Lipid peroxidation
80 theses under this subject heading
CD36 ve lipid peroksidasyonuna diyetle alınan tekli doymamış yağ asitleri, doymuş yağ asitleri ve fruktozun etkisi
Artmış rafine şeker tüketimi, yüksek miktarlarda doymuş yağ asitleri alımı ve yağ içeriği yüksek diyetlerle beslenme sonucu vücutta oksidan stresin etkilendiği güncel çalışmalarda bildirilmektedir. Pro-oksidanlar ve antioksidanlar arasındaki dengenin bozulması oksidatif hasar, lipit peroksidasyonu böylece kronik hastalıklara yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı, farelerin plazma ve dokularında tekli doymamış yağ asitleri (MUFA), doymuş yağ asitleri (SFA) ve fruktozdan zengin diyetlerin lipid peroksidasyonu ve CD36 üzerine etkilerini araştırmaktır. Örneklerin alındığı çalışmada C57BI/6 cins sekiz haftalık erkek fareler 2 hafta süren standardizasyon sonrasında kontrol grubu ile MUFA, SFA veya fruktozdan zengin beslenen gruplar olarak 4 gruba ayrılmıştır. Fareler 15 haftalık diyet müdahalesinin ardından sakrifiye edilmiş, kan ve dokuları alınmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, kontrol grubuna kıyasla SFA'dan zengin beslenen grupta plazma ve dokularda lipid peroksidasyonu belirteci TBARS (Tiyobarbitürik asit) seviyelerinin daha yüksek olduğu (p>0,05), MUFA ile beslenen grupta ise daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Fruktozdan zengin beslenen grupta ise plazma ve dokularda TBARS seviyelerinde farklılık olmadığı (p>0,05) saptanmıştır. Ayrıca yapılan ELISA analiz sonuçlarına göre kontrol grubuna kıyasla SFA ve fruktozdan yüksek beslenme ile kalp ve plazmada CD36 seviyelerinin daha yüksek olduğu, MUFA grubunda ise daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Kalp dokusunda yapılan Western Blot analiz sonuçlarına göre fruktoz grubunda CD36 reseptör seviyesi daha yüksekken MUFA grubunda daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Sonuçlar kronik hastalıkların korunması ve tedavisinde ulusal ve uluslararası rehberlere göre fruktoz ve SFA tüketiminin azaltılması ile MUFA tüketiminin artırılarak dengelenmesinin faydalı etkileri olabileceğini desteklemektedir. Anahtar kelimeler: Lipid peroksidasyonu, CD36, tekli doymamış yağ asitleri, doymuş yağ asitleri, fruktoz
Yaşam alanı sınırlandırılan sıçanların iskelet kasında oksidatif hasarın incelenmesi
İskelet kası yalnızca kuvvet üretiminden sorumlu olmayıp, metabolik homeostazın korunması, glisemik kontrolün sağlanması ve metabolik genlerin regülasyonunda son derece kritik bir role sahiptir. Kemik kırıkları veya yumuşak doku yaralanmaları nedeniyle alçı ya da atel uygulamaları, travma ve operasyonlar sonrası uzun süreli yatak istirahati gibi immobilizasyon koşulları iskelet kaslarını yapısal ve fonksiyonel olarak olumsuz yönde etkileyerek iskelet kası atrofisine neden olur. Normal koşullarda serbest radikaller ve antioksidan savunma sistemi bir denge halindeyken, immobilizasyon sürecinde bu dengenin serbest radikallerin artışıyla bozulması önemli hücresel yapılara katılan lipid, protein, nükleik asit gibi moleküllerin okside olmasıyla sonuçlanır. İmmobilizasyonun neden olduğu hücresel süreçler ve mekanizmaları araştırmak için deney hayvanlarında uygulanan alçılama, kuyruktan asma yoluyla yüksüzleştirme gibi modeller immobilizasyonun serbest radikal düzeylerindeki artışı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Öte yandan, bu modeller insanda uzun süreli yatak istirahati ve inaktivite gerektiren koşulları tam olarak yansıtmamaktadır. Standart kafes hacminin küçültülmesiyle oluşturulan yaşam alanı sınırlandırılmış kafes modelinin insanlardaki yatak istirahatinin bir zorunluluğu olan immobilizasyon koşullarını, alçılama ve yüksüzleştirme modellerine göre daha iyi taklit eden bir model olduğu bildirilmiştir. Bu çalışma, yaşam alanı sınırlandırılmış kafes modelinin iskelet kasında oksidatif stres belirteçleri ve iskelet kası atrofisi üzerine etkisini değerlendirilmeyi amaçlanmıştır. Wistar albino sıçanlar kontrol (K; n=8) ve immobilizasyon (İ; n=8) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. K grubundaki hayvanlar standart sıçan kafeslerinde, İ grubundaki hayvanlar ise yaşam alanı sınırlandırılmış kafeslerde yedi gün barındırılmıştır. Deney protokolünün tamamlanmasının ardından, hayvanlar derin anestezi altındayken ötenazi yapılarak soleus kasları izole edilmiştir. İmmobilizasyonun oksidatif hasara etkisini araştırmak üzere soleus kasında protein oksidasyonu belirteci olan protein karbonil ve ileri protein oksidasyonu (AOPP) düzeyleri spektrofotometrik yöntemle ve lipid peroksidasyonu belirteci olan 4-hidroksinonenal (4-HNE) düzeyleri Western Blot yöntemiyle analiz edilmiştir. Bu modelde yedi gün süresince uygulanan immobilizasyon, soleus kas ağırlığının vücut ağırlığına oranında %17,2 azalmaya neden olmuştur. Bununla birlikte, soleus kasında AOPP (p=0,000) ve 4-HNE düzeylerinin (p=0,013) kontrol grubuna göre arttığı ancak protein karbonil düzeylerinin (p=0,846) değişmediği görülmüştür. Bu bulgular, insanlarda nöral uyarıların oldukça azaldığı yatak istirahati ve inaktiviteyi taklit eden bir model olan yaşam alanı sınırlandırılmış kafeslerde barındırılan hayvanların iskelet kasında oksidatif hasarın arttığını göstermektedir.
