Hukuk
163 theses under this subject heading
Türk Hukukunda yükseköğretimin vergilendirilmesi
Türk hukukunda, yükseköğretim kurumlarına ve öğretim elemanlarına özel bir hukuki statü tanınmıştır. Bu tez kapsamında, öncelikle yükseköğretim kurumlarının ve öğretim elemanlarının hukuki statüleri tespit edilmiştir. Daha sonra, yapılan tespitlere bağlı olarak yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarının gelirleri belirlenmiş ve bu gelirlerin tabi olduğu vergi rejimi ele alınmıştır. Son olarak, yükseköğretim kurumlarının kurumsal olarak vergi hukuku karşısındaki durumları açıklanmıştır.
Kültür tarihi boyunca çocuk ve kadınlara uygulanan şiddet içeren gelenekler: Adli bilimlere antropolojik bir bakış açısı
Dünya üzerindeki bütün toplumlarda cinsiyetlerin kültürel ve sosyal olarak yerleşik beklentilerine ve davranışlarına dayanan uygulamalar bulunmaktadır. Geçmiş zamanlarda dâhil olmak üzere özellikle günümüz toplumunda kadın ve çocukların üzerinde gerek psikolojik, gerekse fiziksel anlamda bir şiddet giderek artmaya devam etmektedir. Şiddet ve istismar biçimleri genellikle kadınların ve çocukların cinsiyetler arası eşitliğini, güvenliğini, haysiyetini, öz benliklerini ve temel haklarını kabul etmeyen insan hakları ihlallerinin en yaygını olarak görülmektedir. Yapılan tez çalışmasında kadın ve çocuklara uygulanan zararlı geleneklerin temeline inilmiştir. Bu çalışmanın yapılma sebebi geçmiş zamanlardan günümüze kadar olan süreçte kültürlerin, normların, dinlerin ve değerlerin farklı yorumlanarak kadın ve çocuklara zarar verilmesidir. Yaşanılan çevreler ne kadar değişirse değişsin toplumların genelinde yıkılamayan tabular mevcut. Örnekten yola çıkarsak insanlar yaşamları boyunca inanışları uğruna birçok uygulama gerçekleştirmiştir. Ancak birilerini kurban ederken bir zamanlar kendilerinin de onların yerinde olduğunu ve aynı istismarı kendilerinin de yaşadıklarını unutarak zararlı gelenekleri günümüze taşımışlardır. Çalışmamızın asli amacı insanın en temel hakkı olan yaşama hakkının gelenek adı altında tehlikeye atıldığını göstermektir. Her geleneğin uygulanmaması gerektiği gibi, hukukun ve yasaların yeri geldiğinde insanların inanışlarının önünde tutulmasının doğru olmasıdır. Yaşamın doğum ile başladığı düşünülürse bebeklikten yetişkinliğe kadar olan süreç içerisinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre kasten ve yasadışı her türlü şiddet suçtur. Kültürel (sosyal) antropoloji ve Adli bilimlerin kesişim noktası bu kısım olmuştur. Böylelikle sadece kendi alanında değil diğer birçok bilimlere de katkı sağladığı görülmektedir. Adli bilimler ise adaletin tecellisi amacıyla yararlanılan tüm bilim dallarını kapsamaktadır. Bu çalışmada bahsedilen her türlü zararlı uygulama insanların bedeni ve ruhu üzerinde, herhangi bir tedavi amacı olmaksızın, mağdurların sağlığı ve insan hakları üzerinde olumsuz etkisi olan kültürel veya geleneksel nedenlerle kasıtlı olarak yapılan tüm uygulamaları içermektedir.
Hukukta madde ve form dikotomisi
Çalışmamızda hukukta önemli derecede kullanım sıklığına sahip form ve madde kavramlarının belirlenmesi, bu iki kavram arasında form lehine olan hiyerarşik ilişkinin tespiti, bu üstünlüğün sebepleri ve yerindeliğinin analizi amaçlanmıştır. İlk bölümde kavramsal bir analiz yapılarak form ve madde unsurlarının içine hangi özelliklerin girdiğini tespit edilmiştir. Bu amaç doğrultusunda belirlilik ve kesinlik; kavramsallık ve sistemsellik; yazılılık ve kodifikasyon; yöntemsellik ve bilimsellik hukukun formunu oluşturan unsurlar olarak ele alınmıştır. Hukukun maddesinin ise amaç, toplumsal olgu, anlam ve içerik unsurlarından oluştuğu belirtilmiştir. İkinci bölümde, form unsuru olarak tespit ettiğimiz kriterler göz önünde bulundurularak, Roma Hukukunda ve Common Lawda form analizi yapılmıştır. Bu tartışmanın akabinde modern dönemle birlikte form ve madde dikotomisinin oluşmaya başladığı, bir başka deyişle bu düalitede, form kavramın maddeye nazaran üstün kabul edildiği gösterilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümün sonunda, teorik tartışmaların pratik örnekler üzerinden gösterilmesi amacıyla madde yerine forma önem veren bir Yargıtay kararı ve genel olarak tebligat hukukuna ilişkin form ve madde analizi yapılarak, hukukta form unsurunun madde unsuruna üstün olduğuna ilişkin temel tezin desteklenmesi amaçlanmıştır. Üçüncü bölümde ise hukukta form olarak kabul ettiğimiz belirlilik, kesinlik, kavramsallık ve yöntemsellik gibi niteliklerin, çağdaş bilim felsefesi görüşleri doğrultusunda eleştirel analizi konu edinmiştir. Böylece, belirliliğin, kesinliğin ve bilimselliğin sağlanması uğruna madde unsurunun ikinci plana atılmasına rağmen; belirliliğin, kesinliğin ve bilimselliğin ne kadar sağlandığı ya da sağlanamadığı gösterilemeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Amerika ve Avrupa'da ortaya çıkan, hukukun formel özelliklerini azaltmaya yönelik gelişmelere değinilmiştir. Ancak bu gelişmeler "alternatif" olma niteliği sebebiyle asıl olan hukuki çözüm mekanizmalarının formel niteliğinde bir değişim sağlamamıştır. Dolayısıyla, anti-formel hukuk hareketlerinin, modern hukukun form unsuruna öncelik veren niteliğinde önemli ölçüde bir değişim yaratmadığı ifade edilebilecektir. Anahtar Kelimeler: Esas, form, madde, usul.
