Korku
Bu konu başlığı altında 177 tez
COVID-19 salgını korkusunun sağlık çalışanlarının etik ahlaki duyarlılık durumları ve iş yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma, Covid-19 salgını korkusunun sağlık çalışanlarının etik ahlaki duyarlılık durumları ve iş yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma ilişki arayan tanımlayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın verileri "Koronavirüs 19 Fobisi (CP19-S) Ölçeği", "Ahlaki Duyarlılık Anketi", "İş Yaşam Kalitesi Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Veriler Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Korkuteli Devlet Hastanesi'nde araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden hemşirelerden ve doktorlardan toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan hemşireler (1074 kişi) ve doktorlar (883 kişi) ile Korkuteli Devlet Hastanesi'nde görev yapan hemşireler (70 kişi) ve doktorlar (30 kişi) oluşturmaktadır. Örneklem sayısı G- Power 3.1.9.2 programı aracılığıyla hesaplanmıştır. Çalışmaya 205'i kadın 87'si erkek olmak üzere 292 kişi katılmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS 22.0 versiyonu ile yapılmıştır. Normal dağılım gösteren değişkenler One Sample t-testi ve One Way ANOVA testi, normal dağılım göstermeyenler ise Mann-Whitney U testi ve Kruskall-Wallis testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan katılımcıların %67.12'si hemşire, %70.21'i kadın, %29.79'u erkek, yoğun olarak %52.05 ile 20-31 arası yaş grubunda, %57.53'ünün evli ve %47.94'ünün çocuk sahibi olduğu saptandı. Katılımcıların %17.80'inin Covid-19 servisinde, %56.5'inin diğer yataklı servislerde çalıştığı, en fazla katılımcının %40.75 ile lisans eğitim seviyesinde ve %41.09 ile de 0-5 yılları arasında çalışma deneyimine sahip olan gruplardan oluştuğu bulunmuştur. Tanıtıcı özelliklerden sadece çalışılan yıl ile her üç ölçek arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. 24 yıl ve üzeri çalışanlarda Covid-19 korkusunun düşük, ahlaki duyarlılığın yüksek, iş yaşam kalitesinin düşük olduğu görülmüştür. Covid-19 Fobi Ölçeği ile cinsiyet, meslek, çocuk sahibi olma durumu, medeni durum, çalışılan servis ve yaş arasında yapılan analizler sonucu istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05). Covid-19 Fobisi Ölçek toplam puanı ile İş Yaşam Kalitesi Ölçek toplam puanı ve Ahlaki Duyarlılık Anketi toplam puanı arasındaki ilişki incelendiğinde de istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05). Çalışma sonuçları Covid-19 salgını korkusunun hemşirelerde ve doktorlarda iş yaşam kalitesi ve ahlaki duyarlılık durumları üzerinde etkili olduğu yönünde yordanabilir. Salgın durumunda en büyük risk altındaki sağlık çalışanları üzerinde daha büyük örneklem gruplarında daha çok çalışma yapılması önerilmektedir.
Animasyonda korkunun temsili ve örnek bir uygulama filmi
Korku insanlık tarihi boyunca en güçlü duygulanım durumlarından biri olmuştur. En başta ölüm korkusu olmak üzere bütün korkuların temelinde var olan bilinmezlik, korku yerine kaygı durumu yaratmaktadır. İnsanoğlu bilinmezliğin getirdiği kaygıyla baş edebilmek için, bilinmeyen her şeyi bir biçime ve içeriğe kavuşturarak onu simgeleştirmiştir. Bilinmeyen olaylar ve nesneler hortlak, cin, hayalet gibi biçimlerle öncelikle sözlü ve yazılı edebiyatta simgeleşerek mitoloji ve dinlerin temel konularından biri haline gelmiştir. Sinemanın icadıyla birlikte korku simgeleri yeni bir alan kazanmış ve geçmişten gelen biçim ve anlamlarına yenilerini eklemiş ya da onları dönüştürmüştür. Sinemadan çok daha önce korku simgelerini kullanmaya başlayan animasyon ortamı, bilinmeyenleri belirli bir forma ve içeriğe kavuşturmada yapısı itibariyle sınırsız bir dünya sunabilmiştir. Böylece korkunun simgeleri ve animasyon arasında güçlü bir ilişki günümüze kadar gelmiştir. Bu araştırmada sözü edilen korku simgelerinin ve uylaşımlarının animasyon ortamıyla geçmişte nasıl bir ilişki kurduğu incelenmiş ve günümüzde geniş kitlelerin beğenisini ve takdirini kazanmış animasyon filmlerde nasıl işlendiği çözümlenmeye çalışılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlar, korkunun günümüzde animasyon filmlerde nasıl temsil edildiğini ortaya koymuş ve belirli şablonlar sunarak korkunun animasyon sineması için önemi vurgulanmıştır. Bunun yanında araştırmanın sonuçlarına dayanarak bir uygulama filmi yapılmıştır.
Sağlık okuryazarlığı düzeyinin COVİD-19 korkusu üzerine etkisi
Giriş ve Amaç: Sağlık okuryazarlığı; kişilerin sağlıkla ilgili bilgileri ve teknolojileri anlamalarına ve kullanmalarına izin veren, sağlıkla ilgili konularda sağlık çalışanları ile problemsiz iletişim kurabilmelerini sağlayan ve ayrıca edindikleri tüm bu bilgileri eleştirebilmeye de olanak tanıyan bilgi ve becerilere sahip olmak anlamına gelmektedir. COVID-19'un hızla pandemiye dönüşümü, insanları bu yeni durum hakkında bilgi edinmeye, bu bilgileri uygulamaya ve davranışlarını da bu bilgilere göre değiştirmeye zorlamıştır. Sağlık verilerini anlayamamak paniğe neden olabilir, gerçek bilginin ve doğru bilgi kaynaklarının etkisini azaltabilir. Bu nedenle yüksek seviyedeki sağlık okuryazarlığının, kriz durumları için gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada sağlık okuryazarlığının; pandemi ortamında COVİD-19 korku düzeyi üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma 2021 yılının Nisan ayında, hastanemize başvuran 268 yetişkinle yapıldı. Bireylere; Sosyodemografik Veri Toplama Aracıyla beraber TSOY-32 Ölçeği ve COVİD-19 Korkusu Ölçeği uygulandı. Bulgular: Analiz sonuçlarına göre TSOY-32 ölçek puanının 1 birim artmasının COVID-19 Korkusu Ölçek puanında 0,28 birim azalmaya sebep olduğu belirlendi. (P<0.05) TSOY-32 düzeyi yetersiz olan katılımcıların COVID-19 Korkusu Ölçek puanları, TSOY-32 düzeyi sorunlu–sınırlı, yeterli ve mükemmel düzeyde olan katılımcılara göre anlamlı daha yüksektir. (P=0.047, P=0.001, P<0.001). Katılımcılardan COVID-19 hastalığı geçirenlerin sağlık okuryazarlığı düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düşük bulunmuştur (P=0.034). Tartışma-Sonuç: Çalışmamızda TSOY-32 ölçek puanı, ülkemizde pandemi öncesi yapılmış çalışmalara nazaran daha yüksektir. Bu da pandeminin sağlık okuryazarlığı üzerine etkisi olarak düşünülebilir. Sağlık okuryazarlığının, insanların ruh sağlığını korumaya ve yaşam kalitesini artırmaya yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Çalışmamızda COVİD-19 hastalığı geçiren kişilerin sağlık okuryazarlığı, geçirmeyen kişilere göre anlamlı olarak düşük çıkmıştır bu da yukarıdaki açıklamayı desteklemektedir. Bu nedenle insanların sağlık okuryazarlığını yükseltmek, korkularını azaltmak ve sağlıklarını arttırmak için stratejik bir yaklaşım olabilir. Ayrıca sağlık okuryazarlığının, mevcut pandemiyi ve gelecekteki potansiyel pandemileri azaltmak ve kontrol altına almak için sosyal sorumluluğun temel bir unsuru olarak görülmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Covid-19 korkusu, Sağlık okuryazarlığı, Pandemi psikolojisi
