İslam tarihi

Bu konu başlığı altında 437 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Endülüs Emevi Devletinde convivencia (bir arada yaşama) deneyimi: Madalyonun iki yüzü: Altın çağ ve kaos (711-1031)

İslam, Hıristiyan ve Yahudi dünyası için son derece önemli olan Endülüs tarihi, Americo Castro'nun 1948 yılında bir arada yaşamak anlamında ortaya koymuş olduğu "convivencia" terimi ile, Avrupa'da önemli bir noktaya ulaşmıştır. Ancak terimin ortaya çıkması ile, yapılmış olan pek çok çalışmada bir altın çağ ya da tam tersi bir arada yaşama ortamının yanlışlandığı mitolojik bir çağ perspektifleri çoğunlukla hâkim olmaya başlamıştır. Son yıllarda farklı kaynaklarda bahsettiğimiz perspektiflerin ötesine geçmek üzere çalışmalar yapılmış olsada, fark ettiğimiz, tek boyutlu bir bakış açısı ile ilerlenmiş olduğudur. Bu noktada ilk olarak tezimizde Endülüs'ün Emevi hanedanının sonuna kadar olan siyasi süreç ele alınarak konunun daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır. Ardından convivencia kavramı ve Endülüs'teki kaos olayları çok boyutlu bir şekilde analiz edilerek mevzubahis çalışmalara katkı sağlamak amaçlanmıştır. Çalışmamız neticesinde Endülüs Emevi Devletinin bir arada yaşama kavramını pragmatik bir şekilde toplumu kontrol altında tutarak devletin çıkarına kullandığı, altın çağ mı mitoloji mi tartışmasında ne efsanevi bir dönem olduğu ne de sekiz yüz yıllık sorunsuz bir altın çağ olduğu vurgulanmaktadır. Altın çağ kavramının Endülüs'teki tüm toplumlar açısından bakıldığında özünde güçlü birkaç yönetici döneminde ortaya çıktığı ve Yahudiler ile sınırlı kaldığı görülmüştür. Son olarak da kaos olaylarının bir arada yaşama kavramını etkilediği ve bu olaylara sebep unsurun ise Arap asabiyeti ve ülkede tetiklediği zincirleme reaksiyonlar olduğu sonucuna varılmıştır.

Altın ÇağBirlikte yaşamaEndülüs+7
Bülent Endürlük
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Velîd b. Muğîre ve İslâm karşıtlığı

Velîd b. Muğîre, İslâm'ın ilk doğuş döneminde Kureyş kabilesinin reisi ve Mekke'nin önde gelen liderlerinden biri idi. O, Mekke toplumunda saygın ve nüfuzlu bir kişi olarak tanınmış ve aynı zamanda İslâm'a karşı yürütülen muhalefetin önemli bir simgesi haline gelmişti. İşte bu tezin temel amacı, Velîd b. Muğîre'nin İslâm'a karşı olan muhalif tutumunu incelemek ve onun İslâm'a yönelik stratejilerini, bu stratejilerin altında yatan sebepleri ve bu muhalefetin İslâm'ın yayılışı üzerindeki etkilerini analiz etmektir. Çalışmanın ilk bölümünde, Velîd b. Muğîre'nin hayatı, ailesi ve mensup olduğu kabilesi hakkında bilgi verilmiş ve akabinde onun Mekke toplumundaki konumu ve liderlik özellikleri ele alınmıştır. Özellikle, onun Mekke aristokrasisi içindeki rolü ve diğer etkili müstekbirlerle olan ilişkisi detaylandırılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, İslâm'ın ilk yıllarında Velîd b. Muğîre'nin İslâm'a karşı nasıl bir tutum geliştirdiği, bu tutumun sosyal ve politik bağlamı irdelenerek açıklanmaya çalışılmıştır. Tez, ayrıca Velîd b. Muğîre'nin İslâm'a karşı yürüttüğü faaliyetlerin ardındaki dini ve ideolojik motivasyonları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, onun Kur'ân'da yer alan kişisel nitelikleri ve bu niteliklerin İslâm'a karşı geliştirdiği stratejilerdeki yeri analiz edilmektedir. İlgili Kur'ân ayetleri ışığında Velîd b. Muğîre'nin kişisel özellikleri, İslâm karşıtı faaliyetleri ve bu faaliyetlerin Mekke toplumu üzerindeki etkileri derinlemesine incelenmiştir. Sonuç olarak, Velîd b. Muğîre'nin İslâm'a karşı sergilediği muhalefetin, İslâm'ın Mekke'deki ilk yayılış sürecine olan etkileri tartışılmakta ve bu bağlamda Velîd b. Muğîre'nin erken İslâm tarihindeki yeri değerlendirilmektedir. Bu çalışma, İslâm'ın erken dönem muhalifleri üzerine yapılan araştırmalara önemli bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

KureyşMenakıb-ı MekkeSuudi Arabistan-Mekke+1
Şerife Dikmen
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbnü'l-Havranî'nin Kitâbu'l-İşârât ilâ Emâkini'z-Ziyârât adlı eseri ve değerlendirilmesi

Ziyaretname türü eserler, İslam coğrafyasında olduğu kadar dünya coğrafyasındaki farklı kültür ve inanışların ziyaret noktalarını, insanlık tarihindeki önemli isimlerin kabirlerine ve makamlarına yapılan ziyaretleri, türbeleri ve meşhedleri, ibadethaneleri, ziyaret mekânlarındaki kutsal nesneleri, tarihi yapıları ve daha başka muhtelif eserleri konu edinir. Bu tür eserler genel itibariyle tarih, coğrafya, sosyoloji, teoloji, antropoloji gibi sosyal bilimler ile ilgili bilgiler vermesinin yanı sıra edebiyat ve sanat gibi sahalarda da beşeriyetin daha sonraki nesillere armağan ettiği kültürel miras hakkında okuyucuya ilk ağızdan malumat veren gezi edebiyatının orijinal türleridir. Her ne kadar ziyaretnameler, gezi edebiyatının klasik bir türü olarak mütalaa edilen seyahatnamelere ve anlatımlarında rivayet kültürünün ağır bastığı fezail türünde telif edilmiş eserlere muhteva ve üslup açısından benzese de ziyaretçiler için bir gezi rehberi niteliği taşıması açısından bu türlerden farklı bir mahiyeti ve muhtevayı haizdir. Ziyaretnameler doğrudan peygamberlerin, sahâbenin, tâbiînin, hükümdarların, alimlerin, evliyaların, muhtelif dinlerde ve inanışlarda kutsal kabul edilen daha pek çok kişinin kabirlerini ve makamlarını tasvir eder. Ayrıca ziyaretnameler, kutsal mekanların ziyaretinin önemine ve ziyaret esnasında uyulması gereken kurallara da vurgu yapması dolayısıyla ziyaret kavramının hem teorik hem de pratik tarafını ele alır. Ziyaretnameler zamanla fezail türünün altında müstakil bir tür olarak gelişme göstererek bu türde kaleme alınmış eserlerin tekamül sürecinde geldiği son noktayı oluşturur. Ziyaretname sahibi İbnü'l-Havrânî'nin Kitâbu'l-İşârât ilâ Emâkini'z-Ziyârât adlı eseri de, klasik bir ziyaretname olarak özellikle Şam (Dımaşk) şehri ve çevresindeki ziyaret mekânlarını konu edinen yerel bir ziyaretname olarak literatürde yerini almıştır. İbnü'l-Havrânî 16. yüzyılda Osmanlı hâkimiyetindeki Şam'da Ümeyye Câmii'nde gezici bir vaiz olarak görev yapmış ve Şazeliye tarikatina mensup bir sufidir. Şam ve çevresindeki kutsal ziyaret yerleri ve mekânları üzerine yazdığı ziyaretnamesinde, içinde yaşadığı dönemin ve toplumun kutsalla olan ilişkisini yalın bir biçimde resmetmeye çalışmıştır. Klasik bir yerel ziyaret rehberi niteliği taşıyan eserinde, Şam şehri ve çevresindeki kabirler, meşhetler, makamlar, mezarlıklar, türbeler, camiler, mescitler, zaviyeler gibi kutsal mekânları ve kutsal sayılan kişileri tanıtır. Ayrıca, Şam şehri ve çevresindeki surlar, çarşılar, medreseler gibi muhtelif tarihi yapılar da eserin muhtevasında yerini alır. İşte bu çalışmanın amacı, kısaca İbnü'l-Havrânî'nin hayatı ve eserleri hakkında malumat verildikten sonra ziyaretnamesindeki bilgiler ışığında 16. Yüzyılın sonlarına doğru Şam şehri ve çevresinde bulunan ziyaretgâhların tanıtımını yapmak ve halkın onlara atfettiği değerleri tespit etmeye çalışmaktır. Ayrıca, genel olarak insanın ve özel olarak Müslüman toplumun kutsalla nasıl bir ilişki kurduğunu ve bu ilişkinin muhtelif yönlerini tespit etmektir.

