Heart rate
91 theses under this subject heading
Tenis sporunda aerobik güç ve kalp atım değerlerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; üniversite takımı düzeyinde tenis oynayan genç erkek tenisçilerin oyun öncesi ve sırasındaki fiziksel özellikleri ve fizyolojik cevaplarının incelenmesidir. Araştırmaya yaş ortalamaları 22,29±2,79 yıl olan ve üniversite takımında tenis oynayan 14 erkek gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmada tüm sporcuların oyun öncesi fiziksel özelliklerinden boy (boy skalası 0,1cm hassasiyet), vücut ağırlığı(baskül Tech-Fit marka 0,01kg), deri altı yağ kalınlıkları (Holtain marka, 0,2mm hassasiyet), çevre ölçümleri (mezura 0,1cm hassasiyet), kemik genişlik ölçümleri (kayan kaliper Lafayette marka, 0,1cm hassasiyet) yapılmış olup elde edilen verilerden yüzde yağ, yağ ağırlığı, yağsız beden ağırlığı, somatotip özellikleri hesaplanmıştır. Aerobik dayanıklılıklarının tespiti için 20 metre mekik koşu testi (Multi-Stage Shuttle Run Test) yapılmış ve MaxVO2 değerleri ml/kg/dk cinsinden hesaplanmıştır. Sporcuların relatif kuvvetini değerlendirmek için pençe kuvveti testi, esnekliklerini değerlendirmek için otur uzan testi (Baseline) kullanılmıştır. Oyun öncesi ve sırasında fizyolojik cevapların tespiti için Zephry marka kalp atım sayısı monitörü kullanılmıştır. Sporcuların tenis oyunu boyunca kalp atım hızları, vücut ısısı, solunum frekansı monitorize edilmiş olup ortalama, minimum ve maksimum değerler alınmıştır. Oyunda harcanan kalori değerleri, fizyolojik, mekanik, antrenman yükleri kaydedilmiştir. Tenis müsabakası sırasındaki eşleştirmeler Uluslararası Tenis Federasyonunun, ITN (International Tennis Number, Uluslararası Tenis Seviyesi) oyuncu seviyesi belirleme testine göre yapılmıştır. Müsabaka başlamadan önce sporculara kalp atım sayısı monitörü takılmış, 5 dakika ısınma yaptırılmıştır. Her müsabaka bir setten oluşmuş ve 23-34 dakika arasında sürmüştür. Örneklem grubunun tespitinde G*Power 3.1.9.4 T-Test ailesinden Point Biserial model analiz yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS Statistics 24 kullanılmıştır. Tüm verilerin tanımlayıcı istatistikleri (ortalama, minumum, maksimum) çıkarıldıktan sonra bulgular arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi için için Spearman korelasyon analizi uygulanmıştır (p<0,01 ve p<0,05). Teniscilerin ortalama somatotip değerleri endomorf, mezomorf ve ektomorf için sırasıyla 3,14, 4,68 ve 2,47 olarak bulunmuştur. Maksimal Oksijen Kullanımı ortalama değerleri 44,38 ml/kg/dk, oyun sırasındaki kalp atım hızı ortalama değerleri 154,36 atım/dk, vücut ısısı ortalama değerleri 37,71°C olarak tespit edilmiştir. Sporcuların solunum frekansı ile aktif oyun yüzdeleri arasında yüksek derecede pozitif ilişkiye rastlanmıştır. Anahtar kelimeler: Tenis, Kalp Atım Hızı, MaxVO2, Fiziksel Özellikler
Sağlıklı kişilerde ve majör depresyon hastalarında bilişsel esneklik, duygu düzenleme parametreleri, büyüsel düşünce ve kalp hızı değişkenliği arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Kalbin uyum kabiliyetini gösteren kalp hızı değişkenliği (KHD) ile dürtü denetimi, duygu düzenleme becerileri ve yürütücü işlevler arasında ilişkiler bulunduğunu ileri süren çeşitli araştırma bulguları mevcuttur. Bu çalışmada majör depresyon tanılı kişilerde; istirahatte ve duygu uyarımı sırasında KHD'nin sağlıklı kişilerle karşılaştırılması, tüm katılımcılarda hesaplanan KHD parametrelerinin duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik, büyüsel düşünce ve bilişsel esneklik ile ilişkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya, 30 majör depresyon tanılı katılımcı ile 30 sağlıklı kontrol alınmıştır. Tüm katılımcılara DSM-5 İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme ve Hamilton Depresyon Derecelndirme Ölçeği (HDÖ) uygulanmış, katılımcılardan Sosyodemografik Bilgi Formu, Barratt Dürtüsellik Ölçeği-11, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) ve Büyüsel Düşünce Ölçeği doldurmaları istenmiştir. Nörobilişsel işlevleri ölçmek adına tüm katılımcılara İz Sürme Testi, Sözel Akıcılık Testi, Stroop Testi TBAG Formu ve Conners' Sürekli Performans Testi-3 uygulanmıştır. Katılımcılara duygusal yaşantıları uyaran videolar izletilmiş, bu sırada ve istirahatte holter kayıtları alınmış, KHD parametreleri hesaplanmıştır. Her iki grup arasında dürtüsellik, duygu düzenleme, büyüsel düşünce ile ilgili ölçeklerde ve bilişsel testlerin tümünde gruplar arası farklılıklar saptanmıştır. Ancak gruplar arasında istirahatte kaydedilen, nötr videonun yanı sıra öfke ve korku duygularını uyaran videolar izlenirken kaydedilen KHD parametreleri bakımından bir fark saptanmamıştır. Üzüntü duygusunu uyaran video izlenirken ölçülen LF ve VLF parametrelerinin hasta grubunda kontrollere göre anlamlı derecede yüksek olduğu, majör depresyon grubunda üzüntüyü uyaran videonun izlenmesinin SDNN, LF, VLF, LF/HF parametrelerinde artış ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Tüm katılımcıların üzüntü videosu izlenirken kaydedilen LF ve/veya VLF parametreleri ile HDÖ, Barratt Dürtüsellik Ölçeği, DDGÖ ve Büyüsel Düşünce Ölçeği'nden alınan puanlar arasında pozitif yönde bir ilişki tespit edilmiştir. Bu sonuçlar tüm örneklemde kalbin uyum becerisi ile duygu düzenleme, dürtü denetimi, bilişsel esneklik ve büyüsel düşünce eğiliminin ilişkili olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca majör depresyonda; üzüntü duygusu uyarıldığında kalbin uyum becerilerinin sağlıklı kişilerden farklı olduğu, üzüntünün sempatik aktiviteyi baskılayamamaya neden olduğu sonucuna varılmıştır.
Futbolcularda oksijen tüketimi ve enerji harcamasının kalp atım hızı indeks yöntemi ile değerlendirilmesi
Bu çalışma futbolcularda maksimal oksijen tüketimi (VO2maks) ve farklı egzersiz şiddetlerinde enerji harcamasının hesaplanmasında kalp atım hızı indeks (KAHindeks) yönteminin geçerliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya en az 3 yıldır müsabakalara katılan 54 erkek futbolcu gönüllü olarak katılmıştır. Dinlenik kalp atım hızı (KAHdin) ölçümünden sonra koşu bandında indirekt kalorimetrik yöntem (İK) ile giderek artan şiddette egzersiz protokolünde submaksimal ve maksimal oksijen tüketimi ölçülmüştür. Test sırasında katılımcıların her iş yükünde oksijen tüketimi (VO2) ve KAH değerleri kaydedilmiştir. KAHindeks değeri, KAHegzersiz/KAHdin oranından hesaplanmıştır. KAHindeks değerleri kullanılarak VO2maks ve rezerv KAH'ın (KAHR) < %75, %75-90 ve > %90'ına karşılık gelen şiddetlerde enerji harcaması tahmin edilmiştir. Her katılımcı için her bir hızda hesaplanan KAHindeks ve MET olarak VO2 değerleri arasındaki ilişki için regresyon analizi yapılmıştır. Ölçülen ve tahmin edilen VO2maks ve 3 farklı şiddette (<%75 KAHR, %75-90 KAHR ve >%90 KAHR) enerji harcaması değerleri arasındaki farklar Eşleştirilmiş t-testi ile belirlenmiştir. Ölçülen ve hesaplanan VO2maks ve enerji harcaması arasındaki fark ortalaması (hata) ve tutarlılık alt ve üst sınırları Bland-Altman grafikleme yöntemi ile belirlenmiştir. Aynı zamanda ölçülen ve hesaplanan değişkenler arasındaki uyum düzeyi Lin'in uyumluluk (Concordance) korelasyon katsayısı (ρc) ile belirlenmiştir. MET (VO2) ve KAHindeks değerleri arasında yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r = 0.721; p = 0.000). KAHindeks yöntemi ile tahmin edilen VO2maks anlamlı derecede düşüktür (%11,1) (p = 0.000). Benzer şekilde her bir şiddette KAHindeks yöntemi ile hesaplanan enerji harcaması İK'dan anlamlı derecede düşüktür (< %75 KAHR için t = 10,17 ; p = 0.000, %75-90 KAHR için t = 6.37; p = 0.04 ve >%90 KAHR için t = 3.52; p = 0.001). Bland-Altman grafikleme VO2maks için tutarlık sınırları arasındaki mutlak farkın büyük olduğunu göstermiştir. Tüm şiddetlerde hesaplanan ve ölçülen enerji harcaması değerlerinin ortalaması ve farkları arasında ilişki (trend) anlamlıdır (< %75 KAHR r = -0.36; p = 0,000, %75-90 KAHR için r = -0,44; p = 0,000 ve >%90 KAHR için r = -0,33; p = 0,000). İK ve KAHindeks yöntemi arasındaki Lin'in uyumluluk (Concordance) korelasyon katsayısı VO2maks için ρc = 0.05, <%75 KAHR için ρc = 0,48, %75-90 KAHR için ρc = 0,26, >%90 KAHR için ρc = 0,42 ve tüm şiddetler için zayıftır. Bu çalışmanın bulguları futbolcularda KAHindeks yönteminin VO2maks'ın tahmin edilmesinde kullanılamayacağını ancak farklı şiddetlerde enerji harcamasının değerlendirilmesinde kullanılabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Futbol, Kalp Atım Hızı İndeksi, Enerji Harcaması, Maksimal Oksijen Tüketimi