Cyber war and cyber attack legal analysis United Nations-Turkey
The fact that access and broadcasting is almost entirely technological nowadays, almost everyone should ignore the fact that in some way attack the act of cyber attack. If we have not directly dealt with an act of cyberattack, either you have seen it, but it is not owned, or it is your previous segment that did not. As a priority against cyber attack penalties on the basis of individuals and institutions; It will be beneficial to pay attention to the formation of situational wings against cyber attack groups, strong defense against attacks, and to do what is safe in the high position where digital operations will be carried out. With the inventions of technology, cyber defense commands were added to the land, naval and air forces commands, and armies began to produce scenarios on concepts such as cyber attack and cyber warfare. Within the scope of conceptual differences, we now know that wars are not only fought by known war methods between countries. The United Nations (UN) is at the forefront of the important global intergovernmental organizations where national and international cyber security discussions are carried out. Conceptually, changes, new features, and non-clear, UN and employment-enforced legal provisions. In the field of cyber attack and cyber warfare, the international legal characteristics remain at a sufficient level, and problems arise in the extension of the sanctions. Again, when exposed to a cyber attack, the problem of not being imputed to the attack also poses a problem. The main issue that needs to be done is to determine the legal international norms and to ensure that these norms are maintained independently. In particular, panoramic evaluations will review this evaluation with the increase in the importance of cyberspace with each passing day, the developments in the phenomenon of war and the emergence of the cyber attack crime.
Dibilimsel gerekçelenmdirme çözümlemesi -Almanca ve Türkçe boşanma metinleri bağlamında gerekçelendirme ve belirleyenleri-
11. ÖZET Bu çalışmanın temel konusu Almanca ve Türkçede hukuksal gerekçelendirme olmakla birlikte, doğal dilsel gerekçelendirmelere ilişkin genel kuramlar irdelenmiştir. Dilbilimsel gerekçelendirme kuramı oldukça yenidir; gerekçelendirme adı altında irdelenmesi genellikle söz- eylem kuramı çerçevesindedir. Yeni çalışmalar doğası gereği kuramsal ağırlıklıdır. Bu bakımdan, bu çalışmada dallararası kimi kuramlara geniş yer verildi. Çalışma on bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, toplumsal gerçekliği ve bunun yöntemlerini araştırma konusu olarak belirleyen budun yöntembilim irdelenmiştir. Gerekçelendirme, bir konuda uzlaşımı hedefler. Uzlaşım, ancak ortak deneyimlerin gözetilmesiyle sağlanır. Toplumsal gerçekliği gözetmeyen bir uzlaşma çabasının başarıya ulaşması çok güçtür. Bu yüzden, gerekçelendirmede budun yöntembilimin verilerinden yararlanılması gereği vurgulanmış ve konuya ilişkin savlar belirginleştirilmiştir. İkinci bölümde, dilbilimsel metin çözümlemesi konulaştırılmıştır. Burada, metin dilbilimin gelişimi, metin kavramı, metin türleri ve bunları ayrımlaştırma ölçütleri irdelenmiştir.228 özet Üçüncü ve dördüncü bölümde, hukuksal gerekçelendirmenin gelişimine katkı sağlayan kuramlar ve bu kuramlar arasındaki etkileşim sorunlaştırılmıştır. Bu bağlamda, Baier'in ahlaksal gerekçelendirme kuramı, Toulmin' in gerekçelendirme kuramı ve modeli, Hare'nin ahlaksal gerekçelendirme kuramı, Wittgenstein' m dil oyunu kavramı, Austin, Searle ve Klein' m söz-eylem kuramı irdelenmiştir. Söz konusu kuramlar, gerekçelendirme çözümlemesi açısından sınanmış ve gerekçelendirme kuramına katkıları tartışılmıştır. Beşinci bölümde, gerekçe ve gerekçelendirme tüm yönleriyle ele alınmış; formal mantığın doğal dilsel gerekçelendirmeyi betimlemedeki yetersizliği vurgulanmıştır. Gerekçelendirmenin, eylem, söylem, hakikat, tartışma ve güdüleme ile ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca, sezdirim kuramı, bağıntı kuramı ve yapıcı etikin gerekçelendirmedeki işlevi sorunlaştırılmıştır. Altıncı bölümde, hukuksal gerekçelendirme kuramı ve bunun yorumbilim ve dilbilim ile ilişkisi konulaştırılmıştır. Bu bölümde, hukukbilim, dilbilim ve yorumbilim arasında olması gereken işbirliği ve olası yöntemler sav oluşturucu biçimde ayrımlaştırılmıştır.229 özet İrdelenen kuramlar ve değinilen bilim dalları, dallararası etkileşim ve işbirliğinin zorunluluğunu ortaya koymuştur. İzleyen bölümde ise, boşanmaya ilişkin yasal düzenlemelere kısaca yer verilmiştir. Alman ve Türk yasalarına göre boşanma nedenleri belirtilmiş, aralarındaki koşutluk ya da koşutsuzluk belirginleştirilmiştir. Edimsel bölümde, Türkçe ve Almancadan seçilen boşanma metinleri, Toulmin' in gerekçelendirme modeline göre çözümlenmiştir. Kararların yorumlanmasında kimi kuramlara gönde rme yap ı İmi ş 1 1 r. Sonuç bölümünde, kapsamlı bir gerekçelendirme modeline ilişkin savlar geliştirilmiştir. Gerekçelendirmede karşı gerekçelendirenin belirleyiciliği önemsenmiş; dallararasılık, ahlaksallık, iletişimsellik, anlaşılırlık, uygunluk, yararlılık ve akılcılığın gerekçelendirmedeki önemi ve işlevi bu çalışmanın başlıca savları olarak vurgulanmıştır. Kuramsal ve edimsel bölümde belirginleşen gerekçelendirme ölçütleri irdelenmiştir.