Meme kanseri hastalarında nüks korkusunun sağlık okuryazarlığı ile ilişkisi
Amaç: Nüks korkusu kanser hastalarında sık görülmektedir ve yüksek düzeydeki nüks korkusu, kanser hastalarında psikiyatrik problemlere yol açabilmektedir. Bu çalışma, kanser hastaları arasında sağlık okuryazarlığı düşük olanların nüks korkusuyla daha fazla ilişkilendirildiği hipotezini incelemekte olup nüks korkusunu azaltmak ve sağlık okuryazarlığını artırmak için öneriler ve müdahaleler sunmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında, 01.03.2023 ile 31.05.2023 tarihleri arasında, Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran meme kanseri tanısı alıp tedavilerini tamamlayan 50 kadın hastayla yüz yüze görüşme yapıldı. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, Kanserden Sağ Kalanlarda Erişkin Yaşam Kalitesi Ölçeğinin Nüks Endişesi Alt Boyutu ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı-32 ölçeği uygulandı. Bulgular: Yapılan araştırma sonucunda nüks korkusu ile sağlık okuryazarlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Tek veya çift memede kanser tanısı alan hastalar içinde, çift memede kanser tanısı alanlarda nüks korkusu anlamlı olarak daha yüksek seviyede bulundu (p<0,05). İncelenen diğer sosyodemografik ve hastalık özellikleri ile nüks korkusu arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0,05). Sonuçlar: Bu çalışmaya katılan meme kanseri hastalarında, nüks korkusu ve sağlık okuryazarlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Bu çalışmanın hipotezi, sağlık okuryazarlığı arttıkça nüks korkusunun azalacağıydı. Ancak sağlık okuryazarlığı yüksek olan bazı hastalar, riskleri daha iyi görüp daha yüksek nüks korkusu yaşıyor olabilir. Bu durum analizleri etkilemiş ve nüks korkusu ile sağlık okuryazarlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmasını engellemiş olabilir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, Nüks korkusu, Sağlık okuryazarlığı
Kalp hastalarına verilen eğitimin COVID-19 korkusu, anksiyete ve koruyucu önlemleri (el yıkama ve maske kullanımı) doğru uygulamaya etkisi
Araştırma Bursa Uludağ Üniversitesi Kardiyoloji kliniğinde yatan kalp hastalarına verilen el yıkama ve maske kullanma eğitiminin doğru el yıkama ve doğru maske kullanma tekniği, COVID-19 korkusu ve yaygın anksiyete üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma öncesi örneklem büyüklüğü, %80 güç, 0,05 anlamlılık düzeyinde ve 0,60 etki büyüklüğüne göre her bir grup için en az 45 olarak hesaplanmıştır. Çalışmadan kayıplar olabileceği düşüncesiyle kriterlere uyan 112 gönüllü kişi dahil edilmiştir. Çalışma müdahale grubu (n=50) ve kontrol grubu (n=55) olmak üzere toplam 105 kişiyle tamamlandı. Araştırmaya katılan müdahale grubunun yaş ortalaması 46,16±15,89 yıl, Kontrol grubunun 52,20±14,87 yıldır. 'COVID-19 Enfeksiyon Zincirinin Kırılmasına Yönelik Önerilere Uyum Formu' puan ortalaması müdahale grubunda 103,14 ±16,68, kontrol grubunda 99,62±19,99'dur. 'COVID-19'un Günlük Yaşam Aktivelerde Yaptığı Değişimlere Uyum Formu' puan ortalaması müdahale grubunda 22,00± 1,31, kontrol grubunda 21,33± 3,85'dır. Kalp hastalarına verilen eğitimin, doğru el yıkama tekniğini (p<0,001) ve doğru maske kullanma tekniğini (p<0,001) artırdığı, COVID-19 korkusu (p<0,001) ve anksiyetesini (p<0,001) azalttığı saptanmıştır (p <0,05). Müdahale grubunda el yıkama puanını, eğitim pozitif yönde etkilerken yaş ve kalp hastası olarak yaşanılan süre negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda maske kullanma puanına COVID-19 Enfeksiyon Zincirinin Kırılmasına Yönelik Önerilere Uyum puanı pozitif yönde etkilerken yaş negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda COVID-19 Korku Ölçeği puanına anksiyete puanı pozitif yönde etkilerken COVID-19'un Günlük Yaşam Aktivelerde Yaptığı Değişimlere Uyum Formu puanı negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda izlem anksiyete puanına izlem koronavirüs korku puanı pozitif yönde etki etmiştir (p<0,05). Salgının önlenmesinde kalp hastalarına verilen eğitimin diğer riskli gruplarına da yapılmasının uygun olduğu düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Maske Kullanma, El Yıkama, COVID-19, Korku, Anksiyete, Kalp Hastaları
Birinci derece yakını meme kanseri olan kadınların meme kanseri korkusunun erken tanı davranışları üzerinde etkisi
Bu çalışmanın amacı birinci derece yakını meme kanseri olan kadınların meme kanseri korkusunun erken tanı davranışları üzerinde etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini 03 Haziran -02 Aralık 2019 tarihleri arasında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Hematoloji-Onkoloji servisinde meme kanseri tanısıyla yatan kadınların birinci derece yakınları ile Hematoloji-Onkoloji günü birlik servisine başvuran meme kanserli kadınların birinci derece yakını 108 kadın oluşturdu. Verilerin toplanmasında Kişisel Tanımlayıcı Bilgi Formu ve Meme Kanseri Korku Ölçeği kullanıldı. Veriler IBM SPSS 22 programında sıklık, yüzde, ortalama, testi, Anova, Post Hoc Tukey, Pearson korelasyon ve Regresyon analizleriyle değerlendirildi. Araştırmanın sonucunda; kadınların %25,0'i düzenli olarak kendi kendine meme muayenesi yaparken, klinik meme muayenesi ve mamografi yaptıran kadınların oranı sırasıyla %23,1 ve %19,4'tür. Birinci derece yakını meme kanseri olan kadınların; yaşları arttıkça kadınların meme kanseri korku ölçeğinden aldığı puanlarda düşmekte olduğu saptandı. Ortaokul mezunu olan kadınların meme kanseri korkusu ölçeğinden aldıkları puanlar ilkokul mezunu olan ve okuryazar olmayan kadınların meme kanseri korkusu ölçeğinden aldıkları puanlara göre daha yüksek olduğu görüldü (p=0,02; p<0,01). Annesi meme kanseri olan kadınların meme kanseri korkusu ölçeğinden aldıkları puanlar kardeşi veya ablası meme kanseri olan kadınların meme kanseri korkusu ölçeğinden aldıkları puanlara göre daha yüksek olduğu görüldü (p=0,013; p<0,05). Menopozda olan kadınların meme kanseri korkusu ölçeğinden aldığı puanlar menopozda olmayan kadınların meme kanseri korkusu ölçeğinden aldığı puanlara göre daha yüksek olduğu belirlendi (p=0,021; p<0,05). Kadınların %57,4'ü yüksek düzeyde meme kanseri korkusu yaşadığı ve meme kanseri korkusu ile kadınların erken tanı davranışları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p<0.05). Araştırmamızın sonucunda meme kanserinin genetik geçişi nedeniyle, yakını meme kanseri olan kadınlara erken tanı davranışlarını konusunda girişimler yapılarak farkındalığın artırılması önerilmektedir.
