Drought
57 theses under this subject heading
SWAT hidrolojik modeli ile kuraklık analizi
Kuraklık iklim değişikliğinin en önemli etkilerinden biridir. Kuraklığın zaman ve mekân sınırlaması bulunmamakla birlikte önlem alınmadığı takdirde gelecekte ürün çeşitliliğini ciddi oranda düşüreceği ve sosyo-ekonomik yaşantıyı olumsuz yönde etkileyeceği öngörülmektedir. Bu çalışma kapsamında Denizli-Çivril-Baklan Ovası SWAT ile hidrolojik olarak modellenmiş ardından DMAP programı ile meteorolojik, tarımsal ve hidrolojik kuraklık indeksleri hesaplanıp detaylı kuraklık analizi yapılmıştır. Landsat-8 uydu görüntüleri, CORINE arazi kullanım haritası, FAO toprak haritası ve iklim verileri çalışma sahasına uyarlanarak SWAT modeline girdi olarak kullanılmıştır. 1984-2021 yılları arası çalışma periyodu olarak seçilmiş ve SWAT modeli aracılığıyla potansiyel evapotranspirasyon (PET), toprak nemi, akarsu akışı ve diğer değerler hesaplanmıştır. Meteorolojik kuraklık hesabı için kullanılan indeksler: SPI, RAI, PN, PDSI'dir. Tarımsal kuraklık için ARI ve SMDI indeksleri kullanılmıştır. Hidrolojik kuraklık için ise SWSI indeksi kullanılmıştır. Yıllık ortalama potansiyel evapotranspirasyonun (1208.9 mm), yıllık ortalama yağıştan (525.6 mm) büyük olması iklimin genel olarak kurak olup sulama ihtiyacı gereksiniminin olduğunu göstermektedir. SWAT modeline göre bir yılda ortalama 83 günde su stresi çekildiği saptanmıştır. PDSI kuraklık indeksinde diğer meteorolojik kuraklık indekslerine göre daha uzun periyotlu kuraklıklar görülmüştür. PDSI bu indekslerden yağışın yanında PET verisini kullanmasıyla ayrışmaktadır. Aylık bazda tüm indeksler incelendiğinde 1984-2021 yılları arasında en fazla kurak gün sayısına sahip indeks PDSI (9741 gün), en az kurak gün sayısına sahip indeks SPI (2003 gün) olduğu tespit edilmiştir. Yıllık bazda tüm indeksler incelendiğinde ise en fazla kurak yıla sahip indeks PDSI (31 yıl), en az kurak yıla sahip indeks ise SWSI (4 yıl) olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada, bölgedeki kuralık detaylı analiz edilip gelecekteki çalışmalara ışık tutulması amaçlanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Kuraklık, İklim Değişikliği, SWAT, Meteorolojik Kuraklık, Tarımsal Kuraklık, Hidrolojik Kuraklık, DMAP
Bursa bölgesinde zaman serileri, SPI ve SPEI kuraklık indisleri kullanılarak kuraklık analizi üzerine bir araştırma
Tüm tarımsal faaliyetler iklim ile doğrudan ilişkili durumdadır. Son yıllarda, sıcaklık ve yağış rejimlerinde meydana gelen değişiklikler ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası'nı olumsuz etkilemektedir. Artan sıcaklıklar ve düzensiz yağışlar bazı bölgelerde bitkisel üretimde sulama ihtiyacını artırırken, bazı bölgelerde ise aşırı ve düzensiz yağışlar üretime ciddi zararlar vermektedir. Günümüzde, iklim değişikliği birçok iklim bilimci tarafından göz ardı edilemeyecek bir sorun olarak kabul görmüştür. Ülkemizde tarımsal üretimi en çok etkileyecek olan doğal afetlerden biri kuraklıktır. Bu çalışmada, tarımsal üretimde ülkemizin önemli şehirlerinden biri olan Bursa için kuraklık analizi yapılmıştır. Bunun yanında yağış ve sıcaklık değerleri için 1990 - 2019 yılları arasında parametrik olmayan Mann–Kendall ve Şen'in Trend Analizleri yapılmıştır. Trend analizi sonuçlarına göre, yağış verilerinde istatistiksel olarak anlamlı trendlere ulaşılamamış, sıcaklık verilerinde artış trendleri gözlenmiştir. Kuraklık analizi için SPI ve SPEI yöntemleri kullanılmış, her iki yöntem sonucu 1960 – 2019 yılları için ekstrem değerlere ulaşılsa da genelde normal kuraklık seviyelerinin hakim olduğu tespit edilmiştir.
Meteorological drought and the most suitable probability distribution models for drought parameters in the Middle Euphrates region, Türkiye
The drought, which impacts nature, people, and every area with a relationship with water, is a natural, complex, and serious disaster that must be determined, monitored, and planned for the whole world. In this thesis, drought is analysed, and the best marginal distributions for drought parameters of the middle Euphrates basin are determined. Standard Precipitation Index (SPI), Standardized Precipitation Evapotranspiration Index (SPEI), and Reconnaissance Drought Index (RDI) drought indices were used to analyse the 1-, 3-, 6-, 9- and 12-month meteorological drought at 29 meteorological stations throughout the basin. The drought durations and severity computed using these drought indices were fitted with Lognormal, Weibull, Gamma, Normal, Logistic, and Exponential marginal distributions. The best distribution model for drought duration and drought severity of all time periods was determined by the Kolmogorov-Smirnov (K-S), Cramer-von Mises (CvM), Akaike's Information Criterion (AIC), Bayesian Information Criterion (BIC) and Maximum likelihood (ML) Goodness-of-fit tests. It has been found that the middle Euphrates basin generally has wet and mild dry seasons. Extreme drought was also noted in the area. In terms of drought severity, the best distributions were Gamma and Weibull during short time periods (1 and 3 months), whereas lognormal distribution was mostly seen over long time periods (6-, 9-, and 12-months). The lognormal marginal distribution was discovered to be the most suitable for the drought duration series of all time periods. Key Words: Meteorological Drought, SPI, SPEI, RDI, Marginal Distribution, Middle Euphrates Basin, Goodness-of-fit
Kızılırmak havzasının kuraklık risk değerlendirmesi
In this study, it is aimed to calculate the standardized precipitation index (SPI), which is one of the meteorological drought indexes, which is the first stage, by using the data obtained from 39 meteorological precipitation observation stations in the Kızılırmak Basin. Monthly total precipitation data were used and the drought index was calculated. Drought data were determined according to 1-3 and 12-month time periods of each station. Univariate marginal distributions of drought duration and drought severity data obtained separately for each station were determined as Lognormal, Gamma, Exp, Weibull, Normal and Logistic distributions. Each was determined according to the results of KS, CvM, AD, AIC, BIC and MLE tests.. Drought parameters were determined in accordance with these distributions and CDF graphs were prepared for the drought duration and drought severity of the most appropriate distribution. To determine the optimal multivariate copula function using R-studio software, ten copula families (Gaussian, Student-t, Clayton, Gumbel, Frank, Joe, BB1, BB6, BB7 and BB8) were determined by MLE, AIC and BIC methods. The close relationship between Kendall-Tau value and upper tail dependence was taken into account when determining the copula family. After defining the multivariate copula family, graphs were created for each station and each time period. Finally, the common return times of drought parameters (drought duration and drought severity) were calculated and separate tables were created for all stations according to 1-3 and 12- month time intervals.
