Migraine disorders

120 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Baş ağrısı ile başvuran çocukların radyolojik ve laboratuvar bulgularının retrospektif değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Pediatrik hasta grubunda, ruhsal ve fiziksel sağlığı olumsuz etkilemesi, eğitim ve öğretimi aksatması gibi nedenleriyle baş ağrısıyla ilgili çalışmalar tüm dünyada sürdürülmektedir. Okul çağı çocuklarının %7'sinde, adolesanların ise %15'inde baş ağrısı yakınması bulunmaktadır.(1) Bu çalışmada; çocukluk çağı baş ağrılarında nörogörüntüleme yöntemlerinin ve laboratuvar çalışmalarının klinik öneminin saptanması amaçlanmıştır. Literatüre katkı sağlaması yönünden, bu çalışmayla çocukluk çağı baş ağrılarında hangi durumlarda nörogörüntüleme ve laboratuvar tetkiklerine başvurulacağına dair fikir vermesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda Ekim 2020- Nisan 2023 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Tıp Fakültesi Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıklar Anabilim Dalı Çocuk Nöroloji polikliniğine baş ağrısı yakınmasıyla başvuran 0-18 yaş arası çocuk ve adolesanlar değerlendirmeye alındı. Çalışmamızda baş ağrısı yakınmasıyla Çocuk Nöroloji polikliniğine başvurmuş çocukların hastanemizde kan tetkikleri alınmış veya başvurudan önceki 3 ay önce dış merkezde kan tetkikleri yapılmış olup e-nabız sisteminde sonuçlarına erişilebilenlerin verileri toplandı. Bulgular: Çalışma Ekim 2020- Mart 2023 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi'nde %58,3'ü (n=116) kız, %41,7'si (n=83) erkek toplam 199 olguyla yapılmıştır. Migren tipi baş ağrısı olan vakalarda da diğer tiplere göre D vitamini düzeyi düşük saptanmakla beraber istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Çalışmamızda ortalama vitamin B12 seviyeleri normal sınırlar içerisinde yer aldığı görülmüştür. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta migren tanısı alan hastaların diğer baş ağrısı ile başvuran hastalara göre ortalama vitamin B12 düzeylerinin düşük olmasıdır. Bizim çalışmamızda da hastaların üçte birinde serum ferritin değerleri 20mg/dl'nin altında yani çok düşük, yaklaşık %80'inde ise 50mg/dl'nin altında yani düşük olarak saptanmıştır. Olguların %96,5'ine (n=192) nöro görüntülenme yapılmıştır. Olguların %6,3'ünün (n=12) beyin MRG sonucunun patolojik, %93,8'inin (n=180) normal olduğu gözlenmiştir. Sonuçlar: D vitamini ve B12 vitamini eksiklikleri kronik baş ağrısı olan vakalarda sıklıkla gözlenmektedir ve mutlaka düzeltilmesi gereklidir. Nörolojik muayenesi normal saptanmış kronik baş ağrısı saptanan bir çocukta beyin manyetik rezonans görüntüleme tetkiki tanı koymada ek bir fayda sağlamamaktadır.

AğrıBaş ağrısıKronik hastalık+6
Umut Mazlum
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Migren tanısı almış 18-65 yaş arası yetişkin bireylerde ultra işlenmiş gıda tüketimi ile migren arasındaki ilişkinin araştırılması

Migren, bireylerin günlük yaşam kalitesini bozan, genellikle başın tek tarafında başlayan bir ağrı olarak ortaya çıkan ve dünya genelinde pek çok kişiyi etkileyen bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Migreni tetikleyen çevresel etmenlerin başında besinler gelmektedir. Diyetlerde yer alan sağlıksız gıdalar ultra işlenmiş gıda tanımı ile karşımıza çıkmaktadır. Besinleri kategorilere ayırırken kullanılan NOVA sınıflandırma sistemi gıdaları 4 gruba ayırmaktadır. Bu çalışma migren ve ultra işlenmiş gıdalar arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda 18-65 yaş arası yetişkin bireylerde migren ile ultra işlenmiş gıda tüketimi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çalışma Mayıs 2023'te yürütülmüş olup, çalışmaya 18-65 yaş arası 88 migren tanısı almış katılımcı ile kontrol grubunda yer alan 88 sağlıklı katılımcı olmak üzere toplam 176 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılara demografik bilgilerini içeren bilgi formu ile ultra işlenmiş gıda tüketimini içeren besin tüketim sıklık anketi sunulmuştur. Hem migren grubunda hem de kontrol grubundaki katılımcıların ultra işlenmiş gıda tüketim puanları ile BKİ arasındaki ilişki incelendiği zaman her iki grupta da katılımcıların ultra işlenmiş gıdalardan aldığı tüketim puanı ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Çalışma bulgularına göre migren grubundaki katılımcıların ultra işlenmiş gıdalardan aldığı ortalama tüketim puanı 32,977, kontrol grubundaki katılımcıların ultra işlenmiş gıdalardan aldığı ortalama tüketim puanı 37,705 olup bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (p>0,05). Sonuç olarak, bu çalışmanın bulguları hem migren grubunda hem de kontrol grubunda ultra işlenmiş gıda tüketim puanlarının yüksek olduğunu ancak ultra işlenmiş gıda tüketim puanları ile migren arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Migren, NOVA, Ultra İşlenmiş Gıdalar, Baş Ağrısı

AğrıBaş ağrısıBaş ağrısı bozuklukları+4
Merve Karabacakoğullarından
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İlaç aşırı kullanım başağrısında belirleyici özellikler ve ağrı duyarlılığının değerlendirilmesi

Migren hastalarında, akut migren atağı esnasında, normalde ağrı cevabı oluşturmayan uyaranlara karşı aşırı duyarlılık bildirilmektedir. Bu çalışmada, kronik migren ve ilaç aşırı kullanım başağrısı olan hastalarda (İAKB+KM) demografik, klinik ve başağrısı özellikleri, eşlik eden hastalıklar, ağrı duyarlılığı özellikleri ve kronikleşme ile ilişkili risk faktörleri, epizodik migrenli (EM) ve sağlıklı kontrol (K) gruplarıyla karşılaştırarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yetişkin katılımcılar, prospektif olarak 3 farklı gruba dahil edilmiştir. Demografik özellikler, klinik, laboratuvar ve nörogörüntüleme bulguları, MIDAS, Allodini Semptom Kontrol Listesi (ASC-12), Beck Depresyon ve Anksiyete Envanteri skorları kaydedilmiştir. Ağrı duyarlılığı tipi ve santral sensitizasyon uzaysal özelliklerini nicelendirmek için çeşitli duyusal testler (pinprick hiperaljezi, fırça allodinisi, soğuk allodinisi ve temporal sumasyon) sefalik (sol alın) ve ekstra-sefalik (sol ön kol anterior) bölgelere uygulanmıştır. Gruplar arasındaki farklılıklar ve risk faktörleri analiz edilmiştir. Çalışmaya toplamda 90 katılımcı (her grupta 30 kişi) dahil edilmiştir. Yaş ve cinsiyet (kadın hakimiyeti) açısından gruplar arasında farklılık saptanmamıştır. İAKB+KM hastalarında, K grubuna kıyasla daha yüksek BMI, açlık kan şekeri, total kolesterol ve daha düşük demir bağlama kapasitesi düzeyleri gözlenmiştir. İAKB+KM hastalarında migren hastalık öyküsü, atak süresi, sıklığı, şiddeti, triptan kullanımı, kombine analjezik kullanımı, MIDAS, Beck Depresyon ve Anksiyete, ASC-12 skorları EM'ye kıyasla istatistiksel olarak anlamlı ve yüksek bulunmuştur. Tüm İAKB+KM hastaları, atakları için düzenli olarak ağrı kesicilerini almak zorunda olduklarını ve bir dozu kaçırma olasılığının onları endişeli veya rahatsız ettiğini belirtmişlerdir. İAKB+KM grubundaki %70 hasta, ağrı kesicileri almayı bırakabilmiş olmayı istediklerini ve ağrı kesicilerinin zararlı olabileceğini bildiklerini ifade etmişlerdir. Duyusal muayenelerde, İAKB+KM ve EM hastalarında hem sefalik hem de ekstra-sefalik bölgede soğuk allodini saptanmıştır. İAKB+KM 'de EM ve K'e kıyasla istatistiksel olarak anlamlı ve daha yüksek skorlar bildirilmiştir. Pinprick hiperaljezisi ve temporal sumasyon her iki grup migrenli hastada sefalik bölgede tespit edilmiş ve İAKB+KM grubunda EM ve K gruplarına kıyasla istatistiksel olarak daha yüksek skorlar bildirilmiştir. ASC-12 anketinde saç tararken, gözlük takarken, lens takarken, kolye takarken, dar kıyafetler giyerken, yüzünü veya başını yastığa koyarken, sıcak (örneğin, pişirme, sıcak suyla yüz yıkama) ve soğuk (örneğin, buz torbası kullanma, soğuk suyla yüz yıkama) maruziyetinin, ağrı hassasiyeti duyusal muayene modaliteleriyle ilişkili olduğu bulunmuştur. Ağrı duyarlılığı muayeneleri, başağrısının patofizyolojisini anlama açısından kalitatif ve kantitatif bulgular sunmaktadır. İAKB+KM hastalarında metabolik sendrom, depresif özellikler, ciddi engellilik ve belirgin sefalik ve ekstra-sefalik ağrı duyarlılığı saptanmıştır. Ağrı duyarlılığının, kronikleşme ve daha yüksek engellilik düzeyleri ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Ağrı modülasyon sistemleri, İAKB+KM hastalarında EM ve K gruplarına kıyasla belirgin şekilde değişmiştir. Kronikleşme-ilişkili risk faktörlerin belirlenmesi ve santral duyarlılaşmanın nicelendirilmesinin, kronik başağrısı hastalarında patogeneze ışık tutması yanında kişiselleştirilmiş tedavi seçeneklerini belirlemede de değerli olacağını düşündürmektedir.