Üniversite öğrencilerinde terör korkusu ve güvenlik algısının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Terörizm insanlarda korku atmosferi yaratmak için planlanan şiddet veya şiddet tehdidi olarak belirtilmiştir. Terör eylemlerinin amacı hasar, yaralanma ve can kaybı gibi kısa dönemde kendini gösteren etkilerinden ziyade toplumda yaşayan bireyler üzerinde oluşan uzun dönemli psikolojik etkilerdir. Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin terör korkusuna ilişkin algıladığı boyutları belirlemek ve bu boyutların algılanma düzeylerini ortaya koymaktır. Ayrıca bu çalışmada üniversite öğrencilerinde terör korkusu ve güvenlik algısının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda Gaziantep'te eğitim gören 328 üniversite öğrencisine anket uygulanmıştır. Araştırma kapsamında üniversite öğrencilerinin terör eylemlerine ilişkin ''güvenlik algısı' ve '' terör korkusu'' olmak üzere iki farklı algıya sahip oldukları görülmüştür. Araştırmanın sonuçlarına göre üniversite öğrencilerinin terör korkusu ve güvenlik algılarının kısmen yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlara göre tüm boyutlarda cinsiyet ve yaş değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir. Ortalamalara bakıldığında erkeklerin güvenlik algısı düzeyinin kadınlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Kadınların da terör korkusu düzeyinin erkeklere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Lisansüstü öğrencilerinin, lisans öğrencilerine göre terör korkusunu daha yüksek düzeyde algıladıkları görülmüştür. Ayrıca orta düzey geliri olan katılımcıların diğer katılımcılara göre daha düşük düzeyde terör korkusu algıladıkları görülmüştür. Bunun yanı sıra anne ve babayla yaşayan katılımcıların, eş ve çocuklarla yaşayan katılımcılara göre daha yüksek düzeyde güvenlik algısına sahip oldukları sonucuna varılmıştır. Daha önce bir terör eylemine şahit olmuş kişilerin böyle bir duruma şahit olmamış kişilere göre daha yüksek düzeyde terör korkusu ve daha düşük düzeyde güvenlik algısı yaşadıkları tespit edilmiştir. Ayrıca herhangi bir yakını terör eylemlerinde akrabası veya yakını mağdur olmuş kişilerin terör korkusunu nispeten daha yüksek düzeyde, güvenlik algısını da nispeten daha düşük düzeyde algıladıkları görülmüştür. Sonuç olarak terör olgusunun üniversite öğrencilerinin olumsuz bir şekilde etkileyerek tedirginlik oluşturduğu görülmüştür. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kolluk kuvvetlerinin koruyucu ve önleyici operasyonları sayesinde bu öğrencilerin kendilerini güvende hissettikleri de anlaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle üniversite öğrencilerinin terör ve güvenlik algıları incelendiği bu çalışmada öğrencilerin terör korkusu orta düzeyde ve yüksek eğilimli olduğu görülmüştür. Ancak terörle mücadele kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin aldığı önlemler ve güvenlik tedbirlerinin de öğrencilerin güvenlik algısını bir o kadar artırdığı sonucu elde edilmiştir.
Pandemi sürecinde hemşirelerin COVID-19 korkusu ve tükenmişliğinin bakım davranışlarına etkisi
Çalışma, pandemi sürecinde hemşirelerin COVID-19 korkusu ve tükenmişliğinin bakım davranışlarına etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini, Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi (n=112) ve Beytepe Murat Erdi Eker Devlet Hastanesi'nde (n=43) çalışan toplam 155 hemşire oluşturdu. Örneklemini ise; araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 131 hemşire oluşturdu. Çalışmanın verileri, hemşirelerin sosyodemografik özelliklerini ve pandemi sürecine ilişkin verileri içeren "Hemşire Bilgi Formu", "COVID-19 Korkusu Ölçeği", "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ve "Bakım Davranışları Ölçeği-24" ile toplandı. Verilerin analizi, SPSS sürüm 23 kullanılarak yapıldı. Tanımlayıcı istatistiklerde normal dağılıma sahip sürekli değişkenlerde ortalama ve standart sapma, normal dağılıma sahip olmayan sürekli değişkenler için ise ortanca, minimum-maksimum değerleri incelendi. Kategorik değişkenlerde sıklıklar ve yüzde kullanıldı. Çalışmamızın bulgularında; COVID-19 korkusu ile bakım davranışları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). Aynı zamanda tükenmişlik ile bakım davranışları arasında negatif yönlü anlamlı ilişki saptandı (p<0,05). COVID-19 korkusu ve tükenmişlik arttıkça hemşirelerin bakım davranışlarının azaldığı tespit edildi. Ayrıca, COVID-19 geçiren ve hastalığı ağır atlatan, aile üyelerinden COVID-19 tanısı alan, pandemi sürecinde normal mesai süresinden fazla çalışan, bakım davranışlarının olumsuz etkilendiğini düşünen, çalışma arkadaşlarıyla ilişkisinde değişiklik olan, aile ilişkileri olumsuz etkilenen ve çocuklarından ayrı kalmakta zorlanan hemşirelerin bakım davranışları anlamlı şekilde diğerlerinden düşük bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, hemşireler pandemi sürecinde COVID-19 korkusu, tükenmişlik ve pandemiye ilişkin zorluklar yaşamaktadır. Bu durumda hemşirelerin bakım davranışlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Anahtar Sözcük: Pandemi, COVID-19 Korkusu, Tükenmişlik, Bakım Davranışı, Hemşire
Kapitalizm ve korku
Bu çalışma kapitalist toplumda üretim ve tüketim alanındaki öznenin, Marx, Foucault ve Lacan'nın özne üzerine tartışmalarından hareketle korku ve kaygı üzerinde temellenen nasıl bir öznellik geliştirdiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Günümüzde kapitalist sistem devamlılığını sağlarken, insanı da kendisiyle birlikte dönüştürmektedir. Üretim ilişkileriyle kendisine bağladığı insanı gün geçtikçe çeşitlenen tüketim ürünleriyle de kendisine bağlamaktadır. Diğer taraftan kapitalizm dünyayı tehdit eden risklerin küresel düzeyde artmasıyla insanları korku durumlarını çoğaltan bir sistemdir. Bu çalışma kapitalist sistemin ilerlemesiyle birlikte insanların genel kaygı ve korku düzeylerinin arttığını, çalışmanın hayatta kalmak için zorunlu para kazanma kaynağı haline dönüşmesiyle, insanların üretim ilişkilerine mecburen eklemlenmesi sonucu yaşadığı korku ve kaygı durumlarını tartışmaktadır. Burada üretim ilişkilerinin bir egemenlik ilişkisine dönüşürken, çalışmanın bir statü halini alması, statü endişesini oluştururken, esnek üretime geçmeyle birlikte iş güvencesizliğinin getirdiği korku ve kaygıya