Embryo

78 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Etlik damızlıklarda yumurtalara demir ve çinko nanopartküllerinin in ovo enjeksiyonunun embriyonun metabolizmasına etkisi

Bu çalışmada farklı embriyonik keselere in ovo (İO) enjeksiyon yöntemi ile L-arjinin kaynaklı demir (Fe) ve çinko (Zn) mineralleri ile bu iki mineralin kombinasyonuna ait nano partiküllerin enjeksiyonunun embriyo/civciv gelişimi, karaciğer dokusunda transferrin reseptör (TFRC) ve metallothionein (MT) genlerin mRNA gen ekspresyon ve glikojen düzeyleri, kemik gelişimi ve mineralizasyonu, vücut bileşimi, kalıntı sarı kese bileşimi ve kan serumu Fe ve Zn düzeyleri üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Deneme materyalini ROSS 308 genotipine ait 1200 adet kuluçkalık yumurtalarda gelişen embriyolara enjeksiyon yapılmayan grup (K) ve kuluçkanın 14.5'uncu gününde sarı keseye ve 17.5'uncu gününde amniyon keseye 80 μg düzeyinde organik nano Fe (Fe1, Fe2) ve Zn (Zn1, Zn2) mineralleri ile bu iki mineralin kombinasyonuna (FeZn1, FeZn2) ait gruplar deneme desenini oluşturmuştur. Embriyonik yaşın 16 ve 19'uncu günlerinde embriyo gelişimi etkilenmezken, Fe1 grubunda göğüs kası ağırlığı (P=0.06) ve Zn2 grubunda karaciğer ve kalp ağırlıkları (P=0.01) artmıştır. Çıkışta civciv gelişimi, kemik gelişimi ve bileşimi ile kemik mineralizasyonu üzerine nano organik mineral enjeksiyonunun etkisi önemsizken, sağ tibia çapı K grubuna göre Fe1 grubunda önemli düzeyde daha yüksek, Fe2 grubunda ise daha düşük saptanmıştır (P=0.02). Çıkışta K grubuna göre Zn1 grubunda tüm vücut KM içeriği daha düşük ve HK içeriği daha yüksek (P=0.03), sarı kese HY içeriği Fe2 grubunda daha düşük (P=0.04), sarı kese Fe düzeyi Fe1 grubunda daha düşük (P=0.04) ve serum Fe düzeyi Fe1 ve Fe2 gruplarında daha yüksek (P=0.06) saptanmuştır. Tüm Zn enjekte edilen gruplarda karaciğer MT mRNA gen ekspresyonu ve Fe enjekte edilen gruplarda ise karaciğer TFRC mRNA gen ekspresyon düzeyi artmıştır (P<0.01). Günlük yaştaki etlik civcivlerin karaciğer glikojen düzeyi nano minarel enjeksiyon gruplarında K grubuna göre önemli düzeyde artmıştır (P<0.01).

Embriyo
Jiyan Tunç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı santral sinir sistemi tümörlerinin bir alt grubu olan emriyonel tümörlü olgularda HSNF5/INI1 gen mutasyonlarının araştırılması

Amaç: Bu çalışmada, çocukluk çağı santral sinir sistemi tümörlerinin bir alt grubu olan embriyonel tümörlerden, atipik teratoid rabdoid tümör (AT/RT), tanısı almış olan hastalarda, bu tümör ile ilişkili olan bir tümör supresör gen (hSNF5/INI1) mutasyonunun araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 2010-2015 yılları arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde AT/RT tanısı almış olguların dosya verileri incelendi. Klinik bulguları ve tümör dokusunda INI1 ekspresyonu açısından yapılmış olan immunohistokimyasal analiz sonuçları değerlendirildi. Olguların hepsinin tümör dokusuna ait patoloji preparatlarından ve ulaşılabilen olguların periferik kanlarından elde edilen DNA ile hSNF5/INI1 geni için tüm eksonik bölgeler PCR ile çoğaltılıp, jel elektroforezi ile kontrol edildikten sonra, DNA dizi analizi gerçekleştirildi. Elde edilen sonuçlar referans genom ile karşılaştırıldı. Tespit edilen varyasyonların patojenitesi ACMG 2015 kriterlerine göre değerlendirildi. Tümör dokusunda mutasyon tespitedilen hastalardan ulaşılabilenlerde periferik kan DNA'sında analiz tekrarlandı, ulaşılamayanlarda anne ve babada periferik kan DNA analizi yapıldı. Bulgular:Çalışmamıza toplam 10 hasta aldık, bunların 7'si SSS'nin AT/RT'ü, 2'si yumuşak dokuda rabdoid tümör, biri renal rabdoid tümör tanılıydı. Santral sinir sisteminin(SSS) AT/RT'ü tanısı alan 7 hastanın 4'ü (%57) kız, 3'ü (%43) erkekti. Bu olguların ortanca tanı yaşı 18 ay (3 ay-12,9 yaş) bulundu. Hastalarımızın %85'i 36 aydan önce tanı almıştı. Hastalarımızın ortalama sağ kalım süresi 5,8 (±28,7)aydı. SSS'nin AT/RT'ü tanısı ile izlenen olguların 4'ünde (%57) tümör infratentorial yerleşimli iken 3'ünde (%43) supratentorial yerleşimlidir. Supratentorial bölgeye yerleşen tümör nedeni ile izlenen hastalarda ortanca tanı yaşı 19 ay (16 ay-12,9 yaş), ortalama sağ kalım süresi 7,3 (±5,7) aydır. İnfratentorial bölgeye yerleşen tümör nedeni ile izlenen hastalarda ise ortanca tanı yaşı 17,5 ay (3-19ay), ortalama sağ kalım süresi 23,2 (±38,5) aydır. SSS'nin AT/RT'ü tanısı alan 7 hastadan 2'sine (%28,5) total eksizyon, 5'ine (%71,4) kısmi eksizyon yapılabilmişti. Total eksizyon yapılan hastaların ortalama sağ kalım süresi 43,5 (±53,7) ay bulunurken rezidü tümör dokusu kalan hastaların ortalama sağ kalım süresi 5,8 (±4,7) ay bulundu. SSS, yumuşak doku ve renal rabdoid tümör tanılı hastaların tümör dokusunda immunohistokimyasal yöntemler ile hSNF5/INI1 protein ekspresyonu bakıldı ve %77 hastada protein ekspresyon kaybı bulundu. Yumuşak doku ve renal rabdoid tümör tanılı hastaların hepsinde tümör dokusunda hSNF5/INI1 protein ekspresyon kaybı gösterildi. SSS'nin AT/RT'ü tanılı 7 hastadan 4'ünde protein ekspresyon kaybı mevcuttu, bir hastada protein ekspresyonu tamamen korunmuştu, bir hastada ise protein ekspresyonu fokal olarak korunmuştu. Bir hastada protein ekspresyonu değerlendirilmemişti. hSNF5/INI1 protein ekspresyon kaybı gösterilen hastaların ortanca tanı yaşı 18 ay (3-19 ay), ortalama sağ kalım süresi 3,2 (±2,6)aydı. hSNF/INI1gen dizisinde 4 hastada, tümör dokusunda mutasyon saptandı. Bu hastaların 3'ünün SSS'nin AT/RT'ü tanısı, 1'inin yumuşak dokuda rabdoid tümör tanısı mevcuttu. SSS'nin AT/RT'ü tanısı ile izlenen ve hSNF5/INI1 geninde mutasyon saptanan hastaların ortanca tanı yaşı 19 ay (17-19 ay), ortalama sağ kalım süresi 4 (±2,6) ay bulundu. hSNF5/INI1 geninde mutasyon saptanmayan hastaların ortanca tanı yaşı 17 ay (3 ay-12,9 yaş), ortalama sağ kalım süresi 25,7 (±37,1) ay bulundu. Yumuşak dokuda rabdoid tümör tanısı ile izlenen ve tümör dokusunda hSNF5/INI1 geninde mutasyon saptanan bir hasta vardı. Bu hastanın tanı anında yaşı 3,5 ay, sağ kalım süresi 15 aydı. Bu çalışma yapıldığı sırada hastalığı remisyondaydı. Tümör dokusunda mutasyon saptanan hastaların kanlarında elde edilen DNA'da mutasyon saptamadık. Mutasyon taşıyan hastaların anne babaları aynı mutasyon açısından Sanger dizi analizi kullanılarak değerlendirildi. Hastaların anne ve babalarının bu mutasyonu taşımadıkları gösterildi. Sonuç:AT/RT tanılı hastaların tümör dokusunda hSNF5/INI1 geninde mutasyon saptanması durumunda hastaların yaşam sürelerinin kısa olduğu gözlenmiştir. Bu nedenle prognozu belirlemede mutasyon analizi önerilebilir. Bu konuda daha geniş hasta gruplarında araştırma yapılmasına gereksinim vardır. Önceki yayınlardan farklı olarak AT/RT tanılı hasta grubumuzda kanda yapılan DNA analizlerinde hiçbir hastada hSNF5/INI1 geninde mutasyon saptanmamıştır. Bu sonucun kanda analiz yapılabilen hasta sayısının kısıtlılığı ile ilgili olduğu düşünülmüştür.

