Caucasus

98 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Rus kaynaklarına göre Kafkaslarda Rus-Alman nüfuz mücadelesi (1933-1945)

Bu çalışmada 1933-1945 yılları arasında Rusya ile Almanya'nın Kafkasya'daki siyasi, askeri ve ekonomik nüfuz mücadelesi ele alınmıştır. Çalışmada bu iki ülke arasında Kafkasya'da yaşanan mücadelenin bölge halkları ve devletleri üzerindeki etkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada tarih biliminin araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu doğrultuda kaynak taraması, tasnif, tahlil, tenkit ve terkip yapılarak objektif bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın hazırlanmasında arşiv kaynakları ve birinci el kaynaklar kullanılmış bunların yeterli olmadığı durumlarda ise ikinci el kaynaklardan da yararlanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda Rusya ve Almanya'nın 1933-1945 yılları arasında Kafkasya için verdikleri mücadele bölge halklarını siyasi, askeri, sosyokültürel ve ekonomik açıdan olumsuz yönde etkilemiştir. Hatta bu mücadele Kafkasya devletlerini ve halklarını topluca bir felakete sürüklemiştir. Bu felakete Rusya'nın ve Almanya'nın sebep olduğu her iki devlet yetkilileri tarafından da itiraf edilmiştir. Kafkasya haklarının yaşadığı mağduriyetin giderilmesi için buradaki halklara siyasi, milli, askeri ve ekonomik haklar yeniden tanınmıştır. Ancak tüm değerleri büyük tahribata uğramış olan Kafkasya halklarının kendilerini yeniden toparlaması yıllar almıştır. Rusya ve Almanya arasında Kafkasya'da yaşanan güç mücadelesinden en fazla zarar gören tarafın bölge halkları ve devletleri olduğu sonucuna varılmıştır. Kafkasya'da barışın ve huzurun devam edebilmesi için bölge halkları üzerinden bir politika yürütülmemesi gerektiği anlaşılmıştır. Kafkasya halklarının ve devletlerinin de birbirine karşı hoşgörülü olması kendi aralarındaki barışın korunmasına katkı sağlayacağı gibi dış aktörlerin de bölgeye müdahale etmesinin önüne de geçmiş olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, İkinci Dünya Savaşı, Rusya, Almanya

AlmanyaDünya Savaşı IIGüç ilişkileri+4
İsmail Görgen
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kafkasya'dan Anadolu'ya Çeçen göçleri (1860-1918)

Kafkas coğrafyası ile 914'ten itibaren ilişki kuran Rusya'nın tarihi süreçte Kafkasya politikasında birçok dönüşüm yaşanmıştır. 1859'da Kafkas halkı Rus yayılmacılığına karşı direniş hareketlerini başlatarak Rusya'nın Kafkasya'da ilerlemesini bir süre durdurmuşlardır. Rusya 1774 Küçük Kaynarca ve 1829 Edirne Antlaşması ile birlikte Kafkasya'da hakimiyeti tekrar ele geçirerek Kafkas halklarının dini, siyasi ve sosyal hakları üzerinde tamamen tahakküm kurmuş ve bu halkları Osmanlı topraklarına göç etmeye zorlamıştır. Kafkasya'da direnişin sembol halkı olan Çeçenler de Rusya'nın Kafkasya politikasından nasibini almış ve Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir. Çalışmada Çeçen muhâcirlerin, Osmanlı topraklarına geliş güzergahları, nüfusları, geçici ve kalıcı iskân mahalleri, devlet ve halk tarafından yapılan yardımlar, iskân öncesinde ve sonrasında yaşanan olumlu ve olumsuz gelişmeler gibi konular üzerinde durulmuştur. Bunun yanında Osmanlı Devleti'nin iskân politikası, diğer devletlerin bu politikaya bakışı da ele alınmıştır. Anahtar Kelimler: Kafkasya, Osmanlı Devleti, Rusya, Çeçen Göçü, İskân

GöçlerKafkasyaKafkasya göçleri+6
Havva Gizem Acer
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kafkasya'da ve diasporada Çerkes kimliği algısı

Günümüzde Çerkes nüfusunun büyük bir bölümü yaşanan savaşlar ve sürgünler neticesinde, yaklaşık iki yüz yıldır anavatanları Kuzey Kafkasya'dan farklı coğrafyalarda diasporik bir halk olarak yaşamaktadır. Diasporada farklı siyasi yönetimler altında yaşayan Çerkeslerin kimlik algıları da bulundukları ülkelere ve zamana göre değişebilmektedir. Özellikle en çok Çerkes nüfusunun yaşadığı Türkiye'de, diğer Kafkas halklarıyla iç içe yaşamaları Çerkes kimliği algısında önemli farklılıklar göstermesine neden olmuştur. Buna ek olarak Cumhuriyet sonrası ulus kimlik inşası süreci de uzun bir dönem etnik kimliklerin ifadesini olanaksız kılmıştır. Küreselleşmenin etkisiyle iletişimin ve ulaşımın yaygınlaşması farklı coğrafyalarda yaşayan Çerkesleri bir araya getirmiş ve 2000'li yıllardan sonra Çerkes kimliği konusunda farklı tartışmaları gün yüzüne çıkarmıştır. Yaşanan "Çerkes kimdir?" tartışmaları Kafkas sivil toplum örgütlerinin gündemine de girmiş, dernek ve vakıfların ayrışmasına ve isim değişikliğine kadar gitmiştir. Tezimizde Osmanlı Devleti'nden günümüze Çerkes kimliğinde yaşanan değişiklikler ele alınmış ve günümüzle karşılaştırılmıştır. Ayrıca Çerkeslerin anavatanı olan Kuzey Kafkasya'da ki Çerkes kimliği ile diasporada algılanan Çerkes kimliği karşılaştırılmıştır. Kafkasya'da ve diasporada yaşayan Kafkas toplumunda Çerkes kimliği algısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu konular araştırılırken nitel araştırma tekniklerinden derinlemesine görüşme tekniği kullanılmış, ayrıca yazılı basın, sivil toplum örgütleri ve sosyal medya hesapları üzerinden inceleme yapılarak tarihsel süreçte ki Çerkes kimliği algısı tespit edilmeye çalışılmış, Çerkes diasporasının en güncel tartışması olan "Çerkes Kimdir?" tartışmalarına cevaplar aranmıştır. Çerkes nüfusunun büyük bir bölümü Türkiye'de yaşadığı için çalışma alanımızın büyük bir bölümü Türkiye'yi kapsamasına karşın Kafkasya ve değişik ülkelerde yaşayan Kafkas kökenli insanlar da çalışma kapsamına alınmıştır. Yapılan araştırmaların sonucunda kimlik algısının kesin çizgilerle çizilmiş bir tarifi olmadığı, zamana, kişiye, siyasi yönetimlere, sosyolojik olaylara göre farklılık gösterebildiği tespit edilmiştir. Tarihi açıdan Çerkeslerin etnik olarak kim olduğu net olsa da, kimlik algısına göre kişiler kendilerini farklı kimliklerde görebilmektedir. Anahtar Kavramlar: Çerkes, diaspora, kimlik, Kafkasya

DiasporaKafkasyaKimlik+2
Mehmet Bingöl
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihsel süreçte Rusya'nın Kuzey Kafkasya politikası

