Italy
78 theses under this subject heading
Hazır giyim sektöründe moda ve marka ekonomisi: Türkiye-İtalya- İspanya karşılaştırmalı analizi
Bu çalışmada, önce literatür araştırması yapılmış ardından hazır giyim sektöründe moda ve markanın etkileri incelenmiş ve Türkiye, İtalya, İspanya karşılaştırılması yapılmıştır. Araştırmada, sanayinin genel durumu ele alınmış ve buradan yola çıkarak da hazır giyim sektörünün durumu hakkında bilgi verilmiştir. Sonrasında bu sektörün modayla ve markalaşmayla ilişkisi incelenmiş modanın tarihsel gelişimi üzerinde durulmuştur. Hazır giyim sektörünün, Türk ekonomisinin dışa açılmasında en önemli sektörlerden olduğu ve yaşadığı bu gelişim süreci anlatılmıştır. Sektörde kapitalizmin, sanayi devriminin ve sosyal medyanın etkileri üzerinde durulmuştur. Hazır giyim sektörü ülke ekonomimizin son yıllarda, gerek giriş ve çıkışlarının gerekse de ürünlerin değişiminin çok kolay olduğu bir sektör olmasından dolayı, tercih edilen olmuştur. Ve tabi bu durum üreticiler ve tüketicilerin arasında bir bağ kurulmasına ön ayak olmuştur. Bu bağa da "marka" denilmiştir. Markanın ülkelerin ihracat ve ithalatında önemli bir yerinin olduğuna değinilmiştir. Ayrıca marka ekonomisinde İtalya, İspanya ve Türkiye karşılaştırması yapılmıştır.
Güney İtalya'da M.Ö. 750 ve 550 yıllarında Yunan kolonileri
Karanlık Çağdan Hellenistik döneme kadar geçen süre Yunan tarihinin önemli bir aşamasını oluşturmaktadır. Yunan halkının MÖ VIII. yüzyıl ortalarında, Ege'deki anavatanlarından farklı bölgelere doğru başlatmış oldukları geniş çaplı göç hareketi iki yüz yıldan fazla sürmüş, çeşitli şekil ve boyutlarıyla kurmuş oldukları yerleşimler Akdeniz'e kadar uzanmıştır. MÖ 500 civarında ise Yunan dünyası batıda İspanya'dan doğuda Karadeniz'in uç noktasına, güneyde Afrika'nın kuzey kıyılarına ve kuzeyde Ukrayna'ya kadar genişlemiştir. Yunan halkının farklı coğrafyalar üzerine yönelmeleri ve gittikleri bölgelerde kurmuş oldukları yapılanmaya ise tarihsel terminolojide kolonizasyon adı verilmiştir. Zaman ve mekanda koloniciliği konu edinen araştırmacılar dönemin gittikçe merak uyandıran bir özellik kazandığını göstererek; Yunan kolonizasyonu nedenlerinin basit gerekçelerle açıklanamayacağını ve bununla birlikte sistematik bir bütünlük içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Kolonizasyon hareketliliğinin her biri yüzyıldan fazla süren, iki aşamasından biri olan Batı Akdeniz ve İtalya'da gerçekleşen faaliyetler de bu bütünlüğün önemli bir parçası olmuş ve İtalya'nın güneyi ile Sicilya bölgesinde kurulan çok sayıda koloni ile bölge Megale Hellas olarak adlandırılmıştır.
Tracking the development of museums through Italy and Turkey
Museums are the cultural structures that the historical and cultural values of societies are transferred to the future generations by researching, preserving, and exhibiting them to the public. The first examples of museology had been observed with the creation of personal collections by noble and ruling class people and the designing of private rooms in palaces to display these collections. The wars and revolutions that were experienced in history had a direct effect on museology and changed the perception of museums. In order to completely understand the present meaning of the museum, it is important to examine the evolutions it has experienced in the historical process. This study, which was prepared for this purpose, was handled through Italy and Turkey. Italy was chosen since it is accepted as the country where collecting started and also it has made a great contribution to the development of museology. On the other hand, the reason for choosing Turkey is that although a museum was not officially established until the 19th century, it has a long tradition of collecting similar to Italy. In the first two chapters, the development of museology in Italy and Turkey was discussed separately starting from the first collecting practices to the 21st century. In the third section, the developments in both countries that are mentioned in the previous sections were discussed by comparing each other with the time charts, tables, and diagrams, and came to a conclusion by analyzing the development process of the museology semantically and spatially.
Avanzâde Mehmed Süleyman'ın Trablusgarb ve Devlet-i Aliyye-İtalya Vekâyiʻ-i Harbiyesi adlı eserinin transkripsiyon ve tahlili (1911-1912)
XX. yüzyılda, Avanzâde Mehmed Süleyman hekim, edebiyatçı, gazeteci, tarihçi gibi birbirinden farklı kimlikler altında ve farklı konularda 130'a yakın eser kaleme almıştır. Avanzâde eserlerini halkı aydınlatmak ve bilgilendirmek amacıyla hazırlamıştır. Avanzâde Mehmed Süleyman bu tavrını 1911 yılında meydana gelen Trablusgarb Savaşı'nda da devam ettirmiştir. Avanzâde Mehmed Süleyman, halkı hem devam eden savaş hakkında bilgilendirmek hem de Osmanlı'ya savaş ilan eden İtalya ve işgal edilmek istenen Trablusgarb hakkında bilgi vermek adına Trablusgarb ve Devlet-i Aliyye-İtalya Vekâyiʻ-i Harbiyesi (1911-1912) adlı eserini yayımlamıştır. Bu tezde Trablusgarb Savaşı için önemli vesikalar içeren Avanzâde'nin bu çalışması ele alınmış, eserin transkripsiyon ve tahlili yapılmıştır. Eserin ihtiva ettiği bilgilerin daha iyi idrak edilebilmesi için Trablusgarb Savaşı ana hatlarıyla anlatılmıştır. Anahtar Sözcükler: Avanzâde Mehmed Süleyman, Trablusgarb ve Devlet-i Aliyye-İtalya Vekâyi' i Harbiyesi, Osmanlı, İtalya, Trablusgarb.