Influence of drought stress on the levels of antioxidative defense systems during germination and early tillering stages in wheat genotypes differing in drought susceptibility
V ABSTRACT: Wheat genotypes differing in drought resistance under field conditions were tested for their antioxidative potentials under drought stress both during germination and early tillering stages. The genotypes used were the bread wheats Dagdas (resistant) and SBVD 1-2 (sensitive) and the durum wheat BDMM-19 (sensitive). During the germination stage drought stress was created by PEG-6000 treatment. The PEG-6000 treatment at a rate of 20% (w/v) had resulted in severe depressions in germination and seedling growth. These depressions were associated with decreases in ascorbate peroxidase activity of genotypes, particularly in the drought sensitive wheat genotype. In the early tillering stage, drought stress was initiated by withholding water and lasted for 12 days. The activities of antioxidative enzymes were clearly affected and increased over 12 days of water deficiency. However, no remarkable difference among the genotypes in activities of enzymes was detected. By contrast, with severity of drought stress, the genotypes differed in their membrane permeability (membrane damage), chlorophyll concentration and content of SH-groups. Compared to the drought resistant genotype "Dagdas", the drought sensitive genotype "SBVD 1-2" showed more membrane and chlorophyll damage, and higher levels of SH-groups during the drought stress. The results obtained in this study are not conclusive to explain the genotypical differences in resistance to drought regarding to antioxidative potential and related free radical damage, but can be a basis for further studies.
Çim karışımında nano magnezyum (Mg) uygulamalarının kuraklığa tolerans üzerindeki etkisi
Sürdürülebilir bir çim alan tesisi için suyun sürekli olarak hazır bulunması mutlak gerekli olup, sınırlı miktarda su temini durumunda bitkilerin strese girmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu çalışmada; çim alan tesislerinde kullanılan bir çim karışımında [%60 kamışsı yumak (Festuca arundinacea Schreb.), %20 çok yıllık çim (Lolium perenne L.) ve %20 rizomlu kırmızı yumak (Festuca rubra L. subsp. rubra)]; farklı dozlarda nano- magnezyum (Nano-Mg) uygulamalarının (0, 100, 200, 300 ppm), çim karışımının kuraklığa toleransı (K1-%100 sulama/SK/kontrol, K2-%75 sulama/SK, K3-%50 sulama/SK ve K4-%25 sulama/SK) üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırma sera koşullarında, 11 litre kapasiteli plastik saksılarda, farklı kuraklık dozları ana parselleri, farklı Nano-Mg dozları ise alt parselleri oluşturacak şekilde, tesadüf parselleri bölünmüş parseller deneme desenine göre üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırma sonucunda kuraklık stresinin; incelenen özelliklerin tamamında %2 ile %72 arasında değişen oranlarda olumsuz etkilere neden olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra, kuraklık stresi ile birlikte Nano-Mg uygulamalarında kontrol bitkilerine kıyasla; vejetasyon yüksekliğinde %15 ile %23, bitki yaş ağırlığında %31 ile %62, çim kalitesinde %8 ile %25, çim renginde %20 ile %45, bitki ile kaplı alanda %2 ile %17, çim yoğunluğunda %8 ile %30, nispi klorofil içeriği indeksinde (NKİİ) ise %24 ile %36 iyileşmeye neden olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; uygulanan Nano-Mg'nin kuraklık stresinden kaynaklanan olumsuzlukları değişen oranlarda olumlu yönde etkilediği ve NMg3 ve NMg4 dozlarının diğer uygulamalara kıyasla daha iyi sonuçlar verdiği belirlenmiştir.