AllodiniHiperesteziEngellilik+7
Nıshana Zakharova
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Migren tedavisinde kullanılmak üzere geliştirilen hibrit nanopartiküllerin In Vitro ve In Vivo etkinliklerinin değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında migren tedavisi için intranazal yol ile uygulanmak üzere; RZT yüklü CGRP(8-37) ile konjuge edilmiş PLGA nanopartiküllerinin geliştirilmesi, in vitro karakterizasyon ve hücre kültürü deneylerinin yapılarak in vivo fare modelinde beyne ulaşan RZT miktarının tespiti, metabolik analizler ve optogenetik yöntem ile oluşturulmuş kortikal yayılan depresyon migren modeli üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. PLGA polimerine CGRP (8-37) peptit konjugasyonu gerçekleştirilmiş ve bu konjugat kullanılarak sonuç nanopartikül formülasyonları uygun şekilde elde edilmiştir. Hücre kültürü çalışmalarında, konjugasyon ile nanopartiküllerin reseptöre afinitesinin arttığı bulunmuştur. Ayrıca formülasyonların in vivo deneylerde kullanılacakları konsantrasyonlarda sitotoksik olmadığı gösterilmiştir. İntranazal ve intraperitoneal uygulanması sonucu, formülasyonların RZT çözelti grubuna göre beyinde daha yüksek oranda RZT taşınmasını sağladığı ve konjugasyon yapılmış/hedeflendirilmiş nanopartikül formülasyonları ile beyinde daha yüksek oranda RZT taşınmasının gerçekleştiği tespit edilmiştir. Metabolomik çalışmalarda intranazal ve intraperitoneal formülasyon uygulamasından sonra beyinde bazı metabolit düzeylerinde değişiklik olduğu bulunmuştur. İn vivo fare migren modeli ile konjugasyon yapılmış/hedeflendirilmiş formülasyonlarının etkin olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Migren, Rizatriptan, CGRP(8-37), PLGA, Nanopartikül Temelli İlaç Taşıyıcı Sistemler Destekleyen Kurum: Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK); Öğrenci doktora eğitimi süresince TÜBİTAK 2244 (118C131) programında bursiyer olarak görev almıştır. Ayrıca in vivo deneyleri, TÜBİTAK 2214 (1059B142100088) bursundan faydalanarak ABD'de yürütmüştür.

AğrıFarmasötik nanoteknolojiKontrollü ilaç salımı+5
Melih Zeki Kaya
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Baş ağrısı olan hastalarda uyku kalitesi ile anksiyete ve depresyon ilişkisi

Amaç: Bu çalışma migren ve GTBA olan hastaların sosyodemografik ve klinik özelliklerini belirlemeyi ve migren ve GTBA hastalarının uyku kalitesi, anksiyete ve depresyon durumlarının belirlemeyi amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel ve prospektif tipte bir çalışmadır. Çalışma 01/01/2023-01/05/2023 tarihleri arasında Şanlıurfa Harran Üniversitesi Hastanesi Nöroloji polikliniklerine başvuran 252 baş ağrısı hastası ile yapılmıştır. Veriler "Anket Formu" ve Pıtssburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışmada 252 (133 GTBA, 119 migren) hasta vardı. Migren grubunda kadın hastaların oranı daha yüksekti(p<0,001). Baş ağrısı atağı sırasındaki ortalama ağrı süresi migren hastalarında daha yüksek idi (p=0,040). Migren hastalarının yaş ortalamaları daha düşük bulundu (p=0,006). Baş ağrısı hastalık süresi migren grubunda daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Migren hastalarının baş ağrısı şiddeti oranı daha yüksek bulundu (p<0,001). Kronik hastalık varlığı GTBA grubunda daha yüksek bulundu (p=0,036). Çalışmamızda iki grup arasında uyku, anksiyete, depresyon durumları açısından anlamlı farklılık izlenmedi(p>0,05). GTBA ve migren grubunda yer alan hastaların BAÖ, BDÖ puanları ile PUKİ arasında pozitif orta düzey korelasyon vardı(r=0,400, r=0,483). Sonuç: Baş ağrısı olan hastalarda yaptığımız çalışmada PUKİ, anksiyete ve depresyon skorlarının yüksek olduğu bulundu. Migren ve gerilim tipi baş ağrısı sıklığının ve şiddetinin anksiyete, depresyon ve uyku kalitesinden etkilendiği izlenmiştir. Bu nedenle, baş ağrısını tedavi ederken buna eşlik eden uyku problemlerinin ve psikiyatrik semptomların iyi bir değerlendirme ile tanınması ve bu sorunlara yönelik kombine bir tedavi uygulanması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Baş Ağrısı, Migren, GTBA, Uyku, Depresyon, Anksiyete

AnksiyeteAğrıBaş ağrısı+5
Hafize İlhan Toprak
Harran University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Akut migren ataklarında aromatik yağlarla yapılan masajın ağrının şiddeti ve yaşam kalitesine etkisi

Çalışma, migren tanısı konmuş bireylerde, akut migren atağı sırasında tıbbi tedaviye ek olarak aromatik yağlarla yapılan masajın ağrının şiddeti ve yaşam kalitesine etkisinin saptanması amacıyla deneysel olarak yapıldı. Çalışmanın örneklemini acil kliniğe migren atağı ile başvuran, çalışma kriterlerine uyan ve araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 35 deney 35 kontrol olmak üzere toplam 70 hasta oluşturdu. Veriler, Hasta Bilgi Formu, Depresif Belirti Envanteri - Öz Bildirim- (IDS-SR), Migrende 24 Saatlik Yaşam Kalitesi Ölçeği-MYKÖ, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), tansiyon aleti ve pulseoximetre ile toplandı. Akut migren atağı esnasında tıbbi tedaviye ek olarak, deney grubu hastalara aromatik yağ karışımı kullanılarak 15 dakika alın, şakak ve boyun köküne masaj uygulandı ve uygulamaya üç hafta boyunca devam edildi. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yapılmadı. Verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. Tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma, frekans) yanı sıra normal dağılım gösteren iki grup arası niceliksel verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U Testi kullanıldı. İkiden fazla grup arası değerlendirmelerde ise Kruskal Wallis testi, farklılığa neden olan grubun tespitinde ise yine Mann Whitney U testi kullanıldı. Deney grubunun uygulama öncesi GKÖ skorlarının, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p:0,030; p<0,05). Deney grubunda uygulama öncesine göre uygulama sonrasında GKÖ puanlarında görülen düşüşün, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı. Deney grubunun uygulama sonrası migrende yaşam kalitesi toplam ve alt boyut ölçek puanlarının kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Aromatik yağlarla yapılan masajın, deney grubunun tedavi sonrasındaki MYKÖ toplam puanları, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p:0,005; p<0,01). Çalışma sonucunda lavanta ve nane yağı kullanılarak yapılan masajın migren hastalarının ağrısının azaltılmasında etkili olduğu ve yaşam kalitelerini olumlu etkilediği görüldü.