İtalya'da 1960'lardaki Arte Povera Hareketi ve çağdaş Türk sanatına yansıması
?İtalya'da 1960'lardaki Arte Povera Hareketi ve Çağdaş Türk Sanatına Yansıması? adlı çalışma İtalya'da bir hareket olarak ortaya çıkan neo-avangard, Fransisken estetiğini yoğun bir şekilde kullanan ve Fransisken ahlakına göre yüceltilen fakirlik terimi doğrultusunda ?yoksul malzemeler? kullanarak uluslararası önem kazanmış bir gruptur. Bu hareketin Türkiye'ye doğrudan yansıması ancak 1987 yılında yapılan İstanbul Bienali'nde olsa da 1968 öğrenci hareketleri ile dünyayı etkileyen birçok kavram Türkiye'ye de ulaşmış ve sanatçıları etkilemiştir. Türkiyeli sanatçıların bireysel çalışmaları sırasında yöneldikleri yoksul malzemeler ile birleştiğinde Arte Povera'nın Türkiye'deki sanatçılar ile değişik şekillerde paralellikleri ortaya çıkmıştır.Bu konuyu ortaya çıkarmak üzere İkinci bölümde İtalyan sanatının Rönesans'tan itibaren günümüze kadarki tarihsel sürecinde Arte Povera'nın kökenleri araştırılmıştır. Geçmişe gittikçe belirginleşen en derin kök Fransisken Estetiği'dir. Üçüncü bölümde ise Arte Povera'nın ortaya çıktığı dönemdeki sanat akımları bu hareketi daha iyi kavramak için ele alınmıştır. Dördüncü Bölüm ise Arte Povera Hareketi ile Fransisken estetiği bağlantı ele alınmıştır. Arte Povera'nın tarihsel süreci, teorik temelleri ve 1960'lı yıllarda hareketi oluşturan İtalyan sanatçıların biyografileri ve eserlerine yer verilmiştir. Beşinci bölüm hareketin Türkiye'ye yansımalarını ele almaktadır.Sonuç olarak bu çalışmanın amacı hareketin Arte Povera'ya paralel kavramlar ya da plastik değerleri kullanan Türk sanatçıları belirlemek, uluslararası üne kavuşan İtalyan sanatçılar ile yakın dönemde ve farklı coğrafyalarda yaptıkları sanatsal üretimin önemini vurgulamaktır. Bu çalışmanın değerlendirme bölümünde ise İtalyan Arte Povera sanatçılarının eserleri ile Türkiye'de Arte Povera hareketinden etkilendiği tespit edilmiş sanatçıların eserleri karşılaştırılmıştır.
Populism, social media and immigration: The use of Twitter as a platform for anti-immigration discourse in Italy and the U.S.
This study takes the tweets shared by 45th president of the United States Donald Trump and Italian populist leader Matteo Salvini throughout 2018, to conduct a manual comparative content analysis in order to identify the main characteristics of their anti-immigration discourse on social media. The analysis aims to answer the following research question: How did Donald Trump and Matteo Salvini use Twitter as a platform for anti-immigration discourse in 2018? The ultimate goal is to consider the two leaders' anti-immigration discourse in order to identify the specific textual elements and emotional tone used to mention immigration and refugees in order to recognize the dominant frames and narratives employed. This includes the attempt to also determine the emotional tone, attitudes and opinions used to address immigration and immigrants by both leaders. The results indicate that the online anti-immigration discourse of the two political leaders included the identification of immigrants as an economic burden, as potential threats and, in general, as scapegoats of different issues. Few recent studies have addressed the characteristics of online populist communication in relation to a specific topic, especially not through the manual comparative content analysis of two political leaders coming from very different backgrounds. The purpose of this research is to fill this gap by supplying a framework for the analysis of the populist anti-immigration discourse on social media. This work suggests that social media can be used as a tool by populist leaders to construct an anti-immigration discourse that relies on the creation of a hostile narrative, a derogatory language and occasional mockery.