İç Anadolu kapalı havzasındaki yer altı barajlarının değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasında, artan su krizi karşısında alternatif bir su depolama yöntemi olan yeraltı barajlarının, İç Anadolu Kapalı Havzası özelinde uygulanabilirliği incelenmiştir. Türkiye'nin yıllık ortalama yağış miktarı 643 mm olup, bu değer dünya ortalamasının altında kalmaktadır. Yıllık kullanılabilir su potansiyeli yaklaşık 112 milyar m³, kişi başına düşen su miktarı ise 1300 m³ civarındadır. Bu göstergeler, Türkiye'nin su stresi altında bulunan ülkeler arasında yer aldığını ortaya koymaktadır. Araştırma kapsamında yeraltı barajlarının tanımı, tarihsel gelişimi, inşa teknikleri ve uygulama alanları değerlendirilmiştir. Özellikle DSİ tarafından 2019 yılında başlatılan "100 Yeraltı Barajı Projesi" doğrultusunda, 2023 yılı itibarıyla 88 barajın tamamlandığı, yaklaşık 30 milyon m³ suyun depolandığı ve 150 bin dekar tarım alanının sulama imkânına kavuştuğu belirlenmiştir. Bu bulgular, söz konusu yapının tarımsal verimlilik ve su yönetimi açısından önemli bir potansiyel taşıdığını göstermektedir. İç Anadolu Kapalı Havzası'nda yapılan değerlendirmeler, bölgenin yıllık ortalama yağışının 350–400 mm aralığında olduğunu ve son yirmi yılda akifer seviyelerinde 10–12 metre düşüş yaşandığını ortaya koymaktadır. Ayrıca Türkiye'de sulanan tarım alanlarının yaklaşık %25'i bu bölgede yer almakta olup, bölgenin suya olan bağımlılığı giderek artmaktadır. Çankırı, Ankara ve Kırıkkale illerinde yapılan jeomorfolojik ve hidrojeolojik analizler, havzanın yeraltı barajı inşası için uygun koşullara sahip olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, yeraltı barajlarının doğru yer seçimi ve etkin yönetim stratejileri ile Türkiye'nin su yönetiminde sürdürülebilir, düşük maliyetli ve çevre dostu bir alternatif olarak yaygınlaştırılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Yarı-kurak alanlarda çölleşme risk haritasının oluşturulması: Çankırı- Sarıkaya örneği
Son yıllarda, özellikle kurak ve yarı kurak alanlarda iklim değişikliği ve insan etkisi sonucunda meydana gelen arazi bozulmaları ve bitki örtüsündeki azalmalar, küresel ölçekte önemli bir çevre sorunu haline gelen çölleşme ile mücadeleyi zorunlu hale getirmiştir. Bu çalışma, Çankırı il merkezine yaklaşık 45 km uzaklıkta, Yapraklı İlçesine bağlı yarı-kurak özelliğe sahip Sarıkaya Bölgesi'nde farklı arazi kullanım türleri arasında çölleşme riskinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çölleşme riskinin hesaplanmasında Akdeniz ülkeleri için geliştirilmiş olan Desertification Indicator System for Mediterranean Europe (DIS4ME) kullanılmıştır. Çalışma alanı yaklaşık 1000 ha ve orman-tarım arazi kullanımları yer almaktadır. Toprak örnekleri önceden belirlenmiş olan 632 noktadan (252 adedi tarım arazilerinden, 122 adedi meşe ormanlarından ve 258 adedi çam ormanlarından) alınmıştır. Her bir örnekleme noktasında çölleşme etüt formu doldurulmuştur. DIS4ME sistemi kullanılarak her bir nokta için çölleşme riski ve çevresel duyarlı alan (ÇDA) hassaslık indeksi hesaplanmıştır. DIS4ME sistemi ve arazi gözlemleri ile hesaplanan çölleşme risk değerleri DIS4ME sisteminin başarısını değerlendirmek için karşılaştırılmıştır. Hesaplanan çölleşme risk değerleri jeoistatistiksel yöntemler kullanılarak enterpole edilmiştir. Çalışma alanının tamamı ve ilgili alt bölgeler (arazi kullanımları) için çölleşme riski ve ÇDA tipi hassaslık skorlarına ilişkin yüzey haritaları oluşturulmuştur. Çalışma alanının 349,12 ha'lık (%34,91) kısmı risk yok, 322,89 ha'lık (%32,29) kısmının düşük risk, 70,21 ha'lık (%7,02) kısmının orta risk ve 258,78 ha'lık (%25,88) kısmının ise yüksek risk sınıfındadır. DIS4ME kullanılarak hesaplanan ÇDA tipi hassaslık skor değerleri 1,18-1,61 arasında değişirken, uzman görüşleri doğrultusunda hesaplanan arazi değerleri ise 1,19 ile 1,60 arasında değişmektedir. Çalışma alanının büyük bir kısmı 597,29 ha ile kırılgan ve 370,61 ha ile kritik hassaslık sınıflarındadır. Gözlemlenen ve DIS4ME sistemi tarafından hesaplanan ÇDA tipi duyarlılık skorları arasındaki korelasyon analizi (r=0,876; p<0,01), DIS4ME sisteminin çalışma alanında çölleşmenin değerlendirmesinde kullanılabileceğini göstermiştir. Jeoistatistiksel analiz, çölleşme riski ve ÇDA skorlarının çalışma alanında kuvvetli uzaysal bağımlı olduğunu göstermiş ve her iki parametre krigleme ile çalışma alanında örnekleme yapılamayan noktalarda başarıyla tahmin edilmiştir. Arazi kullanım tipi ve arazi kullanım değişikliğinin çölleşme riskini artıran en önemli faktörler olduğu ortaya çıkmıştır. Çölleşme kriter ve göstergeleri çalışma alanında daha fazla arazi bozulmasını önlemek için arazi kullanım planlamasında dikkate alınmalıdır. Ülkemizde çölleşmenin değerlendirilmesinde evrensel yöntemler geliştirmek için farklı arazi kullanımları, coğrafi bölgeler, iklim ve topografik koşullarda benzer çalışmalar yapılmalıdır.
Şanlıurfa'nın iklim özellikleri ve kuraklık analizi
İklim ve hava olayları, dünya var olduğundan günümüze dinamik yapısı itibariyle sürekli değişmektedir. Günümüzde iklimle alakalı en önemli sorun, insan kaynaklı iklim değişikliğidir. İklim değişikliğinin de en önemli sonuçlardan biri kuraklıktır. Özellikle orta kuşakta bunan Türkiye, yaşanan bu değişikliklerden en fazla etkilenecek sahalardan biridir. Bu çalışmada iklim elamanları ve Erinç, Thornthwaite, UNCCD, De Martonne ve SYİ gibi iklim ve kuraklık analizleriyle Şanlıurfa'nın iklim ve kuraklık özellikleri çalışılmıştır. Yapılan analizlerde varılan sonuçlara bakıldığında sahadaki birçok yerin kurak ile yarı kurak özelliğe sahip olup, kuraklık konusunda kırılgan olduğu görülmektedir. Bu durum yaşanan iklim değişikliği sonrasındaki senaryolarla birleştirilirse, sahanın kuraklıktan daha fazla etkileneceği öngörülmektedir. Kuraklıktaki artış son 44 yıldaki yağış ve sıcaklık parametrelerinde açıkça görülmektedir. Aynı durum SYİ yöntemi ile yapılan analizlerde son yıllarda artan kuraklıklarla kendini göstermektedir.