Kekeme çocuklarda kalp hızı değişkenliğinin değerlendirilmesi
Kekemelik, ses, hece veya kelimelerin tekrarlaması veya uzamasıyla konuşmanın normal akışını bölen konuşma bozukluğudur. Kekemeliğin etiyolojisini açıklaya¬bilmek için sayısız teoriler ortaya konmuştur fakat konuşma akıcılığındaki bölünme¬nin arkasındaki mekanizmalar hala net değildir. Otonom sistem, adından da anlaşıla¬cağı gibi, kalp atışı, kan akışı, solunum ve sindirim gibi istemsiz vücut işlevlerini düzenlemek için sorumlu olan periferik sinir sisteminin parçasıdır. Motor konuşma ve gelişiminde otonom sinir sistemi direk veya dolaylı olarak rol oynar. HRV (Kalp Hızı Değişkenliği) sempatik ve parasempatik sistem arasındaki etkileşimden dolayı kalp hızında meydana gelen fizyolojik değişimleri yansıtır. Kekeme sorunu olan bireylerde otonomik tepkileri araştıran çalışmalar çok azdır. Bu çalışmada kekeme çocuklarda otonomik fonksiyon değerlendirmesini HRV ( Kalp hızı değiş¬kenliği) yöntemini kullanarak yapmak amaçlanmaktadır. Araştırmada; olgu (kekeme) ve kontrol(sağlıklı/ normal) olmak üzere iki farklı grup oluşturulmuştur; Ekim 2016- Nisan 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na konuşma bozukluğu şika¬yeti ile başvuran ve 6-18 yaş aralığında olan 11 i kadın 30 u erkek olmak üzere kekemelik tanısı alan toplam 41 hastayla oluşturulmuştur. Kontrol(sağlıklı/ normal) grup;6-18 yaş aralığında herhangi bir konuşma bozukluğu şikayeti kendisinde ve aile öyküsünde de olmayan 12 si kadın 29 u erkek toplam 41 kişiden oluş¬turulmuştur. Çalışmaya katılanlar Kekemelik tanısı alan gruba Keke¬melik Şiddetini Değerlendirme Aracı (KEŞİDA-4) kullanılarak kekemelik de¬receleri belirlenmiştir. Olgu Rapor Formları doldurulup; Her iki grup için de, Ege Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda 24 saatlik Holter EKG (elektrokardiyografi) kayıt yöntemi kullanılarak HRV değerlendirmesi yapıldı ve ertesi gün bulgular kaydedildi ve pediatrik kardiyologlar tarafından değerlendirildi. Kekeme grubun, kekemelik şiddetleri ile KHD parametrelerinin korelasyonu ve her iki grubun KHD parametrelerinin korelasyonu incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre; kekeme grubunda sekonder davranışlar ile SDANN parametresi arsında pozitif yönde anlamlı korelasyon bulunmuştur. Ayrıca gruplar arasında KHD parametreleri korelasyonu incelendiğinde kekeme grubunda SDANN parametresi istatiksel açıdan anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. (p<0,05) . Diğer parametreler incelendiğinde anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç olarak kekeme çocukların KHD parametreleri , kekeme olmayan çocuklarla kıyaslandığında, otonom sinir sistemi düzensizliğini kanıtlayacak farklar elde edilememiştir. Anahtar Kelimeler: kekemelik, KHD , otonom sinir sistemi
Halk oyunları çalışmalarının kan oksidatif stres düzeyi ile lipid ve lipoproteinleri üzerine etkisi
Halk oyunları, müzik eşliğinde tüm vücudu koordineli bir biçimde kullanabilmeyi sağlayan ve bu özelliği yörelere göre farklılıklar gösteren fiziksel aktivite türüdür. Bu çalışmada amaç, halk dansları oyuncularında 12 haftalık halk oyunları çalışmalarının kan oksidatif stres belirteçleri ile kan lipid ve lipoproteinleri üzerine etkisini araştırmaktır. Ayrıca halk dansları çalışmalarının kas hasarı belirteçleri üzerindeki etkisi ile dansçılara ait bazı fiziksel ve fizyolojik özelliklerin belirlenmesi de amaçlanmıştır. Çalışmaya yaşları 21-24 arasındaki sağlıklı, ortalama 11 yıllık dans antrenman geçmişi olan, 38 erkek halk dansçısı katıldı. Dansçıların bazı fiziksel ve fizyolojik ölçümleri ile alınan kan örneklerinden oksidatif stres göstergeleri (serum TAS, TOS ve OSİ), kan lipid ve lipoprotein düzeyleri (TK, TG, HDL-K, LDL-K) ve kas hasarı belirteçleri (LDH, CK, ALT, AST) farklı yörelerin (Kafkas, Bar, Zeybek, Kaşık, Trakya, Horon) her gün 2'şer saat çalışıldığı haftada 10 saatten oluşan toplam 12 haftalık antrenman dönemi öncesi ve hemen sonrası gerçekleştirildi. Tüm kan değerleri, belirlenen referans aralıkları içinde bulunan halk dansçılarının 12 haftalık antrenman programının kan lipid profili üzerinde anlamlı etkisinin olmadığı, buna karşılık vücut yağ miktarı (p ≤ 0.012) ve zirve oksijen kullanım kapasitesi (p = 0.000) ile kas hasarı belirteci (CK için, ∆% = ─19.6) ve total antioksidan kapasiteyi (TAS ve OSİ, p ≤ 0.002) geliştirdiği bulundu. Branşa özgü bir fiziksel ve fizyolojik karakteristik gerektirmediği görülen halk oyunlarının, düzenli yapılması halinde dansçıların vücut yağ miktarı, aerobik güç ve antioksidan kapasiteleri ile kas hasarı belirteçleri üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu söylenebilir. Bu sonuçlarla, halk oyunları aktivitelerinin tüm topluma yaygınlaştırılmasına önem verilmesi önerilebilir.
Solunum egzersizleri ve auriküler vagus sinir uyarımının otonom sinir sistemi üzerine etkisi
Transkutanöz auriküler vagus sinir stimülasyonu direkt olarak vagal modülasyon sağlarken; solunum egzersizleri, arteriyel baroreseptörlerin uyarılmasıyla vagal modülasyon sağlamaktadır. Çalışmamızda benzer etkileri olan bu iki yöntemin karşılaştırılması amaçlanmıştır. 18-35 yaş arasındaki 88 sağlıklı gönüllü katılımcı, randomize bir şekilde solunum egzersizi (S Grubu) ve vagus uyarımı (V Grubu) olarak iki gruba ayrılmıştır. Solunum egzersizi grubuna, torakal ekspansiyon egzersizi yaptırılmıştır. Vagus uyarımı grubuna ise iki kulaktan, atım genişliği 300 mikrosaniye, frekansı 10 Hz, bifazik olarak 20 dk stimülasyon uygulanmıştır. Her iki gruba yapılan 10 seanslık uygulamadan önce ve sonra otonomik ölçümleri ve solunum fonksiyon testleri tamamlanmıştır. Otonomik ölçüm olarak kalp hızı, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, RMSSD, PNN50, LF/HF, LF POWER, HF POWER değerlerine bakılırken; solunum fonksiyonları FEV1, FVC ve FEV1/FVC ile değerlendirilmiştir. Gruplar arası sonuçlarda, nabız değeri her iki grupta anlamlı olarak azalırken; S grubunda, V grubuna göre anlamlı üstünlük bulunmuştur. Kan basıncı değerlerinde her iki grupta istatiksel olarak anlamlı bir düşüş görülmüştür. RMSSD, PNN50 ve HF değerleri, V grubunda anlamlı olarak daha fazla artmışken; LF değeri ise S grubunda anlamlı olarak daha fazla azalmıştır. LF/HF değerine bakıldığı zaman S grubunda istatiksel olarak anlamlı düşüş bulunmuştur. Solunum fonksiyon testi sonuçlarında, FEV1 değeri her iki grupta da anlamlı olarak artmıştır. FVC değerinde her iki grupta anlamlı ancak S grubunun üstün olduğu bir artış görülmüştür. FEV1/FVC değerlerinde ise iki grupta da anlamlı bir fark olmamıştır. Tüm bunlar neticesinde vagus uyarımının parasempatik sistemi arttırmada solunum egzersizine göre; solunum egzersizlerinin de sempatik aktiviteyi azaltmada ve solunum fonksiyonlarını arttırmada vagus uyarımına göre anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna varılmıştır.
