European Convontion on Human Rights
88 theses under this subject heading
Türk ceza mevzuatında yapılan düzenlemelerin adil yargılanma hakkına katkıları
İnsan Hakları günümüzde oldukça popüler bir kavram haline geldi. Gerçekte ise insanın var oluşundan beri onun sadece onurlu bir varlık olmasından kaynaklanan haklardır. Sadece insan olmak bu haklara sahip olmak için yeterlidir.İnsan haklarını korumanın en etkili yolu adil bir yargılama sisteminin bulunmasıdır. Aynı zamanda bir insan hakkı olan adil yargılanma hakkı, diğer tüm haklarında güvencesini oluşturur. Genellikle Adil Yargılanma hakkı adalet kavramı ile birlikte anılır. Bu tezde birinci bölümde genel olarak adalet ve adil yargılanma hakkı kavramları açıklandı. İkinci bölümde, Adil yargılanma hakkı ile ilgili bulunan başlıca uluslar arası belgeler incelendi. Türk hukukuna etkisi ele alındı. Üçüncü bölümde ise İnsan Hakları ve Adil yargılanma hakkı ile ilgili uluslararası düzenlemelerin Türk iç hukukuna etkileri incelendi. Türk Ceza Mevzuatında Adil Yargılanma hakkını sağlamak amacıyla yapılan düzenlemeler araştırıldı. Bu düzenlemelerin Adil Yargılamaya olan katkısı incelendi. Türkiye'nin tarafı olduğu İnsan Hakları ve adil yargılanma hakkı ile ilgili Uluslararası antlaşmalar da birlikte ele alındı. Özellikle iç hukuk uygulaması bakımından önemli olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bu sözleşmeden doğan denetim mekanizması olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile birlikte mevzuattaki değişimin adil yargılamaya olan katkısı araştırıldı ve incelendi. Bu değişikliklerin adil yargılanma hakkının uygulanması anlamında olumlu katkıda bulunup bulunmadığı araştırıldı.
Türkiye'de serbest seçim hakkı
Serbest seçim hakkı, demokrasinin kurucu bir unsuru olarak halkın devlet yönetimine katılımını sağlamaktadır. Bu bakımdan Türkiye'de demokrasinin geliştirilebilmesi ile birey ve hak temelli bir yaklaşımın hâkim olması için seçimlerle ilgili kuralların serbest seçim hakkı yönünden nasıl geliştirilebileceği önemli bir sorundur. Bu çalışmada serbest seçim hakkının hem teorik temelleri hem de uluslararası belgelerdeki düzenlemeler üzerinde durularak, Türkiye uygulamasındaki sorunlara dair bazı çıkarımlarda bulunulmuştur. Bu çıkarımlar yapılırken teorik yaklaşımlar ve uluslararası insan hakları hukuku, özellikle de Türk mevzuatına da yön veren İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi sistemi incelenmiştir. Anayasal ve yasal düzenlemelerde yer alan bazı problemler doktrin ile İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi içtihatları ışığında yorumlanmıştır. Çalışmada serbest seçim hakkı ile ilgili sorunlardan ilki oy kullanma hakkına yönelik sınırlamalar ve seçimlerde aday olma yeterlikleri ile ilgili bazı Anayasal hükümler olarak belirlenmiştir. Ayrıca kişiler seçildikten sonra görevini sürdürülebilme hakkına da sahiptir. Bu bağlamda, çalışmada bu hak ile yakından bağlı olan yasama dokunulmazlığı kurumu ile ilgili Anayasal hükümler ele alınmıştır. Öte yandan çalışmada Türkiye'de mevcut seçim sistemi ile ilgili eleştiriler de ele alınmıştır. Son olarak Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru dâhil iç hukuk yolları ile ilgili düzenlemelerde yer alan sorunlar değerlendirilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında umut hakkı
Ömür boyu hapis cezası, uluslararası insan hakları hukuku açısından ciddi anlamda sorgulanmaktadır. Bu sorgulamanın yansımaları, pozitif hukuku değişikliğe zorladığı gibi ulusal ve uluslararası mahkemelerin kararlarında da vücut bulmaktadır. Ömür boyu hapis cezası mahkûmlarının tahliye olma imkânlarının bulunmamasının eleştirildiği söz konusu kararlar, temel itiraz noktalarıyla birlikte bu çalışmada incelenmiştir. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu konuda vermiş olduğu kararlar, ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü uluslararası insan hakları hukukunun genel prensiplerini etkileyen alanlarda, Mahkeme'nin iç hukuka müdahale etme gücü bulunmaktadır. Zira verilen kararlar, üye devletler açısından yerine getirilmek zorundadır. Bu konuda üye devletlerin egemenlik anlamındaki bazı kaygıları da birlikte düşünülünce, Mahkeme'nin kararlarını analiz etmek, ayrı bir anlam taşımaktadır. Genel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde umut hakkı kavramı bulunmamaktadır. Ancak Mahkeme, bireylerin ölünceye kadar sürecek bir hapis cezası almaları durumunu dinamik bir şekilde yorumlamaktadır. Bu anlamda bir hükümlünün tahliye olma imkânı bulunmadan bir müebbet hapis cezasına çarptırılması, Sözleşme'nin 3. maddesindeki işkence yasağıyla birlikte ele alınmaktadır. Çünkü bu ceza, kişinin ölüm anına kadar sürdüğü için insan onuru ve işkence yasağına aykırılık yaratma potansiyeli taşımaktadır. Bu açıdan Mahkeme, Sözleşme'nin 3. maddesinin standartları olarak adlandırdığı şartları, umut hakkı kavramının mihenk taşları olarak oluşturmuştur. Sözleşme üzerinden üye devletlere yapılan denetim de genel olarak bu kriterlere göre gerçekleştirilmektedir.
