Colorectal neoplasms
154 theses under this subject heading
Birinci derece yakınlarında kolorektal kanser tanısı olan ve olmayan hastaların kanserden korunmaya yönelik bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi ve karşılaştırılması
Amaç: Kolorektal kanser (KRK) tanılı hastaların yakınlarının ve yakınında kolorektal kanser tanısı olmayan hastaların kanserden korunmaya yönelik bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma, Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Polikliniği'ne başvuran KRK hasta yakınları ile Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran ailesinde KRK olmayan hastalar ile yapıldı. Tanımlayıcı, kesitsel tipte araştırma olup Mayıs 2019- Ağustos 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veri toplamada, araştırmaya katılan bireylerin kişisel özelliklerini belirlemeye yönelik araştırmacı tarafından hazırlanan anket ve sağlık inançlarını belirlemeye yönelik "Kolorektal Kanserden Korunmaya Yönelik Sağlık İnanç Modeli Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya 60 vaka 60 kontrol grubu olmak üzere katılanların yaş ortalaması 36,59±12,7 yıl, %55,8'i (n=67) kadın, %22,5'i (n=27) ev hanımı, %65,8'i (n=79) evli olup %69,2'si (n=83) kentte yaşamaktadır. %52,5'i (n=63) gelirini giderinden az bulmakta, %36,7'si (n=44) üniversite mezunu ve %10,8'inde (n=13) komorbid hastalık olarak diyabet mevcuttur. KRK taraması ile erken tanı konulması açısından vaka ve kontrol grubu arasında fark bulunmadı. Gruplar arasında tarama yöntemleri bilgisi açısından fark saptanmadı. KRK taraması yaptırma oranı vaka grubunda anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,004). Bilgisizlik (%38,3) en sık bildirilen tarama yaptırmama nedeniydi. Kontrol grubunun güven yarar algısı puan ortalaması vaka grubunun puan ortalamasından anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,018). Gruplar arasında duyarlılık algısı, engel algısı, sağlık motivasyonu ve ciddiyet algısı puan ortalamaları benzer bulundu. Sonuçlar: Birinci derece yakınında KRK olan ve olmayan hastaların kanser risk faktörleri ile alakalı bilgi düzeyleri yüksekti. Buna rağmen katılımcıların sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları ve tarama yaptırma oranları düşüktü. Tarama kriterlerinin neler olduğu ve koruyucu risk faktörlerini hayatlarında nasıl uygulayabilecekleri hakkında bireylerin eğitime ihtiyacı vardır. Anahtar Kelimeler: Kolorektal kanser taraması, bilgi, tutum, davranış, sağlık inanç modeli
Kemoterapi alan kolorektal kanserli hastalarda ankaferd hemostat' ın oral mukozitleri önlemedeki etkisi
Ağız bakımında amaç, patolojik oral mikrobiyal floranın etkisini azaltmak ve kanser tedavisine bağlı enfeksiyon, ağrı ve kanamayı önlemektir. Kanser tedavisine bağlı mukozitin önlenmesi ve tedavisinde kullanılmak üzere her geçen gün yeni ajanlar eklenmektedir. Bunlardan biri de Ankaferd Hemostat'tır. Ankaferd Hemostat, doku iyileşmesinde pleiotropik etkilere ve anti-enfektif özelliklere sahiptir. Bu çalışmanın amacı, kolorektal kanser tanısı almış erişkin hastalarda kemoterapiye bağlı oral mukoziti önlemede Ankaferd Hemostat'ın etkililiğini değerlendirmektir. Araştırma, kolorektal kanser tanısı yeni konulan ve kemoterapinin birinci kürünü alacak olan hastalar üzerinde randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Veriler bilgi formu, Performans Skoru, Oral Mukozit Değerlendirme Skalası ile toplanmıştır. Ankaferd Hemostat ve bikarbonat grubunda kemoterapiden sonra 7. ve 15. gün izlemlerinde mukozit semptom bulguları arasında anlamlı farklılık vardır (p<0,05). İkili lojistik regresyon analizinde, 7. gün mukozit oluşumunu etkileyen faktörlerden modelde sadece nötrofil ve TSH yer alırken, sadece TSH değişkeni istatistiksel olarak anlamlıdır. Çalışmada, literatürde yer alan diğer ajanlara göre daha düşük oranda mukozit görüldü. Kolorektal kanser tanısı almış erişkin hastalarda kemoterapiye bağlı oral mukoziti önlemede Ankaferd Hemostatın etkili olduğu belirlendi.
2011-2021 arasında ülseratif kolit tanısı konulan hastalarda tanı anındaki tutulum yeri, premalign lezyonlar ve mayo skorunun retrospektif olarak değerlendirilmesi
Ülseratif kolit kolonda kesintisiz mukoza tutulumu yapan, aktivasyon ve remisyonlarla seyreden kronik inflamatuar bir bağırsak hastalığıdır. Hastalarda en sık görülen şikayetler karın ağrısı, ishal ve rektal kanamadır. Gastrointestinal semptomların yanında tüm vücudu tutabilen çeşitli ekstraintestinal bulgular sıklıkla görülebilir. Hastalığın şiddeti ve süresi ile kolorektal kanser insidansında artış görülmektedir. Takip ve tedavide hem medikal hem cerrahinin yeri vardır. Çalışmamızın amacı hastaların epidemiyolojik olarak incelenmesi, premalign lezyonlarının ve kolorektal kanser insidansının tespit edilmesi ve bu veriler arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Ayrıca klinik araştırmalarda kullanılmak üzere, hastanın genel durumu ve prognozunu değerlendirmek için geliştirilen Mayo skorlama sisteminin kullanılarak hastaların Mayo skorunun hesaplanması ve bu ölçeğin diğer veriler ile ilişkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 1 Ocak 2011 ile 31 aralık 2021 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji bölümüne başvuran ve ülseratif kolit tanısı konulan 535 kişinin verileri toplandı. Ancak veri yetersizliği nedeniyle 375 hasta çalışmaya dahil edilemedi. Çalışmanın kriterlerine uyan ve yeterli verisi bulunan 160 hasta cinsiyet, tanı yaşı, ekstraintestinal bulgular, polip ve poliplerin patolojik alt tipleri, kolektomi, mayo skoru ve kolorektal karsinom gelişimi açısından retrospektif olarak incelendi. Çalışmamızda 3 farklı kıtadan yapılan yayınlar ile verilerimizi kıyasladık. Epidemiyolojik olarak erkek hasta oranı daha fazla olmasına rağmen hastaların medyan tanı yaşı avrupa verileri ile korele bulundu. Yaptığımız analizlerde ekstra intestinal bulgu insidansının diğer ülkeler ile benzer olduğunu tespit ettik. Çalışmamızdaki hastaların mayo skoru diğer çalışmalara göre daha yüksek tespit edilirken, kolorektal kanser ve kolektomi oranlarının mayo skorundaki artış ile arasındaki anlamlı ilişki literatür ile uyumlu bulundu.
Gaziantep'te yaşayan suriyeli göçmen kolorektal kanser hastalarının klinik ve demografik özelliklerinin araştırılması
Giriş ve amaç: Çalışmamızın amacı Gaziantep'te yaşayan Suriyeli göçmen kolorektal kanser hastalarında hastalığın klinik ve demografik özelliklerinin araştırılması, aynı zamanda bu hastalarda tedaviye yanıt ve sağkalımın incelenmesidir. Gereç ve yöntem: Çalışmaya, 2013-2021 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Onkoloji Hastanesi ve Dr.Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kolorektal kanser tanısı ve tedavisi alan Suriyeli göçmen 193 hasta dahil edilmiştir. Hasta dosyaları retrospektif olarak taranmıştır. Çalışmadan elde edilen verilerin tanımlayıcı istatistikleri sayısal değişkenler için ortalama, standart sapma ile kategorik değişkenler için frekans ve yüzde analizi ile verilmiştir. Yaşam analizlerinde Kaplan-Meier yöntemi kullanılmıştır. Buna ek olarak yaşam sürelerinin karşılaştırılmasında ise Log-rank testi kullanılmıştır. Analizler SPSS 22.0 programı yardımıyla gerçekleştirilmiştir. p<0.05 anlamlılık seviyesi seçilmiştir. Bulgular: Hastaların ortanca yaşı 50 idi. E/K oranı 1.7 idi. Hastaların %56.9'unda ek hastalık mevcuttu. Hastaların başvuru anında en sık prezentasyon şekli anemi ve rektal kanama birlikteliği (%54.4) idi. En sık lokalizasyon rektum ve sigmoid kolon idi (sırasıyla, %43.5 ve %35.7). Tüm hastalarda patolojik alt tip adenokarsinomdu. Tanı anında hastaların %55.4'ü operabl idi. Hastaların ortanca genel sağkalım süresi 41 ay idi. Hastaların 2 yıllık genel sağkalım olasılığı %61.8 olarak saptandı. Hastalarda ortalama progresyonsuz sağkalım süresi 26 ay idi. Sonuç: Çalışmamızda kolorektal kanserli Suriyeli göçmenlerde tanı anındaki yaş ortalaması literatüre göre daha düşük saptandı. Bu, belki kötü beslenme, stres ve olumsuz çevre koşulları ile açıklanabilir. Hastaların çoğunun geç dönemde, genellikle ileri evrede hastaneye başvurduğu ve bu nedenle metastatik vakaların fazla olduğu ve tedavi yanıtının kötü olduğu görüldü.