Anterior ve posterior yönden uygulanan kayropraktik torakal yüksek hızlı düşük amplitüdlü manipülasyonunun otonom sinir sistemi üzerindeki anlık etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışma, sırtüstü ve yüzüstü torakal yüksek hızlı- düşük amplitüdlü kayropraktik manipülasyonların otonom sinir sistemi üzerindeki anlık etkilerini karşılaştırmayı amaçlamıştır. Çalışmaya 18-45 yaş arası sağlıklı ve gönüllü 62 katılımcı dahil edildi. Katılımcılar randomize olarak sırtüstü ve yüzüstü uygulama gruplarına atandı. Sırtüstü manipülasyon grubuna uygulama öncesi 5 dakika Elite HRV CorSense cihazıyla kalp hızı değişkenliği verileri alındı, sistolik ve diyastolik kan basınçları ölçülmüş, nabız ve saturasyon değerleri kaydedildi. Ölçüm sonrası orta torakal bölgeye sırtüstü kayropraktik manipülasyon uygulanıp ardından aynı ölçümler tekrarlandı. Yüzüstü manipülasyon grubuna da aynı ölçümler yapıldı, ardından yüzüstü pozisyonda orta torakal bölgeye kayropraktik manipülasyon uygulandı ve uygulama sonrası ölçümler tekrarlandı. Elite HRV uygulamasıyla kalp hızı değişkenliği verileri analiz edildi, nabız, saturasyon, sistolik ve diyastolik kan basıncı değerleri kaydedildi ve bulunan sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildi. Grup içi yapılan karşılaştırmada yüzüstü uygulama grubunda sistolik ve diyastolik kan basıncı değerleri azalırken LF/HF oranı artmıştır (p<0,05). Gruplar arası farka bakıldığında LF/HF oranındaki değişim iki grup arasında anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Yüzüstü uygulamanın otonom sinir sistemi üzerindeki etkisi sırtüstü uygulamadan daha büyük bulunmuştur.
Elektif perkutan girişimin kalp hızı değişkenliğine etkisi ve bunun kardiyak belirteç (Troponin I) ile ilişkisi
Giriş: PKG sonrası işlem başarısı, hastane kalış süresini belirlemede ve tartışmalıda olsa uzun dönem klinik son noktaları öngörmede muhtelif kardiyak markırlar kullanılmaktadır. PKG sonrası takipte kulanılan CK, CK-MB, troponin I ve troponin T arasında minör miyokard hasarını belirlemede troponinlerin üstünlüğü ispatlanmıştır. Troponinler arasında ise kronik böbrek yetersizliğinde yükselmemesi ve çapraz reaksiyon vermesine yol açan fetal antijenleri ortaya çıkmayan troponin I' nın miyokard için daha spesifik olduğu kabul edilmektedir. KHD kalbin sempatik parasempatik dengesi hakkında bilği veren, kalp atımları arasındaki ilişkiyi zaman ve frekans bağımlı yöntemlerle inceleyen bir ölçümdür. KHD uzun yıllardır diyabetik kardiyak otonom nöropati tespitinde ve MI sonrası sagkalımı öngörmekte kullanılmaktadır.Amaç: PKG' in KHD' e etkisi ve PKG sonrası ilk değerlendirmede üstün bir biyokimyasal belirteç olan Troponin I düzeylerinin KHD ile ilişkisini incelemektir.Gereç ve yöntem: Elektif şartlarda PKG planlanan 13'ü kadın (%40), 20'i erkek (%60), ortalama yaş 65,6 ± 9 yıl olan 33 hasta çalışmaya alındı. PKG öncesi hastaların klinik ve anjiyografik özellikleri kaydedildi. İşlem öncesi ve sonrası, kalp ritminin takibi ile zaman alanlı KHD analizi için 24 saat holter monitorizasyonu ve frekans alanlı KHD analizi için 5 dk'lık spektral kayıtları alındı. Yine işlem öncesi ve sonrası kardiyak markırlar ölçüldü.Bulgular: PKG sonrası troponin I arttı(p=<0,001). PKG sonrası minimum kalp hızı arttı (P=0,04), AEA' lar azaldı (P=0,001) ve İVR arttı (p=0,04). PKG sonrası SDNN, PNN50, Toplam güç ve HF azaldı (P=0,01), LF/HF arttı (P=0,01). Cinsiyetle ile ?SDNN, ?SDANN, ?PNN50 arasında, yaşla ile ?SDNN, ?PNN50, ?RMSSD, ?TAİ, ?LF/HF arasında, abdominal obezite ile ?LF/HF arasında ilişki bulundu. Glukoz değerleri ile ?LF ve ?LF/HF arasında ilişki bulundu. Hb düzeyi ile ?PNN50 ve kreatinin düzeyi ile ?HF arasında ilişki bulundu. Troponin(+) grupta ?LF/HF anlamlı olarak değişti (P=0,01).Tek değişkenli analizde troponin I düzeyi ile ?RMSSD(r=-0,38, p=0,02), ?LF/HF(r=0,47, p=0,005) ilişkili bulundu. Çok değişkenli analizde en önemli bağımsız değişken olarak ?LF/HF bulundu(?R2 =0,22, p=0,006). Troponin(+)' lığını öngörmede ?LF/HF kullanıldı, %16' lık artma cut-off Değeri %90 sensivite ve %60 spesifite ile bulundu.Sonuçlar: PKG sonrası hem holter hem KHD parametreleri artan sempatik etkinliği gösterecek şekilde değişti. KHD' deki değişim troponin (+) grupta daha belirgindi. ?KHD ile Troponin I ilişkisi, troponin (+)' liğini öngörmede ?KHD' nin kullanılabileceğini göstermektedir.
Erken repolarizasyon bulunan kişilerde ani ölüm ve aritmi belirteci testlerin değerlendirilmesi ve KCNJ8-S422l gen mutasyonu ilişkisi
ÖZETGiriş: Erken repolarizasyon (ER), EKG'de J noktasının izoelektrik hatta göre ardışık 2derivasyonda en az 1 mm (0.1mV) yükselmesi olarak tanımlanmaktadır. Çoğunlukla yapısalkalp hastalığı bulunmayan kişilerde görülen Erken Repolarizasyon Sendromu (ERS),günümüzde Brugada Sendromu (BS) ile olan benzerlikleri nedeniyle `J Dalga Sendromları'başlığı altında incelenmeye başlanmıştır. Yayınlanan çok merkezli çalışmalar sonucunda ERSile ani kardiyak ölüm (AKÖ) arasındaki ilişkinin ortaya konmasıyla beraber hayatı tehdit ediciventriküler aritmilere neden olabileceği bilinmektedir.Amaç: ERS tanısı alan kişilerde aritmi belirteçleri olan testler ile riskli hasta grubunubelirleyebilmek ve son yıllarda literatürde AKÖ gerçekleşmiş ERS tanısı alan kişilerdebildirilen KCNJ8 geni S422L mutasyonunun varlığını araştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Kardiyak açıdan semptomatik ya da asemptomatik 50 erkenrepolarizasyon tanısı almış bireyler ile 50 normal EKG özelliğine sahip kontrol grubuçalışmaya alındı. Koroner arter hastalığı (KAH) bulunmayan ve ekokardiyografi sonucunormal olan kişiler çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya alınan bireylerin yaş ortalaması hastagrubunda 33.1±9.7, kontrol grubunda 45.8±9.9 idi. Holter monitörizasyonu ile aritmi varlığı,kalp hızı değişkenliği ve geç potansiyellerin varlığına ER bulunan grupta bakıldı. Her ikigrupta `allel spesifik PCR yöntemi' ile KCNJ8 geni S422L mutasyonu genotiplendirildi.Bulgular: Çalışmamızda ER bulunan kişilerde `ER EKG paterni' tiplendirmesinde%54'ünde tip l, %42'sinde tip 2, %4'ünde ise tip 3 ER EKG paterni izlendi. Kontrol grubu ilekarşılaştırıldığında düzeltilmiş QT mesafesi (QTc)'nin, ER grubunda daha kısa olduğugörüldü. Fakat sonuç istatiksel anlamlılığa ulaşmadı (ER bulunanlarda ortalama QTc;371±28.7 msn, kontrol grubunda ise 381±31.4 msn, p =0.08). ERS grubunda bakılan ritmholter kayıtlarında hiçbir hastada couplet, triplet prematür ventriküler kompleks (PVC) ya dasüreksiz VT atağı izlenmedi.Kalp hızı değişkenliği (KHD) zaman alanlı metodlar kullanılarak bakıldığında hastaların%26'sında azalmış olarak izlendi.Hastaların sinyal ortalamalı EKG (SOEKG) ile %14'ünde geç potansiyeller (LP) izlendi.Yakın zamanda yapılmış çalışmalardaki rakamlarına benzer sonuçlar elde edildi.Nörolojik değerlendirmeleri normal bulunan sadece 2 hastada açıklanamayan senkop öyküsübulunmaktaydı ve senkop ile ERS ilişkisi değerlendirildiğinde ise istatistiksel anlamlılığaulaşmadı (p=0.15).Her iki grupta bakılan KCNJ8-S422L mutasyonu ise hasta grubunda değil kontrol grubundanbir hastada bulundu. Böylece KCNJ8-S422L mutasyonu ile ERS ilişkisi istatiksel olarakanlamsız bulundu. Fakat belirtmek gerekir ki çalışmamıza dahil ettiğimiz ERS hastalarınınhiçbirisinde ve ailelerinde AKÖ öyküsü bulunmamakta idi ve yalnızca 50 ER bulunan kişiçalışmaya dahil edilmişti.Sonuç: Primer aritmojenik sendromlar ve kanolopatiler başlığı altında incelediğimiz veönceleri tamamen benign bir EKG bulgusu olarak değerlendirilen ERS, son zamanlarda BS ileolan benzerliği ve AKÖ ilişkisinin ortaya konması nedeniyle ilgi çekmektedir. Biz de buhastalarda aritmi belirteci testler ile riskli hastaları belirleyebilmek amacıyla bu çalışmayıplanladık ve KCNJ8-S422L mutasyonu varlığı ile ERS arasındaki ilişkiyi inceledik.AKÖ geçiren ERS hastalarında sekonder korumada tek tedavinin implante edilebilenkardiyoverter defibrilatör (ICD) olduğu bilinmektedir. Asıl problem özellikle de gençlerdeyaklaşık %5 gibi yaygın gözlenen bu EKG paternininin primer koruma açısından hangihastalarda ölümcül aritmilere neden olabileceğinin belirlenmesidir. Klinikte literatürdebildirilen kriterlere uygun riskli hastaların belirlenmesi gereklidir. ER paterni bulunankişilerde açıklanamayan senkopun varlığı veya ailede açıklanamayan AKÖ öyküsününbulunması, inferior/inferolateral (tip2) veya tüm derivasyonlarında (tip3) >0,2 mv J noktasıelevasyonu bulunması ve EKG'de ST segment elevasyonunun yatay/inen tarzda olması, ERpaterni ile birlikte kısa QT'nin varlığı, son olarak da couplet PVC'lerin görülmesi birer riskişareti olarak değerlendirilmelidir.Yüksek risk işareti bulunan her hastada primer tedavinin gerekliliği konusunda ve buhastaların nasıl takip edileceği ile ilgili sorular ise ilerleyen yıllarda genetik çalışmaların daışığı altında yapılan çalışmalar ile yanıt bulacaktır.