AromaterapiAromatiklerAğrı+6
Hatice Öntürk
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Migren ve gerilim tipi baş ağrısı olan bireylerle olmayan bireyler arasında vitamin d, vitamin B12 ve TSH düzeylerinin karşılaştırılması

Amaç: Migren ve gerilim tipi baş ağrısı (GTBA), sık görülen kronik klinik tablolardır. Bu çalışmanın amacı migren ve GTBA ile D vitamini, vitamin B12 ve TSH düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Yöntem: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğine başvurmuş 210 hasta çalışmaya dahil edildi. Migren ve GTBA tanısı için Uluslararası Baş ağrısı Derneği (IHS) 2013 kriterleri ve klinik değerlendirme kullanıldı. Grupların her üçü de (migren, GTBA ve kontrol) 70 katılımcıdan oluşmaktaydı. 210 katılımcının D vitamini, B12 vitamini ve TSH düzeyleri değerlendirildi. Bulgular: Kontrol grubu 30 erkek, 40 kadından oluşmaktaydı. Grubun yaş ortalaması 32,21±10,14 idi. Migren grubu 54 kadın ve 16 erkekten oluşmaktaydı ve grubun yaş ortalaması 31,36±9,48 idi. GTBA grubu ise 53 kadın ve 17 erkekten oluşmaktaydı, grubun yaş ortalaması 34,03±12,28 idi. Hem migren hem GTBA gruplarında vitamin D ve vitamin B12 düzeyleri kontrol grubundan anlamlı derecede düşüktü. Migren ve GTBA gruplarında ise vitamin D ve vitamin B12 düzeyleri birbirine benzerdi. Her 3 grup arasında TSH düzeyleri açısından bir fark saptanmadı. Sonuç: Bu çalışma migren ve GTBA'da vitamin D ve vitamin B12 düzeylerinin anlamlı derecede düşük olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar hem GTBA ve migrenin patofizyolojik mekanizmalarını anlamamıza hem de tedavide yeni bakış açıları kazanmamıza yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Baş ağrısı, migren, GTBA, vitamin D, vitamin B12, TSH

Baş ağrısıBaş ağrısı bozukluklarıMigren hastalıkları+4
Dılvin Taner Yıldırımçakar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Migrenli bireylerde başa çıkma becerileri eğitiminin etkilerinin incelenmesi: Randomize kontrollü çalışma

Bu çalışma migrenli bireylerde başa çıkma becerileri eğitiminin (BÇBE) ağrı, yaşam kalitesi, özür düzeyi, bireylerde başa çıkma becerileri, okupasyonel performans ve memnuniyet düzeyi üzerine etkilerinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. 62 migrenli bireyle tamamlanan çalışmada, randomize olarak 31'i eğitim almazken, diğer 31'ine haftada 2 kez olmak üzere 4 hafta boyunca BÇBE uygulanmıştır. Katılımcıların ağrı şiddeti Görsel Analog Skalasıyla, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profiliyle, özür düzeyleri Migren Özürlülük Değerlendirme Ölçeğiyle, başa çıkma becerileri Başa Çıkma Stilleri Ölçeği Kısa Formuyla, okupasyonel performans ve memnuniyet düzeyi Kanada Aktivite Performans Ölçümü kullanılarak değerlendirilmiş ilk ve son değerleri karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak BÇBE grubunun ağrı şiddeti (p=0,001), yaşam kalitesi (p=0,001), özür düzeyi (p=0,001), başa çıkma becerileri (p=0,001), okupasyonel performans ve memnuniyetinde (p=0,001) iyileşme tespit edilmiştir. Kontrol grubunda yaşam kalitesinin emosyonel reaksiyonlar (p=0,002), uyku (p=0,005), enerji seviyesi (p=0,025), toplam (p=0,001) parametrelerinde, başa çıkma becerilerinin çevresel nedenlerden dolayı sosyal destek arama (p=0,017), planlama (p=0,026), açığa vurma (p=0,039) parametrelerinde, okupasyonel performans (p=0,032) ve memnuniyet düzeyinde (p=0,018) kötüleşme görülürken diğer parametrelerde anlamlı farklılık bulunmamıştır. BÇBE sonrasında ağrı şiddeti ve özür düzeyinde azalma görülmüştür. Bu bulgulara rağmen, BÇBE'nin uzun dönem takibinin yapılacağı ileri çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Sonuç olarak yaşam kalitesi, başa çıkma becerileri, okupasyonel performans ve memnuniyet düzeyi üzerine olumlu etkisi olan BÇBE'nin migren tedavisine dahil edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Migren, başa çıkma becerisi, ağrı, özür, okupasyonel performans.

AğrıBaş ağrısı bozukluklarıBaş etme stratejileri+6
Etkin Bağcı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Migren hastalarında yorgunluk; fiziksel, psikososyal ve davranışsal faktörlerle ilişkisi

Bu araştırmada, migren hastalarında yorgunluğun fiziksel, psikososyal ve davranışsal faktörlerle ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, 18-55 yaş arası 61 migren tanısı almış birey ile gerçekleştirilmiştir. Migren şiddeti ve migrene bağlı özür seviyesi değerlendirilmesi için Migren Engellilik Değerlendirme Anketi (MIDAS) kullanırken, yorgunluk değerlendirmesi için Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ve Modifiye Yorgunluk Etki Ölçeği (MYEÖ) kullanılmıştır. Fiziksel faktörlerin değerlendirilmesinde, postür değerlendirilmesi için; New York Postür Analizi (NYPA), vestibüler semptomların değerlendirilmesi için; Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BEE), fonksiyonel kapasite değerlendirilmesi için; 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), servikal bölge değerlendirmesi için; yüzeyel-derin servikal fleksör ve ekstansör kas endurans değerlendirmesi (YSFED, DSFED SEED), Bournemouth Boyun Anketi (BBA), Clinometer uygulaması ile boyun propriyosepsiyon değerlendirmesi yapılmıştır. Psikososyal faktörlerin değerlendirilmesinde, duygu durum değerlendirilmesi için; Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ), ağrı algısının değerlendirilmesinde için; Ağrı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ), öz yeterliliğin değerlendirilmesi için; Genel Özyeterlilik Ölçeği (GÖÖ) kullanılmıştır. Davranışsal faktörlerin değerlendirilmesinde, uyku alışkanlığının değerlendirilmesi için Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), beslenme tutumunun değerlendirilmesinde, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ), fiziksel aktivite alışkanlığının değerlendirilmesinde, 36 Maddelik Fiziksel Aktivite Ölçeği (36MFAÖ) kullanılmıştır. 61 hastanın 53'ü (%86,9) YŞÖ'ye göre yorgun olarak belirlenmiştir. Yorgun olan hastalarda ise MYEÖ ile fiziksel faktörlerden, YSFED ve DSFED arasında (sırasıyla rho= -0335, -0,313) anlamlı ilişki bulunmuştur. Psikososyal faktörlere bakıldığında ise MYEÖ ile BDÖ, AFÖ ve GÖÖ ile (sırasıyla rho=0,359, 0,354, -0,336) anlamlı ilişki bulunurken, davranışsal faktörlerden yalnızca PUKİ ile yüksek düzeyde (rho=0,403) ilişki saptanmıştır. Çalışmamız yorgun olan migren hastalarında fiziksel, psikososyal ve davranışsal faktörlerin bir arada incelendiği ilk çalışmadır. Migren hastalarında yorgunluk, yüzeyel ve derin servikal fleksör kaslarının enduransı, duygu durumu, ağrı algısı, özyeterlilik ve uyku kalitesi ile ilişkili multi-faktöriyel bir semptomdur. Anahtar Kelimeler: Migren, yorgunluk, fiziksel faktör, davranışsal faktör, psikososyal faktör

Baş ağrısıBaş ağrısı bozukluklarıDavranış+4
İkra Hatice Yıldırım
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Paranchymal neuroinflammation in familial hemiplegic migrane TYPE 1 transgenic mouse model after cortical spreading depression