değinildi. Diğer taraftan tüketimin artık bir ihtiyacı karşılamak yerine bizzat kendisinin bir ihtiyaç halini almasıyla tüketim toplumuna girdiğimizi ilan eden Baudrillard?dan hareketle, insanın salt kendisi istediği için değil, kendine ?rasyonel? diye sunulan davranışları yapmak, ürünleri tüketmek zorunda hissetmesiyle birlikte bu uyumlulaştırma sürecinin modern insanda açtığı korku ve kaygının varlığı ortaya konulmaya çalışıldı. Öznenin kapitalist toplumda artık nesneler, göstergeler ve resmin şiddetine maruz kaldığını tespit ettik. Büyüsü bozulan dünyada gösteri toplumu her şeyi temsile bırakıp kaçarken öznenin nasıl anlamsızlık dünyasında kaldığına ulaşıldı. Marx bize sosyalizm fikrini sunarken onu istememiz ve sosyalizmi kurmamızın en büyük nedenlerinden birisi olarak insanın kendi değerini kendi belirlemesi olarak ortaya koyar. Tüketim ve üretim ile çevrilmiş toplumun hiçbir zaman kendi değerini kendinin biçemediği, artık tükettikçe yok olan, sahip oldukça var olduğu yanılsaması yaşayan bir öznenin olduğu tespit edildi. Öznenin kendi değerini bulduğunu sandığı nesneler ve gösteri dünyası, yaşamanın anlamı gibi görünen üretim ilişkileri, öznenin kendisini kaybederek kendini gerçekleştirdiği, kendi hakikati olabilmek için başkası haline geldiği bir ortam olduğunun altı çizildi. Anahtar Kelimeler: Kapitalizm, Korku, Kaygı, Marx, Baudrillard, Tüketim, Üretim, Gösteri Toplumu, Özne, Öznellik, Debord, Tüketim Toplumu
Kur`an'ın korku olayı ile insana yaklaşımı
Bu çalışmada Kur'andaki korkutma ile ilgili ayetlerin anlaşılmasına çalışılmıştır. Bu çalışma "korku", "kaygı", "Kur'an'ın insana yaklaşımı" hakkında giriş niteliğinde bilgilerin sunulmasıyla başlamaktadır. Bu bölüm korku ile ilgili literatürdeki farklı bakış açılarını ortaya koymaktadır. Kur'an'ın insanı korkutması hadisesi hala tam olarak açıklanmıştır. Korku insan için çok önemli bir duygudur ve onun yaşamını etkilemektedir. Bu araştırma Kur'an'daki korku kavramlarını tespit edip insanın nelerle korkutulduğunu açıklamaya çalışacaktır. Böylece bu çalışma Kur'an'ın insanı neden korkuttuğu meselesini de incelemeye çalışacaktır. Kur'an'ın incelenmesi neticesinde, Kur'an'da insanın korkutulması hakkında bilgi verilmiştir: İnsan sosyal ve dini başarısızlık, ölüm, ahiret korkulan, hayatı ve maddi hayatı tehdit eden korkularla korkutulmaktadır. Bu korkulan kullanmak suretiyle Kur' an insana doğru yaşam metodunu sunar ve hangi fiillerin doğru veya yanlış olduğunu açıklar. Anahtar Kelimeler: Korku, kaygı, Kuran'ın insana yaklaşımı.
Toplumsal hareketlere katılımda duyguların rol ve etkileri
Bu araştırma, toplumsal hareketleri ve bu hareketler içerisinde yer alan kişilerin (aktivistler) profillerini, sahip oldukları duygular üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda araştırma çeşitli toplumsal hareketlere katılmış gönüllülük esasına dayalı olarak 181 kişi ile yürütülmüştür. Veriler; Sosyal Kişilik Özellikleri (SKÖ), Bireysel Özellikler, Güven Duygusu, Öfke Duygusu, Dışlanmışlık ve Hayal Kırıklığı Duygusu, Umut(suzluk) Duygusu, Korku Duygusu, Güncel Politika/Siyasete İlgi Konusu, Toplumsal Duyarlılık/Farkındalık ve Toplumsal Hareketler ölçekleri ile elde edilmiştir. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla SPSS (Statistical Package for the Social Sciences Version 25.0.0; SPSS Inc., Chicago, IL, ABD) programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonunda katılımcıların yaşı ve cinsiyetinin SKÖ, bireysel özellikler, öfke duygusu, dışlanmışlık ve hayal kırıklığı duygusu, umut(suzluk) duygusu, korku duygusu ve güncel politika/siyasete ilgi konusu gibi hususlarda grup ortalama düzeylerini etkilediği görülmüştür. Ayrıca katılımcı bireyin çalıştığı sektörün; sosyal kişilik özelliklerini, umut(suzluk) duygusunu ve toplumsal hareketler grup ortalama düzeylerini etkilerken; gelirin, SKÖ ve toplumsal hareketlerin grup ortalama düzeylerini de etkilediği ve yaşanılan şehrin, toplumsal duyarlılık/farkındalık bakımından grup ortalama düzeyleri üzerinde yine benzer şekilde etkili olduğu görülmüştür. Bunun yanında medeni durumun, SKÖ, öfke duygusu ve güncel politika/siyasete ilgi konusunda grup ortalama düzeylerini etkilediği görülmüştür. Ek olarak ailedeki kişi sayısı ve eğitim durumunun ise hiçbir değişkeni etkilemediği tespit edilmiştir.
Hastanede çalışan hemşirelerde COVID-19 korkusu ve iş stresi
Pandemi süresince COVID-19 tanısı alan bireylerin tedavi ve bakımında hemşireler önemli roller üstlenmiştir. Pandemi öncesinde çeşitli nedenlerle hemşirelerin yaşadıkları iş stresine COVID-19 korkusu eklenmiştir. Pandemi sürecinde hemşirelerin ruh sağlığını etkileyen süreçleri ortaya koymak hemşirelerin sağlığını değerlendirmek ve hemşirelik hizmetlerinin etkili sunumunu yönetmek bakımından önemli bir halk sağlığı önceliğidir. Bu bağlamda çalışmanın amacı; hastanede çalışan hemşirelerde COVID-19 korkusu ve iş stresi düzeyini incelemektir. Kesitsel tipteki çalışmanın evreni, Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde çalışan hemşirelerdir. Araştırmaya gönüllü 270 hemşire katılmıştır. Veri, Sosyo-demografik Özellikler Formu, COVID-19 Korkusu Ölçeği ve Hemşire Stres Ölçeği aracılığıyla Mart-Mayıs 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri, SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiş olup tanımlayıcı istatistiksel metotlar ile normallik analizi sonuçlarına göre bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 30,51±7,50, 82,2'si kadın, %62,6'sı evli, %53'ü lisans mezunudur. Hemşirelerin %44,1'i COVID-19 tanısı alan hastaya bakım vermiş, %72,2'si COVID-19 tanısı almıştır. Hemşirelerin COVID-19 korkusu ile iş stresi orta düzeyin altındadır. Hemşirelerin COVID-19 korkusu; çalıştıkları birime, mesai saatlerine, yaş ve çalışma yılına, pandemi sürecinde görev yerinin değişmesine, aile ilişkilerine, stres düzeyine ve uyku düzenine göre farklılaşmaktadır. Hemşirelerin iş stresi COVID-19 tanısı alan hastaya bakım vermeye, pandemi sürecinde aile ilişkilerine ve uyku düzenine göre farklılaşmaktadır. Ölçekler arasındaki ilişki Pearson korelasyon analizi ile incelendiğinde; COVID-19 korkusu ile hemşirelerde stres arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki saptanmıştır (r=0.145, p<0,017). Hemşirelerde COVID-19 korkusu arttıkça iş stresi de artmaktadır.
