'ü kategori 3 ve 5, %31.6'sı kategori 5 ve 9 olarak tespit edilmiştir. Meme ve meme başı özelliklerinden meme başı uzunluğu 5.74, meme başı çevresi 4.01, meme yerden yüksekliği 39.74, meme genişliği 28.59, meme çevresi 54.30 cm ve meme hacmi 1617 cm³ olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu araştırma ile Halep keçilerinde meme, meme başı özellikleri ve SHS arasındaki ilişkiler Türkiye'de ilk kez incelenmiştir. Bu araştırma kapsamında ele alınan Halep keçilerinde iki farklı meme tipi olduğu belirlenmiş, farklı yetiştiricilik şekline göre bu iki meme tipinden birinin seçileceği anlaşılmıştır. Bu araştırmada Halep keçilerinin bazı meme özelliklerinin kendi aralarındaki korelasyonlar hariç meme, meme başı özellikleri, süt verimi ve SHS değerleri arasındaki korelasyonlar istatistiki düzeyde önemli bulunmamıştır. Yine bu araştırma ile Halep keçilerinde SHS sayısının diğer keçi ırklarına ait sütlerin belirlenen SHS değerlerinden çok daha düşük olduğu tespit edilmiştir.
Siirt ve yöresindeki koyun ve keçilerde görülen göz hastalıklarının prevalansı
Bu araştırmada Siirt ve yöresindeki koyun ve keçilerde görülen göz hastalıkları prevalans bakımından araştırılarak hayvancılık sektöründeki önemi ve ekonomik etkilerinin ortaya konulması hedeflendi. Çalışmada 15.863 koyun ve 15.021 keçi kullanıldı. Koyunların 228'inde 12, keçilerin ise 48'inde 7 farklı göz hastalığı tespit edildi. Bu çalışmada Siirt ve yöresinde koyun olarak Hamdani melezi ve keçi olarak ise Kıl keçisi melezi hakim olduğu için ırk ayrımına gidilmedi. Göz hastalıklı verilerden koyunlarda 57'inde (%24.99) cornea hastalıkları, 41'inde (%17.98) sklerit, 38'inde (%16.66) epifora, 26'ında (%11.46) göz kapakları problemleri, 19'unda (%8.33) infeksiyöz keratoconjunctivitis (IKC-pink eye), 18'inde (%7.89) lökoma, 12'sinde (%5.26) mikroftalmi, 6'ında (%2.63) amaourosis, 4'ünde (%1.75) mantar, 4'ünde (%1.75) anemi, 2'inde (%0.87) chemozis ve 1'inde (%0.43) pterygium saptandı. Keçilerde ise 12 'inde (%24.99) cornea hastalıkları, 11'inde (%22.91) sklerit, 8'inde (%16.66) göz kapağı problemleri, 6'ında (%12.5) IKC-pink eye, 6'ında (%12.5) mikroftalmi, 4'ünde (%8.33) mantar ve 1'inde (%2.11) anemi saptandı. Sonuç olarak bu araştırmada toplanan verilerden yola çıkarak koyun ve keçilerde göz hastalıklarının Siirt ve yöresinde yaygın olduğu ve keratit, sklerit ve IKC-pink eye gibi hastalıkların önemli ekonomik kayıplara neden olduğu saptandı.