Çaparkayı (Çankırı) köyü ağaçlandırma sahalarında tür seçimine yönelik toprak özelliklerinin belirlenmesi
Yarı-kurak özellik gösteren Çankırı-Şabanözü Çaparkayı Köyünde yürütülecek olan bu çalışmada, ağaçlandırma yapılmadan önce alanın toprak özelliklerinin incelenerek alana adapte olabilecek ve yetiştirme ortamına uygun türlerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu türleri belirlerken toprak özelliklerinin bilinmesi tür seçimi açısından önem arz etmektedir. Çalışma alanı yaklaşık olarak 10ha olarak belirlenmiştir ve 2 adet toprak profili açılmıştır bu profilerde yapılan analizler sonucunda çalışma alanı toprakları orta tekstürlü ve granülerstürktüre sahiptir. Sahasının geneli %>50 taşlı bir yapı göstermektedir. Kireçlilik% 2,23-4,94 arasında olup toprak genel olarak az ve orta kireçli özellik göstermektedir.pH derecesi 2,25-7,40 arasındadır ve hafif alkalik özellik göstermektedir. Organik madde miktarı % 4,79-7,33 arasındadır ve organik madde bakımından zayıftır. Yapılan analizlere göre topraklar tuzsuz özelliğe sahiptir.Ağaçlandırma çalışmalarına söz konusu alanlar erozyona maruz kalabilecek alanlar olduğundan dolayı alanın mevcut bitki topluluğu korunacaktır ve alana adapte olmuş ve çevre alanlarda bulunan ırklardan faydalanılarak başarıyı olumlu yönde etkileyecek olan kuşburnu, badem ve akasya türlerinin alanda daha önceden bulunduğu tespit edilmiştir ve aynı türler üzerinden ağaçlandırma çalışması yapılacaktır.
Çim karışımının kuraklığa toleransı üzerine deniz yosunu gübrelerinin etkisi
Bu çalışmada; %60 kamışsı yumak (Festuca arundinacea Schreb.), %20 çok yıllık çim (Lolium perenne L.) ve %20 rizomlu kırmızı yumak (Festuca rubra L. subsp. rubra) türlerinden oluşan çim karışımında, üç farklı kuraklık stresi koşullarında (K1: %100 sulama-Kontrol; K2: %50 sulama; K3: %25 sulama), 2 farklı deniz yosunu uygulamasının kuraklığa toleransın sağlanması açısından etkinliği incelenmiştir. Deniz yosunu olarak Alga 600 ticari ürününün 0 (D1), 0,02 (D2), 0,04 (D3) ve 0,06 (D4) g m-2 dozları; Semino ticari ürününün ise 0 (D1), 0,05 (D2), 0,075 (D3) ve 0,1 (D4) ml m-2 dozları kullanılmıştır. Çalışma serada koşullarında, 11 litre kapasiteli plastik saksılarda, tesadüf parselleri deneme desenine göre üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırma sonucunda kuraklık stresinin; incelenen özelliklerin tamamında değişen oranlarda olumsuz etkilere neden olduğu (%7-93), kuraklık stresi ile birlikte deniz yosunu uygulamalarında ise kontrol bitkilerine oranla vejetasyon yüksekliğinde %7-118, bitki yaş ağırlığında %6-15, kalitede %6-84, renkte %6-83, bitki ile kaplı alanda %4-12, yoğunlukta %14-76, nispi klorofil içeriği indeksinde (NKİİ) %7-144 iyileşme meydana geldiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak; uygulanan deniz yosununun kuraklık stresinden kaynaklanan olumsuzlukları değişen oranlarda olumlu yönde etkilediği ve DY1 uygulamasında D2 dozunun, DY2 uygulamasında ise D3 dozunun diğer uygulamalara kıyasla ön plana çıktığı belirlenmiştir.
Çukurova koşullarında dane amarant'ın (Amaranthus spp.) kuraklığa dayanma yönünden incelenmesi
Bu çalışmada, Akdeniz iklim koşullarının yer aldığı Adana'da, bazı dane tipi amarant genotiplerinin verim ve verim öğelerine etkisi araştırılmıştır. Denemeler tarla koşullarında suyun kısıtlı olduğu sulanmayan ve suyun kısıtlı olmadığı sulanan koşullarda 2010 yetiştirme mevsiminde yürütülmüştür.Bu amaçla çeşit olarak; ?R158?, ?Golden?, ?Popping?, ?Burgundy? ve ?Red Garnet? Amarant genotipleri denemeye alınmıştır. Denemeler, su ana, çeşit alt parsel olacak şekilde bölünmüş parseller deneme desenine göre dört tekrarlamalı olarak yürütülmüştür.Ekim öncesi 5'er kg N, P ve K olacak şekilde kompoze gübre uygulanmıştır. Ekim işlemleri sıra üzeri 15 cm ve sıra arası 70 cm olacak şekilde 6 m uzunluğundaki altı sıralı parsellere yapılmıştır. Tohum ekimi elle yapılmış (21 Nisan 2010), çıkış sonrası sıra üzeri fide sıklığı 0.2 m'ye ayarlanmıştır.Yapılan çalışma, dane amarant genotiplerinde dane verimi, biyolojik verim ve hasat indeksi değerlerinde, yağışa bağlı (Sulanmayan) koşullarda, sulananlara oranla, sırası ile %56, %43 ve %20 düzeyinde düşüşler olduğu saptanmıştır. Sulamasız koşullarda, dane verimi ile dane ağırlığı, biyolojik verim, hasat indeksi, salkım ağırlığı, gövde ağırlığı ve gövde kalınlığı ile pozitif, spesifik yaprak ağırlığı ile negatif yönlü önemli korelasyonlar saptanmıştır.
Farklı buğday çeşitlerinin kurak ve sıcak koşullarda ıslah kriteri olarak kullanılabilecek erken dönem fide özellikleri yönünden irdelenmesi
Bu çalışmada ekmeklik buğday genotiplerinin (Triticum aestivum L.) kurak ve sıcak koşullarda ıslah kriteri olarak kullanılabilecek erken dönem fide özellikleri araştırılmıştır. Bu amaçla, tarlada iki farklı ekim dönemi (serin (NE) ve sıcak (GE)) ve sulama uygulaması (yağışa bağlı (YB) ve sulama (SU)) altında yetiştirilen bitkilerin dane verimi ile dane kalite, çimlenme ve fide özellikleri arasındaki ilişkiler ele alınmıştır. Çalışmada, sıcak koşullarda (Sıcak-Su) elde edilen dane verimi ile serin-Su ve serin-YB koşullardaki çim kökü uzunluğu arasında sırasıyla, r=0.535* ve r=0.522* düzeyinde önemli ilişkiler saptanmıştır. Yine, Sıcak-Su koşullarında elde edilen dane verimi ile serin-YB koşullardaki fidelerin kök ağırlığı ve sıcak-YB koşullardaki dördüncü yaprağın alanı arasında sırasıyla, r=-0.512* ve -0.637** düzeyinde önemli ilişkiler bulunmuştur. Dane verimi ile fizyolojik ölçümler arasında en güçlü ilişkiler, serin-YB koşullardaki dane verimi ile serin-Su koşullardaki fidelerin dördüncü yaprağının klorofil miktarları arasında (r=0.657**) saptanmıştır. Sıcak-Su koşullarındaki dane verimi ile sıcak-su koşullardaki fidelerin dördüncü yaprağının oransal su içeriği ve sıcak-YB koşullardaki fidelerin dördüncü yaprağının Fv/Fm floresans parametre değerleri arasında sırası ile r=-0.638** ve r=0.641** düzeyinde çok önemli ilişkiler bulunmuştur.