Meme kanseri hastalarının kemoterapi sürecinde beslenme durumu, bazı biyokimyasal parametreler ve yaşam kalitesnin değerlendirilmesi
Meme kanseri hastalarının kemoterapi tedavisinin farklı aşamalarında beslenme durumunun, biyokimyasal parametrelerinin ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi ve bunların olası ilişkilerini saptamak amacıyla yapılan bu araştırmaya, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi, Tıbbi Onkoloji bölümüne başvuran, 30-65 yaş arası meme kanseri tanısı almış 50 kadın hasta dahil edilmiştir.Kemoterapinin başlangıcında, ortasında ve sonunda; bireylere genel özelliklerini ve sağlık durumlarını, besin tüketim sıklıklarını, yaşam kalitesini değerlendirmeye yönelik anket formu uygulanmış, bireylerin boy uzunluğu, vücut ağırlığı, bel ve kalça çevresi ölçümleri alınarak ve beden kütle indeksleri (BKİ) hesaplanarak kaydedilmiştir. Bireylerden kan örnekleri alınmış ve bu kan örneklerinde ELISA yöntemi ile bazı oksidatif stres parametrelerin (total antioksidan durum-TAS, total oksidan durum-TOS, nitrik oksit-NO, süperoksid dismutaz-SOD, glutatyon peroksidaz-GPx, 8-hidroksi-2'-deoksiguanozin-8-OHdG) analizi yapılmıştır. Katalaz ve malondialdehid (MDA) manuel yöntemle analiz edilmiştir. Bireylerin kemoterapi aşamalarında; vücut ağırlığı, BKİ, bel çevresi ölçümleri, kalça çevresi ölçümleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Bu ölçümler kemoterapinin başlangıcına göre ortasında azalmış, sonunda ise artarak başlangıçtaki ölçümlerine yaklaşmıştır. Kürler arası çoklu karşılaştırmalar sonucunda tedavinin başlangıcı ile ortası arasındaki ve tedavinin ortası ile sonu arasındaki bu fark anlamlıdır (p<0,001). Enerji ve makro besin ögeleri alım düzeyleri açısından tedavinin ortasındaki alım düzeylerindeki azalma anlamlıdır (p<0,001). Enerji, karbonhidrat, protein, yağ ve posa alım düzeyleri tedavinin ortasına göre sonunda anlamlı olarak artmıştır (p<0,001). Mikro besin ögelerinden; retinol, E vitamini, B grubu vitaminler, folat, sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, demir, çinko, manganez ve bakır alım düzeyleri tedavinin ortasında azalmış ve sonunda yeniden artmıştır. Kemoterapi aşamalarına göre çoklu karşılaştırmalarda tedavinin başlangıcına göre ortasındaki, ortasına göre sonundaki bu değişim anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Yaşam kalitesi değerlendirmesinde fonksiyonel skor ve genel sağlık skor sonuçlarındaki tedavinin ortasındaki azalma ve tedavi sonundaki artma anlamlıdır (p<0,001). Semptom skoru ise, tedavinin ortasında artmış ve sonunda anlamlı olarak azalmıştır (p<0,001). TOS ve GPx değerleri tedavinin ortasında azalmış, sonunda da azalmaya devam etmiştir (sırasıyla p=0,02 ve p=0,007). Diğer oksidatif parametrelerdeki değişimler anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Kemoterapi başlangıcında vücut ağırlığı ile TAS ve TOS arasında anlamlı ve ters yönlü korelasyon saptanmıştır (sırasıyla r=-0,384 p=0,006 ve r=-0,373 p=0,008).Kemoterapi başlangıcında makro ve mikro besin ögeleri alım düzeyleri ile oksidatif parametreler arasında anlamlı herhangi bir korelasyon bulunmamıştır (p>0,05).Kemoterapinin ortasında tekli doymamış yağ asidi alım düzeyi ile MDA arasında anlamlı ve ters yönlü korelasyon bulunmuştur (r=-0,359 ve p=0,010).Kemoterapi başlangıcında semptom skoru ile C vitamini alım düzeyinde ters yönlü, tedavi ortasında fonksiyonel skor ve genel sağlık skoru ile E vitamini alım düzeyinde aynı yönlü korelasyon bulunmuştur (sırasıyla r=0,345, p=0,014 ve r=0,469, p<0,001). Bu çalışmanın sonuçlarına göre kemoterapi boyunca bireylerin beslenme durumuna bağlı olarak antropometrik ölçümleri, oksidatif parametreleri ve yaşam kaliteleri değişmektedir. Bu nedenle yeterli ve dengeli beslenme örüntüsünün oluşturulması konusunda bireyler tanı anından itibaren takip edilmeli ve tedavi süresince beslenme durumunun değerlendirilmesine devam edilmelidir. Ayrıca meme kanserinin tedavisi sırasındaki ve sonrasındaki süreçte yeterli ve dengeli beslenme konusunda daha fazla araştırma ve uygulamaya ihtiyaç vardır.
Etlik damızlık horozlarda yaşlanma fizyolojisi ve yaşlanmayı geciktirme olanaklarının incelenmesi
Bu çalışmada, etlik damızlık horozlarda kalori sınırlaması, arı ürünleri (arı sütü+apilarnil) ilavesi ve ad libitum yemleme uygulamalarının yaşlanma üzerine etkileri incelenmiş, bu etkiler, etlik damızlık yetiştiriciliğinde rutin olarak kullanılan ticari sınırlı yemleme uygulaması ile karşılaştırılmıştır. Çalışma kapsamında etlik damızlık horozlarda, canlı ağırlık, yem tüketimi, ölüm oranı, sperma verimi ve kalitesi, bazı kan biyokimyasal özellikleri (kan lipidleri, glukoz), bazı hormonlar (insülin, kortikosteron, testosteron), lipid peroksidasyonu ve oksidatif stabilite ile bazı refah parametreleri (Tonik immobilite, tüylenme skoru) incelenmiştir. Projede 56 hafta yaşında ticari etlik damızlık horozlar kullanılmıştır. Çalışma 18 hafta devam etmiştir. Denemede aşağıdaki muamele grupları oluşturulmuştur. 1. Grup - Kontrol- Ticari yem sınırlaması (135 g/gün) 2. Grup - Ad libitum yemleme (ADL) 3. Grup - Yeme arı sütü (200 mg/gün/hayvan) ve apilarnil (5 g/gün/hayvan) ilave edilmiştir (AÜ). 4. Grup - Standart yem kompozisyonunun %45'i kadar kalori sınırlaması (KS) Deneme süresince en yüksek ortalama canlı ağırlık ADL grubunda belirlenmiştir. İlk 14 hafta boyunca en düşük ortalama canlı ağırlık ise KS grubunda saptanmıştır. KS grubunda denemenin ilerleyen haftalarında düşük canlı ağırlık telafi edilmiştir. Deneme boyunca ADL ve KS grubu horozlarda ölüm oranlarının diğer gruplara göre önemli düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ad libitum yemleme, arı ürünleri kürü ve kalori sınırlaması uygulamaları deneme boyunca belirgin bir oksidatif strese neden olmamıştır. Ancak deneme sonunda ADL horozlarında retina dokusunda MDA düzeyi ve SOD aktivitesi önemli düzeyde artmıştır. Bu bulgu, ADL horozlarının retina dokusunda oksidatif hasar olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Ad libitum yemleme, arı ürünleri kürü ve kalori sınırlaması uygulamalarının kan lipidleri (trigliserid, total kolesterol, HDL-kolesterol, LDL-kolesterol) ve glukoz düzeyi üzerinde önemli bir etkisi olmamıştır. Ad libitum yemleme, arı ürünleri kürü ve kalori sınırlaması uygulamaları sperma verim ve kalitesini önemli düzeyde etkilemiştir. Deneme sonunda ADL horozlarında sperma hacmi ve sperm motilitesi en düşük, % ölü sperm en yüksek iken, AÜ horozlarında sperma hacmi ve motilitesi en yüksek, % ölü sperm en düşük olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, 4 hafta süreyle arı ürünleri kürü uygulamasının etlik damızlık horozlarda sperma verim ve kalitesinde yaşa bağlı azalmanın önlenmesinde etkin bir yöntem olduğu belirlenmiştir. Anahtar sözcükler: Etlik damızlık horoz, üreme performansı, yaşlanma, lipid peroksidasyonu, arı sütü, apilarnil, kalori sınırlaması.