Türbelerİslam tarihiİslam şehirleri+2
Hikmet Cihat Çiftçi
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Sonradan çıkan iç savaş olaylarında Sahabenin içtihatları

Müslüman gruplar arasındaki muasır olayların çoğunu tedavi edecek kaynak olması için iç savaş olaylarında başlarına gelen musibetle ilgili sahabe fikrinin ortaya çıkarılması İç savaş olaylarında başlarına gelen musibetlerle ilgili sahabe fıkhı ve içtihatlarından mümkün olduğunca fıkhî teori oluşturmasını özetlememiz mümkün mü? Başlarına gelen afetler her şekli kapsıyor mu? Onların içtihat ve çabaları çelişkili durumları ile birlikte tüm şekilleri içeriyor mu? Bu içtihatlar muasır olayların tedavi edilmesinde (ele alınmasında) yarıyor mu? Müslüman gruplar arasındaki iç savaşlarda içine düştükleri en tehlikeli sorunları ilk asra bağlı köklü, fıkıh için İslam ümmetinin ihtiyaçları içinde konunun ehemmiyetini simgeler. 1- Sahabe döneminde iç savaş olaylarını açıklamak, uyum sağlamak ve birini diğerinden ayırmak. 2- Sahabenin içtihatlarında olanları açıklamak ve bu içtihatları da mezhep ulemalarının bu konudaki keşif ve usule dönüştürmesi. 3- Fıkhi mezhep ve ulema görüşleri ışığında sahabenin ihtilaf ettikleri arasında tercihlerin belirlenmesi. Bu konuda birçok metot izleyecek bunlardan içtihatları, fetvaları İyice incelemek maksadıyla tümevarım metodu, metotlar arasında analitik tümdengelim ve istidlal metodu ve kıyası tüm çeşitleri elle tutulur mantıksal sonuçlara ulaşmak maksadı ile kullanmıştır. 1- Müslümanlar arasındaki iç savaşların hükümleri Müslümanların kafirlerle savaş hükümlerinden çok farklı hükümleri vardır. Müslümanların bunlarla imtihanında yerine getirmesi ve bilmesi gerekenler vardır. 2- isyancılarla savaş fitne ile savaştan farklıdır. İsyancılarla fitne arasında savaş, haricileri öldürmekten farklıdır. Bu durumlardaki hüküm; asli ve feri tafsili hükümlere bağlıdır. Aralarındaki karışım Muasır musibetler karşısında şiddetli çatışmalara sebep olmasıdır. 3-Sahabe fetvaları ve içtihatları Müslümanların başlarına gelen musibetlerle alakalı benzer olaylarda hüküm vermeye faydalı olan zengin bir kaynak sayılır.

Saad Alahmad
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hilâfetin kavramsal tarihi (başlangıcından Abbâsîlerin sonuna kadar)

İslam tarihinde Hz. Peygamber'in (s.a.v.) vefatının ardından bir kurum niteliğine dönüşerek en genel manasıyla devlet başkanlığını ifade eden hilâfet, gerek ortaya çıktığı dönemden günümüzde kadar gerekse halihazırda hakkında farklı görüşlerin mevcut olduğu, üzerinde tartışılan ve yeni anlayışlara kapı aralayan bir kavram olmuştur. Söz konusu kavram ve bu kavramla aynı kökene sahip olan birtakım kavramlar, İslam dininin temel iki kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'de yer almış ve Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sözlerine dahi konu olmuştur. Bu çalışmada hilâfet kurumunun İslam tarihinin belli dönemleri içerisinde geçirdiği değişim ve dönüşümler hilâfetin pratikteki yansımaları tespit edilerek kavramlar tarihi perspektifiyle ortaya konulmuştur. Hilâfetin kavramsal tarihini ele alan bu çalışma temelde iki bölümden meydana gelmektedir. İlk bölümde hilâfetin kavramsal çerçevesi ve tanımları, Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde bu kavramın hangi anlam ve bağlamlarda kullanıldığı, söz konusu kavram etrafında ortaya çıkan yeni kavramlar ve İslam tarihi kaynaklarında hilâfet kavramına muadil olarak kullanılan kavramlar incelenmiştir. İkinci bölümde ise hilâfet kavramının semantiğindeki değişim ve dönüşüm İslam tarihindeki Asr-ı saâdet, Hulefâ-yi Râşidîn, Emevîler ve Abbâsîler dönemleri özelinde incelenmiş; İslam tarihi metinlerini kaleme alan bazı müelliflerin eserlerindeki söz konusu dönemler analiz edilerek hilâfet anlayışları ortaya konulmuştur. Söz konusu incelemeler ve analizler neticesinde tarihi süreç boyunca hilâfet kurumunun yapısındaki ve halîfeler tarafından ortaya konulan uygulamalardaki değişim, gerek toplumların ve insanların hilâfet anlayışının şekillenmesinde gerekse hilâfetle alakalı ortaya konulan teorilerin değişmesinde doğrudan etki ettiği tespit edilmiştir.