İtalya'da okutulan "Corso di lingua turca" adlı yabancı dil olarak Türkçe öğretimi ders kitabının incelenmesi
Bu çalışmada Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi amacıyla İtalyan bir yazar tarafından İtalya'da yazılmış olan "Corso di lingua turca" adlı yerel nitelikli ders kitabı incelenmiştir. Bu doğrultuda alanyazın taraması yapılmış, Türkçe öğrenen İtalyanlara yönelik hazırlanmış ders kitabının hangi tarihsel ve bilimsel birikimlere dayandığını anlamak amacıyla, öncelikli olarak Türk – İtalyan ilişkileri başlangıcından günümüze dek özetlenmiştir. Bu bağlamda anlatılan tarihsel neden ve koşullar altında, İtalyanlar tarafından yazılmış Türkçe öğretim kitapları hakkında bilgi verilmiştir. Ders kitabının incelemesinde ise nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılarak veriler toplanmıştır. Eldeki verilerden yola çıkılarak tümevarım yöntemiyle kitap inceleme ölçeği oluşturulmuş ve içerik analiziyle değerlendirme yapılmıştır. Ders kitabı hakkında yapılan genel bir bilgilendirmenin ardından; görsel ögeler, metinler, dil bilgisi öğretimi, alıştırmalar, sözcük öğretimi, kitabın dili, kültür ve yöntem başlıklarında elde edilen bulgular yorumlanarak işlenmiştir. Sonuç bölümünde ise çalışmada elde edilen tüm bulgular genel bir değerlendirme ile sonuca bağlanarak bunların ışığında çeşitli önerilere yer verilmiştir. Çalışmanın, günümüzde İtalya'da yaygın bir biçimde kullanılan bir Türkçe öğretimi ders kitabının farklı açılardan incelenmesi ve değerlendirilmesi ile İtalya'da bu konuda oluşmuş bilimsel birikimi açıklayarak Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi alanına katkı sağlayacağı düşünülmektedir
UNESCO hedef ve ilkeleri ışığında Türkiye'de yaşam boyu öğrenmenin bugünkü durumu ve Finlandiya, Portekiz, İtalya karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı Türkiye, Finlandiya, Portekiz ve İtalya'da yaşam boyu öğrenmenin bugünkü durumunun yapı, süreç ve anlayış bakımından ortaya konması ve Türkiye'de yaşam boyu öğrenmenin Finlandiya, Portekiz ve İtalya ile farklılıklarının ve benzerliklerinin ele alınmasıdır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Yaşam boyu öğrenme konusu ile ilgili olarak yazılmış olan yurt içi ve yurt dışındaki tez, makaleler ile Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü ve Avrupa İstatistik Ofisi'nin erişime açık ilgili verileri incelenmiştir. Karşılaştırılacak ülkelerin seçiminde Fatma Lorcu'nun "Avrupa Birliği Eğitim Hedefleri Açısından Türkiye ve Üye Ülkelerin Yakınlıklarının Değerlendirilmesi" isimli çalışmasından yararlanılmıştır. Araştırmanın evrenini sözü geçen çalışmadaki yirmi sekiz Avrupa Birliği ülkesi oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi için bu evren içerisinden 2020 yılında AB ülkelerinin eğitim alanında ulaşması beklenen hedefler doğrultusunda Türkiye'ye en yakın, en uzak ve orta uzaklıkta olan üç ülke seçilmiştir. Araştırmanın analizinde doküman analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre Finlandiya, Türkiye ve diğer iki ülke arasında Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün hedef ve ilkelerine en fazla yaklaşan ülkedir. Portekiz eğitim alanında Türkiye'ye en yakın ülke gibi görünmesine rağmen, yaptıkları iç ve dış denetimler ve öz eleştirilerle, farkındalığın artması ve ürettikleri çözümler ile bu alanda hem nitelik hem nicelik bakımından Türkiye'nin önüne geçmiştir. Finlandiya 2035 yılı eğitim hedeflerini belirlemiş ve bu konuda çalışmalara başlamıştır. Türkiye'de ise yaşam boyu öğrenme alanında yapılan çalışmaların nitelik ve de nicelik bakımından yeterli olmadığı görülmüştür.
Regulatory implications of 2007 financial crisis and the effect of financial regulation structures on the soundness of banking sector: A cross-country perspective
This study is related to the regulatory implications of 2007 Financial Crisis and the effect of financial regulation structures on the soundness of banking sector.Depending on qualitative analysis of reports published by international and national authorities, the study extracts seven broad regulatory issues that are highlighted by 2007 Financial Crisis.Moreover, the study includes an empirical analysis using financial data of 486 banks from 7 counties, namely the USA, the UK, Germany, France, Italy, the Netherlands, and Australia, to explore the effect of financial regulation structures on banking sector soundness. The data covers the period from 2002 to 2009. ANOVA and Logistic regression results suggest that regulation structures have an impact on the soundness of the banking sector. The governments should also consider the diversity of services provided by financial institutions and country-specific factors when designing regulatory structures.Main contribution of the study is twofold. Firstly, it presents a composite picture of regulatory issues discussed at global level after 2007 Financial Crisis. Secondly, it provides empirical evidence related to the relationship between financial regulation structures and the soundness of financial system.
A comparative analysis of the Madrigals of Carlo Gesualdo and Claudio Monteverdi
This thesis compares and contrasts the madrigals of two central figures of late Renaissance music; Carlo Gesualdo and Claudio Monteverdi. The framework for the works in the discussion is limited to the shared texts that they both composed in their madrigal collections between 1587 and 1611. The analysis is focused on rhetoric, harmonic, syntactic and figurative elements and pays tribute to the historical musical background of the period.
Küresel salgın COVID-19 sürecinde, sağlık sektöründe finansal performans analizi: Türkiye, Almanya ve İtalya örneği
Finansal analiz, varlığını sürdürmekte olan işletmelerin finansal açıdan durumunun yeterli olup olmadığını ölçmektedir. Aynı zamanda işletmenin gelişiminin ne yönde olduğunu ölçmek için finansal tablolar aracılığıyla, bu tablolardaki kalemlerin yıllar ya da dönemler arasındaki değişimini inceleyerek sonuç ve önerilere ulaşılan bir analiz tekniğidir. Küresel salgın Covid-19 sürecinde ülkeler ekonomik, sosyal ve hatta kültürel açıdan olumsuz olarak etkilenmişlerdir. Aynı zamanda sağlık alanını da ciddi anlamda etkileyen Covid-19 salgını birçok işletmeyi olduğu gibi sağlık işletmelerini de etkisi altına almıştır. Bu araştırmanın amacı, Covid-19'un Türkiye, Almanya ve İtalya'da faaliyet gösteren sağlık işletmelerini, bir önceki yıla göre nasıl etkilediğini analiz edebilmektir. Bu amaca ulaşmak için sağlık işletmelerinin yıllık muhasebe kayıtlarına ulaşılarak bilanço ve gelir tabloları üzerinden finansal analizleri yapılmıştır. Yapılan bu analizlerde yatay ve dikey analiz tekniği ile bazı önemli oran analizleri kullanılmıştır. Analizler sonucunda ulaşılan bilgilere göre, Covid-19 salgınının sağlık işletmelerini ekonomik açıdan bir önceki yıla göre kısmi olarak da olsa olumlu yönde etkilediği görülmüştür.
