Milk

103 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Keçi sütlerinde ısıl işlem uygulamasının süt melatonin ve vitamin c düzeylerine etkilerinin araştırılması

Amaç: Bu projede keçi sütünde pastörizasyon işlemi (72 oC'de 15 saniye) ve geleneksel olarak evlerde uygulanan kaynatma işleminin (100 oC'de 5 dakika) süt melatonin, vitamin C ve total protein düzeylerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Materyal ve Metot: Çalışmada özel bir keçi çiftliğinden, nisan ayında temin edilen 20 adet sağlıklı keçinin (10 Halep, 10 Kilis keçisi) sütü materyal olarak kullanıldı. Sütler, sabah meradan dönen (10:30-11:00 arasında) keçilerden rutin süt sağımı sırasında temin edildi. Her bir süt örneği, çiğ süt, pastörizasyon işlemi (72 oC'de 15 saniye) ve kaynatma işlemi (100 oC'de 5 dakika) uygulanan olmak üzere 3'e bölündü. Çiğ, pastörize ve kaynatılmış sütlerde melatonin düzeyleri ticari ELİSA kiti ile, vitamin C ve total protein düzeyleri manuel spekrotofotometrik yöntemlerle belirlendi. Bulgular: Kaynatma işlemi uygulanan süt örneklerinde melatonin düzeyleri (4,20±0,39 pg/ml), çiğ süt (3,19 ± 0,25 pg/ml) ve pastörizayon işlemi (3,42 ± 0,24 pg/ml) uygulanan örneklere kıyasla yükseldi (p <0,05). Vitamin C düzeyleri pastörizasyon uygulanan grupta (2,99±0,16 mg/100 ml), çiğ süt grubuna (3,18±0,24 mg/100 ml) göre önemli bir farklılık göstermedi (p >0,05). Kaynatma sonrasında elde edilen vitamin C düzeyleri ise (2,03 ± 0,12 mg/100 ml), hem çiğ süt hem de pastörize süt vitamin C düzeylerinden düşük (p <0,001) olarak saptandı. Total protein düzeyleri değerlendirildiğinde, Bradford yöntemi ile belirlenen total protein düzeyleri açısından ısıl işlem uygulanan gruplar arasında bir farklılık yok iken Lowry yöntemi ile belirlenen total protein düzeyleri, kaynatma uygulanan grupta, diğer gruplara göre önemli düzeyde düştü (p <0,001). Çiğ süt ve pastörize sütteki total protein düzeyleri Bradford yöntemi ve Lowry yöntemi ile belirlenen düzeyler açısından birbiri ile yakın bulundu. Diğer yandan kaynatma uygulanan sütlerde Bradford yöntemi ile belirlenen total protein düzeyleri (2,26 ± 0,13 g/dl), Lowry medodu ile belirlenen total protein düzeylerinden (1,92 ± 0,09 g/dl) yüksek olarak belirlendi (p<0,05). Pastörizasyon (r=-0,114, p<0,05) ve kaynatma (r=-0,572, p <0,01) uygulanan sütlerde melatonin ve vitamin C düzeyleri arasında önemli ancak zayıf negatif korelasyonlar belirlendi. Çiğ süt (r=0,723, p <0,01), pastörizasyon (r=0,838, p <0,01) ve kaynatma (r=0,449, p <0,05) uygulanan süt örneklerinde Bradford ve Lowry yöntemleri ile belirlenen total protein düzeyleri arasında pozitif korelasyonlar belirlendi. Sonuç: Keçi sütüne uygulanan pastörizasyon işleminin, süt melatonin, vitamin C ve total protein düzeylerini değiştirmediği, kaynatma uygulamasının ise vitamin C ve total protein düzeylerinin düşmesine neden olduğu belirlendi. Keçi sütünün biyoyararlanımında pastörizasyon işleminin, geleneksel kaynatma işlemine göre daha üstün olduğu düşünüldü. Sütlerde ELİSA metodu ile melatonin analizi yapılmadan önce, melatoninin sütte bağlı bulunduğu proteinden ayrıştırılması amacıyla, sütün, bir ön işlemden geçirilmesinin, sonuçların daha doğru olarak tespit edilmesinde faydalı olabileceği öngörüldü.

Askorbik asitIsıl işlemKeçi sütü+4
Medine Dağ
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Süt benzeri bitkisel içecekler ile ilgili tüketici davranışlarının belirlenmesi üzerine bir araştırma

Bu çalışmanın amacı, süt benzeri bitkisel içecek tüketimine yönelik tüketici tercih ve davranışlarını incelemektir. Tüketici algı verileri yüzyüze ve çevrimiçi anket kullanılarak 584 katılımcı ile elde edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların çoğunluğu, bu ürünler hakkında bilgi sahibi olduklarını, badem içeceği tüketmeyi tercih ettiklerini, "haftada 1 ya da daha az" sıklıkla bu ürünleri tükettiklerini, ürünlerin etiket ve içerik bilgilerini okuduklarını, son tüketim tarihine dikkat ettiklerini, karton ambalajı ve bu içecekleri "kahve içerisinde" tüketmeyi tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Bu içecekleri zincir süpermarketlerden satın almayı tercih ettiklerini, ürün etiket bilgilerini okuyarak ürünler hakkında bilgi sahibi olduklarını, edindikleri bilgilerin "yetersiz" olduğunu, üretici firmaların tüketiciyi bilgilendirici çalışmalar yapması gerektiğini, bilgi vermesi gereken kişilerin "doktorlar/beslenme uzmanları" olmaları gerektiğini, tat ve aroma beğenisi nedeni ile bu ürünleri tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Satın alma sürecinde katılımcıların çoğunluğu fiyatın etkili olduğunu, ancak televizyon/radyo/sosyal medya gibi mecralardaki reklamların satın alma tercihi üzerinde herhangi bir etkisinin bulunmadığını belirtmişlerdir. Katılımcıların genellikle aynı ham maddeden üretilen içeceği tercih ettikleri, içeceklerin vitamin, mineral ile takviye edilmiş olmasına ve son tüketim tarihine dikkat ettikleri de saptanmıştır. Katılımcılar bu içecekler kullanılarak üretilecek tatlı, dondurma, milkshake, ayran benzeri fermente içecek, yoğurt ve peynir ürünlerini tüketebileceklerini belirtmişlerdir. Bununla birlikte, bu ürünlerin adlandırılmalarında "süt" teriminin kullanılmasının, tüketiciler tarafından hayvansal süt ile bu ürünlerin karşılaştırılması şeklinde yanlış algılara neden olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonuçları, bu ürünlerin tüketimine yönelik tüketicilerin demografik özellikleri, yaşam tarzları, bilgi düzeyleri, satın alma kararlarını etkileyen faktörler konusunda endüstriye pazarlama, reklam, eğitim ve inovasyon süreçlerinde yardımcı olmakla birlikte, ürünlerin besin içerikleri ile bu konuda tüketicilerin daha fazla bilgilendirilmesi konusuna da dikkat çekmektedir.

Bitkisel sütSütTüketici davranışı
İlay Bengü
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Paketli ve geleneksel yöntemlerle kaynatılmış sütlerdeki endotoksin miktarının saptanması

Süt, oldukça kompleks yapıya sahip olan bir besin kaynağıdır. Mikroflorasında bulunan başta Lactobacillus olmak üzere probiyotik bakteriler barsak florası ve mukozal immünitenin düzenlenmesinde önemli role sahiptir. Sütün dezenfeksiyon işlemlerinde temel amaç, probiyotik bakterilere zarar vermeksizin, kontaminan bakterilerin varlığının ortadan kaldırılmasıdır. Isıl işlem görmüş gıda kaynaklarında bakterilerin öldürülmesi mümkün olmakla birlikte, bakteriyel yıkım ürünleri barındırabilir. Bu ürünlerden biri insanda endotoksik etkiye yol açabilen lipid-A'dır. Bu çalışma UHT yöntemi ve geleneksel yöntemlerle dezenfeksiyonu yapılmış olan sütlerde endotoksin düzeylerinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Sütler şarküteri, marketler ve köylerden toplanmıştır. Açık olarak temin edilen çiğ süt örnekleri kaynatılıp soğutulduktan sonra -20 °C'de dondurulmuştur. Paketli süt örnekleri kapağı açılır açılmaz çalışılmıştır. Çalışmada 40 paketli süt örneği ile şarküteri ve köylerden toplanan 40 açık süt örneği alınmıştır. Örnekler kanlı agar ve EMB agara ekimleri yapılarak 36±1 °C'de 20-24 saat inkübe edildi. Üremiş olan bakterilerin tanımlanması konvansiyonel ve biyokimyasal yöntemler kullanılarak yapıldı. Endotoksin düzeyi; kantitatif olarak ELİSA testi ile saptandı. Çalışmaya 40 paketli, 40 açık olarak pazarlanmakta olan toplam 80 örnek dahil edilmiştir. Örneklerden paketli süt ve açık sütlerde sırası ile 35'inde (%87.5) ve 39'unda (%97.5) Lactobacillus spp. üremesi saptanmıştır. Lactobacillus izolasyanu açısından iki grup arasında istatististel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p = 0.09). Açık sütlerin 9'unda (%22.5), paketli sütlerde bir bakteri kontaminasyonu saptanmıştır. Kontaminan bakteri saptanma oranları açısından iki grup arasında istatististel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Paketli sütlerde 9.5-35.48 pg/mL (ortalama 18.66±5.28) ve açık sütlerde 3.67-15.27 pg/mL (ortalama 9.34±2.45) oranında endotoksin saptanmıştır. Ortalama endotoksin saptanma oranları açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05).