İntramüsküler enjeksiyonda soğuk sprey uygulamasının ağrı düzeyi ve ağrı korkusuna etkisi
Bu çalışma soğuk sprey uygulamasının enjeksiyon ağrısı ve ağrı korkusuna etkisini araştırmak amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır. Soğuk sprey uçucu sıvının hızlı buharlaşmasıyla cilt sıcaklığını düşürerek ağrı reseptörlerinin duyarsızlaştırır ve ağrı duyusunun geçici olarak kesilmesini sağlar. Etkisinin hızlı başlaması, maliyeti uygun ve kullanımı kolay bir ağrı önleme yöntemidir. Bu çalışma bir devlet hastanesindeki enjeksiyon polikliniğine başvuran ve siyanokobalamin etken maddesini içeren reçeteli ilacı olan hastalara uygulanmıştır. Çalışma, haziran- ağustos 2022 tarihlerinde 48 müdahale, 48 kontrol grubu toplam 96 katılımcıyla yapılmıştır. Enjeksiyon işlemi araştırmacı tarafından ventrogluteal bölgeden, belirlenen işlem basamaklarına uyularak gerçekleştirilmiş ve gerekli tüm etik izinler alınmıştır. Müdahale grubuna enjeksiyon öncesi soğuk sprey uygulanmış kontrol grubuna herhangi bir girişim uygulanmamıştır. Veri toplama araçları olarak ise Kişisel Tanılama Anket Formu, Visüel Analog Skala ve Ağrı Korkusu Ölçeği-III kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi normal dağılmayan, ikili gruplar arasındaki karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, ölçümler arasındaki farklılık için Wilcoxon İşaret Testi kullanılmıştır. Müdahale grubunun tamamının, kontrol grubunun %68,8'inin daha önce enjeksiyon tecrübesi yaşadığı görülmüş ve enjeksiyon sırasında müdahale grubunun %39,6'sı kontrol grubunun ise %30,3'ü ağrı yaşadığını bildirmiştir. Müdahale grubunun visüel analog skala son test değerleri ön test değerlerinden anlamlı derecede daha düşüktür. Ağrı korkusu ölçeğinde ise her iki grupta "Tıbbi Ağrı Korkusu ve Toplam Ağrı Korkusu Ölçek Puanı" ön test- son test değerleri arasında anlamlı bir farklılık görülmektedir. Gruplar arasına bakıldığında ise "Şiddetli Ağrı Korkusu Ölçek Puanları" ön test değerleri son test değerlerinden anlamlı derecede daha yüksektir. Sonuç olarak; soğuk sprey uygulamasının intramüsküler enjeksiyona bağlı ağrı ve ağrı korkusunu azalttığı görülmüştür. Bu nedenle intramüsküler enjeksiyonlarda konfor sağladığı ve hemşireler tarafından kullanımı önerilmektedir.
Irak'ta yaşayan 40 yaş üstü kadınların meme kanseri korkusu ve mammografi öz yeterlilikleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Introduction: The incidence of breast cancer is increasing worldwide every year. The best option for controlling breast cancer is early detection and the most effective method is mammography. Women's self-efficacy and fears may influence withdrawal from mammography used in the early detection of breast cancer. Aim: The aim of this study is to determine the relationship between the fear of breast cancer and mammography self-efficacy of women over the age of 40 living in Iraq. Method: The research was conducted with 386 women recruited in the main primary health care centers of Hilla I and II sectors from June 1, 2022, to September 1, 2022. The research is cross-sectional and relational. Data were collected using the Sociodemographic and clinical characteristic form, the Champion Mammography Self-Efficacy Scale-Arabic version, and the Champion Breast Cancer Fear Scale-Arabic version. Results: The mean age of women is 48.46±6.83, 38.6% are university graduates, 75.4% are married, 68.1% have children, 54.7% work, 61.7% income equal to the cost, 76.7% have good health, 91.5% have no family history of breast cancer, 88.3% have no breast problems, 61.1% have received information about breast cancer, 97.2% had no history of breast cancer. 66.6% of women do not do breast self-examination, 77.5% do not have a clinical breast examination, 90.2% have not had mammography before, and 6.2% of them have been recommended by nurses or doctors. A statistically significant correlation was found between self-efficacy and fear as weakly positive (r=0.147) (p=0.004). Conclusion: It was found that Iraqi women had a high level of mammography self-efficacy and fear of breast cancer. There is a significant relationship between mammography self-efficacy and fear of breast cancer.
Determination of anxiety, depression levels and fears about COVID-19 of nurses in Iraq
This study was aimed to determine the anxiety, depression, and fear levels of nurses during the The COVID-19 pandemic.. Descriptive and observational design is used in this study . The study population consisted of 192 nurses working in isolation centers for COVID-19 patients in a hospital in Baquba, Iraq. The sample consisted of 129 volunteers. Data were collected using a Demographic Information Form, the Patient Health Questionnaire-9 (PHQ-9), the Fear of COVID-19 Scale-7 (FCS-7), and the Generalized Anxiety Disorder-7 (GAD-7). The data were analyzed using the Parametric tests were used, one-way analysis of variance (ANOVA) and the independent sample t-test were used, and the person's association between fear, depression, and anxiety was analyzed, and linear regression analysis was performed for the analysis at a significance level of 0.05. It was determined that less than half of the participants had mild depression (37.2%). More than a quarter of the participants had mild anxiety (35.7%). More than a quarter of the participants experienced mild fear related to COVID-19 (31.8%). According to results, it is recommended to conduct comparative studies with larger sample groups to investigate the mental health of nurses in similar settings from different regions.
Effectiveness of an educational program on elementary school teachers' knowledge about school phobia among pupils in Baghdad city
School phobia is a chronic emotional problem that, if left untreated, can have both short and long-term negative consequences such as poor academic performance, disagreements with parents, and an increased risk of developing adult psychological problems. The main objectives of this study are to assess the need for knowledge of elementary school teachers about school phobia and to build an educational program for elementary school teachers' knowledge about school phobia. In addition to identify the relationship between the elementary school teacher's knowledge and some demographic variables. The study used a descriptive cross-sectional design and was carried out among 100 elementary school teachers in five elementary schools in Baghdad city from 25 November 2021 to 1 June 2022. The findings of this study, regarding the subjects studied (Socio-demographic Data), show that the studied groups recorded no significant differences at P>0.05. The results of the data analysis show that the study group's teachers' knowledge improves as a result of the education program's implementation. The current study concluded that, regarding the subjects studied (Socio-demographic Data), results show that studied groups recorded no significant differences at P>0.05.