Cortical spreading depression (CSD) is the likely cause of the migraine aura. CSD causes a signaling pathway between stressed neurons and trigeminal afferents via transient opening of neuronal Pannexin-1 (Panx1) mega-channels followed by high mobility group box 1 (HMGB1) release from neurons and nuclear factor kappa B (NF-κB) relocation in astrocytes. Familial hemiplegic migraine type 1 (FHM1) is a rare monogenic subtype of migraine with aura caused by mutations in the CACNA1A gene. Transgenic knock-in mice that carry human FHM1 missense mutations R192Q or S218L exhibit an increased susceptibility to CSD and other features relevant to migraine. Here, we investigated the basal and experimentally CSD-induced parenchymal neuroinflammation in female mutant mice and wild-type (WT), and studied whether CSD-induced inflammation shows a particular regional pattern, which may highlight areas that are particularly relevant to disease pathology. Our data revealed a basal parenchymal neuroinflammatory state in R192Q mutant mice as revealed by higher neuronal HMGB1 release and NF-κB activation in astrocytes. There was a different regional distribution pattern in the inflammatory signaling upon CSD in the frontal/parietal cortices and striatum/thalamus of both R192Q and WT mice. In addition, in mutant mice this inflammatory pattern was bilateral. There was a rise in HMGB1 release in subcortical areas of mutant mice compared to that in WT mice which was particularly pronounced in thalamus compared to striatum. Immunohistochemical data was supported by Western blotting in which cerebrospinal fluid (CSF) HMGB1 amount and brain nuclear translocation of NF-κB was studied. S218L mutant mice showed more HMGB1 in CSF compared to WT and brain NF-κB translocation was increased in mutant and WT CSD and mutant sham-operated groups compared to WT sham. Electrophysiological analysis showed that CSD speed is higher in mutant groups, however CSD half maximum amplitude duration and CSD frequency did not change significantly between groups. Derivative of CSD depolarisation phase demonstrated that both derivative of the first CSD and subsequent CSDs were increased in FHM1 mutant groups compared to WT mice reflecting the hyperexcitability of mutant ones. Here for the first time in the literature, we presented that there is basal parenchymal neuroinflammation in R192Q mutant mice brain both in cortical and subcortical levels. Our findings indicate that CSD triggers parenchymal inflammatory processes in both WT and mutant mouse brains, which is mostly ipsilateral to the side of CSD induction in WT mice, and bilateral in the mutant mice. Future studies may indicate if basal neuroinflammation contributes to cortical hyperexcitability seen in FHM1 mutants in addition to the increased neuronal calcium influx or increased calcium and glutamate cause basal neuroinflammation. These findings indicate that CSD-induced parenchymal neuroinflammation spreads through cortex, striatum, and thalamus of both hemispheres in genetically susceptible brains, which may explain the prolonged hemiplegia, coma, and seizure phenotype in this variant of migraine with aura.

HeadacheHeadache disordersDepression+5
Anısa Dehghanı Mohammadı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kortikal yayılan depresyonun tetiklediği nöroinflamasyonun çözülmesi ve bunun migren baş ağrısı patofizyolojisindeki yeri

Migren şiddetli baş ağrısıyla kendini gösteren, sık görülen bir hastalıktır. Daha etkili tedavilerin geliştirilebilmesi için migren patofizyolojisi daha iyi anlaşılmalıdır. Kortikal yayılan depresyon (KYD), migren aurasının nörofizyolojik karşılığıdır. "KYD'nin tetiklediği, parankimal ve bunu izleyen meningeal inflamatuvar yanıt sonucunda migren baş ağrısı oluşmaktadır" görüşü literatürde giderek kabul görmektedir. KYD ile nöronlarda inflamazom kompleksinin oluşumu, kaspaz-1 aktivasyonu ve high mobility group box1'in (HMGB1) salıverilmesi astrositlerde pro-inflamatuvar nükleer faktör kappa B (NF-kappa B) yolağını aktifleştiren ana olaylardır. Çalışmamızda bu steril inflamasyonun çözülmesinin, migren baş ağrısının kendiliğinden sonlanmasında etkili olabileceği hipotezini erkek Swiss albino ırkı fare beyinlerinde iğne batırılmasıyla tek KYD tetikleyerek araştırdık. HMGB1'in KYD ile naif beyne kıyasla tüm kortikal hücrelerin %23±3,0'ının çekirdeklerinden hemen salıverildiği (n=3), 24 saat içinde ise yerine konmadığı görüldü (%26±1,8; p=0,26, n=3). Nörondan salıverilen ve periferik kana karışan eksozomların HMGB1 taşıdığı gösterildi. Nöronlardaki kaspaz-1 aktivitesinin KYD'den 3 saat sonra azalmaya başladığı saptandı (KYD'den 1, 3 ve 5 saat sonra sırasıyla aktif enzim oranı %11±3,0; 5±0,4 ve 6±1,1; p=0,08; n=3). Nöron dışı hücrelerde NF-kappa B ailesinin sırasıyla inflamasyon çözülmesinde etkili ve pro-inflamatuvar alt birimleri cRel ve p65'in KYD ile hemen aktifleştiği; 24 saat sonunda cRel aktivitesinin arttığı, p65'inkinin ise azalma eğiliminde olduğu tespit edildi (sırasıyla aktif hücre oranları 15. dakikada ve 24 saatte, cRel için %24±2,5 ve 36±3,0; p65 için %25±2,1ve 21±3,6; n=3). I-kappa B'nin de inflamasyonun tetiklenmesiyle hücrelerin %33±4,6'sında çekirdeğe göç ettiği görüldü (p=0,002; n=3). Bu bulgular sonucunda nöron dışı hücrelerde KYD ile tetiklenen inflamasyonun, inflamasyonun çözülmesinde rol oynayan süreçlerle birlikte yönetildiği düşünüldü. Ayrıca, cRel'in nöronların %31±3,2'sinde devamlı transkripsiyonel aktivite gösterdiği tespit edildi. Nöronlardaki p65 ve cRel aktivitesinin KYD sonrası sinaptik dikenlerin yapısal düzenlenmesinde etkili olabileceğine dair ön bulgular saptandı. Sonuç olarak KYD'nin tetiklediği inflamatuvar cevap, nöronlarda kaspaz-1 etkinliğinin sönmesi ve astrositlerde anti-inflamatuvar c-Rel ve I-kappa B aktivitesini içeren kompleks bir süreçle yaklaşık 24 saat içinde sonlanmaya başlamaktadır. Tek hücre transkriptom çalışmaları bu olayların hücresel detaylarını ortaya koymak için gereklidir.

Baş ağrısıBaş ağrısı bozukluklarıDepresyon+4
Zeynep Kaya
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Farede optogenetik yolla tetiklenen kortikal yayılan depresyonun subkortikal yayılım mekanizmalarının incelenmesi

Uzay B. Farede Optogenetik Yolla Tetiklenen Kortikal Yayılan Depresyonun Subkortikal Yayılım Mekanizmalarının İncelenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Temel Nörolojik Bilimler (Neuroscience) Programı, Doktora Tezi, Ankara, 2019. Migren tekrarlayıcı, şiddetli baş ağrısı ataklarıyla kendini gösteren nörolojik bir bozukluktur. Kortikal yayılan depresyonun (KYD), migren aurasının elektrofizyolojik karşılığı olduğu bilinmektedir. KYD kortekste hücre dışına ATP salıveren panneksin-1 megakanallarını açmakta ve parankimal nörojenik inflamasyonu tetiklemektedir. Bu inflamasyonu izleyen meningeal inflamasyonun migren baş ağrısına neden olduğu düşünülmektedir. Migrenin atağı sırasında subkortikal disfonksiyonu düşündüren semptomlar görülmekte, subkortikal yapılar etkilenmektedir. KYD'nin subkortikal yapılara yayıldığı gözlenmiş ancak buna neden olan mekanizmalar aydınlatılamamıştır. Çalışmamızda pürinerjik P2X7 reseptörlerinin KYD'nin subkortikal yayılımına ve KYD sonrası subkortikal yapılarda gerçekleşen yanıta olan etkileri potent ve selektif bir P2X7R antagonisti kullanılarak incelenmiştir. Deneyler, Thy1-ChR2 genotipindeki C57BL6 erkek transgenik farelerde optogenetik yolla KYD tetiklenerek gerçekleştirilmiştir. Optogenetik KYD eşiğinin ortalama 17,9 mJ olduğu, elde edilen eşik değerlerinin 30 mJ altında toplandığı, heterozigot ve homozigot fareler arasında bir fark olmadığı görülmüştür. P2X7R antagonizmasının eşik değerlerine ve KYD parametrelerine etkisi olmamıştır. KYD tetiklenirken alınan hipotalamik elektrofizyolojik kayıtlarda, KYD kaydından ortalama 51 saniye sonra, ortalama 0,8 mV amplitüdünde bir direkt akım kayması gözlenmiştir. P2X7R antagonizmasının bu direkt akım kaymasına etkisi olmamıştır. Deneylerden sonra elde edilen beyin dokularında; incelenen subkortikal yapılarda (talamus, hipotalamus, striatum, hipokampus) ve kortekste KYD sonrasında P2X7 reseptörü ifadesinde artış olduğu, astrositlerde NF-kappa B'nin p65 alt ünitesinin çekirdeğe göç ettiği ve hipotalamusta c-fos pozitifliğinin arttığı gözlenmiştir. Bu etkiler P2X7R antagonizmasıyla engellenebilmiştir. KYD sonrası kortekste gelişen nörojenik inflamasyonun in vivo incelenebilmesi amacıyla intrakortikal 'NF-κB-RE-EGFP' plazmidi içeren adeno-asosiye virüs (AAV) enjeksiyonu yapılmış, 1 M KCl kullanılarak KYD indüklenmiş ve konfokal mikroskopta kayıt alınmıştır. Bu deney sonucu elde edilen ön bulgularda sinyal gücünde artış gözlenmiştir. P2X7R antagonizması altında bu artış gözlenmemiştir. Sonuçta P2X7 reseptörlerinin; KYD sonrası hipotalamustaki nöronal aktivasyonda, kortekste ve subkortikal yapılardaki nörojenik inflamasyonda önemli bir rolü vardır; ancak KYD'nin subkortikal yapılara elektrofizyolojik yayılımında direkt rolü olmayabilir. P2X7 reseptörleri migren profilaksisinde ve tedavisinde hedef molekül olarak kullanılabilir.