Küresel iklim modelleri ile havzaların kuraklık analizlerinin yapılması
Su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi açısından yağışlarda meydana gelen azalma ile ortaya çıkan kuraklık süreçlerinin doğru bir şekilde tanımlanması çok önemlidir. Yağışların uzun dönem ortalamalarının altında görülmesi ile başlayan kuraklık süreci meteorolojik kuraklık olarak isimlendirilmektedir. Kuraklık süreci meteorolojik kuralığın etkisi sonucu akarsu ve derelerdeki debilerin azalmasıyla hidrolojik kuraklık olarak devam etmektedir. Meteorolojik ve hidrolojik kuraklıkların uzun süreli ve şiddetli sürmesi durumunda tarımsal ve bunun sonucunda sosyo-ekonomik kuraklığın meydana gelmesi kaçınılmaz olmaktadır. Bu sebeple havzalarda geçmişte oluşan meteorolojik ve hidrolojik kuraklık süreçlerinin karakteristik özelliklerinin belirlenmesiyle gelecekteki olası kuraklık süreçlerinin tahminine gidilip su kaynaklarının yönetim planlanmasının yapılması gereklidir. Sunulan çalışmada Gediz Havzası'nda yer alan Acısu, Selendi, Murat, Medar, Gördes, Ahmetli, Demirci ve Deliiniş alt havzalarının 1970-2015 yılları arasındaki 1, 3, 6 ve 12 aylık zaman dilimleri için meydana gelen meteorolojik ve hidrolojik kuraklıklar belirlenmiştir. Meteorolojik ve hidrolojik kuraklıkların belirlenmesinde hızlı ve doğru sonuçlar ve veren indis yöntemleri kullanılmıştır. Bu yöntemlerden Standartlaştırılmış Yağış İndeksi (SPI) yöntemi ve Standartlaştırılmış Yağış Evapotranspirasyon İndeksi yöntemi meteorolojik kuraklıkların belirlenmesinde, Standartlaştırılmış Akım İndeksi (SRI) yöntemi hidrolojik kuraklıkların belirlenmesinde kullanılmıştır. Havzalarda meydana gelen meteorolojik ve hidrolojik kuraklıkların kurak ve sulak dönem karakteristik özellikleri Gidişler Analizi yöntemi kullanılarak tanımlanmıştır. Çalışmada havzalarda görülen geçmiş dönem kuraklıkların belirlenmesinden sonra EUR-11_ICHEC_EC_EARTH küresel iklim modelinden elde edilen 2015-2100 yılları arası yağış ve sıcaklık verileri kullanılarak SPI ve SPEI indis yöntemleri ile olası meteorolojik kuraklıklar 1, 3, 6 ve 12 aylık zaman dilimlerinde tahmin edilmiştir. Çalışmada 2015-2100 yılları arası olası hidrolojik kuraklıklar geçmişte meydana gelen meteorolojik ve hidrolojik kuraklar arasında belirlenen ilişkiye bağlı olarak belirlenmiştir. Bu yöntem ile gelecekteki akımların tahmini yani hidrolojik model kurma zorunluluğu ortadan kalkmıştır. Gelecekteki hidrolojik kuraklıkların tahmininde havzalarda meydana gelen meteorolojik ve hidrolojik kuraklıklar arasındaki ilişki İleri Beslemeli Geri Yayılımlı Yapay Sinir Ağı, Genelleştirilmiş Regresyon Yapay Sinir Ağı, Basit ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi yöntemleri kullanılarak 1, 3, 6 ve 12 aylık zaman dilimleri için farklı kombinasyonlarda araştırılmıştır. En uygun yöntem ve girdi setleri ile 2015-2100 arası olası hidrolojik kuraklıklar tahmin edilmiştir. Çalışma sonucunda 1, 3, 6 ve 12 aylık zaman dilimleri için Gediz havzasında yer alan Acısu, Selendi, Murat, Medar, Gördes, Ahmetli, Demirci ve Deliiniş alt havzalarının meteorolojik ve hidrolojik kuraklıkları tanımlanmıştır. Çalışma sonucunda 1970-2015 yılları arasında havzada belirli dönemlerde çok şiddetli kuraklıkların yaşandığı ve 2000 yılından sonraki kuraklıklarda evapotranspirasyon kayıplarının daha etkin rol aldığı gösterilmiştir. Çalışmada ayrıca 21. yüzyılın ortalarına kadar meteorolojik ve hidrolojik kuraklıklarda kurak ve sulak dönemlerin yaşanacağını fakat kurak dönemlerin daha fazla hissedileceği öngörülmektedir. 21. yüzyılın ikinci yarısının sonlarına doğru kurak süreçlerin daha hakim olacağı ve çok şiddetli kuraklık sınıflarının süre ve şiddetlerinin daha fazla görülebileceği çalışmada gösterilmektedir.