Osmanlı Devleti ve İtalya Krallığı arasındaki diplomatik ilişkiler (1870-1909)
Osmanlı Tarihi şüphesiz Dünya Tarihi içinde çok önemli bir noktaya sahiptir. Yaşamış olduğu dönemde diğer devletlerle olan ilişkilerini incelemek ise olaylara farklı kaynaklar tarafından bakılarak tarihimizin anlaşılmasına ve yeni bilgilerin dağarcığımıza girmesine vesile olmaktadır. Bu nedenle, bu tez çalışması ile Osmanlı Devleti'nin ilk yıllarından itibaren sürekli iletişim içinde olduğu İtalyan şehir devletleri ile başlanılarak 1870-1909 yılları arasında Osmanlı Devleti ve İtalya Krallığı siyasi ve diplomatik ilişkileri üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. Bu konunun seçilmesinin bazı nedenleri bulunmaktadır. Birincisi, İtalya Krallığı'nın 1870 yılında birliğini sağladığı dönemden itibaren Osmanlı Devleti ile siyasi ve diplomatik ilişkilerinin arka planda kalmasıdır. Yaklaşık olarak İtalya'nın birliğini sağladığı dönemden Trablusgarb Savaşına kadar yaşanan bu dönem, hem Osmanlı hem İtalya tarihi için son derece önemli görülmektedir. İkincisi, İtalya Krallığı'nın diğer Avrupa Devletlerine göre biraz geri planda kalması nedeniyle bazı siyasi ve ekonomik düşüncelerle uyguladığı Osmanlı ve doğu politikasına bir açıklık getirilmesi gerekliliğidir. Bu politikalar, bölgesel olarak kronolojik anlamda değerlendirilmiştir. Üçüncüsü, iki ülkenin temsilciliği bulunan şehirlerde yerel otorite ve temsilciler (Konsolos veya Şehbenderler) arasında yaşanan olayların aktarımı ile o dönemki sosyal yapı hakkında bir ipucu yakalamaya çalışmaktır. Dolayısıyla bu çalışmada 1870-1909 yılları arasında Osmanlı Devleti ve İtalya Krallığı arasındaki siyasi ve diplomatik ilişkiler her iki ülkeye ait kaynaklar ışığında değerlendirilmiş ve konuyla ilgili literatüre katkı sağlamak amaçlanmıştır.
The politics of judicial independence: Explaining the trajectories of judicial councils in Italy and Turkey
This thesis presents a comparative historical analysis of the trajectories of judicial councils in Italy and Turkey from their inception at the beginning of the second half of the 20th century. Through a detailed analysis of relevant literature, laws and documents as well as complementary semi-structured in-depth interviews, it demonstrates that professional career courses of judges and prosecutors, which are by and large administered by judicial councils, play a central role in explaining judicial independence or lack thereof. Thus, reading in tandem developments at the macro level with career courses of individual judges and prosecutors, this thesis delves into a relatively unexplored area of political inquiry; that is the relations between different levels within the judiciary. It is specifically argued that the vertical, hierarchical setting of Turkish judiciary that stems from the nature of relations between higher and lower ranks of the judiciary as well as between judicial councils and individual judges and prosecutors renders it prone to takeovers by external actors in short time spans as seen recurrently after 2010, as opposed to the horizontal and decentralized structure of Italian judiciary.
Benedetto Croce'de bilginin imkânı olarak "Estetik bilinç" ve "Tarihsel bilinç" üzerine bir inceleme
İtalyan felsefe geleneğinin 20. yüzyıldaki en önemli temsilcisi Benedetto Croce, özellikle estetik ve tarih teorisiyle büyük etki yaratmıştır. Ona göre estetik ve tarih tüm bilgimizi kuşatan iki temel alandır. Hegel'den de oldukça etkilenmiş olan Croce, tüm gerçekliği Tin (lo spirito) kavramıyla açıklar ve dünyayı tinin teorik ile pratik olan iki formu içinde kavradığımızı ileri sürer. Teorik tinin alanına giren her türden bilginin temelinde bireysel olanı konu edinen sezgi bilgisi bulunur. Onun felsefesinin özgün yönü, ifadeyle özdeşleştirdiği sezgiyi, genel olarak bilgi için belirleyici bir konuma getirmesidir. Bu ifade kuramı dahilinde her türden bilginin ana karakteristiği ifade edilebilirlik hâline gelir. Yani kavramsal bilgi de dahil olmak üzere her şey ancak sezgi temelinde bilinebilir. Öte yandan Tin kavramını merkeze koyan ve her türden bilgiyi ifadeye indirgeyen Croce, hakiki sezginin doğasında gerçek ve gerçek olmayan ayrımı bulunmadığını vurgulayarak, bazı durumlarda fiziksel gerçekliğin varlığını reddetmeye varmıştır. Çünkü fiziksel gerçekliğin bağımsız bir varlık alanı olarak ele alınması durumunda bir düalizm tehlikesi ortaya çıkar. Bu nedenle Croce, fiziksel etkinliği tinin pratik alanı içinde kavrayarak bu durumdan kaçınmaya çalışır. Ne var ki bunun neticesinde sezgi ile fiziksel gerçeklik arasında bir çelişki doğar. Bunun sonucunda estetik söz konusu olduğunda fiziksel fenomen olarak sanat eseri kendi başına değer taşımayan bir sembole indirgenmiş, tarih söz konusu olduğunda ise tarihi oluşturan kronik, belge gibi temel unsurlar tek başlarına ölü, anlamdan yoksun, tarihin bizzat kendisi ise