AmbalajlamaBesin kirlenmesiEndotoksinler+2
Beritan Arslan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Süt çocuklarında demir profilaksisinin oksidan aktivite ve deoksiribonükleik asit üzerine etkisi

Amaç: Demir eksikliği tüm dünyada en sık görülen nutrisyonel eksiklik olması nedeni ile bir çok ülkede 4. aydan itibaren demir profilaksisi uygulanmaktadır. Ancak bu uygulama ile demir profilaksisine ihtiyacı olmayan bebeklere de demir profilaksisi verilmektedir. Çalışmamızda demirin gereksiz alımının deoksiribonükleik asit (DNA) ve oksidan sistem üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Metod: Ülkemizde "Demir gibi Türkiye" projesi ile 4 aylık tüm bebeklere demir profilaksisi başlanmaktadır. Çalışmamıza 6 ayını doldurmuş sadece anne sütü alan sağlıklı bebekler dahil edildi. Son 2 aydır demir kullanan bebekler 1. grup, çeşitli nedenlerle demir kullanmamış bebekler 2. grubu oluşturdu. Anemi ve kan demir parametreleri, DNA hasarı ve oksidan-antioksidan aktivite seviyesini belirlemek için bebeklerden kan örnekleri alındı. Bebekler demografik faktörler, demir eksikliği, demir eksikliği anemisi, DNA hasarı ve oksidan-antioksidan aktivite düzeyleri yönünden karşılaştırıldı. Bulgular: Araştırmaya demir profilaksisi alan otuz sekiz, profilaksi almayan yirmi altı vaka dahil edildi. Vakaların 31'i erkek, 33 tanesi kız idi. Başvuru anında 1.grup ile 2. grubun ortalama ağırlıkları (8148±894 gr vs 8173±1024 gr p=0,918), hemoglobin değerleri (11,33±0,789 g/dl vs 11,08±0,966 g/dl p=0,261) ve ferritin (33,1 (7,6-237) ng/ml vs 30,4 (1,8-124) ng/ml p=0,505), demir (45,5 (23-127) ug/dl vs 51,5 (18-124) ug/dl p=0,738), demir bağlama kapasitesi (317,13±44,06 ug/dl vs 337,92±76,84 ug/dl p= 0,228), transferrin (258,36±39,8 mg/dl vs 275,84±61,3 mg/dl p=0,218) değerleri istatiksel olarak anlamlı değildi. 1. grupta DNA hasarı (41.05 vs 27,78 p=0,000) ve oksidan aktivite seviyesi (12,47 vs 10,75 p=0,000) yüksek saptandı. Sonuç: Altı aylık bebeklerde demir profilaksisi alımı ile DNA hasarı ve oksidan stresin arttığı görülmektedir. Bu nedenle demir desteğinin demir damlaları yerine d

AnemiAnemi-demir eksikliğiBebekler+4
Mustafa Bilici
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fonksiyonel dispepsi hastalarında inek sütü ve ürünlerinin kesilmesinin dispepsiye etkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Fonksiyonel Dispepsi (FD) etyolojisi henüz tam olarak aydınlatılamamış ve tedavisi konusunda yeni alternatiflerinin geliştirilmesine ihtiyaç olan bir hastalıktır. Bu çalışmada FD hastalarında inek sütü ve ürünlerinin kesilmesinin dispepsi semptomlarındaki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Gastroentroloji Kliniğine başvuran ve Roma IV kriterlerine göre FD tanısı alan 18-65 yaş aralığındaki 120 hasta, kesitsel ve prospektif çalışma dizaynıyla dahil edilmiştir. Hastalar medikal tedavi almaksızın diyetisyen önerisiyle hazırlanan inek sütü ve ürünlerinin kesilmesine yönelik diyet önerisini uygulayan ve FD alt tiplerine göre uygun medikal tedavi alanlar olmak üzere 60 kişilik iki gruba ayrılarak 1 ay süreyle takip edilmiştir. Semptomların şiddetini değerlendirmek için Gastrointestinal Semptom Skorlama Sistemi (GSRS) kullanılarak çalışma başlangıcında ve 1 ay sonundaki sonuçlar karşılaştırıldı. Ayrıca hastaların demografik verileri, eşlik eden ek hastalıkları ve kullandıkları ilaçlar sorgulanarak kaydedildi. Bulgular: Eşit hasta sayısına sahip iki grubun karşılaştırılmasında; yaş, vücut kitle indeksi (VKİ), semptom başlangıç süreleri, haftada kaç gün semptom olduğu, son 6 aydaki kilo kaybı miktarı, FD alt tiplerinin oranı, gastroskopi sonuçlarınıa ait parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Süt ve süt ürünlerini kesen grupta kadın hasta oranı, medikal tedavi alan gruba göre istatistiksel olarak daha yüksek saptandı (p=0,01). Süt ve süt ürünlerini kesen grubun başlangıç GSRS skorları medikal tedavi alan gruba göre daha yüksekken (p=0,01), takip sonunda iki grubun skorları benzerdi (p=0,99). Her iki grupta, çalışma sonundaki GSRS skorlarında azalma olduğu saptandı (p=0,01). Süt ve süt ürünlerini kesen grupta GSRS toplam skorundaki azalma düzeyi, medikal tedavi alan gruba göre istatistiksel olarak daha yüksekti (p=0,01). GSRS semptom alt kümelerinin değerlendirmesinde süt ve süt ürünlerini kesen grupta medikal tedavi alan gruba göre istatistiksel olarak daha yüksek düzeyde azalma olan yedi semptom saptandı (p<0,05). Ancak medikal tedavi alan grupta süt ve süt ürünlerini kesen gruba göre, hiçbir semptom alt küme skorunda istatistiksel olarak daha anlamlı azalma görülmedi (p>0,05). Sonuç: Bir ay boyunca takip edilen 120 FD hastasından, inek sütü ve ürünlerini kesen 60 hastada GSRS semptom skoru ve bazı alt semptom küme skorlarında, medikal tedavi alan 60 hastaya göre daha fazla azalma sağlamıştır. Anahtar kelimeler: Fonksiyonel dispepsi, inek sütü, süt ürünleri, helicobakter pylori, epigastrik ağrı, şişkinlik, gerginlik, erken doyma

AğrıDispepsiHelicobacter pylori+3
Atilla Akpınar
Bezmialem Vakıf University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Adana entansif süt sığırcılığı işletmelerinde yetiştirilen saf ve melez siyah alaca inek sütlerinde somatik hücre sayısına etki eden faktörler ve mastitis ile ilişkisi

Bu çalışma, Adana'da entansif süt sığırcılığı işletmelerinde yetiştirilen Siyah Alaca inek sütlerinde Somatik Hücre Sayısı (SHS) üzerine işletme, laktasyon sırası, lob ve tezi kan parametrelerinin etkisinin belirlenmesi amacıyla kurulmuştur. Bu amaçla sürü büyüklüğü göz önüne alınarak 3 işletme seçilmiştir. Haziran 1996 ile Temmuz 1997 arasında işletmelerin akşam sağımlarında meme lobu süt örnekleri alınmıştır. İnekler laktasyon sıralarına göre 3 gruba dağıtılmışlardır. Birinci grup birinci ve ikinci laktasyonunda olan ineklerden, ikinci grup üç ve dördüncü laktasyonunda olan ineklerden ve üçüncü grup da beşinci ve daha sonraki laktasyonlarında olan ineklerden oluşmaktadır. Somatik hücre sayımı Fossomatic 90 adlı sayım cihazı ile yapılmıştır. Aylık SHS, bağımsız tesadüfi hatadan kaynaklanan heterojenliği minimize etmek için logaritnük transformasyon yapılmıştır. SHS ve süt verimi tekrarlanan deneme planı modelinde, ANOVA ile analiz edilmiş, transferrin genotipleri dağılımı ise Khi-kare testi ile analiz edilmiştir. Meme loblan SHS sonuçlan arası farklar önemsiz (PX).05), ancak işletme, laktasyon sırası ve periyot etkileri istatistiki olarak önemli (P<0.01) bulunmuştur. Meme loblan genel ortalama SHS'ı 1,287,680 ± 88,850 (36,820 -10,479,890) SHS/ml olarak belirlenmiştir, laktasyon sırasının artması ile SHS 'da artış göstermiştir. Birinci ve ikinci laktasyon sırası gruplarına göre, ortalama SHS değerleri sırasıyla 856,830±96,140 ve 2,295, 150± 25,846 SCC/ml olarak gerçekleşmiştir. SHS bakımından işletmeler arası farklar istatistiki olarak önemli (P<0.01), yılın aylan SHS üzerinde etkili (P<0.01), ve en yüksek SHS değerlerinin Temmuz ve Ekim aylarında olduğu belirlenmiştir. Populasyonda hemoglobin genotipleri bakımından varyasyon, tespit edilmemiş olması Siyah Alaca sığırlarda hemoglobin genotipleri bakımından monomorfizm olması ile açıklanmaktadır. Altı farklı transferrin genotipi olduğu belirlenmiş ve transferrin genotiplerinin SHS üzerine etkisi önemli bulunmuştur (P<0.Q1). Anahtar Kelimeler: Somatik Hücre Sayısı, Transferin, Polimorfizm