Standart yağış indisi (SPI) ile Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kuraklık analizi
Bu çalışmada, meteorolojik kuraklığın belirlenmesi ve izlenmesi amacıyla geliştirilmiş olan Standart Yağış İndisi (Standardized Precipitation Index, SPI) kullanımı ile Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan dokuz il (Şırnak, Mardin, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Siirt, Şanlıurfa, Kilis ve Adıyaman) için kuraklık analizi yapılmıştır. Kuraklık analizinde her ilde bulunan meteoroloji istasyonlarından 1970-2017 dönemlerini kapsayan aylık toplam yağış verileri kullanılmıştır. SPI zaman serileri 3, 6, 12 ve 24 aylık ölçekler için hesaplanmıştır. Bölgede tespit edilen kuraklıklara ait artan ya da azalan bir eğilim olup olmadığının tespiti için hesaplanan SPI değerlerine Mann-Kendall eğilim testi uygulanmıştır. Ayrıca ekstrem SPI değerlerinin ait olduğu dönemler için kuraklığın bölgedeki dağılımı ArcGIS-ArcMap programı yardımıyla haritalandırılmıştır. Çalışmanın sonucunda, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 3, 6, 12 ve 24 aylık SPI'ların ekstrem değerlere 1973, 1988, 1989, 2008 ve 2009 yıllarında ulaştığı tespit edilmiştir. Mardin, Kilis ve Şanlıurfa illerinde uzun dönem (12-24 aylık) SPI serileri için azalan yönde bir eğilim olduğu, diğer bir ifadeyle şiddetli ve çok şiddetli kuraklıklarda artış yönünde bir eğilim olduğu belirlenmiştir. Şırnak ve Gaziantep illerinde ise kuraklıkların azalma yönünde eğilim gösterdiği sonucuna varılmıştır.
Yeşilırmak, Kızılırmak ve Konya kapalı havzalarında kurak ve ıslak dönem karakteristiklerinin farklı kuraklık indisleri ile incelenmesi
Within the scope of this thesis, drought analyses were conducted using the SPI, RDI, SPEI, and SRI methods based on a total of 38 meteorological stations in the Yeşilırmak, Kızılırmak, and Konya closed basins. The SPI method was employed for drought analysis at 1, 3, 6, 9, 12, and 24-month accumulations. The Weibull and Generalized Extreme Value (GEV) distributions were determined as the most suitable distributions for the SPI index. In the analyses conducted using the RDI method, low correlations were observed, leading to the conclusion that the RDI index is not entirely reliable. For the analyses conducted using the SPEI method, critical situations were initially not detected, and D values were used to determine the most appropriate distribution methods. It was observed that the Generalized Extreme Value (GEV) distribution was generally suitable for SPEI 3 and 12-month accumulations. The SRI method was applied to a limited number of streamflow stations, and significant results could not be obtained due to data insufficiency. After the completion of drought analyses, correlation calculations were performed to understand the relationships between the meteorological stations. Histograms were obtained for the 3-month and 12-month drought indices based on the classifications. Additionally, distribution maps of drought indices throughout the basin were created using the Inverse Distance Weighting (IDW) method. Trend analyses were conducted on precipitation data for meteorological stations using the SPI, RDI, and SPEI drought analysis results. Trend results were obtained using the Mann-Kendall (MK) and Innovative Şen Trend Analysis (ITA) methods and presented with maps. Magnitude-Duration-Frequency (MDF) analyses were performed to characterize drought and estimate the duration of drought magnitudes. MDF graphs revealed comparisons between stations for each method. Basin-specific MDF comparison maps were obtained, indicating higher drought magnitudes in the northern regions.
Doğu Akdeniz iklim haritalarının jeoistatistiksel yöntemle oluşturulması ve hidroklimatolojik eğilim değerlendirmesi
Çalışmada, Doğu Akdeniz Bölgesi'ne ait iklim haritalarının oluşturulması, yağış yüksekliği bağlamında ekstrem olayların tespit edilmesi ve iklim eğilimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal olarak, çalışma alanındaki 48 adet meteoroloji gözlem istasyonuna ait zaman serileri kullanılmıştır. İklim sınıflarının bulunmasında Erinç İklim Sınıflandırması, haritalarının oluşturulmasında Sıradan Kriging enterpolasyon tekniği, ekstrem olayların tespitinde Standartlaştırılmış Yağış İndeksi, iklim eğilimlerinin bulunmasında Mann–Kendall Eğilim Testi, Sen'in Eğim Yöntemi ve Yenilikçi Eğilim Simülasyonu kullanılmıştır. Bulgulara göre, uzun yıllar ortalamalar için Erinç İklim Sınıflandırması ile Aydeniz İklim Sınıflandırması benzer sonuçlar vermektedir. Nisan ve ekim aylarındaki yağış etkinlikleri, yıllık bazdakine sayısal olarak yakındır. Sıradağların iklim sınıflarına olan etkisi büyüktür. Çalışma alanındaki istasyonlar yıllık bazda nemli, yarı nemli, yarı kuru ve kuruya yakın iklim sınıflarına sahiptir. Alansal açıdan en geniş aşırı kuraklık 1972, 1973 ve 1974 yıllarında; en geniş aşırı nemlilik 1968 ve 1969 yıllarında görülmüştür. Birçok istasyonda en uzun kurak dönemin süresi ile ikinci en uzun kurak dönemin süresi arasında kayda değer bir farkın olduğu görülmüştür. 2070 senesinde yıllık toplam yağış, mevcut ortalamaya göre %14-32 daha az olacaktır. 2070 senesinde yıllık ortalama sıcaklık, mevcut ortalamaya göre 0,4-2,8 °C daha fazla olacaktır.
Yeşil alan tasarımı ve yönetiminde suyun etkin kullanımı: Ankara Dikmen vadisi örneği
Bu çalışmada kent bünyesindeki geçirimsiz yüzeylerden yağmur hasadı ile elde edilecek olan suyun, kentsel yeşil alan tasarım ve yönetiminde daha etkin kullanılabilirliği, Ankara' nın Çankaya İlçesinde Dikmen Deresi havzası örneğinde incelenmiştir. Havzadaki tüm geçirimsiz yüzeylerden 1.542.220 m³, Dikmen Vadisi etaplarından ise 31.993 m3 suyu yağmur hasadı ile elde edilebileceği saptanmıştır. Vadi etaplarındaki yeşil alanların sezonluk sulama su ihtiyacının ise 414.000 m³, ASKİ'den talep edilen sezonluk sulama suyunun ortalama 543.000 m³ ve maliyetin yaklaşık 2.000.000 TL olduğu hesaplanmıştır. Vadi etaplarındaki tüm yeşil alanların sulanmasında ihtiyaç duyulan suyun %80'inin çim alanların sulanmasında kullanıldığı saptanmıştır. Ancak Dikmen Deresi Havzası'ndan toplanacak potansiyel suyun sadece %26'sı, Vadi etaplarındaki tüm yeşil alanların sulama ihtiyacını karşılayabilmektedir. Vadi III. etapta uygulanan bitkisel peyzaj projesinde, kullanılan yapraklı ağaçların %40'ının, ibreli ağaçların %12'sinin, çalı grubundaki bitkilerin ise %21'nin ABB bitkisel teknik şartnamesinde yer almayan bitkilerden oluştuğu saptanmıştır. Sonuç olarak Dikmen Vadisi'nin devamı niteliğinde uygulanacak olan IV. ve V. etaplarının yeşil alan tesisinde, kurakçıl peyzaj ilkelerine uygun tasarıma yer verilmesi ve yağmur hasadına uygun alt yapı hazırlığının planlaması, kent ölçeğinde yeşil alan tasarımında ve yönetminde suyun etkin kullanılması açısından önem taşımaktadır.