İslam tarihi
Hatice Durak
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Savaş, din ve şehitlik: Bizans'ın Müslüman düşmanları (VII.-X. yüzyıllar)

Elinizdeki tezi hazırlarken asıl amacımız, VII. yüzyılda İslâm'ın ortaya çıkışından X. yüzyılda Bizans İmparatorluğu'nun Müslümanlara yönelik siyasî mücadelesinde ve savaş arenasında dinî söylemlere ne ölçüde müracaat ettiğini ve bu söylemlere imparatorluğun içinde bulunduğu siyasî konjonktürün ve ihtiyaçlarının ne şekilde etki ettiğini tespit etmek ve bu söylemlerin Müslümanlara karşı bir "kutsal savaş" düşüncesini ortaya çıkarıp çıkarmadığını keşfetmektir. Romalılar ilk dönemlerinden itibaren dinle son derece yakın ilişkiler kurmuşlar, bu durum Bizanslılar tarafından Hristiyanlıkla devam ettirilmiştir. I. Konstantinos'tan itibaren imparatorlar Hristiyanlık aracılığıyla meşruiyetlerini kanıtlamak ve otoritelerini güçlendirmek istemişlerdir. Kilise ise imparatorluğun siyasî gücünü kendi emelleri için kullanmaya çalışmıştır. Böylece iki taraf arasında çıkarlarlara dayalı bir ilişki kurulmuştur. Bizans'ın Kilise ile kurmuş olduğu bu ortaklık sosyal, siyasî ve kültürel alanlarda değişikliklere yol açmış ve Bizans kimliğinin Romalı ve Hristiyan kavramları altında şekillenmesini sağlamıştır. İmparatorlukta Müslümanların ve onlara yönelik mücadelenin algılanışı siyasî konjontür, dolayısıyla dönemlere göre değiştirmiştir. VII. yüzyılda Bizanslılar Müslüman saldırılarını dinî bir hareket olarak görmekten çok siyasî bir Arap fetih silsilesi olarak algılamışlardır. VIII. yüzyılda Müslümanların Bizans'tan ele geçirdikleri bölgelerde kalıcı olduklarının anlaşılması ve iki taraf arasındaki iletişimin gelişmesi Bizanslıların Müslümanların bir dinî görüş çerçevesinde fetihler yaptıklarını anlamalarına sebep olmuştur. IX. yüzyılda imparatorluğun iç ve dış politikada yaşamış olduğu değişimlerin Müslüman algısını sertleştirdiği görülmektedir. X. yüzyıldaysa imparatorluğun hilâfetle gerçekleşen mücadelelerinin artması ve onlara yönelik saldırgan bir politika izlemesi artış gösteren sert dinî söylemin daha da gelişmesine yol açmıştır. Bu durum modern araştırmalarda Bizans'ın Müslümanlara karşı bir kutsal savaş düşüncesine sahip olup olmadığı sorusunu gündeme getirmiştir. Kutsal savaş düşüncesini akla getiren cihâd ve Haçlı Seferleri örneklerinde olduğu gibi Bizanslılar da siyasî konjonktüre göre dini savaşlarda bir motivasyon aracı olarak kullanmaya çalışmışlardır. Ancak dinin savaş sahasındaki kullanımı, Bizans'ın din-siyaset geleneği ve coğrafî koşulları sebebiyle kendisine özgü bir nitelik kazanmıştır.

AzizlerBizans İmparatorluğuHristiyanlar+7
Mert Nalbant
Hacettepe University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Togan Şeyh el-Eşrefî'nin Siyaset-i Şer'iyye anlayışı

Bu çalışmada, neşredilmiş bir eseri dışında hakkında herhangi bir araştırma yapılmamış, 15. yüzyılda Memlükler döneminde yaşamış, politik ve ilmi yönünün yanı sıra sufî bir âlim olan Togan Şeyh el-Eşrefî'nin siyaset-i şer'iyye anlayışı incelenmektedir. Togan Şeyh'in siyaset-i şer'iyye düşüncesi, bu alana dair yazdığı el-Burhân fî fadli's-sultân, Menhecü's-sülûk fî siretî'l-mülûk, el-Mukaddimetü's-sultâniyye fi's-siyaseti'ş-şer'iyye eserlerinin yazma nüshaları esas alınarak, İslam hukukunun teşekkülünden Memlükler döneminin sonlarına kadar kaleme alınmış siyaset-i şer'iyye ve ahkamu's-sultaniyye literatürünün temel metinleriyle mukayeseli bir biçimde bu metinlerle aralarındaki benzer ve farklı yönler tespit edilerek ele alınmaktadır. Memlüklerin çoğulcu yapısına uygun olarak dört mezhebe göre siyaset-i şer'iyye yazma iddiasıyla yola çıkan müellifin çabaları tetkik ve tenkit edilerek ortaya konulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Togan Şeyh, Memlükler, Siyaset-i şer'iyye, Ahkâmu's-sultâniyye, el-Burhân, Menhecü's-sülûk, el-Mukaddimetü's-sultâniyye.

15. yüzyılCeza HukukuMemlükler+5
Mesut Kulan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rical kaynağı olarak şehir tarihleri (Hicri ilk dört asır)

Hicri üçüncü asrın ortalarında telif edilmeye başlanan şehir tarihleri, telif edildikleri dönemde başvurulan önemli kaynaklar arasında yer almaktadır. Eserleri telif eden kişilerin yaşadıkları yeri bir başkasından daha iyi bilmeleri onlarla aynı yerde yaşamış veya orayı ziyaret etmiş kişiler hakkında daha ayrıntılı bilgi vermelerini mümkün kılmıştır. Eserlerde, diğer ricâl eserlerine nazaran daha az ricâl tenkidine dair ifadeler kullanmaları onların aslında bu isimleri kayıt altına alıp ve bu kişilerin sadece kim olduklarına dair bilgiler vermeyi amaçladıklarını söylemeyi mümkün kılmaktadır. Bu çalışmada şehir tarihi müelliflerinin eserleri hakkında genel olarak bilgi sunulacak ve onların eserlerinde kullandıları ricâl değerlendirmelerine yer verilerek eserlerde kullanılan ricâl değerlendirmeri açısından bir oran yakalanmaya çalışılacaktır.

HadisKent tarihiRical ilmi+2
İsmail Çelik
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Molla Arab (Ö. 901 / 1496) ve fetva mecmuasının incelenmesi

Bu çalışmada Molla Arab (ö. 901/1496)'ın şeyhülislamlık döneminde verdiği fetvaların derlenmesiyle ortaya çıkan fetva mecmuası tarihi bir metin olarak ele alınıp incelenmiştir. Bu mecmua şu ana kadar tespit edilen Osmanlı şeyhülislam fetva mecmuaları içerisinde en erken tarihli mecmua olma özelliğine sahiptir. Fetvanın unsurları, dili vb. biçimsel özellikleriyle XVI. yüzyıldan itibaren derlenen mecmualardan ayrılan bu mecmua Osmanlı fetva bürokrasisinin sistemli hale gelmeden önceki dönemini göstermektedir. Bu özelliğinden dolayı Molla Arab mecmuası fetva mecmuaları esas alındığında geçiş dönemi eseri olarak da nitelendirilebilir. Mecmuanın Osmanlıca-Arapça şeklinde iki dilli olması, fetvaların formu, cevapların uzunluğu ve konu başlıklarının sistemli bir şekilde verilmemesi geçiş döneminin izlerini yansıtan örneklerdir. Birincil kaynak üzerinden yapılan bu çalışmada mecmuanın Süleymaniye nüshası esas alınarak tamamı incelenmiştir. Molla Arab'ın hayatı, mecmuanın biçimsel özellikleri, fetvaların içeriği ve mecmuanın şahsiyeti bu çalışmanın ana bölümleridir. Mecmuanın şahsiyetini ortaya koyarken fetvalardaki tarihi figürler, mekan kullanımı, sosyal olaylar, ailevî mes'eleler ve iktisadî ilişkiler dikkate alınmıştır. Bu başlıklar altında verilen fetvaların mes'eleleri ve içerisindeki kavramlar yorumlanarak okuyucuya sunulmuştur. Bu çalışma neticesinde Osmanlı fetvası ve Osmanlı şeyhülislam mecmualarının XV. yüzyıldaki örneğini görmek mümkün olmuştur.