Adil yargılanma hakkı perspektifinde gizli tanıklığın değerlendirilmesi
Çalışmamızda adil yargılanma hakkı perspektifinde ceza yargılamalarında gizli tanıklık değerlendirilmiştir. Üç bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde ceza muhakemesinde ispat ve deliller anlatılmış delillerin ortak özellikleri, delil çeşitleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde adil yargılanma hakkı kavramı, kaynakları, uygulama alanı ve unsurları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları kapsamında değerlendirilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise adil yargılanma hakkı perspektifinde gizli tanıklığın değerlendirilmesi yapılmış ve adil yargılanma hakkının ihlal edilmemesi için, ceza yargılamalarında zorunlu olmadıkça gizli tanık deliline başvurulmaması gerektiği ifade edilmiştir. Gizli tanık beyanlarına başvurulması durumunda ise, gizli tanıklığın istisnai bir durum olduğu göz önüne alınarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin gizli tanıklarla ilgili verdikleri kararlarda belirtilen tüm güvencelerin tam ve eksiksiz bir şekilde işletilmesinin ve bu konudaki ilkelerin maddi olaylara eksiksiz bir biçimde uygulanmasının adil yargılanma hakkı bakımından hayati derecede önemli olduğu vurgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Adil Yargılanma Hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Gizli Tanık, Anayasa Mahkemesi
Kriz zamanlarında insan hakları: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 15. madde kapsamında derogasyon rejimi
Eski çağlardan itibaren krizler karşısında yönetimler, durumun üstesinden gelmek üzere olağanüstü araçlar ve yetkiler tesis etmiştir. Tarihteki kriz yönetimlerinin veya yetkilerinin ortaya çıkışındaki olgusal temeller çoğunlukla savaş veya önemli ulusal güvenlik sebeplerine dayanmıştır. Bu yönetimlerin hayatta kalmak için kendini koruma güdüsü veya içinde bulunduğu zaruret koşulları nedeniyle olağanüstü nitelikteki yetkilere başvurması ya da kendini müdafaa etmek durumunda kalması anlayışı bu rejimlerin kaynağını ve mahiyetini açıklayan ilk teoriler olmuştur. Olağanüstü rejimlerin liberal demokrasilerdeki düzenlenişi ise sınırlı yetki anlayışı ve hukukun üstünlüğü ilkeleri üzerine inşa edilmiştir. Çeşitli olgusal koşullar nedeniyle başvurulan bu olağanüstü yönetim usulleri ve yetkileri, ulusal hukuk düzenlerince normatif temellere yerleştirilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında devletlerin yalnızca iç hukuk meselesi olmaktan çıkan temel hak ve özgürlükleri en yoğun şekilde test eden uygulamalardan biri olağanüstü rejimler olmuştur. Buradan hareketle, devletlerin olağanüstü yönetim usullerinin yürürlüğü esnasında aldıkları tedbirlere ilişkin uluslararası ve bölgesel insan hakları koruma sistemlerinde bir kriz normu olarak derogasyon rejimi tasarlanmıştır. Olağanüstü durumların üstesinden gelmek üzere başvurulan tedbirler ile bireysel hak ve özgürlüklerin korunması arasındaki denge bu maddeler aracılığıyla sağlanmaktadır. Devletlerin belirli koşullar altında ve belli bir ölçüde başvurabilecekleri bu yetki, aldıkları tedbirlere yönelik Sözleşme ile üstlendikleri yükümlülüklerini azaltma imkanı tanımaktadır. Uluslararası ve bölgesel düzeydeki koruma sistemlerinin bir kısmında yer alan derogasyon maddeleri arasında, etkin bir denetim mekanizmasına sahip olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde düzenlenen 15. madde öne çıkmaktadır. Bu çalışma olağanüstü rejimlerin tarihsel-teorik arka planı ile insan hakları hukukunda olağanüstü rejimlere ve yetkilere ilişkin tasarlanan 15. madde üzerine kurulmuştur. Çalışmanın normatif incelemesini oluşturan "derogasyon" teriminin tercih nedeninden ve kavramsal açıklamadan başlamak üzere bu çalışmada, devletlerin Sözleşme ile yüklendikleri yükümlülüklerinin olağan zamanlara göre azalmasını düzenleyen rejime ve denetim mekanizması olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin denetimine odaklanılmaktadır. Bir kriz haliyle veya olağanüstü durumla mücadele esnasında, demokratik bir toplumda bireyin menfaati ile kamu yararı arasındaki hassas dengeyi korumak üzere 15. maddenin Sözleşme sisteminde kritik bir rolü bulunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 15. madde kapsamındaki derogasyon rejiminin maddi ve usulî unsurları ile birlikte denetim mekanizmasının içtihadi standartlarının dikkatli şekilde incelenmesi ve ortaya konması "krizler çağı" olarak anılan günümüz dünyası için gittikçe önem kazanmaktadır.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarında düşünce özgürlüğü
Türk Hukukunda insan hakları konusunda en çok tartışılan konulardan birinin düşünce özgürlüğü olduğu bilinmektedir. Bu özgürlüğün sözü edilen özelliği ise daha çok İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararları doğrultusunda verilen ihlal kararlarıyla ilintilidir. Bu nedenle, mevcut çalışma konuya ilişkin içtihatların tanıtılmasını ve Türk doktrini tarafından benimsenen temel yaklaşımları belirlemeyi amaçlamıştır.Bu yüksek lisan tezinde; makaleler, monografik eserlerin yanında İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Türk Anayasa Mahkemesi'nin kararlarına da yer verilmiş, özellikle İnsan Hakları Mahkemesi'nin, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin ilgili maddelerinin ihlali kararını verdiği hallerde uyguladığı kriterler irdelenmek istenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Düşünce Özgürlüğü2.İfade Özgürlüğü3.İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi4.İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi5.Anayasa Mahkemesi