Somatik hücre sayısıSütSüt sığırcılığı+2
Serap Göncü
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2000
10
Master'sOpen AccessTR

Hatay ilinde süt ve süt mamülleri üretim ve pazarlama yapısı

Bu çalışmada, Hatay ilindeki 58 adet küçük ve orta ölçekli süt ve mamulleri işletmesi değerlendirilmiştir. Araştırmada, işletmelerin üretim ve pazarlama yapılan incelenmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. İncelenen süt ve mamulleri işletmelerinde, peynir, yoğurt, süt, tereyağı, ayran, çökelek ve diğer ürünler üretilmektedir. İşletmelerde genel kapasite kullanım oranı % 56.3 'tür. Atıl kapasiteye neden olan sorunlar içerisinde en önemlisi hammadde yetersizliği ve pazarlama sorunudur. İşletmelerin kaliteli süt temininde karşılaştıkları en önemli sorunlar; bozuk sütler, yağsız sütler, su katıntılı sütler ve süt yetersizliğidir. Genel olarak işletmelerde üretilen ürünlerdeki randıman durumu; açık süt için % 97.6, yoğurt için % 95.5, tuzlu yoğurt için % 20.2, beyaz peynir için % 15.4, çökelek için % 15.2, künefelik peynir için % 14.6, dil peyniri için % 14.5, carra peyniri için % 1 3.90, sürk için % 12.70, kaşar için % 10.3 ve tereyağı için % 3.3'tür. İşletmelerin en önemli problemleri; hammadde, tecrübeli işgücü ve sermaye yetersizliği, atıl kapasite ve pazarlama sorunudur. İşletmelerin günlük olarak satın aldıkları inek, koyun ve keçi çiğ sütü ortalama miktarları sırasıyla; 5970.38, 16.0 ve 10.5 kg'dır. Anahtar Kelimeler: İşletme, Süt ve Mamulü, Üretim, Pazarlama, Yapısı

HatayPazarlamaSüt+2
Nuran Tapkı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
00
DoctorateOpen AccessTR

LC-MS/MS kullanılarak optimize edilen metot ile inek sütünün amino asit komposizyonunun belirlenmesi

Hayvansal kaynaklı proteinlerin biyoyararlılığı yüksektir. Süt insan beslenmesinde vazgeçilmez olan ve biyoyararlılığı yüksek proteinler içeren hayvansal kaynaklı bir gıdadır. Sütün amino asit bileşiminin belirlenmesi, sütün besin değerini etkileyebilecek peptitlerin ve proteinlerin kalitatif değerlendirmesi için çok önemlidir. Gıdaların amino asit profillerinin belirlenmesinde HPLC metodu yaygın olarak kullanılsa da, son zamanlarda amino asitlerin türevlendirme olmadan analiz edilebilmesine olanak sağlamasından dolayı LC-MS/MS metodu ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hidroliz sonrası LC-MS/MS ile türevlendirme olmaksızın sütteki amino asitlerin tayini için bir metot optimize etmek ve optimize edilen bu metot ile Türkiye'de yetiştirilen beş sığır ırkından (Siyah Alaca, Simental, Esmer, Yerli Kara ve Boz Irk) elde edilen sütlerin amino asit profillerini araştırmaktır. Süt örneklerine asidik hidrolizin yanı sıra alkali hidroliz de uygulanmış ve triptofan içerikleri de çalışmanın sonuçlarına dahil edilmiştir. Sonuç olarak sütlerde lisin, histidin, sistin, aspartik asit, treonin, alanin, glutamik asit, prolin, valin, izolösin, tirozin, lösin, feni¬lalanin, metiyonin, glisin, serin, arjinin ve triptofan olmak üzere toplam 18 adet amino asidin komposiyonunun belirlenmesi gerçekleştirilmiştir. Daha önce inek sütlerinde yapılan çalışmalarla uyumlu olarak, LC-MS/MS kullanılarak optimize edilen metot ile yapılan bu çalışmada da inek sütlerinde en bol bulunan amino asit glutamik asit, en bol bulunan esansiyel amino asit lösin, en az miktarda bulunan esansiyel amino asit ise triptofan olarak bulunmuştur. Farklı ırklardan elde edilen inek sütlerinin lisin, histidin, sistin, aspartik asit, treonin, alanin, glutamik asit, prolin, valin, izolösin, tirozin, lösin, feni¬lalanin, metiyonin ve triptofan konsantrasyonları için önemli farklılıklar (P<0,05) gözlenirken, glisin, serin, arjinin konsantrasyonları açısından önemli bir fark olmadığı görülmüştür (P>0,05). Farklı ırkların sütlerinin amino asit kompozisyonu karşılaştırıldığında, yerli ırk olan Boz Irk ve kültür ırkı Siyah Alaca sütlerinde toplam esansiyel amino asitlerin toplam amino asitlere oranının çalışılan diğer ırkların sütlerine göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Yine iki ırkın sütlerinin lisin, valin, izolösin, lösin, treonin, feni¬lalanin, triptofan, histidin, glisin, sistin, serin, arjinin, aspartik asit, alanin, glutamik asit, prolin ve tirozin konsantrasyonlarında istatiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (P>0,05). Süt örneklerinin amino asit komposizyonunun yanı sıra kimyasal komposizyonunun da incelendiği çalışmada, Boz Irk sütünün yüksek protein içeriği ile diğer ırkların sütlerinden önemli ölçüde farklı olduğu, yağ içeriğinin ise en düşük olduğu görülmüştür. Laktoz içeriği açısından değerlendirildiğinde ise Boz Irk ve Yerli Kara sütlerinin diğer ırklardan istatiksel olarak önemli oranda (P <0,05) yüksek olduğu tespit edilmiştir. Simental ırkı sütünün ise çalışılan ırkların sütleri arasında en yüksek yağ içeriğine sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışmada ısıl işlemin sütler üzerinde etkisini değerlendirmek amacıyla tez kapsamında çalışılan beş sığır ırkından elde edilen sütlere, aynı normlarda ev tipi kaynatma ve pastörizasyon işlemi uygulanmış ve sütlerde ısıl işlem öncesi ve sonrası hidroksimetilfurfural (HMF), lisin ve renk analizleri değerlendirilmiştir. Süte uygulanan ısıl işlem şiddetinin ve kalitenin belirlenmesinde kullanılan ve Maillard reaksiyonu sonucunda ortaya çıkan en bilinen ve en yaygın ara ürünlerden biri olan HMF'yi tespit etmek amacıyla yüksek hassasiyet ve seçiciliğe sahip LC-MS/MS'te bir yöntem geliştirilmiş ve valide edilmiştir. Analizler sonucunda pastörize edilen örneklerde ölçüm limitinin altında HMF oluştuğu gözlenirken kaynatılan süt örneklerinde ise 7,14±0,89-9,39±3,35 µg/kg aralığında HMF oluştuğu gözlemlenmiştir.

Amino asitlerIrkKromatografi-yüksek basınçlı-sıvı+1
Arzu Yavuz
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Süt sığırcılığında kooperatifler aracılığıyla desteklemenin ekonomik ve sosyal etkileri: Adana ili örneği

Bu çalışmanın amacı, kooperatifler tarafından uygulanan süt sığırcılığı projesinin kooperatife üye işletmeler ve kooperatifler açısından genel bir değerlendirmesinin yapılması, projenin uygulanmasında yaşanan sorunların belirlenmesi ve bunlara yönelik öneriler geliştirilmesidir.Çalışmada elde edilen veriler Faktör Analizi, Veri Zarflama Analizi ve ANOVA testine tabi tutularak değerlendirilmiştir.Araştırma sonuçlarına göre, dağıtılan hayvan sayısının yetersiz ve verim düzeyinin düşük olması, yem maliyetlerinin yüksek olması, üreticilerin maliyetlerinin altında sütü satması ve kooperatiflerin yeterince etkin çalışamaması nedeniyle projeden ekonomik anlamda istenilen başarı elde edilememiştir. Diğer taraftan bu proje ile aile işgücünün etkin kullanılması, kırsal alanda yeni iş alanlarının yaratılması, köyden kente göçün önlenmesi ve üreticilerin kooperatifler aracılığıyla örgütlenmeye yönlendirilmesi konusunda sosyal boyutta kazanımlar olmuştur. Ayrıca proje ile işletmelerde ahırların yenilenmesi ve yem bitkileri üretiminin artması gibi gelişmelerde olmuştur.Projenin daha etkin hale getirilmesi için dağıtılan hayvan sayısının artırılması, verilecek olan hayvanın iyi kalitede ve yüksek verimli olmasına dikkat edilmesi, üreticilere hayvansal üretimin en önemli girdisi olan yem ihtiyaçlarını karşılamak için destekte bulunulması, üreticilerin kaliteli ve hijyenik koşullarda üretim yapabilmesini sağlamak için eğitim verilmesi, pazarlama koşullarının iyileştirilmesi ve kooperatiflerin finansal açıdan güçlendirilmesi önerilebilir.