Hukuk, ilahiyat ve sağlık bilimleri fakülteleri öğrencilerinin istemli kürtajlar hakkındaki görüşlerin değerlendirilmesi
Bu araştırma, Hukuk, İlahiyat ve Sağlık Bilimleri Fakültelerinde öğrenim gören öğrencilerin istemli kürtajlar hakkındaki görüşlerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, 1 Ekim 2019-1 Mart 2020 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Hukuk, İlahiyat ve Sağlık Bilimleri Fakültelerinde öğrenim gören 3. Sınıf öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin; %31'i hukuk fakültesi, %22,8'i ilahiyat fakültesi, %16,5'i ebelik bölümü ve %29,7si hemşirelik bölümünde öğrenim görmekte olup, öğrencilerin %30,4'ü erkek %69,6'sı kadın ve öğrencilerin; yaş ortalaması 22,5±3,7'dir. Öğrencilerin %60,9'u istenmeyen gebeliğin toplum sağlığını olumsuz etkilediğini, %40,4'ü istemli kürtajın üreme sağlığındaki etik konulardan biri olduğunu, %45,3'ü istemli kürtaj yaptırmanın toplum değerlerine aykırı olduğunu, %38,6'sı istemli kürtaj yaptırmanın günah olduğunu ve %32,8'i ise istemli kürtaj yaptırmanın bazı durumlarda günah olmadığını ifade etmişlerdir. Bu çalışmada; araştırmaya katılan öğrencilerin öğrenim gördükleri fakültelere göre istemli kürtajlar ile ilgili görüşlerinin çoğunlukla anlamlı fark yarattığı, cinsiyetlerine göre yine arada anlamlı farklılıklar olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca sonuçları değerlendirdiğimizde öğrencilerin yaklaşık yarısının kültürel ve toplum değerleriyle benzer görüşlere sahip olduğu saptanmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu
Söz konusu yüksek lisans tez çalışmasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-f maddesinde düzenleme alanı bulan "Bilişim Sistemleri Aracılığıyla Dolandırıcılık Suçu" incelenmiştir. Suç genel teorisi çerçevesinde incelenmeye çalışılan bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık suçunda özellikle suça karakteristik özelliğini veren hile ve bilişim sistemleri açısından değerlendirilmeye alınmıştır. Bunun yanı sıra konuyla ilgili olarak öğretide yer alan görüşlere yer verilmiş ve uygulamada yer alan ver Yargıtay kararlarına konu olmuş somut olaylara değinilmiştir. Son olarak bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık suçu ile uygulamada karıştırılması muhtemel olan suçların karşılaştırmalı olarak açıklamalarına yer verilmiş, aralarındaki farklara değinilmeye çalışılmıştır.
Alâüddîn Üsmendî'nin hukuk düşüncesinde kıyas nazariyesi
Bu çalışmada Mâverâünnehir fıkıh uleması arasında yer alan münazara, cedel ve hitabet yönüyle meşhur olan Hanefî fakihi ve kelâm âlimi Ebü'l-Feth el-Üsmendî es-Semerkandî'nin (ö. 552/1157) kıyas nazariyesi ele alınmaktadır. Çalışma giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın konusu ve önemi, amacı, sınırlılıkları ve kapsamı, yöntem ve kaynaklarından bahsedilmiştir. Birinci bölümde Üsmendî'nin hayatı ve ilmi kişiliği, yaşadığı dönem, ilmî durum, ilmi metodu ve bilgi teorisi, hocaları, öğrencileri ve eserleri tanıtılacaktır. İkinci bölümde hem genel olarak hem Üsmendî'nin görüşleri çerçevesinde kıyasın kavramsal çerçevesi ve mahiyeti, kıyasın ve kıyas ile ilişkisi bulunan kavramlar, kıyasın meşruiyeti, kaynak ve bilgi değeri, kıyasın unsurları, kıyasın çeşitleri gibi konulara değinilecektir. Üçüncü bölümde ise Üsmendî'nin kıyasa dayalı fıkhî görüşleri bağlamında muâmelât özelinde hâvale, selem, icâre akdi, velâyet ve akrabaların diyet ödemesi konuları ele alınacaktır. Sonuç bölümünde ise, çalışmada ortaya konulan tespitlere yer verilecektir.
Anonim ortaklıkta yönetim ve temsil yetkisinin devrinde yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu
Anonim şirketlerde yönetim veya temsil yetkisi kural olarak yönetim kurulu tarafından kullanılmakla birlikte, özellikle halka açık veya büyük ölçekli ortaklıklarda söz konusu yetkilerin tamamının yönetim kurulu tarafından bizzat yerine getirilmesi uygulamada sık rastlanan bir durum değildir. Bu nedenle kanunda, yönetim kuruluna, yönetim veya temsil yetkisinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu' nun 367/I ve 370/II hükümlerinde yer alan şartlara uygun olarak, mevcut yönetim kurulu üyelerinden bir veya birkaçına yahut üçüncü kişilere devretmek suretiyle, şirketin yönetim teşkilatını belirleme yetkisi tanınmıştır. Şirket yönetimi konusunda uzmanlaşmış ve yeterli mesleki tecrübeye sahip olan kişilere yetkilerin devredilmesi, bir yandan şirkette profesyonelleşmeyi sağlamakta, diğer yandan kural olarak, devredilen yetkilerle birlikte bu kapsamda ortaya çıkabilecek hukuki sorumluluk da devredilmiş sayılacağından, yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğunu sınırlandırmaktadır. Yönetim veya temsil yetkilerinin geçerli bir şekilde devredilmesi halinde, devredilen yetkilerle ilgili olarak yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu; murahhasların seçiminde, onlara verilecek talimatlarda ve murahhasların üst gözetiminde göstermeleri gereken makul derecede özen yükümlülüğü ile sınırlı olarak devam eder. Çalışmamızda, geçerli ve geçersiz yetki devri hallerinde, yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğunun ne şekilde ortaya çıkacağı meselesi, mehaz İsviçre hukukundaki görüş ve yargı kararlarına yer verilmek suretiyle, detaylı bir şekilde incelenmiştir.
