Fear
235 theses under this subject heading
Kusurlu demokrasilerde korku ve dış politika ilişkisi
Bu çalışmada kusurlu demokrasilerde korku ile dış politika tercihleri arasındaki ilişkiye odaklanılmaktadır. Çalışmadaki ana düşünce, liberal demokrasilerden farklı olarak, kusurlu demokrasilerin ülkedeki ekonomik refahın dağıtımı konusunda bir korku motivasyonuna sahip olduğudur. Bu motivasyonu anlamak ve analiz etmek için kaynakların keyfi dağıtımı, yolsuzluk ve ahbap-çavuş kapitalizmi seviyesi müdahil değişken olarak incelenmiştir. Bu değişkenlerin yüksek olduğu ülkelerdeki hükümetlerin denetimsizliği ise bağımsız değişken olarak tanımlanmıştır. Liberal ve kusurlu demokrasilerin dış politikada yaşadıkları çatışma/anlaşmazlık sayıları bağımlı değişken olarak kullanılmıştır. Çalışma göstermektedir ki, kaynakların keyfi dağıtılmadığı, yolsuzluğa karşı şeffaflığın yüksek olduğu ve iktisadi düzenin ahbap çavuş kapitalizmine dayanmadığı liberal demokrasiler daha barışçıl ve daha az çatışmacı dış politika tercihlerinde bulunurken; kaynakların keyfi dağıtıldığı, yüksek yolsuzluğun-düşük şeffaflığın olduğu ve ahbap-çavış kapitalizminin yüksek olduğu kusurlu demokrasiler daha çatışmacı ve daha az uzlaşmacı dış politika tercihlerinde bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Korku, Kusurlu Demokrasi, Yolsuzluk, Çatışma, Liberalizm
Korku yaratmak: Korku oyunlarında kullanılan tasarım unsurları üzerine bir inceleme
Teknoloji, sorunları pratik şekilde çözmek, mevcut çözümleri iyileştirmek, yeni ürünler veya süreçler yaratmak için bilimsel bilgi, araç ve tekniklerin uygulanmasını ifade etmektedir. Elektronik, yazılım, biyoteknoloji, savunma ve hatta eğlence sektörü dahil olmak üzere çok alanı kapsamaktadır. Teknolojinin eğlence sektörüne en büyük katkılarından biri video oyunları olmuştur. Kökleri sinema sektörüne kadar ulaşan ve ondan beslenen video oyunları, dünya çapında her yaştan milyonlarca insan tarafından keyifle oynanmaktadır. Birçok video oyununun filmlere uyarlanması ve bunun tersinin gerçekleşmesiyle iki endüstri giderek iç içe geçmiş durumdadır. Zaman içerisinde, video oyunlarının etkileşimli deneyimi filmlerin sinematik hikâye anlatımıyla birleşmiş, bu durum yeni eğlence biçimlerinin yaratılmasına neden olmuştur. Video oyunları, bilgisayarda, konsollarda veya mobil cihazlarda oynanan ve oyuncunun etkileşim ve katılımını içeren elektronik oyunlardır. Video oyunları, en eski örneklerinin 1950'lerde piyasaya sürülmesinden bu yana önemli ölçüde gelişmiş ve kısa sürede son derece popüler bir eğlence biçimi haline gelmiştir. Aksiyon, macera, rol yapma, simülasyon, spor ve bulmaca oyunları dahil olmak üzere çeşitli türlerde video oyunu bulunmaktadır. Bu türlerin en popülerlerinden biri ise korku oyunlarıdır. Teknolojinin gelişmesiyle, oyunlarda yüksek grafikler, animasyonlar ve görsel efektler kullanılmaya başlanmış, genel anlamda görsel tasarıma katkı sağlamada çok önemli bir rol oynamıştır. Görsel tasarım ise oyunların vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Her ne kadar tüm oyun türlerinde etkili olsa da görsel tasarımın etkisinin ve katkısının en çok hissedildiği oyunlar korku oyunlarıdır. Karanlık, atmosferik ortamlar, tüyler ürpertici ve rahatsız edici görüntüler, aydınlatma ve gölgelerin etkili kullanımı, korku oyunlarında gergin ve öngörülemez bir atmosfer yaratmak için yaygın olarak kullanılır. Ürkütücü ses efektleri ve unutulmaz müzikler, korku ve gerilim duygusunu daha da artırabileceğinden, ses tasarımı da korku oyunlarında tasarımın önemli bir parçasıdır. Genel olarak, görsel tasarım, korku oyunlarında çok önemli bir unsurdur ve oyuncuların oynamayı bitirdikten sonra bile uzun süre hafızalarında kalabilecekleri tüyler ürpertici ve sürükleyici bir deneyim yaratmaya yardımcı olmaktadır. Video oyunlarında tasarım unsurlarının; yeri ve oyunlar için öneminin, istenilen etkiyi yaratmak için bu unsurlara güvenen korku oyunları üzerinde incelenerek kanıtlanması çalışmanın odak noktası olmuştur. Bu bağlamda çalışmanın birinci bölümünde oyun sektöründeki rekabet ve rekabete etkisi konusunda tasarım unsurlarının etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın önemi vurgulanmış ve alt amaçlar belirlenmiştir. İkinci bölümde ise video oyunlarının temelini oluşturan sinema ve video teknolojisinin, ortaya çıkışından günümüze kadar süren tarihsel süreci hakkında literatür taraması yapılmış, bu üç sektör arasındaki ilişki incelenmiştir. Üçüncü bölümde, çıkan ilk basit video oyunlarından günümüzdeki hiper gerçekçi oyunlara kadarki gelişim süreci ve korku oyunlarının tarihi incelenmiş, oyuncuların bu oyunları oynama nedenleri araştırılmıştır. Dördüncü bölümde video oyunu geliştirme aşamaları ve tasarım unsurları araştırılmış, beşinci bölümde ise bu unsurlar korku oyunları açısından incelenmiştir. Altıncı bölümde çalışma boyunca bahsedilen tasarım unsurları seçilen iki korku oyunu üzerinde incelenmiş, oyunlara katkısı ve oyunlar için önemi ortaya konulmuştur. Oyuncuların düşünce ve görüşlerini almak için bir anket çalışması yapılmış, ankete 128 kişinin katılımı sağlanmıştır. Katılımcılara 21 soru yöneltilmiş, anket sonuçları ve değerlendirmesine yedinci bölümde yer verilmiştir. Son bölümde ise çalışma, elde edilen bilgilerden ve anket sonuçlarından çıkarımlar yapılarak sonlandırılmıştır. Çalışma, korku oyunlarında atmosfer (ses, ışık, mekân), karakter tasarımı, ara sahneler ve renk kullanımının; korku duygusunu yaratmadaki büyük etkisini ortaya koymaktadır. Bu çalışmayla birlikte oyun sektöründeki geliştiriciler ve tasarımcılara tasarım unsurlarının önemini kanıtlamak ve ileride çıkaracakları oyunlar için onlara katkı sağlamak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Tasarım Unsurları, Korku Oyunu, Karakter, Atmosfer, Ara Sahne
Multipl skleroz hastalarında düşme sıklığı ve düşme risk faktörlerinin değerlendirilmesi