İnsan ve keçi kolostrum whey fraksiyonu ortak proteinlerinin maldı-TOF/TOF yöntemi ile belirlenmesi
Anne sütü, yenidoğanlar için en önemli besin kaynağı olmanın yanında sindirilebilir aminoasit kaynağı, immunolojik koruma ve gelişimsel fonksiyonların desteklenmesini sağlamaktadır. Anne sütünün yenidoğanın gelişmesindeki rolü, sütün farklı fraksiyonlarında bulunan whey proteinleri ve kazeinlerden oluşan skim milk proteinleri ve MFGM proteinleri (milk fat globule membrane) tarafından sağlanmaktadır. İnsan sütünün farklı türlerin sütünden en büyük farklılığı, whey fraksiyonunun majör protein kaynağı olmasıdır. Bu nedenle, whey proteinlerinin belirlenebilmesi için yapılan çalışmalar, süt biyogenezinin anlaşılması ve süt protein fonksiyonlarının belirlenebilmesi için önem arz etmektedir. Çalışmada proteomik yöntemler kullanarak insan ve keçi kolostrumunun skim fraksiyonundaki ortak whey proteinlerini belirlemek ve kıyaslamak amaçlanmış; insan sütünün yerine kullanılabilecek alternatiflerin protein içeriklerinin belirlenmesine katkı sağlamak hedeflenmiştir. Bu amaçla, laktasyonun başlangıcındaki (12-24 saat) sağlıklı insan (n=6) ve keçi (n=6) kolostrum örnekleri toplanarak, 2-DIGE (two dimensional differential gel electrophoresis) jel görüntülerindeki insan ve keçi kolostrumuna ait çakışan spotlar kesilip tripsin ile digest edilip MALDI-TOF/TOF (matrix assisted laser desorption ionization) kütle spektrometrisi yöntemiyle tanımlama yapılmıştır. Kütle spektrometri analizi sonuçlarına göre, insan ve keçi kolostrumunun whey proteinlerini içeren örneğinin bulunduğu master jelde çakışan 422 spot bulunmuştur. Bu spotlarda hem insan hem de keçi örnekleri için 270 adet farklı protein saptanmıştır. Bu proteinlerden; immünoglobulin, kazein, albümin, laktoferrin, laktotransferrin, laktoglobulin ve laktalbumin kökenli proteinler spotlarda en fazla görünen (HAP) majör proteinlerdir. Ayrıca α1-antitripsin, integrin, kathelisidin, galaktin-3-binding protein, laktadherin, tenascin ve apoliprotein J gibi minör proteinlerde (LAP) tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlar, keçi ile insan kolostrumunda bulunan ortak proteinlerin profillerinin belirlenmesi için öncü nitelik taşımasına rağmen; özellikle insan sütüne alternatif formüllerin geliştirilmesi göz önüne alındığında, insan ve keçi kolostrumuna ait proteomik profillerinin detaylıca incelenmesi ve ortak olmayan proteinlerin profil farklılıklarının belirlenmesi gerekmektedir.
Şanlıurfa yöresinde koyun ve keçilerde anaplasma phagocytophılum'un moleküler yöntemlerle araştırılması
Anaplasma phagocytophilum ruminant, kemirici, tek tırnaklı, kuş ve insanlarda granülositik anaplasmosise neden olan ve kenelerle nakledilen bir türdür.Bu araştırma, Şanlıurfa yöresinde koyun ve keçilerde A. phagocytophilum'un varlığı ve yaygınlığının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Nisan-Temmuz 2013 tarihleri arasında koyun ve keçilerden alınan kan örneklerinde etkenin varlığı 16S SSU rRNA genine spesifik polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) kullanılarak araştırılmıştır. Polimeraz zincir reaksiyonu pozitif örnekleri temsilen seçilen bir örneğin 16S SSU rRNA geninin DNA dizilimi belirlenmiştir. Şanlıurfa yöresinde 134 koyun ve 74 keçi olmak üzere 208 hayvandan tam kan örneği alınmıştır. Laboratuvarda elde edilen total genomik DNA'lar A. phagocytophilum'un 16S SSU rRNA genini kısmi olarak amplifiye edenspesifik primerler ile PZR'ye tabi tutulmuştur. Bu çalışmada incelenen 208 kan örneğinin 9 (% 4.33)'unda A. phagocytophilum'un varlığını gösteren amplifikasyon ürünü elde edilmiştir. A. phagocytophilum pozitiflik oranının koyunlarda % 5.97 (8/134), keçilerde % 1.35 (1/74) olduğu saptanmıştır. Bir örneğin DNA dizi analizi belirlenmiş ve GenBank'a KJ183079 accession numarası ile kayıt edilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma ile Şanlıurfa yöresindeki koyun ve keçilerde PZR ve sekans analizi ile A. phagocytohilium varlığı ilk defa ortaya konmuş ve etkene ait epidemiyolojik veriler elde edilmiştir.