EmbriyoGenlerMerkez sinir sistemi neoplazmları+4
Elif Kıymet
Ege University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yardımlı üreme teknikleri ile elde edilen bos taurus embriyoları üzerine, yavaş dondurma ve melatoninin etkilerinin histolojik yöntemler ile incelenmesi

Büyükbaş hayvancılıkta yardımlı üreme teknikleri (YÜT) in vitro'da embriyo üretimiyle, yüksek verim kabiliyetine sahip hayvan ırklarının devamlılığı sağlanabilmektedir. Mezbaha kaynaklı oositlerin YÜT kullanılarak, değişik hayvan türlerinde farklı kriyoprezervasyon yöntemleri ile yapılan çalışmalarda, embriyoların uzun süreler saklanabilmesi ve yüksek bir fertilite oranı hedeflenmektedir. Ancak kriyoprotektanlara maruz kalma süreleri ve onların toksisite düzeylerindeki farklılıkları sebebiyle, embriyo yapılarında, donma-çözme sırasında oluşabilen buz kristallerine bağlı olarak embriyoların zona pellucida'sında kırılma, hücre membranları ve iskeletinde hasar meydana gelebilmektedir. Hasarları az miktarlara çekebilmek adına bu çalışmada YÜT ile elde edilen Bos taurus embriyoları üzerine, yavaş dondurma sonrası melatoninin etkileri histolojik yöntemlerle incelenmiştir. Mezbahadan elde edilen Holstein (Bos taurus) cinsi 4-8 yaş aralığındaki sağlıklı sığırlardan alınmış overlerden folikül aspirasyon yöntemi ile elde edilmiş olan oositler in vitro maturasyon işlemine alınmıştır. Ticari olarak satın alınmış olan dondurulmuş boğa spermleri ile IVF (İn vitro Fertilizasyon) işlemi uygulanan oositler, melatonin katkısı ve slow freezing işleminin ardından, -196 °C'deki sıvı azot içinde 1 gün süreyle saklanmıştır. Kriyoprezervasyonun olası etkilerini histolojik yöntemler ile incelenmek amacıyla 1 gün sonra çözdürülen embriyolar, histolojik takip prosedürlerinden sonra lipit tespiti amacıyla Azur II-Metilen Blue-Basic Fuksin Boyama, nükleus ve organel dağılımlarının gözlenmesi amacıyla da Toluidine Blue boyanarak ışık mikroskop altında incelenmiştir. Embriyo canlılığı ve total hücre sayımı tespitleri de ek olarak hoescht boyaması yapılarak floresan mikroskop ile incelenmiştir. Kontrol grubu embriyolarının sınırları belirgin, Benzer büyüklüklerde blastomer yapıları içerdiği, blastomerler arasında geniş subzonal alanların varlığı, blastomerleri çevreleyen zona pellucida sınırlarının belirgin olduğu ve fragmantasyon içermedikleri saptanmıştır. Slow freezing grubu embriyolarda; blastomer sınırlarında düzensizleşme, fragmantasyon benzeri oluşumlar ve/veya dejenerasyonlar gözlenmiştir. Slow freezing grubuna ait embriyolarda sitoplazma içinde yer yer vakuoalizasyonlar, interblastomer ve subzonal aralıklarda hücresel atıklar belirlenmiş ve blastomer yapıları içerisinde dağınık şekilde yer alan farklı büyüklük ve sayıda lipit damlacıkları görülmüştür. Melatonin uygulaması yapılmış ve yapılmamış gruplar kıyaslanarak; embriyolarda yarıklanma ve slow freezing sonrası blastosiste gitme oranları incelenmiş ve sayısal verilerle gösterilmiştir. Floresan mikroskop ile canlılık oranları saptanmıştır. IVF ve slow freezing işlemi sırasında ortaya çıkan ROS (Reaktif Oksijen Türleri)'un lipit ve proteinlerde meydana getirdikleri hasara bağlı olarak zar geçirgenliği geri dönüşümsüz olarak bozulmasının azaltılması için kültür ortamına uygun doz ve miktarda antioksidan melatonin eklenmesinin embriyo gelişimi açısından yararlı olabileceği düşünülmüştür. Daha fazla veri üretmek ve daha da güvenilir sonuçlar elde etmek için daha fazla araştırmalar gerekmektedir.

EmbriyoEmbriyolojiMelatonin
Yasemin Adalı
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bazal folikül stimülan hormon düzeyinin intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu sonuçlarıyla ilişkilendirilmesi

İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) erkek kaynaklı infertilite tedavisi için yaygın olarak kullanılan yardımcı üreme tekniğidir. Yardımcı üreme tekniklerinde amaç, uygun tedavi protokolu ve yöntemleri kullanarak kaliteli gamet hücreleri ile embriyo ve gebelik elde edilmesidir. Yaşla birlikte overlerdeki germ hücre havuzu azalmaktadır. Bununla birlikte kadınlarda ilerleyen yaş ile paralel olarak azalan over rezervi, gonodotropin stimülasyonuna yanıtın azalmasına neden olmakta ve tedavide başarı şansını olumsuz olarak etkilemektedir. Yıllar içerisinde over progresif olarak folikül havuzunu kaybeder ve inhibin seviyesi düşer, buna karşılık adenohipofizden folikül stimülan hormon (FSH) salınımı artar. Bu nedenle günümüzde erken fazda ölçülen bazal FSH değerleri over rezervinin önemli bir belirteci olarak kabul edilmektedir. FSH değeri, oosit rezervinin yanı sıra kaliteli oosit ovulasyonu açısından önem taşır. Bazal FSH ölçümlerinin in vitro fertilizasyon (IVF) uygulamalarında gebelik sonuçları üzerine etki eden önemli bir belirteç olarak kullanılabileceğini bildiren pekçok çalışma mevcuttur.Bu çalışmada, kadın hasta bazal FSH düzeyinin ICSI sonuçları üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. ICSI tedavisine alınan 99 çift çalışma grubumuza dahil edildi. Hastalar bazal FSH <10 IU/ml ve FSH >10 IU/ml olan kadın ve normospermili erkek hastalar ile bazal FSH <10 IU/ml, FSH >10 IU/ml olan kadın ve oligospermili erkek hastaların oluşturduğu dört grup altında toplandı. Bazal FSH değeri <10 IU/ml olan normospermili ve oligospermili gruplarda, toplanan oosit sayısı ve metafaz II (MII) oosit sayısı, FSH değeri >10 IU/ml olan her iki gruba göre artmış olarak bulundu ve gruplar arası istatistiksel anlamlılık izlendi. Metafaz I (MI) ve germinal vesikül (GV) içeren oosit gelişimi, fertilizasyon oranları ve takiben elde edilen embriyoların 2. ve 3. gün iyi ve kötü kalite embriyo oranları arasında istatistiksel bir anlamlılık saptanmadı. Gebelik oranları bazal FSH < 10 IU/ml olan normospermili grupta 33.3, oligospermili grupta 40.0, FSH >10 IU/ml olan gruplarda ise sırasıyla 18.8 ve 26.7 olarak bulundu. Bazal FSH değerleri >10 IU/ml olan grupta gebelik oranları düşme göstermesine karşın istatististiksel olarak anlamlılık tespit edilmedi.

EmbriyoFertilizasyon-in vitroFolikül uyarıcı hormon+1
Nihal Yıldırım
Demiroğlu Bilim University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Erken bölünme değerlendirmesinin intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu sonuçlarıyla ilişkilendirilmesi

İnfertilite, korunmasız ve düzenli cinsel ilişkiye rağmen bir yıl süre sonunda gebe kalınamaması şeklinde tanımlanır. Yardımla üreme teknikleri gebelik elde edilmesi için başvurulan uygulamalardır. Bir in vitro fertilizasyon (IVF) siklusunda başarıyı etkileyen en önemli faktörlerden biri transfer edilecek en iyi embriyonun seçimidir. Transfer edilecek embriyolar morfolojilerine ve kültürde gelişim oranlarına göre belirlenmektedir. Embriyoların gelişimlerinin ve diğer embriyolarla arasındaki farklılıkların belirlenmesi için kritik zaman noktalarında gözlenmesi gerekmektedir.İnseminasyon veya mikroenjeksiyondan sonraki 25. saat kritik zaman noktası olarak kullanılmaktadır. 25. saatte iki hücreye bölünmüş embriyo erken bölünmüş embriyo olarak adlandırılır. Yapılan araştırmalar erken bölünen embriyoların daha yüksek gebelik ve implantasyon potansiyeline sahip olduklarını göstermiştir.Çalışmamızda transfer edilecek en iyi embriyonun seçim sürecinde ICSI den 25-27 saat sonra gerçekleşen erken embriyo bölünmesinin ICSI parametreleri üzerine etkileri incelendi. 202 hasta transfer edilecek erken bölünen ve bölünmeyen embriyoların varlığına göre iki gruba ayrıldı. I. grup en az bir tane erken bölünen embriyo transferi yapılan 109 hastadan, II. grup ise erken bölünmeyen embriyolarla transferi yapılan 93 hastadan oluşturuldu.Çalışma sonunda erken embriyo bölünmesinin ICSI parametrelerinden embriyo elde etme, embriyo bölünme hızı, kalitesi ve gebelik oranları üzerine etkisi değerlendirildi. Embriyo elde etme oranı açısından erken bölünen ve bölünmeyen grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Grup ayrımı yapılmadan tüm embriyolar değerlendirildiğinde, erken bölünen embriyodan gelişen embriyo bölünme hızı ve kalitesi, erken bölünmeyen embriyoya göre anlamlı yüksek bulundu. Gebelik oranları incelendiğinde; I. grupta gebelik oranı %72.5 ve II. grupta %31.2 bulundu. Erken bölünen embriyolarla transfer yapılan hastalarda gebelik oranı istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu.Bu verilere dayanarak transfer edilecek embriyoların seçiminde fertilize olmuş oositin ilk hücre bölünme zamanının önemli bir kriter olarak değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır.