Harpagophytum procumbens ekstraktı'nın deneysel rat kolit modelinde koruyucu etkilerinin araştırılması
Ülseratif kolit, kolonda nötrofil infiltrasyonu, epitel hücre nekrozu ve ülserasyon ile karakterize, etiyolojisi bilinmeyen kronik inflamatuar bir bağırsak hastalığıdır. Harpagophytum procumbens bitkisinin kökleri, Güney Afrika'da uzun yıllardır romatizma ve ağrı tedavisinde tamamlayıcı tıpta kullanılmaktadır. Çalışmada, ratlarda deneysel olarak oluşturulan kolit modelinde Harpagophytum procumbens ekstraktının proinflamatuar sitokinler, oksidatif stres, apoptozis ve antioksidan parametreler üzerine olası koruyucu etkileri araştırıldı. Toplam 40 adet erkek Wistar albino rat rastgele beş eşit gruba ayrıldı. Kontrol grubuna fizyolojik tuzlu su (FTS) 14 gün boyunca oral yolla 2 ml ve 14. günün sonunda intrarektal olarak 2 ml uygulandı. Harpagophytum procumbens (HP) grubu için; 14 gün boyunca HP 300 mg/kg dozunda 2 ml FTS'de oral olarak uygulandı. Kolit grubuna FTS 14 gün oral yolla 2 ml ve 14. gün sonunda 2 ml % 3'lük asetik asit intrarektal olarak uygulandı. Kolit+HP grubunda 14 gün süreyle HP 300 mg/kg dozunda 2 ml FTS içinde oral olarak uygulandı ve 14. günün sonunda % 3'lük asetik asitten 2 ml intrarektal olarak uygulandı. Kolit+Sülfasalazin (SS) grubuna 100 mg/kg sülfasalazin 14 gün oral, 14. gün sonunda ise 2 ml %3'lük asetik asit intrarektal infüze edildi. Her grubun son uygulamasından 24 saat sonra 4-5 ml kan örneği ve 5 cm distal kolon alındı. Bu çalışmada kolon doku kesitleri histopatolojik ve immunohistokimyasal (Bcl-2, Bax) olarak değerlendirildi. MDA, SOD, TAS, NO, TNF-α, IL-6, seruloplazmin ve sialik asit serumda analiz edildi. Kolit grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak MDA, NO, IL-6, TNF-α ve sialik asit düzeylerinde anlamlı bir artış, SOD, TAS ve seruloplazmin düzeylerinde anlamlı bir azalma olduğu görüldü. Kolit+HP grubunda ise Kolit grubuna göre azalan SOD, TAS ve seruloplazmin değerlerinde istatiksel olarak önemli bir artış, artan MDA, NO, IL-6, TNF-α ve sialik asit düzeylerinde istatiksel olarak önemli bir azalma belirlendi. Kolon dokusunun histopatolojik incelemesinde kolit grubunda; mukozal yapının kaybı, enflamatuar hücre infiltrasyonu, kript apse oluşumu, ödem, konjesyon ve goblet hücre deplesyonunda artış, Kolit+HP grubunda ise HP'nin ılımlı bir koruyucu etki gösterdiği belirlendi. İmmunohistokimyasal değerlendirme sonucunda Kolit grubunda Kontrol grubuna göre apoptozisin arttığı (Bcl-2 de düşüş, Bax da artış), Kolit+HP grubunda ise Kolit grubuna göre apoptozisin azaldığı gözlemlendi. Sonuç olarak; ülseratif kolitte Harpagophytum procumbensin oksidatif stres, proinflamatuar sitokinler, lipit peroksidasyonu, antioksidan ve apoptoz parametreler üzerine koruyucu etki gösterebileceği kanısına varıldı.
Prosulfocarb'a maruz kalan farklı buğday (Triticum aestivum l.) çeşitlerinde strigolakton uygulamasına verilen biyokimyasal ve fizyolojik cevaplar
Bitki büyüme düzenleyicilerinden olan Strigolakton (SL)'un prosulfocarb herbisitine maruz kalan Triticum aestivum cv. Bereket ve T. aestivum cv. Saraybosna buğday bitkilerindeki etkileri araştırılmıştır. SL konsantrasyonu 0.5 µM Prosulfocarb konsantrasyonları 1 µM, 5 µM, 10 µM ve 20 µM olarak belirlenmiştir. Alınan örneklerde 1., 4. ve 7. günlerde pigment analizi, antioksidan sistem lipid peroksidasyonu, total fenolik içeriği, oransal su içeriği ve prosulfocarb analizi yapılarak gruplar arasındaki değişimler değerlendirilmiştir. SL uygulamasının Bereket çeşitinde Saraybosna'ya kıyasla Klorofil a içeriğinde iyileştirici etki gösterirken klorofil b miktarları iki bitkide de iyileştirici etki göstermiştir. Karotenoid içeriği iki bitkide de artış göstermiştir. SL uygulaması Bereket bitkisinin toplam klorofil içeriğinde iyileştirici etki oluşturmuştur. Peroksidaz ve Askorbat peroksidaz aktiviteleri SL- Prosulfocarb uygulanan gruplarda artış göstermiştir. Süperoksit dismutaz aktivitesi Bereket bitkisinde 7. günde SL-Prosulfocarb uygulanan gruplarda azalış gösterirken katalaz aktivitesi her iki bitkide SL-Prosulfocarb uygulanan gruplarda 7. günde genel olarak azalmıştır. Malondialdehid içeriği iki bitkide de 7. günde azalmıştır. Total fenolik içeriği her iki bitkide artış gösterirken SL'nin olumlu yönde etki ettiği belirlenmiştir. Oransal su içeriği gün artışıyla birlikte her iki bitkide de azalmıştır. SL'nin her iki bitkide de prosulfocarb içeriğini düşürdüğü saptanmıştır. Bulgularımız SL'nin prosulfocarb stresine maruz bırakılan T. aestivum'da oluşan oksidatif strese karşı savunmada önemli düzeyde etkili olabileceğini göstermiştir.
Tüm vücut radyoterapisinin farklı yaş gruplarındaki ratlarda beyin dokusu lipid peroksidayonu ve antioksidan sistem parametreleri üzerine etkileri
Radyoterapide kullanılan iyonize ısınlar organizmada doza ve ısınlama süresine baglı olarak serbest radikallerin olusmasına ve oksidatif strese neden olurlar. Reaktif oksijen türlerinin olusturdugu oksidatif stres, kardiyovasküler hastalıklar, nörodejeneratif bozukluklar, yaslanma ve kanser gibi birçok hastalıgın etiyolojisinde etkili oldugu düsünülmektedir. Bu çalısmada, kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan radyoterapinin ratların beyin dokusunda olusturdugu lipid peroksidasyonunun ve antioksidan sistem parametrelerinin düzeylerinin yasa baglı degisiminin ve bu parametrelerin birbirleri ile iliskilerinin arastırılması amaçlandı. Bu çalısmada 35 adet Wistar albino tipi erkek ratlar, 1 haftalık (n=10), 4 haftalık (n=10), 12 haftalık (n=10) ve 1 yas (n=5) olmak üzere dört gruba ayrıldı. Tüm gruptaki ratlara Co-60 cihazı ile 8 Gy tek fraksiyon radyasyon uygulandı. Sakrifiye edilen ratların beyin dokuları fosfat tamponu ile homojenize edildi. Homojenatların yarısı ile MDA ölçümü yapıldı. Diger yarısından elde edilen süpernatant ile protein miktar tayini, SOD, CAT, GSHPx aktivite tayinleri yapıldı. SOD aktivitesinin, 1 haftalık ratlarda anlamlı derecede azaldıgı, diger gruplarda anlamlı olmasa da azalmanın olustugu bulundu (p<0,05). GSHPx ve CAT aktivitesindeki azalma 1 haftalık ve 1 yasındaki ratlarda daha belirgindir. Ergen ve eriskin ratlarda önemli degismeler olmadı (p<0,05). MDA düzeyinde tüm yas gruplarında artma gözlendi. En yüksek MDA düzeyinin yaslı ratlarda oldugu bulundu (p<0,05). Sonuç olarak radyoterapi tekniginde kullanılan iyonize radyasyon antioksidan sistemleri etkilemekte ve doku MDA düzeylerini arttırmaktadır. Bu degisiklikler 1 haftalık ve 1 yasındaki ratlarda daha fazladır. Bu durumun yeni dogan ratlarda henüz birçok sistemin tam olarak yerlesmis olmayısından ve yaslı ratlarda ise yaslanmaya baglı olarak ortaya çıkan fizyolojik kapasitedeki kayıplardan kaynaklandıgını söyleyebiliriz. Anahtar kelimeler: Radyoterapi, Serbest radikal, Yaslanma, Antioksidan sistemler, Lipid peroksidasyonu.