Kolorektal kanserli hastaların dokularında miR-564 ve miR-718 ekspresyon düzeylerinin araştırılması
Kolorektal kanser yaklaşık olarak her 10 kanser vakasından ve ölümünden birinin sorumlusudur. Kolorektal kansere çevresel etkilerin yanı sıra, çoklu genetik ve epigenetik değişiklikler sebep olmaktadır. MikroRNA'lar, protein kodlayan genleri posttranskripsiyonel olarak düzenleyen endojen RNA molekülleridir. Düzensiz miRNA ekspresyon profillerinin birçok kanser türü ile ilişkili olduğunu gösteren çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı bu mikroRNA'lardan ikisi olan miR-564 ve miR-718'in ekspresyon düzeyleri ile kolorektal kanser arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Çalışmamızda kolorektal kanserli 80 hastanın rıza onam formu imzalatılarak gönüllü şekilde alınmış olan tümörlü ve tümörün bitişiğindeki sağlıklı doku örnekleri analiz edilmiştir. Bu çalışma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Etik Kurulu'nun 2021/83 sayılı kararı ile onaylanmıştır. Kolorektal kanser hastalarının tümörlü ve tümörün çevresindeki sağlıklı dokularından miRNA'lar izole edilerek bu miRNA'lardan cDNA sentezi yapılmıştır ve miR-564 ile miR-718'in ekspresyon düzeylerini saptamak için qRT-PCR metodu kullanılmıştır. Çalışma sonucunda tümörlü dokulardaki miR-564 ve miR-718 ekspresyonlarının normal dokulara göre anlamlı düzeyde azaldığı belirlenmiştir (p˂0.05). Sonuç olarak, hem miR-564 hem de miR-718'in kolorektal karsinogenez oluşumunda tümör baskılayıcı rol oynadığı sonucuna varılabilmektedir.
1,2 dimetilhidrazin ile kolorektal kanser oluşturulan sıçanlarda velenyum, vitamin E ve levamizolün etkileri
ÖZET 1,2 DIMETILHIDRAZIN İLE KOLOREKTAL KANSER OLUŞTURULAN SIÇANLARDA SELENYUM, VİTAMİN E VE LEVAMİZOLÜN ETKİLERİ Bu çalışmada 1,2 dimetilhidrazin verilerek kolorektal karsinom oluşturulan sıçanlarda; selenyum, vitamin E ve levamizolün, karsinom oluşumu ve gelişimi üzerine olan etldlerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada 150-200 gram ağırlığında 140 adet, Wistar Albino cinsi dişi sıçan kullanıldı. Sıçanlar, her grupta 20 sıçan bulunan biri kontrol ve altısı deney grubu olarak yedi gruba ayrıldı. Deney grubundaki sıçanlar 20 hafta ilaç verilerek 28 hafta boyunca takip edildi. 28. hafta sonunda sakrifiye edilen sıçanlarda şüpheli bulunan tüm lezyonlardan örnek alınarak kolorektal kanser açısından incelendi. Kolorektal tümör görülme sıklığı selenyum ve selenyum ile levamizolün birlikte verildiği sıçanlarda daha düşük bulundu (p<0.05). E vitamini ve selenyum verilen sıçanlarda ise malign kolorektal tümör görülme sıklığı daha düşüktü (p<0.05). Buna karşılık, levamizol ve levamizol ile birlikte E vitamini verilen sıçanlarda kolorektal kanser görülme sıklığında herhangi bir farklılık olmadığı saptandı (p>0.05). Bu bulgular ışığında, selenyum ve E vitamininin sıçanlarda 1,2 dimetilhidrazin ile oluşturulan kolorektal tümörlerin insidansını azalttığı, levamizolün ise herhangi bir etkisinin olmadığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: 1,2 Dimetilhidrazin, Selenyum, Vitamin E, Levamizol, Kolorektal kanser. rv xc. DOKÜMAfffltVPN MHBCUf
Mide ve kolorektal kanserli hastalarda serum CA 72-4 ve CEA değerlerinin karşılaştırılması
-38- ÖZET Çalışmamızda, mide ve kolorektal kanserli hastalarda, yeni bir tümör belirleyicisi olan CA 72-4'ü CEA ile kıyaslamayı amaçladık. Mide kanserli 35, kolorektal kanserli 48 hasta ve ayrıca kontrol grubu olarak sağlıklı 7 kişide, serum CA 72-4 ve CEA düzeylerine bakıldı. Yüksek serum CA 72-4 değeri (>5 U/ml) mide kanserli hastaların %42.9'unda (15 hasta), kolorektal kanserli hastaların % 18. 75 'inde (9 hasta), yüksek serum CEA değeri ise mide kanserli hastaların % 45.7'sinde (16 hasta), kolorektal kanserli hastaların % 54.2'sinde (26 hasta) tespit edildi. Kontrol serumların tümünde serum CA 72-4 değeri 3 U/ml'nin altında bulundu. Mide kanserli hastaların %63'ünde (22 hasta), kolorektal kanserli hastaların %58.3'ünde (28 hasta) serum CA 72-4 veya CEA değerleri yükselmiş olarak bulundu. Yalnızca yüksek serum CA 72-4 değeri, mide kanserli hastaların %17.1'inde (6 hasta), kolorektal kanserli hastaların %4'ünde (2 hasta), yalnızca yüksek CEA değeri mide kanserli hastaların % 20' sinde (7 hasta), kolorektal kanserli hastaların %40'mda (19 hasta) bulundu. Mide kanserli hastaların %37'sinde, kolorektal kanserli hastaların %41.7'sinde serum CA 72-4 ve CEA değerlerinin her ikisi de normal sınırlarda bulundu. Mide kanserli hastalarda serum CA 72.4 ile CEA değerleri arasında orta derecede bir korelasyon (r = 0.69) olduğu, kolorektal kanserde ise bu iki belirleyici arasında herhangi bir korelasyon olmadığı (r < 0) bulunmuştur. Mide kanseri tanısı için serum CA 72-4 ve CEA düzeylerinin her ikisine birden bakılmasının sensitiviteyi artıracağı, kolorektal kanserde ise CA 72-4 sensitivitesinin çok düşük olması nedeniyle bu iki behrleyicinin simültane olarak çalışılmasının kolorektal kanser tanısına pek fayda sağlamayacağı sonucuna varıldı.
Kolorektal kanser tanılı hastalarda hastalık algısının yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, kolorektal kanser tanısı almış hastalarda hastalık algısının yaşam kalitesi üzerine olan etkilerini belirlemektir. Tanımlayıcı tipte olan çalışmanın evrenini bir eğitim araştırma hastanesi Genel Cerrahi Servisinde tedavi gören hastalar oluşturdu. Veriler 23.02.2022- 23.02.2023 tarihleri arasında 200 bireyden toplandı. Veriler, Sosyo-demografik özellikleri içeren bilgi formu, Kısa Hastalık Algısı Ölçeği (KHAÖ) ve Yaşam Kalitesi Endeksi Kanser Uyarlaması- III (QOL-CV) formları kullanılarak toplandı. Araştırma verilerinin analizleri SPSS 26 programı kullanılarak yapıldı. Yüzdelik, frekans, Mann Whitney U , Kruskal Wallis H testi kullanıldı. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson ve Speraman korelasyon testleri ile değerlendirildi. Hastalık Algısı Total Yaşam Kalitesi Puanı üzerindeki etkisini belirlemek için çok değişkenli regresyon analizi yapıldı. KHAÖ puan ortalamasının 41,55±2,54, Total Yaşam Kalitesi Puanının ortalamasının 19,25±2,08 olduğu belirlendi. Sağlık ve Hareketlilik boyutu ve aile boyutunda katılımcıların cinsiyetlerine, üniversite/Lisansüstü mezunların ilkokul, ortaokul ve lise mezunlarına göre istatistiksel anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Duygusal Hastalık Algısı boyutu ve Hastalık Algısı Puanında katılımcıların çalışma durumlarına göre anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Gelir durumuna göre Bilişsel Hastalık Algısı boyutu, KHAÖ toplam Puanı, Sağlık ve Hareketlilik boyutu, Sosyal ve Ekonomi boyutu, Aile boyutu ve Total Yaşam Kalitesi Puanında katılımcıların anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Yaş değişkeni ile Sosyal ve Ekonomi alt boyutu ve Total Yaşam Kalitesi Puanı ile arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler olduğu belirlendi (p<0,05). KHAÖ ve Yaşam Kalitesi Endeksi Kanser Uyarlaması- III ölçekleri arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulunmadı (p>0,05). Hastalık algısının yaşam kalitesini etkilemediği daha çok sosyodemografik özelliklerin yaşam kalitesini etkilediği görüldü. Bu nedenle hemşirelerin hastaya bakım verirken yaşam kalitesini etkileyen sosyodemografik faktörleri göz önünde bulundurması önerilir.