Selçuklularda suç ve ceza (Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçukluları'nda örnek uygulamalar)
Tez konusu olarak suç ve cezayı seçmemizin sebebi, suç ve ceza tarihinin insanlık tarihi kadar eski olması, ayrıca suç ve cezanın toplum kültürüyle yakından ilişkili olmasıdır. Suç ve ceza, insanların ilk yaşayış şekli olan kabileler halinde yaşam ile birlikte tarihin hukuk literatüründe yerini almış kavramlardır. Disiplinler arası yöntemi benimseyerek oluşturduğumuz çalışmamız giriş ve girişe ek olarak üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde suç ve cezanın dünya tarihi ve Türk tarihi açısından gelişimi ele alınmıştır. Yine bu bölümde, Selçuklu hukuku analiz edilmiştir. Daha sonra Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu'nun suç ve cezaya yönelik hukuki uygulamaları, 'Islaha Yönelik Cezalar', 'Bedene Yönelik Cezalar', ve 'Konularına Göre cezalar' şeklinde bölümlenerek, her bir başlık sırasıyla diğer bölümlere dağıtılmış ve her bir bölümde Büyük ve Anadolu Selçuklu'nun cezaî uygulamaları örneklerle incelenmiştir. Selçuklu hukukunun nasıl oluşturulduğu konusu tartışmalı bir konudur. Bir kısım tarihçiye göre Selçuklu hukukunda İslam tesiri bulunmamaktadır. Diğer kısma göre ise Selçuklu hukukunda İslam tesirini yok saymak, gerçekleri göz ardı etmekten öteye gitmeyecek bir söylemdir. Biz araştırmalarımız neticesinde literatürdeki kaynaklarda Selçuklu'nun hukuk uygulamalarında, İslam ceza hukuku kaidelerine pek az rastladık. Bu bakımdan şu çıkarımı yapmak sanıyoruz doğru olacaktır: Selçuklu hukukunda İslam tesiri olmakla birlikte pratikte daha çok örfi hukuka yer verilmiştir. Ancak Moğol ordusunun Anadolu'da yaptığı tahribattan ötürü literatürde pek kaynağın olmayışı ve de Selçukluların var olduğu zaman diliminde sosyal tarih anlayışı henüz gelişmediğinden devletin halka nasıl cezalar tatbik edildiği bilgisine pek ulaşılamamıştır. Bu nedenle Selçuklu hukukunun kapsamıyla ilgili net bir genelleme yapmak pek mümkün görünmemektedir. Bu sebeple konu, tarihçiler arasında tartışma olarak kalacak gibi görünmektedir. Selçukluların hukuk alanına yönelik tarih literatüründe pek fazla kaynak olmamasına rağmen faydalı olacağını düşündüğümüz derli toplu bir çalışma yaptığımıza inanıyoruz. Yaptığımız bu çalışma, akademik dünyaya katkı sağlamış olduğunda amacımız vasıl olacaktır.
Elektronik ödeme sistemleri ile sanal paranın hukuksal ve vergisel yönden incelenmesi
İnsanlık tarihi boyunca ticaret insanların toplumsal yaşamının önemli bir parçası olarak görülmektedir. Ticaretin niteliği ve unsurları koşullara ve çağa göre farklılık göstermektedir. Takas yöntemi ile başlayıp değerli madenler, taşlar ve para karşılığında bir ekonomik ilişki boyutuna gelen ticaret, günümüzde teknolojik gelişmelerin etkisiyle dijital alana da taşınmıştır. Ödeme araçlarındaki değişimler devam etmekte olup çek vb. araçlar yerini kredi kartları ve banka kartlarına bırakmıştır. Bununla birlikte günümüzde dijital para olarak adlandırılan elektronik para sistemlerinin kullanımı hızla artış göstermektedir. Sanal para şeklinde tanımlanan dijital paraların son örneği Bitcoin, Ethereum, Ripple ve Litecoin gibi kripto paralardır. Kripto paralar kullanıcılara herhangi bir otoriteye bağlı olmaksızın özgürce hareket etmelerini sağlamaktadır. Bu tür dijital paraların devletlerin yasal düzenlemelerinde ve vergilendirme sistemlerinde gelecekte önemli değişikliğe yol açacağı ön görülmektedir. Kripto paraların teknolojideki yenilikler, bankacılık ve finans alanlarında farklı uygulamalarla kullanılmaya başlandığı ve hızlı bir gelişim gösterdiği görülmektedir. Çalışma bu noktadan hareketle, elektronik ödeme araçlarının içeriğini, boyutunu, kullanım alanlarını araştırmakta ve elektronik paranın ticarette getirdiği yenilikleri, riskleri ve hukuki yeterlilikleri tartışmaktır.
Ortaokul öğrencilerinin sosyal bilgiler eğitimi çerçevesinde hukuk okuryazarlık düzeylerinin belirlenmesi
Hukuk okuryazarı olma denildiğinde aklımıza öğrencileri hukuk alanında birer uzman haline getirmek değil, daha ziyade onların bir vatandaş olarak hukuk kapsamındaki görev ve sorumluluklarının farkına varmalarını sağlamak gelir. Bundan dolayı bu araştırmada sekizinci sınıf öğrencilerinin hukuk okuryazarlık düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamızda, betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışma grubumuzu maksimum çeşitlilik örnekleme yolu kullanılarak seçilen NUTS (The Nomenclature of Territorial Units for Statistics) 1?i oluşturan ve 12 bölge içerisinden 2012-2013 eğitim öğretim yılında öğrenim gören 3407 ortaokul sekizinci sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Bu çalışmada, temel eğitim basamağında öğrenim gören öğrencilerin yazmış oldukları kompozisyonlardan ve Sosyal Bilgiler dersi hukuk konularının kazanımlarından yola çıkılarak, araştırmanın amacına göre kişisel bilgi formu, hukuka yönelik duyuşsal eğilimler ölçeği, hukuk davranış ölçeği ve hukuk bilgi testi olmak üzere dört bölümden oluşan ?Temel Eğitim Hukuk Okuryazarlığı Anketi? kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verileri için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) paket programı kullanılmış, analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 olarak alınmıştır. Hukuk okuryazarlığını oluşturan bileşenler ile bağımsız değişkenler arasında ilişkisiz (bağımsız) örneklemler için ?t- Testi?, ilişkisiz örneklemler için ?Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)? ve hukuk okuryazarlığı bileşenleri arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığını ortaya koymak amacıyla ?Basit Korelasyon? analizi yapılmıştır. Ayrıca çalışmamızda varyansların homojen olmaması durumunda ?Welch Testi? ile veriler analiz edilmiştir. Sekizinci sınıf öğrencilerinin hukuk okuryazarlığı ölçeğinden aldıkları toplam puanın ortalamasına bakıldığında, sekizinci sınıf öğrencilerinin hukuk okuryazarlığı düzeylerinin belirlenen değerlere göre yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Hukuk okuryazarlığı boyutları olan bilgi, duyuş ve davranışta pozitif yönde orta düzeye yakın anlamlı bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hukuk, Hukuk Okuryazarlığı, Okuryazarlık, Sosyal Bilgiler Öğretimi,