EmbriyoFertilizasyon-in vitroÜreme teknikleri
Mehtap Tülü Aziret
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
DoctorateOpen AccessEN

Possibilities for improving the quality of sheep embryos produced in vitro

The main hypothesis of this Ph.D. thesis suggests overcoming the shortcomings of in vitro embryo production in sheep, and six experiments were performed on this basis. The first experiment dealt with the impact of transport media on ovarian tissues in addition to the effect of temperature and the medium of ovarian transport on the development of embryos. The histomorphology of the ovary showed that in AUZ1, the follicles were better maintained, and a temperature of 2 to 4 °C significantly increased embryonic development rates. The second experiment aimed to design new strategies of capacitation by starving a ram's sperm and estimating its quality effects. The sperm were hyperactive and showed a significant increase in the ability to fertilize oocytes in the sperm starvation protocol. The third experiment investigated the effectiveness of antioxidants in the appropriate capacitation of the sperm and fertilization media. Sperms treated with melatonin demonstrated hyperactivity, and the fertilization rate was significantly increased. The fourth experiment aimed to estimate the extent to which the development of embryos is affected by shortening the time of In Vitro Fertilization (IVF) and showed that exposing gametes to IVF for 6 h results in a higher fertilization rate and an improvement in the quality of embryo development. The fifth experiment, which compared the traditional and SAGE media, showed that SAGE significantly affected embryonic development. Ultimately, the sixth experiment examined the extent to which embryonic development was affected by the breed from which the oocytes were taken and did not find any significant difference between breeds. In general, our findings highlight several crucial aspects of obtaining high-quality embryos and high embryonic development rates.

EmbryoSheepMelatonin+2
Saıf Osama Abdulhafedh Al-hadıthy
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Subkutan leptin uygulanan gebe farelerin erkek yavrularında sperm canlılığı ve motilitesinin araştırılması

Erkek infertilitesi, erkeğin doğal yoldan baba olmaması durumudur. Erkek infertilitesi iki karakteristiğe sahiptir; sperm yetersizliği ve morfolojik anomalilerdir. Leptin sağlıklı üreme işlevi için gerekli olmakla beraber; fazla miktarda leptin erkek üreme sistemi üzerinde zararlı etkileri olabilmektedir. Bu tez çalışmasında gebelik sırasında annelerine deri altına leptin enjeksiyonu yapılan 10 haftalık Balb-C farelerinin erkek yavrularının ağırlık, sperm morfolojisi ve sperm motilitesindeki farklılıkların infertilite ile ilişkili olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Leptin tedavisinin ikinci nesil farelerde erkeklerin ağırlığı, sperm morfolojisi ve hareketliliği üzerindeki etkileri incelendi. 12 haftalık Balb-C farelere gebelik oluşturulduktan sonra, subkutan leptin enjeksiyonu uygulanan grup deney grubu olarak tasarlandı. Subkutan distile su enjeksiyonu uygulanan grup kontrol grubu olarak tasarlandı. İkinci jenerasyon 10 haftalık erkek Balb-C farelerin epididimisleri çıkartılıp, elde edilen sperm örnekleri kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Sperm morfolojisini belirlemek için, Spermac ile boyanan sperm örnekleri ışık mikroskopunda 100X'lik büyütme oranında sperm sayımı yapıldı. Sperm motilitesini belirlemek için, makler kamerası kullanılarak 40X'lik büyütme oranında hareketli ve hareketsiz spermlerin sayımı yapıldı. Kontrol grubu ile deney grubunun kiloları değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi (p>0.05). Kontrol grubuna göre deney grubunda kıvrık kuyruk anomalisinde artma; normal spermde azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Deney grubu ile kontrol grubu arasında, hareketsiz sperm sayılarında azalma (p<0.05); hareketli ve toplam sperm sayılarında ise artma istatiksel olarak anlamlı bir şekilde belirlendi (p<0.05). Leptinin ikinci jenarasyonun sperm hareketi ve morfolojisini gösteren ilk veri setleri arasında yer almaktadır. Leptin ile yapılan bu çalışmalara ek olarak ikinci kuşak erkek infertilitesinin birinci kuşakta alınan leptin ile ilgili olduğunu savunan bir çalışma olarak bilimsel literatürde ilkler arasında yer alacaktır.

EmbriyoFarelerGebelik+7
Hümeyra Çebi
Maltepe University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

6.güne giden embriyoların transfer sonrası gebe kalma oranlarının belirlenmesi

Embriyo transferinden önce blastokist seçimi, sağlıklı bir implantasyon olanağını güçlendirir. ICSI sonrası 5. gün ve 6. gün embriyo blastokist gelişim takibi yapılır. Bu süreç embriyonun rahim içine tutunmasını dolayısıyla asıl hedef olan gebelik şansın arttırmasını sağlayacaktır. Blastokist transferi ile yüksek gebelik ve implantasyon oranı sağlanırken, çoğul gebelik oranı da düşmektedir. Bazen embriyolar beklenen hücre sayılarına gelemezler ve geriden takip ederler. 5. günde morula aşamasında veya erken blastokist aşamasında kalabilir. Bu durumda embriyo gelişimini tamamlaması için 6. güne bekletilir. Bu çalışma 2010-2022 tarihleri arasında Acıbadem Altunizade Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'ne başvuran vakalar arasında belirlenen, 5. gün ve 6. gün blastokist transfer oranları retrospektif olarak araştırıldı. Çalışmada 2052 blastokist transferi gerçekleştirilmiş vaka değerlendirilmeye alındı. 1998 vaka 5. gün blastokist transferi, 54 vaka 6. gün blastokist transferi gerçekleştirenler olarak belirlendi. 2052 vakanın 1388'inde (%67,6) gebelik oluştuğu, 664'ünde (%32,4) gebelik oluşmadığı görüldü. Yapılan analiz neticesinde ET 5. gün olgularda gebelik oranı, ET 6. gün olanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0.002; p<0.01). 5. gün embriyo transferi yapılan olguların grade II embriyo sayıları 6. gün embriyo transfer yapılanlardan istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptandı (0,002; p<0,01). 5. gün ET yapılanların 6. gün ET yapılanlara göre gebelik oluşma oranının yüksek olması nedeniyle 5. gün blastokistlerinin implantasyon başarısının daha yüksek olduğu sonucuna varıldı. Ancak 6. gün ET yapılanlarda da gebelik pozitif olguların varlığı transfer edilebilecek embriyo sayısının az olduğu durumlarda transfer yapılabileceğini gösterdi.

BlastokistEmbriyoEmbriyo gelişimi+4
Gülay Akyüz
Maltepe University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bor'un buğday tohumlarının çimlenme sürecine bağlı olarak embriyo ve endosperm dokularındaki polifenol oksidaz enzim aktivitelerine etkisi

Bor'un (B) iki buğday varyetesinde (Triticum aestivum L. cv. Kıraç-66 ve cv. Sultan-95) çimlenme oranı ve embriyo ve endosperm dokularındaki polifenol oksidaz enzimlerinin aktivitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Buğday tohumlarının çimlenme oranı 50 mM' a kadar olan B konsantrasyonlarından etkilenmemiş, 100 ve 150 mM B' da ise düşmüştür. Saf su ve düşük B konsantrasyonları (0.1 ve 50 mM) polifenol oksidaz aktivitelerini embriyo ve endosperm dokularında çimlenmenin başından itibaren Kıraç-66 da 6. saat, Sultan-95 de ise 9. saate kadar artırmış fakat yüksek B seviyeleri (100 ve 150 mM) ise düşürmüştür. Her iki buğday varyetesinde de embriyo ve endosperm dokularında o-difenolik substratlarla (katekol, dopa ve kafeik asit) belirlenen polifenol oksidaz aktivitelerinin monofenolik substratla (tirozin) belirlenen aktiviteden yüksek olduğu bulunmuştur.Sultan-95 varyetesinde difenolik substratlarla belirlenen polifenol oksidaz aktivitesi embriyoda endospermden yüksek olup dopayı okside eden enzim diğer substratlardan daha yüksek aktivite göstermiştir. Monofenolik substratla belirlenen polifenol oksidaz aktivitesi ise endospermde embriyodan daha yüksektir. Diğer taraftan Kıraç-66 varyetesinde dopa ve kafeik asidi okside eden polifenol oksidaz enzimi hem embriyo hem de endosperm dokularında yüksek aktivite göstermiştir. Benzer şekilde monofenolik substratla belirlenen polifenol oksidaz aktivitesi ise embriyo ve endosperm dokularında benzer orandadır. Sonuç olarak yüksek B konsantrasyonlarının çimlenme oranını ve tohum dokularındaki polifenol oksidaz aktivitesini düşürdüğü, ve Kıraç-66 varyetesinin yüksek B' a karşı Sultan-95' den daha toleranslı olduğu bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Bor, buğday, çimlenme, embriyo, endosperm, polifenol oksidaz

BorBuğdayEmbriyo+2
Berna Mecit
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebe sıçanlarda maternal progesteron tedavisinin fetal beyin gelişimi üzerine olan etkileri