Baş ağrısıBaş ağrısı bozukluklarıDepresyon+4
Burak Uzay
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik rekürren karın ağrılı çocuklarda abdominal migren prevalansının değerlendirilmesi

Abdominal migren, çocukların %0,2-4,1'ini etkileyen fonksiyonel karın ağrısı bozukluğudur. Abdominal migren klinik bir tanıdır.Hastanın işlevselliğini önemli ölçüde etkiler. Tedavi önleyici tedbirlere odaklanır ve çoğunlukla ilaç dışı yaklaşımları içerir.Çocuk gastroenteroloji polikliniğine kronik rekürren karın ağrısı ile başvuran çocuklarda abdominal migren sıklığını değerlendirmeyi amaçladık. Kronik karın ağrısı ile gelen hastalar için abdominal migrenin ayırıcı tanı olarak akla getirilmesine katkıda bulunmak istedik. Araştırmamız Kasım 2021 ile Kasım 2022 tarihleri arasında, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi çocuk gastroenterolojisi polikliniğinde gerçekleştirilmiş prospektif kesitsel bir çalışmadır. Çocuk gastroenterolojisi polikliniğine kronik rekürren karın ağrısı yakınmasıyla başvuran 4-18 yaş arası hastalar dahil edilmiştir. Çalışmanın ilk altı ayında dahil edilme kriterlerini karşılayan hastalar, sonraki altı ayda takip edilerek nihai tanıları kesinleştirildi.Nihai tanılarına göre olgular abdominal migren grubu, abdominal migren dışı fonksiyonel gastrointestinal sistem hastalık grubu ve organik hastalık grubu olarak üç gruba ayrıldı. Gruplar demografik ve klinik özellikler, laboratuvar ve görüntüleme bulguları bakımından değerlendirildi. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 160 hastanın %62,50'si (n=100) kız, %37,50'si (n=60) erkek ve yaş ortalaması 138,83±47,86 aydı (min=60, maks=216). Boy z-skoru ortalaması -0,21±0,08, ağırlıkz-skoru ortalaması -0,38±0,09 ve vücut kitle indeksi z-skoru-0,29 (-1,28 -0,69) [ortanca (Q1-Q3)] idi. Çocuk gastroenterolojisi polikliniğine kronik karın ağrısı yakınması ile başvuran hastaların %8,12'si (n=13) abdominal migren tanısı aldı. Hastaların %47,50'si (n=76)abdominal migren dışı fonksiyonel gastrointestinal hastalıklar grubunu ve %44,38'i (n=71)organik hastalık grubunu oluşturmaktaydı.Ağrının lokalizasyonu, abdominal migren dışı fonksiyonel gastrointestinal sistem hastalıkları grubunda sıklıkla periumblikal bölgede, organik hastalık grubunda ise epigastrik bölgedeydi ve fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,000). Karın ağrısının süresi abdominal migren grubunda, diğer iki gruptan istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzundu (p=0,001). Laboratuvar ve görüntüleme bulguları bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi. Organik hastalık grubundaki olguların %26,76'sının, abdominal migren dışı fonksiyonel gastrointestinal hastalık grubundaki olguların ise %14,47'sinin abdominal migren tanı kriterlerinin hepsini karşıladığı tespit edildi. Abdominal migren klinik bir tanıdır. Tanı için belirli bir laboratuvar testi ya da görüntüleme yöntemi yoktur. Bu nedenle kronik rekürren karın ağrısı varlığında abdominal migren ayırıcı tanı olarak akılda tutulmalıdır. Ancak abdominal migren tanı kriterlerini karşılayan olgularda da, diğer fonksiyonel gastrointestinal sistem hastalıkları ve özellikle organik hastalıkların ekarte edilmesi önemlidir. Anahtar kelimeler:Abdominal migren, ağrı, çocuk

AğrıKarın ağrısıMigren hastalıkları+2
Ayşe Büşra Paydaş
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Epidemiology of migraines in females, with an emphasis on dietary influence in Iraq

Migraine is a neurological condition that frequently results in a severe headache. The headache comes in episodes and is occasionally accompanied by nausea, vomiting, and sensitivity to light. Migraines can be caused by a variety of conditions and can last anywhere from three to four hours to several days, with females experiencing them three times more frequently than men. Studies have found some evidence that lifestyle variables, such as nutrition, may play an important role in the emergence of migraines. The purpose of this research is to determine the epidemiology of migraine among females with an emphasis on the relationship between headaches and the dietary habits of females who are enduring migraine attacks in Iraq. This study included a three-section online survey that was sent to the females via different online platforms. 360 females participated from Sulaymaniyah, Iraq, with ages ranging from 18 to 35. The survey's main questions focused on the characteristics of female respondents, with questions based on the (IHS) criteria for migraine diagnosis. A few questions about aura symptoms were asked to those who met the migraine diagnostic criteria. The Migraine Disability Assessment (MIDAS) questionnaire was also used, along with questions about headache treatment, headache-related signs and symptoms, headache triggers, headache relieving factors, sleep routine, dietary consumption, and the influence of each factor on migraine. The dietary habits of the females experiencing migraines and its relationship to their headache were found to be statistically significant between headaches lasting from 4 to 72 hours in relation to (Nuts p-value= 0.000, Hot/Spicy foods p-value= 0.000, Tomato p-value= 0.005, Banana p-value=0.01, Aspartame p-value=0.012, Beverages containing caffeine p-value=0.000 and Citrusy Fruits p-value=0.008) because the result of p-value was less than the common alpha 0.05. To maintain good eating habits, healthy eating and a proper nutrition style must be followed. Further investigation is also required to find additional dietary migraine triggers. Finally, modifications to data gathering, such as face-to-face interviews, may increase research quality.

PainHeadacheHeadache disorders+5
Dına Tarıq Abdalghafoor Khafaf
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Migren hastalığı olan kadınlarda auriküler vagus sinir uyarımının ağrı ve nabız değişkenliği üzerine etkisi

Kronik ve nörolojik bir hastalık olan migren için yeni tedavilerin geliştirilmesi ihtiyacı bulunmaktadır. Transkütanöz auriküler vagus sinir stimülasyonunun (taVSS) "unilateral-sağ", "unilateral-sol" ve "bilateral" olarak uygulanmak üzere üç gruba ayrılan migren tanılı kadın olgular üzerinde hangi uygulamanın tercih edilebilir olduğunun saptanması, ağrı ve nabız değişkenlerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmaya nörolog tarafından migren tanısı konmuş olan, 18-55 yaş arasında 60 kadın dahil edildi. Stimülasyon öncesi ve sonrasında Sayısal Ağrı Derecelendirme Ölçeği ile ağrı, Baş Ağrısı Etki Testi ile migren kaynaklı iş, okul, ev işleri ve sosyal faaliyetler üzerine kaybettiği zaman, nabız değişkenliği (RMSSD, LF/HF) ile otonom sinir sistemi ve dijital tansiyon aleti ile kan basıncı değerlendirildi. Her üç grup içerisinde bulunan tüm katılımcılara VAGUSTİM cihazı ile auriküler vagus sinir stimülasyonu uygulandı. Çalışma için yapılan değerlendirmelerde anlamlılık derecesi p<0,05 olarak hesaplandı. Yapılan analiz sonucuna göre grupların homojen dağıldığı, gruplar arasında VKİ, yaş, eğitim durumu, sigara kullanma durumu gibi parametreler açısından anlamlı farklılıklar bulunmadığı saptandı (p>0,05). Grup içi yapılan karşılaştırmalarda; her üç grupta da ağrı, Baş Ağrısı Etki Testi, nabız, sistolik ve diyastolik kan basıncı azaldı (p<0,05). Unilateral-sağ kulaktan stimülasyon yapılan grupta sol işaret parmağından ölçülen RMSSD'de artış görüldü (p<0,05). Gruplar arası yapılan karşılaştırmalarda unilateral-sol kulaktan uygulanan stimülasyon sonrası sağ ve sol işaret parmağından alınan ölçümlerde LF/HF değerinde artış olduğu gözlendi. Bu durum migren hastalarında unilateral-sol kulaktan yapılan stimülasyonun sempatik aktivasyonu arttırabileceği şeklinde yorumlanabilir. Bundan dolayı migren hastalarında parasempatik aktivasyonun arttığını gösteren parametrelerden RMSSD değerinin artışı ve LF/HF değerinin azalmasını sağlayan unilateral sağ-kulak ve bilateral kulaktan uygulanan transkutanöz auriküler vagus sinir stimülasyonu tercih edilebilir sonucuna varıldı.