Maksimal direnç egzersizlerinde farklı solunum tiplerinin performans ve kardiyovasküler sistem üzerindeki etkisi
Araştırmanın amacı, maksimal direnç egzersizi esnasında farklı solunum tiplerinin performans ve kardiyovasküler etkilerini belirleyerek, performans ve kardiyovasküler sistem açısından hangi nefes tipinin uygun olduğunu tespit etmektir. Araştırmaya direnç egzersizi yapan 12 (yaş 27.92±7.38 yıl, boy 174.08±5.60 cm, vücut ağırlığı 81.56±8.23 kg) katılımcı dâhil edilmiştir. Verilerin toplanması için kişisel bilgi formu, holter ve kan basıncı ölçüm cihazı kullanıldı. Borg Skalası uygulandı. Çalışma 4 hafta sürdü. 1. hafta; katılımcıların Bench-Press 1 TM'leri tespit edildi. 6 set, 4 TM (%90) set arası 5 dakika dinlenmeli Bench-Press antrenmanı 3 farklı solunum tipiyle haftada bir gün olmak üzere, 3 hafta uygulandı. 1. hafta katılımcılar ağırlığı kaldırırken nefes verdi, indirirken nefes aldı. 2. hafta ağırlığı kaldırırken nefes tuttu, indirirken nefes verdi ve aldı. 3. hafta ağırlığı kaldırırken nefes aldı, indirirken nefes verdi. Egzersizlerin 5 dakika öncesiyle sonrasını kapsayacak şekilde egzersiz esnasında katılımcıların kalp atım hızı değişkenleri holterle kaydedildi. Egzersiz öncesi, 3. set sonrası ve egzersiz sonrası katılımcıların kan basınçları ölçüldü. Verilerin betimleyici istatistikleri yapıldı. Solunum tipleri arasındaki farklılıkların önemliliğinin belirlenmesinde Friedman ve Wilcoxon işaretli sıralar testi, ilişkinin tespitinde Spearman korelasyon testi SPSS 25.0 programında uygulandı. Araştırmanın bulgularına göre; maksimal direnç egzersizlerinde farklı solunum tiplerinin; kardiyovasküler sistem parametrelerinden SDNN'yi (X^2=6.00, p≤0.05) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği; pNN50, RMSSD, LF, HF, LF/HF, kalp atım sayısı, kalbin atım hızının yavaşlama kapasitesi ve kan basıncı parametrelerinde ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür (p>0.05). Performans parametreleri olan toplam ağırlık (X^2=13.86, p≤0.05) ve toplam set (X^2=13.07, p≤0.05) parametrelerini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak; maksimal direnç egzersizleri esnasında ağırlığı kaldırırken nefes almanın performans ve kardiyovasküler sistem üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu belirlenmiştir.
Sağlıklı gönüllülerde othmer sinirsel geribildirim (neurofeedback) uygulamasına bağlı davranış değişikliklerinin farklı ölçeklerle ve elektrofizyolojik parametrelerle araştırılması
Sinirsel geribildirim yöntemleri, günümüzün popüler araştırma ve alternatif tedavi yaklaşımlarından bir tanesidir. Sunulan çalışmada, ticari bir SGB sistemi aracılığıyla yapılan eğitimin etkileri, sağlıklı gönüllülerde stres ve depresyon ölçekleri, QIK testi performansları ve kalp hızı değişkenlikleri açısından incelenmiştir. Bu amaçla, gönüllü deneklerden rastgele örnekleme ile Othmer SGB eğitimi alacak deney grubu (n=25) ve herhangi bir eğitime girmeyen kontrol grubu (n=25) oluşturulmuştur. Çalışmanın ilk aşamasında her iki çalışma grubuna da katılımcıların stres, depresyon ve anksiyete yönünden psikolojik durumlarını belirlemek için STAI form I-II ve DASS ile SGB uygulamalarında bireylerin dikkat, konsantrasyon ve dürtülerini ölçmek için yaygın olarak kullanılan QIK testi ön test olarak uygulanmıştır. HRV analizi için ise her iki gruptaki gönüllülerin 15'er dakikalık D2 derivasyonlu EKG kayıtları çekilmiştir. Daha sonra deney grubuna Othmer SGB sistemi üzerinden bir ay boyunca gün aşırı (haftanın üç günü) yarım saatlik seanslarla toplam 12 seanslık SGB protokolü uygulanmıştır. Sonuçta STAI-II formu açısından SGB uygulanan grubun kendi içinde ve kontrol grubuna göre sürekli kaygısının azaldığı saptanmıştır. DASS ölçeğinin depresyon alt boyutunda da benzer bulguya ulaşılmıştır. QIK testinin bulguları gruplar arasında homojenken, her iki çalışma grubu içinde farklılık sağlasa da deney grubundaki değişimler bireylerde dikkatle ilgili gelişmenin daha etkin olduğunu göstermiştir. SGB uygulamasına bağlı olarak çalışma gruplarında HRV açısından anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda, Othmer metodunun sağlıklı gönüllüler üzerinde çoğu pozitif yönde bazı anlamlı değişiklikler yaptığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, SGB uygulamasının sunulan alanlarda tedavi edici bir etkisinin olup olmadığının araştırılması için daha geniş çapta kontrollü çalışmaların yapılma gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.