Ağır metal ve adrenomedullin uygulamasının bazı sıçan dokularında antioksidan savunma sistemi üzerine etkilerinin araştırılması
Adrenomedullin (AdM) ilk kez insan feokromositomasından izole edilen, ancak daha sonra pek çok dokuda ifade edildiği keşfedilen, çok fonksiyonlu bir peptittir. AdM'nin en karakteristik biyolojik özelliği çok güçlü hipotansif aktivitesidir. AdM dolaşımdaki bir hormon gibi rol oynar ve çok yönlü biyolojik aktiviteleri başlatır. Son zamanlarda araştırıcılar tarafından AdM'nin antioksidan özelliklere sahip olabileceği ve hücreleri oksidan hasardan koruyabileceği rapor edilmiştir. Bu çalışmada, kadmiyum ve kurşuna maruz kalan sıçanların karaciğer, akciğer ve böbreklerinde AdM uygulamasının antioksidan sistem üzerine etkisi araştırılmıştır. Otuz altı dişi Wistar sıçanı, kontrol grubu (K), adrenomedullin grubu (AdM), kadmiyum (Cd), kadmiyum + adrenomedullin (Cd + AdM), kurşun (Pb) ve kurşun + adrenomedullin (Pb + AdM) grubu olacak şekilde altı gruba ayrılmıştır. Cd ve Pb uygulanan gruplardaki sıçanlar dört hafta boyunca içme suyu ile sırasıyla 100 ppm CdCl2 ve 250 ppm PbCl2'ye maruz bırakılmıştır. AdM uygulaması yapılan grupta sıçanlara ağır metal uygulamasının üçüncü haftasından itibaren bir hafta boyunca intraperitonal olarak AdM (3000 ng/kg vücut ağırlığı) enjekte edilmiştir. Sıçanların dokularında katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve süperoksit dismutaz (SOD) enzim aktiviteleri, malondialdehit (MDA) seviyeleri ile birlikte histopatolojik değişimler tespit edilmiştir. Aynı zamanda dokulardaki kadmiyum ve kurşun seviyeleri atomik absorpsiyon spektrometre (AAS) ile belirlenmiştir. Sonuç olarak, kurşuna maruz kalan sıçanlarda AdM uygulaması, karaciğer ve akciğer dokularında lipit peroksidasyon, doku Pb seviyelerinde azalmaya ve hepatik hasarda da azalmaya yol açmıştır. Ancak kadmiyuma maruz kalan sıçanlarda AdM uygulaması bu parametrelerde iyileştirici etki göstermemiştir. Buna ilaveten AdM uygulaması, hem kadmiyuma hem de kurşuna maruz kalan sıçanların bazı antioksidan enzim aktivitelerinde telafi edici sonuçlara yol açmıştır. Çalışmada elde edilen veriler bir bütün olarak değerlendirildiğinde AdM'nin kadmiyum ve kurşun toksisitesinde koruyucu veya telafi edici etkilerinin olabileceği söylenebilir. ANAHTAR KELİMELER: Adrenomedullin, antioksidan enzimler, lipit peroksidasyonu, kadmiyum, kurşun, sıçan
Organofosfatlı bileşiklerle akut zehirlenme tedavisinde resveratrolün koruyucu etkisi
Bu tez çalışmasında, sıçanlarda fenthion ile oluşturulan akut toksisite sonrasında farklı dozlarda resveratrol (RES) ve pralidoksimin (PAM) tek başına veya birlikte kulanımının fenthionun sebep olduğu oksidatif hasarlara karşı antioksidan ve koruyucu etkileri biyokimyasal, immünohistokimyasal ve histopatolojik yöntemlerle araştırılmıştır. Akut fenthion toksisitesi sonrasında sıçan kan örneklerinde malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH), askorbik asit, retinol, β-karoten düzeyleri, eritrositlerde süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (KAT), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktiviteleri ve karaciğer, kalp, böbrek, beyin, akciğer dokularında MDA ve GSH düzeyleri biyokimyasal yöntemlerle incelenmiştir. Bununla birlikte karaciğer dokusunda immünohistokimyasal ve histopatolojik incelemeler yapılmıştır. Tüm toksikasyon gruplarında LPO belirteci MDA'nın arttığı görülmüştür. Tüm tedavi gruplarında RES ve PAM MDA düzeyini düşürerek lipit peroksidasyonunu (LPO) azaltmıştır. RES ve PAM fenthionun sebep olduğu retinol ve β-karoten kaybını önlemiştir. Fenthion SOD, GSH-Px ve KAT aktivitesini arttırmıştır. Ancak tedavi gruplarında kontrole göre anlamlı bir değişiklik olmamıştır. Fenthionun karaciğer, beyin, böbrek ve kalp dokularında LPO'nu arttırdığı, RES'un karaciğer, beyin ve kalpte oluşan LPO'nu anlamlı şekilde azalttığı görülmüştür. Karaciğerin histopatolojik incelemesinde tedavi gruplarında, toksikasyon grubunda meydana gelen lezyonların azaldığı tespit edilmiştir. İmmunohistokimyasal incelemede zehirlenme tüm gruplarda apoptozise kadar varan seviyeye ulaşmasa da fenthionun yol açtığı apoptozisi RES artan dozlarda durdurmuştur. PAM da RES kadar başarılı olmuştur. Sonuç olarak, RES, fenthionun sebep olduğu LPO'nu ve oksidatif hasarı önlemiş, karaciğerde oluşan doku hasarını azaltarak OF zehirlenmesinin zararlarına karşı koruyucu etki göstermiştir.
Diyabetli sıçanlarda anjiotensin dönüştürücü enzim inhibisyonunun lipit peroksidasyon ve mikronukleus oluşumu üzerine etkisi
Bu çalışmada, kaptoprilin diyabette oksidatif stres ve mikronükleus (MN) oluşumunu değerlendirmek için Sprague Dawley cinsi erkek sıçanlar kullanıldı. Sıçanlar 3 gruba ayrıldı; Kontrol grubu, Streptozotosin grubu (45mg/kg STZ, ip) ve STZ+Kaptopril (45 mg/kg STZ, ip. + 50mg/kg/L içme suyu içinde). Sekiz hafta sonunda eter anestezisi altında kesilen sıçanların kan, karaciğer, kalp ve böbrekleri alındı. Serum ALT, AST, LDH, CK ve CKMB düzeyleri ile doku TBARS, GSH ve TSH düzeyleri değerlendirildi. Ayrıca, Lenfositlerde mikronükleus oluşumu değerlendirildi.Serum ALT, AST ve LDH değerleri ile karaciğer ve böbrekte lipit peroksidasyonun arttığı (sırasıyla p<0.05 ve p<0.001) gözlendi. Ayrıca, karaciğerde GSH düzeyinin anlamlı bir şekilde azalmıştır (p<0.001). Mikronükleus oluşum sıklığı üzerinde anlamlı bir azalma (p<0.01) oluşturmuştur.Çalışmamızın sonuçları, diyabette oksidatif stresin arttığını ve diyabette gelişen komplikasyonlardan serbest radikal artışının sorumlu olabileceğini göstermektedir. Ancak, bir anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörü (ADEİ) olan Kaptoprilin, total tiyol gruplarının artışına katkı sağlamakla birlikte antioksidan etkisinin anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kaptopril uygulamasının diyabetik nefropati ve kardiyovasküler komplikasyonlardaki koruyucu etkisinin olduğu konusu ileri çalışmalarla yeniden değerlendirilmelidir.
Antioxidant activity and inhibitory effects of black carrot against lipid oxidation in model food systems that are rich in mono and polysaturated fatty acids
Nuts are crucial part of Mediterranean food partterns, and their contribution into the human diet is thought to provide many health effects. U.S Food and Drug Administration recognized the nuts to affect heart-health. Nuts composition is health beneficial due to their macronutrients and micronutrients such as unsaturated fatty acid, vitamin (vitamin E, folic acid, niacin) and mineral (phosphorus, copper) as well as polyphenol constituents. The exposure to oxidation is the main problem of the nuts. The oxidation causes the change in food composition. This spoilage of foods also leads to the change in taste and odor. Therefore, the change in composition also affects the health. To promote the health effects, synthetic and natural antioxidants are added to the food products. Using natural and synthetic antioxidants is the most effective method that has been used for preventing the lipid oxidation. The food model of the almond paste with the black carrot juice addition was studied for 31 days and at 4ºC, 20ºC, 30ºC and 60ºC to increase the antioxidant amount and decrease the lipid oxidation. Therefore, two different formulations were prepared without black carrot juice and with black carrot juice. Almond paste was used as control sample. Almond paste and black carrot juice added almond paste samples were stored as triplicate. During storage, the change in peroxide value and total phenolic content of almond pastes were investigated. The study demonstrated that the lipid oxidation rate decelerated in case of the black carrot juice addition due to increasing antioxidant amount and the synergistic effect of the antioxidants found in almond paste and black carrot juice. As the temperature increased, the lipid oxidation was higher but the addition of black carrot juice in initial days of the storage provides the antioxidant amounts to get higher due to the activation by temperature.