Faktör analiziKooperatifçilikMaliyet+3
Hilal Yılmaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnek sütü alerjisinin doğal seyri

Amaç: İnek sütü alerjisi genel popülasyonun %2-%3'ünü etkileyen ve çocuklarda görülen en yaygın besin alerjisidir. İlk üç yılda genellikle tolerans geliştiği için prognozunun iyi olduğu görülmektedir. Bizim çalışmamızda amacımız inek sütü alerjisi tanısı almış hastaların doğal gidişatını araştırmak ve inek sütü alerjisine karşı tolerans kazanımına etkili faktörleri belirlemektir.Olgu ve Yöntem: Bu çalışma besin yükleme testi ile kesin inek sütü alerjisi tanısı alan hastalarda yürütülmüş retrospektif bir çalışmadır. Çalışmada 102 hasta dosyası incelendi ve besin yükleme testi ile inek sütü alerjisi tanısı almış ve takip süreleri en az 3 yıl olan 59 hasta çalışmaya dâhil edildi. Hastaların cinsiyeti, semptomların başlama yaşı, tanı yaşı, ailede atopi öyküsü, anne sütü alma süreleri, ek gıdalara başlama yaşı sorgulandı. Total Ig E, süt spesifik Ig E, deri testi sonuçlarına bakıldı. İlk başvuru anında inek sütü alerjisinin neden olduğu klinik semptomlar ile hastalığın tolerans gelişimine etki eden faktörler incelendi.Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların %61 (36) erkek, %39 (23) kızdı. Semptomların başlama yaşı 5 ay (1-48), ortalama tanı yaşı 10 (2-108) aydı. Anne sütü alma süreleri ortalama 8 aydı ve ek gıdalara başlama yaşı ortalama 4'üncü aydı. Hastaların %61'inin (n=36) ailesinde atopi öyküsü mevcuttu. En sık görülen klinik tanı %68 (n=40) hastada atopik dermatit/ürtikerdi. Geri kalan hastaların %20'inde (n=12) bulantı kusma, ishal ile ilgili gastrointestinal semptomlar , %14'ünde (n=8) astım ve %10'unda (n=6) rinit ile ilgili semptomlar vardı. Tanı anında ölçülen süt spesifik Ig E değeri 3,26 kUA/L(0-101), total Ig E 133 IU/ml (6,78-987) idi. Hastaların %46'ında (n=27) deri testi 3*3 cm üzerinde genişliğe sahipti. En sık eşlik eden alerjen %49 (n=29) oran ile yumurta alerjisiydi. Eşlik eden diğer alerjenler 6 (%10) hastada da dana eti alerjisi, 2 (%3) hastada keçi sütü, 1 (%2) hastada soya sütü alerjisi görüldü. Astımlı hastaların %50'sinde akar, %37'sinde mantar alerjisi gelişti. Üçüncü yılın sonunda toplam 9 (%15) hastada inhaler alerji tespit edildi. Hastaların %31'inde (n=18) birinci yılın sonunda, %68'inde (n=40) ikinci yılın sonunda, %83'ünde (n=49) 3 yılın sonunda İSA'inde düzelme görüldü. Çalışma sonunda 10 hastanın 3'üncü yılın sonunda duyarlılıkları devam etmekteydi. İnek sütü alerjisinde duyarlılığın devam etmesinde aile öyküsünün pozitif olması (p=0,048), birlikte dana eti alerjisinin varlığı (p=0,011), süt spesifik Ig E değerinin yüksek olması (p=0,006) ve hastada astım kliniğinin olması etkili faktörlerdi.Sonuç: Çalışmamızda izlenen 59 hastanın 18'inde (%31) birinci yılın sonunda, 40 hastada (%68) ikinci yılın sonunda, 49 hastada (%83) 3 yılın sonunda düzelme görüldü. Çalışma sonunda 10 hastanın inek sütü alerjisi devam etmekteydi. Ailede atopi öyküsü olması ilk yılın sonunda inek sütü alerjinın düzelmemesini 3,601 kat artırıyordu. Ayrıca astım, hastaların prognoszunu daha kötü etkilediği görüldü. Süt spesifik Ig E değeri yüksek hastalarda prognoz, spesifik Ig E değeri düşük olanlara göre daha kötü ve 3 yılın sonunda düzelmeme üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı idi. Beraberinde dana eti alerjisinin olması İSA'nin devam etmesinde etkili aktörlerdi. Astım hastalarında 3'üncü yılın sonunda %50'inde akar alerjisi gelişti.Anahtar Kelimeler: İnek sütü alerjisi, İnek sütü alerjisi doğal seyri,

AlerjenlerAlerji ve immünolojiBesin alerjisi+4
Süleyman Nazoğlu
Çukurova University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı çiftliklerden elde edilen keçi sütlerinde sütün bileşimi ve mikrobiyolojik özelliklerinin belirlenmesi

Süt ve süt ürünleri, içerikleri bakımından birçok besin maddesini barındırmaktadır. Bu nedenle bütün yaş gurubundaki insanların beslenmesinde bulunan en temel gıdalar içerisinde bulunmaktadır. Keçi sütü, besin madde içeriği dikkate alındığında anne sütüne eşdeğer sayılacak bir süt olup; insan beslenmesi açısından oldukça değerlidir. Alerjen özelliğinin düşük olması aynı zamanda biyo-fonksiyonel ve besleyiciliğinin yüksek olması nedeni ile pek çok alanda tercih edilmektedir. Sütün bileşimi ve mikrobiyolojik kalitesi hem insan sağlığına hem de sütten elde edilecek olan ürünün miktarına ve kalitesine etki etmektedir. Bu çalışmada dört farklı çiftlikten elde edilen keçi sütünün besin madde içeriği ve bazı mikrobiyolojik özellikleri belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Tokat ili sınırları içerisinde elle sağım yapan 4 adet işletme belirlenmiştir. Sağımı takiben yeteri miktarda süt örneği alınarak +4 0C'de laboratuvara getirilmiştir. Süt örneklerinde, sütün bileşimi (protein, yağ, laktoz, yoğunluk, kurumadde ve mineral madde miktarı), toplam aerob mezofilik bakteri sayısı, maya-küf sayısı ve koliform bakteri sayısı tespit edilmiştir. En yüksek protein, laktoz ve kurumadde oranı (%) 2 numaralı çiftlik (%4,6; %4,95; %10,42 ve 4 (%4,47; %4,82; %10,22) numaralı çiftliklerden alınan süt örneklerinde elde edilmiştir (P<0,01). Sütteki yağ oranı en yüksek 4 numaralı işletmeden alınan örnekte tespit edilmiştir (P<0,01). 2 (%0,81) , 3 (0,8) ve 4 (0,81) numaralı çiftliklerdeki sütlerde benzer mineral madde miktarlarına sahip olduğu görülmüştür (P>0,05). Toplam aerob mezofilik bakteri (PCA) sayısı (191×104), maya-küf (PDA) sayısı (42×103) ve koliform bakteri (VRBA) sayısı (710×102) en yüksek 2 numaralı çiftlikte tespit edilmiştir (P<0,01). Sonuç olarak, işletmelerden alınan süt örneklerinin bileşenleri bakımından istatistiksel olarak farklılıklar tespit edilmiştir. Bununla birlikte, sütlerin elde edildikleri çiftliklere göre mikrobiyolojik özellikler açısından önemli değişiklikler gösterdiği tespit edilmiştir.

Gıda mikrobiyolojisiKeçi sütüKeçiler+2
Pelin Boğa
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları ve probiyotik süt ürünleri tüketim sıklıklarının anksiyete bozukluğuna etkisi

Bu çalışmanın ana amacı üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarını, probiyotik süt ürünleri tüketim alışkanlıklarını ve bunların anksiyete bozukluğuna etkilerini belirlemektir. Araştırma Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksekokulu, Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Hemşirelik Fakültesi öğrencilerinden toplam 484 öğrenci ile yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Beslenme Alışkanlıkları ve Probiyotik Süt Ürünleri Tüketim Formu ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu 7 (YAB-7) Testi kullanılarak toplanmıştır.. P<0,05 düzeyindeki değerler istatistiksel olarak önemli kabul edilmiştir. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kuruldan izin alınmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin %83,9'u kadın, %16,1'i erkek, yaş ortalaması 20,56±1,83 bulunmuştur. %62,2'sinde anksiyete bozukluğu saptanmış olup, bunların %10,1'i ciddi düzeydedir. Öğrencilerin %47,7'si probiyotik süt ürünleri tükettiklerini bildirmişlerdir. Pişirme yöntemi olarak haşlama-ızgara-buğulama yöntemini kullanmak (p=0,007), her gün yoğurt tüketmek (p=0,007), sık sık yeşil yapraklı sebze (p=0,049) ve meyve (p=0,006) tüketmek anksiyete bozukluğu riskini azaltan etmenler olarak bulunmuştur. Her gün hazır yemek tüketenlerde (p=0,000) ve probiyotik süt ürünlerini tüketmediklerini bildiren (p=0,008) öğrencilerde ciddi düzeyde anksiyete bozukluğuna daha çok rastlanmıştır. Bu çalışmada öğrencilerden yarısından fazlasında anksiyete bozukluğu görüldüğü; pişirme yönteminin, yoğurt, yeşil yapraklı sebze, meyve, hazır yemek tüketiminin anksiyete varlığını etkilediği sonucuna varılmıştır. Öğrencilerde anksiyete bozukluğuna neden olan beslenmeyle ilgili faktörlerin bilinmesi, beslenme sorunlarının tanılanması, önlenmesi ya da azaltılmasında risk faktörlerinin belirlenmesinde katkı sağlayacaktır.