Hukukta gaye problemi: İzz b. Abdüsselâm ve Jeremy Bentham örneği
"Hukukun gayesi ne olmalıdır?" sorusuna her çağda farklı cevap verilmektedir. Bu farklılık üzerinde etkili olan hususlar, hukukçunun içinde bulunduğu toplumun dini, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel yapısıyla birlikte hukukçunun bundan ne ölçüde etkilendiği meselesidir. Çalışma farklı yüzyıllarda ve farklı coğrafyalarda yaşayan fakat hukukun gayesini, maslahat/fayda ilkesi ile açıklayan İzz b. Abdüsselâm ve Jeremy Bentham'ın anlayışları üzerinden aktarılmıştır. Bu ilkeye bakış açıları arasındaki ortak ve farklı yönler dikkate alındığında hangi konularda uzlaşı sağladıkları ya da hangi konularda ihtilaf ettikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ilk bölümü çalışmaya konu olan hukukçuların söz konusu ilkeyi hukuk, din ve ahlâk açısından nasıl tanımladığının yanında insanın fıtri doğasının hukuk üzerindeki yansımasının nasıl olduğu üzerinde durmaktadır. İkinci bölümde ise hukuku ve hukukun gayesi tanımlarının arka planındaki düşünce sistematiğini hangi zemin üzerinde kurguladıkları açıklanmaya çalışılmıştır. Düşüncelerinin şekillenmesinde etkili olan unsurların genel çerçevesini hukukun biçimsel ve içeriksel boyutu ile hukukunun din ve ahlâkla olan ilişkisinin sonucu olarak görülebilecek hususlar ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Hukukun Gayesi, Fayda Kuramı, İzz b. Abdüsselâm, Jeremy Bentham, Hukuk- Din- Ahlâk İlişkisi.
Kripto paraların hırsızlık suçuna konu olması
Türk Ceza Hukukunda, failin 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 141. maddesi ve devamında düzenlenen hırsızlık suçundan sorumlu tutulabilmesi için başkasının zilyetliğinde bulunan bir taşınır malı, zilyedin rızasına aykırı olarak, yarar sağlama amacıyla kendisinin veya başkasının fiili hâkimiyetine geçirmesi gerekmektedir. Bu noktada hukuki manada mal, zilyetlik, hâkimiyet gibi kavramların açıklanması, malın ne zaman zilyedin hâkimiyetinden çıkıp failin hâkimiyetine gireceği ve hırsızlık suçunun ne zaman tamamlanmış sayılıp ne zaman teşebbüs aşamasında kalacağı hususunun netleştirilmesi önemlidir. Yargıtay uygulaması ve doktrindeki görüşler dikkate alındığında, ''malın alınması'' durumunun, malın bulunduğu yerden alınması ile değil failin veya başkasının fiili hâkimiyetine girmesi ile gerçekleşeceği anlaşılmaktadır. Failin aldığı malı takip edilmeksizin kendisinin veya başkasının zilyetliğine sokması halinde mal üzerinde fiili hâkimiyet sağladığı kabul edilmektedir. Uygulamada failin mağdur veya üçüncü bir kişi tarafından kesintisiz olarak takip edildiği ve yakalandığı yahut malı kaçıramadığı hallerde ise hırsızlık suçunun teşebbüs aşamasında kalacağı görüşü hâkimdir. Bu noktada fiilin yağmaya dönüşebilmesi için, mal henüz failin fiili hâkimiyetine girmeden önce, fail tarafından mağdura veya üçüncü kişiye karşı cebir veya tehdit gerçekleştirmiş olması gerekmektedir. Bu sebeple günümüzde giderek yaygınlaşan kripto paraların kullanımı ve bunların yatırım aracı olarak görülmesi de dikkate alındığında blockchain üzerinde gerçekleşen eylemlerin ceza hukuku açısından değerlendirilmesi ve nullum crimen nulla poena sine lege ilkesi gereği yeni cezai düzenlemeler yapılması gerekliliği doğmaktadır. Ancak bu aşamaya kadar yürürlükte olan düzenlemeler ve içtihatlar birlikte değerlendirilerek hangi eylemlerin Türk Ceza Kanunu açısından hangi maddeler bakımından cezai sorumluluk doğuracağı tartışılmıştır.
Hukuki yönleriyle kitle fonlaması
Teknolojideki ilerlemeler, birçok sektörü etkilediği gibi finans sektöründe de önemli değişimlere neden olmuştur. Finansal Teknoloji alanında büyük ilerlemeler kaydedilmiş ve gelinen noktada geleneksel Finansal Teknoloji kurumlarına alternatif çözümler geliştirilmiştir. Bu yeniliklerden biri de kitle fonlamasıdır. Bu da yeni, alternatif ve gelişmeye açık bir finansman yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Bir fikri hayata geçirmenin ve projeleri gerçekleştirmenin modern bir yolu, topluluklar yardımıyla ve özel platformlar aracılığıyla sağlanmaktadır. Kitle fonlamasının çeşitli türleri vardır. Bağış temelli kitle fonlaması, belirli bir projeye bağış yapılması yoluyla finansman sağlar. Ödüle dayalı kitle fonlaması, katkıda bulunan kişilere sembolik ve/veya özel ödüller sağlanması suretiyle projeye dahil edilmesini içerir. Borca dayalı kitle fonlaması ise borç verme veya faiz karşılığında sermaye sağlanmasıdır. Paya dayalı kitle fonlaması ise yatırımcıları projeye dahil etme imkânı sunmaktadır. Bu yöntemler, geleneksel finansman yöntemlerinden ayrı olarak; bankalar, melek yatırımcılar ve risk sermayedarlarından bağımsız şekilde finansman sağlamaktadır. Yenilikçi bir finansman yöntemi olan kitle fonlaması, bu işlemlerin platformlar aracılığıyla gerçekleştirilmesini zorunlu kılar. Hukuk sistemleri, bu platformların hukuki altyapısını belirli şartlara ve kurallara bağlamıştır. Bu nedenle, kitle fonlamasının türlerini ve platformların temelini hukuki perspektiften analiz etmek oldukça önemlidir. Ayrıca, uluslararası alanda kitle fonlaması sisteminin ve platformlarının, ülkelerin düzenlemeleriyle uyumlu bir şekilde nasıl çalıştığını ve potansiyel uyum sorunlarına ışık tutmak gerekecektir. Yenilikçi ve alternatif bir finansman yöntemi olan kitle fonlaması, regülatif zorlukları da beraberinde getirmektedir. Hukuk ve inovasyonun kesişiminde, bu yeni nesil finansman yönteminin avantajları vurgulanarak ve dezavantajları minimize edilerek hukuki çerçevesinin çizilmesi önemlidir. Bu çalışma, bu aydınlatma çabasına dahil olmayı amaçlamaktadır.