Determining the quality of life patients with colorectal cancer in Al-Diwaniyah Teaching Hospital in Iraq
Colon and rectum cancer affects the large intestine, which is the lower and last part of the digestive system. It is one of the most common cancer diseases in the world and is more common in adults over the age of 45. It affects males at a higher rate than females. Colorectal cancer begins in the form of clusters of small cells that form growths called polyps. They are initially non-cancerous and form in the inner wall of the colon and rectum. Their growth is slow, but over time, most of them turn into malignant cancerous. Generally, the causes are genetic factor, inflammatory diseases in the intestines, diet, diabetes, obesity, exposure to radiation, etc. In addition to blood in the stool, the most important symptoms are the feeling that the abdomen is not fully emptied during defecation, long-term abdominal pain, loss of appetite, anemia and the patient's weight loss without any reason. It is important to know the quality of life of colorectal cancer patients. Quality of life includes many dimensions including physical, social, psychological and economic. This study aimed to determine the quality of life of colorectal cancer patients. A cross-sectional research design was used in the study. The number of patients participating in the sample was 225. Data were collected between July 2022 and October 2022 at a Teaching Hospital in Al-Diwaniyah, Iraq. Sociodemographic Form and EORTC QLQ-C30 Quality of Life Scale were used as data collection tools. Data were collected by face-to-face interview method. In the analysis of data; Mann-Whitney U test and Kruskal Wallis Test were used to analyze descriptive statistics (number, percentage, mean, standard deviation) and quantitative data. Of the participants, 52.9% were between the ages of 38-47, 63.1% were male, 87.1% were married, 49.3% were university graduates, 68% were civil servants, 66.7% have income equal to their expenses, 74.7% have 1- 5 children, 72.9% live in the city. 59.6% of them did not have cancer in their family, 41.3% were receiving chemotherapy, and 49.8% stated that they had colorectal cancer for 8 months. EORTC QLQ-C30 subscale score averages are as follows; Its functional dimension is 34.7422±4.47665, its symptoms dimension is 32.5111±3.59080, and its general health dimension is 6.7067±3.50805. There is a significant difference between the participants' age, education level, job, income level and place of residence and the EORTC QLQ-C30 functional dimension (p<0.05). Additionally, there is a significant difference between work income status and place of residence and the extent of symptoms (p<0.05). It was found that there is a relationship between age and the general functions of the patient, as the disease rate increases with age and for those over the age of 40, where their general functions are weak due to age and because of the negative side effects of the treatments. It was also determined that the patient's gender and general functions were not affected, both genders affected their general functions equally, but there was a low correlation between the patient's gender and the symptoms of the disease. Symptoms were more common in men. İt was found that there was a relationship between the patient's occupation and work and the severity of the symptoms. It was determined that there was a relationship between the symptoms of the disease and the place where the patient lived. It was found that there is a relationship between the patient's general functions and his general health. It was determined that there was a relationship between the genetic factor and the incidence of this disease, but it was weak. Their cognitive functions were found to be low, their social functions moderate, and their emotional functions weak. In the study, it was determined that the quality of life of colorectal cancer patients was low. It can be recommended that nurses monitor the health status of patients, plan care content that will improve the quality of life, reduce the side effects of treatment by giving appropriate treatment, and guide patients and parents about the necessity of appropriate nutrition and exercise activity. It is also important for patients to receive psychological support from their families and surroundings, as well as from nurses.
Kolorektal kanserli hastalara uygulanan kısa öz-şefkat programının öz-şefkat ve öz-bakım üzerine etkisi
Kolorektal kanser hastalarında öz-şefkat, bireyin fiziksel, psikolojik ve sosyal gereksinimlerine şefkatle yaklaşmasını kolaylaştırarak, öz-bakım uygulamalarını destekleyen güçlü bir içsel kaynak olabilir. Öz-şefkatli öz-bakım, bireyin kanser sürecindeki yeni yaşamına uyumunu kolaylaştırarak savunma mekanizmalarını güçlendirebilir, olumsuz duyguları azaltabilir ve böylece iyileşme ile tedaviden yararlanma düzeyini artabilir. Bu çalışma kolorektal kanser hastalarına uygulanan kısa öz-şefkat programının öz-şefkat ve öz-bakım üzerine etkisini incelemek amacıyla tek merkezli, prospektif (ön test-son test), iki kollu (1:1), randomize kontrollü deneysel tasarımdadır. Çalışma örneklemini 15 Kasım 2024-15 Şubat 2025 tarihleri arasında Ankara Etlik Şehir Hastanesi Genel Hastane Binası Yetişkin Genel Cerrahi Kliniği'nde yatan 66 kolorektal kanser hastası (deney=33-kontrol=33) oluşturmuştur. Çalışma verileri Hasta Tanıcı Bilgi Formu, Öz-Duyarlılık (Öz-Şefkat) Ölçeği ve Bilinçli Öz-Bakım Ölçeği) ile yüz yüze Kısa Öz-Şefkat Programı öncesi (ön-test) ve sonrası (son-test) toplanmıştır. Deney grubundaki hastalara 1 haftalık (3 oturum) şeklinde Kısa Öz-Şefkat Programı uygulanmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Verilerin analizinde frekans, yüzde değerleri, ortalama, standart sapma, ki-kare testi, Independent Samples t-test ve Paired Samples t-test kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 alındı. Araştırmanın deney kaydı ClinicalTrils.gov adresinden prospektif olarak alınmıştır (deney numarası:NCT06707337). Kısa Öz-Şefkat Programı sonrası deney grubundaki kolorektal kanser hastalarının öz-şefkat (p=0,004) ve öz-bakım (p<0,001) düzeylerinin kontrol grubuna kıyasla anlamlı şekilde arttığı saptanmıştır. Sonuç olarak, Kısa Öz-Şefkat Programı, kolorektal kanser hastalarında öz-şefkat ve öz-bakımı artırmada etkili bir psikoeğitsel müdahale olarak öne çıkmaktadır. Bu doğrultuda, öz-şefkat temelli uygulamaların klinik bakım süreçlerine entegrasyonu, kolorektal kanser hastalarının psikolojik iyilik hallerini desteklemek ve öz-bakım davranışlarını güçlendirmek açısından önemlidir. Gelecek çalışmalarda, daha uzun süreli izleme verileriyle ve farklı kanser hasta gruplarında yapılacak çok merkezli araştırmalarla bu bulguların genellenebilirliği artırılmalıdır.