Tasavvufta havf ve recâ (korku ve ümit) anlayışı
Havf korku, recâ ise ümit anlamına gelmektedir. Havf da recâ da, ileride başa gelecek şeylerle ilgilidir. Havf, cehennemdeki cezadan çok cezayı verecek olan Allah?tan korkmaktır. Recâ için de aynı şey söz konusudur: Recâ, cennetteki nimetlerden çok bu nimetleri verecek olan Allah?ın affından ümitvar olmaktır. Allah korkusu diğer korkulardan farklıdır: Bir şeyden korkan, korktuğu şeyden kaçar fakat Allah?tan korkan Allah?a sığınır. Çünkü Allah?tan başka koruyacak güç olmadığını bilir. Havf, saygısından dolayı Allah?tan çekinen bir kimsenin korkusudur. Bu korku; pişmanlığa, mahcubiyete ve utanmaya dayalı bir korkudur. Havfta da recâda da Allah?a yakın olmak kişiyi istediği sonuca ulaştırır. Allah, kendisine yakın olan kimseleri sevdiğini ve sevdiği kimse kendisinden bir şey isterse vereceğini ve onu koruyacağını vaat etmektedir. Havf, korku yoluyla günahtan uzaklaştırırken recâ, cennete ve oradaki mükâfatlara teşvik ederek günahtan uzaklaştırır. Dolayısıyla havfın da recânın da günahtan uzaklaştırdığı ve Allah?a yaklaştırdığı görülmektedir. Havf ve recâ sahibi, tevbeyle günahlardan uzaklaşılırken, ibadetlerle de Allah?a yönelir. Havf ve recâ, birbirinin zıttı değil birbirinin tamamlayıcısıdır. Müminin havf ve recâsının, kuşun iki kanadı ve terazinin iki kefesi gibi birbirine denk olması gerekir. Müminin dinî hayatının sağlıklı ve dengeli olması, havf ve recâsının dengeli olmasına bağlıdır.
Çocukların gözüyle bakım kalitesi ve hemşirelik girişimlerine karşı duyulan korku arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu araştırma, hastanede yatan 6-12 yaş arasındaki çocukların gözüyle bakım kalitesi ve hemşirelik girişimlerine karşı duyulan korku arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma Yozgat Şehir Hastanesi ile Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nin çocuk kliniklerinde yatan, 6-12 yaş grubu çocuklar ve onların ebeveynleri ile gerçekleştirilmiştir (N=138). Araştırmanın yapılması için Yozgat Bozok Üniversitesi etik kurulundan, Yozgat İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nden kurum izinleri alınmıştır. Veriler Çocuk ve Ebeveyn Tanıtıcı Bilgi Formu, Çocukların Gözü ile Bakım Kalitesinin Değerlendirilmesi Ölçeği ve Çocuklarda Hemşirelik Girişimleri ve Kullanılan Materyallere Karşı Korku Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme tekniğiyle toplandı. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis H, t testi, One-way ANOVA, Pearson ve Spearman korelasyon analizleri kullanılmıştır. Çocukların bakım kalitesi değerlendirilmesi ölçeği puan ortalaması 46,95±13,80'dir. Çocukların psikososyal bakım (14,41±6,61) ve bilgilendirme (13,55±4,40) alt boyutlarından aldığı puan ortalaması, fiziksel bakıma (18,99±5,63) oranla daha düşüktür. Annesi çalışan çocukların psikososyal bakım alt boyut puan ortalaması daha yüksektir (p<0.05). Geniş aile tipinde yaşayan çocukların fiziksel bakım alt boyut puan ortalaması daha yüksektir (p<0.05). Hastanede yatmaktan korkan çocukların fiziksel bakım alt boyutu ve bakım kalitesi değerlendirilmesi ölçeği toplam puan ortalaması daha düşüktür (p<0.05). Çocukların hemşirelik girişimleri ve kullanılan materyallere karşı korku puan ortalaması 31,86±9,99'dur. Çocukların sık karşılaşılmayan materyallere karşı olan korkusu (18,37±6,63), sık karşılaştığı materyallere (13,49±4,36) oranla daha yüksek bulunmuştur. Anne, baba ve çocuğun yaşı arttıkça korku puanının azaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Babası ilkokul mezunu olan çocukların korku puanının daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Aile geliri giderinden fazla olan çocukların korku puanının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Okulda daha önce hastane ve sağlık çalışanı tanıtımı yapılmayan çocukların daha çok korktuğu saptanmıştır (p<0.05). Çocukların fiziksel bakım alt boyut puanı arttıkça sık karşılaşılan materyaller ve hemşirelik girişimlerine karşı olan korkusunun azaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Çocukların hemşirelik bakım kalitesi değerlendirme puanı arttıkça sık karşılaşılan materyallere olan korkusunun azaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak; araştırmamızda, baba eğitim durumu azaldıkça ve çocuğun yaşı arttıkça çocukların korkuları azalmaktadır. Buna yönelik, hemşire tarafından çocukların yaş grubuna uygun şekilde yapılacak işlem öncesinde kullanılacak materyallerle etkileşimde bulunması sağlanarak zaman, süre ve ağrı hissetme bakımından gerçekçi bilgilerin verilmesi önerilebilir. Araştırmamızda, okulda hastane ve sağlık personeli tanıtımı yapılmayan çocukların korku düzeyi fazladır. Buna yönelik, okullarda okul sağlığı hemşirelerinin istihdam edilerek hastane, sağlık personeli ve kullanılan materyaller ile ilgili bilgilendirme yapması, çocuk sağlığı hemşirelerinin okullara giderek hastane ve tıbbi materyaller hakkında eğitimler vermesi önerilebilir. Araştırmamızda, hastanede yatmaktan korkan çocukların hemşirelik girişimleri ve kullanılan materyallere karşı korkusu artarken, bakım kalitesi değerlendirmesi azalmaktadır. Ayrıca bakım kalitesi değerlendirmesi arttıkça korku düzeyinin azaldığı saptanmıştır. Buna yönelik, kliniklerde hemşirelerin çocuklara ve ebeveynlere hastaneler ile ilgili gerekli eğitimler vermesi ve çocuklara yönelik psikososyal bakım ve bilgilendirme açısından holistik yaklaşımda bulunması önerilebilir. Anahtar kelimeler: bakım kalitesi, korku, çocuk, hemşire
COVID-19 korkusu olan ve karantina kararı alınan bireylerin korku düzeylerini etkileyen faktörler ve sağlık hizmetlerine erişimleri
Bu çalışmada COVID-19 korkusu olan ve karantina kararı alınan bireylerin korku düzeylerini etkileyen faktörler ve sağlık hizmetlerine erişimlerinin belirlenmesi amaçlandı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılan araştırmanın örneklemini 1 Ocak 2021 - 28 Şubat 2021 tarihinde Almus Devlet Hastanesine başvuran ve COVID-19 teşhisli ya da temaslı olması nedeniyle karantina kararı alınan, dil engeli ya da zihinsel sorunlar nedeniyle iletişim engeli bulunmayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 221 katılımcı oluşturdu. Bu katılımcıların 114'ü korku duyduğunu ifade etti. Araştırma Karantina altına alınan ve korku duyan 114 kişi ile tamamlandı. Veriler Kişisel Bilgi Formu ve COVID-19 Korku Ölçeği ile toplandı. Araştırmanın yapılabilmesi için gerekli yasal izinler ve etik kurul onayı alındı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi, Ki-kare testi ve linear regresyon analizi kullanıldı. Katılımcıların (221 kişi) %50,2'sinin erkek, %40,3'ünün 35-54 yaş arasında, %75,6'sının evli, %38,0'inin ilkokul mezunu olduğu ve %46,2'sinin ilçede ikamet ettiği belirlendi. Katılımcıların %51,6'sının karantina korkusu olduğu belirlenmiştir. Hakkında karantina kararı alınan ve korktuğunu ifade eden katılımcıların (114 kişi) COVID-19 Korku Ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalamasının 23,53±3,81 olduğu, kadınların ölçekten erkeklere göre daha yüksek puan aldıkları ve bu durumun istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Katılımcıların cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, çocuk sayısı, yerleşim yeri, kötü bir şey olacak hissi ve endişeli düşünce tutumu ile COVID-19 Korku Ölçeğinden aldıkları puan ortalaması arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Karantina süreci hakkında eğitim alanların eğitim almayanlara göre COVID-19 Korkusu Ölçeğinden aldıkları puan ortalamasının düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Korku hisseden katılımcıların %38,6'sının sağlık hizmetlerine ulaşımları olumsuz etkilenmektedir. Olumsuz etkilenen katılımcıların %57,8'i en çok diğer sağlık sorunları için kontrollere gidemediklerini ifade etmişlerdir. Sonuç olarak hakkında karantina kararı alınan ve korktuğunu ifade eden katılımcıların COVID-19 Korku Ölçeğinden aldıkları puan ortalaması yüksek düzeyde bulundu. Sağlık hizmetlerinden yararlanma konusunda yarısından azının olumsuz etkilendiği ve etkilenenlerin yarısından çoğunun diğer sağlık sorunları konusunda muayene gitmedikleri belirlendi. Karantina sürecinde ailelere doğru, güvenilir ve ulaşılabilir bilgi kaynaklarının oluşturulması, karşılaşılabilecekleri durumlar hakkında eğitim verilmesi önerilir.