15. yüzyılFetva mecmuasıFetvalar+3
Gülsüm Gülsev Şanver
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şeyhülislam Saʻdi Çelebi'nin (Ö. 1539) yapışdırma Fetva mecmualarının değerlendirilmesi

Bu tezde Kanunî Sultan Süleyman devrinde 1534-1539 yılları arasında şeyhülislamlık yapmış olan Saʻdi (Sadullah) Çelebi'nin (ö. 1539) verdiği imzalı fetvalarının toplandığı iki mecmua incelenmiştir. Bu mecmular orijinal fetvalardan oluşan yapışdırma türündedir. Diğer yapışdırma fetva mecmualarında birden fazla şeyhülislamın fetvaları toplanmışken bu iki mecmuada sadece Saʻdi Çelebi'nin fetvaları yer almaktadır. Fetva mecmuaları iki yönüyle incelenmiştir. İlk olarak Saʻdi Çelebi'nin orijinal fetvalarının unsurları fetva diplomatikası açısından tahlil edilmiştir. Bunun sonucunda 16. yüzyılın ilk yarısında fetva makamında uzmanlaşmış görevlilerin bulunduğuna ve fetva bürokrasisinin yoğun olduğuna dikkat çekilmiştir. Ardından yapışdırma fetva mecmualarının nasıl ve neden düzenlendiği ile kimler tarafından okunduğu soruları etrafında 16. yüzyılda icra ettikleri fonksiyon anlaşılmaya çalışılmıştır. Mecmuadaki fetvaların aslî unsurlarının yanı sıra üzerlerinde yer alan okuyucu notlarından yola çıkılarak mecmualarının düzenlenme amacının, uygulamaya dönük bir niyetle kazâ veya iftâ görevlilerinin yararlandıkları bir kaynak oluşturmak olabileceğine dikkat çekilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şeyhülislam Saʻdi Çelebi, Fetva, Fetva mecmuaları, Yapışdırma fetva mecmuaları, Fetva bürokrasisi, Fetva diplomatikası, Osmanlı hukuku, Osmanlı Elyazmaları, 16. yüzyıl.

16. yüzyılFetva mecmuasıFetvalar+5
Esra Bembeyaz
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebü'ş-Şeyh Abdullah b. Muhammed ve Zikrü'l-Akrân ve Rivâyâtühüm ʿAn baʿzıhim Baʿzan adlı eseri

Bu çalışmada III/IV. yüzyılda yaşamış olan İsfahan'nın önde gelen meşhur hadis hâfızı ve tarihçilerinden Ebü'ş-Şeyh'i ve Zikrü'l-akrân ve rivâyâtühüm ʿan baʿzıhim baʿzan adlı önemli eserini incelemektedir. Eser akran rivâyetiyle ilgili olduğundan çalışma bu konu hakkında da bilgi barındırır. İlk Ebü'ş-Şeyh'in hayatı, ilmî şahsiyeti ve eserleri üzerinde durulmaktadır ve ardından eserin özellikleri, telif amacı, muhtevası, kaynakları ve literatürdeki yerinden bahsedilmektedir. Ebü'ş-Şeyh'in söz konusu eseri dışında akran rivâyetiyle alakalı hiç bir eser günümüze ulaşmamıştır. Çalışmanın ikinci kısmında akran rivâyetinin tanımı verilip tarihi hakkında bilgi verildikten sonra bu konu hakkında kaleme alınan eserler zikredilmektedir. Araştırma sonucu akran rivâyetinin sekiz sebebi tespit edilmiştir: Dünya meşgalesi, Hz. Peygamber'e sormaya çekinme, muhadramın Hz. Peygamber'le, talebenin de hocasıyla buluşamaması, talebenin hocasının bütün rivâyetlerini alamaması, hadis râvisinin fakih olması, hadisi kendisinden aldığı akranın hocasının hadislerini en iyi bilen şahıs olması ve maddî sebepler olmak üzere akran rivâyetinin sekiz sebebi bulunmaktadır. Çalışmanın son bölümünde akran râvilerin kimlikleri tespit edilip kimin hangi râviden kaç rivâyet aldığı saptanarak tablo şeklinde verilmektedir. İlk tablo müdebbec hadislerin râvilerinden oluşurken ikinci tablo müdebbec olmayan, sadece bir râvinin diğerinden rivâyet ettiği râvilerden oluşmaktadır. Zikrü'l-akrân'da zikredilen 462 rivâyetin 376'sı müdebbec hadis, 86'sı akran rivâyetidir. Eserde adı geçen 127 râvinin 61'i müdebbec hadis, 66'sı da rivâyetü'l-akrân nakleder. Ayrıca akran rivâyetinin özellikle ilk üç nesilde yaygın olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebü'ş-Şeyh, Zikrü'l-akrân ve rivâyâtühüm ʿan baʿzıhim baʿzan, müdebbec hadis, akran rivâyeti

AkranEbü'ş-Şeyh el-İsfahaniHadis+3
Muhammed Hüseyin Sofu
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

İslam medeniyetinde misafirperverlik: İbn Battuta'nın Seyahatnamesinde fütüvvet

Hospitality is a familiar and valued ethic across times and civilizations. It has been worked upon as an ethical concept by ancient and modern philosophers. Hospitality is also a very broad term, starting with its familiar every-day usage and extending to topics such as migration, refugees, the other, the stranger and moving on to include the modern commercial hospitality sector. My aim is to take a holistic look at the concept of hospitality in the Islamicate civilization, in its normative and practical dimensions. This involves normative dimensions of hospitality in Islamic thought and the practical dimension, which is a case study of the great traveller Ibn Battuta's travelogue in terms of the hospitality that he was received with along his vast journeys. The normative dimension includes hospitality in primary Islamic sources of the Quran and the Sunnah, which provides the base for all Islamic ethical system. Moreover, it also includes the codification of Islamic ethics with the formation of futuwwa thought and organization in the ninth century Islamicate world. Here, I look at the principles of futuwwa in the futuwwa books, akhism and and zawiyas. In the practical dimension I want to answer the question of how these hospitality norms were applied in real life Islamicate civilization, a case study to look at the overlap between the normative and the practical. The time range set for the practical dimension is Marshall Hodgson's "Middle Periods" of the Islamicate civilization (950-1500 A.D.). These were flourishing times of Islamicate civil networks and institutions. The aim in this part is to look at how some of these institutions embodied the ethical notion of hospitality in their practices. In order to analyze this, I chose Ibn Battuta's travelogue as it is considered one of the most important books representing the society and the living conditions of the time. In this part I analyze Ibn Battuta's travelogue the Rihla, in terms of his experiences of being hosted as a traveller around the Islamicate world.