Amaç: Gebelik süresince terapötik dozda progesteron uygulanan sıçanlarda, fetal beyin dokusunda bulunan beyin gelişiminde önemli rol oynayan reseptörlerin ve proteinlerin ekspresyonunda anlamlı bir değişiklik meydana gelip gelmediğini araştırmak. Yöntem: Çalışmada kullanılan toplam 15 adet dişi Spraque-Dawley türü sıçan 5'er adet olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Grup A'ya gebeliğin ilk gününden itibaren haftada bir kez 17-α-OH progesteron kaproat 7mg/kg dozunda i.m. uygulandı. Grup B'ye gebeliğin ilk gününden itibaren her gün, günde bir kez mikronize progesteron 4mg/kg p.o. olarak gavaj yoluyla uygulandı. Kontrol grubu olarak belirlenen Grup C'ye her gün oral gavaj yoluyla saf zeytinyağı verildi. 21 günlük gebelik sürelerinin sonunda vajinal doğum yoluyla elde edilen toplam 152 sıçandan, her anneden 4'er adet olmak üzere toplam 60 tanesi incelemeye alındı ve doğumlarının ilk gününde dekapite edilerek beyin dokuları çıkarıldı. İmmünohistokimyasal boyamayla dokularda ER, PR, MBP, PLP, OLIG2, PDGFR ekspresyonları incelendi. Bulgular: Çalışma sonuçlarına göre tedavi gruplarında kontrol grubuna göre ER, MBP, PLP, OLIG2 ekspresyonunlarında istatistiksel olarak anlamlı oranda artış saptanırken, PDGFR ekspresyonunda istatistiksel olarak anlamlı oranda azalma olduğu tespit edildi. Hiçbir grupta PR'ne ait pozitif boyanma bulgusu saptanmamıştır. Tartışma: Gebelik döneminde verilen progesteron tedavisinin fetüs organ sistemleri üzerindeki etkileri konusunda yeterli sayıda çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamız sonucunda maternal progesteron tedavisinin fetal sıçan beyninde bulunan, beyin gelişimi üzerinde önemli etkileri olan protein ve reseptörlerin ekspresyonunu anlamlı oranda değiştirdiğini tespit ettik. Bu sonuçlar ışığında maternal progesteron tedavisinin fetüs üzerinde cinsel davranış, kognitif fonksiyonlar, metabolizma, nöron migrasyonu ve differensiasyonu ve myelinizasyon artışına bağlı olarak kognitif ve nörogelişimsel fonksiyonlar üzerindeki etkisinin, erken ve geç çocukluk döneminde, iyi tasarlanmış klinik çalışmalar ile araştırılması gerekmektedir. Sonuç: Maternal progesteron tedavisi fetüs beyninde bulunan, sinir sistemi gelişimi açısından önem arz eden protein ve reseptörlerin ekspresyonunda anlamlı oranda değişikliğe yol açmaktadır.

EmbriyoGebelikMerkez sinir sistemi+4
Mert Yeşiladalı
Yeditepe University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Farelerde in vitro embriyo kültürü ve embriyo transferinin yetişkin akciğer dokusunda toll-benzeri reseptör (TLR)-9 ekspresyonu üzerine etkisi

İn vitro fertilizasyon ve embriyo transferi başta olmak üzere çeşitli üremeye yardımcı tedavi (ÜYTE) uygulamaları tüm dünyada infertilite tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak yapılan çalışmalar, ÜYTE uygulama sonucu dünyaya gelen çocukların normal gebelik ile dünyaya gelmiş çocuklara oranla enfeksiyonlara ve astım gibi alerjik solunum yolları hastalıklarına karşı daha fazla duyarlı olduklarını göstermektedir. Doğal bağışıklık sistemi, patojenlere ve yabancı antijenlere karşı ilk savunma hattını oluşturmaktadır. Toll-benzeri reseptörler, doğal bağışıklık sisteminde önemli bir yer tutmaktadır. Bununla birlikte doğal bağışıklık sisteminin önemli bir unsuru olan TLR-9, bakteriyel/viral CpG-DNA'nın algılanmasında ve immun yanıtın şekillenmesinde önemli rol oynamaktadır. Sunulan tez çalışmasında, in vitro embriyo kültürü ve embriyo transferi işlemlerinin yetişkin dönemde akciğer dokusunda TLR-9 ekspresyonu üzerine herhangi bir etkisinin olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, bir adet Kontrol grubu ve bir adet Deneme grubuna yer verilmiştir. Kontrol grubu, PMSG+hCG uygulaması yapılmamış olan dişilerin, aynı yaştaki erkeklerle çiftleştirilmelerinden elde edilen yetişkin bireylerden; Deneme grubu ise PMSG+hCG uygulamasını takiben çiftleştirilen dişilerden elde edilen döllenmiş yumurta hücrelerinin (zigot) atmosferik oksijen konsantrasyonunda büyütülmesiyle elde edilen, dolayısıyla in vitro ortamda gelişen blastosistlerin yalancı gebelere transferiyle elde edilen yavruların büyütülmesiyle elde edilen bireylerden oluşturulmuştur. Elde edilen Kontrol ve Deneme gruplarına ait yetişkin akciğer dokusunda, dokunun genel histolojik yapısını incelemek amacıyla Crossman'ın üçlü boyama yöntemi uygulanmıştır. Dokularda, TLR-9'un hangi hücreler tarafından eksprese edildiğini belirlemeye yönelik olarak immunohistokimya ve immunofloresan analizleri gerçekleştirilmiştir. TLR-9 ekspresyonunun mRNA ve protein düzeylerinde ekspresyonunu belirlemek amacıyla real-time PCR ve western blot tekniklerinden yararlanılmıştır. İmmunohistokimya/immunofloresan analiz sonuçları, TLR-9'un hava yollarında, alveol duvarında, alveol lümeninde, damar çevresinde, damar lümeninde eksprese edildiğini ve boyanmanın her iki grupta da benzer olduğunu göstermiştir. Western blot analizlerinden elde edilen sonuçlar, Kontrol grubu ile kıyaslandığında Deneme grubunda TLR-9 proteinine ait ekspresyon düzeyinin 1,25 kat arttığını göstermiştir (p=0,015). Diğer yandan, real-time PCR analizlerinden elde edilen sonuçlar, Kontrol grubu ile kıyaslandığında Deneme grubunda TLR-9'a ait mRNA düzeyinin 1,38 kat azaldığını göstermiştir (p>0,05). Sonuç olarak elde edilen veriler, TLR-9'un yetişkin farelerde akciğer dokusunda Tip II pnömositler ve makrofajlar da dahil olmak üzere belirli hücreler tarafından eksprese edildiğini göstermekte ve in vitro embriyo kültürü ve embriyo transferi işlemlerinin yetişkin akciğer dokusunda TLR-9 ekspresyonunun değiştirerek akciğer immun yanıtını etkiliyebileceğini düşündürmektedir.

EmbriyoEmbriyo nakliFareler+5
Murat Öztürk
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Hyperıcum perforatum'un gebe sıçanlarda embriyotoksik ve teratojenik etkisinin araştırılması

Depresyon tüm toplumu her yaşta etkileyen önemli bir hastalıktır ve gebelik döneminde görülme oranı %18-19 olarak bildirilmiştir. Hypericum perforatum (HP) antienflamatuar ve antiviral özellikleri olduğu gösterilen, yara iyileşmesi, inflamatuvar barsak hastalığı ya da depresyonda kullanılmaya başlanan, popüleritesi son zamanlarda artmış bitkisel bir üründür. "Bitkisel ürün daha zararsızdır" ön görüsü ile gebelikte, depresyonda HP kullanılmasının etkinliğini ve fetusun maruziyetinin güvenilir olduğunu değerlendiren kontrollü klinik çalışmalar mevcut değildir. Bu nedenle Hypericum perforatum' un fetal klinik, morfolojik ve histolojik bulgulara göre teratojenik etkilerini araştırmayı amaçladık. Kontrol grubuna sadece musluk suyu verilirken, 100 mg/kg ve 300 mg/kg olmak üzere düşük doz ve yüksek doz tedavi alan gruplara Hypericum perforatum içme suyuna karıştırılarak uygulandı. Tedaviye grupların gebelik oranını değerlendirmek için sıçan çiftleşmesinden bir hafta once başlandı ve muhtemel yan etkileri görmek için doğum gününe kadar devam edildi. Elde ettiğimiz sonuçlar şöyledir; ilaç tedavisi alan grupta kontrol grubuna göre gebelik oranı daha düşüktü ve tedavi edilen gruplarda da fetus sayısı azaldı; buna ek olarak yüksek doz tedavi gruplarında doğum zamanı ertelendi. Histolojik değerlendirmelerimize göre H&E uygulanan fetüslere ait karaciğer dokularında kontrol grubuna göre iltihabi reaksiyonların geliştiği, fokal nekrozun meydana geldiği ve nekrozun bulunduğu lobül içerisinde ortalama bir tane olduğu, yer yer hidropik ve vakuollü dejenerasyonun varlığı saptandı. Tüm gruplarda hematopoezisin devam ettiği görüldü. Böbrek dokularında kontrol grubuna göre glomerüllerin çaplarında küçülme olduğu, bowman kapsülünün yok olduğu, yoğun konjesyon varlığı, tübüllerde hidropik ve hiyalin dejenerasyon varlığı saptandı. Masson trikrom uyguladığımız plasentalarda bağlantı zonunda kontrol grubuna göre küçülme gözlendi. Morfolojik olarak ta tedavi alan grupların plasentaları daha küçüktü. iNOS uyguladığımız ve oksidatif hasarı açığa çıkardığımız IHC yönteminde karaciğer ve böbrek dokularında düşük doz alanlarda (100 mg/kg) , yüksek doz alanlara (300 mg/kg) göre daha az oksidatif hasar geliştiği gözlendi. Şimdiye kadar elde edilen tüm veriler, Hypericum Perforatum' un teratojenik ve embriyotoksik doz bağımlı olabileceğini göstermiştir. Çalışmamızda Hypericum perforatum' un gebelikte kullanımını araştırdık. Gebelikte bitkisel ürünlerin "akılcı ilaç kullanımı" konusunda bilinçlenilmesi için gelecek çalışmalar sürdürülmelidir.