Multipl Skleroz (MS) hastalarının yarıdan fazlası ortalama 6 aylık zamanda düşerler. Düşmeler yaralanma, düşme korkusu ve aktivite kısıtlamaya neden olur. Bu çalışmada MS hastalarında düşme sıklığının ve düşmelerle ilişkili fizyolojik ve nöropsikolojik risk faktörlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 18-50 yaş arası desteksiz yürüyebilen 50 Relapsing- Remitting MS (RRMS) tanılı hasta ve 30 sağlıklı gönüllüden oluşan katılımcıların düşme sıklığı retrospektif olarak sorgulandı ve 6 ay prospektif izlendi. Hastaların fiziksel faktörlerini değerlendirmede Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği, 25 adım yürüme testi, MS yürüme ölçeği- 12 yapıldı. Katılımcıların Korebalance bilgisayarlı postürografi cihazında statik ve dinamik denge testi performansları ölçüldü. Nöropsikolojik faktörlerini değerlendirmede Beck Depresyon ölçeği, bilişsel işlev değerlendirmesinde Montreal Bilişsel Değerlendirme ve düşme korkusunu saptamada Uluslararası Düşme Etkinlik Skalası (UDES) uygulandı. Toplamda 24 hastada 48 düşme (%48), 6 aylık prospektif izlemde 17 hastada 32 düşme (%34) saptandı. Kontrol grubu ile RRMS hastalarında düşme varlığı, fizyolojik ve nöropsikolojik bulgular karşılaştırıldığında düşme sıklığı benzerdi, hastaların UDES ve statik denge skorları daha yüksekti (p<0,05). Düşen ve düşmeyen hastalar karşılaştırıldığında düşmeler MSWS ve UDES skoru yüksek olanlarda daha sıktı (p<0,05). Tüm katılımcılarda düşmeler UDES skoru yüksek olanlarda daha sıktı. Sonuç olarak RRMS olgularında yürüme ölçeğinde ve düşme korkusu ölçeğinde yüksek puan alanların düşme riskinin daha yüksek olduğu saptandı. Uygulaması da kolay olan bu testlerin düşmeleri öngörme ve hasta takibinde klinik pratikte kullanılması yararlıdır.
Batın cerrahisi geçiren hastalarda pansuman değişimi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulamasının ağrı, yaşam bulguları, kaygı, korku, memnuniyet ve konfor düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi
Araştırmanın amacı, batın cerrahisi geçiren hastalarda pansuman değişimi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulamasının ağrı, yaşam bulguları, kaygı, korku, memnuniyet ve konfor düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesidir. Araştırma, ön test- son test kontrol gruplu randomize deneysel tiptedir. Araştırma, 08.08.2024-20.11.2024 tarihleri arasında Isparta Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Servisi'nde yürütülmüştür. Araştırma örneklemine batın cerrahisi geçiren ve örnekleme alınma kriterlerine uyan Sanal Gerçeklik Gözlüğü Grubu 52, Stres Topu Grubu 52 ve Kontrol Grubu 52 olmak üzere toplam 156 hasta alınmıştır. Araştırma verileri; Sosyodemografik ve Klinik Özellikler Formu, Durumluk–Sürekli Kaygı Ölçeği ve Görsel Analog Skala kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın amacına uygun olarak veriler tanımlayıcı istatistikler, t testi, ki kare ve tek yönü varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Batın cerrahisi geçiren hastaların yaş ortalamasına bakıldığında, sanal gerçeklik gözlüğü grubunda 56,40±16.77 (18-88 yaş), stres topu grubunda 57,19±16,07 (21-83 yaş) ve kontrol grubunda 54,88±17,19 (24-81 yaş) olduğu belirlenmiştir. Sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu grubunun %55,8'inin kadın, kontrol grubunun %57,7'sinin kadın olduğu görülmüştür. Pansuman değişimi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulanan hastaların konfor düzeyinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulanan girişim gruplarında kontrol grubuna göre kaygının daha düşük olduğu saptanmıştır. Sanal gerçeklik gözlüğü grubunda yer alan hastaların pansuman değişiminden korku düzeylerinin diğer gruplara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ağrı, yaşam bulguları ve memnuniyet açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Hastalarda pansuman değişimi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulamasının konfor düzeylerinin artırılması ve kaygının azaltılması açısından etkili bir müdahale olarak kullanımı önerilmektedir. Fakat kanıt düzeyinde bilgiye ulaşabilmek için farklı örneklemlerde farklı yöntemler kullanılarak araştırmalar yapılması önerilmektedir.
Primiparlarda doğum korkusu ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Primiparlarda Doğum Korkusu ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi, SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı (Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği), Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018 Bu araştırma ilk kez doğum yapan gebelerde doğum korkusu ve etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı nitelikte olup, evrenini SANKO Üniversitesi Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinin Kadın Doğum Polikliniğine başvuran 18-34 yaş aralığında, gebeliğinin 20-40. haftaları arasında, ilk doğumunu yapacak olan kadınlar oluşturmuştur. Araştırma 277 gebe ile tamamlanmıştır. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Kadınların doğum korkusu alanlarından aldığı, doğum korkusu genel puan ortalaması 6,55±1,27, güçlü hissettikleri alanlardan aldıkları güçlü hissetme genel puan ortalaması 7,92±0,71, güçsüz hissettikleri alanlardan aldıkları güçsüz hissetme genel puan ortalaması 4,68±1,529 olarak bulunmuştur. Araştırma verileri, kadınların güçlü hissettikleri alanlarla, doğum korkusu arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki (p>0,05), güçsüz hissettikleri alanlarla ise pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki olduğunu göstermiştir (p<0,01). İkinci ve üçüncü trimestirde olan kadınların doğum korkusu genel puan ortalamaları karşılaştırıldığında aralarındaki farkın önemli olduğu bulunmuştur (p<0,05). Doğum korkusu ile yaş, eğitim durumu ve evlenme yaşı karşılaştırıldığında farkın anlamlı olmadığı görülmüş (p>0,05), doktorun sezaryen önerdiği, gelir durumu düşük olan, geniş ailede yaşayan ve çalışmayan kadınlarla karşılaştırıldığında ise farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırmanın sonunda gelir düzeyi düşük olan ve geniş ailede yaşayan kadınların korku düzeyleri diğerlerine göre daha yüksek bulunmuştur. Kadınların doğum korkusu ile güçlü hissettikleri alanlar karşılaştırıldığında; güçlü hissedilen alanların doğum korkusunu azaltma yönünde zayıf bir etkiye sahip olduğu, güçsüz hissettikleri alanların ise doğum korkusunu arttırma yönünde orta düzeyde etkiye sahip olduğu görülmüştür. Çalışmayan kadınların çalışanlara oranla daha fazla korktuğu, korku düzeyi yüksek kadınların doktor muayene sıklığının arttığı saptanmıştır. Kadınların doğum korkusunun belirlendiği bu çalışmada, hemşirelerin doğum korkusunu en aza indirmek amacı ile etkili iletişim becerileri kullanarak, kadınların bireysel özelliklerine uygun, yeterli eğitim ve desteği vermesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebelik; Doğum; Korku; Doğum Korkusu; Primipar.