Religious sociologyFutuwwatHospitality+5
Aysylu Saetgaraeva
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimEN

Muṣliḥ Al-dīn Lārī " (d. 979 /1572) "An intellectual of three empires"

This thesis examines the intellectual legacy of the sixteenth-century polymath Muṣliḥ al-dīn Lārī (d. 1572), focusing on his historical work Mir'atu'l-Advār wa Mirḳātu'l-Aḫbār (The Mirror of Epochs and the Staircase of Historical Reports). Though better known for his contributions to philosophy, theology, mathematics, and astronomy, Lārī's historical work has received little academic attention. Written in his later years, it reflects his educational background, worldview, and intellectual vision. The study explores Lārī's perspective by analyzing his writings on the Safavid, Timurid, and Ottoman empires, contributing to Persian historiography, particularly the transition from Timurid to Safavid rule. Positioning him within the Persian historiographical tradition, it argues that he was a key figure in this intellectual framework. It also examines his decision to write a universal history for Sultan Selim II and the interplay between literature and history in his work. This thesis critically evaluates Lārī's historiographical approach, highlighting its lasting influence. While his historical role may seem secondary to his philosophical pursuits, his work preserves and transmits knowledge, shedding light on Persian literary traditions in Ottoman historiography.

Ottoman historyIslamic history
Nılab Saeedı
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Hz. Peygamber ve Raşid Halifeler Döneminde ekonomik sistemin kuruluşu ve işleyişi

Akademisyenlerin bütünü, ekonominin hayatın tüm alanlarıyla ilişkisi nedeniyle ekonominin önemini fark etmişlerdir. Müslümanlar arasında piyasa ekonomilerinin yapılanmasında en önemli aşamaları göz önünde bulundurulduğunda, peygamberin (s.a.v.) hadis dönemindeki canlılığını, onun sözlerinden, eylemlerinden anlıyor ve Doğru Yol Gösteren Halifeler (Allah onlardan razı olsun) döneminde buluyoruz. Peygamber (s.a.v.) ve Doğru Yol Gösteren Halifeler zamanında ekonomik faaliyet, pastoralizm, ticaret, basit tarım ve piyasa işlerini ve içinde yayıldığı işlemleri yönetmede bazı idari, ekonomik ve finansal işlerle sınırlıydı. İslam ve İslam fetihlerinin yayılmasından sonra piyasa, hukuk bilimleri ve ekonomi bilimleri alanında araştırmacıların ve akademisyenlerin dikkatini çeken birçok değişikliği beraberinde getirmiştir. İslam ekonomisi, bireyler ve toplum üzerindeki etkilerine katkıda bulunan özelliklere sahipti ve İslam ekonomisinin kurulmasında peygamber (s.a.v.) ve Doğru Yol Gösteren Halifeler dönemi en büyük paya sahipti. Peygamberin çoban olarak çalışmasından ve Hatice Hanım'ın (Allah ondan razı olsun) parasıyla ticaret yapmasından başlayarak ve Levant'a seyahati ve emanetlerin yerine getirilmesi nedeniyle göçün gecikmesi ve mali hükümler koymaya devam etmesi ve İslam'ın bunlar üzerindeki konumunu Satışın geçerliliği, tefecilik yasağı, barışın meşruiyeti ve kiralamanın meşruluğu vb. gibi ekonomik olaylarla doluydu. Halife Ebu-Bekir El-Sıddık'ın dönemi, Allah Resûlü'nün (s.a.v.) iyilik yapmaya başladığı ekonomik yürüyüşün devamıydı. Halife Ömer El-Hatab'a gelince, günleri sadaka, bağış, piyasaları izleme, devriye gezme ve pazara büro kurmaya dayalı ekonomik ve idari çalışmalarla doluydu. Halife Osman Bin-Afan'ın devletin inşasına birçok ekonomik katkısı olsa da, Müslümanların su kaynağını güvence altına almak, mali kaynakları ve bürolardaki harcamalarını belgelemek ve Müslümanlara ve İslam cemaati içindeki diğerlerine verme sistemini desteklemek için Rumah Kuyusu'nu satın aldı. Ali Bin-Abi-Talib zamanında, halefiyet birçok ekonomik başarıya tanık oldu, kar ve zararın paylaşılmasına ilişkin anlaşma mevzuatı yapıldı, sermayenin sahibinin yanı sıra vasinin veya padişahın belirlediği makul ve meşru nedenlerle sadakayı hızlandırma olasılığı ve birçoğunun türetilmesi korkusuyla kar getirmeme ve ayrıca teklifte tekel önleme ve uzlaşma konuları ele alındı.

Mohammed Ghafour Hamad
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

İslam medeniyetinin inşasında görme engellilerin rolü

Medeniyet gerek anlayış gerek davranış gerekse yaşayış olarak milletler arası kabul gören ortak bir değerdir. Bu ortak değerin yegâne kaynağı ise her milletin kendisine özgü kültürüdür. Şüphesiz ki tarih sahnesinde en önemli ve en fazla ön plana çıkan medeniyetlerin arasında İslâm medeniyeti de bulunmaktadır. İslâm medeniyetine çeşitli sanat ve ilim dallarında katkı sunan her bireyin duyu organları bakımından engelsiz olduğu elbette ki düşünülemez. Zira görme engellilerin, dil, şiir, belağat, fıkıh, tefsir ve hadis gibi birçok alanda söz sahibi oldukları ve bu medeniyete önemli katkı sağladıkları bilinen bir gerçektir. Bu açıdan ele alınan çalışmada bu gerçeğe detaylı bir şekilde değinilip görme engellilerin rolü üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte konu ilgili bazı kavramlara yer verilerek özellikle "görme engelli" anlamına gelen el-kefîf ve el-mekfûf kavramları ile bu kavramların türevleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, görme engellilerin İslâm medeniyetindeki rolü anlatılarak Arapça eğitim, öğretim, kıraat, tefsir, edebiyat, tarih, rivayet ve biyografi alanındaki katkılarına etraflıca değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise İslâm medeniyetinde görme engellilerin sınıfları tabakalar şeklinde ele alınmıştır. Bu tabakalar arasında kadılar, yazarlar, kurralar, müfessirler, hadisçiler, fıkıhçılar, şairler ve edebiyatçıların oluşturdukları tabakalara ayrıca dikkat çekilmiş ve çalışma, sonuç ve bazı önerilerin verilmesiyle sonlandırılmıştır.