AnksiyeteBeslenme alışkanlıklarıPrebiyotikler+3
Şenay Çatak
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aydın ilinde satışa sunulan süt ve süt ürünlerinde bacillus cereus varlığının araştırılması

Bacillus cereus, gıda zehirlenmelerine neden olan, çubuk şeklinde, spor, endospor ve toksin oluşturabilen halk sağlığı ve süt teknolojisi açısından önemli patojen bir bakteridir. Bu çalışma, Aydın ilinde satışa sunulan süt ve süt ürünlerinde Bacillus cereus'un varlığının ve kontaminasyon düzeylerinin Türk Gıda Kodeksi (TGK) Mikrobiyolojik Kriterler Yönetmeliği'nde (2011) belirtilen limitlere göre halk sağlığı üzerine bir tehdit oluşturup oluşturmadığını araştırmak amacıyla planlanmıştır. Bu amaçla Aydın ilinde mandıra, market ve pazarlarda satışa sunulan süt ve süt ürünlerinden 30 adet çiğ süt, 30 adet pastörize süt ve 40 adet beyaz peynir olmak üzere toplam 100 adet örnek incelenmiştir. Aseptik şartlarda laboratuvara getirilen örnekler Türk Standartları Enstitüsünün ISO 7932 nolu standardında belirtilen metoda göre analiz edilmiştir. Bu araştırmada incelenen örneklerden 53'ü B. cereus yönünden şüpheli olarak belirlenmiştir. Şüpheli suşlardan yapılan paralel ekimler ve biyokimyasal testler sonucunda 18 adet beyaz peynir, 16 adet çiğ süt ve 3 adet de pastörize süt olmak üzere toplam 37 adet örnekte B. cereus varlığı doğrulanmıştır. B. cereus varlığı tespit edilen 37 adet örnek içerisinde; TGK Mikrobiyolojik Kriterler Yönetmeliği'nde belirtilen limitleri aşan 22 adet örnek tespit edilmiştir. Sonuç olarak Aydın bölgesinde satışa sunulan süt ve süt ürünlerinde kontaminasyonların olduğu görülmüştür. Bir gıda patojeni olarak B. cereus hem halk sağlığı hem de süt teknolojisi açısından risk oluşturduğundan gerekli hijyenik tedbirlerin alınarak halk sağlığının korunması ve üretimde kalitenin sağlanması gerekmektedir.

AydınBacillus cereusBacillus cereus+4
Gizem Kebabçı
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalamar (Todarodes pacificus) etinde farklı marinasyon uygulamaları sırasında meydana gelen fiziksel, kimyasal ve duyusal değişimlerin incelenmesi

Bu çalışmada, kalamarın (Todarodes pacificus) farklı uygulamalarla ve sürelerle marinasyonunun yapılarak meydana gelen kimyasal, fiziksel ve duyusal özelliklerindeki farklılıkların belirlenmesi amaçlanmıştır. Marinasyon uygulamasında kullanılan farklı muamelelerin (maya, süt ve soda) ve farklı süre uygulamalarının (3, 6, 12 ve 24 saat) kalamarın besin kompozisyonuna etkilerini belirlemek için kuru madde, ham kül, lipit ve ham protein analizlerinin istatistiki değerlendirmeleri sonucunda önemli değişimlerin olduğu gözlenmiştir. Kalamar kas örneklerindeki farklı süre ve uygulamalardaki protein değişimlerinin belirgin olmadığı yapılan SDS Page ile belirlenmiştir. Doku analizi ile farklı marinasyon muamelelerinin kalamarın doku parametrelerini etkilemediği ancak marinasyon süresinin sertlik, elastikiyet, yapışkanlık ve sakızımsılık özellikleri üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Kalamar etinin farklı muamele ve süre uygulamaları ile yumuşatılabildiği, kas lif düzenindeki değişimlerle SEM görüntülerinde belirlenmiştir. Kalamar etinin pH düzeyinin muamele, zaman, muamele x zaman interaksiyonundan etkilendiği tespit edilmiştir. Kalamarın renk ölçümlerinde ise; a*, b*, beyazlık (whiteness), renk tonu (Hue) ve renk berraklığı (Chroma) nın marinasyon uygulamalarından etkilendiği görülmüştür. Marinasyon süreleri ile muamele ve zaman arasındaki interaksiyonun ise L*, a* ve beyazlık (whiteness) kriterlerini etkilediği tespit edilmiştir. Duyusal değerlendirmenin lezzet parametresi incelendiğinde marinasyon uygulaması yapılan tüm kalamar halkalarının lezzetli bulunduğu ve en yüksek puanı maya ile 3 saatlik marinasyon uygulamasının aldığı görülmüştür. Çalışma sonucunda kalamarın maya, süt ve soda ile farklı sürelerde marinasyonu ile kimyasal, fiziksel ve duyusal özelliklerinin iyileştirilebileceği saptanmıştır.

KalamarMarinasyonMaya+2
Mehtap Baykal
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Süt çocukluğu döneminde anne sütü ve tamamlayıcı beslenme durumunun değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Beslenme; süt çocuğunun sağlıklı büyüme ve gelişmesinde en temel faktördür. Yaşamın bu kritik döneminde yapılan hatalı beslenme davranışlarının etkileri tüm yaşamını etkilemektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) bebeklerin ilk ay tek başına anne sütü ile beslenmelerini, altıncı aydan sonra tamamlayıcı beslenmeye geçilmesini ve anne sütüne 2 yıl devam edilmesini önermektedir. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları'na göre tek başına anne sütü alma süresi düşük ve tamamlayıcı beslenmeye erken başlanması oldukça yaygın bir uygulamadır. Bu çalışmada süt çocuklarında sadece anne sütü alımı, tamamlayıcı beslenme durumu saptanması ve etkili faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Mart 2020 ile Mart 2021 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Klinikler'ine başvuran 6-24 ay arası 200 süt çocuğu dahil edildi. Annelere uygulanan anket ile sosyodemografik özelllikler , anne sütü alma özellikleri ve tamamlayıcı beslenmeye geçiş ile ilgili veriler toplandı. Tüm istatiksel analizler SPSS 22.0 programı kullanılarak yapıldı. Bulgular: Çalışmaya yaşları 6-24 ay arasında değişen toplam 200 çocuk alındı. Olguların yaş ortalaması 12.9±5.1 aydı. Olguların %97,5 'i anne sütü almıştı ancak %17'si doğumdan sonra diğer sıvılar ile beslenmişti. Tek başına anne sütü ile beslenme süresi ortalama 3.2±2.3 aydı. İlk 6 ayda tek başına anne sütü ile beslenme oranı %24 idi. Olguların %62,1'i anne sütü almaya devam etmekteydi. Anne sütü kesme yaşı ortalama 8,2±6,3 ay olarak saptandı. Tamamlayıcı beslenmeye başlama yaşı ortalama 5.1 ± 1,3 ay (2-12 ay) olarak saptandı. Olguların 116'sına (%58) 6 aydan önce ve %11'ine (%5,5) 4. aydan önce tamamlayıcı besin verilmişti. Olguların ilk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenme ile çocuğun cinsiyeti, doğum şekli, doğum ağırlığı, anne eğitim düzeyi ile anlamlı ilişki saptanmadı. İlk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenme; annelerin emzirme danışmanlığı alma arasında anlamlı farklılık gösterirken (p=0.010) doğum öncesi emzirme eğitimi alma durumu ile anlamlı ilişki saptanmamıştır. Ev hanımı annelerin %18,3'ü çalışan annelerin %32,8'i, ilk 6 ay tek başına anne sütü ile beslemişti. Annelerin çalışması ile ilk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenme arasında anlamlı ilişki saptandı (p:0,023). Aylık geliri asgari ücret üzerinde olan ailelerin %28'i, asgari ücret olanların %12,7'si, asgari ücret altında olanların %27,6'sı ilk 6 ay tek başına anne sütü almıştı. Ailelerin aylık geliri ile ilk 6 ay tek başına anne sütü alması arasında anlamlı ilişki saptandı (p:0,047). Çalışmaya alınan çocukların anne sütü kesme süresi ile çocuğun cinsiyeti, anne eğitim durumu, annenin çalışma durumu, ailenin aylık geliri, annenin emzirme eğitimi/danışmanlığı alma ile anlamlı ilişki saptanmadı. Çalışmaya alınan çocukların tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanı ile çocuğun cinsiyeti, anne eğitim durumu, annenin çalışması, ailenin aylık gelir ile anlamlı ilişki saptanmadı. Tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgiyi doktordan aldığını belirtenler ortalama 5.5±1,0 ayda, hemşireden edindiğini belirtenler ortalama .5±1,2 ayda, aile, arkadaş 5.0±1,4 ayda başlamıştı. Tamamlayıcı beslenme hakkında bilgi edinilen kaynak ile tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanı arasında anlamlı ilişki saptandı (p= 0,023). Sonuçlar: Annelerin doğum sonrası anne sütü verme eğilimleri yüksekken, ilk 6 ay tek başına anne sütü verme oranları yeterli düzeyde değildir. Anne sütü erken kesilmekte ve tamamlayıcı beslenmeye erken geçilmektedir. Emzirme ve tamamlayıcı beslenme konusunda daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

Anne sütüBebek beslenmesiBesin destekleri+3
Selin Özdemir
Manisa Celal Bayar University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Süt keçilerinin beslenmesinde farklı yöntemlerle kurutulmuş narenciye posası kullanımının süt verimi, kalitesi ve süt ürünlerinde organoleptik özellikler üzerine etkileri