Video oyunlarda korku unsurunun kullanımı ve konsept tasarım çalışması
Bir hikâyeyi eşsiz kılan şey; onu anlatış biçimi ve oyuncuya sunduğu evrenin görsel olarak canlandırmasıdır. Bu nedenle mekânın hikâye anlatımında oynadığı rol önemlidir. Video oyunların yarattığı benzersiz evrenler, gelişen teknolojinin imkânlarıyla birlikte pek çok alternatifi de beraberinde getirmektedir. Oyundaki her öğenin birbirinden farklı karakteristik özellikleri oyuncunun haritayı keşfetme merakını arttırır ve oyuna devam etmesi için motivasyonlarından biri haline gelir. Oyunların yapay gerçekliği hem olay örgüsü hem de görsel tasarım alanında kendine özel bir yapısı bulunur. Anlatılan hikâyelerin gerçeküstülüğü; kültürel aktarımlar, yaşam tecrübeleri ve duygu durumları sayesinde insanların empati kurmasını sağlamaktadır. Oyuncular, sinema filmlerinin aksine bir izleyici olarak yer almaktansa, oyuncu karakteri ile bağ kurabilir ve karakterin yerine kararlar alabilir. Bu durum ise; oyuncuların empati yapmasına ve güvenli bir alandan doğru aynı durumda olsaydı nasıl tepki vereceğini sınamasına olanak tanır. Bir eğlence aracı olarak video oyunların korku temasına yaklaşımı, gerilim ve şiddet öğelerini kullanma biçimleri yönünden farklılık gösterir. Genellikle aksiyon ve hayatta kalma türüyle birleştirilen korku oyunlarında, tasarım elementlerinden biri olarak; oynanış mekanikleri kadar atmosferi ve mekân tasarımlarındaki özgünlük de önemlidir. Oyun deneyimiyle birlikte, insan psikolojisine yaklaşımı ve kültürel öğeleri kullanım biçimi başarılı bir korku oyunun temelini oluşturur. Korkunun bir duygu olarak psikolojideki karşılığı, kültürel yansımaları ve popüler kültürdeki yeri derinlemesine incelenerek korku oyunları üzerindeki etkisi tezin başlıca inceleme alanlarını oluşturmaktadır. Bu sanatta yeterlik tezinin araştırma ve uygulama çalışmasındaki başlıca amaç olarak; akademik alanda korku oyunlarına yönelik kaynak çeşitliliğine katkıda bulunmak ve uygulama çalışmasının ilgili alanlara kuramsal ve konsept tasarım hakkında bilgi sağlaması hedeflenmiştir. Uygulamanın üretim süreci için oyun tasarımının üretim yöntemlerini takip etme hedefiyle eğlence sektörüne yönelik çalışmalar üretmek isteyen sanat öğrencileri için kaynak oluşturmak amaçlanmıştır. Tasarım sürecinde korku duygusunun psikolojik temelli unsurları üzerine yapılan kuramsal araştırmalar bir konsept tasarım çalışması ile uygulamaya aktarılacaktır.
COVID-19 pandemisinde yetişkin bireylerde depresyon ve COVİD-19 korku durumu ile diyet kalitesi arasındaki ilişkinin saptanması
Bu çalışma Covid-19 pandemi döneminde bireylerin depresyon ve Covid-19 korku durumları ile diyet kaliteleri arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla 19-64 yaş arası, 56 kadın ve 49 erkek olmak üzere, toplam 105 gönüllü birey ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, Covid-19 Korku Durumları (FCV-19S), depresyon, stres, anksiyete durumları (DASS-21) ve diyet kaliteleri (HEI-2015) online ortamda uygulanan anket formu aracılığıyla sorgulanmıştır. Covid-19 pandemisinde bireylerin %42,9'unun evde yemek pişirme sıklığının arttığı; %51,4'ünün hazır yemek tüketim sıklığının azaldığı belirlenmiştir. Kadın bireylerin FCV-19S puanları ortalama 20,3±6,40 puan; erkeklerin 16,9±6,78 puan olarak saptanmıştır (p<0,05). Kadın bireylerin DASS-21 puanı ortanca değeri 36(42) puan; erkek bireylerin 16(46) puan olarak belirlenmiştir (p<0,05). FCV-19S ve DASS-21 arasında pozitif yönde istatiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,416 ve p=0,000). HEI-2015 ile DASS-21 ve FCV-19S arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Kadın bireylerin HEI-2015 puanı ortalama 64,0±13,07 puan; erkek bireylerin HEI-2015 puanları ortalama 55,3±11,62 puan olarak saptanmıştır (p<0,05). HEI-2015 sınıflamasına göre diyet kalitesi zayıf olan bireylerin %61,9'unun erkek ve diyet kalitesi iyi olan bireylerin %70'inin kadın olduğu belirlenmiştir (p>0,05). Çalışmaya katılan bireylerin enerji, karbonhidrat (g/gün), yağ (g/gün), yağ (%), doymuş yağ, tekli doymamış yağ asitleri, retinol, toplam posa, çözünür ve çözünmez posa, magnezyum, demir, karoten, K vitamini, tiamin, B6 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum ve klor alımları ile ile HEI-2015 puanları arasında pozitif yönlü istatiksel açıdan anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Bireylerin DASS-21 puanları ile karbonhidrat (g/gün), karbonhidrat (%), bitkisel protein alımları arasında negatif yönlü, yağ (%) alımları ile arasında pozitif yönlü istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Pandemi döneminde bireylerin depresyon, stres, anksiyete ve korku düzeylerinin azaltılması, bireylerin beslenme alışkanlıklarına olumlu yönde etki ederek diyet kalitelerinin iyi seviyede kalabilmesine yardımcı olacaktır. Bu nedenle bireylerin psikolog ve diyetisyenden oluşan multidisipliner bir ekipten destek almalarının önemli olacağı düşünülmektedir.