Türk idari yargı düzeninde adil yargılanma hakkı
AYDIN Bihter. Türk İdari Yargı Düzeninde Âdil Yargılanma Hakkı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2012Âdil yargılanma hakkı bir çok uluslararası sözleşme ve ulusal anayasalarda güvence altına alınmış temel bir insan hakkıdır. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan ve demokratik toplumda çok önemli bir rol oynayan âdil yargılanma hakkı hukuk, ceza ve idare hukuku alanındaki davalarda, yargılamaya ilişkin kuralları belirlemektedir.Âdil yargılanma hakkının tüm unsurlarıyla birlikte etkin olarak korunmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi mümkün kılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen bu hak, Sözleşmede yer alan diğer hakların korunabilmesi için de kilit bir rol oynamaktadır.Âdil yargılanma hakkını konu edinen akademik çalışmalarda genellikle bu hakkın ve unsurlarının ceza yargılaması ilgili olarak ele alındığı, ancak bu hakkın idarî yargıya yönelik olarak irdelenmediği görülmüştür. Tezin bu anlamda katkısı olacağı ümit edilmektedir.Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde âdil yargılanma hakkı kavramından ve uluslararası belgeler ile Kanun-ı Esasi'den 1982 Anayasasına kadar Türk Anayasalarında âdil yargılanma hakkının nasıl düzenlendiğinden bahsedilecektir. İkinci bölümde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında hakkın koruma alanı ele alınacaktır. Son olarak üçüncü bölümde ise âdil yargılanma hakkının unsurları idarî yargıya bakan yönüyle incelenecektir.Anahtar Sözcükler:1- Adil Yargılanma Hakkı2- Hukuk Devleti3- İdari Yargı4- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi5- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında Türkiye'de din ve vicdan özgürlüğü
İnsanlık tarihi inanç farlılıkları sebebiyle yaşanan savaşlarla doludur. Din adına yaşanan bu savaşlar yapılan katliamlar, din ve vicdan özgürlüğünü uluslararası düzeyde güvence altına alınması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Bu anlamda atılan adımlardan en önemlisi Avrupa insan Hakları Sözleşmesi'nin kabulüdür; zira Sözleşme'de tanınan hakların ihlâli halinde bireylere, diğer insan hakları sözleşmelerinden farklı olarak yine bu Sözleşme ile kurulan yargı organlarına başvuru hakkı tanınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.9 ile ?düşünce, vicdan ve din özgürlüğü? başlığı altında inanç özgürlüğü ve bu özgürlüğün iki temel boyutu tanınmış, güvence altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile din ve vicdan özgürlüğünün içsel alanına (forum internum) mutlak ve sınırsız bir koruma sağlanmıştır; dışsal alan (forum externum) ise sınırlamalara konu olabilmektedir.
Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ekseninde toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü ve Türkiye örneği
Çalışmamızın konusunu oluşturan toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü, demokratik toplumların vazgeçilmezi konumundaki düşünceyi açıklama ve ifade özgürlüğü ile yakından ilgilidir. Kişiler, toplantı ve gösteri yürüyüşleri sayesinde, belirli bir amaç ve ortak menfaatler doğrultusunda bir araya gelir ve bazı konularda düşüncelerini başkalarına aktararak kamuoyu oluşturmaya çalışır.Çalışmamızın amacı, toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğünün AİHS boyutlarıyla incelenmesi ve Türkiye'nin bu konuda ihlalci bir devlet olup olmadığını tespit etmektir. Bu doğrultuda, AİHM'nin toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü hakkında verdiği kararlar incelenmiş ve Türkiye'nin toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü bağlamında ihlalci bir ülke olduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim AİHM'nin 1959-2013 yılları arasında, 11. madde kapsamında verdiği 151 ihlal kararının 61'i Türkiye aleyhindedir. Verilen ihlal kararlarında öne çıkan hususlar; kolluk güçlerinin sabırsızlığı, orantısız güç kullanımı, kamu makamlarının hoşgörü eksikliğidir. AİHM, toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü ile ilgili önüne gelen uyuşmazlıklarda, ilk olarak, müdahalenin yasal dayanağının olup olmadığı incelemekte, sonrasında ise bu müdahalenin 11. maddede belirtilen meşru amaçları taşıyıp taşımadığını tespit etmektedir. Son aşama olarak, AİHM, bu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını araştırmaktadır. Türkiye aleyhine verilen birçok ihlal kararında, kolluk güçlerince yapılan müdahalelerin, yasal dayanağı olduğu ve meşru amaç taşıdığı belirtilmesine rağmen, demokratik toplumlarda olmaması gerektiği sonucuna varılmıştır. O halde, toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğünün bir ülkede tam anlamıyla yerleşebilmesi için hem devletlere hem de kolluk güçlerine büyük görevler düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Hak, Özgürlük, İnsan Hakları, Toplantı, Gösteri Yürüyüşü, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Özgürlüğü.