AğrıBaş ağrısıBaş ağrısı bozuklukları+5
Şule Okur
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Migren atakları ile öfke ve kaygı durumları arasındaki ilişki

Araştırmanın amacı migren atakları ile öfke ve kaygı durumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemi, Nöroloji baş ağrısı polikliniğine başvuran migren tanısı almış 89 kişiden oluşmaktadır. Çalışmamıza katılan kişiler gönülülük ilkesiyle katılmışlardır. Araştırmanın verileri ''Durumluluk-Süreklilik Kaygı Envanteri'', '' Sürekli Öfke ve Öfke ifade Tarzı Ölçeği'', '' Midas (Migren Yeti Yitimi) Ölçeği'' ve araştırmacı tarafından hazırlanan demografik veri formu ile toplanmıştır. Çalışmadaki veriler SPSS For Windows 15.00 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Ölçek puanları arasındaki ilişkiyi incelemek için Pearson Korelâsyon analizi, bağımsız t-test, tek yönlü anova uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, migren tanılı kişilerin içe tutulan öfke arttıkça migren atağı artmaktadır. Bir diğer yandan dışa vurulan öfke ile migren atakları arasında olumsuz bir korelasyon bulunmaktadır. Kontrol altına alınmış öfke ile migren atakları ise ilişkisel yönden pozitif bir ilişkiye sahiptirler. Fakat anlamlılık için kuvvetli bir korelasyona sahip değillerdir. Süreklilik kaygı ile içe tutulan öfke anlamlı ama güçlü olmayan bir ilişki içersindedirler. Durumluluk kaygı-içe tutulan öfke ilişkisi ise çok kuvvetli bir korelasyona sahiptir. Dışa vurulan öfke ile kaygı (durumluluk-süreklilik) istatistiki olarak anlamlı ama güçlü olmayan ilişiki içerisindedirler. Migren atakları ile kaygı arasında ki korelasyonel durum kuvvetli bir anlamlılık oluşturmamaktadır. Cinsiyet ve migren atakları arasında ise anlamlı bir farklılık mevcut değildir. Eğitim seviyesi ile migren atakları arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Baş ağrı süresi kaygı ilişkisi açısından aralarında olumsuz yönde bir ilişki vardır. Sahip olunan baş ağrısı süresi arttıkça öfke azalmaktadır. Anahtar Sözcükler; Migren, Migren Atakları, Kaygı, Öfke

KaygıMigren hastalıklarıÖfke
Duygu Deringöl
Demiroğlu Bilim University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfantil kolikli bebeklerin annelerindeki migren sıklığının, depresyon ve anksiyetenin değerlendirilmesi

Amaç: Annede migren tanısı olmasının infantil kolik (İK) gelişimi ile ilişkisi olup olmadığı ve hem İK'nin shem de annedeki migrenin, postpartum depresyon ve anksiyete üzerine olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği ile Sosyal Pediatri Polikliniklerinde izlenen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 1-5 ay arasında olan 396 bebek ve anneleri dahil edildi. Demografik bilgiler, İK ve migrene dair sorular içeren form dolduruldu. Ardından annelerdeki anksiyete ve depresyonu değerlendirmek için BECK Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği (EPDS) dolduruldu. Migreni olan annelere migren şiddetini belirlemek için Migren Yeti Yitimi Ölçeği (MIDAS) uygulandı. Bulgular: 396 bebek arasından 104'ünde (%26,3) İK saptanırken, 292'sinde (%73,7) İK yoktu. İK olan bebeklerin 16'sının (%28,6) kardeşinde de İK tanısı bulunurken, 40'ının (%71,4) kardeşinde İK yoktu. İK olmayan bebeklerin 10'unun (%6) kardeşinde İK varken, 157'sinin (%94) kardeşinde İK yoktu (p<0,001). İK olan bebeklerin annelerinin 35'inde (%33,7) migren bulunurken, 69'unda (%66,3) migren yoktu. İK olmayan bebeklerin annelerinin ise 30'u (%10,3) migren tanılı, 262'si (%89,7) migren tanılı değildi (p<0,001). Migreni olan annelerin EPDS skoru ortalamaları 10,5±5,9 puan iken migreni olmayanların 6,6±5,1 puan olarak gözlendi (p<0,001). BAÖ skorları migreni olan annelerde 11,1±9,7 puan iken migreni olmayanlarda 5,5±6,4 puan olarak tespit edildi (p<0,001). Sonuç: Migreni olan annelerin bebeklerinde İK daha sık görüldü. Annelerin yüksek BAÖ ve EPDS skorları migren tanısı almış olmaları ve bebeklerinde İK tanısı olması ile ilişkili bulundu. Migreni olan annelere hamilelik süreleri boyunca İK ile ilgili danışmanlık verilmesi, anne ve bebek sağlığı üzerine olumlu etkiler yaratabilir. Rutin kontroller sırasında bebeği İK olan annelerin postpartum depresyon ve anksiyete açısından yüksek riske sahip olabileceği akılda tutulmalıdır.

AnksiyeteAnnelerAğrı+6
Gülçin Karaçoban
Ankara University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Migren ve depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri depresyon düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzlarının belirlenmesi

Bu çalışma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup migren ve depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri, depresyon düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma Ankara ilinde bulunan GATA Acil Servis Polikliniği ve GATA Psikiyatri Polikliniğinde Eylül 2014- Nisan 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Acil Servis Polikliniğine migren tedavisi için başvuran 60 bireyin ve Psikiyatri Polikliniğine depresyon tedavisi için başvuran 50 bireyin bakım vericileri araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; Tanımlayıcı Veri Formu, Zarit bakım verme yükü ölçeği (ZBYÖ), Beck depresyon ölçeği (BDÖ), stresle başa çıkma tarzları ölçeği (SBTÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin SPSS 15 paket programında sayı, yüzde, frekans, ortalama, standart sapma, Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testi kullanılarak analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada bakım verici bireylerin ZBYÖ, BDÖ ve SBTÖ alt boyutu olan kendine güvenli yaklaşım (KGY) puan ortalamalarının depresyon hastalığına sahip olan bireylerde anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışmada depresyon hastalığına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri ile depresyon düzeylerinin daha yüksek bulunması ve migren ile depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin stresle benzer baş etme tarzları kullanmaları nedeni ile hemşirelerin bu bireylerin bakım vericilerine zorlandıkları alanlarda danışmanlık yapmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bakım verici, bakım yükü, depresyon, migren, stres.

Baş ağrısıDepresyonHasta bakımı+5
Merve Tuğrul
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Migren veya gerilim tipi baş ağrısı olan çocuk hastalarda klinik özelliklerin ve internet kullanımının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç:Çalışmamızda migren veya gerilim tipi başağrısı olan çocuk hastalardaki klinik ve internet kullanım özelliklerinin araştırılması amaçlandı. Materyal-Metod:Çalışmaya migren tipi baş ağrısı (n:103) veya gerilim tipi baş ağrısı tanısı alan (n:97) 200 çocuk hasta dahil edildi. Hastaların baş ağrısı özellikleri ve internet kullanım özellikleri araştırılarak uygun istatistiksel yöntem ile karşılaştırıldı. Bulgular:Hastaların 119'u kız, 81'i erkek ve ortalama yaş 147.3±36.2 ay idi. Migren grubundaki hastaların %56'sında ailelerinde baş ağrısı hikayesi vardı ve baş ağrısına en sık eşlik eden şikayetleri ışık ve ses duyarlılığı idi. Koku duyarlılığı migren grubunda gerilim tipi baş ağrısı grubundan oldukça yüksek saptandı.Migren grubundaki hastaların %96.1'inde baş ağrısını tetikleyici faktör vardı ve gerilim tipi baş ağrısı grubuna göre daha yüksek oranda taşıt tutması saptandı. Hastaların %97.5'inde evinde bilgisayarve %91'inin ise evinde internet bağlantısı vardı ve %90'ı günlük olarak interneti kullanıyordu.Günlük olarak 2 saatin üstünde kullananlarda 1 saatten az internet kullananlara göre daha yüksek internet bağımlılık ölçeği puanı saptandı.Altı (%6) hastada(migren tipi baş ağrısı grubunda 2, gerilim tipi baş ağrısı grubunda 4 hasta) internet bağımlılığı saptandı. Sonuç:Çocuklarda migren ve gerilim tipi başağrısı gelişiminde genetik yatkınlığın yanı sıra tetikleyici çevresel faktörler de etkilidir.Bu çevresel faktörler içinde internet kullanımının da düşünülmesi oldukça önemlidir.