Kripto varlıklar kullanılarak işlenen suçların soruşturulması
Blokzincir teknolojisi ile üretilen kripto paraların maddi değere sahip olmaları ve 'kullanıcısını kimliksizleştirme' özellikleri nedeniyle birçok suçun işlenmesini kolaylaştırmaktadır. Çalışmamızda kripto paraların ekonomik ve hukuki anlamda para olup olmadıkları tartışıldıktan sonra arz sistemlerine göre şeffaf kripto para birimleri ve şeffaf olmayan kripto para birimleri olarak sınıflandırmaları yapılmıştır. Ardından bu ayrıma göre kripto paraların Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen dolandırıcılık suçunun işlenmesinde kullanım yöntemleri ve 26.06.2024 tarihinde Sermaye Piyasası Kanununda yapılan değişiklik ile düzenlenen Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcı Zimmeti suçuna değinilerek dolandırıcılık suçundan farkı da değerlendirilmiştir. Son olarak Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında suçun delillendirilmesi soruşturma yöntemleri anlatılmıştır.
Hukuk devletinde fonksiyonel idarenin rolü: Devlet, medeniyet ve kanuni idare ilkesi
Bu çalışma hukuk devletinde fonksiyonel idarenin rolünü devlet, medeniyet ve kanuni idare çerçevesinde incelemiştir. Birinci bölümde devlet kavramı etimolojik temellerinden yararlanılarak izah edilmiştir. İlave olarak modern devlet, İslam devleti ve Türk devletinin tekamülü açıklanmıştır. Egemenlik kaynakları, iktidar, meşruiyet, rıza ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca medeniyet-kültür ilişkisi, asabiyet teorisi, toplumsal ahlak ve adalet kavramları değerlendirilmiştir. İkinci Bölümde hukuk ve devlet kavramları mukayese edilmiştir. Hukuk devletinin anlamı, içeriksel ve biçimsel unsurlarına değinilmiştir. Hukuk devletini bir gereği olan kanuni idare ilkesi teorik kökenleri ve kanuna dayanma (kanuna aykırı olmama) bağlamında özel olarak anlatılmıştır. Üçüncü bölümde, fonksiyonel idare kavramı mukayeseli olarak açıklanarak, hukuk devletinde fonksiyonel idareye düşen ödevler irdelenmiştir.
Belgelere göre Hitit hukukunun dinsel dayanakları
Hitit Devleti Teokratik Monarşik bir yönetime sahip bir devlettir. Bu sebeple idare meşruiyetini tanrılara dayandırmaktadır. Bunun sonucu olarak kanun metinleri de tanrıların garantisi altındadır. Ayrıca suç ve günah kavramları iç içe geçmiştir ve kanunlara aykırı her davranış tanrılara karşı işlenmiş bir suçtur. Suçlu kişiler tanrıların karşısında da kirlidir ve bu kirlilik felaketlere sebep olur. Tezimizde bu bağlantıyı ortaya koyarak idari meşruiyetle birlikte hukukun toplum nezdinde uygulanabilirliği açıklanmıştır. Bu hukuki metinlerde tanrıların iradesi arasındaki ilişkiyi gösteren bazı unsurlar bulunmaktadır. Biz de bu unsurları kullanarak hukuki meşruiyetin ilahi bir irade ile pekiştirildiği ortaya koymaktayız.
İslam'da ve diğer ekonomik sistemlerde ekonomik faaliyete devlet müdahalesi (Karşılaştırmalı bir ekonomik hukuk çalışması)
İslamiyet; devleti, hayat tarzını düzenlemek, meşru gayeleri gerçekleştirmek, maddî ve manevî refahı sağlamak, inancı korumak ve yaymak için en yüce ve vazgeçilmez kurum olarak kabul edilir. Bu, ekonomik faaliyetin çeşitli yönlerini gerçekleştirmek için İslami Şeriat ile uyumlu olarak ve tam olarak kullanmak isteyen bireylerin ekonomik özgürlüğüne keyfilik veya önyargı olmadan, kamu yararına ulaşmak için onlar ve devlet arasındaki entegrasyon ve işbirliği temelinde yapılır. Bu İslami görüş, devlet müdahalesi ilkesi ve ekonomik faaliyetteki rolü açısından çeşitli insan yapımı kapitalizm ve sosyalizm sistemlerinden farklıdır. Bireylerin ekonomik özgürlüklerinin yanı sıra, ekonomik faaliyetlerinde bulunma ve bunları, ister kapitalist ister sosyalist olsun, bu ülkelerdeki mevcut sistemle tutarlı bir şekilde uyarlamaya çalışma özgürlüğü içindedir. Birinci bölümde İslam'da devletin ekonomik sürece müdahalesini ele aldım. İkinci bölüme gelince: Kapitalist sistemde ekonomik sürece devlet müdahalesini ele aldım. Ve üçüncü bölümde: Sosyalist sistemde ekonomik faaliyete devlet müdahalesini ele aldım. Elde ettiğimiz en önemli sonuçlar arasında: Bu çalışma aracılığıyla incelenenlerin uygulanmasında, İslami perspektiften ekonomik çözümler, bireyin ve toplumun çıkarını, ikisini de boşa harcamadan elde etmeye kadar uzanmaktadır. Bu sayede yalnızca bireyin çıkarına ulaşılabilen kapitalist çözümlerden olduğu gibi yalnızca toplumun çıkarına ulaşılan