Önemli bir noktada bulunan Kafkasya, özellikle Rusya gibi büyük güçlerin yıllar boyunca odak noktası olmuştur. Jeopolitik ve jeostratejik bir bölge olan Kafkasya, bu büyük güçlere karşı yıllar boyu mücadele vermiştir. Bölge, coğrafi olarak Güney ve Kuzey Kafkasya olarak ikiye ayrılmıştır. Bu tezde Kuzey Kafkasya bölgesinin tarih boyunca Rusya'ya karşı verdiği mücadele ele alınmıştır. Rusya'nın Kuzey Kafkasya'daki hâkimiyet çabaları uzun süre devam etmiş olsa da Soğuk Savaş sonrasında SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Kuzey Kafkasya'da bulunan etnik gruplardan bazıları Rusya içerisinde özerk cumhuriyetler haline gelirken bazıları da bağımsızlıklarına kavuşmuştur. Rusya'nın yayılmacılık politikası başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fakat günümüzde hala, Kuzey Kafkasya halkları üzerindeki politikalarına devam etmiştir. Kuzey Kafkasya halklarının, 1850 yılından itibaren Osmanlı Devleti'ne yaptıkları zorunlu göç hareketleri sonucunda, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti'nde geniş bir nüfusa sahip olmuşlardır. Tezimde, Kuzey Kafkasya'da bulunan etnik gruplar tek tek ele alınıp, mücadeleleri ve sonuçları konu edilmiştir. Ayrıca, Rusya'nın tarihsel sürecindeki gelişmeler sonucunda değişen, Kuzey Kafkasya politikalarına geniş bir şekilde yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, Rusya, 1864 Çerkez Sürgünü, Abhazya, Kuzey Kafkasya Coğrafyası, Kuzey Kafkasya'da Etnik Kökenler

AbhazyaEtnik azınlıkEtnik gruplar+5
Meltem Yıldırım
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Kafkasya-Orta Asya dış politikasının enerji koridoru ve terminali olmasına etkileri

SSCB'nin dağılmasıyla beraber Güney Kafkasya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını kazanmıştır. Güney Kafkasya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olması ve stratejik-jeopolitik önemi, bu bölgeyi küresel bir rekabetle karşı karşıya bırakmaktadır.Bu çalışmamızda, Kafkasya ve Orta Asya'nın petrol ve doğalgaz potansiyeli ele alınmış, enerji kaynaklarının çıkarılması ve taşınmasında devletlerin gizli-açık rekabetine, oynanan bu büyük oyunun bölgeye yansımalarına ve devletlerin enerji odaklı dış politikalarına değinilmiştir. Ayrıca, Kafkasya ve Orta Asya'nın petrol ve doğalgaz kaynaklarının taşınmasında yaşanan rekabette, Türkiye'nin stratejik ve jeopolitik konumu ele alınmıştır. Enerji koridoru ve terminali olmaya çalışan Türkiye'nin boru hatlarından sağlayacağı avantaj ve kazançlarla beraber ortaya çıkabilecek riskler belirtilmiştir.Anahtar Kelimeler: Boru Hatları, Doğalgaz, Enerji, Küresel Enerji Rekabeti, Petrol, Türkiye'nin Enerji Politikaları.

Boru hatlarıEnerjiEnerji kaynakları+7
Kadir Kürşat Yılmaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Çin Halk Cumhuriyeti'nin "Bir Kuşak Bir Yol" projesi kapsamında Karabağ Savaşı

Bu tez, Çin Halk Cumhuriyeti'nin "Bir Kuşak Bir Yol" Projesi ile II. Karabağ Savaşı'nın etkileşimini ve bu etkileşimin Kafkasya'nın güvenliği ve kalkınması üzerine etkilerini incelemektedir. Tez, Çin Halk Cumhuriyeti'nin hem bölgesel hem de küresel bir güç olarak nasıl konumlandığını, "Bir Kuşak Bir Yol" Projesi aracılığıyla bölgesel kalkınma ve güvenlik yapıları üzerindeki etkilerini ve bu sürecin II. Karabağ Savaşı'nın dinamikleriyle nasıl iç içe geçtiğini ele almaktadır. Bulgular, "Bir Kuşak Bir Yol" Projesinin bölgesel kalkınmayı teşvik etme potansiyeline rağmen, bölgesel güvenlik meselesinde yeni gerilimler yarattığını göstermektedir. Tez, Çin Halk Cumhuriyeti'nin dış politikası ve "Bir Kuşak Bir Yol" Projesinin, bölgesel çatışmalar üzerindeki etkilerini ortaya koyarak bölgesel güvenlik politikalarının yeniden değerlendirilmesi için önemli bilgiler sunmaktadır.

Kafkasya
Yunus Emre Koç
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

"Konak Yahut Şeyh Şamil'in Kafkasya Muharebatı'nda Bir Hikâye-i Garibe" adlı eserin Latin harflerine aktarımı ve incelenmesi

Çalışmada 1879 yılında Ahmet Mithat Efendi ve Wilhelm Wiesenthal tarafından müşterek olarak çevirdikleri Konak Yahut Şeyh Şamil'in Kafkasya Muharebatı'nda Bir Hikâye-i Garibe adlı Arap harfli roman, Latin harflerine aktarılmış ve eser, roman sanatına uygun olarak incelenmiştir. Bahsi geçen roman, tarihi bir roman olup romanda Şeyh Şamil önderliğindeki Çeçenler ile Rusların mücadeleleri anlatılmaktadır. Çalışmanın amacı; ilk önce Almanca olarak yazılan daha sonra Ahmet Mithat Efendi ve Wilhelm Wiesenthal tarafından Osmanlı Türkçesi'ne çevrilen eseri, Latin harflerine aktararak Türkiye Türkçesi'ne kazandırmaktır. Tez, giriş ve sonuç dışında üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında çevirinin tarihsel gelişimi hakkında bilgi verilmiş ardından Ahmet Mithat Efendi'nin tercümeciliği üzerinde durulmuş, Ahmet Mithat Efendi ve Wilhelm Wiesenthal'ın nasıl tanıştıkları hakkında bilgi verildikten sonra Şeyh Şamil'in hayatı ve mücadelelerine değinilmiştir. Birinci bölümde Ahmet Mithat Efendi'nin hayatı ve sanat anlayışı anlatılmıştır. İkinci bölümde Konak Yahut Şeyh Şamil'in Kafkasya Muharebatı'nda Bir Hikâye-i Garibe adlı eserin Latin harflerine aktarımı yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise eser incelenmiş ve bu bölümde metne dayalı yöntem kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara ise, sonuç kısmında yer verilmiştir.

Ahmed Mithad EfendiKafkasyaLatin harfleri+5
Yunus Uzun
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1864 Büyük Çerkez Göçü