Baş ağrısıMigren hastalıklarıÇocuk+2
İlknur Böyükbaş Tepecik
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk endokrinoloji polikliniği'nde fazla kilolu ve obezite tanısıyla izlenen olgularda baş ağrısı sıklığının ve tipinin tespit edilmesi

Baş ağrısı, fazla kilolu (overweight) olmak ve obezite pediatrik populasyonda birlikteliği sık bulunan klinik tablolardır. Baş ağrısı sıklığının yüksek olması, çocukların ruhsal, fiziksel durumlarını ve okul başarılarını etkilemesi sebebiyle pediatri polikliniklerine ve çocuk nöroloji polikliniklerine önemli bir başvuru nedenidir. Bu çalışmada, çocukluk çağında fazla kilolu veya obez olan olgularda baş ağrısı sıklığı ve tipinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 15 Aralık 2021 - 15 Haziran 2022 tarihleri arasında, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi " Çocuk Endokrinoloji Polikliniği'nde fazla kilolu ve obezite tanısıyla izlenen 10-18 yaş arası olgularda baş ağrısı sıklığının ve tipinin tespit edilmesi " amacıyla baş ağrısı varlığı, sıklığı ve tipinin değerlendirilmesi için anket formu doldurulması planlandı. Çalışmaya alınan fazla kilolu ve obez olguların dosyaları geriye dönük taranarak, demografik verileri, tanı yaşı, antropometrik ölçümleri, vücut kitle indeksi, SDS skoru, arteriyal kan basınçları, takip süreleri elde edildi. Bu olgularda baş ağrısı varlığı, sıklığı ve tipini öğrenmeye yönelik anket uygulandı. Sağlıklı kontrol grubuna da aynı anket uygulanarak, fazla kilolu ve obez çocuklardan ile normal kilolu çocukların verilerinin karşılaştırılması planlandı. Çalışmada, retrospektif olarak çalışmaya alınacak olgular belirlenmiş, bu olgulara prospektif anket çalışması yapılmıştır. Çalışma tek merkezli, kesitsel, klinik temelli bir çalışmadır. Çalışmaya 394 olgu alınmış ve 394 anket verisi elde edilmiş, 390 anket değerlendirilmeye alınmıştır. Çalışma grubuna fazla kilolu 66 olgu, obez 145 olgu, morbid obez tanılı 60 olgu olmak üzere toplam 211 olgu, kontrol grubuna 179 olgu dahil edilmiştir. Çalışmamızda fazla kilolu olguların %80.3'ünde baş ağrısı yakınması olup, bunlardan %18.9'u migren tanılı, %20.8'i GBA tanı kriterlerini karşılamış ve geri kalan %60.4 olgu sınıflandırılamayan baş ağrısı grubuna dahil edilmiştir. Obez olguların %84.8'inde baş ağrısı yakınması olup, bunlardan %22'si migren tanılı, %24.4'ü GBA tanı kriterlerini karşılamış ve geri kalan %53.7 olgu sınıflandırılamayan baş ağrısı grubuna dahil edilmiştir. Morbid obez 60 olgunun 59'unda (%98.3) baş ağrısı yakınması olup, bunlardan %25.4'ü migren, %27.1 i GBA, % 47.5'i sınıflandırılamayan baş ağrısı grubuna dahil edilmiş olup, normal kilolu olguların yer aldığı kontrol grubunda ise 179 olgudan baş ağrısı olan 132 olgunun (%73.7), %13.6 'sı migren, %20.5'i GBA tanı kriterlerini karşılamış ve geri kalan %65.9 olgu sınıflandırılamayan baş ağrısı grubuna dahil edilmiştir. Kız cinsiyette migren oranı sırasıyla fazla kilolularda %30.0, obezlerde %25.0, morbid obezlerde %25.0, normal kilolularda %16.3 saptanmıştır. Kızlarda GBA oranı fazla kilolu olgularda %20.0, obezlerde %30.3, morbid obezlerde %32.5, normal kilolularda %23.8 saptanmıştır. Çalışmamızda, baş ağrısı sıklığı, fazla kilolu, obez ve morbid obez olgularda normal kilolulara göre anlamlı yüksek (p<0.05), fazla kilolu ve obez çocuklarda migren sıklığı, normal kilolulara göre sayısal olarak yüksek saptanmış ancak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Morbid obez olgularda migren sıklığı normal kilolulara göre anlamlı yüksek bulunmuş (p<0.05), fazla kilolu, obez ve morbid obez olgularda normal kilolu olgulara göre GBA, sayısal açıdan yüksek saptanmış ancak istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak bu çalışmada fazla kilolu, obez ve morbid obez olgularda, normal kilolulara göre baş ağrısı sıklığı anlamlı yüksek bulunurken, migren sıklığı açısından fazla kilolu ya da obez olgularda, normal kilolu olgulara göre anlamlı fark bulunmamıştır. Ancak çalışmamızın sonuçlarına göre morbid obez olgularda baş ağrısı ve migren sıklığı normal kilolulara göre anlamlı yüksek saptandığından, obezite şiddetinin baş ağrısı ve migren sıklığını artırdığı gösterilmiştir. Sınıflandırılamayan baş ağrısının her grupta da yüksek oranlarda bulunması, anket sorularının, çalışma ve kontrol grubundaki olgular açısından sağlıklı değerlendirilemediğini düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: Çocuk, baş ağrısı, migren, gerilim tipi baş ağrısı, fazla kilolu, obezite

AğrıAğrı şiddetiBaş ağrısı+4
Ahmet Emin Korkmaz
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Migren ve gerilim tipi baş ağrılı hastaların barsak mikrobiyotalarının değerlendirilmesi

Amaç: Migren ve gerilim tipi baş ağrısı sık görülen hastalıklar olup hala patogenezleri net olarak aydınlatılamamıştır. Barsak beyin aksı terimi, gastrointestinal sistem ve beyin arasındaki çift yönlü ilişkiyi işaret eder. Barsak mikrobiyotası barsakta yaşayan trilyonlarca mikroorganizmayı, mikrobiyom ise bu barsak mikroplarının genlerinin tam koleksiyonunu ifade eder. Çalışmamızda migren ve gerilim tipi baş ağrılı hastaların barsak mikrobiyotalarının sağlıklı gönüllülerle karşılaştırarak değerlendirilmesi, migren ve gerilim tipi baş ağrılı hastaların patogenezini aydınlatabilmek ayrıca yeni tedavi stratejileri geliştirilmesi için zemin oluşturabilmek hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız prospektif kohort olup etik kurul onayını takiben, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Nöroloji polikliniğine başvuran 30-40 yaş arası ICHD-3'e göre migren ve GTBA tanısı alan hastalar dahil edildi. Çalışmaya dahil edilememe kriterleri ise ek nörolojik hastalığın olması, malignite öyküsü, otoimmün hastalık öyküsü, aktif enfeksiyon varlığı, DM tanısı almış olmak, VKİ>30 olması, son 1 ay içerisinde antibiyotik, probiyotik, prebiyotik kullanmış olmak olarak belirlendi. Migren grubuna 27, GTBA grubuna 29 olgu, kontrol grubuna ise 28 olgu dahil edildi. Hastalardan steril gaita tüplerinde örnekler alınarak -80 santigrad derecede muhafaza edildi. 16 S rRNA metagenomik analizleri yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda yaş ve cinsiyet bakımından örtüşen Migren grubu, GTBA grubu ve kontrol grubunun barsak mikrobiyomu değerlendirildiğinde; en düşük düzeyde alfa çeşitliliğin migren grubunda olduğu belirlendi. Migren grubunda toplam 9 filum, 47 familya ve 102 çeşit cins belirlenirken, bu sayı GTBA grubunda sırasıyla 10, 51 ve 115, kontrol grubunda 10,52 ve 119 Olarak belirlendi. Buna göre migren grubu ile kontrol grubunun alfa çeşitliliği arasında önemli fark olduğu ve migrenli hastalarda takson düzeyinde bakteriyel çeşitliliğin azaldığı anlaşıldı. GTBA grubunda ise belirgin fark görülmedi. Kontrol ile migren grubu cins düzeyinde karşılaştırıldığında iki grup arasında beta çeşitlilik bakımından fark çok önemli bulundu (p<0.0001). Kontrol ile migren grubu aile düzeyinde beta çeşitlilik bakımından karşılaştırıldığında, fark önemli bulundu (p=0.0219) Kontrol ile GTBA grubu arasındaki cins düzeyinde beta çeşitlilik karşılaştırıldığında farkın önemli olmadığı bulundu (p<0.0982). Kontrol ile GTBA grubu arasındaki aile düzeyinde beta çeşitlilik karşılaştırıldığında fark önemsiz bulundu. (p<0.315). Sonuç: Çalışmamız migren hastalarının barsak mikrobiyotasındaki cins çeşitliliğinde önemli bir azalma olduğunu ortaya çıkardı; bu da barsak mikroekosistem stabilitesini iyileştirmek için cins çeşitliliğini korumanın önemini vurguladı. Ek olarak, migren hastalarına barsak disbiyozlarını tedavi etmek veya barsak bozukluklarını önlemek için uygun spesifik probiyotikler eklenebilir, bu da migren ataklarının oluşumunu azaltabilir.