Bursa ilinde 6-18 yaş arası yarışmalı spor yapan lisanslı sporcularda elektrokardiyografik bulguların değerlendirilmesi
AMAÇ: Spora katılım öncesi değerlendirme (SKÖD) spor ilişkili morbidite ve mortalitenin önlenmesinde en önemli araçlardan biridir. Bu çalışmada; SKÖD'de anamnez ve fizik muayene ile birlikte EKG'nin, semptomu olmayan kalp ve ritim hastalıklarının saptanmasında etkisinin ve öneminin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya alınacak sporcu sayısının belirlenmesi amacıyla Bursa Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'ne başvurularak aktif lisanslı sporcu sayısının 14,266 olduğu saptandı. Güç analizi yapılarak çalışmaya en az 261 sporcunun dahil edilmesi planlandı. COVİD-19 pandemisi nedeniyle aktif sporcu sayısının azalması sonucu 245 sporcu çalışmaya dahil edilebildi. Sporculardan SKÖD açısından anamnez alındı, fizik muayene yapıldı ve EKG'leri çekildi. EKG verileri 2017'de uluslararası konsensüs tarafından belirlenen kriterler baz alınarak değerlendirildi. BULGULAR: Sporcuların %87,8'ine (n=215) SKÖD yapıldığı, %12,2'sinin (n=30) ise SKÖD ve EKG çekimi yapılmadan lisans aldığı saptandı. SKÖD yapılan hastaların %39,5'ine (n=85) EKG çekimi yapılırken %60,5'ine (n=130) EKG çekimi yapılmadığı öğrenildi. Sonuç olarak çalışmaya alınan tüm sporcuların %34,7'sine (n=85) SKÖD ve EKG ile değerlendirme yapıldığı tespit edildi. Sporcu EKG'lerinin %97,1'i (n=238) normal, %1,2'si (n=3) borderline ve %1,6'sı (n=4) patolojik olarak değerlendirildi. SKÖD yapılan ve EKG çekilen sporcuların, SKÖD yapılan fakat EKG çekilmeyen ve SKÖD yapılmayan sporcularla yapılan karşılaştırmalı analizinde anlamlı bir farklılık saptanmadı. SONUÇ: Rutin kullanımı tartışmalı olmasına rağmen, SKÖD'de EKG çekilmesi semptomatik olmayan kalp ve ritim hastalıklarının saptanmasında önemli, kolay uygulanabilir ve etkili bir tetkiktir. Bu çalışma sonucunda SKÖD'de EKG'nin rutin tarama programına dahil edilmesi önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Spora katılım öncesi değerlendirme, elektrokardiyografi (EKG), genç sporcularda kalp ve ritim hastalıkları, genç sporcularda ani kardiyak ölüm
Kronik böbrek hastalarında tükürük üre, ürik asit, kreatinin düzeyleri ve stres eksenleri
Amaç: KBH, ileri yaşlarda yaygın görülen, ilerleyici, geri dönüşümsüz ve ölüm oranı yüksek olan bir hastalıktır. Böbrek fonksiyon kaybıyla karakterize olan bu hastalıkta üre, ürik asit ve kreatinin gibi üremik metabolitler kanda birikir. Bu metabolitlerin, tükürük gibi vücut sıvılarına yansıma düzeyiyle ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Ayrıca, toksik etkili bu metabolitlerin, vücudun iki önemli stres ekseni olan OSS ve HPA aksı üzerine etkileri de yeterince bilinmemektedir. Mevcut tez çalışmasının amacı, KBH'da kanda biriken bu metabolitlerin (üre, ürik asit, kreatinin) tükürüğe yansıma düzeyini ve stres eksenlerini (OSS ile HPA) etkileme derecesini ortaya koymaktır. Materyal ve Metot: Tez çalışmasına, aylık takiplerle hastaneye başvuran kronik böbrek hastaları (n=35) ve sağlıklı bireyler (n=35) dâhil edildi. Katılımcıların, sabah saatlerinde (09:00-12:00) kan ve tükürük örnekleri alınarak üre, ürik asit ve kreatinin düzeyi ölçüldü. HPA aktivitesini belirlemek amacıyla tükürük kortizol ölçümleri yapıldı. OSS aktivitesini belirlemek için 5 dakikalık EKG kayıtları yaparak KHD parametreleri hesaplandı. Bulgular: KBH'da kan üre, ürik asit, kreatinin düzeyleri ile tükürük üre ve ürik asit düzeyleri yüksek bulundu (p<0.05). Kan ile tükürükteki üre düzeyleri (r = 0.370) ve ürik asit düzeyleri (r = 414) pozitif ilişkiliydi (p<0.05). KBH'da tükürük kortizol düzeyi yüksek (p<0.05), KHD ise düşüktü (p<0.05). Sonuç: KBH'da üremik metabolitlerin tümü kanda artış göstermişken tükürükte ise üre ve ürik asit yükselmiştir. Bu bulgu, KBH'da üreminin ortaya konmasında tükürüğün non-invazif bir medyum olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Ayrıca, KBH'da kortizolün artması ve KHD'nin düşmesi bu hastalarda stresin yüksek olduğunu göstermektedir. Fakat bu stres durumun üremiden ziyade artan psikolojik yük ile ilgili olabileceği değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: HPA, KBH, KHD, Kortizol, Kreatinin, OSS, Stres, Üre, Ürik Asit
Diyaliz sürecinde tükürük üre, ürik asit, kreatinin düzeyleri ve stres eksenleri
Amaç: SDBY tanısı alan hastaların vücutlarında üre, ürik asit, kreatinin gibi toksik maddeler birikmektedir. Hastalar bu fazlalıktan kurtulabilmek için hemodiyaliz tedavisi almalıdır. Hem diyaliz tedavisinin stresle ilişkisi, hem de biriken metabolitlerin OSS ve HPA aksını nasıl etkilediği bilinmemektedir. Ayrıca kanda biriken metabolitlerin tükürükteki seyri hakkında daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Mevcut tez çalışmasının amacı, serum ve tükürük üre, ürik asit, kreatinin, kortizol ve KHD düzeylerinin hemodiyaliz boyunca zamansal değişimini ve parametrelerin birbiriyle ilişkisini ortaya çıkarmaktır. Materyal ve metot: Çalışmaya hemodiyaliz tedavisi alan 30 hasta dahil edildi ve tedaviden hemen önce, tedavinin ortasında ve tedavi bittikten hemen sonra hastalardan kan, tükürük örneği alındı ve KHD ölçümü yapabilmek için EKG çekildi. Kan örneklerinden üre (BUN), ürik asit ve kreatinin, tükürük örneklerinden ise üre, ürik asit, kreatinin ve kortizol ölçümü yapıldı. Bulgular: Serum- tükürük üre, ürik asit ve kreatinin değerleri kendi içerisinde her 3 zaman diliminde de anlamlı olarak farklı bulundu (p<0.001) ve iki sıvının birbiriyle korelasyonu orta derecede güçlüydü (r>0.37). Kortizol değerleri anlamlı olarak farklı bulunmuşken (p<0.001) hem zaman bağımlı hem de frekans bağımlı KHD parametreleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Serum ve tükürük değerleri kortizol ile ilişkili bulunmuştur ancak hiçbir parametrenin KHD ile bir ilişkisi ortaya çıkmamıştır. Sonuç: Hemodiyaliz sırasında üre, ürik asit ve kreatinin düzeyleri serum ve tükürükte korelasyon halindedir ve bu değerlerin azalmasıyla beraber kortizolün de azalması, metabolitlerin HPA ekseniyle ilişkili olabileceğini ancak KHD parametrelerinde anlamlı bir farklılığın olmamasından dolayı OSS ile ilişkisinin olmadığını göstermektedir. Ayrıca diyalizin HPA ekseniyle ayrı, OSS ile ayrı bir ilişkisinin olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Mitral Anuler Kalsifikasyonu Olan ve Olmayan Hastalarda Kalp Hızı değişkenliğinin Karşılaştırılması
Amaç: Mitral annuler kalsifikasyon (MAK) yaşlı genel populasyonda yüksek olup kardiyovasküler hastalıkların bir manifestasyonu olarak kabul edilmektedir. Sempatik ve parasempatik fonksiyonlar hakkında bilgi veren kalp hızı değişkenliği (KHD) ve kalp hızı türbülansı (KHT) mevcut kardiyak hastalık hakkında klinik ve prognostik bilgi sağlamaktadır. Biz çalışmamızda MAK'ı olan hastalarda KHD ve KHT'yi incelemeyi ve bunlarla ekokardiyografik parametrelerin ilişkisini incelemeyi amaçladıkYöntem: MAK olan 40 hasta ile (22 kadın,18 erkek, ortalama yaş 61±8), MAK'ı olmayan 40 hasta (21 kadın, 19 erkek, ortalama yaş 57±7) çalışmaya alındı. Tüm hastaların 24 saat Holter cihazı ile zaman bağımlı ve frekans bağımlı KHD parametrelerine bakıldı. Sol ventrikül diastolik fonksiyonlar ekokardiyografik inceleme ile ölçüldü.Bulgular: Ortalama RR süresi ve RMSSD hariç diğer tüm zaman bağımlı parametreler MAK grubunda belirgin olarak daha düşük bulundu. (SDNN 116±34 p<0,001; SDANN 103±34 p<0,001; SDNN indeksi 45±13 p<0,001; pNN50 7,2±6,6 p<0,005). Frekans bağımlı parametrlerden ise LF, LFnu ve HF baskılanmış olarak bulundu (LF 389±305 p<0,001; LFnu 17±5 p=0,001; HF 144±108 p=0,002). Bu veriler artmış sempatik azalmış parasempatik tonusa işaret etmektedir. KHT her iki grupta da anlamlı bulunmadı. MAK grubunda E/A ve Em gibi ekokardiyografik parametreler KHD parametreleri ile ilişkiliydi.Sonuç: MAK'lı hastalarda KHD baskılanmıştır ve bu bulgu artmış mortalite ile ilşkilidir.
Makine öğrenmesi yaklaşımları ile fetal sağlık teşhisinin gerçekleştirilmesi
Gebeliğin dönemlerinde fetal halini değerlendirmek için çeşitli testler kullanılmaktadır. Bu testlerden en çok güvenilen ve yaygın olarak kullanılan Non Stress Test ile fetal kalp atım hızı ve annenin rahim kasılmaları ölçülerek fetal sağlığı değerlendirilmektedir. Ancak, geleneksel yöntemlerle bu testin detaylı değerlendirilmesi zaman almakta ve uzmanlar arasında farklıklar ortaya çıkmakta, özellikle deneyimsiz uzmanlarda yorumlamalar yanıltıcı olabilmektedir. Bu sonuçlar fetal kayıplarına sebebiyet vermekte ve ülkelerin gelişmişlik düzeylerine etkisi olan perinatal mortalite oranlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışmada, fetal halini değerlendirerek tanı hatalarını en az seviyelere düşürmek için Topluluk Öğrenme tabanlı yaklaşımın incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda 22 özellik ve 2126 örnekten oluşan kardiyotokografi verileri üzerinde Doğrusal Regresyon, Random Forest, Gradient Boosting ve XGBoost gibi farklı makine öğrenimi algoritmalarıyla çeşitli deneyler yapılmıştır. Bu deneyler, veri seti üzerinde temel bileşen analizi ve on kat çapraz doğrulama yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan algoritmaların doğruluk duyarlılık, hassasiyet, F1 puanı ve Gmean metrikleri ile performansları ölçülmüştür. Yapılan deneylerde çapraz doğrulama ve sınıf ağırlıklandırması uygulamalarıyla, algoritmaların performanslarının arttığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, Topluluk Öğrenme yaklaşımlarında kullanılan ağırlıklı çoğunluk oyu yöntemi, çeşitli makine öğrenimi modellerinin tahminlerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesiyle elde edilen tahminlerin doğruluğunu arttırdığı tespit edilmiştir. Bu sayede, algoritmaların tek başına yaptıkları tahminlerden daha güvenilir ve tutarlı sonuçlar elde edilmiştir. Deneysel sonuçlarda önerilen XGBoost modeliyle elde edilen %99.99 doğruluk oranının önceki literatür çalışmalarından daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Ağırlıklı çoğunluk oyu yöntemi, özellikle karmaşık veri setlerinde ve yüksek risk taşıyan medikal uygulamalarda tanı doğruluğunu artırarak fetal ölümleri azaltmada kritik bir rol oynayacaktır. Önerilen model, fetal sağlık analizlerini otomatikleştirerek tanı hatalarını azaltmaya ve daha doğru değerlendirmeye yardımcı olacaktır.
Yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerde çalışma ve dinlenme zamanları arasında kalp hızı değişkenliğinin karşılaştırılması
Amaç Vücudun fonksiyonel görevlerinin düzenlenmesinde otonomik sinir sisteminin önemli etkileri vardır. Otonomik sinir sistemi birbirinin çalışmasını dengeleyen sempatik ve parasempatik sinir sisteminden oluşur. Nöbet sistemi ile çalışan sağlık personelinde gündüz stres ve gece uykusuzluk nedeniyle bu otonomi bozulmaktadır. Özellikle nöbet geceleri baskın olması gereken parasempatik sistem baskılanmakta ve sonuçta vücutta stres ortamı oluşmaktadır. 24 saatlik elektrokardiyografi(EKG)-holter ile ölçülen kalp hızı değişkenliği sempatik ve parasempatik sistemin çalışmasını gösteren kolay ve girişimsel olmayan bir yöntemdir. Bu çalışmada nöbet ve istirahat olmak üzere 2 farklı günde yoğun bakım hemşirelerinin EKG Holter kaydını alarak aradaki kalp hızı değişkenliği farkını ölçmeyi planladık. Böylelikle nöbetlerinin vücudun çalışması üzerine oluşturduğu olumsuz durumları ve arttırdığı riskleri göstermeyi amaçladık. Yöntem Çalışmaya Dumlupınar Üniversitesi Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım ünitelerinde çalışan 51 hemşire dâhil edildi. Yoğun bakımda çalışan hemşireler vardiya sistemine göre çalışmaktadırlar. Nöbet günlerinde 24 saatlik (09.00-09.00) vardiya uygulanmakta ve nöbet ertesi günlerde ise nöbet izni kullanmaktadırlar. Bu çalışma hemşirelerin 24 saatlik hafta sonu vardiyası ve izin günlerinde istirahatteki 24 saatlik zaman diliminde yapıldı. Yirmidört saatlik vardiya günü çalışma grubunu ve istirahat günü ise kontrol grubunu oluşturmaktadır. Bu holter kayıtlarından ise kalp hızı değişkenliği parametleri olan 5 adet zaman alanı ve 7 adet frekans alanı değerleri elde edildi. Bulgular Kalp hızı parametreleri olan ortalama kalp hızı ve minimum kalp hızı değerleri nöbet günü lehine değeri anlamlı yüksek olacak şekilde saptandı. Toplam ortalama NN, gündüz ortalama NN ve gece ortalama NN değerleri ise istirahat günü lehine değeri yüksek olacak şekilde anlamlı çıkmıştır. Yirmidört saatlik kalp hızı değişkenliği parametrelerinden SDNN, SDANN, pNN50, TP, VLF, rMSSD, HF ve HFnu parasempatik sistemin indirekt belirteçleridir ve istirahat günü nöbet gününe kıyasla anlamlı olarak yüksek çıkmıştır. LFnu ve LF/HF oranı ise sempatik sistemin indirekt belirteçleri olup nöbet gününde istirahat gününe göre yüksek saptanmıştır. Gündüz vakti ve gece vakti kalp hızı değişkenliği parametreleri kıyaslandığında ise nöbet gününde istirahat gününe göre sempatik baskınlık görüldü. Ayrıca kalp hızı parametreleri 24 saat bazında kıyaslandığında ise nöbet günü sempatik sistemin, istirahat gününe nazaran daha yüksek olduğu görüldü. İstirahat ve nöbet günlerinin her ikisinde de gündüzleri geceye göre sempatik baskınlık olduğu izlendi. Nöbet gecelerinde sempatik baskınlığın oluşmasının, istirahat gecelerine nazaran daha erken saatlerde başladığı görüldü. Sonuç Sonuç olarak nöbet günlerinde sempatik aktivasyon artmaktadır. Bu etki 24 saaat boyunca devam etmektedir. Nöbet ya da istirahat gününden bağımsız olarak gündüz sempatik baskınlık, geceye göre daha fazla olmaktadır. Bu da sirkadiyen etkinin olduğunun göstergesi olarak yorumlandı. Ayrıca nöbet günlerinde geceleri sempatik etkinin başlama zamanının, istirahat gününe nazaran daha erken başlaması ise kortizol salınım zamanının daha erken başlamasıyla ilişkili olabileceği düşünüldü. Çalışmanın önemli kısıtlılıklarından biri katılımcı sayısının az olmasıdır ve daha ideal sonuçlar için geniş katılımcı grupları ile yapılacak çalışmalara ve yeni verilere gereksinim vardır. Anahtar kelimeler: Kalp hızı değişkenliği, otonom sinir sistemi, nöbet ve istirahat zamanı, yoğun bakım hemşiresi
Elit oryantiring sporcularının müsabaka esnasındaki performans hataları ile NON-invaziv kardiyak aktiviteleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Oryantiring, farklı arazi koşulları içeren haritada konumlanmış hedeflerin en hızlı ve en kısa sürede doğru sıralama ile bulunmasını gerektiren bir doğa sporudur. Oryantiring, sporcunun hedefe ulaşacağı en iyi rotayı bulmaya çalışırken fiziksel ve bilişsel yeterliği gerekli kılan çok yönlü bir dayanıklılık sporudur. Bu gibi sporlar, fiziksel ve zihinsel yüklenmenin kombinasyonu kardiyovasküler yanıtı önemli bir şekilde etkilemektedir. Ancak özellikle Oryantiring sporcularının müsabaka esnasındaki psikofizyolojik durumları ile yapılan performans hataları arasındaki ilişkiyi inceleyen herhangi bir çalışma bilgimiz dahilinde yoktur. Dolayısı ile bu tez çalışmasının amacı, elit oryantiring sporcularının müsabaka esnasında yapılan hata öncesi, esnası ve sonrası kardiyak aktivitelerinin değişip değişmediğini non-invaziv bir yöntem ile araştırmaktır. Çalışmaya, 18-40 yaş aralığında 40 (17 kadın + 23 erkek) elit oryantiring sporcusu gönüllü olarak katıldı. Veriler, Polar H10 göğüs bandı ve Polar V800 nabız monitörü ile yarışma boyunca kaydedildi. Elde edilen veriler, çevrimdışı analizler için Kubios HRV Premium yazılımı ile KAHD değerleri zaman ekseni, frekans ekseni ve doğrusal olmayan eksen olmak üzere toplam 3 eksende değerlendirildi. Çalışmaya katılan sporcuların, kalp atım hızı ve stres indeksi değerlerinde hata esnası ve sonrasında anlamlı farklılık bulundu (p<,05). Ayrıca KAHD'nin r-MSSD ve SDNN değerlerinde, yarışma esnasında yapılan hataların öncesi ve sonrasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (p<,05). Veriler varyans analizi ile gruplar arası karşılaştırmalarda cinsiyet değişkenine göre kategorize edildiğinde, KAHD değerlerinden LF/HF, LF, HF ve SD1/SD2 için erkek sporcular lehine istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<,05). Sonuç olarak elit seviyede oryantiring sporu yapan sporcuların müsabaka esnasında yapmış oldukları hatalar bazı psikofizyolojik değişimler oluşturabilir ve bu durumun sporcuların performanslarını etkileyebileceği söylenebilir. Bu doğrultuda cinsiyet değişkeninden elde edilen bulgulara göre özellikle kadın oryantiring sporcularının yapılan hatalardan sonra daha olumsuz etkilendikleri görülmektedir. Oryantiringte performans geliştirmeyi hedefleyen antrenörler, antrenmanları sırasında KAHD'yi izlemenin sporcuların performanslarının hangi bölümlerinde ne gibi psikofizyolojik değişimler yaşadıklarını daha iyi anlamalarına olanak sağlayabilir. Gelecekteki araştırmalar, KAHD çalışmaları gerçekleştirirken sporcuların bireysel farklılıklarını (örn; kişilik, cinsiyet v.b.) dikkate almalıdır.