BöbrekEmbriyoEmbriyo gelişimi+7
Fadime Kahyaoğlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin 2:4 parmak oranı ile burun yapısının morfometrik olarak karşılaştırılması

Amaç: Yüzün orta kısmı estetik olarak önemli ve burun yapısı da bu bölgenin en önemli parçasını oluşturmaktadır. Ayrıca burun etnik, yaş, ırk gibi konularda bilgi verebilen önemli bir anatomik belirteçtir. Biz de çalışmamızda gençlerdeki 2D:4D oranı ile normal burnun anatomik yapısı arasındaki korelasyon ilişkisini morfometrik olarak araştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışma Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan yaşları 18-25, boyları 150 cm-189 cm, ağırlıkları 42 kg-90 kg ve üstü arasında değişen 205 (Kız:127, Erkek:78) öğrenci üzerinde yapıldı. Katılımcıların sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra boy ve kilo ölçümleri alındı. Çalışmada ayrıca el ve burun bölgesine ait morfometrik ölçümler aynı araştırmacı tarafından ölçülerek kaydedildi. Daha sonra gönüllülere ait VKİ hesaplandı. Ayrıca çalışmadaki gönüllüler yaş için sekiz, boy uzunluğu için dört, ağırlık için altı ve VKİ için dört gruba ayrıldı. İstatistiksel analiz yapıldı ve p<0,05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmada ilk önce çalışmaya katılanların demografik verileri alındı. Daha sonra ele ve buruna ait parametrik veriler ölçülerek kaydedildi. Alınan demografik ve parametrik verilerin cinsiyete, yaşa, boya, ağırlığa ve VKİ'ne göre ortalamaları ve standart sapmaları hesaplandı. Daha sonra cinsiyete, yaşa, boya, ağırlığa ve VKİ'ne göre el ve burun parametreleri istatistiksel olarak değerlendirildi. Değerlendirme sonucunda parametreler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu (p<0,05). Sonuç: Çalışma sonucunda elde ettiğimiz verilerin burun gelişimi, adli tıpta cinsiyet tayini ve burunla ilgili patolojilerin teşhis ve tedavisinde katkı sunacaktır. Ayrıca burunla ilgili herhangi bir operasyon planlarken anatomik noktaların tariflenmesinde bu bölge ile ilgilenen klinisyenlere yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: 2D:4D oranı, el, burun, anatomi, embriyoloji, morfometri

2D:4D oranıAnatomiBurun+7
Buket Oğuz
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tavuk embriyosu koryoallantoik membran modeli kullanılarak anjiyogenez sürecinde rol oynayan moleküllerin C-tipi natriüretik peptid ile olası ilişkisinin incelenmesi

Tavuk koryoallantoik membran (CAM) modeli, anjiyogenez çalışmalarında gelişimsel süreçleri takip etmek için yaygın olarak kullanılan bir modeldir. Bu tez çalışmasında, CAM kullanılarak, embriyonik gelişimin 7. ve 20. günleri (E7 ve E20) arasında görülen anjiyogenez süreci ışık ve transmisyon elektron mikroskop analizleri ile takip edilmiştir. Ayrıca, aynı günlerde alınan CAM örnekleri kullanılarak, anjiyogenez mekanizmalarında görevli [Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü (VEGF)-A ve Fibroblast Büyüme Faktörü (FGF)-2] ve reseptörlerinin [Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü Reseptörü (VEGFR)-2 ve Fibroblast Büyüme Faktörü (FGFR)-2] yanı sıra, insan C-tipi natriüretik peptid (CNP) homoloğu olan tavuk CNP-3 ve reseptörü natriüretik peptid reseptörü (NPR)-B'nin mRNA ifade düzeylerinin zamana bağımlı değişimi analiz edilmiştir. Işık mikroskobu ve elektron mikroskobu analizleri, endotel tüp benzeri vasküler yapıları yoğun olarak E7-E8 günlerinde ve koryonik mezenşim içinde bulunduğunu göstermiştir. E9-E20 günler sürecinde ise mezenşim içinde yer alan vasküler yapıların progresif gelişimi, stabilizasyonu ve kompleks dallanması gözlenmiştir. Bu vasküler gelişim sürecinde, VEGF-A ve FGF-2 mRNA ifadesi, CAM gelişiminin erken aşamalarında E7 ile E9 arasında ve E8'de pik yapacak şekilde gözlenmiştir. Bu moleküller, CAM gelişiminin geç döneminde, E16 civarında ikinci bir pik göstermiştir. CNP-3 mRNA ifadesi E16 ile E20 arasında VEGF-A ve FGF-2 mRNA ifadeleri ile eş zamanlı olarak tespit edilmiştir. VEGFR-2 mRNA ifadesi E7-E12 arasında gözlenirken, FGFR-2 mRNA ifadesi ilk pikini E7-E9 arasında ve ikinci pikini E16-20 arasında göstermiştir. NPR-B mRNA ifadesi ise en yüksek seviyesi E16'da olmak üzere E7-E20 arasında gözlenmiştir. Sonuç olarak elde edilen veriler, CNP-3'ün özellikle CAM gelişiminin geç döneminde (E16-E20 günleri sürecinde), NPR-B reseptörü aracılığıyla, ileri vasküler organizasyonda rol oynayabileceğini ortaya koymuştur.

AnjiyogenezEmbriyoNatriüretik ajanlar+2
Ekin Efe
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Fare embriyoları ile partenotlarının gelişimsel potansiyelleri ve morfolojik özelliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, in vitro koşullarda elde edilen insan embriyolarının deneyselamaçlarla kullanımı ile ilgili etik ve legal kaygılar temel alınarak doğal fareembriyoları ile fare oositlerinden partenogenetik aktivasyon protokolleri ileüretilen partenotların gelişimsel ve morfolojik olarak karşılaştırılması vepartenotların ne ölçüde embriyo yerine kullanılabileceğinin saptanmasıamaçlanmıştır.Çalışmada, 80 adet dişi ve 20 adet erkek olmak üzere toplam 100 adet farekullanıldı. Süperovulasyon sonrası farelerin yarısından, doğal yolla fertilize olmuşpreimplantasyon evresindeki embriyolar; kalan yarısından ise toplanan oositlerinstronsiyum ve sitokalazin B içeren medyum içerisinde aktive edilmesini izleyerekdiploid partenotlar elde edildi. İki grup hem gelişimsel yönden izlendi ve ışıkmikroskop altında değerlendirildi, hem de ince yapı düzeyinde incelendi.Gelişim takibi sonucu pronüklear aşamada elde edilen embriyolardan, ertesigün %89,19'u gelişimlerine devam etti ve 5. gün %43,24'ü blastokist evresineulaştı. Partenot eldesi için oviduktlardan toplanan olgun oositlerden %31,88oranında aktivasyon başarısı elde edildi. Dördüncü gün kontrolünde %3,75'inincanlılıklarını korudukları ve 2 tanesinin (%2,50) morula evresine ulaştığı görüldü.Embriyolar ile partenotların gelişimleri karşılaştırıldığında, partenotpotansiyelinin ilerleyen günlerde belirgin olarak azaldığı izlendi. Ultrastrüktürelolarak incelendiğinde, hem embriyolar hem de partenotların kortikal, ara veperinüklear yerleşimli organel topluluklarına sahip oldukları ve bu topluluklardahilinde mitokondriyonlar başta olmak üzere, lipid damlacıkları, lizozomalyapılar, ribozomlar, miyelin yapılar, agranüler ve granüler endoplazmikretikulum, fibriler kafes ve veziküler yapıların yer aldığı izlendi. Ayrıca gelişimilerledikçe embriyolarda multiveziküler cisimcik ve kristalloid yapılarıngörülmeye başlandığı fark edildi. Partenotlarda, ileri evre embriyolarda görülenbenzer oluşumlar yanısıra kristalloidler ile ilişkili organelsiz bölgeler gelişimindaha erken evrelerinde yer almakta idi.Sonuç olarak; özellikle gelişimin ilk gününde partenotlar ile embriyolarıngelişimsel potansiyelleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde benzerbulundu(p=0,98102). Ancak, ışık mikroskobik olarak hem embriyo hem departenotlar, blastomer boyutu ve regülaritesi, blastomer sitoplazmasınıngranülaritesi ve fragmentasyon kriterlerine göre değerlendirildiğinde, ilerleyengünlerde partenotlarda gelişme geriliği izlendi. Ultrastrüktürel olarak da özelliklepartenotlarda, multiveziküler cisimciklerde, miyelin ve kristalloid yapılarda artış,perinüklear bölgede organellerin azalması ve organelsiz bölgelerin ortaya çıkması,gibi dejeneratif belirtilerin embriyolara kıyasla daha erken evrelerde görülmeyebaşladığı dikkati çekti.