Arseniğin insan ve bazı canlılarda oksidatif enzimler üzerine etkileri
Bu çalısmada, kronik olarak arsenik konteminasyonuna ugramıs içme suyu kullanan insanlarda, oksidan ? antioksidan sistem üzerindeki degisiklikler arastırıldı. Kontrol grubu ve kronik olarak arsenik maruziyetine kalan kisilerin olusturdugu grup olmak üzere iki grup üzerinde çalısmalar yapıldı. Bu çalısmada iki gruptan kjan numuneleri alınarak, bu numunelerin plazmalarında lipit peroksidasyon düzeyi belirteci olan malondialdeiht (MDA) seviyesi, antioksidan enzimlerden katalaz (CAT) ve süperoksit dismütaz (SOD) enzim aktivitelerinin düzeyi arastırıldı. Kronik olarak arsenige maruz kaslmıs insanlarda, kontrol grubuna göre MDA düzeyinin istatiksel olarak anlamsız (p>0,05) olarak arttıgı, CAT ve SOD aktivitelerinin istatiksel olarak anlamlı (p<0,001) olarak azaldıgı tespit edildi. Sonuç olarak, arsenik maruziyetinin insanlarda, lipit peroksidasyonunu arttırarak ve antioksidan enzimlerin aktivitelerini inhibe ederek oksidatif stres olusturdugu kararına varıldı. Anahtar Kelimeler : Arsenik, Katalaz (CAT), Süperoksit Dismutaz (SOD), Malondialdehit (MDA), Lipit peroksidasyonu, Oksidatif Stres.
Investigation of biochemical, hematological and behavioral responses against aclonifen administration in oncorhynchus mykiss
This investigation was conducted to evaluate the toxic effects of aclonifen, a herbicide, on oxidative stress biomarkers and biochemical indices of serum in juvenile Oncorhynchus mykiss following 24, 48, 72 and 96 hours of application to sublethal concentrations of 12.7, 63.5 and 127 μg/L. Pesticide treatment caused prominent elevation in the level of serum glucose, and in the activities of alanine aminotransferase, aspartate aminotransferase reflecting hepatotoxic potential. The application resulted in a marked induction in the activities of antioxidant enzymes which were accompanied with elevation in TBARS and protein carbonyl level reflecting loss of membrane integrity and protein function. The decrease in protein levels in gill and liver and triggered hyperglycemic condition might be proposed as general adaptive responses. The provoked oxidative stress clearly indicates the pro-oxidant potency of aclonifen. Considering the results, it can be concluded that aclonifen treatment resulted in tissue-specific adaptive responses to handle the stressful condition and observed early response in brain shows its sensitivity possibly due to high lipid content and low antioxidant capacity.
Bakır(II)-katalizli linoleik asit peroksidasyonunun hidrofilik ve lipofilik antioksidanlar varlığında kinetik incelenmesi
Antioksidanlar, lipid oksidasyonunu geciktirebilen ya da inhibe edici (engelleyici) maddelerdir. Askorbik asid (AA) ve ?- tokoferol (?- TocH), bir prooksidan olarak da davranabilen antioksidanlardır. Literatürde hidrofilik ve lipofilik antioksidanların aktiviteleri ve polarite pardoksu ile ilgili çok az çalışma vardır.Bu çalışmanın birinci bölümünde, linoleik asidin (LA) peroksidasyonu; sadece Cu(II) iyonu varlığı ve Cu(II)-askorbat, Cu(II)-tokoferol ve Cu(II)-H2O2 kombinasyonlarında, ?- tokoferol (?- TocH) ve kuersetin (QR) gibi potansiyel antioksidanlarla, havalandırılmış ve inkübe edilmiş emülsiyonlarda, 37oC ve pH 7 de araştırıldı. Bakır (II) iyonu ya da farklı prooksidanlar ile bakır (II) nin oluşturduğu sistemlerde, LA nın oksidasyonu, oluşmuş hidroperoksit konsantrasyonuna ve aldehid, ya da keton gibi ürünlerin konsantrasyonuna göre, yalancı birinci derece kinetik izledi. Bir LA sistemde ferrik tiyosiyanat metot ile, bakır başlatıcılı peroksit ürünlerinin miktarı ve aynı anda TBARStestleri ile sekonder ürünlerin oluşumları, ilave edilen flavonoid (QR), ve ?-tokoferolün olası antioksidan ve prooksidan aktivitelerini saptamak için kullanıldılar. Primer ve sekonder ürün oluşum hızları arasındaki farklılıkların, ?-tokoferolün konsantrasyonlarına bağlı olduğu görüldü. ?-Tokoferol, keza, aynı anda Cu(II) ve askorbatın varlığında da konsantrasyonuna bağlı olarak hem prooksidan hem de antioksidan olarak davrandı. Bakır(II)-askorbat kombinasyonları, genellikle, ?-tokoferolün düşük konsantrasyonlarında farklı bir antioksidan davranışa yol açtı. Yüksek ?- TocH konsantrasyonlarında hafifçe bir prooksidan davranış görüldü. Bu da, ?-tokoferolün olasılıkla askorbat ile asossiye olduğunu ve askorbatın tokoferoksil radikali ile reaksiyona girmesiyle çevrimi sürdürdüğünü göstermektedir. Böylece ?-tokoferol lipid oksidasyonunda, askorbat bulunduğu sürece, radikalleri temizlemeye devam edecektir. Diğer taraftan askorbatsız Cu(II) çözeltilerinde, ?-tokoferolün antioksidan davranışı, daha yüksek konsantrasyonları gerektirir. Çünkü, onu rejenere edecek gerekli askorbat yoktur.Bu çalışmanın ikinci bölümünde, LA nın peroksidasyonu, havalandırılmış ve inkübe edilmiş emülsiyonlarda 37oC ve pH 7 de, hem tek başına Cu(II) iyonu varlığında hem de Cu(II) iyonu- ve hidrofilik antioksidanlar [troloks (TR), askorbik asit (AA), hidrokinon (HQ), ve gallik asit], ve lipofilik antioksidanlar [?- tokoferol (?- TocH), askorbil palmitat (AP), tert- butil hidrokinon (TBHQ), ve propil galat (PG) ] ile ayrı ayrı, incelendi. Bakır (II) - başlatıcılı LA peroksidasyonu, primer oksidasyon ürünlerine (hidroperoksitler) ve sekonder oksidasyon ürünlerine ( aldehitler ve ketonlar) göre yalancı birinci derece kinetik izledi. İlave edilen hidrofilik ve lipofilik antioksidanların olası antioksidan ve prooxidan aktivitelerinin tayininde, hidroperoksitler demir (III)-tiyosiyanat ve aldehitler de aynı anda tiyobarbitürik asit-reaktif maddeler (TBARS) yöntemleri kullanıldılar. ?- Tokoferolün bazı konsantrasyonları dışında diğerleri kendi polaritelerine bağlı olarak antioksidan etkiler gösterdiler. Sonuçlar, Hidrofilik ve lipofilik antioksidanlar için, yapısal gereksinim ve polarite paradoksu ışığında değerlendirildi.Primer ve sekonder oksidasyon ürünlerine dayanılarak yapılan bu çalışmanın sonuçları, polarite paradoksu hipotezini, suda yağ emülsiyonlarındaki sınırlı denemeler ve keza uygulanan antioksidanın konsantrasyonuna bağlı olarak, geçerliliğini, kısmen teyit etmektedir.Anahtar kelimeler: Linoleik asit peroksidasyonu, bakır-başlatıcılı prooksidan aktivite, hidroperoksitler, hidrofilik ve lipofilik antioksidanlar, polarite paradoksu, TBARS metotAnahtar kelimeler: Linoleik asit peroksidasyonu, bakır-başlatıcılı prooksidan aktivite, hidroperoksitler, hidrofilik ve lipofilik antioksidanlar, polarite paradoksu, TBARS metot
Cyprinus carpio'da beyin dokusunda fenthionun antioksidant savunma sistemi, lipid peroksidasyonu ve asetilkolinesteraz enzim aktivitesine n-asetilsistein modülatörlüğünde etkileri
Bu araştırmada organofosforlu insektisid ve avisid fenthionu içeren ortamda antioksidant ve GSH öncüsü NAC'nin düşük (0,5mg/kg) ve yüksek (400mg/kg) intraperitonal dozlarının jüvenil Cyprinus carpio'da beyin dokusunda GSH redoks durumuna, antioksidant enzim aktivitelerine, lipid peroksidasyonu ile protein düzeylerine ve AChE enzim aktivitesine etkileri incelenmiştir. Kontrol grubu dışında balıklar 96 saat süresince fenthionun LC50 değerinin %80'inin etkisine bırakılmışlardır. Bileşiklerin GSH redoks durumuna etkilerini belirlemek amacıyla tGSH, GSH, GSSG düzeyleri ile GSH/GSSG oranı, antioksidant enzimlere etkilerini belirlemek amacıyla GR, GST, SOD ve CAT enzim aktiviteleri, lipid peroksidasyonuna etkilerini belirlemek amacıyla MDA düzeyi ve fenthionun nörotoksik potansiyelini belirlemek amacıyla AChE enzim aktivitesi spektrofotometrik yöntemler kullanılarak belirlenmiştir.Fenthion etkisinde kontrole göre tGSH, GSH düzeyleri ile GSH/GSSG oranında artışlar GSSG düzeyinde ise azalma belirlenmiştir. Fenthion CAT aktivitesi ile protein ve MDA düzeylerinde azalmaya neden olurken GST aktivitesinde artışa neden olmuştur. Düşük dozda NAC, tGSH, GSH düzeylerinde GSH/GSSG oranı ile GST ve SOD enzim aktivitelerinde artışa neden olurken GSSG düzeyinde azalmaya neden olmuştur. NAC yüksek dozda GSH/GSSG oranında artışa, GST aktivitesi ile protein düzeyinde ise azalmalara neden olmuştur. Fenthion tüm gruplarda AChE'de inhibisyona neden olmamıştır.Sonuçta; fenthionun oksidatif strese bağlı toksisitesinde NAC'nin düşük dozda GSH redoks kapasitesi, GST ve SOD gibi antioksidant enzimlerin aktivitesini arttırarak oksidatif stresi azalttığı, yüksek dozda NAC'nin ise beyinde GST aktivitesi ile protein düzeyini olumsuz etkileyerek oksidatif strese neden olduğu belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Fenthion, Glutatyon, N-asetilsistein, Lipid Peroksidasyonu, Balık.