Characteristics of Gemlik variety at different harvesting periods under drought conditions
Olive oil is one of the oldest edible oils, derived from the fruit of the Olea europaea L. tree. The oils' characteristics such as (taste, colour and smell) which depend on various factors such as the type of olive, soil, irrigation, climatic conditions, harvest date etc. Extra-virgin olive oils were acquired for this study from the Gemlik olive variety which is one of Turkey's popular variety, during various ripening stages (about1.5, 2.5, 3.5 and 4.5 maturity index values). Pomological analysis (such as fruit width, fruit lenth, flesh to stone ratio), oil content, moisture content, total phenol and L*, a*, b*, fatty acids, phenolic compounds and volatiles were determined. The olive oil produced was at the ideal stage when maturity (3.5 maturity index). In all oil samples, oleic acid predominated, followed by palmitic and linoleic fatty acids. In this research, five individual phenolic compounds were identified and quantified as caffeic acid, ferrulic acid, luteolin acid. p-coumaric acid and oleuropein during four different harvesting periods and oleuropein was detected as dominant compound.
Bazı prunus anaçlarında kısıtlı su ve mikoriza uygulamalarının kuraklığa dayanıklılık üzerine etkileri
Bazı sert çekirdekli meyve anaçlarının kısıtlı su uygulamasına verdikleri tepkiler ile bitkilerin dayanıklılık mekanizması üzerine temel parametrelerin ortaya konduğu ve mikoriza aşılamasının bu parametreler üzerine etkisinin araştırıldığı araştırmada Rootpac 40, Rootpac R, GF 677 ve Garnem anaçları kullanılmıştır. Deneme cam sera koşullarında aşılı ve aşısız bitkiler kullanılarak saksı denemeleri şeklinde yürütülmüştür. Kontrol (K100) bitkileri tarla kapasitesindeki su düzeyinin %100'ü olacak şekilde sulanmıştır. K55 uygulamasına K100 sulamasının %55'i düzeyinde, K40 uygulamasına ise K100 uygulamasının %40'ı düzeyinde su verilmiştir. 2019 yılında ön deneme ile başlayan araştırmada Glomus mosseae, Glomus etunicatum ve Glomus clarium mikoriza türleri kullanılmıştır. 2020 yılı denemesinde yarısı Carolina nektarin çeşidi ile aşılı bitkilere kısıtlı su uygulanmıştır. 2021 yılı denemesinde nektarin aşılı ve aşısız bitkilere Glomus mosseae mikoriza türü aşılanarak kısıtlı su uygulaması yapılmıştır. Kuraklık stresi altında mikoriza aşılaması yapılmış bitkilerin aşılanmamış bitkilere göre daha yüksek bitki boyu, yaprak sayısı, yaprak alanı, bitki biyokütlesi, klorofil miktarı, fotosentez hızı, bağıl su içeriği, terleme oranı, su kullanım etkinliği, ozmotik potansiyel, toplam şeker, toplam fenol değerlerine; daha düşük zararlanma dereceleri ve H2O2 değerlerine sahip olduğu belirlenmiştir. Mikoriza uygulaması yaprakların N, P, K, Ca ve Mg içeriklerini olumlu yönde etkilemiştir.
Standartlaştırılmış kuraklık indeksi ve keşif kuraklık indeksi ile meteorolojik kuraklığın analizi
Bu çalışmada, Adana ili ve bu il sınırları içerisinde bulunan Kozan, Karaisalı, Ceyhan, Yumurtalık, Karataş meteoroloji istasyonlarına ait 1970-2021 yılları arasındaki veriler kullanılarak meteorolojik kuraklık analizi gerçekleştirilmiştir. Standartlaştırılmış Yağış İndeksi (Standardized Precipitation Index-SPI) ve Keşif Kuraklık İndeksi (Reconnaissance Drought Index- RDI) yardımıyla 3, 6 ve 12 aylık zaman ölçekleri için her bir istasyonun kuraklık oluşum yüzdeleri ile farklı kuraklık sınıflarının yıllar içindeki dağılım oranları tespit edilmiştir. Buna ilave olarak, her bir istasyona ait kurak ve yağışlı dönemler için kuraklık şiddeti, maksimum periyod ve meydana gelme zamanları belirlenmiştir. Karaisalı istasyonu hariç tüm istasyonlarda kuraklık oluşum yüzdeleri %50'nin altında kalmıştır. SPI ve RDI arasındaki %99'un üzerinde olan korelasyon değerleri, ele alınan bölgede RDI yerine sadece yağış verilerini kullanan SPI'nin kullanılabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Adana, Meteorolojik Kuraklık, Standartlaştırılmış Yağış İndeksi, Keşif Kuraklık İndeksi, DrinC
Kısıtlı sulama koşullarında bazı mevsimlik zinnia çeşitlerinin bitkisel performansı ve fizyolojik değişimleri
Zinnia kesme çiçek, saksı bitkisi ve ağırlıklı olarak da dış mekanda mevsimlik çiçekli bitki olarak değerlendirilen bir süs bitkisidir. Bu çalışmada zinnianın kısıtlı sulamaya karşı bitkisel tepkileri ve tolerans durumu ortaya çıkarılmıştır. Çalışma kapsamında, üç farklı sulama rejimi (%75, 50 ve 25) ile iki farklı Zinnia türü (Zinnia elegans L. ve Zinnia marylandica SSB.) ve dört farklı çeşit serisine (Dreamland, Zesty, Double Zahara ve Zahara) ait olan on dokuz farklı zinnia çeşidinde bitkisel büyüme ve gelişme, görsel karakterler ve bitkilerin su durumlarına ilişkin özellikler incelenmiştir. Genel olarak sulama miktar azalışına, gövde boyu, boğum arası uzunluğu, gövde çapı, yaprak sayısı ve boyutları, kök ve sürgün kuru ağırlığı, L (siyahlık-beyazlık), C (matlık-canlılık), hue renk açısı, kompaktlık, görsel semptom skalası, yaprak oransal su kapsamı ve sürgün nem içeriği açısından kayıplar eşlik etmiştir. Araştırmada incelenen parametreler bakımından kontrole (%75) kıyasla ortaya çıkan olumsuz etkiler şiddetli kısıtlı sulama rejiminde (%25), orta kısıtlı sulama (%50) rejimine göre daha net biçimde görülmüştür. Çalışma kapsamındaki zinnia çeşitleri kısıtlı sulama rejimi uygulamalarına bağlı olarak yüksek ve düşük arasında olmak üzere geniş bir performans yelpazesi oluşturmuştur. Kısıtlı sulama uygulamaları açısından Zahara Fire ve Double Zahara Yellow toleranslı çeşitler olarak ve Dreamland Rose ve Zahara Cherry hassas çeşitler olarak görülmüştür. Sonuç olarak çalışmada dünya genelinde karşı karşıya olduğumuz küresel iklim değişikliğine bağlı su kıtlığı durumunun yönetimine hizmet edebilecek bazı bulgular elde edilmiştir.