sosyalist çözümlerden de ayrılmaktadır. Bireyin menfaati ile toplumun menfaati arasındaki bu uzlaşmanın meyvesini, hem ekonomik özgürlük alanında hem de ekonomik faaliyette devlet müdahalesi alanında en önemli İslami iktisat ilkelerini bu çalışmada gördük. Şunu belirtmekte fayda var ki, İslam ekonomisini kapitalist veya sosyalist iktisatçılardan birine bağlamaya çalışmak ya da ekonomik özgürlüğün ve devletin ekonomik faaliyete müdahalesinin alanı olduğumu zannetmek büyük bir hatadır. En önemlisi, bireycilik (kapitalizm) ile kolektivizm (sosyalizm) arasındaki, her birinden bir taraf alan veya diğerinden alıntılanan bileşik bir ruh halidir ve şifayı garanti eden ve cemaate zarar verendir. Eğer iki çıkar birbiriyle çelişiyorsa, o zaman daha büyük zararı daha az zararla geri çevirmenin yasallığını benimseyerek toplumun çıkarlarını bireyin çıkarlarının önüne koyar. Eğer iki Müfşatan çatışırsa, en az zarar vererek en büyük zararı hesaba katmak gerekir. İktisadi özgürlük, İslam ekonomisinde, bireyin özgürlüğünün ilahi bir ardıllık ve ilahi bir hediye olduğu, Allah'ın kanun koyduğu ve hüküm sürdüğü yerde tesis edildiği gibi, bireyler bağlı olduğu sürece ihlal edilemeyecek bir kişisel hak olarak kabul edilir. Allah'ın emrettiği yerde kalkar, yasak olduğu yerde durur. ve ekonomik özgürlüğün İslami yaklaşımın sınırlarından uygulanmasındaki bu sapma, toplumun çıkarlarını tehdit edecektir. Bu da suiistimallerin sınırlandırılmasını ve bireysel ve toplu hakların güvence altına alınmasını gerektiriyor. Devletin müdahalesi, kamu yararının sağlanması ve müdahaleyi gerektiren ihtiyacın boyutu ile sınırlıdır. ANAHTAR KELİMELER:İslam Ekonomisi, Ekonomi Sistemleri, Hukuk, İslam'da Ekonomi Fetvalar Ocak 2022, 109 Sayfa
Vergi Yargısında dava açma süreci
Bu çalışmada, Vergi Yargısında Dava Açma Süreci ile ilgili mevzuat hükümleri ve Danıştay kararları esas alınarak Türk Vergi Hukuku'nda dava açma sürecinde yaşanan gelişmeler analiz konusu yapılmıştır. Çalışmada, dava açma süreci ile ilgili olarak İ.Y.U.K., V.U.K. ve diğer ilgili mevzuatta yer alan kanuni düzenlemelerin vergi yargısında ne şekilde uygulandığı konusu incelenmiştir.İlk bölümde, vergi yargı örgütü, davaların açılması ve dava açma süreleri ile ilgili incelemeler yapılmış ve bu konularla ilgili genel bilgiler verilmiştir. Yine bu bölümde temel kavramların tanımı ve hukuki niteliği üzerinde durulmuş ve bazı kavramların mukayeseli hukuktaki durumu inceleme konusu yapılmış ve bu kavramların incelemesi ve kıyaslaması yapılmıştır.İkinci bölümde, vergi davalarının teorik niteliği ile dava ehliyetine ilişkin açıklamalar yapılmış ve ilgili Danıştay kararları da emsal olarak gösterilmiştir.Üçüncü ve son bölümde ise, Türk Vergi Hukuku'nda dava açma süreci ile ilgili olarak karşılaşılan sorunlar ele alınmış ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileri tartışılmış, karşılaşılan bazı sorunların kanuni düzenlemeler ile yeterli atamaların yapılarak yargının iş yükünün bir nebze olsun azaltılması ile yargı sorunlarının çözümlenebileceği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler:1. Hukuk2. Vergi3. İdari4. Dava5. Yargı6. Süreç
Telekomünikasyon sektöründe erişim sözleşmeleri
Erişim sözleşmeleri telekomünikasyon sektöründe rekabetin sağlanması açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı, erişim sözleşmelerinin hukuksal niteliğinin incelenmesidir.Bu çalışmada, öncelikle telekomünikasyon sektörünün kendine has özellikleri, tarihi gelişimi anlatıldıktan sonra, erişimin tanımı ve kapsamına ilişkin tespit ve değerlendirmelere yer verilmiş, erişim sözleşmelerinin genel olarak hukuksal özellikleri ve erişim sözleşmelerine düzenleyici kurumlar tarafından yapılan müdahalelerin kapsamı irdelendikten sonra, zorunlu unsur kavramı ve bu kavramın sözleşme özgürlüğü ilkesi karşısındaki durumu incelenmiş, bunun ardından, erişim sözleşmelerinin hukuk sistemimizdeki yeri ve önemi, anılan sözleşmelerin düzenleniş amacı, unsurları, tarafları, şekli, türleri, doğurduğu hüküm ve sonuçlar, gerek karşılaştırmalı hukukta gerek doktrinde ve gerekse yargı kararlarında yer alan farklı görüşler çerçevesinde ortaya koyulmaya, telekomünikasyon hukukuna özgü olarak ortaya çıkan erişim konusu ve erişim konusunun özel bir türü olan arabağlantı ve roaming sözleşmelerinin Borçlar Hukuku açısından hukuksal niteliği belirlenmeye çalışılmıştır.