Merkezi yolla uygulanan üridin ve üridin nükleotidlerinin kardiyovasküler parametreler üzerine etkileri
Üridin, dolaşımda serbest halde veya nükleotidlerin yapısında bulunan endojen bir nükleoziddir. Bu çalışmada intraserebroventriküler (i.s.v.) yolla uygulanan üridin ve nükleotidlerinin kardiyovasküler parametrelere etkileri ile muhtemel etki mekanizmalarının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 120 adet 4-6 aylık Sprague Dawley cinsi erkek sıçan kullanılmıştır. Etki incelemesi için üridin, UMP, UDP ve UTP 0.1, 0.5 ve 1 mikromol (μmol) olmak üzere üç farklı dozda uygulanmıştır. Kan basıncı ve kalp hızı değerleri 60 dakika boyunca kaydedilmiştir. Mekanizma araştırmaları için üridin ve nükleotidlerinin en etkin bulunan dozunun enjeksiyonundan 15 dakika önce i.s.v. yolla P2Y reseptör antagonistleri (MRS2578, PPTN hidroklorür ve ARC-118925xx) enjekte edilerek kan basıncı ve kalp hızı kayıt altına alınmıştır. Ayrıca katekolaminler, oksitosin ve vazopressin analizleri için 0, 5, 10, 30 ve 60. dakikalarda kateter yoluyla kan toplanmıştır. Üridin ve UMP'nin kan basıncı ve kalp hızı üzerine anlamlı bir etkisi bulunamamıştır. UDP ve UTP'nin doz-yanıt gruplarında kalp hızını değiştirmediği, kan basıncını ise doza bağlı olarak anlamlı şekilde artırdığı bulunmuştur. P2Y reseptör antagonistleri ile ön tedaviler ise en etkin dozda (1 μmol) elde edilen kan basıncı artışını geri çevirmiştir. UDP ve UTP'nin en etkin dozunda serum vazopressin ve oksitosin düzeylerinin anlamlı olarak arttığı, katekolamin düzeylerinin ise değişmediği belirlenmiştir. Çalışmamızın sonuçları, merkezi yolla uygulanan UDP ve UTP'nin sıçanlarda kan basıncını anlamlı olarak artırdığını ve bu artışlara P2Y reseptör aktivasyonunun aracılık ettiğini literatürde ilk kez göstermektedir. Gözlenen etkilerin vazopressin ve oksitosin düzeylerindeki artışlarla ilişkili olması muhtemeldir. Bulgularımız, kan basıncının merkezi düzenlemesinde pirimidinerjik reseptör aktivasyonunun önemli bir mekanizma olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: Üridin, üridin nükleotidleri, kan basıncı, kalp hızı, P2Y reseptörleri
Merkezi siklooksijenaz ve lipooksijenaz yolaklarının nesfatin-1'in oluşturduğu kardiyovasküler etkilerdeki rolünün araştırılması
Bu çalışmada, serebral yan ventriküle ekzojen olarak uygulanan nesfatin-1'in kardiyovasküler parametreler üzerindeki etkilerini göstermek ve nesfatin-1 kaynaklı kardiyovasküler parametre değişimlerinde merkezi siklooksijenaz (COX) tromboksan A2 (TXA2), prostaglandin (PG) E, D, F2α sinyal yolağı ve lipooksijenaz (LOX) yolağının aracılığını hemodinami ve mikrodiyaliz çalışmaları ile ortaya koymak amaçlandı. Çalışma, 91 adet Sprague Dawley ırkı erkek sıçanlar üzerinde gerçekleştirildi. Tüm cerrahi işlemler sevofluran anestezisi (%2-4/%100 O2) altında yapıldı. Kardiyovasküler parametre takibi için sıçanların sol femoral arterlerine heparinli tuzlu su (%0,9 tuzlu suda 100 Ü/ml heparin) içeren PE 50 kateter yerleştirildi. Serebral yan ventriküle (s.y.v.) ilaç enjeksiyonlarının yapılabilmesi için laboratuvarımızda hazırlanmış kılavuz kanül belirlenen koordinatlara göre kafatasına sabitlendi. Enjeksiyonlar Hamilton enjektöre bağlantılı olarak bulunan ve laboratuvarımızda hazırlanmış olan enjeksiyon kanülünün kılavuz kanül içine yerleştirilmesini takiben uygulandı. Posterior hipotalamustan (PH) ekstraselüler total PG seviyelerini belirlemek için PH'ye elde hazırlanmış mikrodiyaliz probları yerleştirildi ve PH'den diyalizat örnekleri toplandı. İlk deney setinde, s.y.v. yolla uygulanan farklı dozlardaki (100, 200 ve 400 pmol) nesfatin-1'in ortalama kan basıncı ve kalp atım sayısı üzerindeki etkileri araştırıldı. Nesfatin-1 doza bağlı olarak, sıçanlarda kan basıncı üzerinde pressör, kalp atım sayısı üzerinde ise bradikardik ve taşikardik fazları içeren bir yanıta neden oldu. Çalışmanın ikinci aşamasında 200 pmol dozda uygulanan nesfatin-1'in, PH'de ekstraselüler total PG seviyelerinde bir artış yarattığı, yapılan mikrodiyaliz çalışması ile ortaya koyuldu. Son deney setinde ise nesfatin-1 kaynaklı kardiyovasküler etkilerde merkezi COX, TXA2, PGE, PGD, PGF2α ve LOX'un aracılığını göstermek amacıyla seçici olmayan COX inhibitörü ibuprofen (250 µg), TXA2 sentez inhibitörü furegrelate (250 µg), PGE ve PGD'nin reseptör antagonisti AH6809 (10 µg), PGF2α reseptör antagonisti PGF2α dimetil amin (10 µg), seçici olmayan LOX inhibitörü NDGA (250 µg) veya kontrol amaçlı tuzlu su ve DMSO ön tedavileri nesfatin-1 (200 pmol) tedavisinden 5 dakika önce uygulandı. İbuprofen tamamen; furegrelate, AH6809, PGF2α dimetil amin ve NDGA ise kısmen nesfatin-1'in yaratmış olduğu kardiyovasküler etkileri bloke etti. Sonuçta bulgular, s.y.v. yolla uygulanan nesfatin-1'in normotansif sıçanlarda PH'de ekstraselüler total PG seviyesinde bir artışa neden olarak kan basıncında bir yükselmeye ve bradikardik/taşikardik fazları içeren kardiyovasküler bir yanıta neden olduğunu göstermektedir. Nesfatin-1'in yarattığı kardiyovasküler etkilere merkezi COX enzim yolağının tamamen; COX ürünlerinden TXA2, -PGE, -PGD ve -PGF2α ve ayrıca LOX enzim yolağının da kısmen aracılık ettiğini de ortaya koymaktadır.
Basketbolcularda kalp atım hızı değişkenliği ile sportif performans arasındaki ilişki
Basketbol aerobik tabanlı anaerobik bir spordur. Basketbolcular için sportif performansın artırılması başarının temel anahtarlarından biridir. Otonom sinir sisteminin düzgün çalışması sportif performans için çok önemlidir. Otonom sinir sisteminin bir belirteci olan kalp atım hızı değişkenliği, invaziv olmayan bir yöntem olması ve maliyetinin de düşük olması nedenleriyle pratik bir şekilde kısa sürede uygulanabilir. Çalışmamız, kalp atım hızı değişkenliği yönteminin, basketbola özgü sportif performans ile olan ilişkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışma 20 erkek basketbolcu ile yapıldı. Gücü değerlendirmek için dikey sıçrama ve oturarak göğüs pası atma testi, çevikliği değerlendirmek için T çeviklik testi, dengeyi değerlendirmek için alt ve üst ekstremite Y denge testleri ve basketbola özgü performansların değerlendirilmesi için Johnson Basketbol Test Bataryası kullanıldı. Otonom sinir sistemi, kalp atım hızı değişkenliği ile değerlendirildi. Elde edilen kalp atım hızı değişkenliği sonuçları ile performans sonuçlarının arasındaki ilişkiler analiz edildi. Dikey sıçrama ve oturarak göğüs pası atma testleri ile KAHD'nin bazı parametreleri arasında, T çeviklik testi ile KAHD'nin bazı parametreleri arasında, Johnson Basketbol Test Bataryası ile KAHD'nin bazı parametreleri arasında çeşitli düzeylerde korelasyonlar bulundu (p<0.05). Alt ve üst ekstremite Y denge testleri ile KAHD parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). Çalışmamızın sonuçları, KAHD'nin performans ile ilişkili olabileceğini gösterdiğinden KAHD değerlendirmelerinin tüm sezon içerisinde farklı periyotlarda ölçülmesinin, sporcu değerlendirmeleri açısından faydalı olabileceğini yansıtmaktadır. Ama net bilgiler için bu alanda daha detaylı çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.