İki aşamalı mevcut çalışmada en iyi kurutma yöntemi ve kurutulan posanın karma yemdeki mısırla ikame potansiyelinin tespiti amaçlanmıştır. İlk denemede; narenciye (portakal, greyfurt ve limon) posaları farklı yöntemlerle (sıcak hava, infrared enerji, sıcak hava + infrared enerji; 70 oC ve 80 oC) 3x3x2 18 muamele grubunda kurutularak besin madde ve in vitro sindirilebilirlik analizleri gerçekleştirilmiştir. Sıcak hava+infrared enerjiyle kurutulan greyfurt posası en iyi in vitro sindirilebilirlik sonucunu vermiştir. Kurutma yöntemleri posalarda Mg ve Fe düzeyini, aroma maddelerinden toplam ester miktarını etkilemiştir. Posaların yağ asitleri de kurutma yöntemlerinden önemli (P<0.05) düzeyde etkilenmiştir. İn vitro sindirilebilirlik analizleri sonunda en iyi materyalin sıcak hava+infrared enerji ile kurutulan greyfurt posası olduğu saptanmıştır. Ancak greyfurtun acı tadı ve endüstriyel sıcak hava+infrared enerjili kurutma cihazının üretilememesinden dolayı çalışmanın ikinci aşamasında 80 °C sıcak havayla kurutulan portakal posası kullanılmıştır. Süt keçilerinin rasyonlarında kurutulmuş posalar mısırla farklı oranlarda(%7.5, 15 ve 22.5 KM) ikame edilmiştir. Muameleler keçilerin kuru madde tüketimini arttırmış, süt verimi ile yemi süte çevirme etkinliğini etkilememiş, canlı ağırlık değişimlerini ise olumsuz etkilemiştir. Süt kuru maddesi 2 ve 3. haftalarda posa ikamesinden kısmen olumsuz etkilenmiş, 6 ve 7. haftalarda ise artan posa kullanımıyla iyileşmiştir. Süt protein ve kazein düzeylerinde 3. hafta haricinde etki önemsiz (P>0.05) iken; süt yağı 6, 7 ve 8. haftalarda, laktoz düzeyi 3, 4 ve 5. haftalarda artmıştır. Muameleler kanda glikoz, kolesterol, NEFA, BHB ve IGF-1 ile süt yağ asidini olumsuz, sütün aroma, Cu, Fe miktarı ve peynir randımanını olumlu etkilemiştir. Somatik hücre sayısı çalışmanın ortasında kontrol grubunda daha düşük bulunmuş, peynir ve dondurmada kalite veya organoleptik özelliklerde herhangi bir etki gözlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Aroma, Narenciye, Organoleptik, Posa, Süt.

AromaKeçilerNarenciye+3
Harun Kutay
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2012 -2018 yılları arasında gıda allerjisi nedeniyle Gaziantep Üniversitesi Çocuk Allerji ve İmmunoloji Bilim Dalında değerlendirilen hastaların klinik laboratuar ve prognostik özellikleri ile değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Dünya genelinde çocukluk çağı alerjik hastalıklarının prevalansında artış görülmektedir. Gıda alerjisi bu alerjik hastalıklar arasında belirgin yer tutmaktadır. Gıda alerjisi astım ve egzamadan büyüme geriliğine, hatta ölüme kadar varan kliniklerle sonuçlanmaktadır. Bu çalışmada hastanemize başvuran gıda alerjisi hastalarının epidemiyolojik özellikleri, laboratuar ve klinik seyirlerinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: 2012 -2018 yılları arasında gıda alerjisi nedeniyle Gaziantep Üniversitesi Çocuk Alerji ve İmmünoloji Bilim Dalında değerlendirilen gıda alerjisi tanılı 834 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hastaların cinsiyetleri, ilk semptom yaşı, anne sütü alma süresi, ailede atopi öyküsü, çoklu besin alerjisi, ek alerjik hastalık varlığı ve klinik bulguları değerlendirildi. Hastaların prik test sonuçları, total IgE, spesifik IgE, düzeyleri ve tolerans geliştirme durumları değerlendirildi. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) versiyon 22 istatistik paket programı kullanılarak çözümlendi. Nominal değişkenleri tanımlarken sayı ve yüzdeler, sayısal değişkenleri tanımlarken ortalama, standart deviasyon, en düşük ve en yüksek değerler kullanıldı. Anlamlılık düzeyi 0,05 kabul edildi. Bulgular: Gıda alerjisi nedeniyle polikliniğe başvuran bireylerin %63,2'si erkekti. Reaksiyonlarda en sık cilt bulguları (%67,2) gözlendi. Reaksiyonlara yol açan besin maddeleri olarak en sık inek sütü (%78), ikinci sırada yumurta (%67) saptandı. Olguların %50,4'ünde ilgili besine tolerans geliştiği, %21'inde ilgili besinin sonrasında hiç yenmediği ve %3,8'inde halen reaksiyon gözlendiği bildirildi. Ankete katılan olguların %71,4'ünde ailesel atopi öyküsü olduğu saptandı. Olgularda diğer alerjik hastalık, astım, alerjik rinit gibi, bulgularının birlikteliği de mevcuttu. Tartışma ve Sonuç: Gıda alerjilerinde anamnez ve klinik değerlendirme laboratuar kadar değerlidir. Hastalarda ailesel atopi varlığı, gıda alerjilerinde önemli bir faktördür. Atopik yürüyüş olarak adlandırılan fenomende belirtilen alerjik hastalık birlikteliğini çalışmamıza dahil ettiğimiz hastalarda da tespit ettik. Besin alerjisi olan hastaların yakın beslenme ve büyüme takibi yapılması, uzun dönemde besin eliminasyonu ilişkili eksikliklerin önüne geçmek için diyet ve tedaviler düzenlenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, gıda alerjisi, süt alerjisi, yumurta alerjisi, prognoz, tolerans

Alerji ve immünolojiBesin alerjisiHipersensitivite+4
Orhan Cellat
Gaziantep University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ ilinde süt ineği besleme bilinci geçiş dönemi beslemesi ve süt ineklerinin verim durumlarının araştırılması