The key role of glutathione-S-transferase enzyme activity as a repressor to ferroptosis inclination in patients with β-thalassemia major aged (10-20 years)
Recent studies have related to Patients with β- thalassemia who suffer from increased iron concentration as a result of the repeated blood giving causes major long-term problems in their bodies. As a result, antioxidant levels may be utilized to identify a patient's vulnerability to such problems. In this study, Blood samples were collected from 300 males (150 persons aged 10-20 years of thalassemia patients who were transferred and managed in Babylon hospitals. Blood was obtained just before the transfusion. Furthermore, blood samples were taken from 150 people who seemed with healthy. The age of the cases and controls was matched.Measurement of glutathione S-transferase activity, glutathione, glutathione peroxidase-4,antioxidant & total oxidant, lipid peroxidation and vit E Work was done in the hospital laboratories as well as the laboratories of the Chemistry Department at the University of Babylon using the ELISA device.(Material Method related sentence). As a result, we can indicate that the biochemical evaluations revealed a decrease in the level of the enzyme(GST,GPX4) in those with the aforementioned disease when measured for people without any disease, as well as a fall in the level of glutathione and antioxidants and vitamin E, while the percentage of oxidants increased with lipid peroxidation.(Results and Discussion related sentence).
The correlation between catalase enzyme activity and ferroptosis in patients with β-thalassemia major aged (5-15 years)
Worldwide, the thalassemia gene mutation is the most common. Patients with b- thalassemia major who have prolonged anemia and severe iron overload may benefit from blood transfusion therapy, particularly those who have undergone just blood transfusion therapy. The formation of lipid peroxidation products caused by iron- catalyzed oxidation of polyunsaturated fatty acids is known as ferroptosis, and it may be treated pharmacologically using iron chelators and lipid peroxidation inhibitors. This research comprised 150 male children with beta- thalassemia major. Malondialdehyde, hemoglobin, ferritin, catalase activity, ROS, protein-carbon group, total antioxidant capacity, total thiols, and glutathione peroxidase 4 levels were tested in the serum. The findings were compared to 150 healthy male youngsters (males). When compared to the control group, there was a significant increase in the levels of Malondialdehyde (3.7844), ferritin (3337.0±1475), hemoglobin (7.5 ±1.0), catalase activity (0.2716), ROS (5.5559), protein carbonyl group (1.3975), and a significant decrease in the levels of glutathione peroxidase 4 (5.3741), total antioxidant capacity (700.9567), and total thiols This suggests that oxidative stress and a reduction in the antioxidant defense system play a key role in the etiology of beta-thalassemia major.
Radyasyona maruz bırakılan ratlarda meydana getirilen doku hasarına karşı ısırgan otu tohumu ekstraktının koruyucu etkinliğinin araştırılması
Kanser tanısı alan hastaların yaklaşık %50-60'ına radyoterapi tedavisi uygulandığından, radyoterapi alan hastalarda radyasyona bağlı istenmeyen yan etkilerin meydana geldiği bilinmektedir. Çalışmamızda, radyasyona bağlı doku hasarı ve oksidatif strese karşı ısırgan otu tohumu ekstraktı (IOTE)'nın koruyucu etkisi araştırılmıştır. Çalışmamızda, 8 haftalık 32 adet Wistar albino türü erkek rat kullanıldı ve 4 gruba ayrıldı (n=8). Birinci grup, kontrol grubu (K) olarak seçildi ve 10 gün süreyle pelet yem ile beslendi. İkinci gruba (R), tek doz 5 Gy radyasyon verildikten sonra 10 gün süreyle pelet yem ile beslendi. Üçüncü gruba (R+IOTE) tek doz 5 Gy radyasyon verildi ve 10 gün süreyle IOTE + pelet yem ile beslendi. Dördüncü grup (IOTE) ise 10 gün süreyle IOTE + pelet yem ile beslendi. Ketamin (50 mg/kg IP) anestezisi altında sakrifiye edilen ratların; serum, karaciğer ve beyin dokularında MDA, SOD, CAT, GSH ve GSH-Px değerleri ile birlikte serumdaki AST ve ALT değerleri ölçüldü. Ayrıca karaciğer ve beyin dokularında histopatolojik bulgular incelendi. Çalışma sonunda; R grubunun serumdaki AST, ALT, MDA düzeyleri diğer gruplara göre yüksek iken, SOD, CAT, GSH ve GSH-Px düzeylerinin düşük olduğu tespit edildi (p<0.05). R+IOTE grubunun serumdaki AST, ALT, MDA düzeyleri R grubuna göre düşük iken; SOD, CAT, GSH ve GSH-Px değerlerinin yüksek olduğu gözlendi (p<0.05). Ayrıca R+IOTE grubunun karaciğer dokusundaki MDA değerleri R grubuna göre düşük iken, SOD, CAT, GSH ve GSH-Px değerleri yüksek bulundu (p<0.05). K grubu ve IOTE gruptaki ratların karaciğer dokularında herhangi bir histolojik farklılık bulunmadığı, ancak radyasyon uygulanan R grupdaki ratların hepatositlerinde hidropik dejenerasyon olduğu gözlendi. R+IOTE grubu ratların karaciğer dokularındaki dejeneratif değişiklikler ise R grubuna göre daha az bulundu. Grupların beyin dokularında histopatolojik olarak herhangi bir değişiklik gözlenmedi. Bu sonuçlara göre radyasyonun; oksidatif stresi arttırdığı, antioksidan kapasiteyi azalttığı ve karaciğer dokusunda dejeneratif değişiklikleri meydana getirdiği gözlenmiştir. Ancak, radyasyon uygulamasından sonra IOTE tüketilmesinin, oksidatif stres artışını engellediği, antioksidan kapasiteyi koruduğu ve karaciğer dokusunda dejeneratif değişiklikleri azalttığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Radyasyon, ısırgan otu tohumu, oksidatif stres, antioksidan, lipid peroksidasyonu.