Disney ve Miyazaki canlandırmalarında kullanılan korku göstergelerinin biçim ve içerik açısından incelenmesi
Canlandırma (animasyon) çalışmaları hem eğitim ve öğretim süreçlerinde, hem sinemada, hem oyun alanlarında hem de gerçek haline ulaşılamayan nesne, olgu, gelişme, yaşam süreçleri vb. durumların anlatımında yararlanılan oldukça önemli sanat ve tasarım uygulamalarındandır. Canlandırmalarda başvurulan özellikli tasarım ögelerinden biri de korku göstergeleridir. Walt Disney ve Hayao Miyazaki, korku göstergelerini canlandırmalarında kullanan önemli canlandırma ustalarındandır. Disney ve Miyazaki canlandırmalarındaki korku göstergelerinin biçim ve içerik açısından incelendiği bu çalışmada; yapılan irdelemeler göstergebilimci Roland Barthes'in düz anlam, yan anlam, eğretileme, düzdeğişmece ve mit yaklaşımlarından hareketle gerçekleştirilmektedir. İrdelenen korku göstergeleri ile iki farklı canlandırma sinemasının korku altyapısı ortaya konmaya çalışılmış ve bu bağlamda bir uygulama gerçekleştirilerek söz konusu duruma çağrışımda bulunan somut bir uygulama örneği geliştirilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde; problem durumu, çalışmanın amacı, önemi, sınırlılıkları, yöntem ve teknikleri hakkında bilgiler verilmiş; neden iki farklı canlandırma kültürününün karşılaştırılmasına gerek duyulduğu ve ana izleğin neden korku göstergeleri bağlamında belirlendiği açıklanmıştır. İkinci bölümde; Disney ve Miyazaki'nin korku göstergeleri çerçevesinde ele alınan canlandırma filmlerinin teknikleri bağlamında geçmişte ve günümüzde kullanılan canlandırma türlerine değinilmiştir. Günümüz canlandırmalarının on iki ilkesi olarak da nitelendirilen Disney ilkelerine yine bu bağlamda değinilmiştir. Üçüncü bölümde; korku kavramı tanımlanmış; sosyal ve kültürel bağlamda ne anlama geldiği, sinemada ne için kullanıldığı üzerinde durulmuş ve canlandırmada kullanılan korku ögeleri ele alınmıştır. Göstergebilim hakkında bilgiler verilmiş; Ferdinand de Saussure'den başlayarak yararlanılan Roland Barthes'ın göstergebilim yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Ayrıca, bu çalışma kapsamında incelenen Disney ve Miyazaki canlandırmalarındaki korku göstergelerinin incelenmesinde yardımcı olacak bağlamsal örneklendirmelerde bulunulmuştur. Dördüncü bölümde Disney'den, beşinci bölümde ise Miyazaki'den seçilen üçer tane canlandırma çalışmasında yer alan korku göstergeleri Roland Barthes'in düz anlam, yan anlam, eğretileme, düzdeğişmece ve mit ilişkisi bağlamında irdelenmiştir. İncelemeler ışığında elde edilen verilerden uygulama çalışmasında dayanak olarak yararlanılmıştır. Altıncı bölümde; daha önce irdelenmiş olan canlandırmalardaki korku göstergeleri çerçevesinde elde edilen verilerden hareketle, söz konusu canlandırma filmlerindeki orijinal karakter ve öykülerden sentezler yapılarak korku göstergeleri bağlamında oluşturulan senaryo ve bu izlekte gerçekleştirilen uygulama çalışması irdelenerek sunulmuştur. Sonuç bölümünde; bu çalışmanın kavramsal, teorik ve bilimsel yöntemler merceğinde ele alınarak yaratılmış olan storybord ve uygulamasından elde edilen çıkarımlara yer verilmiştir. Disney ve Miyazaki'nin korku göstergeleri çerçevesinde ortak ve ayrışan özelliklere değinilmiş; varılan sonuçlar açıklanmıştır.
Beslenme korkusu anketi – ebeveyn raporu'nun geliştirilmesi ve ebeveynlerin besleme korkusu şiddeti ile ilişkili olan faktörlerin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı; nörolojik bozukluğu olan çocuğa sahip ebeveynlerin çocuklarını besleme ile ilgili korkularını ölçen Beslenme Korkusu Anketi-Ebeveyn Raporu (BKA-ER) isimli anketi geliştirmek, anketin kapsam, ölçüt ve ayırt edici geçerliliği, iç tutarlılık ile test-tekrar test güvenilirliğini saptamak ve ebeveynlerin çocuğunu besleme korkusu şiddeti ile ilişkili olan faktörleri belirlemektir. Çalışmamızda nörolojik bozukluğa sahip yaş ortalaması 84,06±28,07 ay olan çocuk ve ebeveynleri (n=90) çalışma grubunu, yaş ortalaması 92,20±30,06 ay olan tipik gelişim gösteren çocuk ve ebeveynleri kontrol grubunu (n=60) oluşturdu. BKA-ER madde havuzunun oluşturulmasında; literatür, klinik deneyim ve ebeveyn bildirimleri kullanıldı. Kapsam geçerliliği uzman görüşleri doğrultusunda 'Kapsam Geçerlilik İndeksi' ile hesaplandı. İç tutarlılık için Cronbach's α katsayısı kullanılırken, test-tekrar test güvenilirliği için çalışma grubunda yer alan ebeveynlerin 1 hafta ara ile yanıtladığı BKA-ER puanları arasındaki ilişki incelendi. Ölçüt geçerliliği için BKA-ER puanları ile Nordik Orofasiyal Tarama Testi, Yutma Bozukluğu Anketi (Dysphagia Disorder Survey, DDS), disfaji limiti ile Beslenme/Yutma Etki Anketi (Turkish version of Feeding/Swallowing Impact Survey, T-FS-IS) skorları arasındaki ilişkiye; ayırt edici geçerlilik için gruplar arası puan dağılımlarına bakıldı. Besleme korkusu şiddeti ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi için 'Stepwise multiple lineer regresyon modeli' kullanıldı. BKA-ER 'Kapsam Geçerlilik İndeksi' 0,92 olarak belirlendi. Cronbach's α değeri test için 0,966, tekrar test için 0,969 olmak üzere yüksek bulundu. BKA-ER puanları ile çocukların yutma performansları arasında düşük-orta düzeyde (r=0,362-0,55, p<0,001), T-FS-IS puanları arasında orta-yüksek düzeyde (r=0,501-0,807, p<0,001) anlamlı ilişki tespit edildi. Gruplar arasında BKA-ER puanları açısından anlamlı fark bulundu (p=0,001). Elde edilen regresyon modeli sonucunda; BKA-ER puanları ile çocuğun yaşı, ek gıdaya geçiş ayı, kilo kaybı durumu, DDS skoru, T-FS-IS'nin endişe ve beslenme bozukluğu puanları ile ebeveyn anksiyete düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Çalışma sonucunda; ebeveynlerin çocuklarını besleme ile ilgili korkuları değerlendiren, geçerli ve güvenilir BKA-ER isimli değerlendirme aracı geliştirildi. Besleme korkusu şiddetinin daha küçük yaşta çocuğa sahip olanlarda, ek gıdaya geçiş geciktikçe, kilo kaybı, yutma bozukluğu şiddeti, ebeveyn endişe ve anksiyete düzeyi arttıkça arttığı belirlendi. Bu çalışma ile ebeveynlerin değerlendirme aşamasına daha fazla dahil edilebilmeleri için kullanılabilecek bir anket sağlanmış oldu. Ayrıca besleme korkusu ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi ile rehabilitasyon sürecinde üzerinde durulması gereken parametreler ortaya çıkarıldı.