Çalışmada; Batı Kafkasya'nın yerli milletlerinden olan Çerkezlerin, 1864 senesinde Osmanlı Devleti'ne yaptıkları göçler işlenmiştir. Türlü sıkıntılarla Osmanlı topraklarına varabilen ancak burada da sefaletleri süren Çerkezlerin yaşadıkları bu elim hadise, Osmanlı Devleti açısından da oldukça çetin geçmiştir. Rusya'nın, IV. İvan döneminde Kazan ve Astrahan'ı almasından sonra Kafkas topraklarında yayılmaya başlaması, Çerkezlerin göçlerine neden olan ilk aşamadır. Nitekim bu fetihlerden sonra I. Petro'nun vasiyeti gereği İstanbul ve Hindistan'a ulaşmak için Kafkas topraklarının fethine başlanmıştır. Bu doğrultuda II. Katerina ile birlikte Kafkasya'nın fethi, Rusya için bir milli politika halini almış ve ele geçirilen yerlere Hristiyan unsurlar yerleştirilmeye başlanmıştır. Diğer taraftan Rusya'nın bu ilerlemesine karşılık vatansever milliyetçi Kafkasyalı Müslümanlar, İmam Mansur'un başbuğ olmasıyla birlikte Müridizm Hareketi'ni başlatmışlardır. Ancak Çerkez topraklarına çok sonraları ulaşabilen bu direniş hareketi, Şeyh Şamil'in 1859'da teslim olmasıyla son bulmuş ve Doğu Kafkasya tamamen Rusya'nın kontrolüne geçmiştir. Çerkezler ise yaklaşık beş yıl daha istiklal mücadelelerine devam etmiş olmalarına rağmen 21 Mayıs 1864 tarihinde mağlubiyeti kabul etmişlerdir. Rusya'nın, "Ya Kuban taraflarına göç edersiniz veya Osmanlı Devleti topraklarına gidersiniz ya da kılıçlarımız altında yok olursunuz." dediği Çerkez kabilelerinin büyük çoğunluğu Osmanlı Devleti'ne göç etmeyi kabul etmişlerdir. Osmanlı Devleti, her ne kadar Çerkez göçlerine hazırlıksız yakalansa da, yapılabilecek her türlü yardımı yapmıştır. Fakat Çerkezler, gerek göç yollarında ve gemilerde gerekse Osmanlı topraklarında geçici ve daimi iskan mahallerinde açlık ve hastalık sebebiyle ölümlerle de mücadele etmişlerdir. Hem Bab-ı Ali'nin hem de Türk ve Hristiyan Osmanlı ahalisinin yardımları ile iskanları gerçekleşen Çerkezlerin birtakım hadiselere karıştıkları da görülmüştür. Bazen yerli Osmanlı ahalisinin bazen de Çerkezlerin sebep olduğu bu hadiseler, Osmanlı Devleti'nin aldığı tedbirlerle giderilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: 1864, Çerkez Göçü, Kafkasya, Şeyh Şamil, İskan, Osmanlı Devleti, Rusya, Türkiye Cumhuriyeti.

Batı KafkasyaGöçlerKafkasya+6
Gökhan Çakmak
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bolşevik komiseri Stephan Şaumyan'ın Bakü'deki faaliyetleri(1917-1918)

XVIII. yy'dan itibaren Kafkasya'nın yeraltı ve yerüstü zenginlikleri büyük devletlerin ilgisini çekmiştir. Coğrafi şartlardan dolayı Kafkasya'da en fazla yayılma imkanı bulan devlet Rusya olmuştur. Rusya Çarlık rejimi döneminde sıcak denizlere inme politikası güderken Bolşevik rejimi döneminde de Bakü petrollerine hakim olma politikasını gütmüştür. Bu amaçla Bolşevik Rusya, 1918 yılında Bakü Sovyet Komiserliğine Stephan Şaumyan'ı getirerek Türkler üzerinde katliamlarını gerçekleştirmiştir. Stephan Şaumyan Ermeni asıllı olmasından dolayı Ermenileri korumuş, silahlandırmış ve Türklere karşı kışkırtmıştır. Osmanlı bu duruma müdahale etmek istese de I. Dünya savaşından yenik ayrılınca Kafkasya'ya yeterince önem verememiştir. Bakü petrolleri sadece Rusya'nın değil diğer büyük devletlerin de dikkatini çekmiştir. Rusya'nın dışında İngiltere, ABD, Fransa gibi devletler de ekonomik çıkarlar için bölgede aktif siyaset izlemişlerdir. Ancak bu emellerini yerine getirmeye çalışırken karşılarındaki Azerbaycan Türklerine de kıymışlardır. 31 Mart 1918 Bakü katliamlarına rağmen Azerbaycan Türkleri direnmiş ve Mehmet Emin Resulzade önderliğinde bağımsız bir devlet kurmuşlardır. Ancak bu bağımsızlık uzun sürmemiş ve kısa sürede Bolşevikler bütün Kafkasya'yı ele geçirerek Sovyetler Birliğini kurmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Katliam, Ermeniler, Ruslar, Stephan Şaumyan, Azerbaycan Türkleri

Azerbaycan-BaküBolşeviklerErmeniler+6
Canan Kuku
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti ve siyasi faaliyetleri

Elviye-i Selâse: Osmanlı Döneminde Kars, Ardahan ve Batum Sancaklarından oluşan bölgeye verilen isimdir. Bu bölgenin 93 Harbi ile beraber Osmanlıdan koparılması Türk ve Müslüman ahali için bir dönüm noktasını teşkil eder. 1877-78 Osmanlı- Rus Savaşından sonra Elviye-i Selâse, yaklaşık 40 yıl Rus esaretinde kaldı. Daha sonra Rusya'da Bolşevik İhtilali sonucu Çarlık Rusya yıkılınca, yeni kurulan Sovyet Rusya Hükumeti ile 3 Mart 1918 tarihinde Brest- Litovsk antlaşması imzalandı. Böylece adı geçen topraklar tekrar anavatana katılmanın sevincini yaşadı. Ancak bu sevinç uzun sürmedi. Birinci Cihan Harbi sonunda imzalanan Mondros Mütarekesiyle Osmanlı Devleti'nin savaş öncesi sınırlarına çekilmesi kararlaştırılınca Elviye-i Selâse halkı tekrar anavatandan ayrı kalmanın hüznünü yaşadı. Yerli ahali tekrar acı dolu günlere dönmemek için kendi çabalarıyla 17-18 Ocak 1919 tarihlerinde Cenub-i Garbi Kafkas Hükümetini kurdu. Bu hükümetin kendine has ay yıldızlı bir bayrağı ve 1921 Anayasasının temeli sayılabilecek bir Anayasası vardı. Anadolu'da kurulan Türk Cumhuriyeti olduğu bilinen bu hükümet 4 ay kadar kısa bir siyasi hayatın ardından 13 Nisan 1919'da İngilizlerin parlamentoyu basıp hükümeti dağıtması ve buradaki üyeleri tutuklamasıyla tarihteki yerini aldı. İşgalin ardından hükümet üyeleri önce Batum'a oradan da İstanbul'a sevk edildi. Bir süre burada kalan üyeler, firar etme endişesiyle kafileler halinde Malta Adasına sürgün edildi. Hükümet üyeleri gerek İstanbul'da gerekse Malta Adasında bulundukları sırada maddi manevi sıkıntılar yaşadılar. Onları azda olsa rahatlatan, tutuklanmaktan kurtulan Hükümetin Hariciye Nazırı Fahrettin Bey ile yaptıkları mektuplaşmalar oldu. Bu şekilde geride bıraktıkları vatanları ve aileleri konusunda Fahrettin Bey sayesinde haber alabildiler. Sürgün günleri TBMM'nin açılmasına ve Sakarya Savaşının kazanılmasına kadar devam etti. Anahtar Kelimeler: Elviye-i Selâse, Cenub-i Garbi, Kafkas, 93 Harbi, Brest- Litovsk, Mondros, Malta sürgünü.

ArdahanCenub-i Garbi Kafkas HükümetiElviye-i Selase+6
Emrullah Kuzkun
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adıge kültüründe şifacılık