Hemn Nawzad Ahmed Ahmed
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebû Katâde'nin hayatı ve rivâyetleri

Hz. Peygamber'i (sav) en iyi anlayanlar hiç şüphesiz ki sahabedir. Ümmetin sahâbeyi bilmesi, Hz. Peygamber'i (sav) de anlamayı kolaylaştıracaktır. Bu çalışmanın amacı sahâbeden Ebû Katâde'nin hayatını ortaya çıkarmak, anlamak ve rivayet ettiği hadisleri tespit etmektir. Bu çalışmada ilk yazılı dinî eserlerden yararlandık. Ebû Katâde'nin yaşamını ve diğer sahâbiler gibi Hz. Peygamber'e (sav) olan bağlılığını gördük. Kendisi, daha çok savaşlarda gösterdiği kahramanlıklarla tanınmasına rağmen rivayet ettiği hadislerin çoğunun hayatın değişik alanlarıyla ilgili olduğuna şahit olduk. Böylece her sahâbinin örnek alınması gerektiğine olan inancımız daha da kuvvetlendi. Tezimiz kısaca üç bölümden oluşur. Birinci bölümde Ebû Katâde'nin hayatına yer verdik. Bu bağlamda Ebû Katâde'nin asıl adını, doğumunu, Müslüman olma sürecini, ailesini, katıldığı seferleri ve vefatını araştırdık. İkinci bölümde Ebû Katâde'nin rivayet ettiği hadisler ve bu hadislerin hangi kaynaklarda geçtiğini ele aldık. Üçüncü bölümde ise Ebû Katâde'nin rivayet ettiği hadisleri konu ve ravi bakımından değerlendirmesini yaptık. Sonuç bölümünde genel bir değerlendirme yaptık ve tespit ettiğimiz hususlara değindik. Anahtar Kelimeler: Ebû Katâde, Peygamber'in Süvarisi, rivayet, sahâbe, hadis.

BiyografiEbu KatadeHadis+4
Ümit Karadenız
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Hicri IV. asırda Ehl-i Sünnet ve Şia çatışmasının mezhepler tarihi yazıcılığına etkisi (Taberî ve Ya'kubî örneği)

Araştırmamızda Hicri III-IV. Asırda yaşamış biri Ehl-i Sünnet'in diğeri Şia'nın iki büyük tarihçileri olan Taberî (ö.310) ve Yakubî (ö.292)'nin İslam mezhepleri açısından önemli olan ve mezhepler arasında temel ihtilaf konusunu oluşturan erken dönem olaylarındaki tutumu ele alınmaktadır. Her iki tarihçi de el-Fitnetü'l-Kübra'yı (büyük fitneyi/erken dönem olaylarını) işleyen ilk tarihçilerdendirler. Çalışmamızda onların sosyal, kültürel ve siyasi arka planları yanı sıra "fitne" kavramı ve ilk dönem olaylarına her iki tarihçinin bakışa farklılıklarını da ortaya koymaya çalıştık. Bu tez, büyük fitnenin hadiselerini öğrenmek için iki önemli kaynak olan Taberî ve Yakubî temel alınarak Hicri IV. Asırda ilk dönem olaylarını ele alan bir çalışmadır. Bu çalışma, bir taraftan fitne olaylarının derin bir şekilde idrak edilip anlaşılmasını sağlamaya çalışırken diğer taraftan da fitne olaylarını ele alan tarihçilerin olaylar karşısındaki tutumları incelemektedir. Hicri IV. Asırda Ehl-i Sünnet - Şia çatışmasını ve etkilerini ele alan bu çalışma aynı zamanda kaos ve düzensizlik döneminde grup ve hareketlerin ortaya çıkmasının yanında yeni kurulan Sünni ve Şii devletlerinin geçirdiği dönemlere de değinmektedir. Ayrıca Abbasilerin kendilerine karşı olan Şii hareketlerle olan çatışması ve Abbasi halifelerin Şii devletlerle olan ilişkileri incelenmektedir. Tezimiz bir giriş üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırma planını metodo, sınırlıkları gibi konular üzerinde durularak en önemli kaynaklar ve referanslara işaret edilmiştir. Ayrıca Sünni-Şia çatışması ile ilgili ön bir değerlendirme yapılmış ve grupların ortaya çıkması ve teşekkül etmesinde erken dönem olaylarının izleri takip edilmiştir. Birinci bölümde: Büyük fitne olayının (ilk dönem olaylarının) kısa bir tarihçesi sunmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde: Sünni devlet olan Abbasi devleti ile Şii devlet olan Karamita ve Fatımiler arasındaki çatışmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde: Hicri III - IV. Asırlarda Mezhepler Tarihini yakından ilgilendiren ilk dönem olaylarıyla ilgili tarihin tedvininde Ehl-i Sünnet ve Şia çatışmasını yanı sıra büyük fitnenin (erken dönem olaylarının) tarihsel analizi Sünni tarihçi olan Taberi ile Şii olan Ya'kubi örnekliğinde ele alınıp irdelenmiştir. Sonuç kısmında araştırmada varılan sonuçlar ve çıkarımlarla birlikte önerilere de yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Mezhep, Hicri IV. Asır, Sünnilik, Şiilik, Taberi, Ya'kubî Sayfa adedi: 470 Danışman: Doç. Dr. Mehmet KESKİN

Sadıq Ibrahım Azız
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hakkari Beyliği (1130-1849)

İran ve Irak ülkelerinin sınırında ve ülkemizin güney doğusunun en uç noktasında yer alan Hakkâri; tarihi, doğası, sosyal ve kültürel dokusu, jeopolitik konumu, kaynakları, coğrafik yapısı ve tarihte farklı din ve milletlere mesken olması ile dikkatleri üzerine çekebilmiş bir serhat ilimizdir. İslam kültür ve medeniyetinin izlerini taşıyan çok sayıda esere ev sahipliği yapan Hakkâri ili, gerek coğrafi gerekse tarihte oynadığı roller açısından stratejik bir öneme sahiptir. Hakkâri'nin çok erken dönemde İslamlaşması, Yezidilik inancının çıkış merkezi olması, tarihte iz bırakmış önemli şahsiyetleri yetiştirmesi, Hıristiyanlığın Nesturilik mezhebinin patriklik merkezi olması açısından da manidardır. Tarihte Hakkâri, uzun yıllar kendilerini Abbasi hanedanlığının devamı olarak takdim eden mirler tarafından yönetilmiştir. Hakkâri Beyliği, miras olarak bizlere çok sayıda medrese, cami, tekke, kümbet, köprü, kale ve diğer mimari eserler ile Peygamberimize ait olduğu iddia edilen kutsal emanetleri bırakmışlar. Bunların yanısıra Hakkâri beyleri, kendi dönemlerine ışık tutan ve tarih yazıcılığı açısından önem arzeden "Mirname" adında manzum bir eseri tarihimize kazandırmışlar. Tarihteki Hakkâri bölgesi, bugün için çizilen sınırları aştığını, bölgede 12. yüzyıldan itibaren yedi asır boyunca bir beyliğin olduğunu söylemek mümkün. Bu beyliğin Selçuklular, İlhanlılar, Akkoyunlular ve Karakoyunlularla savaştıklarını, Osmanlı ve İran egemenlik alanlarındaki tampon bölgede ciddi politik mücadeleler verdiğini, genellikle Osmanlı'dan yana bir siyaset güttüğünü, çoğunlukla Osmanlı'ya bağlı hükümet statüsüyle bir sancak olarak varlığını devam ettirdiğini görmekteyiz. Ancak 19'uncu yüzyılın yarısında taht kavgaları, Hıristiyan tebaa ile yaşanan sorunlar ve Osmanlı Devleti'ne isyan gibi nedenlerden ötürü beylik yıkılmıştır.