Sağlık çalışanı ebeveynlerin korona virüs korkusunun ebeveyn-çocuk ilişkisi üzerindeki etkisi
Bu çalışma sağlık çalışanı ebeveynlerin korona virüs korkusunun ebeveyn-çocuk ilişkisi üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipteki çalışma İç Anadolu'da bir üniversite hastanesinde 1 Ocak-28 Şubat 2022 tarihleri arasında uygulanmıştır. Etik kurul izni, kurum izni ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Araştırmada örneklem hesabına gidilmemiş, ilgili hastanede çalışan 2-18 yaş arası çocuğu olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden sağlık çalışanlarının tamamına ulaşılmaya çalışılmıştır. Veriler ebeveynlerin öz bildirimine dayalı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu, Korona Virüs Korkusu Ölçeği ve Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışmaya 148 sağlık çalışanı ebeveyn katılmıştır. Elde edilen veriler sayı, yüzdelik dağılımlar, t test ve korelasyon analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Sağlık çalışanı ebeveynlerin %81'i kadın, %41'i 30-39 yaş arasında, %50'si iki çocuğa sahip, %69'u lisans mezunu ve %64'ü hemşire, %13'ü ebe, %11'i hekim, %13'ü eczacı, diyetisyendir. Çalışmaya katılan sağlık çalışanı ebeveynlerin %59'u maddi durumunun orta olduğunu, %40'ı işi nedeniyle çocuklarından uzun süre ayrı kaldığını, ayrı kalanların %52'si bir haftadan fazla ayrı kaldığını belirtmiştir. Katılımcıların %58'i pandemi sürecinde çocuklarının bakımı konusunda destek kaynaklarının yetersiz olduğunu belirtmiştir. Sağlık çalışanlarının korona virüs korkusu toplam puan ortalaması (20.39±6.91), olumlu ebeveyn çocuk ilişkisi alt ölçeği toplam puan ortalaması (43.44±5.10), olumsuz ebeveyn çocuk ilişkisi alt ölçeği toplam puan ortalaması (14.31±3.58)'tır. Korona virüs korkusu ölçeği toplam puan ortalaması ile ebeveyn çocuk ilişkisi toplam puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Sağlık çalışanı ebeveynlerin korona virüs korkusunu yaş, çocuk sayısı, maddi durum ve çocukların bakımında yeterli destek alma ve çocukların yaş ortalamaları durumu etkilemektedir. Sağlık çalışanı ebeveynlerin yaşadığı korona virüs korkusunun ebeveynler ile çocukları arasındaki davranışsal boyutların incelendiği çalışmalar arttırılabilir. Anahtar Kelimeler: Korona virüs korkusu, sağlık çalışanı, ebeveyn-çocuk ilişkisi.
Gebeliğin planlanma durumuna göre gebelikte ve doğum sonu dönemdeki doğum korkusu beklentisi ve algısı
Bu araştırma, gebeliğin planlanma durumuna göre kadınların gebelikte doğum korkusu beklentisini ve doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusunu belirlemek; gebelikte doğum korkusu beklentisi ve doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusunu karşılaştırmak; travmatik doğum algısı, gebelikte doğum korkusu beklentisi ve doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusu arasındaki ilşkiyi belirlemek amacıyla karşılaştırmalı-ilişki arayıcı çalışma olarak yapılmıştır. Çalışma Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi kadın doğum polikliniğinde ve doğum sonu servisinde yürütülmüştür. Araştırmada 26.02.2018\31.12.2018 tarihleri arasında planlanmamış 94, planlı 96 gebe olmak üzere toplam 190 gebeye ulaşılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından yüzyüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Gebeliğin 28-40 haftasında olan gebelere Tanıtıcı Bilgi Formu I, Travmatik Doğum Algısı Ölçeği, Wijma Doğum Beklentisi/ Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) A versiyonu uygulanmış, aynı gebelere doğum sonu ilk üç haftada ulaşılarak Tanıtıcı Bilgi Formu II, Wijma Doğum Beklentisi/ Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) B versiyonu uygulanmıştır. Elde edilen veriler, tanımlayıcı analizler (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma) ve Mann Whitney-U Testi, Kruskall Wallis H testi, Pearson Korelasyon ve Çoklu Regresyon kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu çalışma sonucunda, kadınların gebeliklerini planlama durumuna bakılmaksızın gebelikte doğum korkusu beklentisi ağır düzeyde olduğu, kadınların gebeliklerini planlama durumuna bakılmaksızın doğumda deneyimlenen korkularının klinik düzeyde olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte gebeliği planlama durumuna göre gebelikte doğum korkusu beklentisinin farklılaşmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Planlanmamış gebelik yaşayan kadınların doğum korkusunu daha yoğun yaşadıkları (p>0.05) saptanmıştır. Travmatik doğum algısı yüksek olan gebelerde, doğum korkusu beklentisi ve deneyimlenen doğum korkusunun yüksek olduğu (p<0.01) gebelikte doğum korkusu beklentisi yüksek olan gebelerin, doğum sonu, deneyimledikleri doğum korkusunun da yükseldiği (p<0.01) görülmüştür. Ayrıca travmatik doğum algısının kadınların gebelikteki doğum korkusu beklentisini ve doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusunun anlamlı bir yordayıcısı olduğu ve gebelikte doğum korkusu beklentisine ilişkin toplam varyansın %22'sinin travmatik doğum algısı ile açıklanabileceği, kadınların doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusuna ilişkin toplam varyansın %09'unun travmatik doğum algısı ile açıklanabileceği belirlenmiştir. Kadınların gebelikte doğum korkusu beklentisi, doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusun anlamlı bir yordayıcısıdır. Doğum sonu, deneyimlenen doğum korkusunun %27'sinin, gebelikte doğum korkusu beklentisi ile açıklanabileceği belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, doğum öncesi bakım programlarında kadınların doğum algıları ve doğum korkusu beklentilerinin belirlenerek korkuyu azaltmaya yönelik hemşirelik uygulamalarının planlanması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğum Korkusu, Hemşirelik, Gebeliğin Planlanma Durumu, Travmatik Doğum Algısı, W-DEQ-A ölçeği, W-DEQ-B ölçeği,