Adıgelerde yazılı aktarım yoktur. Toplum hafızası ve kültürel birikim sözlü aktarım geleneğinin koruması altındadır. Bu geleneksel disiplin, pratikte; edebiyatın altdalı olan halkbiliminin içeriğindeki inanç, toplumsal düzen, toplumsal iletişim, v.b. konularıyla birlikte halk hekimliğini de içine alan şifacılık ile karşılık bulmaktadır. Şifacılık disiplini herşeyden önce, barındırdığı tecrübenin içinde; toplumun geçmişinden süregelen uygulamalar, korunan pratikler, geleneksel yaklaşımlar, inançlar ve yaşam biçiminin kodlarını saklayarak, aynı dil gibi, gelecek kuşaklara kültürel aktarımı sağlamaktadır. Bu disiplinin temsilcisi Şifacılar; doğayı gözlemleyerek ve doğal şifa olanaklarını bulup tecrübe ederek birikimlerini, halk inançlarıyla harmanlayan "kültür taşıyıcılarıdır". Toplumsal birikimin korunmasında onların etkisi gözardı edilemeyecek kadar önemlidir. Konuya kronolojik olarak bakıldığında; Adıge toplumunun şifacılık birikiminin altyapısı ortaya çıkmaktadır; • Proto Adıgelerden gelen mitolojik bilgilerde; doğanın gizleri şifalı otlar, tılsım, sihir, v.b. majik yöntemlerle çözümlenmeye çalışılmıştır. • Adıge toplumu tarıma geçişle birlikte yerleşik düzen ve toplu yaşamla tanışmış; toplumsal sağlığın korunması, zengin bitki florası ve coğrafyanın yardımıyla davranış ve toplum kurallarında yerini almıştır. • Savaşlarla birlikte cerrahi yöntemler ve pratikler geliştirme gerekliliği ortaya çıkmıştır. • Göç sonrası toplumsal dağılma nedeniyle de; mevcut birikim büyük ölçüde değişim ve dönüşüme uğrayarak, büyü, dua, okuma, üfleme, vb. dinsel etkilere maruz kalmıştır. Nart Destanlarının mitolojik karakterlerinden Seteney; Nart toplumunun bilge figürüdür. Seteney hekimdir, falcıdır ve kâhindir. Yine Tlepş yaralı Nart çocuğun kırılan kalça kemiğini demirle onarmış, kopan ayağının yerine kendine demirden protez yapmıştır. Maykop Kurganındaki arkeolojik buluntularda, 2800 yaşında olduğu tahmin edilen bronz neşter bulunmuş olup trepanasyon (kafatasında delgi açma ameliyatı) yapılan kafatasları ve cerrahi müdahaleler yapılan iskeletler ortaya çıkarılmıştır. Adıge toplumunun geçmişinden gelen bu bulgular, toplumun ulaştığı uygarlık düzeyini gösterirken, tarihsel süreç içinde toplumun kültürel birikiminde yaşadığı erozyonu da açıkça ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın amacı; şifacılık bilgisinin, Proto Adıgelerden günümüz Adıgelerine "sözlü aktarım" yoluyla ne kadarının ulaştığını ortaya koymak, geleneksel yöntemlerin adaptasyon baskısına maruz kalması sonucu sözkonusu alandaki eksen kayması karşısında, Adıge kültürel hafızasındaki bu konuyla ilgili erozyonun derecesini belirlemektir. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır; Birinci bölümde; şifacılık kavramı hakkında genel bilgiler verilerek; hastalıkların nedenleri, tedavi yöntemleri ve tedavi kaynakları kavramları ana hatlarıyla açıklanmıştır. İkinci bölümde; Adıge şifacıların mitolojik dönemden günümüze kadar geçirdikleri süreç, bu süreci etkileyen faktörlerle birlikte ele alınmıştır. Üçüncü bölümde; Adıge şifacıların hastalıklardan korunma teknikleri ve tedavi yöntemleri Kuzeybatı Kafkasya ve Türkiye sahasındaki örnekleriyle aktarılarak, Adıgelerin bitki ve hayvan hastalıklarıyla ilgili tedavi yöntemlerine ilişkin bulgular anlatılmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde; tüm bulgular genel çıkarımlar halinde sunulmuştur. Sonuç olarak; bu çalışmada, Adıge toplumunun hafızasında saklı kalmış ve yok olma tehlikesi eşiğini çoktan geçmiş bu değerli bilgi birikimini mümkün olduğunca kayıt altına almaya gayret ederek, bu alandaki kültürel erozyona neden olan faktörler ve sonuçlar belirtilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Adıge, şifacılık, halk hekimliği, hastalık, geleneksel tedavi, bitkisel tedavi.

AdigelerGeleneklerGeleneksel yöntemler+5
Hayat Kanat
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İngiltere'nin Kafkasya politikası: 1917-1921

Kafkaslar, Asya ve Avrupa arasındaki ekonomik, toplumsal ve kültürel karşılaşmaların ve etkileşimlerin kesişme noktası olagelmiştir. Coğrafî özelliklerinden ötürü bölgede büyük, kalıcı devletlerin doğması mümkün olmamış, fakat bölge 19. yy.'a kadar Osmanlı ve İran gibi iki önemli Müslüman devletin rekabet alanı olmuştur. 19. yy.'ın ortalarına doğru Rusya da bu rekabetin önemli aktörlerinden birisi haline gelmiştir. Tarihî Türk-Rus rekabetinin önemli çatışma alanlarından biri olan Kafkasya bölgesinde, Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan gelişmeler, İngiltere'nin politikalarının şekillenmesinde ciddi bir faktör haline gelmiştir.Bolşevik İhtilali sonrası Sovyet Rusya'nın genelinde olduğu gibi Kafkasya'da da kaos ortamı oluşmuştu. İhtilal sonrasında sosyalist ideolojinin Kafkasya bölgesine yayılması tehlikesi İngilizler tarafından istenmemekteydi. Bunun dışında Kafkasya'da oluşan boşluğu doldurmak için bir Alman-Osmanlı ittifakı harekete geçmiştir. Savaşın ağır ekonomik yükünü kaldırmakta zorlanan Almanların Tiflis üzerinden Bakü enerji kaynaklarını elde ederek Hazar çevresini kontrol etme arzusu ile Osmanlı kuvvetlerinin Kafkasya'ya yönelerek Panturanist-Panislamist tehdidi İngilizlerin güvenlik doktrinlerini harekete geçirmiştir. İngilizler tarafından beklenmeyen bu sorunlar, İngiliz Hükümetini bölgenin kontrolünü sağlamak için somut adımlar atmaya sevk etmiştir.

KafkasyaKafkasya politikasıTarih+3
Nesimi Gökşen
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Ahıska Türkleri(1800-1921)

Gürcü Kralı II. David ve Kraliçe Tamara zamanında Gürcistan'a getirilerek Ahıska bölgesine yerleştirilen ve Hıristiyanlaşan Kıpçak Türkleri, 310 yıl yaşayacak olan Atabek Devleti'ni kurmuşlardır. 1578 yılında tamamen Osmanlı Devleti topraklarına katılan ve Müslümanlaşan Ahıska Türkleri, Rusların "sıcak denizlere inme" politikaları doğrultusunda Kafkaslara yönelmesinin bir sonucu olarak 1828 yılında Rus hâkimiyetine girmiştir. Rusya'daki Bolşevik İhtilâli'nden sonra Osmanlı Devleti, Ahıska topraklarını yeniden ele geçirmiş, ancak bu durum çok uzun sürmemiş, Mondros Mütarekesi ile Türk ordusunun buradan çekilmesiyle Gürcü işgaline uğramıştır. Bu durum üzerine Ahıska'da milis direnişi başlamış, ancak Cenûb-i Garbî Kafkas Hükümeti'nin İngilizler tarafından sonlandırılması ile bu teşebbüs de akim kalmıştır. Sovyet Rusya'nın Gürcistan'ı hâkimiyetine sokmak için başlattığı işgal sırasında Menşevik Gürcistan Hükümeti'nin isteği üzerine Türk ordusu Ahıska topraklarına son bir kez daha girmişse de Sovyet Rusya ve TBMM Hükümeti arasında imzalanan Moskova Antlaşması'yla Ahıska toprakları Gürcistan'a bırakılmıştır. Kars Antlaşması'nda da durum değişmediği için Ahıska, Türk coğrafyası olmaktan çıkmış ve böylelikle burada yaşayan Ahıskalı Türkler kendi kaderine terk edilmiştir. Bu çalışmada, Ahıska Türkleri'nin Osmanlı hâkimiyetine girişinden Kars Antlaşması'na kadar geçen süredeki durumları detaylı olarak incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ahıska Türkleri, Edirne Antlaşması, Batum Antlaşması, Ahıska Hükümet-i Muvakkatesi, Moskova Antlaşması