AbbasilerBeyliklerBeylikler Dönemi+6
İhsan Akın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslâm Hukukunda devlet başkanlığı seçimi

"İslâm Hukukunda Devlet Bakanlığı Seçimi" adındaki bu tezimiz bir giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümü araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntem ve sınırlılıklarından meydana gelmektedir. Araştırmamızın birinci bölümümde devlet başkanlığı ile ilgili konular kavramsal çerçevede ele alınmaktadır. "Seçim", "bey'at" ve aralarındaki benzer ve farklılıklar da kısa bir şekilde işlenmektedir. İkinci bölümde Hulefâ-i Raşidîn Dönemi'ndeki halifelerin devletin başına geçme usûllerine değinilmektedir. Üçüncü bölümde İslâm hukukunda devlet başkanlığı ile ilgili meseleler, Kur'ân-ı Kerime, Sünnette ve sahâbe uygulamalarına dayandırılarak klasik ve çağdaş hukukçuların görüşleri çerçevesinde işlenmektedir. Bu bölümde devlet başkanının gerekliliği üzerinde durulmakta ve çağdaş siyasî akımların etkisi neticesinde fukahânın bu konudaki farklı görüşleri ve tavırları ele alınmaktadır. Ayrıca bey'atin mahiyeti, meşruîyyeti, hukukî boyutu ve çeşitleriyle beraber şûrânın mahiyeti, hükmü, alanı ve şûrâ heyeti üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulmaktadır. Akabinde de devlet başkanının seçim yöntemleri açıklanmaktadır. Dördüncü bölümde gününüzde uygulamakta olan "Başkanlık", "Yarı Başkanlık" ve "Parlamenter" gibi çağdaş sistemler ve bu sistemlerin seçim yöntemleri ele alınmaktadır. Son bölümde ise İslâm hukuku açısından çağdaş devlet başkanlığı seçimi değerlendirilmektedir. Bununla beraber İslâm'daki seçim usûlleri, çağdaş seçim şekilleriyle mukayese edilmekte ve aralarındaki benzerlik ve farklılıklara değinilerek konu bitirilmektedir.

Devlet başkanıHulefa-i Raşidin DönemiSeçimler+3
Mehmet Emin Geçit
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Molla Abdullah el-Bitevâtî'nin Nadi'l İslam fi İlmi'l-Kelam adlı eserinin edisyon kritiği ve muhtevasının değerlendirilmesi

el-Bitevâtî Hicri XIII. Yüzyılda yaşamış bir İslam alimidir. Kendinden önceki İslam alimleri gibi inanç alanında "Nadi'l-İslam fi İlmi'l-Kelam" adıyla bir eser yazmıştır. Fakat bu eser tahkik edilmediği gibi bildiğimiz kadarıyla üzerinde akademik bir çalışma da mevcut değildir. Bu tezde el-Bitevâtî'nin hem hayatı hem de adı geçen esri ele alınmıştır. Ayrıca el yazması eserin edisyon kritiği yapılarak muhtevası değerlendirilmiştir. Yazmanın edisyon kritiği yapılırken yazmada yer alan hadisler, ayetler, fırkalar, özel isimler hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca mevcut olan iki yazma nüsha karşılaştırılmıştır. Tezimiz bir giriş üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yazarın hayatı ele alınmıştır. İkinci Bölümde yazarın Kaza ve kader, husün ve kubuh, Nübüvvet ve Risalet, Mucize ve keramet, Melekler ve Cinler, İman, Ahiret Ahvali gibi belli başlı görüşleri ele alınıp incelenmiştir. Müellifin bu konulardaki görüşleri başta mensubu olduğu Eş'arilik olmak üzere İslam düşüncesindeki yerinin tesbitine gidilmiştir. Üçüncü bölümde yazma eserin her iki nüshası karşılaştırılarak edisyon kritiği yapılmıştır. Eserin tahkiksiz basımı da bu arada değerlendirilmiş yazma nüsha ile olan farklılıklarına dikkat çekilmiştir. El yazmasında yar alan ayet, hadis, yer ismi, özel isimler, mezhep isimleri ve kapalı ifadeler üzerinde dip notta durulmuştur. Çalışma bir sonuç ile tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: el-Bitevâtî, Kelam, Nadi'l-İslam fi İlmi'l-Kelam

Abdulkhaleq Ahmed Rahman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hâciblik kurumunun ortaya çıkışı ve gelişimi

Tarihi oldukça eskiye dayanan hâciblik kurumu sözlükte araya girmek, mâni olmak, birinin bir yere girmesini engellemek; örtmek, gizlemek anlamlarına gelen hacb kelimesinden gelmektedir. Bir kişinin bir yere girmesine engel olan kimse, kapıcı demektir. Divan-ı Lügati't Türk'te, tayandı kelimesinden gelen tayangu, mabeynci anlamında kullanılan özgün sözcük şeklinde verilmiştir. Hâciblik görevinin ilk defa Muaviye (661-680) veya Abdülmelik bin Mervan (685-705) zamanında kurulduğuna dair görüşlerden hangisinin daha doğru olduğu kesin şekilde tespit edilememiştir. Hâcibliğin Abbasi hilafetinde ve Endülüs Emevi Devleti'nde daha ilk zamanlardan başlayarak mevcut olduğu bilinmektedir. Hâciblik, İslam coğrafyasında farklı uygulamaları bulunan kurumların başında zikredilmekte ve makam, konum, sayı ve saygınlık yönünden farklılıklar göstermektedir. Devlet teşkilat yapısı içerisinde kendisine yer edinen hâcibler, sadece saray içinde görev yapmakla kalmamış, Genellikle hükümdara eşlik etmiş, onların en yakın sırlarına vakıf olmuşlardır. Bu sebeple hükümdara vezirden daha yakın olduğu kabul edilmektedir. Bunların yanı sıra hâciblerin padişaha vekalet ettikleri, onlar adına hutbe okudukları ve hükümdarların mührünü taşıdıkları da belirtilmektedir. Bu kadar geniş yetkilere sahip olan bu kurum zaman zaman devlet yapısı için tehlike unsuru olarak görülmüştür. Başa geçen küçük yaştaki hükümdarların yetkilerini suiistimal etmemeleri adına bazı hükümdarların hâciblik kurumunu kaldırdıkları ifade edilmektedir. Yapılan çalışmalarda hâciblik kurumu devletlerin kuruluş ve gelişme dönemlerinde değil, daha çok yükselme, büyüme ve yıkılma dönemlerinde ortaya çıktığı belirtilmektedir. Osmanlı Devleti'nin ilk dönemi ile Kanunî dönemi mukayese edildiğinde, bu durum açık bir şekilde görülebilir. Hz. Peygamber ve ilk dört halife dönemlerinde hâcibliğin kurum olarak olmadığı kabul edilmektedir. Halk ve devlet adamlarının iç içe olduğu, halk ile tebaa arasına izin istemek dışında aracı koymanın caiz görülmediği bir dönem olarak kabul edilmektedir. Belli bir müddet sonra emniyet endişesi ve devlet işleri üzerinde rahat bir şekilde çalışılması düşüncesiyle, devlet adamlarını koruyan ve onların halkla olan münasebetlerini düzenleyen şahıslara yani hâciblere ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir. Ancak bunun şartlar ve zaruretlerle sınırlı olması gerektiği dilr getirilmektedir. Aksi halde hükümdarların/halifelerin halktan kopmuş olacakları belirtilmektedir. Devletin siyasi ve idari teşkilat yapısının anlaşılabilmesi için hâciblik kurumu büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple hâciblik konusu çalışılmıştır.