İki farklı lipid preperatının prematüre bebeklerin antioksidan enzimleri ve lipid peroksidasyonu ve morbidite üzerine etkileri
İki Farklı Lipid Preperatının Prematüre Bebeklerin Antioksidan Enzimleri ve Lipid Peroksidasyonu ve Morbidite Üzerine Etkileri Amaç: Bu çalışmada prematüre bebeklerde total parenteral beslenme (TPB) içeriğinde kullanılan iki farklı lipit preperatının antioksidan enzimler, lipit peroksidasyonu ve morbidite üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya yaşamın ilk gününden itibaren TPB başlanan ve en az 7 gün lipit desteği alan GY≤32 hf ve/veya DA≤1500 gr olan bebekler alındı. Bebekler randomize olarak ya SMOFlipid ya da Clinoleic preperatı aldılar. Lipit öncesi, 7. gün ve 28. günde biyokimya değerleri, oksidan ve antioksidan düzeyleri ve prematüre retinopatisi (ROP), intraventriküler kanama (İVK), bronkopulmoner displazi (BPD), nekrotizan enterokolit (NEK), kolestaz ve enfeksiyon oranları karşılaştırıldı. Bulgular: SMOFlipid grubunda 27, Clinoleic grubunda 23 hasta vardı. Gruplar arasında preeklampsi, eklampsi, erken membran rüptürü, koryoamniyonit ve annede idrar yolu enfeksiyonu sıklığı, gestasyon yaşı, doğum ağırlığı, Apgar skorları, oksijen alma süreleri, mekanik ventilatörde kalma süreleri, tam beslenmeye geçiş süreleri, TPB ve lipit alma süreleri benzerdi. Ancak uzamış membran rüptürü oranı Clinoleic alan grupta daha fazlaydı (8/23, % 34,8'e karşın 1/27, % 3,7), (p=0,007). SMOFlipid grubu doğum ağırlığına ortalama 10 günde, Clinoleic grubu ise 13 günde erişmişti (p= 0,013). İki grup arasında İVK, ROP, BPD, enfeksiyon ve kolestaz açısından fark gözlenmedi (p>0,05). Antioksidan düzeylere baktığımızda Clinoleic grubunda 7. günde süperoksit dismutaz (SOD), 7. ve 28. günde katalaz (CAT) değerleri daha yüksekti (p=0.048, p= 0.06, p=0.009). Glutatyon peroksidaz (GPx) ise farklı değildi. Lipit peroksidasyonunu gösteren tiyobütirik asitle reaksiyona giren maddeler (TBARS) düzeyleri Clinoleic grubunda hem 1.günde hem de 7. günde daha yüksekti (p=0,004, p=0,005), 28. günde ise farklılık yoktu. SMOFlipid grubundaki hastaların TBARS ve GPx değerleri zaman içinde değişiklik göstermemesine karşın, Clinoleic grubunda TBARS düzeyleri düşüş gösterdi. CAT ve SOD zaman içerisinde değişkenlik göstermekle birlikte iki lipit preperatı arasında değişim açısından farklılık saptanamadı. Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda her iki lipit preperatının da preterm bebeklerde güvenilir olduğunu ve iyi tolere edildiğini saptadık. Hematolojik ve biyokimyasal parametreler bakımından farkları yoktu. Ayrıca erken dönem morbiditeler açısından da farklılık saptamadık. Özellikle de oksidan sistem ve antioksidan enzim çalışmaları için daha fazla sayıda hastanın alındığı prospektif, randomize çalışmalar yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: SMOFlipid, Clinoleic, Prematüre, morbidite, antioksidan enzimler, lipit peroksidasyonu
Deneysel hayvan modelinde incir (ficus carica) çekirdeği yağının TNBS ile indüklenen kolit üzerine olası etkilerinin araştırılması
Zengin biyoaktif içeriği ile Ficus carica meyvesi geleneksel olarak uzun süredir tıbbi ve beslenme yararlarına sahip olduğu için kullanılmaktadır ve incir çekirdek yağı yüksek antioksidan ve tokoferol kaynağıdır. Çalışmanın amacı, kuru incir çekirdeklerinden soğuk presleme ile elde edilen incir çekirdeği yağının, TNBS ile indüklenen deneysel kolit modeli üzerine olası koruyucu ve terapötik etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla altmış Wistar Albino sıçan altı gruba ayrılmıştır (n = 10) (Sham, TNBS, LFC3, LFC6, SFC3, SFC6). Kolit, % 37 etanol ile çözülen TNBS kullanılarak oluşturulmuştur. İncir çekirdeği yağı tedavisi, uzun süre için toplam 15 gün, kısa süreli tedavi grupları için ise 3 gün uygulandı. İncir (Ficus carica) çekirdeği yağı, yüksek doz için 6 ml/kg ve düşük doz tedavi grupları için 3 ml/kg olarak oral gavaj yoluyla intragastrik olarak uygulandı. Mikroskobik hasar skorlarına göre, tedavi uygulanmamış kolitli sıçanlar ve incir çekirdeği yağı ile tedavi edilen gruplar arasında önemli farklar saptanmıştır. Tedavi gruplarının TNBS grubuna göre anlamlı derecede iyileştiği gösterildi. Uzun dönem tedavi gruplarının histopatolojik skorları kısa dönem gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde iyileşme gösterdi. Biyokimyasal sonuçlar açısından (Myeloperoksidaz, Malondialdehit, İnterlökin 1, Tümör Nekroz Faktörü alfa, Süperoksit Dismutaz, Katalaz ve Glutatyon Peroksidaz), tedavi grubundaki sıçanlarda TNBS grubu sıçanlara göre istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler gözlendi. Biyokimyasal sonuçlarımız histolojik bulgularla uyum göstermektedir. Sonuç olarak; İncir çekirdeği yağı, inflamatuvar bağırsak hastalığı tedavi süreci üzerinde olumlu etkilere sahip olması nedeni ile kolitte ek bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceğini ve incir çekirdeği yağının bu etkilerinin de antiinflamatuvar ve antioksidan mekanizmalar sonucunda oluştuğunu söyleyebiliriz.
Egzersiz yaptırılan ratlarda melatonin ve niasin desteğinin lipit peroksidasyonu ve antioksidan sisteme etkisi
Bu çalışmada, egzersizle oksidatif stres oluşturulan ratlarda, melatonin ve niasin takviyesinin lipit peroksidasyonu ve antioksidan sistem üzerine olan etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Rastgele 4 gruba ayrılan 40 rata, kontrol grubu hariç, 10 gün boyunca melatonin ve niasin verildikten sonra treadmill egzersiz yaptırıldı. Ketamin ve Xylazin'le anestezi sonrasında intrakardiyak kan alındı. Süper Oksit Dismutaz (SOD), Malondialdehit(MDA), Total Antioksidan Seviye(TAS), Total Oksidan Seviye(TOS), Katalaz, Melatonin, Glutatyon Peroksidaz(GPX), Glutatyon S-transferaz(GST) düzeylerinin spektrofotometrik olarak tayini yapıldı. MDA düzeyleri; melatonin verilen grup, diğer gruplara göre düşük, (niasin+melatonin) verilen grupta ise, kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur. SOD düzeyleri; melatonin verilen grup, diğer gruplara göre yüksek, (niasin+melatonin) verilen grup, diğer gruplara göre düşük bulunmuştur. Katalaz düzeyleri; melatonin verilen grup, niasin verilen gruplara göre yüksek bulunmuştur. Kontrol grubu ise, diğer gruplara göre anlamlı bir değişiklik bulunmamıştır. GPX düzeyleri; kontrol grubu, diğer gruplara göre düşük bulunmuştur. GST düzeyleri; kontrol grubu, diğer gruplara göre yüksek, (niasin+melatonin) verilen grup, niasin verilen gruba göre düşük bulunmuştur. TOS düzeyleri; kontrol grubu, niasin verilen gruplara göre düşük bulunmuştur. TAS düzeyleri; kontrol grubu, diğer gruplara göre düşük, (niasin+melatonin) verilen grup, niasin ve melatonin verilen gruplara göre düşük bulunmuştur. Sonuç olarak, egzersiz yaptırılan sıçanlara melatonin verilmesinin kontrol grubuna göre, antioksidan aktivitenin (SOD, GPX, TAS, melatonin) artırdığı, niasine oranla daha ağırlıklı bir antioksidan etki gösterdiğini söyleyebiliriz. Sıçanların egzersiz yapması ile artan MDA düzeyleri, melatonin etkisi ile azalmıştır. xiii Melatonin ve Niasinin birlikte verilmesi, tüm antioksidan parametrelerde sinerjik bir etki yapmamıştır. Oksidasyonu gösteren parametrelerin (MDA, TOS) arttığı, GST, Katalaz ve SOD aktivitelerinin azaldığı saptanmıştır. Bu durum oksidasyonu önlemek amacı ile (daha önce yapılan çalışmalarla uyumlu olarak) bu enzimlerin kullanıldığını göstermektedir. Farklı antioksidan moleküller ve farklı egzersiz tipleri ile planlanacak çalışmalar gereklidir. Anahtar Kelimeler: Antioksidan, Egzersiz, Lipit Peroksidasyonu, Melatonin, Niasin.