Ahıska TürkleriBatum AntlaşmasıEdirne Andlaşması 1829+3
Fadime Tosik Dinç
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

II. Dünya Savaşından bağımsızlığına kadar Gürcistan (1939-1991)

Gürcistan Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin güneyinde bulunan Kafkas Dağları'nın batısında küçük bir ülkedir. Gürcü halkı, dünyanın en eski milletlerinden biri olup çok eski ve hareketli bir tarihe sahiptir. Asya ve Avrupa arasındaki coğrafi durumu ve diğer faktörler sosyal, politik, ekonomik ve kültürel evrimine etki yapmıştır. Gürcistan'ın avantajlı durumu ve doğal zenginliği daima Rusya ve Türkiye dâhil bazı ülkelerin ihtirasını çekmiştir. Ülke, Roma, Bizans, Arap, Hazar, Selçuklu, Moğol, İran, Osmanlı ve Rus istilalarına uğramıştır. Gürcistan, sahip olduğu jeostratejik önem nedeniyle, gerek Kafkasya bölgesi, gerekse Rusya ve Türkiye açısından hayati önem kazanmıştır. Özellikle, Kafkasya ve Orta Asya'ya açılan ulaşım ve ticaret yollarının merkezi konumundadır. Gürcistan açısından Türkiye; Rusya'nın nüfuzunu dengeleyebilecek bir komşu devlet olmanın yanı sıra, hem Batı'ya açılan bir kapı, hem de gelişmesine katkı sağlayabilecek ekonomik bir güçtür. Burada daha çok İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Gürcistan'ın iç politikası ve Gürcistan'da yaşanan etnik sorunlar özetlenecektir. Tarih boyunca yapılan bağımsızlık savaşları yüzünden yıpranan Gürcüler, XIX. yüzyılın başında Çarlık Rusyası'nın istilasına uğradılar. Yıllarca süren mücadeleler sonunda, demokratik bir cumhuriyet kurarak tarih sahnesinde yeniden göründüler. Gürcüler diğer Güney Kafkasyalı milletler olan Azeriler ve Ermeniler gibi 1991 yılında Rusya Federasyonu'nun dağılmasıyla bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Çalışmanın amacı; Gürcistan'ın İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Türkiye, Rusya, Azerbaycan, Ermenistan ve İngiltere'nin Güney Kafkasya'da çakışan menfaatlerini, ortak siyasetlerinin bu siyaset çerçevesinde diplomatik ve askeri faaliyetlerinin incelenerek, sonuçlarının analiz edilmesidir. Bu çerçevede II. Dünya Savaşı'ndan sonra Gürcistan'ın Kafkas halkları ile siyaseti ele alınmıştır. Aynı zamanda bağımsızlık öncesi sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı ele alınarak sanayi ve endüstri hakkında da bilgiler incelenmiştir. Ayrıca savaştan sonra Kafkasya siyasetinin başarılı olabilmesi için gerçekleştirilmiş faaliyetler de irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Gürcistan, Güney Kafkasya, Transkafkasya, Türkiye, SSCB, Rusya Federasyonu, Stalin.

BağımsızlıkGüney KafkasyaGürcistan+3
Yunus Ekici
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İki Dünya Savaşı arasında Gürcistan: 1918-1939

Gürcistan Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin güney ucunda Kafkas Dağları'nın batısında küçük bir ülkedir. Gürcü halkı, dünyanın en eski milletlerinden biri olup, çok eski ve hareketli bir tarihe sahiptir.Asya ve Avrupa arasındaki coğrafi durumu ve diğer faktörler sosyal, politik, ekonomik ve kültürel evrimine etki yapmıştır. Gürcistan'ın avantajlı durumu ve tabii zenginliği daima Rusya ve Türkiye dâhil bazı ülkelerin ihtirasını çekmiştir. Ülke, Roma, Bizans, Arap, Hazar, Selçuklu, Moğol, İran, Osmanlı ve Rus istilalarına uğramıştır.Gürcistan, sahip olduğu jeostratejik önem nedeniyle, gerek Kafkasya Bölgesi, gerekse Rusya ve Türkiye açısından hayati önem kazanmıştır. Özellikle, Kafkasya ve Orta Asya'ya açılan ulaşım ve ticaret yollarının merkezi konumundadır.Gürcistan açısından Türkiye; Rusya'nın nüfuzunu dengeleyebilecek bir komşu olmanın yanı sıra, hem Batı'ya açılan bir kapı, hem de gelişmesine katkı sağlayabilecek ekonomik bir güçtür.Burada daha çok 1917 Rus ihtilalinden sonra Kafkasya'da geçen olaylar özetlenecektir. Tarih boyunca yapılan bağımsızlık savaşları yüzünden yıpranan Gürcüler, XIX. yüzyılın başında Çarlık Rusyası'nın istilasına uğradılar. Yıllarca süren mücadeleler sonunda, demokratik bir cumhuriyet kurarak tarih sahnesinde yeniden göründüler. Gürcüler gibi diğer Kafkasya'lı milletlerden Azeriler ve Ermeniler için, bağımsızlıklarına kavuştukları 1918 yılının Mayıs ayı, özel bir anlam ve değer taşır.Çalışmanın amacı; Gürcistan'ın Bolşevik ihtilali sonrasında, Rusya, Osmanlı Devleti, İngiltere, Almanya ve Güney Kafkasya halklarının I. Dünya Savaşı'nda çakışan menfaatlerini, ortak siyasetlerinin, bu siyaset çerçevesinde diplomatik ve askeri faaliyetlerinin incelenerek, sonuçlarının analiz edilmesidir. Bu çerçevede I. Dünya Savaşı sonlarında Gürcistan'ın İtilaf ve İttifak devletleriyle Kafkasya siyaseti ele alınmıştır. Aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin iç politikası, bu politikaya yön veren akımlar ve Osmanlı'yı Kafkasya'ya yönlendiren dış sebepler incelenmiştir. Ayrıca, savaşla birlikte Kafkasya siyasetinin başarılı olabilmesi için gerçekleştirilmiş faaliyetler de irdelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Gürcüler, Kafkasya, Transkafkasya, Bolşevik İhtilali, Maverayı Kafkasya.

Bolşevik DevrimiDünya Savaşı IIGürcistan+2
Yunus Ekici
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Malazgirt öncesi Kafkasya'da Türk varlığı

Kafkasya Karadeniz ile Hazar Denizi arasında doğu-batı paralelinde uzanan ve yüksekliği orta kısımlarda beş bin metreyi aşan bölgeye verilen addır. Kuzey-güney ve doğu-batı yollarının birleştiği bölgede olması nedeniyle etnik açıdan farklı kavimlerin uğrak yeri olmuştur.Türkler, Kafkasya'ya ana yurtları olan Asya'dan gelmişlerdir. Kafkasya bölgesinde M.Ö.4000'lere tarihlenen bozkır kültürünü temsil eden kurganların Asya'dan gelen göçerler tarafından oluşturulduklarına dair çalışmalar yapılmıştır.M.Ö.2000'lere gelindiğinde Proto-Türk olarak kabul edilen kabilelerin Kafkasya bölgesine geldikleri ve miladın başlarına kadar burada hâkim oldukları görülmüştür. Kronolojik olarak bakıldığında M.Ö.2000 yıllarının başlarından M.Ö.8. yy'a kadar Kimmerlerin, M.Ö.8. yy'dan M.Ö.2.yy'la kadar İskitlerin, sonrasında ise Sarmatların aynı coğrafyada varlıkları tespit edilmiştir.Milatın başlangıcından itibaren sırasıylaAlan, Hun, Bulgar, Sabir, Avar, Göktürk Türk kavimlerinin varlığı, miladın yedinci yüzyılına gelindiğinde ise Hazar devletinin Kafkasya'da kurulduğu görülmektedir.10. yy'a gelindiğinde Hazar Devleti gücünü kaybedince Türkler burada zayıflıyor. 11. yy başlarından itibaren ise Kıpçakların etkili olmamakla birlikte varlıklarının tespit edilmesinin yanı sıra asıl güç olarak Selçukluları görmekteyiz. Bunlar 1010 yıllarından itibaren Kafkasya akınlarına başlayıp 1071'e kadar da devam etmişlerdir.Anahtar Kelimeler: Kafkasya, Kimmer, İskit, Sarmat, Alan, Hun, Bulgar, Sabir, Avar, Göktürk, Hazar, Kıpçak, Selçuk, Türk.