Devlet teşkilatıHaciplikSaraylar+2
Fatma Nur Küçük
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Asr-ı Saadet'te cenazenin techiz, tekfin, tedfin işlemleri ile kabir ziyareti ve taziye uygulamaları

Fizyolojik olarak diğer canlılarla ortak özellikleri olan insan, akıl sahibi ve sosyal bir yapıya sahip olması itibariyle diğer canlılardan daha üstündür. Bu üstünlük ölüm anında ve ölümünden sonra yapılan işlemlerde de kendini göstermektedir. Bu işlemlerde semavi dinler ile beşeri ideolojiler arasında farklılıklar olduğu gibi semavi dinlerin kendi aralarında da bu konuda farklılıklar vardır. Bu çalışmamızda öncelikle İslamiyet'ten önce, semavi dinler ile semavi olmayan bazı inanışlardaki cenaze uygulamaları incelenmiştir. Ardından insanlığın en parlak dönemi olan Asr-ı Saadet'te bir insanın ebedi âleme intikali ve bu çerçevede yapılan uygulamalar incelenmiş, son olarak da Hz. Peygamber ile ilk dört halifenin cenaze işlemleri ayrı bir bölüm olarak ele alınmıştır. Hz. Peygamber'in yaşadığı dönemde bir insanın ölümü ile başlayıp, ölünün yıkanması, kefenlenmesi, gömüleceği yere kadar taşınması, kabre defnedilmesi, kabir ziyareti ve taziye uygulamaları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu çalışmadaki amaç İslam öncesi toplumlardaki cenaze işlemleriyle İslam'ın ilk yıllarında Hz. Peygamber'in öğrettiği şekliyle yapılan cenaze işlemlerinin bir arada toplanmasıdır. Bu şekilde cenaze uygulamalarının İslam'dan önceki, İslam'ın ilk yıllarındaki ve Hz. Peygamber'den sonra günümüzdeki halinin tarihsel olarak incelenip bir arada bulundurularak kıyaslanması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Asr-ı Saadet, Techiz, Tekfin, Kabir ziyareti, Taziye

Cenaze hizmetleriHz. MuhammedHz. Muhammed Dönemi+7
Muhammet Necip İlbay
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihi süreçte Uşak'ta tasavvuf kültürü (XIX.-XX. yüzyıllar)

Türklerin Anadolu'yu yurt edinmesinden itibaren Uşak, birçok tarikata ev sahipliği yapmıştır. Bunların bir kısmı günümüzde faaliyetlerini sürdürürken diğer kısmının Uşak'ta müntesibi kalmamış ve inkıraza uğramıştır. Çalışmada, öncelikle Uşak ile ilgili kısa bir bilgi verilmiş daha sonra tarih boyunca Uşak'ta faaliyet gösteren tarikatlar incelenmiştir. Tarihi süreçte Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi, Uşak'ta da Ahîlik, Bektâşiyye, Halvetiyye, Halvetiyye-Şabâniyye, Rifâiyye, Kâdiriyye, Nakşibendiyye ve Uşşâkiyye tarikatları var olmuştur. Bunlar içerisinde, Kâdiriyye, Nakşibendiyye ve Uşşâkıyye hem geçmişte hem de günümüzde– değişikliklerle de olsa– varlığını devam ettirmektedir. Diğerleri ise zaman içinde inkıraza uğrayarak günümüzde müntesibi kalmamıştır. Araştırmada Uşak'ın tasavvufî dokusunu ortaya koymak maksadıyla Uşak'ta yaşamış sufiler ve onların bıraktığı izlere de temas edilmiştir. Bu sufilerin geneli yukarıda zikredilen tarikatlara mensupken, bir kısmı ise tarikatı belli olmayan "Horasan Erenleri"nden ibarettir. Uşak'ın tasavvuf tarihi işlendikten sonra, tasavvufun ferdlerin dini hayatlarının şekillenmesi ve sosyal hayatındaki etkileri üzerinde durulmuştur. Böylelikle tarikatların toplumun dini, sosyal, kültürel ve eğitim hayatına dönük etkisi, Uşak örneğinde ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Uşak, tarikat, Ahîlik, Bektâşiyye, Halvetiyye, Kâdiriyye, Nakşîbendiyye, Rufâîyye, Uşşâkıyye.

BektaşilerKadiriyyeNakşibendiyye tarikatı+5
Mehmet Fatı
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi'nin Tarih-i İslam kitabının İslam Mezhepler Tarihi ve kelam açısından incelenmesi

Siyasî ihtirasların etkisinde kalan tarihçilerin büyük bir kısmı maalesef İslam tarihini objektif bir şekilde değerlendirememişlerdir. Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi Bey, siyasî ihtirasların etkisinde kalan tarihçilerin, zahirî vazifeler, batınî faziletler, ahlak, irfan ve içtimaî vaziyet gibi birbirinden ayrı değerlendirilmesi gereken bahisleri birbirleriyle karıştırdıklarını belirtmiş ve Tarih-i İslam isim eserinde, bu minvalde gelişen tarih kültürünün İslam toplumlarını ciddi bir şekilde etkisi altına aldığını ifade etmiştir. Ahmet Hilmi Bey'e göre bu etki, İslam toplumları arasındaki ihtilafları ortadan kaldırmak ve sorunları çözmek yerine daha da çıkmaza sürüklemiş; nitekim tarihi süreç içerisinde İslam toplumları arasında ayrışma ve bunun neticesinde taassup kaçınılmaz olmuştur. Ahmet Hilmi Bey, İslam Mezhepler Tarihi'nin de siyasî ihtiraslardan nasibini aldığını ve yanlış temel üzerine bina edildiğini belirtmiştir. Bu düşüncesini İslam'ın en büyük iki mezhebi olan Ehl-i Sünnet ile Şîa arasındaki ihtilafları ele alarak desteklemeye çalışmıştır. Ayrıca Ahmet Hilmi Bey, Müslümanların yanlış temel üzerine inşa ettikleri tarih ilminin müsteşrikler tarafından istismar edildiğini, Hollandalı müsteşrik Dozy üzerinden örneklendirmeye çalışmıştır. Anahtar Kelimeler: Mezhepler Tarihi,Tarih-i İslam, Filibeli Ahmet Hilmi, Dozy, Mezhep

Ahmed HilmiKelamKitaplar+4
Mehmet Zahit Safa Kansızoğlu
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00

İlgili konular