Profesyonel sporcu sözleşmelerindeki anlaşmazlıklar ve çözüm yolları
Tez çalışmamızda profesyonel sporcu sözleşmelerinin kapsamı, konusu, hukuki ve şekli unsurları, sözleşmelerin tarafları, tarafların hakları ve sözleşmeden doğan yükümlülükleri, profesyonel sporcu sözleşmelerinin sona erme halleri, sona ermenin gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlar, profesyonel sporcu sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yolları ile ülkemizde sportif alanda görevli tahkim mercileri ve bu mercilere yapılacak başvurulara ilişkin kurallar incelenmiştir. Ardından Elazığ ilinde faaliyet gösteren iki adet profesyonel erkek futbol takımı ve iki adet profesyonel kadın basketbol takımı olmak üzere 4 spor kulübündeki sporculardan nicel veri elde etmek için "anket formu" kullanılmıştır. Çalışmanın nitel aşamasındaki grubu ise Elazığ şehrinde görev yapan avukatlardan oluşmaktadır. Yirmi yedi avukattan nitel veriler elde etmek için yarı yapılandırılmış form kullanılmıştır. Çalışmanın nicel aşamasında elde edilen verilerin analizi için lisanslı SPSS 22.0 istatistik programına başvurulmuştur. Demografik bilgilerin ve ankete ilişkin verilerin çözümlenmesinde betimsel (yüzde, frekans) istatistik analizinden yararlanılmıştır. Çalışmamızın nitel aşamasında elde edilen verilerin analizi için lisanslı QSR NVIVO-10 programı kullanılmıştır. Çalışma sonucunda sportif sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların çözümü noktasında katılımcıların ayrıntılı bilgiye sahip olmadıkları görülmüştür. Sporcuların ve spor kulüplerinin sahip oldukları hakları yeterince bilmiyor olması olası ihtilaflarda hak kayıplarını beraberinde getirecektir. Bu nedenle menfi durumların önüne geçilebilmesi için sporcuların, kulüplerin ve menajerlerin spor hukuku konulu programları takip etmesi, federasyonlar ile ortak çalışma yapılması, spor hukuku alanında bilgili hukukçular ile çalışılması vb. önerilerin faydalı olacağı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Spor, Hukuk, Spor Hukuku, Sporcu Sözleşmeleri, Spor Uyuşmazlığı
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Avrupa Birliği hukukuna etkisi
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Avrupa Birliği Hukukuna Etkisi? isimli çalışmamızın amacı, Avrupa Birliği'nde insan hakları alanında yapılan girişimlerle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin bu girişimler üzerindeki etkisinin ve Birliğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne katılım sürecinin incelenmesidir.Yirminci yüzyılda insan hakları konusunun uluslararası bir boyut kazanması zamanla Avrupa Birliği'nin de bu konuda çalışmalar yapması sonucunu doğurmuştur. Kurucu anlaşmalarda temel haklara ilişkin düzenlemelerin yer almaması ve Birlik işlemlerinin temel hakları ihlal ettiğine ilişkin başvuruların bulunması, Birlik organlarını bu alanda düzenlemeler yapmaya yöneltmiş, Avrupa Birliği Adalet Divanı da üye ülkelerin anayasal geleneklerinden ve üyesi oldukları insan hakları sözleşmelerinden esinlenerek temel hakların korunmasına yönelik bir içtihat oluşturmuştur. Avrupa Birliği'ne üye devletlerin tamamı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olduğu için Divan verdiği kararlarda çoğunlukla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne atıf yapmıştır. Ancak kararlarda bir temel hak kataloguna dayanılmaması üye devletler tarafından eleştiri konusu yapılmış, bu da Temel Haklar Şartı'nın hazırlanması sonucunu doğurmuştur. Temel Haklar Şartı, 01 Aralık 2009'da yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması ile bağlayıcılık kazanmıştır. Lizbon Antlaşması ile Birliğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olması da kararlaştırılmış, bu doğrultuda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 59. maddesine de yeni bir fıkra eklenerek Avrupa Birliği'nin Sözleşmeye taraf olabileceği hükme bağlanmıştır. Birliğin Sözleşmeye taraf olmasına ilişkin çalışmalar halen devam etmektedir.Tezin giriş bölümünde genel olarak insan haklarının tarihi gelişimi ile dünya üzerindeki insan hakları koruma faaliyetlerine değinilmiştir.Tezin ilk bölümde, Avrupa Birliği Parlamentosu, Konsey, Komisyon ve Diğer Organ ve Ajansların insan haklarının korunması ile ilgili girişimleri, Avrupa Tek Senedi'nden Lizbon Antlaşması'na kadar kurucu antlaşmalarda yer alan insan haklarının korunması ile ilgili düzenlemeler ve ikincil mevzuatta yer alan düzenlemeler ele alınmıştır.Tezin ikinci bölümünde, ABAD tarafından koruma altına alınan haklar ile Divan'ın temel haklar içtihadı somut kararlar ışığında incelenerek, Temel Haklar Şartı'nın oluşum süreci ile kapsamına aldığı haklar ayrıntılı olarak incelenmiş ve Şart'ın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile arasındaki ilişkiye değinilmiştir.Son bölümde ise, Avrupa Birliği Adalet Divanı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi arasındaki yargı yetkisi ilişkisi incelenerek, Avrupa Birliği'nin temel hak koruma sistemini daha da ileriye götürmesini sağlayacak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne katılım konusunda yapılan çalışmalar değerlendirilmiştir.Anahtar Sözcükler: Avrupa Birliği, İnsan Hakları, Avrupa Birliği Adalet Divanı, Temel Hakları Şartı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi.
Türkiye'de elektrik kamu hizmetinin yürütülmesi ve lisans usulü
Çalışmada öncelikle elektrik piyasası faaliyetlerinin kamu hizmeti niteliği tartışılmıştır. Çıkan sonuç elektrik piyasasının düzenlenme ve denetlenmesine ilişkin idarenin yürüttüğü faaliyetlerin genel anlamda kamu hizmeti olduğuna şüphe olmamakla beraber, ?iletim? ve ?dağıtım? faaliyetinin kamu hizmeti niteliğine ait özellikleri taşıdığı ancak ?üretim? ve elektrik ticaretine ilişkin faaliyetlerin kamu hizmeti olmadığı yönündedir. Çalışmada ayrıca AB direktifleri doğrultusunda gelişme gösteren Türk elektrik piyasa yapısı ortaya konmuş ve bu bağlamda Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun görev ve yetkileri ile birlikte idari yapı içerisindeki konumu ele alınmıştır.Son olarak özel hukukta karşılaşılan lisans sözleşmeleri, maden işletme ruhsatnameleri ve kolluk kapsamında verilen ruhsatlar ile enerji piyasasında verilen lisanslar karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve bir sınıflandırma yapılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak elektrik iletim ve dağıtım alanında verilen lisansların kamu hizmetinin gördürülmesi usulü olarak imtiyazlarda olduğu gibi sözleşme ilişkisi niteliği taşıdığı kabul edilmiştir. Elektrik üretim ve ticareti için verilen lisansların kural olarak kolluk kapsamında tek taraflı bir işlem olduğu görülürken; üretim lisansının doğal bir kaynağın devrini içermesi halinde, maden işletme ruhsatnamelerinde olduğu gibi sözleşme yönü bulunduğu belirtilmiştir.