AlanlarAvarlarBulgarlar+13
Zekiye Tunç
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

1990 sonrası Türk dış politikası'nda dış Türkler faktörü

Soğuk Savas'ın sona ermesiyle birlikte uluslararası iliskilerde stratejikbir konuma gelen Orta Asya ve Kafkasya'nın, kültürel ve jeopolitik olarakTürk Dıs Politikası açısından ayrı bir önemi vardır. Türkiye, yeni bağımsızolan Türk Cumhuriyetleri ile tarihsel, kültürel, etnik ve dilsel bağlara sahiptir.Ayrıca Orta Asya ve Kafkasya, bulundukları jeopolitik konum itibariyleTürkiye'ye enerji, güvenlik ve uluslararası politika alanında fırsatlarsunmaktadır. Diğer yandan Türk Cumhuriyetleri açısından da Türkiye büyükönem arz etmektedir. Zira Türkiye, siyasi ve ekonomik alanda bu ülkelerekıyasla çok daha deneyimli bir pozisyondadır. Laik ve demokratik yapısı daonlara örnek teskil edecek konuma sahiptir. Bu nedenle Türkiye ve TürkCumhuriyetleri'nin birbirlerine çesitli konularda ihtiyaç duyması söz konusuolmustur.Bu çalısmanın amacı, Türkiye'nin Dıs Türkler ile iliskileri ve onlarayönelik politikasını tarihten günümüze ayrıntılı olarak inceleyerek, genel birdeğerlendirme ısığında gelecekte izlemesi gereken politikalara yönelik bazıyaklasımlar ortaya koyabilmektir. Çalısmanın kapsamını Türkiye'nin SSCBsonrası yeni bağımsız olan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistanve Türkmenistan ile kültürel, siyasi ve ekonomik iliskileri; Orta Asya veKafkasya'nın Türkiye açısından önemi ve büyük güçlerin bölge politikalarıolusturmaktadır. Bu doğrultuda, Türkiye'nin yakın tarihinde TürkCumhuriyetleri ile iliskileri, olumlu ve olumsuz politikaları incelenmistir. Buincelemede, 1990'ların basında Türkiye'nin Dıs Türkler politikasındaduygusal ve hayalperest davranmaktan kaynaklanan basarısız girisimleriolduğu; ancak zamanla bu politikasını daha gerçekçi temellere dayandırdığıve bölgesel politikalardaki basarısını arttırdığı sonucuna varılmıstır.

1990 sonrasıDış TürklerKafkas Cumhuriyetleri+7
Yeşim Doğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Karapapakların Anadolu'ya göçü (1877-1914)

19. yüzyılın ilk yarısında yaşanan siyasi gelişmeler, Karapapakların Kafkasya, İran ve Osmanlı toprakları dâhilinde göç hareketlerine sebep olmuştur. 1826-28 Rus-İran Harbi sonrası imzalanan Türkmençay Antlaşması gereğince Revan'ın Rusya'ya bırakılması bu bölgede yaşayan Karapapakların göçüne neden olmuştur. Karapapaklar yoğun olarak Anadolu'ya göç etmişlerdir. Bu göçler Kafkasya'dan Anadolu'ya doğru gerçekleştirilen yüzyılın ilk göç hareketidir. Bu ve bunu takip eden diğer göçler Türk-Rus savaşları ve onun getirdiği değişimin sonuçları olarak karşımıza çıkmaktadır.Karapapak göçleri, 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi sonrasında kitlesel bir boyut kazanmıştır. Bunun en önemli sebebi Rusya'nın savaştan galip çıkması, kurulması muhtemel bir Ermeni devleti ve Kars, Ardahan ve Batum'un Rus işgali altında kalmasıdır. Rus işgali altında yaşamaktansa Osmanlı topraklarına göç etmeyi tercih eden Karapapaklar Anadolu'nun iç kesimlerine doğru yoğun bir göç hareketi gerçekleştirmişlerdir.Sonuç olarak, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi'ne kadar Kafkasya'da ve Elviye-i Selase'de yaşayan Karapapaklar bu tarihten sonra Anadolu'nun iç kesimlerinde yerleşmeye başlamışlardır.Anahtar Sözcükler:1.Karapapaklar2.Göç3.Osmanlı4.Rusya5.Kafkasya

19. yüzyılErmenistanGöçler+7
Mustafa Tanrıverdi
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Bağımsızlıktan sonra Gürcistan'daki gelişmeler ve Türkiye'ye olan yansımaları

ÖZET Türkiye'nin bölge geneli ve Gürcistan özeli dış politika amaçlarına ulaşmayı kolaylaştıracak şekilde değerlendirilmesine katkıda bulunmayı hedefleyen çalışmanın birinci bölümünde Gürcistan'ın; jeopolitik ve jeostratejik öneminin azalmayacağı ve petrol nedeniyle daha da artabileceği varsayımından hareketle; Kafkasya'nın jeopolitiği içerisinde coğrafi ve jeopolitik konumu incelenmiş, Rusya'nın ilan ettiği askeri doktrin ve yakın çevre kavramlarıyla Gürcistan'a ve bölgeye müdahaleleri ve bunun bölgesel ve küresel etkileri tespit edilmiş, soğuk savaş sonrasında değişen güvenlik algılamaları ve Kafkasya genelinde oluşan işbirliği imkanları üzerinde durulmuş, Hazar Bölgesi Enerji Kaynakları ve bu kaynakların sevk edilmesi meselesine odaklasan politikalar üzerinde tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır. İkinci bölümde bağımsızlıktan önce Gürcistan tarihine kısa bir şekilde değinildikten sonra bağımsızlık sonrası gelişmeler üzerinde daha detaylı bir şekilde durulmuştur. Bu bağlamda etnik yapı, Abhazya ve Acara Özerk Cumhuriyetleri ile Güney Osetya Özerk Bölgesindeki gelişmeler, Ermeni ve Azeriler olmak üzere Gürcistan'da bulunan ve ülkenin jeopolitikasına etki eden azınlıkların yol açtığı ulusal ve uluslararası sorunlara değinilmiştir. Üçüncü bölümde Rusya'nın ilan ettiği askeri doktrin ve yakın çevre kavramlarıyla Gürcistan'a müdahaleleri ve bunun bölgesel ve küresel etkileri tespit edilmiş, Gürcistan'ın başta Türkiye ve Rusya olmak üzere bölge ülkeleriyle ve aynı zamanda Avrupa ve ABD ile ilişkileri ele alınmıştır. Sonuç bölümünde Türkiye - Gürcistan ilişkilerinde Rusya Federasyonu ve ABD bağlamında yaşanması muhtemel gelişmeler ile Türkiye'nin Kafkasya ve Gürcistan politikasının alması gereken şekil üzerinde tespit ve önerilerde bulunulmuştur.