Kolorektal karsinogeneziste MikroRNA'nın rolü
Giriş ve Amaç: Kolorektal kanserler her iki cinste en sık görülen 3. kanser olup, tüm kansere bağlı ölümlerde akciğer kanserinden sonra en fazla öldüren kanser türüdür. Kolorektal karsinogeneziste protein kodlamayan, ancak protein kodlayan genlerin protein ifadelerini düzenleyen miRNA molekülünün rolü tanımlanmıştır. Bu çalışmada; MiRNA-196a-2 gen polimorfizminin kolorektal karsinogenezisteki rolü araştırıldı.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fak'ne başvuran patolojik olarak kolorektal kanser teşhisi konmuş, kemoterapi veya radyoterapi naif 84 hasta çalışmaya alındı. Çalışmaya katılmayı kabul eden hastalardan bilgilendirici yazılı onam alındı. Hastaların; yaş, cinsiyet, sigara/ alkol içip içmedikleri, kanser evresi, lenf nodu tutulumu, vasküler invazyon, metastaz durumu, ailede Ca öyküsü, CEA, CA-19-9 düzeyleri kaydedildi. Alınan kan örneklerinden MiRNA-196a-2 gen polimorfizmleri çalışıldı. Kaydedilen parametreler ile gen polimorfizmlerinin karşılaştırılması için SPSS.20 istatistik programı kullanıldı.Bulgular: MiRNA-196a-2 gen polimorfizmleri ile hastalık evresi, lenf nodu tutulumu, vasküler invazyon, CEA, CA 19-9 düzeyi, BMI, tümör boyutu, metastaz durumu, cinsiyet karşılaştırıldığı zaman istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Hasta ve kontrol grubu olarak ayrıldığı zaman ise gen polimorfizmi ile istatiksel olarak anlamlı bir ilişki mevcut idi. (p: 0,001)Sonuç: MiRNA-196a-2 gen polimorfizminin CC genotip homozigot formunun kolorektal kanser risk artışı ile ilişkisi bulunmamaktadır. Çalışmaya alınan hasta sayısının az olması ve daha erken evrelerdeki hastalardan örnek alınmış olması çalışmamızın sonuçlarını olumsuz etkilemiş olabilir.Anahtar Sözcükler: Kolorektal kanser, mikro RNA, polimorfizm
Kolon kanserinde Mikro-RNA 141 düzeyinin klinik prognostik önemi
Kolon Kanserinde Mikro-RNA 141 Düzeyinin Klinik Prognostik Önemi Giriş ve Amaç: Kolorektal kanser Amerika Birleşik Devletleri (ABD)?nde dördüncü en sık görülen kanser türü olup kansere bağlı ölümlerde ikinci sırada yer almaktadır. MikroRNA (miRNA)?lar, yüksek seviyede korunan DNA bölgelerinden kodlanan fakat proteine translasyonu gerçekleşmeyen, yaklaşık 18-24 nükleotid uzunluğunda, küçük RNA molekülleridir. miRNA?lar hücre proliferasyonu, hücre farklılaşması ve hücre ölümü gibi homeostatik süreçlerde önemli roller oynamaktadır. Bu çalışmada kolon kanserinde miRNA-141 düzeyinin klinik prognostik önemini saptamak, kolon kanseri erken tanısında miRNA-141 düzeyini bir tümör belirteci olarak kullanmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya kemoterapi ve radyoterapi almamış, patolojik olarak kolorektal kanser teşhisi almış 40 hasta alındı. Çalışmanın başında hastaların bilgilendirilmiş yazılı onamı alındı. Hastaların yaş, cinsiyet, lenf nodu tutulumu, perinöral invazyon, lenfovasküler invazyon, metastaz durumu, hastalık evreleri, CEA düzeyleri kaydedildi. Hastalarla aynı yaş ve cinsiyette sağlıklı kontrol grubu alındı. Hasta ve kontrol grubun kanları alındı. Real time-PCR metodu kullanılarak miRNA-141 düzeyleri saptandı. Kaydedilen parametreler ile miRNA-141 `in karşılaştırılması için SPSS.19 istatistik programı kullanıldı Bulgular: miRNA-141 düzeyi ile hastalığın evresi, lenf nodu tutulumu, vasküler invazyon, perinöral invazyon, CEA düzeyi, lokal tümör invazyonu, metastaz varlığı karşılaştırıldı. Çalışmamızın sonucunda hasta ve kontrol grubu kaşılaştırıldığında miRNA-141 düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı. Evrelere göre miRNA-141 düzeyleri için anlamlı farklılık bulunamadı. miRNA-141 düzeyleri ile kolorektal kanser (lenfovasküler invazyon, metastaz, perinöral invazyon, lenf nodu metastazı) prognostik faktörleri ile karşılaştırıldığında; sadece lokal tümör invazyonu (T) ve miRNA-141 düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulundu. (P = 0.034) Sonuç: miRNA-141 tek başına kolorektal kanser tanısında ve prognozu göstermede iyi bir biyolojik belirteç olmayabilir. Çalışmamızda hasta sayısındaki kısıtlılık sonuçları olumsuz etkilemiş olabilir. Kolorektal kanseri erken evrede saptamada mikro RNA ile ilgili gelecek çalışmalara gerek duyulmaktadır.
The investigation of the effect of pink1-AS lncrna in HCT116 colon cancer cell line
Cancer is the most frequent disease in the world ranking after heart and vascular disease. Colon cancer is the third most seen among all cancers. Although colon cancer is seen in all age groups, more than 90% of patients are forty years old and over. Most of chemotherapeutic drugs aim to inhibit the progression of cancer and to irradicate the tumor. Chemotherapeutic agents kill cancer cells, while at the same time causing damage to normal cells. As a new approach for the treatment of cancer, new perspect is gaining importance that targets the expression level of molecules responsible for cancer. Environmental factors as well as non coding RNAs are responsible for the cause of colon cancer. In colon cancer, gene expression level of PINK1 is found to be highest and is responsible for cancer progression. PINK1-AS is an antisense long non coding RNA opposite to PINK1 and is responsible for its gene regulation. We are of the opinion that miRNAs targeting PINK1-AS regulates the gene expression of PINK1 in colon cancers triggering the apoptosis. Therefore, colon cancer cell line (HCT116) was transfected using anti miRNAs targeting PINK1-AS in cell culture. cDNA was converted from the total RNA isolated from this cell line. Gene expression levels of PINK1-AS, PINK1 and PTEN was seen using real time PCR. Apoptosis level of the transfected cell line was seen using flow cytometry. The expression data obtained from the gene expression levels of PINK1-AS, PINK1 and PTEN was not significant as compared to negative control miRNA. The apoptosis level was also not significant when analysed. As a result, in order to silence PINK1, other molecules targeting PINK1-AS gene should be found out for the treatment of colon cancer.
Küratif rezeksiyon yapılan kolorektal kanserlerde lenf nodu oranının prognostik önemi
ÖZET Küratif Rezeksiyon Yapılan Kolorektal Kanserlerde Lenf nodu Oranının Prognostik Önemi Amaç: Bu çalışmanın retrospektif amacı küratif rezeksiyon yapılan nonmetastatik kolorektal kanserlerde lenf nodu oranın (LNO) prognostik önemini belirlemektir. Gereç ve Yöntemler: Servisimizde nonmetastatik kolorektal kanser nedeni ile opere edilen 205 hastanın karakteristik ve patolojik özellikleri retrospektif olarak incelenerek kaydedildi. Metastatik lenf nodlarının çıkarılan toplam lenf noduna oranının 1/4, 1/2, 3/4 ve 1 arasında olmasına göre hastalar 4 gruba ayrıldı. Bu gruplardan LNO1 lenf nodu oranının 0 ile 1/4 arasında kalan hasta grubunu, LNO2 1/4 ile 1/2 arasında kalan hasta grubunu, LNO3 1/2 ve 3/4 arasında kalan hasta grubunu ve LNO4 de 3/4 ile 1 arasında kalan hasta grubunu temsil etmektedir. Bu çalışmada ayrıca lenf nodu oranı 1/2'nin altındaki ve 1/2'nin üstündeki farklılığın değerlendirilebilmesi amaçlanarak iki grup daha oluşturuldu. Bu gruplar da LNOA ve LNOB olarak adlandırıldılar. LNOA grubu lenf nodu oranının 0 ile 1/2 arasında olan hastaları, LNOB grubu ise lenf nodu oranının 1/2 ile 1 arasında olan hastaları temsil etmektedir. Çalışmada elde edilen verilerin normal dağılıma uygunluğu test edilmiş, normal dağılım gösteren sürekli değişkenlerin analizinde bağımsız gruplarda t testi ve tek yönlü varyans analizi, normal dağılım göstermeyen sürekli değişkenlerin analizinde ise Mann Whitney U