yaşayan olarak nitelendirilmiş olur. Dolayısıyla sanat teorisinde sanat eserinin fiziksel varlığı tehlikeye girerken tarih teorisinde ise tarihi oluşturan unsurlar ile tarihin kendisi arasında olası bir düalizm zemini oluşur. Birinci bölümde hem tarih ve estetiğin hem de bunlara ilişkin söz konusu problemlerin oturduğu zemini daha ayrıntılı anlamak için Croce'nin Tin Felsefesi tüm yönleriyle genel olarak açıklanmıştır. Tinin teorik ve pratik formu ile onu oluşturan estetik, mantık, ekonomi ve ahlâk olmak üzere dört momentin serimlemesi yapılmıştır. İkinci bölümde sezginin ifade ve dille özdeşliği ayrıntılı bir biçimde ele alınmıştır. Croce'nin bu bağlamda bilgi teorisini nasıl oluşturduğu ve sanat eserinin bir bilgi formu olarak onun felsefesindeki konumu ile diğer bilgi türleri arasındaki ilişki ayrıntılı olarak ortaya konmuştur. İfade kuramına dayanan sanat kavrayışına bağlı olarak fiziksel fenomenin ifadeye indirgenmesinin yol açtığı sorunlar tenkit edilmiştir. Üçüncü bölümde Croce'nin saf kavram bilimi olarak mantığı genel hatlarıyla açıklanmış ve söz konusu kavrayış ekseninde tarih ile felsefenin özdeşliği gösterilmiştir. Sonrasında onun mutlak tarihselcilik ve tarihyazımı teorisi temelinde şekillenen çağdaş tarih kavramı ortaya konulmuştur. Son kısımda ise tarih teorisindeki tarih ve tarihi oluşturan unsurlar arasındaki görünür çelişki çözümlenerek Croce'nin düalist ve idealist yorumlanmasına dair tartışma yürütülmüştür. Sonuç olarak, Croce'nin sezgi temelli bilgi teorisi temelinde, bir bilgi formu olarak ortaya koyduğu sanat eserinin salt ifadeden ibaret olamayacağı, fiziksel formunun da aynı ölçüde gerçek olduğu ve bu ikisinin bir bütünlük içinde bulunduğu ileri sürülmüştür. Tarihsel bilgi söz konusu olduğundaysa, Croce'nin tarih ile kronik arasında yapmış olduğu yaşayan ve ölü ayrımı neticesinde ortaya çıktığı düşünülen düalist çelişkinin, söz konusu ayrımın reel değil ideal bir tarzda ele alındığı takdirde aşılarak tarih teorisinin sağlam bir zemine oturtulabileceği gösterilmiştir.
Post-faşist dönemde Avrupa aşırı sağı: Almanya ve İtalya örnekleri
Bu çalışmada Avrupa'da aşırı sağ partilerin yükselişlerinin sebepleri incelenmektedir. Özellikle 1980 sonrası dönemde aşırı sağ partilerin başarıları belirgin hale gelmiştir. Pek çok ülkede aşırı sağ partiler meclislere girebilmiş, iktidar koalisyonlarına ortak olmuş ve politika belirleme süreçlerini etkileme gücüne sahip olmuştur. Bu araştırmada da aşırı sağ partilerin yükselişleri talep koşullarının açıklığı, siyasi fırsat yapısının uygunluğu ve aktör kapasitesinin etkinliği doğrultusunda analiz edilmektedir. Savaş sonrası dönemde, neofaşist ana çerçeveye sahip aşırı sağ partilerin düşük oy oranlarına sahip olması ve siyaseten önemsizlikleri, talep koşullarının sınırlılığı, siyasi fırsat yapısının uygunsuzluğu ve aktör kapasitesinin yetersizliği ile açıklanmaktadır. 1980 sonrası dönemde aşırı sağ partilerin daha başarılı aktörler haline gelmesi ise sözkonusu faktörler bakımından gerçekleşen değişimlerle alakalı şekilde yorumlanmaktadır. Özellikle 1960'ların sonlarından itibaren Avrupa'da yaşanan değişim süreci, aşırı sağ partilerin yeni dalgası için uygun bir ortam sağlamıştır. 1968 olayları, sömürgeciliğin sona ermesiyle hızlanan kitlesel göçler ve 1973-79 petrol krizleri değişimi tetikleyen temel dinamikler olmuştur. Bu gelişmelerin neticesinde seçmenlerin partileriyle olan ilişkileri, siyasal sistemlerin işleyiş biçimi ve partilerin yapısı dönüşüme uğramıştır. Ancak geçen zaman zarfında aşırı sağ partiler kıtanın tamamında aynı başarıyı yakalamayı başaramamış ve partilerin performansları ülkeden ülkeye değişim göstermiştir. Avrupa'daki aşırı sağ partilerin ülkeden ülkeye değişen başarılarını açıklayabilmek için, başarılı aşırı sağ partilere sahip İtalya ile savaş sonrası dönemde AfD'ye kadar başarılı bir aşırı sağ partiye sahip olmayan Almanya örneklerini analiz edip karşılaştırıyoruz. Bu ülke örneklerinin incelenmesi, faşizm mirasının ve kolektif hafıza politikasının, aşırı sağ partilerin talep koşullarını, siyasi fırsat yapısını ve aktör kapasitesini önemli ölçüde etkilediğini göstermektedir.
İtalya'da Müslüman fetihleri
Bu tezin amacı, Müslümanların İtalya üzerine yapmış olduğu fetihler hakkında bilgi vermektir. Bu sebeple önce İtalya'nın coğrafyası ve Müslümanların fethine kadar bölgede hakim olan topluluklarından kronolojik sıraya göre bahsedilmiştir. Ardından Sicilya Adası'nın fethi sonrası İtalya topraklarına yapılan fetihlere değinilmiştir. Müslümanların İtalya'da Ağlebîler ile başlayan fetihlerden, onların kurmuş olduğu emirliklerden, Ağlebîler'in bölgedeki hakimiyetine son vererek yerlerine geçen Fatımîlerden ve Norman hakimiyetinde varlıklarını devam ettiren Müslümanlardan bahsedilmiştir. Müslümanların bu süreçte Sicilya ve İtalya'da medeniyete yapmış olduğu katkılar ile Rönesansa etkileri de ele alınmıştır.