Imageries of horror in literary translation: The Turkishtranslations of Clive Barker's the books of Blood volume I
Horror fiction occupies a significant place in Western literature, although it is not historically canonical. It has maintained its popularity since the emergence of the Gothic novel in the eighteenth century. With relatively fewer examples of horror fiction in Turkish, Turkish readers have been exposed to horror largely through translated works. Since the emotion of horror is central to the horror genre, transferring this emotion to the target text is crucial. Imagery as a literary device is a major contributor to the emotion of horror, termed "art horror" (Carroll, 1990) . This study aims to analyze the use of imagery in both source and target texts and to provide a descriptive analysis of the target texts, based on the translation strategies employed by the translators. Within this scope, the present study compares Clive Barker's The Books of Blood Volume I and its two Turkish translations. Ultimately, as a result of the analysis, it is found that particular translation strategies serve the purpose of re-creating ST art horror imagery in varying degrees and it is reasonable to evaluate those strategies in terms of their applicability in the reproduction of the source text art horror by prioritizing image representation over text representation.
Hekimlerin tıbbi hata algı ve tutumları ile malpraktis korkuları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Tıbbi hata yaygın ve önemli bir sağlık sorunudur. Hekimler tıbbi hata iddiası ile şikâyet veya dava edilebilmektedir. Bu durum hekimlerde tutum ve davranış değişikliğine yol açan malpraktis korkusu ile sonuçlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hekimlerin tıbbi hata algı ve tutumları ile malpraktis korkuları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Ayrıca çalışmanın diğer bir amacı ise tıbbi hata algıları, tıbbi hata tutumları ve malpraktis korkularının hekimlerin malpraktis tecrübeleri ve sosyodemografik özelliklerinden etkilenip etkilenmediğini değerlendirmektir. Araştırma bir kamu hastanesinde görev yapan 248 hekim üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler anket formu ile toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 23 ve AMOS istatistiksel yazılımları ile yapılmıştır. İstatistiksel analizlerde ölçüm araçlarının yapı geçerliliği için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri uygulanmıştır. Hipotez analizleri için parametrik ve non-parametrik testlerin yanı sıra yapısal regresyon analizi kullanılmıştır. Analiz bulgularında hekimlerin malpraktis korkuları yüksek seviyede tespit edilmiştir. Hekimlerin malpraktise yönelik olumsuz tecrübelerinin ve tıbbi hata algılarının hekimlerin malpraktis korkularını pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Hekimlerin tıbbi hata tutumlarının olumlu seviyede tespit edilmesine rağmen, davranışa dönüşmediği görülmüştür. Ayrıca hekimlerin tıbbi hata ve malpraktise yönelik bilgi seviyelerinin düşük seviyede olduğu ve hekimlerin çoğunluğunun tıbbi hata raporlamayı bilmediği tespit edilmiştir. Gereksiz malpraktis dava ve şikâyetlerini önlemek için, yapılacak tıbbi işlemlerin doğasındaki riskler hakkında hastalar yeterince bilgilendirilmelidir. Hekimler tarafından tıbbi hata oluşumuna etkili olduğu değerlendirilen çalışma şartlarına yönelik iyileştirmeler yapılmalıdır.
Innocence lost as a recurring motif in Stephen King's horror
This paper discusses the importance of a particular recurring motif in Stephen King's novels, which is identified as innocence lost. The contributions of the writer in the horror genre are analyzed in order to emphasize the important role he plays in dictating essential norms and principles of this type of literature. It is argued that King is extensively focused on the possibilities of developing a prose emphasizing simplistic fears and people's abilities to address those fears. In addition, the paper provides adequate definition of horror in light of other genres, emotions, and experience of fear. The implications of innocence are discussed in relation to particular philosophical and social assumptions introduced by other writers and thinkers. A thorough analysis of King's It is provided in an attempt to demonstrate the unique way in which the writer describes the relevance of fears in individuals' lives. Another novel which is extensively discussed in the present paper is Needful Things, as the researcher focuses on the combination of horror and innocence which is uniquely blended by King. The third novel in which the mentioned elements emerge is identified as The Long Walk. This novel is also dominated by essential psychological aspects contributing to the distinct tone and structure of the text. A recurring motif in King's prose, based on the respective three novels, is referred to as the persistent distortion of reality. This component, mixed with fear, adds to different interpretations of King's major texts. Horror is mixed with some of the most delicate feelings of individuals, as indicated in the respective research paper. The major conclusions presented in the paper are derived from both primary and secondary sources, with the idea to expand people's perspectives on the significance of Stephen King as a horror writer.
İstanbul'da bir grup ergen üzerinde cep telefonundan ayrı kalma korkusu (Nomofobi), bağlanma özellikleri, ruhsal ve davranışsal sorunlar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Nomofobi, bireylerin cep telefonlarıyla temaslarını kaybettiklerinde ortaya çıkan yoğun duygusal sıkıntı olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı bağlanma özellikleri, ruhsal ve davranışsal sorunlar ve nomofobi arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çalışma İstanbul'daki üç liseden gönüllü 819 ergen (%46 erkek, n = 379; % 54 kadın n = 440) ile yürütülmüştür. Katılımcılara uygulanan anketler, Nomofobi Anketi (NMP-Q), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) ve Ebeveyn ve Arkadaşlara Bağlanma Envanteridir (EABE). Ergenler, NMP-Q puanlarına göre, nomofobinin hafif, orta ve ciddi derecesine göre gruplandırılmıştır. EABE ve GGA puanları tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile karşılaştırılmıştır. Kategorik değişkenler ki-kare testi ile karşılaştırılmıştır. Ölçekler arası ilişkiyi belirlemek için Pearson Momentler Çarpımı Korelayon Analizi yapılmıştır. Bağlanma puanlarının ve ruhsal ve davranışsal sorunların NMP-Q düzeylerinde öngörülebilirliği çok değişkenli doğrusal regresyon analizi ile test edilmiştir. Katılımcıların % 34.3'ü (n = 281) hafif, % 55.4'ü (n = 453) orta, % 10.4'ü (n = 85) ciddi nomofobi derecesinde çıkmıştır. Anne ve babanın bağlanma puanları anlamlı derecede düşük, yabancılaşma puanları ciddi nomofobi grubunda orta ve hafif derecede nomofobi grubuna göre anlamlı derecede yüksektir (p <0.05). Ergenlerin GGA toplam sorun puanları, davranış sorunları, duygusal sorunları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite alt ölçeği puanları ciddi nomofobi grubunda orta ve hafif derecedeki nomofobi gruplarına göre anlamlı derecede yüksek çıkmıştır (p <0.05). Korelasyon analizine göre, toplam NMP-Q skorlarının, ergenlerin GGA toplam sorun puanlarıyla (r = 225) pozitif korelasyon gösterdiği ve anne bağlanma toplam (r = -121) ve baba bağlanma toplam (r = -122) puanları ile negatif korelasyon gösterdiği ortaya çıkmıştır, EBAE (p <.0.01). Çoklu doğrusal regresyon analizinde ise, tüm alt ölçekler analiz edilmiş ve EABE'nin anne ve baba bağlanma toplam puanları, baba iletişim puanı (p <0.05) ve anne yabancılaşma puanı (p <0.05), nomofobi puanlarını önemli ölçüde etkilemektedir. GGA ergen toplam sorun puanı (p <0.05) ise nomofobi puanlarını önemli ölçüde etkilemede anlamlılığa yaklaşmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, hem akademik hem de klinik alanda nomofobisi olan ergenleri değerlendirirken bağlanma özelliklerine, ruhsal ve davranışsal sorunlara odaklanmanın önemli olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, Cep telefonundan ayrı kalma korkusu(Nomofobi), Ruhsal ve Davranışsal Sorunlar, Ergenlik.