Bu araştırma, Elazığ İli Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği verilerine dayanılarak, Elazığ il ve ilçelerinde 20 baş ve daha üzeri hayvanla süt inekçiliği yapan işletmelerin yaklaşık %60'ını temsil edecek sayıda süt ineği işletmesinde yürütülmüştür. Araştırmada Elazığ ilinde bulunan süt işletmelerinde süt ineği beslemesinde yetkili ve sorumlu kişilerin bilinç ve birikimi, geçiş dönemi beslemesinin uygulama durumu, süt ineklerinin ırk dağılımı, yem envanteri, ineklerin süt verimi durumu, laktasyon dönemlerindeki ineklerin beslenme durumları, süt ineklerinin üreme durumu, sık görülen hastalık durumları ve süt ineği işletmeciliği ile ilgili diğer unsurlar incelenmiştir. İncelemede, tüm işletmeler hayvan besleme uzmanları tarafından ziyaret edilmiş ve işletmelerde yüz yüze anket çalışmaları, yem ve süt örnekleri alınarak laboratuarda analizler yapılmıştır. İşletmelerin %67.5'inde, beslemede yetki ve sorumluluk sahibi kişilerin işletme sahibinin bizzat kendisinin olduğu ve aile fertlerinin birlikte çalıştıkları ortaya konmuştur. Beslemede yetki ve sorumluluk sahibi kişilerin %73'nün ilköğrenim ve altı eğitim seviyesinde. olduğu gözlenmiştir. Bu kişilerin %65'nin iş tecrübesinin >10 yıl olduğu, % 35'inin de < 10 yıl olduğu tespit edilmiştir. Buna karşın yetki ve sorumluluk sahibi kişilerin süt ineği beslemesi konusunda yenilikleri takip için bilimsel etkinliklere katılım oranının %30 seviyesinde olduğu tespit edilmiştir. Yenilikleri takip ettiğini ifade eden kişilerin ise süt ineği beslemesi konusunda katıldıklar bilimsel etkinliklerin %83.4'ü üretici birlikleri, yem fabrikaları ve fuarların düzenledikleri bilgilendirme toplantılarıdır. İşletmecilerin %77.5'i hayvan besleme konusunda danışmanlık hizmeti almadıkları ve danışmanlık hizmeti alanların da bu hizmet karşılığı herhangi bir ücret ödemedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Danışmanlık hizmeti almama nedenleri ise serbest veteriner hekimlerin yeterli olmaması (%42), danışmanlık hizmeti alacağı yeri bilmemeleri ve bundan haberdar olmamaları (%35) ve ihtiyaç duymayıp kendilerini yeterli görmeleri (%23) biçiminde sıralanmaktadır. İşletmelerdeki ineklerin, laktasyon dönemlerindeki süt verimleri (kg/gün/hayvan), canlı ağırlıkları ve tükettikleri yemlerin isimleri ve miktarları (kg/gün/hayvan) düzenli kayıt altına alınmamıştır. Bu konularda verilen bilgilerin ise tahmini olduğu gözlenmiştir. İşletmelerdeki ineklerin inek başına günlük süt verimlerinin %47.5'i 12-15 kg, %37.5'i 16-20 kg ve %15'i >21 kg biçiminde sıralanmaktadır. İşletmelerden alınan süt örneklerinin kuru madde (KM), yağ, protein ve üre düzeyleri sırasıyla %52.5 = %11.6-12.5, %77.5 = %2.5-3.5, %40 = %3.3-3.5, %80 = 10 - 20 mg/dl aralığında olduğu tespit edilmiştir. Takibe alınan işletmelerde ineklerin ilk buzağılama yaşının daha çok (%32.5) 24 aylık yaşta yoğunlaştığı tespit edilmiştir. Ortalama iki doğum aralığı işletmelerin %57.5'inde 12 ve 13 ay olduğu ortaya konulmuştur. İncelenen işletmelerin tamamında geçiş dönemi belemesi uygulanmamaktadır. İşletmelerin %47.5'inde, hayvanlara verilen yemlerin miktarları ve hayvanların ihtiyaçları, ineklerin süt verimi ve canlı ağırlığına bakılarak belirlendiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte hayvanların hepsine aynı miktarda yem verenlerin oranı %20, sadece süt verimine bakarak verdiği yemi artırıp azaltanların oranı ise %15 olarak bulunmuştur. İşletmeciler yaz ve kış dönemlerinde hayvanlarını daha çok 3 öğün üzerinden olmak üzere 2- 3 öğün beslemektedirler. İşletmelerin %92.5'i hayvanlara grup yemlemesi uygulamaktadırlar. İşletmelerin tamamında yıl boyu buğdaygil samanları yedirilmektedir. Buğdaygil samanları işletmelerin %84'ünde patozdan geçirildikten sonra hayvanlara verildiği anlaşılmıştır. İşletmelerin %70'inde kuru ot bulunduğu, bunların %64'ünde kuru otun doğranarak hayvanlara verildiği belirlenmiştir. İşletmelerin %62.5'inde yaş yonca biçildiği şekliyle pörsütmeden hayvanlara verildiği saptanmıştır. İşletmelerin kışın silajı daha çok kullandıkları (%87.5) tespit edilmiştir. Yaz döneminde hayvanlara verilen yemler arasında, buğdaygil samanları işletmelerin %95'inde, karma yem (fabrika yemi) %87.5'inde, Arpa-buğday ezmesi %75'inde, yonca %72.5'inde, kepek %60'ında ve %35'inde ise mısır silajı kullanıldığı tespit edilmiştir. Buna karşın kış döneminde işletmelerin %95'inde buğdaygil samanı, %95'inde karma yem (fabrika yemi), %82.5'inde arpa-buğday ezmesi, %52.5'inde yonca, % 65'inde kepek ve mısır silajı ise %87.5'inde kullanıldığı tespit edilmiştir. İşletmelerdeki buğdaygil samanının tamamının 5 cm den küçük olduğu, kullanılan samanların da %2'si 2.5 cm den , %34'ü 1 cm den , %25'i 0.5 cm den, %18'i 0.3 cm den büyük, %21'i ise 0.3 cm den küçük partikül büyüklüğüne sahip olduğu saptanmıştır. Doğranarak verilen kuru yoncanın %60'ı 5 cm den büyük, fiğin ise %46'sı 5 cm den büyük partikül büyüklüğüne sahip olduğu gözlenmiştir. Mısır silajının partikül büyüklüğü İşletmelerin tamamında 5 cm den küçük olduğu, kullanılan mısır silajların %6'sı 2,5 cm den, %57'si 1 cm den, %30'u 0.5 cm den, %6'sı 0.3 cm den büyük, %1'i ise 0.3 cm'den küçük partikül büyüklüğüne sahip olduğu saptanmıştır. İşletmelerden alınan fabrika yem örneklerinin yaklaşık %97.2'sinde %2'den az, %85.8'inin de %1,5'den az üre içerdiği tespit edilmiştir. İşletmelerde hayvanların rasyonlarının NRC standartlarına göre KM, HP ve NEL düzeyinin sırasıyla %45 düşük- %55 yüksek, %42.5 düşük- %57.5 yüksek ve %22.5 düşük- %77.5 yüksek olduğu tespit edilmiştir. İşletmelerde görülen sağlık problemleri arasında %60 ile mastitis birinci sırada yer alırken; bunu, %47.5 ile birden fazla suni tohumlama, %35 ile güç doğum, %25 ile ayak problemleri, %22.5 ile hipokalsemi ve buzağı ishalleri, %15 ile de göbek iltihabı izlemektedir. Sonuç olarak; Bu çalışmada, Elazığ ilinde beslenmede yetki ve sorumluluk sahibi kişilerin süt ineği beslemesi konusunda bilgi birikimi ve eğitim seviyesinin düşük olduğu, yenilikleri gereği gibi takip etmedikleri, yeterli danışmanlık hizmeti almadıkları, süt ineklerinde geçiş dönemi beslemesi uygulamadıkları, düzenli bir kayıt tutmadıkları, araştırma kapsamında yapılan analizlerin değerlendirmesine göre verdikleri bilgilerde çelişkilerin olduğu gözlenmiştir. Bu durumun düzeltilmesi için, süt ineği işletmecileri kendilerinin bir işletmeci olduklarının farkına varıp gereğini yapmaları gerekir. Anahtar Kelimeler: Süt İneği, Besleme Bilinci, Geçiş Dönemi, Verim Düzeyi

ElazığHayvan yemleriHayvancılık+5
Ahmet Mamak
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

The evaluation of cross-sensitivity to goat and sheep milk, and of the clinical reactivity to heated milk products, in children diagnosed with cow milk allergy

Allergy to cow milk is the most commonly encountered food allergy among infants. During the first two years of life, the incidence of cow milk allergy is approximately 2-3%; however, the incidence of cow milk allergy is gradually increasing compared to other food allergies. For this reason, it is important to closely follow and monitor patients who have allergy to cow milk. The aim of this study was to investigate whether patients with cow milk allergy can instead consume sheep milk, goat milk, or baked cow milk products (which is cow milk presented in a different form). The study was performed on 40 patients with allergy to cow milk (the study group) and 40 healthy controls (the control group) between the ages of 0 and 4. Vitamin D levels were assessed in these patients and healthy controls, and no significant difference was identified between the two groups with respect to their serum vitamin D levels. All of the patients with allergy to cow milk also exhibited allergy to sheep milk, while only 10% lacked allergy to goat milk. Baked milk products were tolerated by 62.5% of the patients, and the breakpoint for casein-specific IgE was determined as 4.08 kU/L for these patients. No significant differences were identified between patients who were tolerant and those who were not tolerant of baked cow milk products with respect to their cow milk skin tests; their cow milk, sheep milk and goat milk skin prick to prick tests; and their cow milk, sheep milk and goat milk alpha-lactalbumin, beta-lactoglobulin, casein-specific IgE and vitamin D levels. Patients who developed anaphylaxis in their medical history or during administering cow milk who had values below predictive levels and patients who did not develop anaphylaxis it was observed that there were no significant different between these patients terms of their cow milk skin tests; their cow milk, sheep milk and goat milk skin prick to prick tests; and their cow milk, sheep milk and goat milk alpha-lactalbumin, beta-lactoglobulin, casein-specific IgE and vitamin D levels.. Further studies with larger patient groups will help demonstrate that baked cow milk products can be used as immunotherapy agents for patients with cow milk allergy, allowing them to rapidly develop tolerance to cow milk. Keywords: Cow's milk, goat 's milk, sheep 's milk, heated milk products

HypersensitivityGoat milkSheep milk+4
Lütfiye Çilkol
Fırat University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de çocuklara yönelik süt ambalaj tasarımlarının görsel iletişim bağlamında incelenmesi ve bir uygulama örneği

Bu araştırmada Türkiye'de çocuklara yönelik üretilen meyve aromalı süt ambalajlarında bulunan görsel iletişim unsurları (logo, marka, renk, tipografi, illüstrasyon-fotoğraf, sembol) incelenmiştir. Elde edilen bulgular neticesinde örnek bir ambalaj tasarımı yapılarak analiz edilmiştir. Betimsel bir çalışma olan bu araştırmada, yöntem olarak da nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda piyasada marketlerde satılan Aynes, Danone, Dost, Eker, Mis, Nestle, Pınar, Sek, Sütaş, Torku, Ülker, İçim, Yörsan ve Yörükoğlu firmalarının çilekli, kakaolu ve muzlu çeşitlerinin otuz dokuz (39) farklı ambalajları incelenmiştir. Bu araştırmanın kuramsal çerçevesini oluşturan ambalaj kavramı, görsel iletişim, görsel iletişim açısından ambalaj tasarımı başlıkları altında ambalajın tarihsel gelişimi, önemi, işlevleri, çeşitleri ve ambalaj üzerinde bulunan görsel iletişim unsurları araştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırma, Kırıkkale il merkezinde bulunan marketlerde satılan Aynes, Danone, Dost, Eker, Mis, Nestle, Pınar, Sek, Sütaş, Torku, Ülker, İçim, Yörsan ve Yörükoğlu firmalarının çilekli, kakaolu ve muzlu çeşitleri ile sınırlı kalmıştır. Ambalajların temel özelliği, ürün vaatlerini verdikleri görsel mesajlarla iletmek olduğundan kullanılan görsel iletişim unsurlarının doğru ve etkili bir şekilde kullanılması gerekir. Vaatlerin hedef kitleye sağlıklı bir şekilde iletilebilmesi için ambalaj tasarımlarında görsel unsurların teknik açıdan doğru ve yerinde kullanılması önemlidir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre seçilen aromalı süt ambalajlarının biçimsel yapıları ile ürün içerikleri farklılıklar göstermiş, hedef kitle çocuklar olduğundan ambalajların çoğunluğunda çocukların dikkatini çekecek görsel iletişim unsurlarından faydalanılmıştır. Sonuç olarak; marketlerde raflarda yer alan çocuklara yönelik aromalı süt ambalajları hem çocukların ruh dünyasına hitap etmeli hem de benzer ürünler arasından farklı tasarımıyla sıyrılabilme özelliğine sahip olmalıdır. Anahtar Kelimeler: Görsel İletişim, Ambalaj, Ambalaj Tasarımı.