EmbriyoEmbriyo gelişimiFareler+2
İrem Matur
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2009
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

IVF-ICSI-ET sikluslarında luteal faz desteği için verilen progesteronun intramuskuler ve intravajinal kullanımının gebelik oranlarına etkisinin karşılaştırılması

İn Vitro Fertilizasyon - Embriyo Transferi Sikluslarında Luteal Faz Desteğinde İntramusküler ve Vajinal Progesteron Kullanımının Gebelik Oranlarına EtkisiAmaç: Gonadotropin releasing hormon analogları (GnRHa) kullanılarak kontrollü ovaryan hiperstimulasyon yapılan İn Vitro Fertilizasyon - Embriyo Transferi sikluslarında, luteal faz desteği için intramuskuler progesteron ve vajinal progesteron ile elde edilen gebelik oranlarını karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kontrollü ovaryen hiperstimulasyon ile birlikte İn Vitro Fertilizasyon - İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu - Embriyo Transferi yapılan 66 hasta dahil edildi. Oosit toplanma gününden başlayarak 32 hastaya vajinal (günlük 90 mg jel) ve 34 hastaya intramuskuler progesteron (günlük 50 mg) verildi. İki grup arasında ß-hCG pozitifliği(?20 mİU/mL), klinik gebelik, canlı doğum ve implantasyon oranları karşılaştırıldı.Bulgular: İn Vitro Fertilizasyon - İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu ve Embriyo Transferi yapılan kadınlarda oosit toplanma günü başlanarak günde bir kez vajinal jel(90 mg) veya intramuskuler progesteron (50 mg) kullanılması ile benzer oranlarda ß-hCG pozitifliği, klinik gebelik, implantasyon oranları ve canlı doğum oranları görülmüştür.Sonuç: Luteal faz desteği olarak kullanılan vajinal progesteron desteği sonuçları ile intramuskuler progesteron desteği ile elde edilen sonuçlar benzer görüldü. Vajinal yolla progesteron desteğinin effektif ve hastalar tarafından daha kolay tolere edilebilen bir metod olması, luteal faz desteğinde vajinal yolun altın standart olmasını sağlamaktadır.Anahtar Kelimeler: in vitro fertilizasyon, intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu -embriyo transferi siklusları, progesteron, luteal faz desteği

EmbriyoEmbriyo nakliEnjeksiyonlar+7
Mehmet Murat Işıkalan
Çukurova University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Erken embriyonik dönemde alkalozdan savunma mekanizmasının incelenmesi

Hücre içi pH (pHi) düzenlenmesi, temel homeostatik mekanizmalardan biridir. Bu düzenleme, alkali şoklara karşı HCO3-/ Cl- değiştiricisi (AE), asidik şoklara karşı ise Na+/H+ ile Na+,HCO3-/Cl- değiştiricileri ile gerçekleştirilir. Yeni canlının gelişimini sağlayacak olan oosit ve sonuçta gelişen embriyoların sağlıklı olabilmesi için, bu düzenleyicilerle pHi değerlerini dar sınırlar içinde tutmaları gerekir. Yapılan çalışmalar, profaz I aşamasındaki oositlerde AE aktif iken mayotik matürasyon sürecinde bu değiştiricinin baskılandığını göstermiştir. Bu çalışmada ise, saptanan bu değişimin daha sonraki embriyonik gelişim aşamalarında, pronüklear zigottan (PN) sekiz hücreli (8h) embriyolara kadar, incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada beş ? sekiz haftalık matür Balb/c soyu farelere süperovülasyon protokolü uygulanarak ve kopülasyonları sağlanarak uygun zamanlarda PN zigot, iki hücreli (2h), dört hücreli (4h) ve 8h embriyolar elde edildi. Kültür ve kayıt solüsyonları olarak KSOM esaslı solüsyonlar kullanıldı. Elde edilen zigot ve embriyolar, pH-sensitif florofor 2,7 bis karboksi etil 5-6 karboksi florosin (BCECF) ile yüklendi ve mikrospektrofluorometrik yöntem ile ratiometrik olarak pHi kayıtları alındı. Cl- uzaklaştırma metodu ile AE aktivitesi fonksiyonel olarak saptandı. Zigot/embriyoların amonyum puls tekniği ile indüklenen alkalozdan iyileşmeleri ve bu iyileşmelerin AE inhibitörü DIDS ile etkilenmesi incelendi. Hücreleri alkali şoklardan koruyan AE aktivitesi, PN zigot aşamasında yüksek iken (0,068±0,01 pHU/dk) 2h, 4h ve 8h embriyo aşamasına kadar olan gelişimsel süreçte giderek azaldı (pHU/dk olarak sırasıyla; 0,058±0,01; 0,042±0,01 ve 0,033±0,01). Aktivitedeki bu azalma 8h aşamada, PN zigot ve 2h embriyo değerlerine göre, istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,05). PN zigot ve tüm embriyo aşamalarında indüklenmiş alkali şoklardan tam olarak iyileşme gerçekleşti. Çalışılan PN zigot, 2h ve 4h embriyolarda AE aktivitesi, ortama eklenen DIDS ile anlamlı olarak baskılandı ancak DIDS, 8h embriyolarda etkisiz idi. Preimplantasyon aşamalarında bulunan PN zigot, 2h, 4h ve 8h embriyoların gelişim sürecinde AE aktivitesi giderek azalmakta, buna karşın çalışılan tüm aşamalarda alkalozdan iyileşme tam olarak gerçekleşmektedir. Bu iyileşme PN zigot, 2h ve 4h embriyolarda AE aktivitesi sayesinde olmakta iken 8h embriyolarda alkalozdan iyileşmenin doğası saptanamamıştır. Bu bulgular ışığında, gelişmekte ve metabolizmaları değişmekte olan embriyoların (daha fazla asidik yük oluştururlar), alkali ovidukttan asidik uterusa ilerlerken, metabolizma ve dış ortamlarına uygun şekilde savunma mekanizmalarını oluşturdukları sonucuna varılabilir. Anahtar Sözcükler: Anyon değiştirici, fare, hücre içi pH düzenlenmesi, zigot, embriyo

AlkalozAnyonlarEmbriyo+4
Şenay Dağılgan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İn vivo ve in vitro koşullarda embriyonik alkaloz defans mekanizmasının karşılaştırılması

Her tür hücrede olduğu gibi, gelişen embriyolarda da hücre içi pH (pHi) regülasyonu hücrenin yaşamını devam ettirebilmesi için önemli bir faktördür. pHi düzenleyicilerinden biri olan HCO3-/Cl- değiştiricisi (anyon değiştiricisi, AE) alkalozdan savunmayı sağlarken, Na+/H+ ile Na+,HCO3-/Cl- değiştiricileri asidoza karşı embriyoları korumaktadır. Bu değiştiricilerin görevi, embriyoların daha iyi gelişim göstermeleri için pHi değerini belirli bir düzeyde tutmaktır. Alkali ortam olan oviduktta (tuba uterina) bulunan embriyoların AE aktivitesi yüksek olmasına karşılık embriyonik gelişim süreci boyunca ovidukttan uterusa doğru ilerlemesi ile AE aktivitesinde azalma görülmektedir. Bu çalışmada, in vivo gelişen ve in vitro koşullarda kültüre edilerek elde edilen embriyoların gelişim süreçlerinde (embriyogenez) AE aktivitesinin karşılaştırılması ve alkaloz savunma mekanizmasının etkinliği açısından farklılık olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada Balb/c soyuna ait beş – sekiz haftalık erişkin farelere süperovülasyon protokolü uygulandı. Dişi farelerin matür erkek fareler ile kopülasyonları sağlanarak uygun zamanlarda, in vivo koşullarda gelişen iki (2-h), dört (4-h) ve sekiz hücreli (8-h) embriyolar ile morula ve blastokist aşamasındaki embriyolar elde edildi. In vitro koşullarda ise pronüklear (PN) zigot kültürü ile 2-h, 4-h, 8-h, morula ve blastokist aşamasındaki embriyolar elde edildi. Her iki koşulda elde edilen embriyoların kayıtlarında KSOM esaslı solüsyonlar kullanıldı. İn vivo ve in vitro olarak elde edilen embriyolar, pH-sensitif florofor 2,7 bis karboksi etil 5-6 karboksi florosin (BCECF) ile yüklendi ve mikrospektrofluorometrik yöntem ile ratiometrik olarak pHi kayıtları alındı. Cl- uzaklaştırma metodu ile AE aktivitesi fonksiyonel olarak saptandı. Embriyoların amonyum puls tekniği ile indüklenen alkalozdan iyileşmeleri ve bu iyileşmelerin AE inhibitörü DIDS ile etkilenmesi incelendi. Hücreleri alkali şoklardan koruyan AE aktivitesi, in vivo koşullarda gelişen ve in vitro kültüre edilerek elde edilen 2-h embriyonik aşamalarda yüksek iken (0,052±0,01 vs 0,060±0,01 pHU/dk) 4-h, 8-h, morula ve blastokist aşamalarına kadar olan gelişimsel süreçte her iki koşulda da giderek azaldı (pHU/dk olarak sırasıyla; 0,040±0,00 vs 0,047±0,00; 0,031±0,00 vs 0,039±0,01; 0,024±0,01 vs 0,021±0,00; 0,017±0,01 vs 0,019±0,00). İki hücreli embriyonun AE aktivitesine göre 8-h, morula ve blastokist aşamalarındaki azalış her iki koşulda da istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,05). Ancak in vivo ve in vitro olarak gelişen aynı aşama embriyoların AE aktiviteleri karşılaştırıldığında anlamlı farklılık saptanmadı. İn vivo ve in vitro koşullarda elde edilen tüm embriyonik aşamalarda indüklenmiş alkalozdan iyileşme gerçekleşmiş olup dinlenim değerlerine dönmüştür. İndüklenmiş alkalozdan iyileşmeye, erken embriyonik aşamalarda ortama eklenen DIDS, in vivo ve in vitro embriyolarda anlamlı olarak etki gösterdi. Ancak DIDS, her iki koşulda da gelişen geç embriyonik aşamalarda etkisizdi. İndüklenmiş alkaloza in vivo ve in vitro gelişen embriyoların verdikleri yanıtlar arasında anlamlı fark saptanmadı. Embriyonik gelişim sürecinde AE aktivitesindeki azalma ve indüklenmiş alkalozdan iyileşme in vivo ve in vitro şartlarda benzer şekilde gerçekleşmiştir. Embriyo kültüründe en azından pHi homeostasinde bir farklılık olmaması, daha uzun süreli kültürlerle elde edilen embriyoların transferinin değerlendirilebileceğini işaret etmektedir. Bu bilgi ışığında, ileri aşamalardaki embriyolar daha yüksek oranda implante olabildiğinden, in vitro fertilizasyonda sıklıkla kullanılan 8-h embriyo transferi yerine gelişimin daha ileri aşamalarındaki embriyoların transferi değerlendirilebilir.