I. Dünya Savaşı yıllarında Habeşistan ve Habeşistan'a yönelik Türk-Alman faaliyetleri
I. Dünya Savaşı'nda Habeşistan'ın konumu hem merkezi kuvvetler hem de müttefikler için oldukça önemlidir. Müttefik Devletlerin özellikle de İngiltere'nin Arap Yarımadası'ndaki çıkarları Kızıldeniz'in karşı sahillerinden gelecek herhangi bir tehditle zarar görebilirdi. Savaş döneminde Habeşistan tarafsız ve Doğu Afrika'daki tek bağımsız Afrika ülkesiydi. Kızıldeniz sahillerinde toprağı olmayan bu ülke Avrupalı sömürge yönetimleriyle sınırlarını paylaşıyordu. 1911 ve 1916 yılları arasında Habeşistan tahtında hükümdar Lij Iyasu bulunmaktaydı. Iyasu'nun siyasi hedefleri bu dönemde belirgin olarak Müttefiklerin çıkarlarıyla uyumsuz görünmektedir. Bu noktada savaş sırasında ülkeye yönelik yabancı devletlerin nüfuz girişimlerinin de yoğunlaştığı anlaşılmaktadır. Lij Iyasu'nun Merkezi kuvvetlere olan yakın politikası Türk-Alman faaliyetlerinden olan elçilikler ve çeşitli istihbarat hedefleri güden misyonlar ve siyasi ajanlar tarafından teşvik edildiği yönünde bir yaklaşımla karşılaşılmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada Türk-Alman faaliyetlerinin bir örneği olan Leo Frobenius misyonu incelenmektedir. Aynı zamanda İngiltere, Fransa ve İtalya'nın savaş öncesi, sırası ve sonrasında Habeşistan üzerinde kontrolü sağlama çabaları çeşitli anlaşmazlıklar da ön plana çıkarılarak irdelenmektedir. Somali'de sömürge karşıtı direnişin lideri olan Seyyid Muhammed Abdullah bin Hasan'ın Lij Iyasu'dan aldığı destek Habeşistan'ın politikalarını anlamak açısından önemli görülmüştür. Savaş boyunca Habeşistan'da yaşana gelişmeler 1916 Hükümet darbesi ile son bulmuş ve bu ülkenin savaş sonunda karşılaşacağı sorunların da temelini oluşturmuştur. Müttefiklerin Habeşistan'a silah ambargosu girişimleri bu noktada etkili olan önemli bir eylem olarak incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: I. Dünya Savaşı, Habeşistan, Lij Iyasu, 1916 Hükümet Darbesi, Osmanlı Devleti, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Seyyid Muhammed bin Abdullah Hasan
Turkish-British relations in world war II: Strategies and priorities (1939-1945)
The years between 1939 and 1945 are the witness to the Second World War that was an extremely destructive experience where the world countries were subject to disintegration as the Allied and the Axis Powers. Against the rising German and Italian Fascism, the Western democracies of the Great Britain and the USA sealed an alliance with the communist Soviet Union.On the other hand, Turkey had experienced the trauma of the First World War, took on the burden of the Ottoman Empire already collapsed and made the Independence War against the invasion of the homeland by international forces. At one and the same time a Republican nation state was founded on the principles that are in line with those of the Western democracies. The Republic of Turkey was tired, not holding adequate military and economic resources and definitely decisive in not to become a party of the war, unless the territorial integrity is under threat, as she encountered the threat by the Second World War. The Turkish politics was based on the decisiveness to survive by maintaining the national territorial integrity.The USA is far from other countries and is isolated and protected against all kinds of devastation. She has enormous economic and military striking power. The Soviet Union posed a threat on Turkey from eastern and western side while Germany and Italy did so from the western and southern side. Therefore, the atmosphere of uncertainty that prevailed between Turkey and Britain betokened a course that exhibited instability in three phases in the course of the Second World War.While accepting the Western Democracy as her role model after the Turkish War of Independence, Turkey had established a close alliance relationship with Britain during the period between 1939 and 1941, then in 1941 and 1942 she first concluded non-aggression pact with the Third Reich (Nazi Germany) and got gradually closer to the fascist Germany induced by vitalization of Germany-supported nationalist and anti-Soviet movements. During that period the English politicians adopted an updated `appeasement? policy based on the principles to raise long-lasting negotiations. In third phase, comprising the period between 1943 and 1945, Turkey re-approached England in line with increasing achievements by England and the Allied Forces. At the end of War in 1945, Turkey declared war against Germany, following the insistent attitude maintained by England, in order not to be excluded from the post-war negotiations.