Deneysel omurilik yaralanmasında alfa-lipoik asitin doza bağımlı etkinliğinin araştırılması
Omurilik yaralanması yüzyıllardır bilinen, farklı klinik özellikler gösteren, mortalite ve morbidite açısından bireysel, sosyal, psikolojik ve ekonomik yasamı olumsuz etkileyen patolojik bir durumdur. Omurilik travma fizyopatolojisi daha iyi anlaşıldıkça tedavi seçenekleri de daha iyi planlanabilmekte ve birçok araştırmanın konusu olmaktadır. Akut travmada omurilikte oluşan yıkım ve birincil hasarlanmayla mücadele etmek adına hala fazla bir tedavi seçeneği yoktur. Bu amaçla kalsiyum kanal blokerleri, opiad antagonistleri, sistemik glukokortikoidler, sistemik kan basıncının arttırılması, antioksidanlar, naloxane gibi birçok yol denenmiş olmakla birlikte erken hasarlanma mekanizmalarına karşı yüksek doz metilprednizolon ve immobilizasyondan başka etkin, rutin uygulamada kendine yer edinmiş bir tedavi seçeneği oluşturulamamıştır. Bizde mevcut bilgiler ışığında antioksidan, serbest radikal süpürücü ve lipid peroksidasyonu önleyici özelliği bilinen ?-lipoik asidin, ratlarda gerçekleştireceğimiz deneysel omurilik yaralanmasında ikincil hasarı önlemesindeki etkinliğini araştırmaya karar verdik. Hasarı değerlendirmek için, omurilik oksidatif stresinin ve lipid peroksidasyonun bir göstergesi olan MDA(malonildialdehit) doku düzeyleri biyokimyasal olarak ölçülüp, histopatolojik inceleme ve nörolojik muayenelerle de sonuçlar mukayese edilmeye çalışıldı.Çalışmada toplam 56 adet ortalama ağırlıkları 210-300 g. arası değişen Spraque-Dawley türü erişkin erkek rat kullanıldı. Denekler her biri 8 rat içeren 7 gruba rastgele ayrıldı. Grup 1: Kontrol grubu, Grup 2: Travma grubu,Grup 3: Travma ve Metilprednisolon 30 mg/kg tedavi grubuGrup 4: Travma ve Alfa-Lipoik asit 50 mg/kg tedavi grubu, Grup 5: Travma ve Alfa-Lipoik asit 100 mg/kg tedavi grubu, Grup 6: Travma ve Alfa-Lipoik asit 150 mg/kg tedavi grubu, Grup 7:Travma ve Alfa-Lipoik asit 200 mg/kg tedavi grubu olarak ayrıldı.İntraperitoneal yolla verilen 70 mg/kg Ketamin ile anestezi sağlanarak supin pozisyonda tespit edilen ratlara Rivlin Tator modeline uygun olarak travma oluşturulduktan sonra grubuna uygun tedaviler uygulandı. 24. saatin sonunda tüm deneklerin fonksiyonel iyileşmeleri değerlendirildikten sonra yüksek doz anestezi altında dekapite edildiler. Çıkarılan omurilik örneğinin merkezindeki 0,5 cm'lik alan histopatolojik bakıya, kalanı MDA ölçümü için kullanıldı..SonuçBulgularımız, deneysel omurilik yaralanması sonrası ?-Lipoik Asit uygulamasının lipid peroksidasyonu ve nöronal korunma üzerine olumlu etkili olabileceğini göstermiştir. Literatür taramamıza göre, deneysel omurilik yaralanması sonrası ?-Lipoik asitin nöroprotektif etkisini gösteren literatürdeki ilk çalışmadır. Bu olumlu sonuçlarla, ileri araştırmalara yeni ufuklar açılmıştır.
Aort kapak sklerozlu hastalarda serum nükleer faktör eritroid 2 ile ilişkili faktör 2 (NRF2) düzeyinin araştırılması
Kardiyovasküler hastalıklar, dünya genelinde en yüksek ölüm oranına sahip rahatsızlıklardan biridir. Hücre içi oksidatif hasarın kardiyovasküler hastalıklarla ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada nükleer faktör eritroit 2 ile ilişkili faktör 2 (Nrf2), glikojen sentaz kinaz 3 beta (GSK-3ß), Nrf2 transkripsiyonu sonucunda oluşan endojen antioksidanlardan süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) aktiviteleri ile lipid peroksidasyonu toksik ürünlerinden olan 4-Hidroksinonenal (4-HNE) ve Malondialdehit (MDA) seviyeleri hasta ve kontrol gurupların serumlarında tespit edildi. Ölçümü yapılan parametrelerde AKS'li hasta ve kontrol gurupları arasında anlamlı fark bulundu. Aynı zamanda GSK3ß ve Nrf2 arasında pozitif yönlü anlamlı bir korelasyon olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, AKS'li hastalara uygulanan tedavinin yanında Nrf2 aktivatörü ve/veya antioksidan maddelerinin eklenmesi faydalı olacağı düşünülmektedir.
Prostat kanserli hastalarda oksidan-antioksidan durum ve paraoksonazın bu duruma etkisinin araştırılması
Prostat kanseri, kansere bağlı ölümlerin önemli nedenlerinden biridir. Oksidatif DNA hasarı prostat kanseri gelişmesine katkıda bulunabilir. Paraoksonaz (PON), insan vücudundaki endojen antioksidanlardan biridir. Çalışmamızda yeni tanı almış prostat kanserli hastalarda ve sağlıklı kontrollerde serum örneklerinde lipid parametreleri, total oksidan ve antioksidan kapasite (TOK, TAK), oksidatif stres indeksi (OSİ), paraoksonaz (PON1) ve arilesteraz (ARE) aktiviteleri ve PON1 fenotip dağılımı saptanarak iki grup arasında karşılaştırılması amaçlandı.Çalışma, prostat kanseri grubunda (PK) ve sağlıklı kontrol grubunda prospektif olarak yapıldı. Serum PON1 ve ARE aktiviteleri ile diğer parametreler her iki gruptaki 40 katılımcıda ölçüldü. PON1 fenotip dağılımı PON1/ARE aktivitelerine göre belirlendi. İstatistiksel değerlendirmeler Student t testi ve Pearson korelasyon analizi ile yapıldı.TKOL ve LDL-K düzeyleri PK grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek saptandı (p= 0,044; p=0,026). OSİ değerleri hastalarda kontrollerden yüksekti (p=0,029). PON1 ve ARE değerleri hastalarda kontrollerden düşüktü (p=0,040; p=0,027). PON1 aktivitelerine göre her iki grupta üç fenotip belirlendi. PK grubunda Hardy-Weinberg dağılımından sapma olduğu gözlendi.Sonuçlarımız oksidatif stresin lipid peroksidasyonu aracılığıyla prostat kanserinin gelişiminde önemli rol oynayabileceğini ve PON1 ile PON1 fenotiplemesinin prostat kanseri için prediktif değer taşıyabileceğini göstermektedir.ANAHTAR KELİMELER: Oksidatif stres, lipid peroksidasyonu, paraoksonaz, malondialdehit, prostat kanseri