Anyon değiştirici membranlarAnyonlarEmbriyo+4
Halil Şener
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Hipoksi ve embriyonik kök hücre genlerinin larinks kanseri patogenezindeki rolü

Larinks kanseri, baş boyun kanserlerinin ortalama %25'ini oluşturmakta ve genellikle orta yaş ya da ileri yaş erkeklerde görülmektedir. Larinks kanserlerinin %90'dan fazlası yassı hücre kanserleridir. Solid tümörler bilinen tüm kanserlerin %90'ını oluşturmaktadır. Solid tümörlerin en yaygın özelliği ve önemli çevresel streslerden biri hipoksidir. Oksijen konsantrasyonunun fizyolojik seviyenin altına düşmesi, in vitroda insan embriyonik kök hücrelerinin devamlılığını, spontan farklılaşmanın azalmasını sağlamakta, kendini yenilemeyi desteklemektedir. Kök hücre ve kanser hücreleri arasındaki benzerlikler her iki grubun gen ekspresyonunun düzenlenmesinde ortak yolaklar olabileceğini düşündürmektedir. Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda skuamoz hücreli larinks kanser teşhisi almış 26 hasta dahil edildi. Dokulardan RNA izolasyonu yapılarak tümör ve normal dokularda hipoksinin indüklediği faktörler ve embriyonik kök hücre genlerinin ekspresyon düzeyleri karşılaştırıldı. Çalışmamızda tümör dokularında HIF-1α, OCT4 ve NANOG genlerinin ekspresyonunun normal dokuyla karşılaştırıldığında arttığı saptandı. Ayrıca Hep2 larinks kanseri ve FaDu farenks kanseri hücre serileri hipoksiye maruz bırakılarak, hipoksinin, HIF-1α, HIF-2α, SOX2, OCT4, NANOG, CD133, ESRRA genleri üzerindeki etkisi belirlendi. Çalışmamızda hipoksiye maruz bırakılan Hep-2 hücrelerinde HIF-1α, HIF-2α, SOX2, OCT4, NANOG, CD133 ve ESRRA genlerinin mRNA ekspresyonlarında artış gözlenirken, FaDu hücrelerinde HIF-1α ve SOX2 mRNA ekspresyonunda azalma, HIF-2α, OCT4, NANOG, CD133 ve ESRRA mRNA ekspresyonlarında artma gözlenmiştir. Hücreler ESRRA inhibitörü XCT790 ile muamele edildiğinde, hücrelerde hipoksinin indüklediği gen ekspresyon profilinin değiştiği saptanmıştır. Bu çalışma sonunda larinks kanseri tedavisinde hipoksinin etkisini azaltılmasında yeni stratejiler geliştirilmesine yönelik bir yaklaşım sunulmuş oldu. Anahtar kelimeler: Larinks kanseri, hipoksi, embriyonik kök hücre genleri,Real Time-PCR

EmbriyoGenlerHipoksi+7
Nermin Seda Ilgaz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uzun süreli steroid baskısı altındaki farelerde oluşturulan yara modelinde fare embriyonik kök hücrelerinden farklılaştırılan keratinositlerin yara iyileşmesi üzerine olan etkisi

Kronik hastalıklara bağlı uzun dönem steroid kullanımı yara iyileşmesini geciktirerek kronik yaralara neden olmaktadır. Deksametazon sıklıkla kullanılan glukokortikoidlerden biridir. Bu uzmanlık tezinin amacı farelerde uzun dönem steroid kullanımında, fare embriyonik kök hücrelerinden farklılaştırılan keratinosit benzeri hücrelerin yara iyileşmesine etkilerinin histokimyasal ve immünohistokimyasal yöntemlerle incelenmesidir. 64 adet balb-c tipi erkek fare sadece yara modeli oluşturulan (yara grubu); yara modeli oluşturulduktan sonra keratinosit uygulanan (hücre grubu); 1 hafta günde 2 mg/kg deksametazon uygulandıktan sonra yara yeri oluşturulan ve deksametazon uygulamasına devam edilen (steroid grubu) ve yara modeli oluşturulmadan önce 1 hafta günde 2 mg/kg deksametazon uygulanan, yara modeli oluşturulduktan sonra keratinosit uygulanan ve deksametazon uygulamasına devam edilen (steroid+hücre grubu) olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Yara yerine uygulanacak olan keratinosit benzeri hücrelerin, fare embriyonik kök hücrelerinin fare fibroblastları ile kültüre edilmesi ile çoğaltıldı, BMP-4 uygulaması ile farklılaştırıldı, sitokeratin-8 ve sitokeratin-14 seviyelerinin hem immünositokimyasal hem de akış sitometrisi ile doğrulanmasıyla karakterizasyonları tamamlandı. Keratinosit benzeri hücreler sadece hücre ve hücre+steroid grubuna bir kez uygulandı, deksametazon uygulamasına steriod ve hücre+steroid grubunda yara oluşturulduktan sonra 21 gün boyunca devam edildi. Yara oluşturulması sonrası 10. ve 21. günlerde alınan deri doku kesitleri öncelikle hematoksilen-eozin boyaması ile değerlendirildi. Sonrasında sitokeratin-8, sitokeratin-14, MCP-1, TNF-α, VEGF, IL-1β ve COL1A1'in dağılımları immünohistokimyasal olarak değerlendirilerek yara iyileşme süreçleri izlendi ve grupların birbirleriyle karşılaştırılması yapıldı. Sonuçlar uzun dönem steroid varlığında (21 gün) histokimyasal olarak yara iyileşmesinin hücre uygulaması ile pozitif yönde etkilendiğini, immünohistokimyasal olarak keratinosit benzeri hücrelerin yara yerinde sitokeratin ekspresyonuna devam ettiğini, 21 gün boyunca bazal düzeyde kalan TNF-α'ya karşın negatif izlenen IL-1β'ya ek olarak MCP-1, VEGF ve COL1A1 seviyelerindeki artış birlikte yara yerine hücre uygulamasının keratinizasyonu destekleyerek yara iyileşmesine katkı sağlandığını gösterdi. Bu uzmanlık tezi klinik pratik için bir ön bilgi sağlamıştır, halen farklı gereç ve yöntemlerle yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır.

EmbriyoFarelerHayvan deneyleri+5
İlayda Gençer Uslu
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Analysis of sperm cytoplasmic mRNA content with special reference to the storage temperature and its possible impact on early embryonic development

Aims: The current study aims to investigate five mRNA necessary for chromatin decompaction and demetilation and mRNA degradation in Oryctolagus cuniculus sperm cytoplasm. The investigation was implemented on three groups, one fresh control and two stored at different temperatures such as 4°C and 15°C to investigate also an impact of storage temperature on possible mRNA self decay. The results would be beneficial for understanding of maternal – paternal genes interplay during the very first hours of the embryonic development and the impact of paternal genes on the basic tasks implementation just before the embryonic genome activation (EGA). This knowledge would help to improve ART success rates by development better medium, storage and ICSI techniques for the cases with unexplained infertility. Materials and Methods: Sperm for the current project was collected once or twice a week (during 7 weeks) using artificial vagina from adult male rabbits known to be fertile. After dilution, the samples were divided into two equal groups. The first group of the samples was stored at 4°C and the second one was stored at 15°C for 72 hours. At the end of this period, a freshly taken ejaculate after examinations was also added as a control group (without previous storage). The mRNA was isolated, cDNA synthesized and qRT-PCR performed. For the gene expression comparison among the groups the ΔCT method was used as a normalization method, and the Independent Samples one-sided T Test was used to decide on the significance of the intergroups differences with the 0.05 level of significance. Statistic analyses were performed using SPSS (Statistical Packag for Social Sciences) for Windows 22. xiv Results: The study has confirmed that sperm cytoplasm indeed contains paternally produced mRNA, and this study could determine five gene transcripts in Oryctolagus Cuniculus sperm cytoplasm: CNOT1, CNOT8, TET3, NPM2 and XRN1. Moreover, CNOT8 and CNOT1 were present the most, XRN1 and NPM2 were present the least. According to the Independent Samples T Test, TET3 transcripts' sensitive to low storage temperatures was claimed with 87% of statistical power at 0.95 significance. Conclusion: The current study has met it's research goals succesfully. It has added valuable research data to the field of research in sperm cytoplasmic content and to the whole field of embryology. This research contribution has also added to the field of knowledge on Oryctolagus cuniculus species.

Growth and embryonic developmentEmbryoEmbryonic development+6
Maia Özdemir
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Siklik GMP amp sentaz / interferon genlerinin uyarıcısı yolağının embriyolojik gelişim sürecindeki yeri

Amaç: Sitozolik DNA'yı tanıyarak inflamatuar süreçleri aktive eden cGAS/STING yolağıdır. Fertilizasyonda bu yolağın baskılanması beklenmektedir. Eğer bu yolak baskılanmazsa inflamatuar süreçler aktive olarak fertilizasyon başarısızlığına veya da erken embriyonik gelişimde bozukluğa yol açabilir. Bu çalışmada cGAS/STING yolağının embriyolojik gelişim sürecindeki yerinin belirlenmesi, fertilizasyona ve embriyolojik gelişime etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Balb/C cinsi farelerden üç grup oluşturulmuştur. Grup 1: Kontrol grubu, Grup 2: Fertilizasyon grubu (Çiftleştirildikten sonra embriyonik 1. gün sakrifiye edilen grup; n:15), Grup 3: İmplantasyon grubu (Çiftleştirildikten sonra embriyonik 4,5. gün sakrifiye edilen grup; n:15). Grup 1 ve Grup 3' de Hematoksilen ve Eozin ile cGAS, STING, NLRP14, IRF3 ve IFN primer antikorları ile indirekt immunohistokimya metodu uygulanmıştır. Grup 2'de ise 1 günlük embriyolar toplanıp, immunflorasan boyama yapılmıştır. Bulgular: Kontrol grubunda, cGAS/STING yolağının ve bu yolağın negatif regülatörü NLRP14'ün varlığı indirekt immunohistokimya ile gösterilmiştir. Fertilizasyondan sonra 1 ve 4,5. günlerdeki embriyolarda yüksek cGAS ve STING immunoreaktiviteleri ile orta düzeyde IRF3 ve IFN immunoreaktiviteleri, negatif NLRP14 immunoreaktivitesi saptanmıştır. Sonuç ve Yorum: Kontrol grubu, embriyonik 1 ve 4,5. günlerdeki cGAS/STING yolağına ait moleküllerin ve bu yolağın negatif düzenleyicisi olan NLRP14'ün immunoreaktivite düzeyleri saptanmıştır. Özellikle NLRP14'ün fertilizasyon ve erken embriyo gelişiminde nükleik asit algılayıcı yolağın suprese edilmesinde önemli olduğu ve açıklanamayan infertilite olgularında göz önüne alınması gerektiği öne çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: cGAS, STING, NLRP14, fertilizasyon, implantasyon, ovaryum, testis