Havalı tabanca sporcularında müsabaka öncesi tüketilen kafeinin kalp atım hızı, tetik düşürme zamanı ve atış skoru üzerine etkisi
Bu çalışma; havalı tabanca sporcularının müsabaka öncesi tükettikleri kafein içeceğinin kalp atım hızları, tetik düşürme zamanları ve atış skorları üzerine etkilerini araştırmak için yapılmıştır. Çalışmada, aynı sporculara kafeinli ve kafein içermeyen olmak üzere 2 ölçüm uygulanmıştır. Değerlendirmeyi takiben her 2 ölçüm programına devam eden en az 2 yıl spor yaşı olan, 23.6 ± 4.7 yaş ortalamasına sahip 10 kadın ve 25.9 ± 4.8 yaş ortalamasına sahip 10 erkek sporcu olmak üzere toplam 20 elit sporcu gönüllü olarak katılmıştır. Çalışma tek kör olarak planlanmıştır. Sporculara ölçümlerden 48 saat önce aktiviteleri bırakmış olmaları, sigara, alkol ve kafein tüketmemeleri söylenmiştir. Tüm sporculara her iki ölçümden önce 10'ar atış yaptırılmıştır. Sporculara rastgele yöntem ile ölçümden önce 250ml ılık su içine süt veya süt tozu ilave edilmeden ve 3mg/kg kafein içerikli kahve ve 250ml ılık su içine süt veya süt tozu ilave edilmeden kafeinsiz kahve tüketmeleri sağlanmıştır. 1 hafta sonra aynı sporculara ölçümden önce bir önceki ölçümde verilmemiş olan kahve verilerek ölçüm yinelenmiştir. Her iki ölçümün 15, 30 ve 60 dakika sonrasında da 10'ar atış olmak üzere toplam 80 atış yaptırılmıştır. Değerlendirmeyi takiben sporcuların kalp atım hızları, tetik düşürme zamanları ve atış skorları kayıt altına alınmıştır. Birinci ölçüme katılıp ikinci ölçüme katılmayan sporcu olmamıştır. Ölçümler birer hafta arayla aynı gün ve aynı saate denk gelecek şekilde planlanmıştır. Elde edilen veriler, IBM SPSS Statistics 22.0 istatistik programı aracılığıyla incelenmiştir. Verilerin normal dağılıma uygunlukları için grafiksel yaklaşımlar ve normallik testlerinden (Kolmogorov-Smirnov - Shapiro-Wilk test) yararlanılmıştır. Ölçümlerdeki, 'Normallik Test' sonuçlarına göre ölçümlerin büyük bir bölümünde normal dağılım varsayımın bozulduğu görülmüştür. Bu sebeple aynı grup üzerinde iki farklı zamanda yapılan ölçümler arası karşılaştırmalar parametrik olmayan Wilcoxon testi, bağımsız gruplardaki farklılığın incelenmesi amacıyla da Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Kadın ve erkek tüm sporcuların ölçümler arası farklar incelendiğinde, kafeinli kahve tüketimlerimden 15, 30 ve 60 dakika sonraki kalp atım hızlarında ve tetik düşürme zamanlarında artış olduğu belirlenmiş ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0.05). Tespit edilen atış skorlarında ise kadın sporcuların 15, 30 ve 60 dakika, erkek sporcularında 15 ve 30 dakika skorlarında anlamlı düşüş olduğu elde edilmiştir (p<0.05). Erkek sporcuların 60 dakika atış skor ortalamalarında ise düşüş olduğu, fakat bu düşüşün istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Çalışma sonucunda, kafein kullanımı havalı tabanca sporcularının performanslarını olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Dolayısıyla havalı tabanca disiplini ile ilgilenen kişilerin müsabaka öncesindeki 1-2 saatlik zaman zarfında kahve veya kafein içeren içecekleri tüketmemeleri, tükettikleri takdirde kalp atım hızlarının artacağı ve atış esnasında nişan almalarının daha da güçleşip tetik düşürme zamanlarının uzayacağı söylenebilir.
Genç futbolculara uygulanan farklı antrenmanların kalp atım hızı değişkenlikleri üzerindeki akut etkisinin incelenmesi
Araştırmanın amacı, genç futbolcuların farklı tip antrenmanlardaki kalp hızı değişkenliklerini; ısınma, antrenman ve toparlanma süreçleri şeklinde antrenmanın üç bölümünde incelemektir. Çalışmaya Bursaspor kulübü U-16 takımından 15 genç erkek futbolcu (16 yaş) gönüllü olarak katılmıştır. Takıma uygulanan mevcut antrenman programları içerisinden üç farklı antrenman tipi seçilerek, bu antrenmanlar süresince futbolcuların kalp hızı değişkenlikleri (HRV) ölçülmüştür. Ölçümlerin uygulanacağı antrenmanlar, çabukluk-çeviklik, koordinasyon ve maç antrenmanı (maç formatında antrenman) olarak belirlenmiştir. HRV, çabukluk-çeviklik antrenmanında 60 dk, koordinasyon antrenmanında 70 dk, maç antrenmanında ise 60 dk boyunca ölçülmüştür. Antrenmanların öncesinde 15 dakikalık ısınma ve sonrasında 12 dakikalık bir toparlanma boyunca HRV ölçümleri yapılmıştır. Ölçümler için Polar V800 cihazları kullanılmıştır.Verilerin toplanması 4 hafta sürmüştür. Elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılarak Kubios HRV Analysis programında "Time-domain" seçeneği ile analiz edilmiştir. HRV verilerinin değerlendirilmesi ile birlikte kalp atımı değerleri (HR) de incelenmiştir. Verilerin analizi, mevcut üç antrenmanda "ısınma ve antrenman" süreçlerinin farkı ve "antrenman-toparlanma" süreçlerinin farkı şeklinde yapılmıştır. Ortaya çıkan farkların istatistiksel analizi SPSS 22.0 for Windows (Chicago,IL,USA) paket programında tekrarlı ölçümler Anova kullanılarak yapılmıştır ve anlamlılık değeri de "0,05" olarak kabul edilmiştir. Ortaya çıkan anlamlı farkların nerelerde olduğunu görebilmek için de Post-hoc testlerinden Bonferroni'ye başvurulmuştur. Veri analizleri sonucunda mevcut antrenmanların "ısınma-antrenman" ve "antrenman-toparlanma" farkları sonucunda ortaya çıkan HRV değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). "Isınma-antrenman" ve "antrenman-toparlanma" süreçlerindeki HR farklarına bakıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0,05). Bonferroni sonucunda ise bu farklılıkların ısınma-antrenman süreçlerinde "çabukluk-çeviklik, koordinasyon"; antrenman-toparlanma süreçlerinde ise "çabukluk-çeviklik, koordinasyon" ve "çabukluk-çeviklik, maç" antrenmanları arasında olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kubios, kalp atım hızı değişkenliği, kalp atımı, antrenman
Sıçanlarda nesfatin-1'in solunum parametreleri ve elektrokardiyografi üzerine etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada merkezi ve periferik olarak uygulanan nesfatin-1'in hem 12 saat aç bırakılmış hem de ad libitum olarak beslenmiş tok sıçanların solunum parametreleri ve elektrokardiyografi (EKG) üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada 250-300 g ağırlığında Spraque Dawley ırkı 56 adet erişkin erkek sıçan kullanıldı. Ketamin (50 mg/kg; im) ve ksilazin (20 mg/kg; im) karışımı anestezisi altında, solunum parametrelerinin takip edilebilmesi için tüm sıçanlara trekeostomi yapıldı. EKG değerlerinin incelenmesi için tüm sıçanlara DII derivasyon kayıt alınabilecek şekilde elektrodlar yerleştirildi. Çalışmanın ilk protokolünde; merkezi yolla ilaç enjeksiyonları için serebral yan ventriküle (syv) 22 G paslanmaz çelik iğneden hazırlanmış kılavuz kanül yerleştirildi. Merkezi olarak enjekte edilen nesfatin-1'in, hem 12 saat aç bırakılmış hem de ad libitum olarak beslenmiş tok sıçanların solunum parametreleri; tidal volüm (TV), solunum sayısı (SS) ve dakika solunum hacmi (DSH) üzerine etkilerindeki değişimler ve EKG değerleri; P dalgası süresi, P-R aralığı süresi, QRS kompleksi süresi, T dalgası süresi, Q-T aralığı süresi ve iki R dalgası arasındaki sürelerdeki değişimler araştırıldı. Çalışmanın ikinci protokolünde ise periferik yolla ilaç enjeksiyonu için kuyruk venası aracılığı ile intravenöz (iv) yolla verilen nesfatin-1'in ad libitum olarak beslenmiş tok sıçanların solunum parametreleri; TV, SS ve DSH üzerine etkilerindeki değişimler ve yine P dalgası süresi, P-R aralığı süresi, QRS kompleksi süresi, T dalgası süresi, Q-T aralığı süresi ve iki R dalgası arasındaki sürelerdeki değişimler araştırıldı. Merkezi olarak uygulanan farklı dozlardaki nesfatin-1 (100 ve 200 pmol; syv), doza ve zamana bağlı olarak 12 saat aç bırakılmış ve ad libitum olarak beslenmiş tok sıçanların TV, SS ve DSH'ında istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) bir artış oluşturdu. Periferik yolla uygulanan nesfatin-1 (80 µg/kg; iv), ad libitum olarak beslenmiş tok sıçanların TV'sinde bir değişikliğe sebep olmazken, sıçanların SS ve DSH'ında istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) bir artış oluşturdu. Syv yol ile uygulanan veya iv olarak enjekte edilen nesfatin-1 hem 12 saat aç bırakılmış hayvanların hem de ad libitum beslenmiş tok hayvanların P dalgası süresi, P-R aralığı süresi ve QRS kompleksi süresinde bir değişikliğe sebep olmazken her iki yol ile uygulanan nesfatin-1 hem aç hem de tok hayvanların T dalgası süresi, Q-T aralığı süresi ve R-R aralığı süresinde zamana bağlı olarak istatistiksel anlamlı artışlara sebep oldu (p<0,05). Yine 12 saat aç bırakılmış veya ad libitum beslenmiş tok sıçanlara syv enjekte edilen nesfatin-1 ve ad libitum beslenmiş tok sıçanlara iv enjekte edilen nesfatin-1 kalp atım sayısında istatistiksel anlamlı azalmaya da sebep oldu (p<0,05). Sonuç olarak, çalışmada elde edilen bulgular, merkezi ve periferik yolla uygulanan nesfatin-1' in sıçanlarda hiperventilasyona yol açtığını ve EKG'de T dalgası, Q-T aralığı ve iki R dalgası arası sürelerini uzatarak kalp atımında bradikardik bir etkiye sebep olduğunu göstermektedir. Anahtar sözcükler: Nesfatin-1, Solunum Paremetreleri, Elektrokardiyografi, Kalp Atım Sayısı, İntravenöz Enkesiyon, Serebral Yan Ventrikül.