BağımsızlıkGürcistanKafkasya+5
Cengiz Özsoy
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti-Dağıstan ilişkileri (1830-1864)

106 ÖZET 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasından sonra, Rus tehlikesine karşı Osmanlı Devleti, Kafkasya'yı tampon bir bölge olarak düşünmüş ve buraya yoğunlaşmıştır. Burada yaşayan halkın Müslüman olmasına ve kendine tâbi olmasına çalışmıştır. Ferah Ali Paşa Kafkasya'ya gönderilince burada dağınık vaziyette yaşayan kabileleri Osmanlı Devleti'ne bağlamayı başarmış ve büyük oranda İslamiyet'e girmesini sağlamıştır. Ferah Ali Paşa'nın buradaki Osmanlı hakimiyetini güçlendirme çalışması, ondan sonraki Osmanlı paşalarında o kadar gayretli olmamıştır. Rusya'nın kabileleri yanına almaya çalışması Osmanlı Devleti'nin işini iyice güçleştiriyordu. Xl.yuzyilda Müslüman olan Dağıstan halkı, Ferhat Paşa'nın burasını Osmanlı Devleti'ne bağlamasından sonra yeterli organizasyon yapılmadığı için kendi halinde bulunuyordu. Etnik olarak dağınık olan ve bağımlı yaşamaya fıtratları pek müsait olmayan Kafkas halkları, Osmanlı Devleti'ne karşı kendilerini tam anlamıyla bağımlı hissetmiyorlardı. Rusya'nın Kafkasya'da ilerlemesi, Dağıstan'da isyan hareketleri ile karşılanmıştır. İmam Mansur ile başlayan mücadele bir müddet başarılı olsa bile, etkin Rus kuvvetleri karşısında tutunamamıştır. Bu dönemde Osmanlı Devleti İmam Mansur'a temkinli yaklaşmış, ama 1789-1791 Osmanlı-Rus Savaşı'nda ondan yaralanmak istemişse de bu mümkün olmamıştır. 1830'lu yıllara gelindiğinde Osmanlı Devleti kendi iç sorunları ile uğraşırken Dağıstan'da imamlığa seçilen Şamil, mücadelesini daha sistemli ve organize olarak yürütmüştür. Etrafındaki kabileleri kendisine bağlamış ve Osmanlı Devleti'nden yardım talebinde bulunmuştur. Osmanlı Devleti içeride yapmak istediği reform ve yenilik hareketleri sebebiyle barış ortamına ihtiyaç duyuyordu. Bu taleple İstanbul'a gelen elçileri makul şekilde karşılayıp mücadelelerine devam etmelerini teşvik ederek geri yolluyordu.107 1850'li yıllara gelindiğinde Rusya, Osmanlı Devleti'ne kutsal yerler meselesinden dolayı baskı kurdu, istediği talepleri yerine getirilmesi için Prens Mençikofu İstanbul'a göndermiştir. Mençikof ukala bir üslupla Osmanlı Devlet adamlarını tehdit etmiştir. Taleplerinin yerine getirilmesini yoksa savaşın yakın olduğunu söyledi. İngiltere ve Fransa'dan destek alan Osmanlı Devleti Rusya'ya savaş ilan etti. İşte bu ortamda İmam Şamil ile diyaloga geçen Osmanlı Devleti ona Ruslarla mücadele etmesini, kuzeydoğu cephesinde Osmanlı askerine yardım etmesini istedi. Daha sonra da İmam Şamil'e "Dağıstan Serdâr-ı Ekremi" ve vezirlik rütbesini verdi. İmam Şamil kuzeydoğu cephesinde kendisinden beklenilenleri yerine getirmiş; ancak asker sayısının azlığı sebebiyle Ruslara karşı tutunamamıştır. Osmanlı askerinin gelmesini beklemiştir. Bunun 8 ay sürmesi İmam Şamil'i zor durumda bırakmış, geri çekilmek zorunda kalmıştır. Burada bir haberleşme sıkıntısı söz konusudur. Ama müttefik devletlere bağımlı hareket eden Osmanlı Devleti, bu askerî birliği bilerek geciktirmiş olması da söz konusudur. Çünkü Fransız ve İngiliz askerlerine lojistik destek sağlamayı kabul eden Osmanlı Devleti bu hususta müttefiklere göre hareket etmiştir. Ancak Fransa İmparatoru, Kafkasya harekâtının olmasını arzu etmiş, silah teminini sağlamış ancak silahların dağıtımı gelişi güzel yapıldığı için istenilen sonuca ulaşılamamıştır. Müttefik devletler Sivastopol ve Kırım'ın ele geçirilmesi ile Rusya'nın pes edeceğini planlıyorlar, bu yüzden tüm gayretlerini bu noktaya yoğunlaştırıyorlardı. Oysa İmam Şamil kuzeydoğudan yapılacak bir harekâtın, Rusları kıskaç içine alacağını düşünüyordu. Bu düşüncesini Osmanlı Devleti'ne iletmiştir. Lakin bu plan gerçekleşmemiştir. Savaş sonrası yapılan Paris Barış Konferansı'nda Kafkasya meselesi pek gündeme gelmemiştir. Osmanlı Devleti Kafkasya meselesinin gündeme gelmesinde pek istekli görülmemiştir. Bu meselede etkin bir rol oynamamıştır108 Rusya Kırım Savaşı'ndaki tüm kuvvetlerini Kafkasya'ya kaydırarak artık bağımsızlık isyanlarını bastırmak istiyordu. Bu amaçla İmam Şamil ilk hedefti. Vedeno Kalesi'nde son müdafaasını yapan Şamil neticede teslim olmuştur. Daha sonra Ruslar naip Muhammet Emin üzerine hücum ederek ona silah bıraktırdı. Rusya Kafkas halklarına ya iskana razı olmalarını yada ülkelerini terk etmelerini istedi. Bu karar üzerine bir kısım kabileler Osmanlı Devleti'ne göç ederken bir kısmı da mücadeleye devam kararı aldı. Rusların, iskan.veya göç teklifini kabul etmeyen küçük kabileler savaşa karar verdiler. Ruslar, 1864 yılında Kbaada yaylasından bu kabileleri yenilgiye uğratarak tüm Kafkasya'ya hakim olmuşlardır.

DağıstanKafkasyaKafkasya politikası+4
Şamil Ceyhan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
11
Master'sOpen AccessTR

Kafkaslar`da atlı - bozkır kavimleri (M. Ö. 1 bin)