1982 Anayasasında ve Türk Ceza Yargılamasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulaması ışığında suçsuzluk karinesi
Suçsuzluk karinesi suç ile itham edilen kişinin, bir mahkeme hükmü ile itham edildiği suçu işlediği hukuka uygun delillerle adil bir şekilde yapılan yargılama neticesinde sabit kabul edilinceye kadar kişinin suçsuz kabul edilmesidir. Bu ilke birçok milletlerarası sözleşmede de ifade edilmiştir. Bu kapsamda ilkenin Evrensel İnsan Hakları Bildirisinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de yer aldığı görülmektedir. İlke Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince adil yargılanma hakkı içerisinde, bu hakkın bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Suçsuzluk karinesi düzenlemesi hukukumuzda açık olarak ilk kez 1982 tarihli Anayasada yer almıştır. Bu düzenleme öncesinde İslam hukukundan kaynaklı olarak ilkenin hukuk uygulamamızda olduğu iddia edilmiş ise de, yazılı kural olarak ilkenin 1982 tarihli Anayasadan önce bulunmadığı görülmektedir. Suçsuzluk karinesi fonksiyonu itibariyle suskun kalma hakkı, ispat, şüpheden sanığın faydalanmasına ilişkin evrensel hale gelmiş ceza muhakemesi müesseseleri ile de çok yakından ilgilidir. Suçsuzluk karinesi tüm kişi ve kurumların saygı göstermesi gereken bir haktır. Basın ve yayın organları soruşturma ve ceza muhakemesine ilişkin haber ve yorum hak ve özgürlüğüne sahiptir ancak bu özgürlüğün kullanılmasında, basın yayın kuruluşları da soruşturulan ya da kovuşturulan kişilerin suçsuzluk karinesinden kaynaklanan lekelenmeme hakkına özen göstermek ve bu hakka uygun davranmak zorundadırlar. Türk Ceza Kanununda suçsuzluk karinesinden kaynaklanan kişisel hakkın korunması amacıyla, bu hakkın ihlaline havi eylemler suç olarak düzenlenmek suretiyle karineden kaynaklanan hak koruma altına alınmıştır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın da karineyi dikkate alarak bazı durumlarda değerlendirme yaptıkları görülmektedir. Ancak bu değerlendirmelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yaptığı derinlikte ve genişlikte olmadığı görülmektedir. 1982 tarihli Anayasanın 90. maddesi uyarınca milletlerarası sözleşmelerin doğrudan uygulanma olanağı getirildiğinden ve AİHS'si de bu kapsamda bir sözleşme olduğundan, ayrıca Ülkemizce AİHM'nin yargılama yetkisi kabul edilmiş olduğundan, karine ile ilgili uygulama, yorum ve değerlendirmelerde milli soruşturma ve yargılama makamlarının AİHM'nin içtihatlarını gözetmeleri gerekmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ilkeleri ışında işkence yasağı ve Türkiye'deki uygulaması
İşkence ve kötü muamele konusunda, uluslararası insan hakları belgelerinde birtakım unsurlar belirlenmiştir. Bu unsurlar aşağılatıcı muamele, insanlık dışı muamele, haysiyet kırıcı muamele, aşağılayıcı ceza, insanlık dışı ceza gibi kavramlardır. Bu kavramların ayrımını yapmak kolay olmamakla birlikte uluslararası kuruluşların önüne gelen somut olaylarda ortaya koydukları kriterler ulusal hukuktaki uygulamalar açısından son derece önemlidir. Somut vakalarda ulusal mahkemeler işkence hususunda karar verirken AİHM'nin içtihatlarını göz ardı etmemelidirler.Başlangıçta cezalandırma yöntemi veya ispat aracı olarak kullanılan işkence, tarihsel süreç içerisinde mutlak bir yasak olarak bir çok uluslararası belgede yer almıştır. Fakat işkence yasağının, uluslararası belgeler ve uluslararası mevzuatta yer alması, uygulamada yaşanan işkence olaylarının önlenmesine yetmemiştir.Bu çalışmayla amaçlanan, tarafı olduğumuz temel insan hakları belgelerinden biri olan, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'yle temel çerçevesi belirlenen işkence yasağını önlemeye yönelik girişimlere az da olsa katkıda bulunabilmektir.
AİHM yargısında adil yargılanma hakkı ve makul süre
Demokratik ve çağdaş toplumlarda insanlar haklarını yargı önünde ararlar. Adil yargılanma hakkı da yargılamayı ilgilendiren temel insan haklarından birisi olup, hukuk devletinin temel güvencelerindendir. Adil yargılanma, hukuk veya ceza davalarında, hatta belli ölçülerde idare hukuku alanındaki davalarda, yargılamaya ilişkin ilkeleri belirleyerek, hukuk devletinin temel unsurunu oluşturmaktadır.Demokratik bir toplumda adaletin yerine getirilme süreci, adaletin yerine getirilmesi kadar önem taşımaktadır, yani varılan so¬nuç kadar, yargılama süreci de önemlidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleş¬mesinin 6. maddesi adil yargılanma hakkını düzenlerken işte bu yargılama sürecini de ele almıştır. Yargılamanın adil olabilmesi, her şeyden önce yargılamanın makul sürede bitirilmesini gerektirmektedir. Aslında bu durum toplumun yargı organlarına olan güveninin korunabilmesi, hakkın gerçek sahibine bir an önce tesliminin sağlanması ve uyuşmazlığın taraflarının en kısa süre içerisinde tatmin edilebilmesinden çok yargı organlarının kendilerine karşı sorumluluğunun bir göstergesidir.
AİHS çerçevesinde kişi güvenliği
Tez çalışmasının konusu ve kapsamı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin önüne gelen davalarda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin kişi güvenliği ile ilgili olan 5. maddesini nasıl anladığı ve yorumladığıdır.Bu çalışma ile AİHS'in 5. maddesi AİHM' in içtihatları doğrultusunda incelenmiş ve bu suretle hem yargılama makamlarına hem de kolluk kuvvetlerine özgürlüğünden mahrum edilen kişiye hangi güvenceleri sağlamaları gerektiği ve hangi durumların kişi güvenliğini ihlal anlamına geleceğini ortaya kaymak amaçlanmıştır.Çalışmamızın birinci bölümünde kişi özgülüğü ve güvenliği hakkının tanındığı, hangi durum ve koşullarda sınırlandırma yapılabileceğini bentler halinde, sınırlı bir şekilde sayıldığı sözleşmenin 5. Maddesi 1. fıkrası incelenmiştir.İkinci bölümde ise özgürlüğü sınırlanan kişiye getirilen hukuki güvencelerin sayıldığı sözleşmenin 5. Maddesinin 2. 3. 4 ve 5. fıkraları inceleme konusu yapılmak suretiyle AİHM' ın konuyla ilgili prensipleri ortaya konulmaya çalışıldı.ANAHTAR SÖZCÜKLERAİHSAİHMKişi özgürlüğü ve güvenliğiYakalama ve tutuklamaHukuka uygunluk
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
"Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat" başlığını taşıyan tezimiz dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; genel olarak Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı kavramı iç hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında incelenecektir. Özgürlük ve güvenlik hakkının AİHS ve iç hukukumuzda nasıl düzenlendiği ve korunması için ne tür tedbir ve mekanizmaların öngörüldüğünden bahsedilecektir. Koruma tedbirlerinin genel özellikleri ve uygulanma koşulları anlatılacaktır. İkinci bölümde; Koruma tedbirlerinden tazminata konu olan yakalama ve gözaltına alma, tutuklama, arama ve el koyma koruma tedbirleri doktrin ve yasal mevzuat çerçevesinde açıklanmaya çalışılacaktır. Koruma tedbirlerine ne zaman başvurulabileceği, uygulanma şekilleri ve hukuka aykırı durumlar tartışılacaktır. Bu bölümde özellikle en fazla tazminata konu olan "Tutuklama" ele alınacaktır. Üçüncü bölümde; Tezimizin esas konusunu teşkil eden tazminat kavramı açıklanarak tazminata konu hak ihlalleri yargı ve AİHM kararları ışığında tek tek ele alınacaktır. Tazminatın talep edilebilmesi için gerekli yasal şartlar açıklanacak tazminat isteminin usulü, türleri, tazminatın hesaplanması ve devletin rücu hakkı konuları ele alınacaktır. Dördüncü bölümde; Hukukumuzda 2012 yılında yerini alan Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru hakkının hukuksal niteliğine değinilerek başvurunun koşulları, uygulamada verilen kararlar ve insan hakkı ihlallerinin önüne geçme kabiliyeti tartışılacaktır. Sonuç ve değerlendirme; Uygulamada yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri sunulacaktır. Ayrıca ülkelerin rejiminin demokratik olma ölçütünün haklara riayet etmesi ile ölçüldüğü vurgulanacaktır. Devletin hukuka olan saygısı ve yasalarda hakların düzenlenmesinden çok içselleştirilmesi gerektiği savunulacaktır. Bireysel Başvuru hakkının ihlallerinin kısa sürede telafi edilmesi açısından önemli olduğu ve benzer güvencelerin hukukumuza kazandırılması gerektiği vurgulanacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde cinsel azınlık hakları ve Türkiye uygulaması
İnceleme konumuzu "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde Cinsel Azınlık Hakları ve Türkiye Uygulaması" oluşturmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) metninde özel olarak cinsel azınlıklar için uygulanan belirli bir haktan bahsetmek mümkün değildir. Ancak, Sözleşme'de belirtilen hak ve özgürlükler herkese uygulanabildiği gibi, cinsel azınlıklara da uygulanabilmektedir. Sözleşme'nin cinsel azınlıklar açısından en yoğun uygulanan maddesi olan 8. maddesi, özel ve aile hayatına saygı hakkı, bunun en güzel örneklerinden birisidir. Bunun yanında, cinsel azınlıklar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) en fazla özel ve aile hayatına saygı hakkı, ayrımcılık yasağı ve evlenme hakları ihlale uğradığı gerekçeleriyle başvurularda bulunmuşlardır. Bu sebeple, çalışmamızda özellikle bu üç hak üzerinde durulacaktır. Avrupa'da cinsel azınlık haklarını konu alan birçok çalışma bulunsa da, Türkiye'de hukuki açıdan incelenen cinsel azınlık çalışmaları çok azdır. Türkiye'de çok fazla hak ihlaline uğrayan bir grup olan cinsel azınlıklar hakkında hukuki bir çalışma yapılması bu dezavantajlı grubun haklarının da insan hakları olduğunu gösteren bir çalışmanın farkındalık yaratacağını ummaktayız.
İfade özgürlüğünün sınırlandırılmasında devletin takdir marjı
Takdir marjı doktrini, insan haklarının uluslararası düzeyde korunmasında denetim mekanizması olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla oluşturulmuştur. Takdir marjı doktrini ile taraf devletler, kendi egemenlik alanları içerisinde mahkemeden daha doğru bir değerlendirme yapacak konumda kabul edilmiş ve bu nedenle temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahaleler için mahkeme tarafından taraf devletlere bir alan bırakılmıştır. Mahkeme, ifade özgürlüğü kapsamında takdir marjı doktrini değerlendirirken, ifade özgürlüğünün demokratik toplumlardaki yeri ve önemi gereği, müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığını dikkatle incelemektedir. Bu kapsamda, Türkiye'de ifade özgürlüğünün durumunun anlaşılması için, ulusal makamların mahkeme tarafından kendilerine tanınan takdir marjını nasıl yorumladığının örnek kararlar ışığında açıklanması önem arz etmektedir.
Hadislerde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesindeki inanç hürriyetinin mukayesesi
Bu çalışma, hadislerdeki inanç hürriyetini Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin ilgili maddesiyle mukayese etmek amacıyla hazırlanmıştır. Bu çerçevede insan hakları kavramının tarihi sürecinden bahsederek konuyla alâkalı kavramları inceleyerek, hak kavramının İslâm dinindeki yeri ve önemini vurgulanacaktır. Yine İslâm literatüründeki maddî ve manevî hürriyetlerin sıralanmasıyla devam eden gelişme bölümünü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin inanç hürriyeti ile ilgili maddelerinin tespiti takip edecektir. İnanç hürriyetinin Kur'an'da ifade bulduğu âyetlerin sıralanması, hadislerde ve Hz. Peygamber'in uygulamalarındaki inanç hürriyetinin anlatılması, gerekli mukayesenin yapılmasıyla çalışma son bulacaktır.
İklim krizi ve hukukun hak temelli dönüşümü: Uluslararası hukuktaki gelişmeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Dünyamız, insan faaliyetleri sebebiyle ekosisteminde geri dönülemez ve yıkıcı sonuçlar doğuracak biçimde ısınmakta olup, insanlık bir iklim kriziyle karşı karşıyadır. İklim krizi, insan örgütlenmesini ciddi anlamda etkileyecek bir fenomen olarak sosyal yaşamı düzenleyen hukukun da bir konusudur. Dolayısıyla, bu çalışma da iklim krizine karşı hukuk eliyle nasıl mücadele edilebileceği sorgulanacaktır. Hukuk, iklim krizine yol açan kapitalizm ve liberal mülkiyeti güvence altına alan bir olgu olarak iklim krizinin failleri arasındadır. Bu doğrultuda çalışmanın ilk başlığında mevcut insan merkezli hukukun iklim krizi karşısındaki sınırlılıkları irdelenerek, bu paradigmanın nasıl aşılabileceği tartışılacaktır. İklim krizi karşısında hukukun nasıl bir dönüşüm geçirmesi gerektiği yönünde çeşitli görüşler olmakla birlikte genel olarak kabul gören ve iklim krizinin ilk kez düzenleme alanı bulduğu uluslararası çevre hukukunun da takip ettiği görüş, insan merkezli paradigma içerisinde kalınarak sürdürülebilir kalkınma kavramı ve insan hakları hukuku eliyle hukukun sınırlılıklarının aşılması yönündedir. Dolayısıyla çalışmanın ikinci bölümündeyse iklim krizi karşısında uluslararası çevre hukukunun dönüşümü irdelenecektir. Fakat uluslararası çevre hukuku, iklim kriziyle yeterli düzeyde mücadeleyi mümkün kılmamış ve bu durum sivil toplumda mahkemeler eliyle devletlerini iklim eylemi almaya yöneltme eğilimini oluşturarak hukuk dünyasında yeni bir dava tipi olan iklim davalarının doğmasını sağlamıştır. Bu doğrultuda, günümüzde devletlerin kapsamlı iklim eylemine yöneltilmesinin temel araçlarından biri haline gelen iklim davalarının dünyadaki önemli örnekleri incelendikten sonra çalışmanın üçüncü bölümünde henüz hiçbir iklim davası kararı vermemiş ve fakat ihtiva ettiği potansiyel sebebiyle iklim mücadelesinden çok önemli bir yere sahip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin iklim krizi karşısında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne nasıl bir yön verebileceği inceleme konusu yapılacaktır.
Türk Anayasa yargısında düşünceyi ifade özgürlüğü ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla karşılaştırılması
KILDAN, İsmail Turgut. Türk Anayasa Yargısında Düşünceyi İfade Özgürlüğü ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarıyla Karşılaştırılması, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008.Bu tez, Türkiye'de ifade özgürlüğünü, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi çerçevesinde ifade özgürlüğü ve sınırlarını, ifade özgürlüğü hakkında Türk Yargısı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının karşılaştırılmasını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki Türkiye ile ilgili ifade özgürlüğü ihlallerinin hangi sebeplerden kaynaklandığını belirlenmeyi amaç edinmiştir.Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır, tezin birinci bölümünde, ifade özgürlüğünün uluslararası insan hakları belgelerinde düzenlenişi, Türk Anayasa Yargısında ifade özgürlüğünün tarihsel gelişimi ve 1982 Anayasası'nda ifade özgürlüğünün sınırları ve sınırlamanın sınırları ile TCK'nın 301. maddesi incelenmiştir.İkinci bölümde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi çerçevesinde ifade özgürlüğünün kapsamı ve unsurları ile Sözleşmede ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına değinilmiştir.Üçüncü bölümde ise ifade özgürlüğü hakkında Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye'deki ifade özgürlüğü ihlalleri iddiaları ile ilgili verdiği kararlar incelenmiş, bu kararlar karşılaştırılmış, Türk Yargısı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının hangi konularda farklı olduğu ve çözüm yolları çalışmaya yansıtılmıştır.Sonuç olarak ifade özgürlüğünün önemi, hangi durumlarda ifade özgürlüğüne sınırlama getirilebileceği ayrıntılı olarak ele alınmış, İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre meşru kabul edilebilmesi için, bu müdahalenin, sözleşmenin 10/2. maddesindeki nedenlerden birine dayanması, demokratik toplumda gerekli olması, sınırlamanın meşru bir amaç için ve kanunla öngörülmüş olması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. İfade Özgürlüğü2. İnsan hakları3. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Hukukunda özel hayat ve korunması
140 ÖZET Özel hayat, Uluslararası Hukuk ve Anayasa hukukunda bir hak olduğu kadar Özel Hukukta da bir kişilik değeridir.Özel hayata saygı gösterilmesi hakkı ile kişinin özel ve aile hayatı, konutu ve haberleşmesi koruma altına alınmıştır. Özel hayat, kişinin başkalarının denetiminden ve gözetiminden uzakta, kendi kişisel tercihlerini uygulayabilmesidir. AİHM., özel hayat kavramının tanımlanamayacak kadar geniş bir kavram olduğunu kabul ederek her somut olayı kendi şartları içinde değerlendirmiştir. Özel hukukta özel hayat, kişilik hakkının korumasından yararlanır. Kişinin sırları, özel mektuplarının ifşası, telefon konuşmalarının dinlenmesi, rıza dışı resminin yayınlanması hep kişilik hakkının ihlalidir. Özel hukukta kişi başkalarının olduğu kadar kendinden gelecek saldırılara karşı da korunur. AİHS. de özel hayatı organları ve başvuru yolları ile korumakta, devlet ve bireylere başvuru hakkı tanıyarak gerekli denetimi yapmaktadır. AİHM., özel hayata saldırı olup almadığını denetlerken devletlere yüklenen pozitif yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini; bir saldırı söz konusu ise, bunun meşru bir amacı olup olmadığını, müdahalenin yasal bir dayanağı bulunup bulunmadığını ve bu müdahalenin demokratik bir topumda gerekli olup olmadığını inceler. Medeni Kanunun 24. maddesine göre kişilik değerlerine hukuka aykırı olarak saldırılması halin de saldırırın önlenmesinin istenebileceği belirtilmiş olup, özel hayata saldırı halinde kişinin koruyucu ve tazminat davaları yolu ile korunması amaçlanmıştır. Bu davalar yolu ile kişi, saldırının önlenmesi veya durdurulması yanı sıra kusurlu bir davranış ile meydana gelen maddi ve manevi bir zararın tazminini de isteyebilir. Hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı halinde bu davalar açılamaz. Özel hayat hem gizlilik hem de bağımsızlık unsurunu birlikte taşımaktadır. Bu nedenle kapsamı özel hukukta düşünüldüğü kadar dar olmayıp, kişinin kendi tercihlerini seçme ve uygulamasını da içermektedir. AİHM.'nin kararları özel hayatın daha iyi kavranması ve sınırlarının genişletilmesi açısından özel hukuka da örnek teşkil edebilir.
Kadın hak savunucularının toplantı ve örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki eylemleri sonucu maruz kaldıkları yargı tacizi – Anayasa ve İHAS kapsamında bir değerlendirme
Bu çalışmada, Türkiye'de kadın hak savunucularının toplantı ve örgütlenme özgürlüklerine yönelik yargı tacizi, toplumsal ve siyasi gelişmelerin hukuki değerlendirmeler üzerindeki etkisi yadsınmadan ele alınmaya çalışılmıştır. Kolektif biçimde ve farklı yöntemlerle "ifadenin" üretimi ve paylaşılmasına dayalı bu haklarının özgür biçimde kullanılabilmesi, hak savunuculuğu yapan kişiler açısından aynı zamanda varoluşsal bir gerekçeyle temellendirilebilir. Özellikle din, dil, ırk, etnisite, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, engellilik, vatandaşlık gibi farklı ayrımcılık temellerinde dezavantajlı gruplara aidiyet, temel hakların kullanımı açısından farklı muamelelere tabi tutulmaya sebep olabilir. Bu çalışmada, hak savunucusu olma kimliğiyle kesişen cinsiyet ve etnisite temelleri bağlamında yargı tacizi incelenmiştir. Çalışmanın Birinci Bölümünde, yargı tacizinin hukuki temelini oluşturan "yetki saptırması" kavramı, ulus-üstü sözleşme rejimleri bağlamında incelenmiştir. İkinci olarak, yargı tacizinin üretimi ve uygulanışının siyasi alt yapısını oluşturan popülizm, rasyonel bir strateji olarak ele alınmıştır. Üçüncü kısımda, uygulamadaki farklı yargı tacizi pratiklerinin hukuki zeminini oluşturan, düşman ceza hukuku kavramı incelenmiştir. Bu bölümde son olarak, uluslararası gözlemciler ve STK'ların raporları çerçevesinde, Türkiye'de yargı tacizine yönelik güncel durumun tespiti yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın İkinci Bölümünde öncelikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) rejiminde, toplantı ve örgütlenme hakları ele alınmış ve tarafımızca ulaşılan iddianameler kapsamında kadın hak savunucularının haklarına yönelik müdahaleler incelenmiştir. Bu bağlamda, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarından hareketle, müdahalelerin hukuka uygunluğunu denetleyen üçlü test gerçekleştirilmiştir. Son olarak, İHAS'ın 18. maddesine yönelik içtihatlardan yola çıkılarak yargı taciziyle ilgili tespitlerde bulunulmuştur.
Makul sürede yargılanma hakkı
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. Maddesinde ve TC Anayasasının 36. ve 141. Maddesinde hüküm altına alınan makul sürede yargılanma hakkı, yargılamanın adil olabilmesi anlamında en önemli unsurlarından birini teşkil etmektedir. Zira gecikmiş adalet, adalet olmaktan çıkar, hakkın iadesinden ziyade mağduru daha fazla mağdur etmek anlamını taşır. Yargılamanın makuliyet sınırı aşması ülkemizin de önemli bir sorunudur. Bu yüksek lisans tez çalışmasında adil yargılanma hakkı içerisinde makul sürede yargılanma hakkının yeri ve bu hakka ilişkin gerek ulusal gerek uluslararası boyuttaki düzenlemelere yer verilerek, yargılama süresinin makuliyet değerlendirmesine değinilmiş ve yine bu hakka ilişkin ihlaller incelenerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları ile ulusal kanunlar ve uluslararası sözleşme ve belgeler doğrultusunda makul sürede yargılanma hakkı ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 8. madde çerçevesinde aile hayatına saygı hakkı kapsamı
AİHS'in 8. maddesinde güvence altına alınan "aile hayatı" kavramı şüphesiz ki bu hakkın uygulanabilirliğini de gerektirmektedir. Bununla birlikte AİHS'de "aile hayatı"nın tanımı bulunmamaktadır. Ancak bu kavram, AİHS'in hazırlandığından beri sosyal ve yasal değişiklikler göz önünde bulundurularak hızlı bir evrim yaşamıştır ve halen de bu şekilde gelişmeye devam etmektedir. Bu itibarla çalışmamızın başlıca amacı ise, doktrinde çoğu kez özel hayata saygı hakkı başlığı altında değinilmekle yetinilen aile hayatına saygı hakkının AİHS'nin 8. maddesi çerçevesinde ele alınışını belirlemektir.
Anayasal bir hak olarak bireysel başvuru yolunun etkinliğinin istatistiksel veriler ışığında değerlendirilmesi
Bireysel başvuru kurumu 23 Eylül 2012 tarihinden beri hukuk sistemimize girmiş olağanüstü bir hak arama yoludur. Anayasa m.148/3'te bireysel başvurunun tanımı açıkça yapılmıştır. Buna göre bireysel başvuruyu Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden AİHS ve buna ek protokollerde mevcut olan hak ve özgürlüklerden biri veya bir kaçının kamu erkince ihlal edilmesi halinde herkesin başvurabileceği olağanüstü bir hak arama yolu olarak tanımlayabiliriz. Çalışmamızın amacı bireysel başvuru yolunun etkin olup olmadığını tartışırken etkinliği meselesini istatistiksel verilerden faydalanarak rakamsal olarak AHİM 'e yapılacak başvuruları azaltıp azalmadığını görmektir. Bireysel başvuru kurumunun uygulanmaya başlandığı 2012-2019/1 tarihleri arasında AYM 'ye toplam 221.494 başvuru olmuştur. Bu başvurulardan 7.440 tanesinde en az bir hak ihlali yapıldığına karar verilmiştir. Bir an bireysel başvuru kurumunun hukukumuzda halen uygulanmadığını düşünüldüğünde zikredilen 221.494 kişi AYM yerine AHİM 'e başvurmuş olacaktır. AHİM verilerine bakıldığında ise AHİM 'in hak ihlallerine ilişkin Türkiye aleyhine 1995-2018 yılları arasında yani 24 yılda toplam 3.128 ihlal kararı verdiği görülmektedir. Anayasa Mahkemesinin en az bir hakkın ihlal edildiğine ilişkin vermiş olduğu 7.440 başvuru şayet bireysel başvuru kurumu olmamış olsaydı büyük bir ihtimalle AHİM 'e taşınacaktı ve kuvvetle muhtemeldir ki AHİM tarafından da hak ihlali kararı verilecekti. Bireysel başvurunun hak olarak tanındığı günden bugüne yaklaşık 7 yıllık süre zarfında AYM 'nin verdiği ihlal karar sayısı AHİM 24 yılda verdiği ihlal karar sayısından 2.3 kat daha fazladır. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda etkin şekilde kullanılacak bireysel başvuru yolunun ülkemiz adına uluslararası hukuk vitrinindeki yerini ve ülke ekonomisi maliyetine oldukça katkı sağlayacağı ortadadır. Bu veriler bireysel başvuru kurumunun hukuk sistemine giriş amacına hizmet ettiğini göstermektedir. AHİM, Hasan UZUN/ Türkiye kararıyla 2013 yıllından beri bireysel başvuru yolunu doğrudan ulaşılabilen elverişli, etkili bir yol olarak kabul etmektedir. Aksi takdirde AHİM Azerbaycan örneğinde olduğu gibi bu yolu tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olarak görmeyecek ve doğrudan başvuruları almaya başlayacaktır.