veya Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin analizinde ki-kare testi kullanılmıştır. Yaşam analizleri için Kaplan-Meier ve Cox regression analizleri, grup karşılaştırmalarında ise Log rank testi kullanılmıştır. p değerinin <0,05 olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 17.0 Evaluation Version (Statistical Package for Social Sciences Chicago, USA) paket programı ile yapılmıştır. Bulgular: LNO göre oluşturulan gruplardaki sağkalım oranları değerlendirildiğinde LNO1 grubunda 5 yıllık sağkalım oranı % 57 iken LNO2 grubunda % 52, LNO3 grubunda % 31 ve LNO4 grubunda % 28 olarak tespit edildi. Toplam sağkalım süresi ve oranları açısından gruplar karşılaştırıldığında aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (pa=0,026). LNOA ve LNOB gruplarında mortalite oranları sırasıyla % 48,8 ve % 74,4 iken 5 yıllık sağkalım sırasıyla % 57 ve % 29 olarak bulundu. LNOA ile LNOB grupları arasında yapılan istatistiksel çalışma sonucundaki değerler diğer gruplandırmaya oranla daha anlamlı olup çalışmaya alınan prognostik faktörler içinde en kuvvetli prognostik faktör olarak lenf nodu oranının yükseldikçe sağkalımın azaldığını göstermektedir. LNO artıkça hem mortalitenin anlamlı olarak yükseldiği (p=0,004) hem de sağkalımın diğer prognostik faktörlere göre çok daha anlamlı bir şekilde düştüğü görüldü (p=0,002). Mortalite, 5 yıllık sağkalım ve GSK açısından en önemli prognostik faktör LNO olarak tespit edilmiştir. Sonuç: Yetersiz lenf nodu çıkarılmış hastalarda LNO, doğru evreleme için adjuvan tedaviye karar vermede ve prognozu daha iyi kestirebilmede hekimlere yol gösterecek önemli parametrelerden biri olabilir. Anahtar Sözcükler: Kolorektal kanser, lenf nodu oranı, evreleme, prognoz
Otofajinin kolorektal kanserlerde yeri ve önemi
Kolon kanseri tüm dünyada kadınlar ve erkeklerde üçüncü en sık gözlenen kanserdir. Yılda yaklaşık 1.200.000 yeni vaka ve yaklaşık 609.000 ölüm tahmin edilmektedir. Erkek ve kadınlardaki kanserlerin yaklaşık %10'unu oluşturmaktadır.. Otofaji, hücresel proteinlerin otofajik vakuoller aracılığı ile lizozomal degredasyonudur. Otofaji gelişimde, uzun yaşamda ve kanser gibi pek çok hastalığın patogenezinde büyük rol oynamaktadır. Tümör gelişimi ve uyarılması üzerine bazı etkiler gösterdiği saptanmıştır. Bu çalışmanın amacı, otofajinin, otofaji ilişkili ATG5 , ATG12 ve Beclin-1genlerinin ve proteinlerinin ekspresyonu ve kolorektal kanserin klinikopatolojik özellikleri ile ilişkisinin belirlenmesidir. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalında kolorektal kanser nedeniyle opere edilen 45 hasta dahil edildi. Hastaların hem tümör hem de eşlenik normal kolon dokularından alınan örnekler ameliyathaneden itibaren sıvı azotta bankalandı. Daha sonra SYBR Green qPCR yötemiyle ATG5, ATG12, Beclin-1 gen ekspresyonlarına ve Western Blot yöntemiyle ATG5 , Beclin-1 , LC3 protein ekspresyonlarına bakıldı.Ekspresyon düzeyleri ile klinikopatolojik özellikler karşılaştırıldı. Gen ve protein ekspresyonları hem tümör hem de eşlenik normal doku örneklerinin çoğunda saptandı. Gen ekspresyon düzeyleriyle klinikopatolojik ve demografik veriler arasında anlamlı ilişki saptanamadı.Örneklerin TNM evreleriyle perinöral invazyon ve lenfovasküler invazyon arasında anlamlı ilişki saptandı. Bu çalışmanın sonuçları otofajinin kolorektal karsinogenezisde işe karıştığını önermektedir. Genişletilmiş çalışmaların yapılması otofaji ve kolorektal kanser ile ilişkili klinikopatolojik özellikleri belirlemede faydalı olabilecektir.
Erişkinlerin kolorektal kanserden korunmaya yönelik sağlık inançlarının sağlık arama davranışları ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışma erişkinlerin kolorektal kanserden (KRK) korunmaya yönelik sağlık inançlarının sağlık arama davranışları ile ilişkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu araştırmaya Türkiye'nin batı bölgesi'ndeki bir şehir hastanesine 50-70 yaş arası KRK tanısı ve kolorektral şikayetler ile başvurmayan 435 hasta alındı. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, KRK'den Korunmaya Yönelik Sağlık İnanç Modeli Ölçeği, Sağlık Arama Davranışı Ölçeği (SADÖ), SF-12 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Avrupa Sağlık Etki Ölçeği-EUROHIS (WHOQOL-8.Tr) ile toplandı. Bulgular: Bireylerin herhangi bir hastalık durumunda öncelikle profesyonel sağlık arama davranışını tercih ettiği saptandı. Sağlık Arama Davranışı Ölçeği toplam puanı ile güven-yarar algısı (rs=0,579, p<0,001) ve sağlık motivasyonu algısı (rs=0,322, p<0,001) alt boyut puanı arasında pozitif yönde orta düzeyde, duyarlılık algısı (rs=0,175, p<0,001) ve ciddiyet algısı (rs=0,119, p=0,013) alt boyut puanı arasında pozitif yönde düşük düzeyde ilişki belirlendi. Online sağlık arama davranışı puanındaki artışın güven-yarar algısı, duyarlılık algısı ve sağlık motivasyonu puanını da artırdığı belirlendi. Ayrıca profesyonel sağlık arama davranışı puanındaki artışın duyarlılık algısı ve sağlık motivasyonu algısı puanlarını artırdığı, SADÖ toplam puanı arttıkça duyarlılık ve ciddiyet algısı puanlarının da arttığı görüldü. Sonuç: Araştırma sonucunda bireylerin kolorektal kanserden korunmaya yönelik sağlık inançlarının sağlık arama davranışlarını etkilediği saptandı. Bireylerin KRK'den korunmaya yönelik sağlık inançlarının artırılması için hemşireler ve diğer sağlık profesyonelleri tarafından danışmanlık, eğitim, tarama ve izleme programlarının geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kolorektal kanser, sağlık arama davranışı, sağlık inanç modeli, farkındalık, kanser taraması
Aydın Efeler'de aile sağlığı merkezlerine başvuran hastaların kolorektal kanser bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Kolorektal kanser (KRK), yaygın görülen, önemli morbidite ve mortalite nedeni olan bir hastalıktır. Kolorektal kanserler tüm dünyada, erkeklerde en sık üçüncü sırada, kadınlarda en sık ikinci sırada yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2018 yılında 1.8 milyon insan kolorektal kanseri tanısı almış, 862 bin ölüm kolorektal kansere bağlı gelişmiştir. KRK, dünya genelinde kansere bağlı ölümlerin ikinci önde gelen nedenidir. Etkili tarama programlarının uygulanmasıyla mortalite ve morbiditesi azalmaktadır. Çalışmamızda 50-70 yaş arası bireylerin kolorektal kanser taraması hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi ve sağlık inançlarının kolon kanserine ilişkin tarama davranışlarına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızı 2019 yılı Eylül ve 2020 yılı Şubat ayları arasında Aydın ilindeki dört ayrı aile sağlığı merkezinde yürüttük. Aile Sağlığı Merkezlerine kayıtlı 50-70 yaş arası 227 kişi çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerini sorgulamak ve KRK hakkındaki bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla literatür eşliğinde hazırlanan anket ve katılımcıların sağlık inançlarının kolon kanserine ilişkin tarama davranışlarına etkisini değerlendirmek amacıyla KRK Sağlıklı İnanç Modeli Ölçeği yüz yüze görüşme tekniği ile uyguladık. Verilerin analizi ve değerlendirilmesi SPSS 21.0 ile yapılmıştır. İstatistiksel olarak anlamlı değer p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaşları ortalama (standart sapma) 60,64 (6,29) idi. Katılımcıların %58,6'sı kadın, %41,4'ü erkekti. Katılımcıların %49,3'ünün ailesinde kanser tanısı, %12,5'inin ailesinde KRK tanısı vardı. Katılımcıların %63,5'i KRK tarama testini duyduğunu, %92,6'sı KRK tarama testi yapılmasının gerekli olduğunu, %36,6'sı KRK tarama testi yapılması için en uygun merkezin ASM olduğunu, %70,5'i daha önce