Analysis of Edgar Allan Poe's horror stories from the perspective of literary semiotics
Semiotics which is defined in its simpliest form as the study of signs has developed rapidly since 1960's until the current time, and it has headed to a greater aim than the one it involves in its name. This aim which is far beyond the identification of mere signs or the functional classification of them is to explain the way the signs get systematized and to examine those systematized signs. One of the systematized signs is the piece of literature. A work of literature is a systematized sign which is consisted by the integration of linguistic signs. It is the literary semiotics that has undertaken the analysis of such a sign system. When we assume that we live in a world full of signs, it would not be faulty to assert that there are lots of systems formed by the same kind of signs, and lots of semiotic enterprises to analyze them. One of those enterprises is literary semiotics. In this study, three horror stories of Edgar Allan Poe have been analyzed by taking into consideration of the tenets of literary semiotics. The aim of the study is to present the ways of implementing semiotic analysis and to examine the semantic universes of the stories. In the conclusion of the study, the issues involving in what ways Poe created the sense of horror, and on which oppositions he structured his stories have been revealed. In the light of the findings, it has been identified that the directions of transitions in three stories are from life to death, good to evil, from existence to absence, and from bright to darkness. The study consists of four main chapters. In the first chapter, the aim, importance, problem and assumptions of the study have been identified. There is also a literature review part comprising the variable studies in Turkey and other countries in the field of semiotics. In the second chapter, a comprehensive explanation of semiotics has been made, and information on its history and development has been given. Then, it has been given place to the studies of Charles Sanders Peirce and Ferdinand de Saussure who are the two important names of current semiotics. Subsequently, there has been given information on Algirdas Julien Greimas who is accepted as the founding father of literary semitoics, and Paris School of Semiotics. Lastly in this chapter, the semiotic method of the study used for the analysis of Poe's stories, and sequence of its implementation have been defined. In the third chapter, three horror stories of Edgar Allan Poe, "The Tell-Tale Heart", "The Black Cat" and "The Cask of Amontillado" have been analyzed. Each story has been examined in three levels which are respectively discursive, narrative and deep-abstract levels. The reason for doing so is the tendency of semiotics to handle a text as complete as possible. The fourth chapter is the last one in the study. In this part, the gathered outcomes of the analysis performed in previous chapter have been presented, and it has been attempted to give answers to the basic and sub-problem questions. Keywords: Literary Semiotics, Greimas, The Tell-Tale Heart, The Black Cat, The Cask of Amontillado, Semiotic Analysis, Horror Story
The association between posttraumatic stress disorder and trauma-related guilt, shame, fear, and sense of control in women with sexual trauma
Peri-trauma emotional reactions and sense of control have been shown to be important predictors of post-traumatic stress disorder (PTSD) in various groups of trauma survivors. It is not clear how these reactions exert their impact on PTSD. One hypothesis could be that post-trauma fear due to an ongoing sense to threat to safety and sense of helplessness in life, trauma-related shame and guilt cognitions mediate the association between peri-trauma reactions and PTSD. These post-trauma reactions have been reported to be associated with PTSD. The present study examined these associations using structural equation modeling (SEM) in sexual trauma survivors. Data from 601 women with sexual trauma history were collected using the Facebook advertisement tool. Survivors completed online versions of Trauma-Related Guilt Inventory, Trauma-Related Shame Inventory, Fear and Loss of Control Scale and Traumatic Stress Symptom Checklist and rated their peri-trauma fear / distress / discomfort and sense of control. Both the measurement model and the structural model provided an acceptable fit. The findings provided support to the hypothesis that the relationship between PTSD symptom severity and peri-trauma distress and sense of control is mediated through post-trauma fear and helplessness responses and trauma-related shame but did not support the mediatory role of guilt cognitions. These findings highlight the important role played by post-trauma emotional reactions in traumatic stress and suggest that effective psychological interventions aimed at reducing fear and shame and enhancing sense of control over one's life would be effective in improving traumatic stress symptoms in survivors of sexual trauma.