Atlı-bozkır kavimlerinin Kafkasya coğrafyasında tarih sahnesine çıkması yazılı ve arkeolojik kaynaklarca ortaya konulmaktadır. Kafkasya coğrafyasında ortaya çıkan bu kavimler Kimmerler İskitler ve daha sonra Sarmatlar'dır. Adı geçen kavimlerden Kimmerler ve İskitler bu coğrafyalarda ilk olarak M. Ö. VIII y.y., Sarmatlar ise M. Ö. VI y.y. görünmektedirler. Kafkasya coğrafyasını kendilerine yurt edinene bozkır kavimleri burada çeşitli devlet ve kavimlerle siyasi ve kültürel ilişkilerde bulunmuşlardır. Bu devletlerden Asur, Urartu, Babil, Manna (Media), Grek ve Roma vb. yazılı kaynakları adı geçen kavimlerin tarihi ile ilgili çok önemli bilgiler vermektedirler. Atlı-bozkır kavimleri göçebe hayat tarzını benimsemişlerdi. Gerek siyasi ve gerekse de kültürel, ilişkileri bu hayat tazının sağladığı imkanlar çerçevesinde gelişme göstermekteydi. Bozkır kavimleri bu coğrafyada ilk olarak Urartu devleti ile karşılaşmıştır. Urartu krallarının akıllı politikası sonucu Asur devleti ile temasa geçmişlerdir. Bu devletlerle olan siyasi ilişkileri uzun sürmemiş M. ö. VI y.y. değin her iki devlet de adı geçen kavimlerin artan baskıları sonucu ortadan kalkmışlardır. Adı geçen kavimlerin idari ve askeri teşkilatı eski Türk geleneklerine dayanmaktaydı. Bozkır dini inancı geniş coğrafyalarda değişik boyutlara ulaşmaktaydı. Bu topluluklar arasında Güneş ve güneşe tapmak başlıca dini inanç olarak görülmekteydi ayrıca, Şamanizm ve tanrılar alemi de geniş yayılmıştı. Adı geçen toplulukların dili meselesi bu gün dahi bir problem olmaktan kendini kurtaramamaktadır. Ortaya atılan değişik görüşlerin aksine147 Sakız ve Suz çevresinde ele geçirilen çivi yazılı metinlerde geçen Türkçe kelimeler konuya büyük ölçüde açıklık getirmektedir. Ekonomi ve ticari hayat temel olarak bozkır hayat tarzının gereksinimleri üzerine kuruluydu. Sanat anlayışı da esas olarak hayvan tasvirlerine dayanmaktaydı. Burada aslan, boğa, geyik, vahşi kuşlar, at, koyun vb. hayvan tasvirleri ağırlık kazanmaktadır. Kafkasya coğrafyasında ortaya çıkan atlı-bozkır kavimleri ile ilgili yazılı bilgilere Asur, Babil, Urartu, Pers çivi yazılı metinlerinde, Grek tarih yazarlarından; Homer, Herodot, Hipokrat, Polibius, Strabo, Ptolemaios'un vb. eserlerinde rastlanılmaktadır. Bu bilgileri Sarmatlar'ın ortaya çıkması ile Roma tarih yazarlarından; Pompeius, Plinius, Tacitus, Ammianus Marcellinus'un vb. eserleri takip etmiştir. Konu ile arkeolojik kaynaklara ise Kafkasya coğrafyasının hemen her yerinde yapılan kazılar sonucu ulaşılmıştır. Bu kazılar ağılıklı olarak Alman, Rus kısmen de Azeri bilim adamları tarafından sistematik şekilde yapılmıştır.

KafkasyaKavimlerKimmerler+2
Muhabbet Mikayılov
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Sovyetler Birliği döneminde Karaçay ve Balkarlar

Kafkasya, Batı Hım İmparatorluğu devrinden itibaren çeşitli Türk boylarının, tehlikelerden korunmak için sığındıkları bir mekan olmuştur. Avrupa Hunlarından sonra özellikle İtil Bulgarları ve büyük Kıpçak gücü esnasından bazı Kıpçak grupları Kafkasya'ya sığınmışlardır. İşte Karaçay - Balkar Türkleri İtil Bulgarları ve Kıpçaklarin ahfadı olarak hala Kuzey Kafkasya'da yaşamaktadırlar. Zaman zaman bağımsız olmakla birlikte tarih boyunca çeşitli Türk Devletlerinin idaresi altında yaşayan Karaçay-Balkar Türkleri, 8. yüzyılda eski inanç sistemleri Şamanizmi bırakarak İslam'ı kabul etmiş bir süre sonra da Osmanlı Devleti İdaresi'ne girmişlerdir. Osmanlı idaresi altında uzun süre kalmaları mümkün olmamış ve Karaçay - Balkar bölgesi bir Osmanlıların, bir Rusların idaresine geçmiştir. 1917'de Bolşevik İhtilali'nden sonra Çarlık rejiminin yıkılmasıyla Komünist idare altına giren Karaçay- Balkar bölgesi bu tarihten itibaren farklı söylemlerle fakat Çarlık döneminin uygulamalarının hemen aynısına maruz kalmıştır. İmamlar döneminde başlayan Kafkasya direniş hareketi yeni rejim döneminde de devam etmiştir. Komünist rejimle birlikte bütün Müslüman-Türk topluluklarına olduğu gibi Karaçay-Balkar Türkleri üzerinde de yoğun bir asimülasyon politikası uygulanmıştır. Bu politika özellikle Stalin döneminde had safhaya çıkmıştır. Stalin döneminde Lenin'in mutedil politikasının aksine son derece ceberrut bir idare kurulmuş, din, dil ve kültür gibi değerler baskı altında tutulmuştur. II. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla daha da yoğunlaşan baskılara öteden beri sık sık ayaklanan Karaçay-Balkar Türkleri yine silahla karşılık vermiş hatta Almanlarla işbirliğine gitmişlerdir. Ancak savaşın seyrinin değişmesiyle Karaçay-Balkar Türkleri topyekün tehcire maruz bırakılarak Türkistan coğrafyasına dağıtılmışlardır. Bir kısım Karaçay-Balkarlı da Almanların peşinden Avrupa'ya sığınmış ve mülteci durumuna düşmüştür. Ancak daha sonra esir statüsüne konularak Sovyetler Birliği'ne iade edilmişlerdir. Türkistan'a sürgün edilen Karaçay-Balkarlılar burada çok zor şartlarda yaşamaya çalışmışlardır. Zaten nüfuslarının yarısını göç esnasında kaybeden Karaçay-Balkar halkı 1957' de Stalin' in ölümünden sonra, Kruşçev zamanında, çıkan bir afla atayurtlarına dönmüşlerdir. Ancak Kafkasya'da yeni sorunlarla karşılaşmışlardır. Hali hazırda bu sorunlar devam etmektedir ve Kafkasya'nın siyasi belirsizliğinin temelini bu sorunlar oluşturmaktadır.

Balkar TürkleriKafkasyaKaraçay Türkleri+2
Abdullah Temizkan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Putin'in son dönemi Kuzey Kafkasya'nın Rusya Federasyonu güvenlik algılamalarındaki önemi: Dağıstan örneği

Bu çalışmada, Kuzey Kafkasya bölgesi ve bölgedeki etnik çeşitliliği en yüksek özerk cumhuriyet olan Dağıstan jeopolitik ve jeostratejik açıdan incelenmiştir. Bölgede bugün yaşanan sorunların kaynağına inilerek tarihsel bir değerlendirme yapılmıştır. Bölgeye atfedilen önem itibariyle, farklı dönemlerde Kuzey Kafkasya'nın sahne olduğu güç çekişmelerine yer verilerek bağımsızlık hareketleri incelenmiştir. Değişen küresel koşulların, Rusya Federasyonu (RF) ve Kuzey Kafkasya'yı doğrudan etkilediği günümüz dünyasında, Rusya Federasyonu'nun "güvenlik" algısından bahsedilmiştir. Ayrıca bölgede yaşananların Rusya Federasyonu üzerindeki etkisi ve Rusya Federasyonu'nun izlediği politikaların bölgeye etkisi değerlendirilmiştir. Rusya Federasyonu'nun fiziki olarak varlık göstermeye başladığı tarihten itibaren sonlanmayan ve günümüzde potansiyel bir çatışma alanı olmanın ötesinde güvenlik kaygılarının hat safhaya çıktığı hassas bir bölge haline gelen Kuzey Kafkasya'da sorunların çözümüne ilişkin öneriler geliştirilerek çalışma sonlandırılmıştır.

DağıstanGüvenlikGüvenlik politikaları+7
Abdullah Arslan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kafkasya Günlüğü 1918-1923

1918 yılında bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, 1920 yılında Kızıl Ordunun işgaline uğrayarak Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin kurulmasına dek iki yıl boyunca dünya sahnesinde yer almıştır. İki yıl süren bağımsızlık boyunca verilen mücadele, kendisinden sonra gelen nesillere ilham kaynağı olmuştur. Bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti, kuruluş tarihini 1918'e dayandırmakta ve Müslüman coğrafyada kurulan ilk demokratik devlet olarak tarihte yer almaktadır. Bu çalışmada Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşu, kuruluşunun ardından meydana gelen olaylar ve Cumhuriyet'in son bulması ele alınmıştır.

AzerbaycanAzerbaycan Halk CumhuriyetiBağımsızlık+5
Arzu Ali Zada
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects