Legitimacy
67 theses under this subject heading
Yeni kurumsal kuram perspektifiyle havacılıkta emniyet yönetim sistemi uygulamalarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın konusu son yıllarda havacılık örgütleri arasında hızla yayılan Emniyet Yönetim Sistemi (EYS) uygulamalarıdır. EYS havacılık faaliyetlerinin emniyetli bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla ortaya çıkmış ve kısa sürede hem ulusal hem de uluslararası alanda yayılım göstermiş yönetsel bir uygulamadır. Havacılık sektörü içinde faaliyet gösteren birçok örgütün EYS uyguladıkları ve bünyelerinde EYS bölümleri oluşturduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, sözü edilen yeni uygulama karşısında havacılık örgütlerinin ne türden tepkiler verdiklerini, örgütsel alanda eşbiçimliliğin oluşup oluşmadığını ve uygulamanın gerçekten benimsenip benimsenmediğini ortaya koymaktır. Çalışmada nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Veri toplarken birincil ve ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Çalışmanın birincil verileri araştırmacı tarafından oluşturulan 13 soruluk yarı yapılandırılmış görüşme formu ve gözlemlerden alınan notlar ile toplanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşmeler amaçlı örneklem yöntemiyle seçilmiş olan, Türkiye'deki A grubu ruhsat sahibi yer hizmeti örgütleri ile yer hizmetleri kapsamında faaliyet gösteren ikram kuruluşları ve terminal örgütlerinden oluşan toplam 11 örgütün Emniyet Yönetim Sistemi'ni kurup yönetmekten sorumlu yöneticileri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya ilgili tüm tarafları dahil edebilmek adına alanda düzenleyici ve denetleyici otorite rolünde olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nden 1 EYS denetçisi ile de yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Elde edilen nitel verilerin analiz edilmesinde tümevarımsal ve tümdengelimsel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın ikincil verileri, katılımcı örgütlerden elde edilen belgeler ve araştırmacı günlüğünden elde edilmiştir. Araştırma sonucunda, araştırmaya dahil edilen örgütlerde EYS uygulamalarının yayılımın altında yatan nedenler olarak kuralcı kurumsal baskılar, sivil havacılık otoritesinin mevzuatına uyma zorunluluğu ortaya çıkmış ve alanda zorlayıcı eşbiçimlilik mekanizmasının ve meşruiyet kaygısının hakim olduğu tespit edilmiştir. Tespit edilen kurumsal baskı karşısında araştırma alanı içerisindeki havacılık örgütlerin çoğunluğunun kaçınma ve ayrı tutma stratejisi bir kısmının ise kabullenme ve uyma stratejisi izlediği ortaya çıkmıştır. Son olarak, araştırma alanı içerisindeki örgütlerin büyük çoğunluğunun EYS uygulamalarını törensel olarak benimsedikleri de ortaya çıkmıştır.
Muhammed b. Muhtar eş – Şankıti'nin düşüncesinde din toplum ve siyaset
Bu çalışmada Şankıti'nin İslam Medeniyetinde Anayasal Kriz/Büyük Fitneden Arap Baharına isimli eserinden hareketle İslam Medeniyetinin içerisinde bulunduğu Anayasal Krizin ne olduğunu, bu durumun nedenlerini ve sunulan çözüm önerilerini incelemeye çalıştık. Çalışmamız Giriş kısmı hariç üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun günümüzdeki önemine değinerek İslam siyasal değerleri açısından ele alınmasının gereğini vurguladık. İslam siyasal tarihinin ilk dönem olaylarını inceleme altına aldığımız birinci bölümde Hz. Muhammed'in vefatıyla başlayan ve Cemaat Yılı olarak adlandırılan uzlaşmalarla son bulan süreçteki siyasal yaşanmışlıkları, Anayasal Kriz kavramının anlaşılabilmesi için olduğu şekliyle ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamızın ikinci bölümünde, hicretin birinci asrında tecrübe edilen siyasi olayların Müslümanların inanç sahasına nasıl taştığını ve siyaset ile itikat arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermeyi amaçladık. Çalışmamızın üçüncü bölümünü ise günümüze kadar taşınan siyasi ve itikadi problemlerin küllerinden kurtularak mevcut siyasal krizin çözümü noktasında Şankıti'nin önerilerini incelemeye ayırdık.
Bir gelecek inşası olarak egemenlik ve küreselleşme
Tezin ilk bölümünde egemenlik kavramının genel çerçevesi ele alınmakta, egemenliğin tanımı, güç-iktidar gibi bazı kavramlarla olan ilişkisi ve sınıflandırılması incelenmektedir. İkinci bölümde egemenliğin doğuşu ve gelişimi çerçevesinde mutlak egemenlikten sınırlı egemenliğe geçiş ve halk-ulus egemenliklerinin tarihsel arka planı incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise küreselleşen dünyada egemenliğin nasıl bir hal aldığı, egemenliğin bölünmezlik ile devredilemezlik ilkelerinin küresel süreçteki aşınmaları incelenmektedir. Tüm bu incelemeler yapılırken çalışmanın ana eksenini; egemenliğin bir hakikat olmadığı, modern devlet anlayışı kapsamında tanrısız bir sistem tanımlayabilmek için zorunlu olarak ihtiyaç duyulan, bir anlamda tanrısız teolojinin tanrısal karşılığını oluşturmak için tasarlanan bir söylem olduğu düşüncesi oluşturmaktadır.
Examining the legitimacy of the sanctions imposed on Zimbabwe regarding international law
The use of sanctions is not a new phenomenon in the discipline of International relations. However, with the disappearance of the Cold War, Western countries increasingly started to adopt sanctions as the means to attain their foreign policy interests. The main objective of this research is to examine the sanctions imposed on Zimbabwe by the European Union (EU) and the United States of America (USA) in the context of international law. The USA crafted its first batch of sanctions on Zimbabwe in 2001 through the Zimbabwe Democracy and Economic Recovery Act (ZIDERA) and the Presidential Executive Order, which derives its legal basis from the USA statutory instrument (International Economic Emergency Powers Act (IEEPA) in 2003. On the other hand, the EU introduced sanctions on Zimbabwe utilising the Cotonou Agreement as its legal basis. In addition, the EU used the Treaty of European Union, which advocates for the Common Foreign and Security Policy (CFSP). Therefore, the focus of this research lies on highlighting the legitimacy of such sanctions on Zimbabwe, which is a member of the United Nations (UN), and yet the UN did not take any sanction measures to address such grievances as laid down by the EU and the USA. The thesis argued that unilateral sanctions imposed on Zimbabwe are illegitimate based on the principle of non-interference in the internal affairs of another state, equality of sovereign states and the International Law Commission on the Responsibility of States for Internationally Wrongful Act. The sanctions are negatively affecting Zimbabwe to carry out its duties and obligations as a sovereign state. On the same note, International Law Commission drafts are regarded as non-binding in international law.
Thomas Hobbes'un siyaset felsefesinde hak ve kudret problemi
Bu çalışmanın amacı, Thomas Hobbes'un ontolojik ve epistemolojik temeller üzerinden siyaset felsefesini, kudret ve hak bağlamında nasıl inşa ettiğini incelemektedir. Hobbes'un insan doğasına atfettiği nitelikler ile doğal hakların neler olduğu ve bu nitelikler doğrultusunda neler olması gerektiği tartışılacaktır. Olması gereken üzerinden yapılacak izahatlar ile hak kavramının Hobbes'un zaviyesinde meşru kaynakları sorgulanacaktır. Bu hedef doğrultusunda birinci bölümde, Hobbes'un ontolojik ve epistemolojik iddiaları değerlendirilecek olup; ikinci bölümde ele alınacak hak ve kudret ilişkisindeki yansımaları tartışılacaktır. Bu vesile ile önce doğal hakkın ne olduğu, daha sonra tayin edilmiş kudret olarak egemenin karşısında ne ifade ettiği ortaya konacaktır. Bu düzlemde yapılacak tartışmaların doğal sonucu olarak birey – kudret ilişkisi içerisinde bireyin siyasal konumu sorgulanırken, Hobbes'un devlet tasavvurunun totaliter ya da liberal olduğu tartışması açılacak olup her ikisine de gerekçe olarak öne sürülen iddiaların kuvvet ve çoğunluk temelli olduğu ortaya konacaktır. Dinin, siyasallığa bölücü etkisini bertaraf etmek için din ile siyasetin sınırlarını, siyasetten yana çizen Hobbes, bilimsel ya da ölçülebilir değerler ile felsefesini inşa etmektedir. Bu amaca mekanik materyalizm aracılığı ile yönelen Hobbes'un ön kabullerinden yola çıkarak kuvvetin ve çoğunluğun meşruiyet sebebi olduğu önyargısıyla; ölçülebilir değerler ile hak kavramını yeniden tanımladığı ortaya çıkarılmış olacaktır.
II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909) eğitim sistemi, eğitim yapıları ve askeri rüşdiyeler
XVII. yüzyılla birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nda eğitimde başlayan modernleşme hareketi, II. Abdülhamid Dönemi'nde de sürmüş, mali sıkıntılara rağmen, siyasi erk tarafından eğitim devletin üstlenmek zorunda olduğu bir kamu hizmeti olarak algılanmıştır.II. Abdülhamid Dönemi'nde, Osmanlı eğitim sisteminin sağlam bir zemine oturtulması 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi'nin tüm maddeleri ile hayata geçirilmesi sağlanmış, dolayısıyla da alt yapının kurulması ile eğitimin yaygınlaştırılması ve devletin eğitim sistemi üzerindeki denetimi kısmen de olsa sağlanmıştır.Eğitimin işlevsel bir araç olduğunu anlayan II. Abdülhamid, eğitim kavramını iktidarını tekrar üretecek ve sağlam bir zemine oturtacak bir kurum olarak görmüştür. Bu nedenle de eğitim, resmi ideolojinin aktarımında sıklıkla başvurulan araçlardan biri haline getirilmiştir.II. Abdülhamid'in tahta çıkışında Osmanlı İmparatorluğu'nda, 4 yüksekokul, 4 darülmuallimin, 253 rüşdiye, 18.490 sıbyan mektebi ve 1 özel okul bulunmaktaydı. II. Abdülhamid Dönemi'nin sonlarına doğru ülkedeki okul sayısı; 619 rüşdiye, 109 idadi, 32 darülmuallimin, 5000 civarında ibtidai mektebine ulaşmıştır.II. Abdülhamid Dönemi'nde diğer eğitim kurumları gibi askeri rüşdiyelere de önem verilmiş, İstanbul'dan Manastır ve Suriye'ye kadar uzanan bir coğrafyada, toplam yirmi sekiz adet askeri rüşdiye eğitim sistemi içerisine dahil edilmiştir. Bu okullarda dönemi için çağdaş ve modern sayılabilecek eğitim sistemi ve eğitim materyalleri uygulanmıştır. Ancak iddialı bir eğitimde modernleşme hamlesine imza atan Abdülhamid'in, idadi mimarisinin aksine bir askeri rüşdiye mimarisi tipolojisini, XIX. yüzyıl okul mimarisi repertuarında içerisinde kurgulayamadığı, eğitim tarihçemizde askeri rüşdiyelerin mimarileri ile değil de uyguladıkları eğitim modelleri ile varlık gösterdikleri burada gözden kaçırılmamalıdır.
Premodern dönem siyasal meşruiyet anlayışlarının epistemolojik açıdan değişimi
Bu çalışmada, Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirlerinin epistemolojik açıdan değişimi ele alınmıştır. Siyasal meşruiyet, iktidarın varlığını mümkün kılabilmek için insanların onayını sağlayan değer referanslarına işaret etmektedir. Siyasal meşruiyete ilişkin fikirlerin tarih boyunca farklı sosyal, siyasal ve iktisadi koşullar etkisinde değiştiği söylenebilmektedir. Çalışmanın amacı, Premodern Dönem'de siyasal meşruiyete dair düşüncelerin epistemolojik değişimini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda siyasal meşruiyet kavramsallaştırmasının çerçevesi ve tarihi seyri incelenmiştir. Ardından Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirleri kronolojik bir değerlendirmeyle tespit edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra da bu fikirlerin siyasal epistemoloji açısından ne gibi bir değişimi yansıttığı tahlil edilmiştir. Çalışmada nitel yaklaşım tercih edilmiş, seçili siyasal meşruiyet düşünceleri üzerinden değişen siyasal epistemoloji somutlaştırılmaya çalışılmıştır. Literatürdeki kitaplar, kitap bölümleri, bilimsel makaleler ve çevrimiçi internet sitelerinden yararlanılarak, doküman analizi yöntemiyle Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirlerinin değişimi açığa çıkartılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın sonucunda, Premodern Dönem'de siyasal meşruiyetin epistemolojik açıdan metafizik referanslara dayandığı görülmüştür. Siyasal iktidarın meşruluğunun atalar kültü, mit, efsaneler ve din gibi metafizik unsurlara dayalı olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte Erken Modern Dönem'le beraber siyasal meşruiyet fikirlerinin epistemolojik açıdan, dünyevi siyasal iktidarlara, insana, bilime ve hukuka atıfla oluşturulduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışma siyaset felsefesi ve siyasal düşünceler tarihini, Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirlerinin epistemolojik değişimi bakımından değerlendirmeyi önermektedir. Böylece yapılacak çalışmalarla siyasal meşruiyet fikirleri daha kapsamlı biçimde irdelenebilecek, siyasal düşünceler tarihi ve siyaset felsefesi literatüründeki siyasal meşruiyet mülahazalarının birçok açıdan tahlili mümkün olacaktır.
Meşrutiyetten Cumhuriyete vatandaşlık öğretim programlarında kimlik inşası
Kimlik; dünden bugüne insanların bireysel, toplumsal, dini, milli ve siyasal olarak kendisini tanımlayan bir kavramdır. Bu kavram; Modern Çağ öncesinde gelenek ve din etrafında kurgulanırken Modern Çağ ile pozitivizm, sekülerizm, laiklik ve özgür düşünce ekseninde inşa edilmiştir. Fransız Devrimi kimlik kavramını ideolojik kalıba sokarak ulus devletlerin ortaya çıkışını sağlamıştır. Yurttaşlığın ulus devlet temelinde tanımlanması ile okullarda vatandaşlık öğretim programları, müfredatlar, ders kitapları kimlik inşasının aracı durumuna gelmiştir. Modern Çağ'da siyasal iktidarlar ideolojilerinin yeniden üretilmesinin araçlarından biri olan vatandaşlık öğretim programları ile kimlik inşası gerçekleştirmiştir. Bu araştırmanın amacı Meşrutiyet ve Cumhuriyet Dönemleri ilkokul ve ortaokul vatandaşlık öğretim programlarında devlet ideolojisi tarafından inşa edilmek istenen kimliği ortaya çıkarmaktır. Bunun yanı sıra iki farklı dönem ideolojisinin kurguladığı siyasal ve toplumsal düzende kimlik inşasının süreçte yaşadığı değişim ve sürekliliği göstermekte amaç edinilmiştir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden durum çalışması kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 1908 II. Meşrutiyet'in ilanından 1962 tarihli İlkokul Program Taslağı ve Ortaokul Programı'nı kapsayan süreçte yer alan ilkokul ve ortaokul vatandaşlık öğretim programları oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında doküman incelemesi kullanılmıştır. Araştırma verileri içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırma verileri kodlanarak temalar oluşturulmuştur. Çalışmanın temel çerçevesi "bireysel kimlik", "dini kimlik", toplumsal kimlik" ve "milli kimlik" temaları olarak belirlenmiştir. İlkokul ve ortaokul vatandaşlık öğretim programları verileri ana temalar altında içerik analizi yöntemi ile düzenlenmiştir. Araştırma sonucunda, Meşrutiyet ve Cumhuriyet Dönemi ilkokul ve ortaokul vatandaşlık öğretim programlarında milli kimlik inşasının ideolojik temelde gerçekleştirilmek istendiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda bireysel kimlik inşası haklar ve sorumluluklar temelinde gerçekleştiği belirlenmiştir. Kimlik inşasında toplumsal kimliğin solidarist yanının öne çıkarıldığı; milli kimliğin fedakârlık, milliyetçilik, Türklük, ülküdaşlık temelinde gerçekleştiği sonucuna ulaşılmıştır. İktidar ideolojisinin kimlik inşası ve vatandaşlık öğretim programlarında etkin olarak yer aldığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İdeoloji, Kimlik inşası, Vatandaşlık, Vatandaşlık öğretim programları
Meşruiyet ve meşruiyet temelinde TBMM'ne atfedilen mütalâa ve değerlendirmeler (1920-1923)
Meşruiyet; meşru olma, kanuna uygun bulunma demek olup, iktidar sahibinin veya prensipler sisteminin haklılığı, siyasî iktidarın halkın rızasına ve tasvibine dayandırılması durumudur. Bu temelde vatan ve namusun muhafaza edilmesi amacıyla ülkenin muhtelif yerlerinde askerî ve silahlı direniş teşkilâtları oluşturulmuş, kongreler toplanmıştır. Millet ve milliyet kavramları Türk tarihinin ve kültürünün kaçınılmaz bir gelişmesi neticesinde yavaş yavaş siyasî bir kavram şekline bürünmüştü. Bu durum, ülke sınırları dâhilinde bulunan insanları hürriyet ve istiklâl fikri etrafında birleştirmiştir. Son Osmanlı Mebuslar Meclisi'nin 16 Mart 1920 tarihindeki İstanbul'un fiilen işgali üzerine çalışamaz hâle düşmüş, Mebuslar Meclisi'nin 11 Nisan 1920 tarihinde resmen feshedilmesi ülkede meşrutiyet idaresinin kaldırılarak millet temsilcilerine dayanmayan bir keyfî idare hükûmetinin çalışmasına imkân vermiştir. Türkleri millî iradesini dile getirecek bir resmî müesseseden mahrum bırakmıştır. Bu çalışma ile meşruiyet temelinde Türk İstiklâl Savaşı'nı sevk ve idare eden TBMM'ne yöneltilen mütalâa ve değerlendirmeler incelenmiştir. TBMM, siyasî iktidarın varlık sebebinin halk için akıllıca iş gören bir anlama kavuşturulduğu, halkın rızası ve onayına dayanan, toplumsal mutabakatı yansıtan bir organ olmuş, milletin tek temsilcisi sıfatıyla kuvvetler birliği sistemini benimsemiş, yeni bir Türk Devleti'nin esaslarını belirlemiş ve İstiklâl Mücadelesi'nin sevk ve idare edeni olmuştur. Meclisin kendi üyeleri tarafından meşru hakkın elde edilmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde toplanılması; "…Dört tarafta memleketimizi, vatanımızı muhat olan tehlikenin önünde aslanlar gibi dikilmek ve hain din düşmanlarımızın karşısında tarihimize, ecdadımıza lâyık bir evlât olduğumuzu ispat etmek… …Bizi buraya sevke saik olan sebebi yegâne istihlası vatan endişesidir…" şeklinde ifade edilmiştir.
Türkiye'de sivil itaatsizlik ve politik yansımaları
Dünyada iktidarın ortaya çıktığı tarihten bugüne dek var olan direniş olgusu kendini aktif ve pasif direnme şekilde ortaya koymuştur. İktidarı ve gücü elinde bulunduranlara karşı insanların sergilemiş oldukları direniş çeşitleri kendisini farklı yöntemlerle göstermiştir. Bu direnme modellerinden biri olan sivil itaatsizlik, şiddetin reddedilmesi, kamuya açık bir şekilde yapılması, sistemi tamamen yok saymaması, kamuya çağrı özelliği taşıması gibi temel nitelikleriyle diğer direnme modellerinden ayrılmaktadır. Tezimde baskıya ve zulme karşı direnmek için insanların tarihsel süreçte geliştirmiş oldukları düşüncelerini, semavi dinlerin direniş hususundaki tutumlarını incelemeye çalışacağım. Sivil itaatsizlik kavramının içeriğinin analizi yaparak temel unsurları detaylı olarak irdeleyeceğim. Modern çağda itaatsizlik uğruna düşünce üreten ve bedeller ödeyen öncü şahsiyetleri incelemeye çalışacağım. Sivil itaatsizlik olgusunun pozitif ve doğal hukuk açısından meşruiyetini tartışmaya çalışıp, vicdani ve ahlaki ilkeler doğrultusundaki kabul edilebilirliğini izah edeceğim. Çalışmamın esas konusunu ise Türkiye'de 1980 sonrası dönemde ortaya çıkan belli başlı sivil itaatsizlik eylemleri ve eylemlerinin politik yaşamdaki etkileri oluşturmaktadır. Ülkemizde gerçekleşen sivil itaatsizlik eylemlerinin siyasete, demokratik yurttaşlık bilincine katkısını, iktidara karşı sivil bir muhalefet olma özelliğini irdeleyeceğim. Anahtar Kelimeler: Direnme Hakkı, Sivil İtaatsizlik, Meşruiyet, Aktif Direnme, Pasif Direnme, Şiddetsizlik
İslam Hukukunda meşruiyet sınırları bağlamında savaş ahkâmı
Cihad inatçı ve savaşan kâfirlere karşı mücadele sırasında Allah'ın dinini yüceltmek için bütün gayretini sarf etmektir. İslam'da cihad emri, tedrici olarak üç aşamadan geçmiştir. Cihadın gayesi yüce hedefler ve güzel maksatlara ulaşmaktır. Sırf kan dökmek ve maddi kazanç elde edip hükümranlık kurmak temel amaç değildir. Çalışmamızda savaş halinde İslam hukukçularının düşmana karşı yapılması caiz ve yasak olan ile hükmünde ihtilaf ettikleri fiiller ele alınmıştır. Buna göre savaşa katılan muhariplerin öldürülmesinin caiz olduğu; savaşa katılmayan çocuk ve kadınların ise öldürülmesinin caiz olmadığı hususunda İslam hukukçuları ittifak etmiştir. Din adamlarının, yaşlıların ve esirlerin öldürülmesi, düşmana ait malların telef edilmesi, hayvanları öldürüp ateşle yakma, müsle, fidye işlemleri ve kitle imha silahlarının kullanılmasının hükmü konularında ise ihtilaf vardır. İslam hukuku savaş halinde bile olsa zulüm ve haksızlıklardan uzak durmanın gerekliliğini beyan etmiştir. Tarih boyunca kural tanımadan savaşan insanlığa savaşın da bir hukukunun ve ahlâkının olması gerektiğini öğretmiştir.
The withstanding difference: Social effects of modernization and globalization in China and Taiwan
Literature has shown that economic development increases liberal democratic and emancipative values at the societal level. Intercultural interaction and global media exposure have been linked with increased cosmopolitan values, and internet usage with distrust towards authoritarian regimes. This study investigated how modernization and globalization affect social values and political legitimacy perceptions in China. The Patriotic Education Campaign and internet control mechanisms of the government were conceptualized as countermeasures against unwanted social effects. To identify the unique effect of China's sociopolitical context, the difference-in-differences approach was applied, taking Taiwan as a reference. The results implied that even at fixed levels of controls, a slower rate of intergenerational social change is expected in China compared to Taiwan. In later analyses, national identification was found positively related with legitimacy perceptions independently from controls. The findings were interpreted as signifying the effectiveness of countermeasures in slowing down social change and maintaining legitimacy.
Afrika'daki askeri darbelerin devlet yönetimleri üzerindeki etkileri: Sudan örneği
Afrika kıtasında yer alan ülkelerde siyasi istikrarsızlıklar ve ekonomik nedenlere dayalı askeri darbeler yaşanmaktadır. Bu ülkelerden biri de Sudan'dır. Sudan'da tarihsel olarak 1958, 1969, 1985, 1989, 2019 ve 2021 darbeleri de dahil olmak üzere on ikiden fazla darbe girişimi olmuştur. Yaşanan darbelerin ve iç karışıklığın çözümlemesine odaklanan çalışmada, siyasi krizlere çözümler geliştirmek amacıyla bağımsızlık sonrası Afrika kıtasında yayılan askeri darbelerin en önemli nedenlerinin askeri düzenin göreli gücü ile sivil düzenin zayıflığı olduğu gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra sivil ve siyasi kurumların düzen ve istikrar yokluğu darbelere zemin oluşturmaktadır. Askeri darbeler, ideolojik sebepleri dayanak göstermektedir. Ancak Afrika kıtasının etnik ve kabilesel bölünmeleri, belli bir sınıfın ideolojisine bağlı kalmayacak kadar çeşitlidir. Dolayısıyla darbeler geçici ve/veya kısa süreli bir istikrar durumuna yol açmaktadır. Bu durum etnik grupların örgütlenmesi ve hak arayışına girmesiyle sonuçlanmaktadır. Çalışmada, askeri darbe girişimlerine en çok maruz kalan Afrika ülkelerinden Sudan'da askeri darbelerin önlenmesi için demokratik kurumların güçlendirilmesi, iç çatışmaların önlenmesi, idari ve mali yolsuzluklara anayasal düzenlemelerle son verilmesi üzerinde durulmuştur. Nitekim, ülke güvenliğini iç ve dış tehditlerden korumak için orduların görev alanı ve sorumlulukları kesin hatlarla belirlenmelidir.
Afganistan'da devlet inşası sürecinde savaş ağaları ile işbirliği
2001'de Afganistan'da başlatılan devlet inşa sürecinde gelinen aşamada birçok alanda bazı ilerlemeler gerçekleşmesine rağmen, Afgan devletinin meşruiyet ve otoritesinin tesisi ile güvenliğin tam olarak sağlanamaması temel sorun olarak devam etmektedir. Bu kapsamda tezin amacı, Afganistan devlet inşası sürecinde yerel aktörler olarak savaş ağaları ile yapılan işbirliğinin olumsuz etkilerini belirlemek; devletlerin başarısızlığı, savaş ağaları ve devlet inşasıyla ilgili kuramsal yaklaşımlara katkı yapmaktır.Bu tezin temel varsayımı şu şekilde tespit edilmiştir.?Afgan savaş ağaları ile yapılan işbirliği; kısa vadede devlet inşasının politik boyutunun kısmen gerçekleştirilmesi ve Afgan yönetiminin tesisine yardımcı olmuştur. Ancak bu işbirliği orta ve uzun vadede meşru ve ülkenin tamamına egemen bir yönetimin oluşturulmasını engellemekte, kalıcı bir güvenliğin ve otoritenin sağlanmasını sekteye uğratmaktadır.?Tez; teorik olarak başarısız devletler ve devlet inşası, Afganistan'da devletin çökmesi, 2001 sonrası devlet inşası ve devlet inşasında savaş ağalarının rolü olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.Savaş ağaları ile işbirliğinin Afgan devletinin meşruiyeti ile otorite ve güvenliğin sağlanmasına olumsuz etikleri; 2001-2011 dönemini ve Afganistan genelini kapsayacak şekilde incelenmiş; 2001 önceki döneme konunun tarihsel arka planını aydınlatmak için sınırlı bir şekilde başvurulmuştur. Tezin hazırlanmasında akademik kaynaklara ilaveten uzman uluslararası kuruluşların raporlarından istifade edilmiştir. Araştırma ve inceleme sonuçları, savaş ağalarıyla işbirliğinin meşruiyet, otorite ve güvenlik alanlarında önemli olumsuzluklara neden olduğunu göstermektedir. Bunlar;-2002 yılından itibaren genel asayişin bozulmasına katkı,-Olağanüstü ve Anayasal Büyük Meclis toplantıları, 2004 ve 2009 başkanlık seçimleri ile 2005 ve 2010 parlamento seçimlerine baskı, kuvvet kullanma ve hile yoluyla zarar verme,-Demokratik reformların uygulanmasına direnç gösterme,-Merkezi devletin meşruiyet ve otoritesi aleyhine kendi yerel beyliklerini devam ettirme,-Savaş ağaları arası çatışmaların devamı,-Silahsızlandırma, terhis etme ve topluma kazandırma programlarını engelleme,-Yasa dışı silahlı grupların dağıtılmasına direnç gösterme,- Afgan güvenlik kuvvetlerinin teşkilini engelleme,-Uyuşturucu ile mücadele ve yargı reformuna zarar verme şeklinde özetlenmektedir.Anahtar Sözcükler1.Başarısız devlet2.Devlet inşası3.Afganistan4.Savaş ağası5.Meşruiyet
Sürdürülebilirlik ve iktidar bağlamında sözel belleğin Türk müzelerinde kullanımı
Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca, iktidarı elinde bulunduran güçler tarafından müzenin nasıl araçsallaştırıldığı müze ve sözel bellek ilişkisi bağlamında bu tezin araştırma konusudur. Bu bağlamda tezde, her biri ayrı bir müze retoriğine sahip Mevlâna Müzesi, Ankara Etnografya Müzesi, Vedat Nedim Tör Müzesi, Gazi Üniversitesi Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi, Yaşayan Müze, İstanbul Modern Müzesi ile Halkevleri Müzecilik Kolları iktidar ve sürdürülebilirlik kurumları olarak değerlendirilmiştir. Buna ek olarak sözlü edebiyat ürünlerinin iktidarın meşruiyetini kurmada nasıl araçsallaştığı da müzeler ekseninde sorunsallaştırılmıştır.Tezde, sözel bellek bir müze nesnesi olarak değerlendirilmiş ve bu belleğin müze mekânlarında sergilenme biçimleri tarihsel gelişim süreçleriyle birlikte okunmuştur. Üç ana bölümde yürütülen tartışmada elde edilen sonuçlar şu biçimde sıralanabilir:Birinci bölümde sözel bellek temsili ve iktidar bağlamında ele alınan Mevlâna ve Ankara Etnografya Müzeleri, müze mekânının, müze binasının bu anlamda bir efsane üretim alanı olduğunun anlaşılmasını mümkün kılmıştır. Bu haliyle de müzelerin efsane yaratma geleneğini sürdüren mekânlar olduğu saptanmıştır. Söz konusu müzelerin sözel bellekle kurduğu ilişkinin, erken Cumhuriyet dönemi iktidar politikalarına ayna tuttuğu görülür.İkinci bölümde, tezde, kronolojik olarak ele alınan iktidar dönemlerinden biri de tek parti dönemine odaklanılmıştır. Bu dönemin müze üzerinden anlaşılmasını sağlayan kurum ise Halkevleri olarak belirlenmiştir. Halkevleri öncelikle Türk Ocakları ile kurdukları tarihsel ilişki bağlamında değerlendirilmiştir. Bu çalışmayla Halkevleri döneminde yerel kültür unsurlarına bir yaşam alanı tahsis edildiği görülmüştür. Bu yaşam alanın ise, Batılı formlar içinde bir temadan ibaret olduğu görülmüştür. Bu anlamda iktidarın ?geçmişi seçen güç? olarak belirdiği tespit edilmiştir.Son bölümde, Yeni Dünya Düzeni Ekseninde Gelişen Kültür Politikaları,sözel bellek bağlamında Vedat Nedim Tör Müzesi, Gazi Üniversitesi Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi, Yaşayan Müze ve İstanbul Modern Müzesi üzerinden tartışılmıştır. Müzelere özellikle sözel bellek temsilleri bağlamında bakılınca tezde bütünü kurmaya yönelik bütün kuramsal bakışlardan önce müzelerde sözün temsil edildiği görülmüştür. Bunun yanı sıra tarafsız bir kurum gibi algılanan müzelerin aslında baştan ayağa ideolojik bir kurum oldukları anlaşılmıştır.
Siyasal iktidar ve meşruiyet: Meşruiyetin tipolojisi, fonksiyonları ve araçları
Bu çalışma meşruiyet ve siyasal iktidar arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Bu tez, modern devlet ve öncesindeki siyasal iktidarın kendisine toplumsal rıza arayışını irdelemektedir. Tez, özgürlükçü ve kurucu meşruiyet geleneğinin dayandığı temel ilkeleri ve aralarındaki farklılıkları tartışmaktadır. Kurucu meşruiyetin ilkeleri, fonksiyonları ve araçları konusuna yoğunlaşan bir tartışma sunmaktadır. Tez, özgürlükçü meşruiyetin özgürlük, toplumsal rıza ve sınırlı devlet ilkeleri ile kurucu meşruiyetin statükonun haklılaştırılması, kendi dışındakiler'! olumsuzlaması ve toplumun siyasal, sosyal ve ekonomik olarak yeniden kurulması ilkelerini tartışmaktadır. Bu çalışma kurucu meşruiyet geleneğinin siyasal iktidarı meşrulaştırmak için kullandığı araçları da ayrıntılı olarak yorumlamaktadır. Din, mitoloji ve ideoloji bu geleneğin kurucu araçları, gelenek, kahraman/karizma/lider ve ulus koruyucu araçları ve hukuk, bürokrasi/teknokrasi, ekonomi ve eğitim düzenleyici araçları olarak incelenmektedir.
Kurum kimliğinin marka meşruiyeti üzerindeki rolü: Otomotiv şirketi örneği
Bu araştırmanın amacı, bir markanın pazara ilk sunuluşundan itibaren marka meşruiyetini sağlamak amacıyla kurum tarafından oluşturulan kurum kimliği çalışmalarının üstlendiği rolü incelemektir. Çalışmada, markaların meşruiyet stratejilerinin hedef kitlelere ulaştırılmasını sağlayan en etkin araçlardan birisi olan kurum ve dolayısıyla marka kimliği söylemlerinin meşruiyetin hangi alt bileşenlerine vurgu yaptığı analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında, Türkiye'nin ileri gelen otomotiv gruplarından birisi tarafından temsil edilen yeni bir otomobil markasının ilk pazara sunuluşundan itibaren, pazardan çekilişine kadar geçen 10 yıllık süreçte (2009-2019) kamuoyu ve kendi hedef kitlesi nezdinde marka bilinirliği ve meşruiyetini sağlamak amacıyla iletişimde kullandığı söylemler, ilgili marka tarafından servis edilmiş olan basın bülteni metinlerinin söylem stratejileri ve meşruiyet kategorileri üzerinden nitel analize tabi tutulması ile incelenmiştir. Analizler sonucunda, "geçerlilik" üzerine olan söylem stratejilerinin, "uygunluk" üzerine olanlara göre daha fazla öne çıktığı, geçerlilik üzerine olan söylemler arasından ise, "doğal bir varlık veya gelişmeye ya da otoriteye vurgu yapanların" daha ağırlıklı kullanıldığı görülmüştür. Uygunluk üzerine olan söylem stratejilerinde ise "duyguları yönlendiren söylemler" ile "toplum ahlakı üzerine" olan ve "başarıyı vurgulayan" söylemlerin öne çıktığı görülmüştür. Meşruiyet tiplerine göre bir değerlendirme yapıldığında ise, kullanılan söylemlerin daha büyük bir çoğunluğunun pragmatik ve normatif bazlı olduğu, bilişsel bazlı olanların ağırlığının ise daha düşük olduğu sonucu ortaya çıkmıştır.
Avrupa Birliği'nde ekonomik çıkarların temsili ve meşruiyet ilişkisi: Sosyal taraflar açısından bir değerlendirme
Avrupa Birliği (AB)'nin kuruluşundan itibaren gündemini meşgul eden ?meşruiyet sorunu? ve ?demokrasi açığı? tartışmaları süreç içinde getirilen yasal ve kurumsal düzenlemelere rağmen devam etmektedir. Ekonomik temeller üzerine kurulmuş; barış, ortak çıkarlar ve dayanışma gibi meşrulaştırıcı referanslara sahip olan AB, kendi düzeyinde ekonomik çıkarların temsilini sağlayarak meşruiyetine ilişkin eksiklikleri gidermeyi amaçlamıştır.Bu noktada, AB'de geçerli olan bütünleşme kuramlarının ekonomik çıkar temsiline ve ortaya konan meşruiyet kaynaklarına ilişkin yaklaşımları farklı olmuştur. Bu çalışmada, AB bütünleşme kuramları çerçevesinde sosyal taraflar olarak adlandırılan ve Avrupa'nın korporatist yapısını oluşturan iki örgütün (BUSINESSEUROPE ve ETUC) Birliğin meşruiyetine olan katkıları değerlendirilecektir. Bu amaçla, Birliğin meşruiyetini artırmaya yönelik önemli adımlardan üçü olan Avrupa Tek Senedi, Maastricht ve Lizbon Antlaşmaları, sosyal tarafların sürece katkısı bakımından incelenecektir. Buna göre, Birlik düzeyinde geçerli olan bütünleşme kuramları bağlamında yaşanan gelişmelerin, farklı meşruiyet sonuçları doğurduğu; bununla birlikte Avrupa düzeyinde ekonomik çıkar temsili gerçekleştiren sosyal tarafların üç süreçten geçtiği görülecektir. Bunlar; ?belirsizlik ve ulusal koalisyonlar?, ?öğrenme ve kurumsallaşma? ile ?şeffaflık sorunu ve bürokratik parçalanma?dır.Bu çalışma sonunda yapılan değerlendirmede, Birlik düzeyinde ekonomik çıkar temsilinin ve örgütlerinin meşruiyete olan katkılarının henüz sınırlı olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, gerek bu konunun aktörleri olan çıkar örgütleri gerekse bu konuya ilişkin akademik araştırmalar açısından geleceğe yönelik tartışmaların ?korporatist Avrupa? ile Avrupa yönetişimi arasında geçeceği beklenmektedir. Öngörülen ise, AB'nin söz konusu tartışmaya ya da soruna yönelik çözümlerinin, hiçbir tarafı yok saymayan ?bütünleşik? bir yaklaşım doğrultusunda gelişeceğidir. Birliğin kendine özgü yapısı düşünüldüğünde bu tür çözümlerin varlığı ve işlerliği yadsınamaz.
Örgüt toplulukları arasında meşruiyet yayılımları:Türkiye'de özel ortaöğretim okulları, 1993-2004
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de özel ortaöğretim okullarının çoğalmasını özel okul toplulukları arası meşruiyet yayılımının nasıl etkilediğinin incelenmesidir. Tezin temel sorunsalı örgüt kimliği ve statüsünün örgüt toplulukları arasında meşruiyet yayılımlarını nasıl etkilediğini araştırmaktır. Bu amaçla 1993-2004 yılları arasında Türkiye'deki özel ortaöğretim okullarından Özel Fen Lisesi, Yabancı Dille Öğretim Yapan Özel Lise ve Düz Özel Lise örgüt toplulukları arasındaki kimlik benzerlikleri ve statü farklarına dayalı yoğunluk bağımlı ilişkiler ile bu özel okullarla kimlik olarak benzeşen devlet Anadolu ve Fen Liselerinin yoğunluklarının özel okul kuruluş oranı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırmanın sonuçları örgüt toplulukları arasındaki meşruiyet yayılımlarında kimlik benzerlikleri ve statü farklılıklarının etkisini göstermektedir. Bulgular meşruiyet yayılımlarının kimliği benzeyen örgüt toplulukları arasında yerleşik topluluktan yeni oluşana doğru gerçekleştiğini, ancak örgüt statüsüne bağlı olarak yüksek statülü yeni oluşan topluluktan düşük statülü yerleşik topluluğa doğru da gerçekleşebileceğini göstermektedir.
Türkiye'de dershanelerin yayılma ve meşrulaşma süreci
Bu çalışmanın konusu, Türkiye'de bir kurumsal aktör olarak devletin eğitim politikaları ve uygulamalarında yaptığı değişimin beklenmedik sonucu olarak yeni bir formun doğmasıyla alanda oluşan ikili yapının meşrulaşması sürecidir. Bu kapsamda çalışmanın amacı 1) devletin izlediği politikalardaki değişimin, yine devletin eğitim alanında kendi desteklediği form olan okulları işlevsizleştirmesi ve varlığı tartışmalı bir form olan dershanelerin ilave bir form olarak hayatta kalabilmesi ve okula bağımlı meşrulaşması süreçlerini anlamak, ve 2) yeni formun meşrulaşma sürecinde teknik etkilerin mi yoksa kurumsal etkilerin mi baskın olduğunu açıklamaktır. Sürecin niteliksel yaklaşımla incelenmesi sonucunda, değiştirilemez algılanan bir meşruiyetin varlığının öyküleştirme, rasyonelleşme, ahlakileşme, normalleşme ve yetkilendirme stratejilerinin sıralı olarak işlediği söylemsel bir mekanizmaya dayandığı görülmüştür. Bu mekanizmanın üretildiği süreç niceliksel olarak analiz edildiğinde, eğitim alanında yapılan yasal değişiklikler ve bir ildeki başarı düzeyinin algıyı biçimleyici etkisi gibi kurumsal faktörlerin baskın olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın diğer çarpıcı sonucu ise, kurumsal faktörlerin etkisiyle yayılan bu yeni formun başarıya katkı yaptığı algısının, Ankara ilindeki örneklemde, başarıyı asıl belirleyen faktörün öğrencilerin kendi başarı düzeyleri ve mezun oldukları lisenin başarı düzeyi olması nedeniyle bir efsaneyi yansıtmasıdır.
Kurumsal sosyal sorumluluk ve kurumsal kuram bağlamında inceleme: Üniversiteler üzerine bir araştırma
Bu çalışmanın konusu Türk Yükseköğretim sisteminde yer alan ve Ankara, İstanbul, İzmir, Konya ve Antalya illerinde bulunan devlet ve vakıf üniversitelerinin sosyal sorumluluk uygulamalarında kavramsal bilgi ve örneklerini inceleyerek meşruiyet kazanma yöntemlerinin ve devamında kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) kavramının meşruiyete katkısının incelenmesidir. Kurumsal bakış açısı ile birçok kez ele alınan farklı örgüt yapıları araştırmacılar tarafından çalışmalara konu edilmiştir. Kurumsal kurama göre bir örgüt içerisinde yer aldığı çevresel koşullara göre bir müddet sonra rakiplerine benzeşmekte bunun sonucu olarak da ortak uygulamalara gitmektedirler. Son yıllarda, örgütler müşterilerinin gözünde sadece kar amacı güden yapılar olmadıklarını göstermek için yardım kampanyaları, çeşitli ahlaki ve sosyal sorumluluk kampanyalarının içerisinde yer almaktadır. Bu durumda KSS kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Örgütler açısından önem arz eden böyle bir kavramın kurum tarafından ne derecede önemsendiğini ve KSS çalışmalarının önemini ortaya koymak için çalışmamızın konusu KSS olarak belirlenmiştir. Üniversitelerin meşruiyet kazanmak için yaptıkları KSS çalışmaları ve uygulamaları inceleyerek birbirlerinden ne yönde ve ne şekilde farklılaştıklarını ortaya koymayı hedefleyen bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın ilk bölümünde kurumsal alt yapı incelenmiş kuramsal kuramın ortaya çıkışı, etik olgusu, meşruiyet kavramı gibi kavramlar ele alınmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde Türkiye'de Yüksek Öğretim kurumlarının tarihçesi ve gelişimi ele alınmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde bu araştırma için çalışma kapsamında ele alınan yükseköğretim kurumlarının KSS uygulamalarının kategorize edilirken Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesinde yer alan ve maddelerin karması yapılarak bir sınıflandırma aracı oluşturulduğundan bahsedilmiştir. Her bir üniversitenin uyguladığı KSS çalışmalarını bir standarda oturtabilmek ve bir şablon uygulayabilmek adına Birleşmiş Milletlerin Küresel Sözleşmesinden yararlanılmıştır. Sözleşmede yer alan on madde ile Türkiye'nin içerisinde bulduğu yapısal durum bir araya getirilerek 4 ana başlık oluşturulmuştur. Bu ana başlıkların altında yer alan alt kategoriler ile üniversitelerin yayınlamış oldukları raporlarda kaç kaç farklı defa bahsetme sıklığına bakılarak değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise üniversitelerin KSS faaliyetleri kapsamında yaptıkları çalışmalar ve uygulamalar nitel araştırma yöntemi ile ele alınmıştır. Nitel araştırmanın evreni 29 üniversiteden oluşmaktadır. Belirlenen üniversiteler arasından İstanbul'da bulunan Koç Üniversitesi ve Kültür Üniversitesi, İzmir'de bulunan Yaşar Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nin raporlarına web sayfalarından ulaşılmamıştır. Resmi makamlardan mail yoluyla talep edilmesine rağmen geri dönüş alınamadığı için bahsedilen dört üniversite araştırma kapsamı dışında bırakılmıştır ve çalışmanın kısıtını oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemi 25 üniversiteden oluşmaktadır. Son olarak üniversitelerin KSS uygulamalarında en çok toplumsal sorumluluk kategorisine yer vererek benzeştikleri görülmüştür. Etik konusu ise üniversitelerin uygulamalarında en az yer verdikleri konu olarak görülmüştür. Literatür araştırmalarında üniversitelerin KSS uygulamalarının benzerliğine ilişkin kapsamlı bir çalışmanın varlığına rastlanmamıştır. Bu açıdan tez çalışmasının literatüre katkı sağlayabileceği ve özgün bir çalışma olduğu düşünülmektedir.
Yargı yetkisinin meşruiyeti
Bir toplumsal yapının meşruiyeti iki temel unsurun sağlanması ile tesis edilir. Birincisi maddi unsurdur. Her toplumsal yapı bir ihtiyacın ürünü olarak doğduğuna göre, meşruiyetini sağlayabilmesi için öncelikle bu ihtiyacı karşılayabiliyor olması gerekir. Ancak bu yeterli değildir. Bu ihtiyacı karşılarken aynı zamanda toplumun manevi yaşamında da olumlu bir değer üretmelidir. Bu da meşruiyetin manevi unsurunu oluşturur. Yargı da bir toplumsal yapı olarak, meşruiyetini sağlayabilmek için, işlevlerini yerine getirirken aynı zamanda toplumun manevi dünyasındaki beklentilere de karşılık vermek durumundadır. Bu bakımdan yargının meşruiyetini işlevleri etrafında tartışmak gerekir.Yargının temel işlevi, uyuşmazlıkların çözümü suretiyle toplumsal barış ve düzenin sağlanmasıdır. Bu işlevini yerine getirirken dayandığı temel değer ise adalettir. Adaletin sağlanması için, verilen kararın adil olması kadar, yargılama sürecinin de adil bir biçimde gerçekleştirilmesi önemlidir. Yargının meşruiyeti sorunsalının birinci halkasını da bu oluşturur.Yargı uyuşmazlıkları çözümlerken aynı zamanda toplumsal düzenin de sürdürülmesine katkı sunar. Ancak sınıflı toplumlarda adaletin gerekleri ile toplumsal düzenin gerekleri kimi zaman çatışabilir. Çünkü yargı, toplumsal düzeni korurken aynı zamanda toplumda egemen olan kesimlerin çıkarlarının da korunmasına katkı sunmuş olur. Yargının meşruiyeti sorunsalının ikinci halkasını bu çelişki oluşturur. Bu çelişki karşısında, yargının meşruiyeti bakımından dayandığı temel ilke tarafsızlıktır. Toplum yargının tarafsızlığına inandığı ve güvendiği sürece yargının meşruiyetinden söz edilebilir.Yargının liberal demokrasilere özgü üçüncü işlevi ise devlet çıkarlarının korunması işlevidir. Yargı bir devlet erki olarak kendi varlık koşullarını sürdürmek adına bu işlevi üstlenmiştir. Ancak kimi durumlarda devlet çıkarları ile toplumsal adaletin gerekleri arasında bir çatışma hali ortaya çıkabilmektedir. Yargı-siyaset ilişkisi yargının meşruiyetinin en çok tartışıldığı konulardan birisidir. Dolayısıyla yargının meşruiyeti sorunsalının üçüncü halkasını da bu oluşturmaktadır.Anahtar Kelimeler: Yargı, meşruiyet, yargının işlevleri, yargının meşruiyeti, yargı bağımsızlığı, yargı tarafsızlığı, adil yargılama, adalet.
Türkiye'de siyasal kültür ve anayasa yapım sürecine yansımaları
Anayasa ve anayasa yapım süreçleri, siyasal kültürün özelliklerinin izlenebileceği temel alanlardan biridir. Çünkü her anayasa, ait olduğu toplumun siyasal kültürünün bir yansıması ve ifadesidir. Ülkelerin sahip oldukları anayasalar farklı olduğu gibi anayasaların yapım süreçleri ile ilgili uygulamalar da birbirinden farklıdır. Bu farklılığı oluşturan unsurlardan bir tanesi de vatandaşların sahip olduğu siyasal kültürdür.Bu çalışma, Türkiye'deki anayasa yapım süreçleriyle ilgilidir. Anayasa ile siyasal kültür arasındaki ilişkiler üzerine eğilmektedir. Ayrıca siyasal kültürün anayasa, anayasanın ise siyasal kültür üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Bu bağlamda özellikle Türkiye'deki anayasa yapım süreçlerinin ne gibi temel hususlara sahip olduğu, toplumun bu sürece ne kadar dahil olup olmadığı, anayasa yapım işleminin ne şekilde gerçekleştiği incelenmiştir. Bu çalışmada, farklı zamanlarda yapılmış olsa da anayasa yapım sürecinin birbirine benzer özellikler taşıdığı tespit edilmiştir.
Kurumsal akademilerde eğitim-geliştirme uygulamalarının iş performansı ve kişi-örgüt uyumuna etkisinde meşruiyetin düzenleyici rolü
Bu araştırmanın amacı, eğitimin örgütsel düzeydeki sonuçlarına ilişkin anlayışımızı kurumsal kuram perspektifinden geliştirmektir. Bu kapsamda kurumsal akademilerde uygulanan eğitim ve geliştirme faaliyetlerinin kişi-örgüt uyumu ile iş performansı üzerindeki etkileri ve meşruiyetin bu etkileşimdeki düzenleyici rolü incelenmiştir. Araştırmanın ilk bölümünde kuramsal çerçeve ve kavramlarla ilgili ulusal ve uluslararası yazın tartışılmıştır. İkinci bölümde araştırmanın arka planı, modeli, hipotezleri ve özgünlüğü ortaya konmuştur. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de bulunan kurumsal akademilerde eğitim ve geliştirme faaliyetlerine katılmış 402 çalışandan anket formları vasıtasıyla toplanan veriler analiz edilmiştir. Ankette; eğitim geliştirme uygulamaları algısını, kişi-örgüt uyumu algısını, bireysel iş performansı algısını ve meşruiyeti ölçmek üzere dört ayrı ölçek yer almıştır. Araştırma bulgularına göre kurumsal akademilerde gerçekleştirilen eğitim ve geliştirme faaliyetlerinin, bireysel iş performansına ve kişi-örgüt uyumuna pozitif etkileri vardır. Varyanstaki değişimin bireysel iş performansında %31,5'ini, kişi – örgüt uyumunda ise %21,3'ünü eğitim ve geliştirme faaliyetleri ile açıklamak mümkündür. Bireysel iş performansını en fazla açıklayan boyut öğrenme motivasyonudur. Eğitim ve geliştirme faaliyetlerinin bireysel iş performansına ve kişi örgüt uyumu alt boyutu olan değer uyumuna etkisinde kurumsal akademilerin meşruiyetinin pozitif ve anlamlı düzenleyici etkisi bulunmuştur. İnsan kaynakları eğitim ve geliştirme çalışmaları ve bunların örgütsel sonuçlarına ilişkin çeşitli modeller geliştirilse de özellikle bu araştırmada modele dâhil edilen meşruiyet değişkeninin modeli zenginleştirdiği ve açıklayıcılığını arttırdığı düşünülmektedir. Eğitim geliştirme faaliyetlerinin bazı örgütsel sonuçlarını ortaya koymak ve bunu "kurumsal akademi" örneğinde incelemek, kurumsal akademi fenomeninin daha iyi anlaşılması için önemli bir katkı olarak görülmektedir. Kurumsal akademilerin stratejik rolünün anlaşılması noktasında, bu yapıların çalışanlar tarafından meşru kabul edilmesinin önemli olduğu söylenebilir.