Korkusu olan ve olmayan 3-6 yaş arası çocukların, anne baba tutumlarının ve anne baba kaygısının çocukların korkularına olan etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada korkusu olan ve olmayan 3-6 yaş arası çocukların anne ve baba tutumlarının ve anne babalarının kaygısının çocuklarının korkularına olan etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada 103 çocuk ve 103 çift anne baba ile çalışılmıştır. Demir ve Şendil (2008) tarafından geliştirilen Ebeveyn Tutum ölçeği, Öner ve Le Compte (1985) tarafından geliştirilen Durumluk, Sürekli Kaygı Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan demografik veri formu kullanılmıştır. Analizler sonucunda demokratik ve otoriter tutumların, sosyoekonomik düzey ve eğitim düzeyi ile anne-babanın çocukluk korkularının, çocuklardaki korkuyu yordadığı bulunmuştur. Elde edilen bulgular yapılan araştırmalarla tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Korku, Çocuklarda Korku, Anne Baba Tutumları,Ebeveynlerde Kaygı, Durumluk Sürekli Kaygı
Emrah Serbes romanlarında Tekinsiz'in dünyası
Bu çalışmanın amacı, Emrah Serbes'in romanlarından yola çıkarak günümüzdeki toplumun sosyolojik olarak geçirdiği dönüşümü anlamak ve yeni düzende meydana gelen problemleri açığa çıkarmaktır. Bu nedenle Serbes'in romanlarında ön plana çıkan korku, güvensizlik, belirsizlik gibi olgular 'tekinsizlik' kavramı içerisinde değerlendirmeye alınmıştır. Dünya bugün olağanüstü bir değişim içerisindedir. Bu durum insanları ve toplumsal yaşayışı büyük bir bilinmeze ve belirsizliğe doğru sürüklemektedir. Böylece insanın sahip olduğu her şey etkilenmekte ve yok olma tehlikesine girmektedir. Toplumsal gelişme ve ilerleme düşüncesinin yok olması, anti-toplumsallaşma, belirsizlik, kendiliğindenlik, artan eşitsizlikler tekinsiz yaşam şartları oluşturarak toplumsal yaşamı giderek korkutucu bir boyuta sürüklemektedir. Belirsizlik ve tekinsizlikle iç içe olan küresel dünya koşulları, sosyolojinin temel kavram ve kuramlarını da etkilemektedir. Böylece tekinsizlik, sosyolojinin bir konusu olarak gündeme gelmektedir. Sosyoloji yeni dönemde devam eden tartışmalarla beraber yeni toplumu ve ilişkileri tanımlamaya çalışmaktadır. İnsanların içinde bulundukları korkular, belirsizlikler, sıkıntılar, melankoli vb. hayatımızda var olan kavramlar geleceği de belirsizleştirmektedir. Sosyolojide geleceksizlik, belirsizlik ilk defa gündeme gelirken bu konu daha çok edebiyat çerçevesinde yeni bir türe dönüşmüştür. Bizim bu konuyu romandan yola çıkarak ele almamızın nedeni budur. Sosyoloji ve edebiyat/roman ilişkisi daha başlangıçtan beri vardır. Roman, toplumsal gerçekliği ve toplumsal ilişkileri yansıtmakta bu açıdan sosyolojik çözümlemenin yanında durmaktadır. Günümüz sorunlarını tespit etmek, saptamak hem de 'tekinsizlik' ile ilgili belli görüşleri ortaya koymak için böyle bir çalışma yapılmıştır. Mevcut ana akım sosyoloji dışında ortaya çıkan konu ve sorunları belirlemek amacıyla da Emrah Serbes'in romanları tercih edilmiştir. Emrah Serbes' in romanlarında tekinsizlik teması incelenip romandaki karakterler, ilişkiler, mekanlar ile tekinsizlik arasında bağlantı kurulmuş, belli sonuçlara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tekinsizlik, Korku, Belirsizlik, Anti-toplumsallaşma, Emrah Serbes
Toplumsallaşmış korkunun grafik anlatımı
Korku, içgüdüsel olarak insanın hayatta kalma çabasının kaynağıdır. Aynı zamanda toplumda ortak bir davranış kalıbı yaratmanın ön koşuludur. Korku duygusuyla biçimlenmiş bir toplum, özgürlük duygusunu yitirir ve güven duygusu geliştiremez. Bu durum o topluma ait kurallar çerçevesinde gerçekleşir. İnsanları kontrol altında tutmak, yasaklayıcı ve zorlayıcı davranış kalıplarıyla iktidarlarını sürdürmek isteyenler ise insanlık tarihi kadar eskidir. Bir toplumun uymak zorunda olduğu davranış kalıplarını üreten gelenek ve görenek sayesinde birey, içinde yaşadığı toplumla iletişim kurar ve uyum sağlar. İnsan bu kural ve yaptırımların dışına çıkamaz, aksi takdirde dışlanma korkusu yaşar. İnsanda kaygı ve korku duygularını besleyen sınıfsal adaletsizlik, sermaye düzeni gibi kavramlar üzerinden yürütülecek bu tezin amacı; toplumdaki bireylerin geneline yayılmış olan farklı türdeki korkuları grafik tasarım diliyle anlatmaktır. Bununla bağlantılı olarak bir dizi eser üretilmiştir. Zorlanma, dışlanma, kenara itilmişlik, cezalandırma gibi kavramların normalleştirilmesi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan insan davranışlarının görsel yansımaları kapsam dahilindedir. İnsanı çevreleyen görsel mesajların dönüşüme uğramasıyla ilgili kaynak ve materyaller, çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda iletişim kanallarının, toplumu dönüştürmekte kullandığı görsel dilin etkisinde bir dizi poster üretilmiştir. Ayrıca eser metninde, çalışmayı destekleyici örneklere de yer verilmiştir.
Yetişkinlerde koronavirüs korkusu, psikolojik sağlamlık ve pozitif fonksiyonel tutumlar arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de yaşayan yetişkin bireylerde koronavirüs korkusuyla psikolojik sağlamlık ve pozitif fonksiyonel tutumlar arasındaki ilişkiyi ve koronavirüs korkusu ile pozitif fonksiyonel tutumların psikolojik sağlamlık üzerindeki yordayıcı gücünü araştırmaktır. İlişkisel tarama modeline göre yapılan araştırmanın örneklemini 478 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler, sosyodemografik bilgi formu, Koronavirüs Korkusu Ölçeği, Pozitif Fonksiyonel Tutumlar Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ile Pozitif Fonksiyonel Tutumlar Ölçeğinin toplam puanları arasında anlamlı pozitif korelasyon vardır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ile Koronavirüs Korkusu Ölçeği puanları arasında anlamlı negatif korelasyon vardır. Koronavirüs Korkusu Ölçeği ile Pozitif Fonksiyonel Tutumlar Ölçeğinin toplam puanları arasında anlamlı negatif korelasyon vardır. Pozitif Fonksiyonel Tutumlar Ölçeği puanları ile Koronavirüs Korkusu Ölçek puanları birlikte Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçek puanlarını anlamlı şekilde yordama gücüne sahiptir. Elde edilen bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.
Teknolojik determinizm bağlamında korku filmlerinin değişen evreni: Teknolojik korku filmleri özelinde sosyal medya filmleri
Bu çalışma, korku sinemasının tarihine inerek korku sinemasında tür kavramını dönemlerine ayırarak incelemektedir. Çalışma, korku sinemasının alt türleri üzerinde dururken her alt türün oluşmasını o dönem içindeki bir olaya bağlamaktadır. Çalışma, aynı zamanda teknolojinin gelişmesi ile bu dönemde yeni bir alt türün ortaya çıktığını ve bu alt türün teknolojik korku filmleri olarak adlandırıldığını söylemektedir. Çalışmada, teknolojik korku filmlerini incelerken özellikle insanların kaygılarından beslenerek ortaya çıkmış olan sosyal medya filmlerini incelenerek, sosyal medya filmlerinin insanların hayatındaki yeri, önemi ve etkileri irdelenmektedir. Çalışmada tüm bu bilgiler, teknolojik determinizm ile desteklemektedir. Sosyal medya filmleri incelenirken sosyal medya, karakter ve evren olarak detaylı inceleme yapılmıştır. Tüm bu bilgiler doğrultusunda, çalışma, korku filmlerinin gerçek evrenden uzaklaşarak sanal bir evrende geçtiğini ve ilerleyen teknolojik gelişmelerle birlikte artık korkunun daha soyut bir evrende olduğunu tüm bu durumların insanların korkularına yeni şekiller verdiğini, korku filmi ve izleyici arasındaki ilişkiyi daha katmanlı bir hale çevirdiğini savunmaktadır.