KRK tarama testi yaptırdığını belirtmiştir. Güven yarar alt boyutu puanı ailede kanser öyküsü olanlarda, Duyarlılık alt boyutu puanı lise ve üstü düzeyi eğitimi olanlarda, geliri giderden fazla olanlarda, bağırsak kanseri tarama testi yaptıranlarda, Engel alt boyutu puanı bağırsak kanseri tarama testi yaptırmayanlarda, Sağlık motivasyonu alt boyutu puanı lise altı düzeyi eğitimi olanlarda ve ailede kanser öyküsü olanlarda, Ciddiyet alt boyutu puanı ailede kanser öyküsü olanlarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksekti. Sonuç: Çalışmamızda katılımcıların büyük çoğunluğunun kolorektal kanser tarama testini duyduğunu ve yaptırdığını gördük. KRK taraması hakkında bilgisi olanların daha fazla tarama yaptırdığını gördük. Katılımcıların büyük çoğunluğu KRK tarama testi yapılmasının gerekli olduğunu, üçte biri KRK tarama testi yapılması için en uygun merkezin ASM olduğunu belirtti. Sağlık hizmeti sunumunda önemli rol oynayan ASM'lerin KRK tarama testindeki rolü arttırılmalıdır. Topluma sağlıklı yaşam davranışlarının kazandırılması için hekimlerin ve diğer sağlık personellerinin eğitmen ve danışman rollerini daha çok üstlenmesi gerekir. Özellikle risk grubunda olan fakat yadsıma davranışı geliştiren bireylere yönelik ayrı eğitim programları oluşturulabilir. Bireylerin kolorektal kanserin erken tanısına yönelik sağlık inançlarını belirlemek için nitel çalışmalar yapılmalı. Anahtar kelimeler: kolorektal kanser, sağlık inancı, tarama
Erkek tarım işçilerinin kolorektal kanser hakkındaki bilgi düzeyleri, sağlık inanç düzeyleri ve kanser riskinin belirlenmesi
Amaç: Bu araştırma; Erkek tarım işçilerinin kolorektal kanser hakkındaki bilgi düzeyleri, sağlık inanç düzeyleri ve kanser riskinin belirlenmesini amaçlayan kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırma Kasım 2019-Mart 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın verileri Kasım 2020-Ocak 2021 tarihleri arasında Aydın ili Efeler ilçesi Işıklı mahallesinde yaşayan 205 erkek tarım işçisinden yüz yüze toplanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada veri toplama materyali olarak Sosyodemografik Özellikler Formu, Kolorektal Kanserden Korunmaya Yönelik Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (KKKYSİMÖ), Kolorektal Kanser Bilgi Düzeyi ile ilgili 10 soruluk Yapılandırılmış Form ve Kolon Kanseri için Harvard Kanser Risk İndeksi kullanılmıştır. Araştırma öncesi Aydın Valiliği'nden kurum izni, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik izin ve araştırmada kullanılan ölçeklerin ilgili yazarlarından izinler alınmıştır. Araştırmaya katılan erkek tarım işçilerinden yazılı onam alınmıştır. Araştırmada elde edilen veriler S.P.S.S. (Statistical Package for Social Sciences) 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analiz edilmesinde tanımlayıcı istatistiksel hesaplama yöntemler olarak yüzde sayı, standart sapma, ortalama kullanılmıştır. Araştırmadaki değişkenlerin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek için Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. İki bağımsız grup arasındaki niceliksel sürekli verileri karşılaştırmak için t-testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verileri karşılaştırmak için Tek yönlü Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek için tamamlayıcı post-hoc analizi (Scheffe testi) uygulanmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Gruplu değişkenlerin karşılaştırılmasında chi square kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmanın bağımlı değişkenleri erkek tarım işçilerinin KKKYSİMÖ puan ortalamaları, Kolorektal Kanser Bilgi Düzeyi puan ortalamaları ve Harvard Kanser Risk Düzeyleridir. Bağımsız değişkenler ise erkek tarım işçilerinin sosyodemografik özellikleridir. Erkek tarım işçilerinin %38'i 40-50 yaş, %84,4'ü evli, %20'si lise ve üzeri eğitim durumuna sahip, %55,6'sı pestisit kullanmakta, %35,6'sı pestisit kullanırken koruyucu özel önlem almamakta ve %58'i gelecekte bağırsak kanseri taramalarına katılmayı düşünmemektedir. Erkek tarım işçilerinin yüzde 63,9'u KRK için Harvard Kanser Risk İndeksine göre riskli grupta yer almaktadır. Erkek tarım işçilerinin güven yarar sağlık motivasyonu puanı 51,620±4,856 (Min=35; Maks=55) ve duyarlılık puanı 10,581±4,838 (Min=6; Maks=30); KRK bilgi düzeyi puanı ise 8,815±1,190 (Min=4; Maks=10) olarak saptanmıştır. Erkek tarım işçilerinin yüzde 56,1'i KRK taraması için nereye başvuracağını ve yüzde 82'si KRK taramasında hangi testlerin yapıldığını bilmediğini ifade etmiştir. Erkek tarım işçilerinin yüzde 21,5'i bağırsak kanseri taramaları ile ilgili herhangi bir sağlık çalışanı tarafından bilgilendirilmediğini belirtmiştir. Erkek tarım işçilerinin gelecekte KRK taramasına katılma düşüncesi ile güven yarar sağlık motivasyonu alt boyut puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Altı ay içinde ve bir yıl içinde bağırsak kanseri taramasına katılmayı düşünenlerin güven yarar sağlık motivasyonu puanları gelecekte taramaya katılmayı düşünmeyenlerin güven yarar sağlık motivasyonu puanlarından yüksek çıkmıştır (p<005). Sonuç: Tarımsal ürünlerin kalitesini ve verimini arttırmak için pestisitleri sık kullanan ve bundan dolayı KRK risk grubunda yer alan erkek tarım işçilerinin KRK sağlık inançları, bilgi ve risk düzeylerini gösteren araştırma sonuçlarının literatürde yer alması yarar sağlayacaktır. Riskli gruplar için KRK'dan koruyucu eğitim programları hazırlanmalı ve bu eğitim programlarının etkililiği değerlendirilmelidir. Ayrıca KRK tarama testlerinin risk grubundaki bireylere uygulanması yaygın hale getirilmelidir.
Kolorektal karsinom karaciğer metastazlarında perkütan termal ablasyonun güvenirliliği ve etkinliği
Amaç: Bu çalışmanın amacı kolorektal karsinom karaciğer metastazlarında uygulanan perkütan termal ablasyon tedavisinin güvenirliliğini ve etkinliğini araştırmak idi. Gereç ve Yöntem: Bu tek merkezli retrospektif çalışmaya Haziran 2012 ile Mayıs 2019 tarihleri arasında Kolorektal Karsinom Karaciğer(KRK)metastaz tanısı alan ve hastanemizin tümör konseyi kararı ile termal ablasyon işlemi uygulanan ardışık 51 hasta (67 tümör) dahil edilmiştir. Termal ablasyon sonrası hastalar 1. ay ve sonrasında 3 aylık aralıklar ile takipedilmiştir . Tedaviye yanıt oranları, tedavi sonuçlarına etki edebilecek etkenler, genel sağ kalım süreleri, lokal rekürrens ve komplikasyonlar değerlendirilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada KRK metastazı nedeniyle perkütan termal ablasyon uygulanan toplam 67 metastazı olan 51 hasta (26'sı [% 51] kadın) tedaviye yanıt ve işlem güvenirliği açısından değerlendirilmiştir. Değerlendirmeye alınan hastaların yaşları 26 ile 76 (medyan yaş 54,9) arasında idi. Medyan genel sağ kalım süresi 34 ay (aralık 1-45 ay) idi. Yeni intrahepatik metastaz gelişmesinin genel sağ kalım üzerine etkileri anlamlı bulunmuştur (p = 0,02). Takiplerin 3. ayında işlem uygulanan lezyonların % 86,6 tam yanıt saptanmıştır. Tüm takip süresi boyunca işlem uygulanan tümörlerin % 26,8 lokal rekürrens izlenmiştir. Tümör boyutunun ve ablasyon kenarının işlem başarısına etki ettiği izlenmiştir. İşlem uygulanan hiç bir hastada major veya minor komplikasyon izlenmemiştir. Sonuç: Kolorektal Karsinom Karaciğer metastazlarında uygun hazırlık ve teknikle yapıldığında termal ablasyon işlemi etkin ve güvenilir bir tedavi yöntemidir. Tümör boyutu ve işleme sekonder ablasyon kenarı işlem etkinliğine etki eden nedenlerdir. Anahtar Kelimeler: Kolorektal karsinom karaciğer metastazı, lokorejyonel tedaviler, termal ablasyon, sağ kalım, lokal rekürrens.