Travmalı hastalarda korku, anksiyete ve ağrı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Amaç: Araştırma acil servise başvuran travma hastalarıda ağrı, anksiyete ve korku arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı türdeki bu araştırmaya Acil Servise el, kol ve ayak travması (fraktürü) ile gelen 400 hasta alındı. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Visual Analog Skala (VAS), Ağrı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ), Kısaltılmış Yaralanma Ölçeği (AİS), Glaskow Koma Skalası (GKS), Spielberg Durumluluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI) ile toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, tek değişkenli analizler ve yapısal eşitlik modellemesi ile yol analizi kullanıldı. Bulgular: Hastaların ölçeklerden aldıkları puan ortalamaları sırası ile; AİS:3,98±1,46, VAS-ağrı:7,05±1,74, VAS-korku: 5,66±2,12, AFÖ toplam: 24,19±12,37, STAI durumluluk: 46,60±6,40, STAI-süreklilik: 44,07±6,13 olduğu saptandı. Travma hastalarında VAS-Ağrı ve VAS-Korku arasında pozitif yönlü yüksek, VAS-Ağrı, VAS-Korku ve durumluluk kaygı ve AFÖ puanları arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki belirlendi. Çalışmada ağrı ve korkunun durumluluk ve sürekli kaygıyı dolaylı olarak etkilediği belirlendi. Ağrı düzeyi korku ve AFÖ puanlarını, AFÖ de durumluluk ve sürekli kaygıyı etkilemektedir. Korku düzeyi de AFÖ puanlarını, AFÖ puanları da durumluluk ve sürekli kaygıyı etkilemektedir. Ağrı, korku ve AFÖ üzerinden dolaylı olarak durumluluk ve sürekli kaygıyı etkilediği bulundu. Sonuçlar: Araştırma sonucunda hastaların ağrı, korku, anksiyete ve ağrı felaketleştirme puanlarının ortalama düzeyde olduğu saptandı. Ayrıca çalışmada ağrı ve korkunun durumluluk ve sürekli kaygıyı dolaylı olarak etkilediği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Travma Hastası, Ağrı, Korku, Anksiyete, Ağrı Felaketleştirme
100 temel eser listesinde yer alan masal kitaplarında korku ve şiddet ögeleri
Bu araştırma, Millî Eğitim Bakanlığının ilköğretim okulları için tavsiye ettiği "100 Temel Eser" listesinde yer alan masallardaki korku ve şiddet unsurlarını tespit edip değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Eserlerin incelenmesinde nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Eserlerin korku ve şiddet yönünden incelenmesinde hareket noktası olarak "cümle" kabul edilmiştir. Eserler cümleler düzeyinde tek tek incelenmiş, korku ve şiddet içeren kelimeler, sayısal olarak sınıflandırılmıştır. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde Türkçe eğitimi uzmanlarının görüşlerinden de yararlanılmış ve içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın veri kaynağını, Millî Eğitim Bakanlığının ilköğretim okulları için tavsiye ettiği "100 Temel Eser" listesinde yer alan ikisi dünya edebiyatından, dördü Türk edebiyatından toplam altı masal kitabı ve bu masal kitaplarında yer alan 480 masal oluşturmaktadır. Araştırmanın sonucunda 100 Temel Eser listesinde yer alan masal kitaplarında korku ve şiddet unsurları tespit edilmiştir. Kitaplarda yer alan şiddet türleri sınıflandırılmış yapılan değerlendirmede; yerli ve yabancı masal kitaplarında en fazla karşılaşılan şiddet türlerinin sözel şiddet ve fiziksel şiddet olduğu bulunmuştur. Bu sıralamayı duygusal şiddet ve cinsel şiddet türlerinin takip ettiği görülmüştür. Araştırma sonucunda elde edilen verilere göre Türk edebiyatında yer alan masallardaki şiddet unsurlarının, dünya edebiyatında yer alan masallardan daha fazla olduğu belirlenmiştir. Masal kitaplarında yer alan şiddet ve korku unsurlarının kullanım sıklığı karşılaştırıldığında; korku içeren unsurların, şiddet içeren unsurlardan az olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İçeriğinde en fazla korku unsuru bulunan masalın Andersen Masalları olduğu, en az korku unsuru bulunan masalın ise, Aisopos Masalları olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlar, ilgili literatürle karşılaştırılmış ve birtakım önerilerde bulunulmuştur.
Korku filmlerinde kullanılan Hıristiyanlıkla ilgili dini ögeler
Bu çalışma, özellikle yaşadığımız yüzyılda insanlar için en önemli eğlence araçlarından biri olan korku sinemasının izleyicileri korkutmak amacıyla Hıristiyanlıkta bulunan bazı dini ögeleri kullandığı tezini konu almaktadır. İnsanlığın başlangıcından itibaren var olan din, bazı ögeleriyle bilinmeyenle ilgili merakımızı giderdiği kadar, bazı ögeleriyle de korkmamıza neden olmuştur. Yine insanlığın başlangıcından itibaren bizlerle birlikte olan korku da sinemanın gelişimiyle birlikte beyazperdeye aktarılmıştır. İnsanlar yapıları itibariyle var olduğuna inandığı şeylerden daha fazla korkmaktadır. Şeytan, şeytan işgali, cadı, büyü, günah gibi insanların varlığına inandığı kavramlar "din" içerisinde, Kutsal Kitaplarda, peygamberlerin sözlerinde ya da otorite sayılan kişilerin söylencelerinde yer aldığı ölçüde daha da korkutucu olmuştur. Korku sineması ilk örneklerini vermeye başladığından itibaren bu durumun farkında olmuş ve bu ögeleri teknolojinin de getirdiği imkânlarla en korkutucu şekilde izleyicilerine sunmuştur. Bu çalışma korku kavramı ve korku sinemasının tanımlanması ile başlamış, korku ve korku sinemasının din ile arasındaki ilişkilerin açıklanması ile devam etmiştir. Bu bağlamda Hıristiyanlık içerisinde yer alan, gerek geçmişte gerekse günümüzde korku unsuru olarak kabul edilen şeytan, şeytan çıkarma, cadı, büyü ve günah kavramları incelenmiş, her bölümün sonunda o konu ile ilgili örnek olarak seçilen filmler Hıristiyanlık açısından değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Korku Sineması, Hıristiyanlık, Şeytan, Cadı, Günah.