Migren hastalıklarıMikrobiyota
Ayşe Şener İnan
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Migren tanılı hastalarda problem çözme becerileri ve duyguları ifade etme biçimlerinin ilişkisi

Bu araştırmada baş ağrısı hastalarının sahip oldukları ağrı ve hastaların sosyal problem çözme ve duyguları ifade etme becerileri arasındaki ilişkiyi detaylı bir şekilde incelenmiştir. Araştırmada baş ağrısı olan katılımcılar ile çalışılmıştır ancak belirli bir alt grup oluşturulmamıştır. Araştırma, baş ağrısı tanısı bulunan 269 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar 15-68 yaş aralığında gönüllü kişilerdir. Çalışmaya Cerrahpaşa Hastanesinde tedavi görmekte olan hastalar ve online form dolduran hastalar katılmıştır. Araştırma baş ağrısı süresi, duyguları ifade etme becerileri ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkiye odaklanmıştır. Çalışmada kullanılan veri toplama araçlarından olan "Demografik Bilgi Formu" araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Sosyal problem çözme becerileri anlamak amacıyla, D'Zurilla ve arkadaşları tarafından 1995 yılında hazırlanıp, Mehmet Eskin ve Zeynep Aycan tarafından Türkçeye uyarlanan Sosyal Problem Çözme Envanteri Kısa formu kullanılmıştır. Duyguları ifade etme biçimlerini anlamak amacıyla, King ve Emmons tarafından 1990 yılında geliştirilen, Yaşar Kuzucu tarafından 2011 yılında Türkçeye uyarlanan Duyguları İfade Etme Ölçeği kullanılmıştır. Baş ağrısı hastalarının, duyguları ifade etme ve sosyal problem çözme becerileri arasındaki, araştırmada bulunması hedeflenen ilişkinin, tedavisi gereken hastalarda nasıl bir tedavi uygulanması gerektiği konusunda etkili çözümler sunacaktır. Yapılan analizler doğrultusunda, probleme olumsuz yönelme üzerinde cinsiyet, kaçınmacı yaklaşım üzerinde cinsiyet, eğitim durumu, ilk baş ağrısı yaşı, olumlu duygu ifadesi üzerinde cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaş, ilk baş ağrısı yaşı, yakınlık ifadesi üzerinde ailede baş ağrısı öyküsü, DİEB toplam puanı üzerinde cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaş ve ilk baş ağrısı yaşının etkili olduğu görülmüştür. Ölçekler arası yapılan analizler doğrultusunda ise probleme olumlu yönelme, akılcı problem çözme ve kaçınmacı yaklaşım ile yakınlık ifadesi, olumlu duygu ifadesi ve DİEB toplam puan arasında doğrusal ilişkilerin olduğu gözlenmiştir. Son olarak, araştırmanın sınırlılıklara ve gelecek araştırmalara ışık tutması için önerilere yer verilmiştir.

Duyguları ifade etmeHastalarMigren hastalıkları+2
Merve Yıldırım
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Migrenli hastalarda vestibüler miyojenik uyarılmış potansiyeller

Migren 30-39 yaş grubunda en sık görülen, kadın baskınlığı olan, zonklayıcı karakterde, 4-72 saat kadar süren, uni veya bilateral olabilen, bulantı, kusma, fotofobi, fonofobi gibi bulguların eşlik edebildiği, hareketle genellikle şiddetlenen, ciddi anlamda iş gücü kaybına yol açan, tekrarlayıcı, primer bir baş ağrısıdır. Baş ağrısı atakları öncesinde 5-60 dakika sürebilen, pozitif veya negatif görsel ve duysal semptomlar ve konuşma bozukluğu şeklinde ortaya çıkan aura hastaların bir bölümünde görülebilir. Migren tanısı klinik olarak konulur ve yapılan radyolojik ve laboratuar tetkikleri ancak sekonder nedenleri ekarte etmek için yararlıdır. Migren patogenezi hakkında bugüne kadar birçok hipotez ortaya atılmıştır. Bunlardan son yıllarda en dikkat çekici olanı beyinsapı jeneratörü teorisidir. Bu teori; migren atağının başlamasında ve sonlanmasında beyin sapındaki nöroanatomik yapıların ve beyin sapındaki nörotransmitterlerle ilgili mekanizmaların aktive olmasının patogenezde rolü olabileceğine dikkat çekmektedir.Bu çalışma, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Nöroloji Kliniği'nde IHS kriterlerine göre kesin migren tanısı alan 52 hasta ve 52 sağlıklı kontrol grubunda prospektif olarak yapıldı. VEMP çalışmasıyla elde ettiğimiz ölçüm sonuçları migren tanısı almış hastalar ile kontrol grubunda karşılaştırıldı.Migrenli hastalarda sol p1 amplitüdünde ve sol p1-n1 amplitüd farkında anlamlı düşüklük saptandı. Buna karşılık, n1 amplitüd değerleri, p1 ve n1 latans değerleri, sağ-sol kulak p1 latans farkı, sağ-sol kulak n1 latans farkı, sağ-sol kulak p1-n1 amplitüd farkı değerleri kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak fark göstermiyordu.Tek taraflı olarak saptanan p1 amplitüdündeki ve p1-n1 amplitüd farkındaki kısalmanın migrenli hastalarda daha önce yapılan VEMP çalışmaları göz önüne alındığında anlamlı olmadığı düşünüldü.Sonuç olarak; VEMP testinin migrendeki kullanımını ve anlamlılığını destekleyecek geniş hasta gruplarıyla birçok çalışmaya ihtiyaç vardır.

Baş ağrısıMigren hastalıklarıUyarılmış potansiyeller+2
Mehmet Tecellioğlu
İnönü University
2010
10
Master'sOpen AccessTR

Migren hastalarında kronobiyolojiye göre fiziksel aktivite, uyku, kafein kullanımı ve beslenme durumunun incelenmesi

Migren, bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kronik bir hastalıktır. Bu araştırmada, migren hastalarında kronobiyolojiye göre fiziksel aktivite, uyku, kafein kullanımı ve beslenme durumunun incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya nöroloji polikliniğine başvuran ve migren tanısı alan gönüllü 80 kadın (yaş ort: 37,04±9,0) hasta katılmıştır. Bu bireyler için kişisel bilgi formu hazırlanmış ve vücut kompozisyon ölçüleri (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel ve kalça çevresi) alınmıştır. Katılımcılara, Küresel Fiziksel Aktivite Anketi, Kafein Tüketim Bozukluğu, Hedonistik Yeme, Sabahçıl-Akşamcıl Anketi ve Epworth Uykululuk Skalası, Baş Ağrısı Etki Ölçeği (HIT-6) Migren Özür Değerlendirme Skalası (MIDAS), Vizuel Ağrı Skalası (VAS) uygulanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ile birlikte, bağımsız örneklem T testi ve Mann-Whitney U testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Bireylerin kronotiplere göre fiziksel aktivite düzeyleri, uyku, kafein kullanımı ve yeme tutumu arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). MIDAS, HIT-6 ve VAS ağrı değerleri ile karşılaştırıldığında ise yalnızca MIDAS puan kategorisine göre anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Migren yaşı ile kronotip puanları ve kronotip kategorileri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, kronotipe göre akşamcıl olan birey sayısının daha fazla olduğu, migren yaşı fazla olan bireylerin ise kafein kullanımlarının, yeme tutumlarının daha düşük düzeyde olduğu ve uykululuk düzeyleri normal olan birey sayısının daha fazla olduğu görülmektedir.

AğrıBaş ağrısıBaş ağrısı bozuklukları+7
Eda Alparslan Kaya
Hitit University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00

Related subjects