Adıyaman ili Gölbaşı ilçesinde yaşayan bireylerde kolorektal kanser taraması tutumlarının belirlenmesi ve gaitada gizli kan taraması
ÖZET Gündem YAKAN, Adıyaman İli Gölbaşı İlçesinde Yaşayan Bireylerde Kolorektal Kanser Taraması Tutumlarının Belirlenmesi ve Gaitada Gizli Kan Taraması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik AD Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep,2018. Bu çalışmada Adıyaman ili Gölbaşı ilçesinde yaşayan bireylerde Gaitada Gizli Kan (GGK) testi ile Kolorektal Kanser (KRK) taraması ve bireylerin kanser taramasına yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmamızın örneklemini, Adıyaman ili Gölbaşı ilçesi 2 No'lu ASM'de Mart-Mayıs 2017 tarihleri arasında Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 50-70 yaş arasındaki 563 birey oluşturmaktadır. Çalışmada bireylerin sosyodemografik özelliklerini ve kolorektal kanser risk faktörlerini belirleyen anket formu ile Kolorektal Kanser Taraması Tutum İnanç Ölçeği yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmış, vücut kitle indeksini belirlemek için katılımcıların boy ve kilo oranları araştırmacı tarafından ölçülmüştür. Elde edilen verilere göre bireylerin yaş ortalaması 59.35±6.15 ve % 52.6'sı kadın, % 88.6'sı evlidir. Kolorektal Kanser Taraması Tutum İnanç Ölçeği'nin alt boyutlarından alınan puan ortalamaları sırasıyla; önemseme - tutarlılık alt boyutu puan ortalaması (15.61±2.10), sosyal etki alt boyutu puan ortalaması (14.94±2.40), duyarlılık algısı alt boyutu puan ortalaması (10.18±2.20), yanıt etkinliği alt boyutu puan ortalaması (7.90±1.14) ve kanser endişesi alt boyutu puan ortalaması (6.82±1.95) olarak bulunmuştur. Önemseme-tutarlılık algısı üzerinde etkili olan faktörler; evli olmak olarak belirlenmiştir (p=0.000). Duyarlılık algısı üzerinde etkili olan faktörler; cinsiyet ve eğitim durumu olarak belirlenmiştir (p=0.000). Yanıt etkinliği algısı üzerinde etkili olan faktörler; eğitim durumu olarak belirlenmiştir (p=0.001). Kanser endişesi algısı üzerinde etkili olan faktörler; cinsiyet ve çalışma durumu olarak belirlenmiştir (p=0.000), (p<0.001). Çalışma kapsamında 563 bireye immunokimyasal gaitada gizli kan (iGGK) testi yapılmış (%93.8) ve katılımcıların %7.1'inin (n=40) test sonucu pozitif bulunmuştur. iGGK test sonucu pozitif çıkan bireylerden bir kişiye kolonoskopi sonrası tübüllovillöz adenom tanısı konmuştur. KRK, kansere bağlı ölümler arasında önemli bir yer tutmaktadır. Risk düzeyi yüksek olan bireyler öncelikli olmak üzere KRK taramalarına katılımı arttırmak için toplum tabanlı taramalar yapılmalıdır. Toplum Sağlığı Merkezleri, Aile Sağlığı Merkezleri ve Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri'nde çalışan hekim ve hemşirelerin KRK taramalarına katılımı arttırmak için toplumu bilgilendirmesi, tavsiye vermesi ve KRK risk faktörleri konusunda eğitim programları hazırlaması taramaları arttırmaya katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kolorektal Kanser, Kolorektal Kanser Taraması, Gaitada Gizli Kan Testi
Kolorektal kanser taramaya katılım davranışlarına sağlık okuryazarlık düzeyinin etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; Adana ilinde yaşayan 40- 70 yaş arasındaki nüfusun sağlık okuryazarlık düzeyinin kolorektal kanser taramasına katılım davranışına etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel tiptedir. Çalışmanın evreni TÜİK 2019 yılına göre Adana'da 40-70 yaş arasında yaşayan 727.647 kişi kabul edilerek örneklem büyüklüğü 323 kişi olarak hesaplanmıştır. Gerekli izinler alındıktan sonra 01.08.2020- 31.10.2020 tarihleri arasında 4 bölüm ve 116 sorudan oluşan veri toplama formu katılımcılara yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32) kullanılmıştır. Analizde SPSS 20.0 paket programı yardımıyla frekans analizi, ki- kare testi, student- t testi, basit doğrusal ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 323 kişinin yaş ortalaması 51,73 ± 7,51'dir. Katılımcıların %53,3'ü (n=172) kadın, %85,1'i evli (n=275), %61,6'sı (n=199) lise ve üzeri eğitime sahiptir. Kolorektal kanser taramasına katılım oranı 50-70 yaş arasındaki katılımcılarda %16,6'dır. Katılımcıların %77,1'i yetersiz sağlık okuryazarlık düzeyine sahiptir. Lojistik regresyon analizine göre DGKT yaptırmayı; doktor tavsiyesi varlığı (OR=17,8 p<0,001) ve Kolonoskopi yaptırmayı ise; doktor tavsiyesi varlığı (OR=60,6 p<0,001) ile kadın cinsiyette olma (OR=6,0 p=0,009) anlamlı olarak arttırmaktadır. Sağlık okuryazarlık düzeyi tarama algısını olumlu yönde arttırmasına rağmen, DGKT ve Kolonoskopi testlerini yaptırma davranışı üzerine anlamlı artışa yol açmamaktadır. Sonuç: Bu çalışmada kolorektal kanser taramasına katılımının mevcut halinin istenen seviyede olmadığı ve doktor önerisinin tarama davranışına etkisinin önemli olduğu görülmüştür. Kolorektal kanser tarama programının etkinliğinin arttırılması için; toplum katılımını ile sağlık profesyonellerinin farkındalığını arttırıcı çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Kolon polipleri ve uzun kodlanmayan RNA (LNCRNA) polimorfizmleri
Kolon Polipleri Ve Uzun Kodlanmayan RNA (LncRNA) Polimorfizmleri, Senem Yılmaz, Uzmanlık Tezi, Manisa 2021 Giriş ve Amaç: Kolon poliplerinde lncRNA'ları içeren tümörojenik sinyal yollarını anlamak, kolorektal kanser patogenezine ilişkin daha fazla bilgi sağlayacaktır. Bu nedenle çalışmamızda kolon polipleri ve uzun kodlanmayan RNA (lncRNA) polimorfizmlerinin araştırılmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: 65 kolon polipli hasta ve 60 kontrol grubu olmak üzere toplam 125 kişi çalışmaya dâhil edildi. Olguların periferik kan örnekleri EDTA'lı tüpe alındı. Alınan kan örneklerindeki SNP'ler CCAT1 (RS67085638), HULC (RS7763881), CCAT2 (RS6983267), CASC8 (RS7014346), PVT1 (RS13281615), PRNCR1 (RS12682421) Fluidigm SNPType metodu ile incelendi. İstatiksel değerlendirme t testi, ki kare testi ve Mann Whitney U testi kullanılarak yapıldı. Bulgular: Yapılan istatiksel analiz sonucunda CCAT1 (RS67085638), CCAT2 (RS6983267), CASC8 (RS7014346), PVT1 (RS13281615) polimorfizmlerin hasta ve kontrol grup karşılaştırmasında, neoplastik non-neoplastik polip arasında ve neoplastik polip tipleri arasında anlamlı fark saptanmadı (p≥0.05). HULC (RS7763881) polimorfizminde neoplastik ve non-neoplastik polipler arasında anlamlı fark tespit edildi (p=0,014). PRNCR1 (RS12682421) polimorfizminde neoplastik polip tipleri arasında anlamlı fark bulundu (p=0,026). Sonuç: HULC (RS7763881) polimorfizminde AC genotipinin neoplastik polip geçişinde etkili olabileceği, PRNCR (RS12682421) polimorfizminin displazide karsinomaya geçişte önemli rol alabileceğini düşündürmüştür. Fakat altta yatan mekanizmaları anlayıp tanı ve tedavide ilerleyebilmek için bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Kolon polipleri, kolorektal kanser, CCAT1 (RS67085638), HULC (RS7763881), CCAT2 (RS6983267), CASC8 (RS7014346), PVT1 (RS13281615), PRNCR1 (RS12682421), polimorfizm, lncRNA.