Etrüsk yeraltı mezarlarında duvar resimleri
Köken tartıĢmaları henüz çözümlenemeyen Etrüskler, oldukça korunmuĢ sanat eserleriyle dünya çapında yankı uyandırmıĢ ve çeĢitli araĢtırmaların odak noktası olmuĢtur. MÖ 7. yy. da varlığını Ġtalya‟ nın orta kesiminde, Arno ve Tiber ırmaklarının doğal sınır oluĢturduğu bölgede gösteren Etrüskler, jeopolitik konumlarını ve ticari yeteneklerini kullanarak doğu ticaretiyle güçlenmiĢlerdir. MÖ 7. - 6. yy. lararasında sınırlarını kuzeye ve güneye doğru geniĢleterek ticari Ģehirler kurmuĢlardır. MÖ 6. yy. ise politik, ekonomik ve kültürel açıdan Etrüsklerin en güçlü dönemi olmuĢtur. Bu dönemin baĢarısının temeli Etrüsklerin deniz aĢırı ticaretteki üstünlüğüdür. MÖ 5. - MÖ 4. yy. larda özellikle Akdeniz üstünlüğünü kaybederek itibar kaybetmeye baĢlayan Etrüskler, kuzeyden Galyalıların, güneyden Romalıların baskısıyla bölgedeki hakimiyetini yitirmiĢtir. Galyalılara karĢı Roma ile anlaĢma sağlayarak Roma topraklarına dahil edilme süreci MÖ 310 tarihi itibariyle baĢlamıĢtır. MÖ 2. - 1. yy. larda ise Roma toprakları içerisinde Etrüsk kültürü asimilasyonu hız kazanmıĢtır. Tarihsel süreçte iniĢli çıkıĢlı dönemleri geride bırakan Etrüskler kültürel açıdan denizaĢırı ticarette bulundukları kültürlerin izlerini sanat eserlerine kendi üslupları ile yansıtmıĢlardır. Kültürel izlerin gözlenebildiği en iyi örnekler Etrüsk yeraltı mezarları ve yeraltı mezarlarının duvar dekorasyonunda kullanılan fresklerdir.
İngilizlerin gözüyle İtalya'nın Türkiye'ye yönelik yaklaşım ve faaliyetleri (1923-1945)
ÖZET İNGİLİZLERİN GÖZÜYLE İTALYA'NIN TÜRKİYE'YE YÖNELİK YAKLAŞIM VE FAALİYETLERİ (1923-1945) TELLİ, Ayşe Nur Yüksek Lisans Tezi, Tarih Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ali SARIKOYUNCU Ağustos, 2014, 118 sayfa 1923-1945 arasındaki dönem Türkiye ve İtalya için çok önemli bir süreçtir. Lozan Antlaşması ile başlayan ve İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesi ile sona eren bu dönemde Benito Mussolini yönetimindeki İtalya, güçlü, yayılmacı ve dünya arenasında söz sahibi olmaya çalışan bir ülke olmaya çalışırken; önce Mustafa Kemal Atatürk sonra İsmet İnönü yönetimindeki yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, barış yanlısı, diğer devletlerle iyi geçinmeye çabalayan, İtalya'nın değişken politikaları karşısında tedbirler alan ve dış ilişkilerini buna göre ayarlayan bir ülke olmuştur. Bir yanda bu gelişmeler meydana gelirken, diğer yanda İtalya ile Türkiye'nin dış politikada oluşturdukları gelişmeleri İngiliz diplomatlar İngiliz Gizli Belgelerinde kayıt altına almışlardır. Bunu yaparken kendi fikirlerini de belgelere katmayı ihmal etmemişlerdir. Bu çalışmada, İngiliz Dış Politikası Üzerine Belgeler (Documents On British Foreign Policy) ve İngiliz Devlet Arşivi Gizli Belgeleri (National Archives ) aracılığıyla temin ettiğimiz bu belgelerde, bu devletlerin dış politika unsurlarını anlamak için, İtalya'nın 1923-1945 arası dış politika faaliyetlerini ve bunların Türkiye üzerindeki etkisini inceleyeceğiz. Anahtar Kelimeler: Türkiye, İtalya, İngiliz Belgeleri, Dış Politika, Faşizm.
A comparative analysis of teachers' beliefs and practices on the assessment of 4th grade-efl students in Turkey, Italy and Finland
With the recent changes in Turkish educational system, English language teaching program has been redesigned taking the learners' needs into consideration. The new curriculum focuses on communicative skills more and includes some methods such as student portfolio, self-assessment and peer-assessment for evaluation. However, in the studies from Turkey and different parts of the world, the results indicate that in the assessment of young learners' foreign language competence, the content of tests is still based on grammar and vocabulary items and most of the assessments ignore listening and speaking skills. The aim of this study is to find out what foreign language teachers' beliefs and practices are with regard to the assessment of primary school EFL students and discover whether there are matches or mismatches between the expected quality of assessment and the reality in Turkey, Finland and Italy. A total of 89 English teachers in Turkey, 40 English teachers in Italy and 41 English teachers in Finland constituted the sample of the study. For data collection, a questionnaire consisting of two main parts and a semi-structured interview with ten open-ended questions were used. The qualitative data obtained through interviews were subjected to content analysis whereas the quantitative data collected through the questionnaire were analyzed by using frequency, percentage, mean, standard deviation and one-way ANOVA. The results of the study indicated that the use of assessment practices of teachers varied across countries according to the curriculum and the book they followed, their beliefs, classroom size, students' characteristics and the materials. Despite its variety from classroom to classroom in different countries, the difficulties teachers face in assessing young learners were mainly stemmed from learning environment, instructional technology and material, students, parent perception, class hours and assessment tools. Also, according to the analysis of the interviews, teachers tended to use ready-to-use exams taken from the course books as well as additional materials for the exams and most of the teachers suggested that using formative types of assessment were more appropriate for young learners.