Hastaların ameliyat öncesi anksiyete düzeyi ile COVİD-19 korku düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi.
Amaç: Bu çalışma elektif cerrahi operasyon geçirecek hastalarda ameliyat öncesi anksiyete düzeyi ile COVID-19 korku düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gereç-Yöntem: Bu araştırma bir üniversite hastanesinin Kalp ve Damar Cerrahisi Servisi ve Genel Cerrahi Servisi birimlerinde elektif operasyon geçirecek 479 hasta ile ameliyat öncesi dönemde yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak, Ocak 2021- Haziran 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında "Sosyodemografik Bilgi Formu", "COVID-19 Korkusu Ölçeği" ve "Durumluk/Sürekli Kaygı Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 59,15 (±15,72)'dir. COVID-19 Korku Ölçeği puanı ortalaması 14,27 (±5,46), Durumluk Kaygı Ölçeği puanı ortalaması 31,05 (±7,92), Sürekli Kaygı Ölçeği puanı ortalaması 38,69 (±8,81) olarak bulundu. COVID-19 Korku Ölçeği puanı ile Durumluk Kaygı Ölçeği puanı arasında korelasyon saptanmazken, Sürekli Kaygı Ölçeği puanı ile pozitif yönlü zayıf bir ilişki saptanmıştır (r=0,107 p<0,05). Sonuç: Sürekli kaygı düzeyi yüksek olan hastaların COVID-19'a yönelik korku düzeylerinin de yüksek olduğu saptanmıştır.
Kadına yönelik şiddet haberlerine ilişkin medya takip alışkanlıklarının, şiddet tehdidi değerlendirmesinin, korku, çaresizlik, umutsuzluk, talihsizlik düzeyleri ve benlik algısının depresyon üzerindeki rolleri
Bu araştırma kadına yönelik şiddet haberlerine maruz kalmaya ilişkin medya takip alışkanlıklarının, şiddet tehdidi değerlendirmesinin, korku, çaresizlik, umutsuzluk, talihsizlik düzeyleri ve benlik algısının depresyon üzerindeki rollerini incelemeyi amaçlamaktadır. İlişkisel tarama modeline göre kurgulanan araştırmanın örneklemini gönüllü katılım sağlayan 18-65 yaş aralığındaki 310 kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerini elde etmek için Demografik Bilgi Formu, Medya Takip Alışkanlıkları Formu, Devam Eden Şiddet Tehdidi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Korku ve Kontrol Duygusu Ölçeği, Spielberger'in Durumluk- Sürekli Kaygı Envanteri, Umutsuzluk Çaresizlik ve Talihsizlik Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda, kadına yönelik şiddet haberlerine maruz kalma oranının yüksek oluşunun kadınlarda depresyon, talihsizlik, korku, sürekli ve durumluk kaygı düzeyini arttırdığı tespit edilmiştir. Kadınlarda benlik saygısı düzeyinin yüksek olmasının kadına yönelik devam eden şiddeti değerlendirme düzeyini düşürdüğü korku, çaresizlik ve talihsizlik düzeyinin yüksek olmasının ise kadına yönelik devam eden şiddeti değerlendirme düzeyini arttırdığı ortaya konmuştur.
Behçet Necatigil'in eserlerinde korku ve kaygı
Cumhuriyet devri şairlerinden olan Behçet Necatigil eserlerinde korku, kaygı, tedirginlik, endişe gibi temalara sık sık yer vermiştir. Korku perspektifiyle onun eserlerini incelemek, eserleri hakkındaki tartışmalara yeni bir bakış açısı kazandırabilir. Bunun yanı sıra onun eserlerinde gizli, kapalı olan anlamlar yeniden yorumlanıp onun yazma eyleminin temeli hakkında düşünülebilir. Bu çalışmada, böyle bir hedefle yola çıkılarak onun eserleri korku perspektifiyle incelenmiştir. Bunun sonucunda Necatigil'in eserlerinde sık sık tartışılan gelenek, modern yönünün aslında bütün insanlarda ortak bir duygu olan "korku" sentezine dayandığı görülmüştür. Korku temasıyla onun şiirlerini analiz etmek, psikoloji, felsefe, din gibi çeşitli disiplinleri incelemeyi de beraberinde getirir. Bununla beraber onun eserleri incelendiğinde eserlerinin çeşitli disiplinlerin derinliğini taşıdığı da görülmüştür. Bütün bunların sonucunda korkunun Necatigil'in eserlerinde bir merkez noktası olduğu ve böyle bir merkezle eserlerinin yeni anlamlar kazandığı söylenebilir. Korku odağıyla onun eserlerini incelemek bütün bunların yanı sıra ondaki yazma fikri üzerine de yeni şeyler ortaya koymayı beraberinde getirecektir.
Yaşam doyumunu yordamada yükseköğrenim yaşam doyumu ve COVID-19 korkusu
Bu çalışmanın amacı yükseköğrenim yaşam doyumunun ve COVID-19 korkusunun yaşam doyumunu ne düzeyde yordadığının incelenmesidir. Araştırmanın evrenini 2020-2021 Bahar döneminde İstanbul ilinde devlet ve vakıf üniversitelerinde eğitim görmekte olan öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi uygun örneklem yöntemi ile oluşturulmuştur. Araştırmaya 510 kadın, 108 erkek öğrenci katılım göstermiştir. Araştırmanın amacına uygun olarak betimsel ve ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Yaşam Doyumu Ölçeği, Yükseköğrenim Yaşam Doyumu Ölçeği, KOVİD-19 Korkusu Ölçeği ve Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Üniversite öğrencilerinin yaşam doyumunu yükseköğrenim yaşam doyumu ve COVID-19 korkusunun ne düzeyde yordadığını sınamak için öncelikle korelasyon analizleri yapılmış ve ardından basit doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Üniversite öğrencilerinin yaşam doyumu, yükseköğrenim yaşam doyumu ve COVID-19 korkusu puanlarının yaş, cinsiyet, sosyoekonomik düzey, genel not ortalaması ve üniversite türüne göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğini değerlendirmek için bağımsız örneklemler t testi analizi ve ANOVA testi gerçekleştirilmiştir. Verilerin istatistiksel açıdan çözümlenme sürecinde SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre yükseköğrenim yaşam doyumu ve yaşam doyumu arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki saptanmış ancak COVID-19 korkusu ve yaşam doyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Yükseköğrenim yaşam doyumunun yaşam doyumundaki varyansın %12.9'unu açıkladığı tespit edilmiştir. Yaşam doyumunun sosyoekonomik düzeye göre, yükseköğrenim yaşam doyumunun üniversite türü ve genel not ortalamasına göre, COVID-19 korkusunun ise cinsiyete göre farklılaştığı görülmüştür.