Aydın vilâyetinde doğal afetler (1850-1900)
19. yüzyılın ikinci yarısında Aydın vilayeti, Osmanlı Devleti'nde doğal felaketlerin sıklıkla yaşandığı bir coğrafya olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemde Aydın vilayeti çok sayıda deprem, çekirge istilası, kuraklık, sel, don, dolu, fırtına, yıldırım düşmesi gibi afetlere maruz kalmıştır. En fazla tarımsal faaliyetleri etkileyen bu afetlerin sonucunda Aydın vilayetinde can kayıpları, yaralanmalar, kıtlıklar, salgın hastalıklar, ekonomik krizler, fiyat artışları, çevre ve ulaşım problemleri gibi birçok sosyo-ekonomik olay yaşanmıştır.Meydana gelen afetler sonrasında, afetzedelerin yaralarının sarılması ve önlenmesi muhtemel nitelikli bazı afetler öncesinde alınması gereken tedbirler konusu, Aydın Valiliğini ile Osmanlı merkezi hükümetini uzun süre meşgul eden, aynı zamanda büyük masraflar gerektiren önemli meselelerden biri olmuştur.Kısacası bu çalışmada, Aydın vilayetinde meydana gelen doğal afetlerin vilayet halkına, çevreye, bölge ve ülke ekonomisine etkisi, yaşanan afetler sonrasında nasıl bir kriz yönetimi sergilendiği, merkezi ve mahalli yönetimlerin ne tür tedbirler aldıkları, afetzede halk-yönetici ilişkileri, afete uğramayan Osmanlı toplumunun afetzedelere karşı tutumları ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Batı Karadeniz Havzası'nda trend analizi yöntemleriyle kuraklık etkisinin değerlendirilmesi
Su kaynaklarının korunması ve işletilmesi insanlık tarihi boyunca önemini korumuştur. Günümüzde küresel ısınmanın etkisiyle birlikte, havza planlama ve kuraklık önleme çalışmaları çok daha fazla önem kazanmıştır. Bu durum mevcut akarsu kaynaklarımızın gelecekteki durumlarını da göz önünde bulundurmamızı elzem bir hale getirmektedir. Akarsularda tespit edilecek aşağı yönlü bir trend o bölgedeki kuraklık etkisinin tespit edilmesi ile sıkı sıkıya ilişkilidir. Bu makalede Batı Karadeniz Havzası ele alınarak bölge akarsularında trend varlığı araştırılmış ve kuraklık yönünden değerlendirilmiştir. Batı Karadeniz Havzasında yer alan 126 adet akım gözlem istasyonundan verileri elverişli olan 23 tanesi seçilerek öncelikle minimum akımlar derlenmiş ve daha sonra eksik veriler Regresyon Denklemleri yöntemi ile tamamlanmıştır. Devamında veriler trend analizlerine tâbi tutulmuştur. Trend analiz yöntemleri incelenerek parametrik olmayan Mann-Kendall, Spearman'ın Rho Testi, Sen'in Trend Eğim Metodu ve Şen'in Yenilikçi Trend Analiz Testi yöntemleri ile analizler yapılmıştır. Trendlerin başlangıç tarihlerini belirlemek amacıyla Mann-Kendall Mertebe Korelasyon Yöntemi kullanılmıştır. Analizleri yapılan 4 istasyonda azalan trend, 2 istasyonda ise artan trend tespit edilmiştir. Trend tespit edilmemekle birlikte 3 istasyonda azalan yönlü trend eğilimi ve 4 istasyonda ise artan yönlü trend eğilimi gözlemlenmiş olup 13 istasyonda ise herhangi bir trend ya da eğilime dair işaret bulunamamıştır. Analizler incelendiğinde birçok istasyonda benzer sonuçlar belirlenmiştir. Farklılık gözlemlenen istasyonlarda tüm yöntemlerin sonuçları irdelenerek doğruya en yakın sonuçlar ortaya çıkarılmıştır. Yapılan analiz çalışmalarının sonuçları harita üzerinde işlenerek sulama alanları ile çakıştırılmış riskler ve fırsatlara göre değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre Batı Karadeniz Havzası için tüm havzayı temsil eden tek bir eğilimden bahsedilemez. Havzada kuraklık yönünden riskli alanlar ve tarımsal üretim yönünden fırsatlar sunan bölgeler tespit edilmiştir. Bu farklılaşmada bölgeler arası coğrafik, topoğrafik, iklimsel, jeolojik yapı vb. etkenler etkili olmaktadır. Çalışma Batı Karadeniz Havzası'nın tamamını yansıtan tek bir eğilim olmadığı için çeşitli lokasyonlar için özelleştirilmiş politikalar geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.