Güvenlik stratejileri bağlamında Atatürk dönemi Türkiye-İtalya ilişkileri
Bu tez Atatürk döneminde Türkiye-İtalya ilişkilerini güvenlik stratejileri bağlamında incelemektedir. Çalışmanın Türk dış politikasında İtalya konusu özelinde güvenlik araştırmalarında oluşan boşluğu doldurması hedeflenmektedir. Çalışma, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı ile birlikte Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümüne kadar geçen süre zarfında, On İki Adalar üzerinde hakimiyeti bulunan İtalya'dan bu dönemde Türkiye ve bölgeye yönelik tehdit olup olmadığı, eğer varsa bu tehdidin hangi derecede olduğunu ve bu tehditlere karşı Cumhuriyetin yönetici kadrosunun Türk dış politikasında siyasi ve askerî anlamda nasıl bir güvenlik stratejisi uygulamaya çalıştığını ve bu stratejiler özelinde Atatürk dönemi Türk dış politikasında güvenlik stratejisinin ne olduğunu araştırmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda Cumhuriyetin yönetici kadrosu içerisinde İtalya tehdidine karşı hangi isimlerin ve kurumların ön plana çıktığı sorusuna cevap aranmaktadır. Tez çalışmasında konu ile ilgili kitap, bilimsel makale, Türkiye Büyük Millet Meclisi Arşivi, Cumhuriyet Arşivi, Türk Diplomatik Arşivi ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri Tarih Arşivi'nden yararlanılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden tarama-derleme ve yazılı doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmalar sonucunda On İki Adalar üzerinden Türkiye'nin Ege ve Akdeniz sahillerine karşı bir tehdit olduğu görülmüş, 1923-1928 arası ilişkiler karşılıklı güvensizlik ortamında şekillenmiş, 1928 yılında taraflar arasında imzalanan Tarafsızlık, Uzlaştırma ve Yargısal Çözüm Antlaşması ilişkilerde dönüm noktası teşkil etmiştir. 1928-1934 arası ilişkiler nisbeten daha olumlu gelişmiş, 1934 yılında Mussolini İtalya'nın geleceğinin Asya ve Afrika'da olduğunu söylemiş, bu durum Türkiye'yi oldukça rahatsız etmiş, ilişkiler tekrardan gerilmiştir. Türkiye İtalya tehdidine karşı Balkanlardaki anti-revizyonist ülkeler ile birlikte hareket etmiş, Balkan Antantı'nın kurulmasına öncülük etmiştir.
İtalya ve Türkiye'de göçmen kaçakçılığı
Göç, en basit tanımıyla insanların yer değiştirme hareketidir. Göçün bir çeşidi olan uluslararası göç olgusu son zamanlarda gündemde olan göç konularının başında gelmektedir. Zira uluslararası göçmen sayısı son yıllarda şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yüksek sayıya ulaşmıştır. Uluslararası göçün yasadışı çeşidi olan göçmen kaçakçılığı konusu da son yıllarda medyada geniş bir şekilde yankı uyandırmıştır. Bu çalışma göçmen kaçakçılığı konusunu Akdeniz ve Ege üzerinde deniz yoluyla gerçekleşen kaçakçılık özelinde incelemektedir. Özellikle son yıllarda Akdeniz ve Ege'de meydana gelen Aylan bebek gibi ölümler, konunun akademik araştırılmasının göçmen mağduriyeti açısından gerekliliğini belirtmektedir. İtalya, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı açısından Avrupa'da en fazla sorunla karşılaşan ülke konumundadır. Zira Avrupa'ya deniz yoluyla ulaşan 3 büyük göçmen kaçakçılığı rotası içerisinde en fazla ölüm oranına sahip olan ülke İtalya'dır. İtalya'da göçmen kaçakçılığını engellemek adına; Avrupa Birliği (FRONTEX'le), İtalya hükümeti ve bazı Sivil Toplum Kuruluşları faaliyet göstermektedir. Bununla birlikte, tüm bu çalışmalara rağmen ölüm oranları azalmamakta ve mağduriyetler yaşanmaya devam etmektedir. Türkiye, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı noktasında İtalya kadar eski bir tarihe sahip değildir. Türkiye transit noktada bulunmasıyla, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı açısından Avrupa için çok önemli bir konuma sahiptir. Türkiye'de 2000'li yıllarda başlayan kaçakçılık serüveni 2006 yıllarda artmaya başlamış ve 2009 yılında maksimum seviyeye ulaşmıştır. Ardından 2010 yılında operasyonların başlaması ve sonrasında geri kabul anlaşmasıyla beraber düşme eğilimine girmiştir. Bu araştırmanın amacı, göçmen kaçakçılığı kavramını İtalya ve Türkiye özelinde, iki ülkenin kaçakçılıkla ilgili tarihi, hukuki, siyasi durumlarını karşılaştırmalı inceleyerek iki ülkeye gerçekleştirilen göçmen kaçakçılığı rotalarına ayrıntılı bakarak, İtalya ve Türkiye'nin bölgede hem devlet hem de Sivil Toplum Kuruluşları eliyle yürütmüş oldukları faaliyetin göçmen mağduriyetlerini ne şekilde etkilediğini araştırmaktır. Anahtar Kelimeler: Arama Kurtarma Operasyonları, Göç, Göçmen Kaçakçılığı, İtalya, Türkiye, Yasadışı Göç.
The encounters of populism: An examination of the Italian Five Star Movement
This thesis investigates the case of the Italian Five Star Movement (Movimento 5 Stelle-M5S) within the context of the current rise of populism in Western European countries. The study evaluates the program, targets, aims, rhetoric, strategy and ideology of the Five Star Movement in order to answer why it is considered a populist movement. The Italian Five Star Movement is a crucial example to study because of its differences from other populist movements, parties and politicians in Western European countries which are mostly rightist. The aims and program of the M5S contained arguments which were closer to the leftist political ideology during its first years of foundation but over the time, the movement accepted and defended thoughts, ideologies that have come closer to the rightwing ideology. Thus, the question what are the features of the M5S that makes it a populist movement. The thesis adopts the ideational approach of Cas Mudde and Christobal Rovira Kaltwasser and situates the M5S within the political history of Italy focusing on the post WW2 period and its features conducive to prevalence of populism in the country. Through a discussion of the reasons for the emergence of M5S, it's founding, its evolution into a political party, its involvement in Italian local and national governments through the years between 2005 and 2018, this thesis argues that M5S is populist movement, however it is actually a multi-faceted movement and demonstrates a unique example of populism.