Ambalaj materyalleriAmbalaj tasarımGörsel iletişim+3
Serkan Yalçın
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ'da üretilen sütlerde aflatoksin M1 düzeylerinin hplc ile araştırılması

Günlük hayatta tükettiğimiz birçok gıda ürününde; uygunsuz koşullarda üretim veya muhafaza şartlarına bağlı olarak, tek hücreli mantarlar tarafından üretilen ve mikotoksin adı verilen toksinler bulunmaktadır. Bunların en önemlilerinden biri olan Aflatoksinler; vücuda alınma dozuna bağlı olarak toksik, mutajenik, terotojenik ve kanserojenik etkilere neden olmaktadır. Bu çalışmada; Elazığ merkez ve merkeze bağlı 22 köyde üretilen sütlerde, insan sağlığı açısından güçlü toksik etkiye sahip olan Aflatoksin M1 düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Elazığ ilinde faaliyet gösteren 30 süt üretim işletmesinden elde edilen toplam 60 adet süt numunesi, tek kullanımlık temiz kaplarda ve soğuk zincirde taşınmak suretiyle, Elazığ İl Gıda Kontrol Laboratuvarına getirilerek burada HPLC aracılığıyla Aflatoksin M1 düzeyi yönünden analiz edilmiştir. Yapılan analiz neticesinde 60 adet çiğ süt numunesinin 16 (%27) tanesinin AFM1 içermediği, 36 (%60) tanesinin yasal sınırlar içinde AFM1 içerdiği ve geri kalan 8 (%13) tanesinin ise yasal sınırların üstünde AFM1 içerdiği tespit edilmiştir.

Aflatoksin M1AflatoksinlerAflatoksinler+4
Yavuz Baygeldi
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Süt toplama tanklarında Patojen Candida spp. varlığının belirlenmesi

Süt Toplama Tanklarında Patojen Candida spp. Varlığının Belirlenmesi Bu çalışma süt toplama tanklarında patojen Candida 'nin varlığının incelenmesi ve PCR ile doğrulanmasının yapılmasını sağlamak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla süt toplama tanklarından alınan toplam 100 adet süt örneğine karbonhidrat fermentasyon, karbonhidrat asimilasyon testi, üreaz testi, germ tüp ve klamidospor testleri yapılarak 51 süt örneğinde Candida spp. saptanmıştır. Tür ayrımına gidilmesi sonucunda 15 süt örneğine ait izolatların C. tropicalis olduğu bulunmuştur. PCR tekniği ile yapılan doğrulama sonucunda 15'inde C.tropicalis olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak patojen candida türü olan C.tropicalis çiğ sütlerde varlığı hem süt sektörü hem de halk sağlığı açısından risk oluşturduğu bildirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Süt, Patojen Candida, Candida albicans, Candida krusei, Candida tropicalis

Candida albicansCandida tropicalisKandida+4
Mümine Tuğçe Zengin
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ohmik ısıtma işleminin süte inokule edilen listeria monocytogenes üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi

Son yıllarda yapılan araştırmalar gıdaların yapısal özelliklerine zarar vermeden patojen inaktivasyonunu sağlayan yenilikçi teknolojiler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Buyenilikçi teknolojilerden biri olan ohmik ısıtma, kitlesel ve hızlı bir ısıtma sağlayarak etkin bir mikrobiyal inaktivasyon sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, ohmik ve konvansiyonel ısıtma işlemlerinin farklı yağ oranlarına sahip sütlerde L. monocytogenes üzerine etkilerini belirlemektir. Bu kapsamda; 200 ml'lik yağlı (%3,1), yarım yağlı (%1,5) ve yağsız (%0,14) UHT sütlere %0,5 oranında L. monocytogenes 4b(ATCC 13932) suşu inokule edildi. Ohmik ısıtma işlemi, paslanmaz çelik elektrotlar, K-tipi termocupl, datalogger ve 0-250 V, 10 amper, AC akım sağlayan güç kaynağı kullanılarak oluşturulan laboratuvar tipi pilot ünitede gerçekleştirildi. Ohmik ısıtma işleminin geleneksel pastörizasyon işlemiyle karşılaştırılması amacıyla termostatik su banyosu içerisinde konvansiyonel ısıtma işlemi uygulandı. Patojen ilave edilmiş süt örnekleri ohmik ve konvansiyonel ısıtma işlemleriyle 62 °C'ye kadar ısıtıldı, ardından başlangıç (0), 2., 4. ve 6. dakikalarında steril enjektör yardımıyla örnekler alınıp yayma plak yöntemiyle ekimler yapıldı. Ohmik ısıtma işleminin 6. dk'sında yarım yağlı ve yağsız sütlerde başlangıç yüküne göre ortalama 5,30 log kob/mL düzeyinde bir azalma meydana geldi ve L. monocytogenes tamamen inaktive oldu (p<0.05). Yağlı sütlerde ise başlangıç yüküne göre 3,10 log kob/mL düzeyinde bir azalma meydana geldi (p<0.05). Konvansiyonel ısıtma işleminde meydana gelen azalmanın yağlı, yarım yağlı ve yağsız sütlerde sırasıyla 0,21, 0,29 ve 0.39 log kob/mL düzeyinde olduğu görüldü (p<0.05). Sunulan bu çalışmada, artan yağ oranının sadece sütün elektriksel iletkenliğini azaltmakla kalmadığı, aynı zamanda L. monocytogenes'i termal hasardan koruduğu görüldü. Azalan elektriksel iletkenliğin ohmik ısıtmanın termal verimliliğinin de azalmasına yol açtığı tespit edildi. Ohmik ısıtma işlemiyle patojen inaktivasyonunun sağlanmasında yağ oranının önemli inhibitör etkilerinin olabileceği sonucuna varıldı.

BakterilerGıda teknolojisiIsıtma+5
Serap Özkale
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sığır, koyun ve keçi sütlerinden izole edilen staphylococcus aureus izolatlarında metisilin ve antiseptik direnç genlerinin araştırılması

Çiftlik hayvanlarından mastitis etkeni olarak en sık izole edilen patojenlerin başında Staphylococcus aureus gelmektedir. Antibiyotiklere karşı hızla direnç geliştiren Staphylococcus aureus antiseptik ve dezenfektanlara da direnç geliştirmektedir. Direnç genlerini hem kendi türlerine, hem de diğer bakterilere aktarabildikleri için önemli sorunlara yol açmaktadır. Bu çalışmada, Burdur ili ve çevre köylerinde sığır, koyun ve keçilerden toplanan süt örneklerinden fenotipik testler ile S. aureus olarak tanımlanan kolonilerin, genotipik olarak polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile doğrulanması, S. aureus izolatlarında metisilin ve antiseptik direnç genlerinin tespit edilmesi ve antibiyotik duyarlılıklarının incelenmesi amaçlandı. Bu amaçla mastitis problemi bulunan işletmelerden 257 hayvandan (90 sığır, 107 keçi, 60 koyun) 694 adet süt örneği toplandı. Fenotipik testler ile (Gram boyama, katalaz, koagülaz, mannitol salt agar, DNase) 75 izolat S. aureus olarak tanımlandı ve 60'ı nuc genine spesifik primerler kullanılarak yapılan PZR ile S. aureus olarak doğrulandı. Bu izolatlarda metisilin (mecA, mecC) ve antiseptik (qacA/B,smr) direnç genlerinin varlığı PZR ile araştırıldı. İneklerden izole edilen S. aureus suşlarından 1'inde mecA geni tespit edilirken, S. aureus izolatlarında mecC geni saptanamadı. S. aureus izolatlarının 3'ünde qacA/B geni, 2'sinde ise smr geni belirlendi. Yapılan antibiyotik duyarlılık testleri sonucunda fenotipik olarak S. aureus olduğu tanımlanan 60 izolatın 24'ü sefkuinoma, 21'i penisiline, 9'u ampisilin sulbaktama 7'si oksitetrasikline, 6'sı amoksisilin klavulanik aside, 3'ü seftiofura, 2'si oksasiline, 1'i sefaperazona, 1'i sefoksitine dirençli bulundu. Sonuç olarak bu çalışma ile, S. aureus izolatlarında metisilin ve antiseptik direnç genlerinin düşük oranda saptanması, Burdur ili ve çevre köylerinde metisilin ve antiseptik direnç genlerinin henüz problem olmadığı, ancak bu bakterinin zoonotik öneme sahip olması nedeniyle halk sağlığı açısından önemli olabileceği kanaatine varılmıştır.

Direnç genleriKeçi sütüKoyun sütü+7
Azra Demirci Özdemir
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00

Related subjects