EmbriyoEmbriyo gelişimiEmbriyo implantasyonu+4
Gülşah Albayrak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Nikotin maruziyetinin fare embriyonik kök hücrelerinde nöronal farklılaşma üzerine etkisi

Günlük hayatımızın her evresinde birçok biyolojik, fiziksel ve kimyasal ajanlara maruz kalmamız ciddi sağlık problemlerine yol açmaktadır. Hatta bu ajanlara maruziyetimiz, belki de yaşamımızın en önemli evresi diyebileceğimiz organizmanın temelinin atılıp oluşturulduğu fetal dönemden başlamaktadır. Nikotin de, bu kimyasal ajanlardan biridir. Fetal gelişim sırasında nikotine maruz kalmanın hem anne hem de fetüs için zararlı etkilerinin olduğu ileri sürülmüş ancak bu etkilerin hücresel düzeyde anlaşılabilmesi için bu konudaki çalışmaların artırılması gerekmektedir. Biz de bu tez çalışmasında gelişim sürecinde nikotine maruz kalmanın etkilerini incelemeyi amaçladık. Bu amaçla fare embriyonik kök hücrelerini in vitro ortamda nikotine maruz bırakarak farklılaştırdık. Farklılaşma sırasında ve sonunda kültürdeki hücreleri toplayarak Gfap, Nestin, O4, β-3 Tubulin ve Map2 proteinlerine immünohistokimyasal boyama (İHC) ile baktık. Real Time PCR analizi ile de NEUROG2, RBFOX3, TUBB3, GSK3B ve PAX6 genlerinin ekspresyonlarına baktık. Çalışmamızın sonunda; nikotine maruz kalan grubumuzda gen ekspresyonlarının değiştiği, kontrol grubuna nazaran gen ekspresyonlarında azalma olduğu görüldü. İHC sonuçlarında Map2, β-3 Tubulin ve O4 ekspresyonlarında nikotinli gruplarda nikotinsizlere nazaran azalma olduğuGfap ve Nestinde ise 21. gün hariç diğer günlerde azalma olduğu görülmüştür.

EmbriyoFarelerFetal gelişim+5
İnayet Nur Uslu
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibroblast büyüme faktörü-2 bloklamasının tavuk embriyosunda kraniyal sütür gelişimine etkileri

Kranial kubbenin normal büyümesi ve morfogenezi, sütürlerdeki hücre proliferasyonu ile kranial kemiklerin kenarlarındaki osteogenez arasındaki dengeyi yansıtmaktadır. Klinik bir durum olan kraniyosinostozda, erken osteojenik farklılaşmadan dolayı sütürler prematür birleşir ve kraniofasiyal malformasyon meydana gelir. Günümüzde, bazı fibroblast büyüme faktör (FGF) reseptör genlerindeki mutasyonlar major kraniyosinostotik sendromlar için sorumlu tutulmuştur. Tavuk embriyosu kranial kubbelerindeki endojen FGF-2 ligandlarının seviyelerini manipüle etmek ve morfogenezi bozmak için antikor bloklama yöntemi kullanılmıştır. FGF-2'nin yüksek ve düşük seviyeleri farklı tepkiler verilmesine neden olmaktadır. Bu farklı seviyeler arasındaki denge normal kranial morfogenezi sağlamaktadır. Bu çalışmada, literatür bilgileri ışığında deneysel model olarak tavuk embriyosu gelişimi kullanılarak FGF-2 bloklaması ile kranial sütür gelişimi, deneysel kraniyosnostoz oluşumuna etkisi ve kemikleşme öncesi ve sonrasında oluşabilecek değişikliklerin morfolojik, histolojik ve protein düzeyinde incelenmesi amaçlandı. Bu süreçte oksidatif stres ile hücre ölümünün ilişkisi araştırıldı. Çalışmamızda Bornova Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'nden temin edilen spesifik patojen içermeyen (SPF, specific pathogen free) 120 adet tavuk yumurtası kullanıldı. Yumurtalar, 37,5oC sıcaklıkta, yaklaşık %60-80 nem orana sahip etüvde inkübe edildi. Dört deney grubu oluşturuldu. Birinci grup kontrol grubu 20 denek. İkinci grup fosfat tampon solüsyonu (PBS; Posphate buffer solution) verilen, üçüncü grup 0,01 μg/ml anti-bFGF-2 ve dördüncü grupta 0,1 μg/ml anti-bFGF-2 ile bloklama yapılan grup olarak oluşturuldu. İkinci üçüncü ve dördüncü gruplar içinde uygulama yapılan günlere göre E2 (2. gün), E4 (4. gün), E6 (6.gün), E8 (8. gün) olmak üzere 4 alt grup oluşturuldu. PBS verilen 2. grupta her alt grup için 5'er adet toplam 20 adet, anti-FGF-2 ile bloklama yapılan 3. ve 4. gruptada her alt grupta 10'ar adet toplam 80 adet denek kullanıldı. Gelişimin farklı aşamalarında anti-temel fibroblast büyüme faktörü-2 (anti basic fibroblast growth factor 2, anti-bFGF-2) uygulandı. Fertilize yumurtalar inkübatörde 15 gün süresince inkübe edilerek 2., 4., 6. ve 8. günlerde her gruba ameliyat mikroskobu yardımı ile 1 doz olmak üzere umblikal kord etrafına 0,1 ve 0,01µg/ml olacak şekilde PBS içinde antikor ile bloklama uygulandı. E15 günü sakrifiye edildikten sonra alınan örnekler Bouin tespit solüsyonu ile fikse edildi, rutin doku takibine alınarak parafine gömüldü ve 5 μm'lik seri kesitler alındı. Makroskobik gelişim etkilenmesi morfolojik olarak, mikroskobik etkileşim Hematoksilen-Eozin, Mason Trikrom, Vonkossa ve Alizerin Red ile histokimyasal ve oksidatif stres için anti-eNOS, çoğalma için anti-PCNA ve hücre ölümü için TUNEL ile immunositokimyasal yöntemle boyanarak incelendi. Gelişimin makroskobik karşılaştırmaları morfometrik ölçümler ile boyamaların karşılaştırmaları skorlama ile gerçekleştirildi. Farkların ortaya konmasında Graphpad istatistik yazılımı kullanıldı. Tek yönlü ANOVA analizi ile yapılan karşılaştırmalarda p<0,05 anlamlı olarak kabul edildi. E4 ile E8 embriyolarının antikor ile bloklanması sonrasında E15 günü yapılan morfolojik, histolojik ve immunositokimyasal bulgularda beklenen kraniyosnostoz oluşumunun gerçekleşmediği, yerine kıkırdak hâkimiyetinin varlığı saptandı. Örneklerde morfolojik bozukluk, anomali veya gelişme geriliği gibi patolojiler saptanmadı. Antikor bloklaması ile oluşan ancak sistemik yapıyı etkilemeyen FGF-2 için sütürlerdeki eNOS boyaması ile gösterilen oksidatif stres durumunu değiştirerek PCNA ile saptanan çoğalmanın devamına ve apoptoz ile belirlenen hücre ölümüne etki yaptığı gözlendi. Bu etkilerin en belirgin bir biçimde E8 embriyolarında görüldüğü ve oluşan etkinin ve farklılıkların istatiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Bulgularımız FGF-2'nin anlamlı ve tekrarlanabilir bir biçimde kranial gelişimde önemli rol oynadığını, bloklandığı takdirde sütür kapanmasında gecikmeye neden olduğunu gösterdi. FGF'ün normalde kemik gelişimini hızlandırdığı ancak sütürlerde kapanmayı geciktirdiği bilgisine parelel olarak bu faktörü bloklamanın kapanmayı erkenleştirmesini beklerken tam tersi bir etkinin varlığı saptandı. Sütür aralarının bu beklenmedik etki ile daha da genişlediği izlendi. Bu sonuçlar, bloklamaya bağlı başka yan etkiler görülmemesi nedeni ile antikor ile bloklamanın kraniyosnostozlularda tedavi amaçlı kullanılabileceğini düşündürdü. Kraniyosnostoz ve fibroblast büyüme faktörü-2 ilişkisinin ve kullanılan oksidatif stres ve apoptoz ilişkisinin ileri teknikler ile daha ayrıntılı incelenmesi bu hastalıktan mağdur olan insanlara daha kaliteli bir yaşam sunmak için önemli bilgiler oluşmasını sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Fibroblast Büyüme Faktörü, Tavuk embriyo, kranial sütür, kraniyosinostoz, histoloji, oksidatif stress, apoptoz.

ApoptozisEmbriyoFibroblast büyüme faktörü+5
Tamay Şimşek
Manisa Celal Bayar University
2014
00

Related subjects