Mikrosatellit instabil kolorektal karsinom olgularında CDX2, SOX2, STAT1 ve BRAF V600E ekspresyonunun prognostik önemi
Amaç: MSI KRK'lar MSS tümörlerden farklı klinik ve patolojik özellikler sergilemekle birlikte, olumlu klinik gidiş ile ilişkilendirilmektedir. Bu iki tümör grubu arasındaki histopatolojik ve prognostik belirteç farklılıklarını ortaya koymak, bu antiteleri daha iyi tanımamıza olanak sağlayarak klinik yaklaşımı iyileştirir. Çalışmamızda, anabilim dalımızda tanı alan MSI ve MSS kolon tümörleri klinik ve histopatolojik olarak incelenerek bu tümörler arasındaki ayrımı ortaya koymak, prognostik anlamı olabileceğini düşündüğümüz CDX2, BRAF, SOX2 ve STAT1 ekspresyonlarının histopatolojik parametreler ve prognoza etkilerini saptamak hedeflenmiştir. Gereç ve yöntemler: 2000-2018 yılları arasında hastanemizde rezeksiyon materyali bulunan 593 kolorektal adenokarsinom olgusu doku mikroarray yöntemi ile incelenmiştir. İmmünohistokimyasal yöntemlerle MSI ve MSS tümörler saptanmıştır. Her iki tümör grubunda histopatolojik ve klinik parametreler incelenmiş, CDX2, BRAF, SOX2 ve STAT1 immün belirteçleri değerlendirilmiş, gruplar arasındaki farklılıklar belirlenmiştir. Ardından bu verilerin prognoz bilgilerine sahip olduğumuz 353 hasta üzerinden sağkalıma etkileri araştırılmıştır. Bulgular: MSI olguların %19,1'inde saptanmıştır. MSI tümörler, artmış tümör boyutu, diferansiasyon kaybı, sağ kolon yerleşimi ve müsinöz morfoloji ile ilişkili iken, MSS tümörler artmış perinöral invazyon ve uzak metastaz yanı sıra erken invazyon seviyeleri ile ilişkili bulunmuştur. Olgular temel histopatolojik prognostik parametreler olan invazyon derinliği ve lenf nodu metastazı kriter alınarak diğer histopatolojik bulgular eşliğinde karşılaştırılmıştır. MSS olgularda, derin invazyon seviyesi, yüksek TT, PDC ve lenf nodu metastazı ile ilişkili bulunmuştur. diferansiasyon kaybı, yüksek TT, PDC ve LVİ düzeylerinde iki grupta da lenf nodu metastaz oranları artış göstermiştir. İmmün belirteçler ile elimizdeki bulgular arasındaki ilişkiye baktığımızda, BRAF ekspresyonu; MSI, sağ kolon yerleşimi, artmış tümör boyutu ve kötü diferansiasyon, CDX2 ekspresyonu; MSS, sol kolon yerleşimi, iyi diferansiasyon ve azalmış PNİ, SOX2 ekspresyonu; kötü diferansiasyon ve artmış TİL, STAT1 ekspresyonu; MSI, sağ kolon yerleşimi, kötü diferansiasyon, erken invazyon seviyeleri, artmış TİL ve yüksek TT ile ilişkili bulunmuştur. MSI olgularda sağkalım daha yüksek izlenmesine karşın iki grup arasında anlamlı fark elde edilmemiştir. İleri yaş, cerrahi sınır pozitifliği, tümör perforasyonu, müsinöz morfoloji, diferansiasyon kaybı, LVİ, venöz invazyon, PNİ, tümör depoziti, LN metastazı, TT, PDC, ileri TNM evresi azalmış sağkalım ile, yüksek peritümöral lenfosit seviyeleri artmış sağkalım ile ilişkili bulunmuştur. MSS grupta yüksek CDX2 ve STAT1 nükleer ekspresyonu artmış sağkalım ile ilişkili bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda farklı mekanizmalarla gelişen ve farklı klinik yansımaları olan MSI ve MSS tümörler arasındaki farklılıklar ortaya konmuştur. MSI tümörler daha büyük boyutlu ve kötü diferansiye, daha sık müsinöz morfolojide olmalarına karşın daha iyi prognostik özelliklere sahip bulunmuştur. İleri yaş, cerrahi sınır pozitifliği, tümör perforasyonu, müsinöz morfoloji, diferansiasyon kaybı, LVİ, venöz invazyon, PNİ, tümör depoziti, LN metastazı, TT, PDC, ileri TNM evresi kötü prognostik faktör olarak saptanmıştır. CDX2 ekspresyonu MSS olgularda iyi prognozla ilişkili saptanmış ancak prognostik bir belirteç olarak kullanılacaksa ekspresyonunu değerlendirmede standardizasyon sağlanması gerektiği düşünülmüştür. Prognoz ve tedavi yanıtını öngörmede ve etkin tedavi yönetimi seçiminde yardımcı olacağı için KRK'larda BRAF mutasyonunun araştırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. SOX2 ekspresyonu TİL artışı ile ilişkili saptanmış olup, immünoterapi tedavisinin başarısını öngörmede berlirteç olarak kullanılabileceği düşünülmüş ve prognoza etkisi ve klinikopatolojik parametrelerle ilişkisini açığa çıkarmak için daha fazla çalışmaya gereksinim duyulduğu saptanmıştır. STAT1'in prognostik bir belirteç olduğunu saptamakla birlikte, STAT1 ile ilgili immünohistokimyasal çalışmaların arttırılması ve değerlendirmenin standardize edilmesi gerektiği düşünülmüş, farklı yolaklarla prognoz üzerinde farklı etkiler ortaya koyduğu saptanmıştır. Ayrıca artmış TİL oranları ile immünoterapi tedavisini yönlendirebileceği bulunmuştur. Anahtar sözcükler: Mikrosatellit instabil kolorektal karsinom, CDX2, SOX2, BRAF, STAT1
Metastatik kolorektal kanserli hastalarda glasgow prognostik skoru, sistemik immun-inflamatuar indeks ve CRP/albumin oranının prognostik değeri
Amaç: Bu çalışmada tanı anında metastatik olan veya takipleri sırasında metastaz gelişen kolorektal kanserli hastalarda inflamatuar kökenli biyobelirteçlerden Glasgow Prognostik Skoru (GPS), Sistemik İmmün İnflamatuvar İndeksi (SII), CRP/Albumin Oranı (CAR); diğer inflamasyon temelli belirteçler ile birlikte değerlendirilerek [Hemoglobin, Albumin, Lenfosit, Platelet Skoru (HALP), Nötrofil/Lenfosit Oranı (NLR)] prognostik değerlerinin ortaya konması hedeflenmiştir. Materyal ve Metod: Bu araştırma tek merkezli, retrospektif bir çalışmadır. 2010- 2022 yılları arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı polikliniklerine başvurmuş, tanı anında metastatik veya takiplerinde metastaz gelişen kolon ve rektum kanseri 120 hastanın verisi geriye dönük olarak taranmıştır. İnflamatuar biyobelirteçlerden GPS, Yüksek C-reaktif Protein (CRP) konsantrasyonu (>10 mg/L) ve hipoalbüminemi (<3.5 g/dL) kombinasyonu kullanılarak belirlenmiştir. Bu prognostik skorlama (0, 1, 2) şu şekilde tanımlanmaktadır; yüksek CRP (>10 mg/L) ve hipoalbuminemisi (<3.5 g/dL) olan hastalara 2 puan almaktadır. Bu biyokimyasal anormalliklerden yalnızca birinin mevcut olduğu hastaların puanı 1'dir. Bu anormalliklerden hiçbirinin olmadığı hastalara 0 puan verilmektedir. CAR ve NLR hastaların dosyalarındaki laboratuvar verileri kullanılarak hesaplanmıştır. SII = P*N/L olarak hesaplanmaktadır. Burada P, N ve L periferik trombosit, nötrofil ve lenfosit sayıları anlamını taşımaktadır. HALP skoru ise, hemoglobin (g/L) × albümin (g/L) seviyeleri × lenfosit sayısı (/L)/trombosit sayısı (/L) olarak hesaplanmaktadır. Çalışmamızda bu inflamatuar biyobelirteçler genel sağkalıma dayalı olarak prognozu tahmin etme yetenekleri açısından değerlendirilmiştir. Bulgular: HALP (AUC=0.347, p=0.010) ve NLR (AUC=0.627, p=0.033) mortalite tahmininde kullanılabilmektedir. HALP'ın 0.3604 değeri (%23.2 sensitif, %51.2 spesifik). NLR'deki 3.2159 değeri (%58.9 sensitif, %63.4 spesifik). SII, CAR ve BKİ/CRP oranının exitus olma durumunu ayırt ettiremediği sonucu çıkmıştır (p>0.05). GPS 2 olanların 0 olanlara göre ölüm riski 3.6 kat artmıştır (HR=3.687, p<0.001). HALP puanındaki 1 birimlik artış ölüm riskini %75 azaltmaktadır (HR=0.256, p=0.031). Sonuç: mKRK'li hastalarda GPS, HALP skoru ve NLR genel sağkalım açısından prognostik değere sahip iken CAR ve SII'nin ortalama sağkalımı ön gördürecek prognostik değeri olmadığı görülmüştür.