National identity
133 theses under this subject heading
Kuzey Kore ulusal kimliğinin ve totaliter rejiminin milliyetçilik üzerinden yeniden üretimi
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Kore, ikiye bölünmüştür. Kuzey Kore'nin hem iç hem de dış politikası uluslararası toplumun önemli bir kısmı tarafından tehdit olarak algılanmıştır. Ayrıca Kuzey Kore'de siyasal otorite, totaliter rejimin inşasında milliyetçilik araçlarından istifade etmiştir. Kim İl Sung'un Kuzey Kore için oluşturmaya çalıştığı milliyetçi ruh ve totaliter yapı ile birlikte lider, kendi kendine yeterlilik politikası olan Juche ideolojisini oluşturmuş ve ordu merkezli totaliter rejim yapısını Kuzey Kore'nin ulusal bütünlüğünü güçlendirmek için kurmuştur. Bu çerçevede bu tezin amacı; Kuzey Kore'nin ulusal kimliğini ve totaliter rejim yapısını milliyetçiliğin etkisi altında nasıl yeniden ürettiğini ortaya çıkarmaktır. Dolayısıyla bu tezin vardığı sonuç; siyasi tarihteki diğer totaliter rejim örneklerinde olduğu gibi, Kuzey Kore'de de milliyetçiliğin günümüze kadar olan süreçte ulusal kimliğin ve totaliter rejimin kendisini yeniden üretmesinde vazgeçilemez bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Kuzey Kore, Milliyetçilik, Lider, Ulusal Kimlik, Yeniden Üretim, Totalitarizm.
Sosyal medyada belirsizliğin ve sosyal kimliklerin bilişsel, duygusal ve davranışsal tepkiler üzerindeki etkileri
İnsanlar yaşam boyunca karşılaştıkları belirsizlikleri azaltmak için çabalamaktadır ve belirsizlikle baş etmenin etkili yollarından biri grupla kimliklenmektir. Günümüzde sosyal medya platformları grup etkinlikleri için yeni bir ortam sağlamaktadır. Bu nedenle belirsizliği azaltmak için bu platformlar yaygın olarak kullanılmaktadır. Fakat sosyal medya platformlarında sosyal kimlik tehditleri de yaygındır. Bu nedenle belirsizlik gibi rahatsız edici bir durumdan sonra sosyal medyada sosyal kimlik tehdidi ile karşılaşmanın, insanların iç grup kimliğini korumak için daha fazla güdülenmelerine neden olması beklenebilir. Bu araştırmada yürütülen ilk deneyde sosyal medyada karşılaşılan belirsizliğin ve cinsiyet kimliğine yönelik tehditlerin bilişsel, duygusal ve davranışsal tepkiler üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Deney Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinden 102 kadın katılımcıyla yürütülmüştür. Belirsizliği değişimlemek için katılımcılara yaşadıkları belirsizlik veya olumlu anlarla ilgili açık uçlu sorular sorulmuş; sosyal kimlik tehdidini değişimlemek içinse Sosyal Medyada Dışlanma Paradigması kullanılarak tehdit içeren ve içermeyen profiller oluşturulmuştur. Analiz sonuçları belirsizliğin olumlu duygular üzerindeki temel etkisinin anlamlı olduğunu göstermiştir. Fakat belirsizlik ile sosyal kimlik tehditlerinin olumsuz duygu, bilişsel ve davranışsal tepkiler üzerindeki temel ve ortak etkileri anlamlı değildir. İkinci deneyde ilk deneydeki değişimlemeler ve ölçümler kullanılmıştır. Farklı olarak kimlik tehdidinin kaynağını değişimlemek amacıyla ulusal kimlik kullanılmış ve sosyal medya profillerinde kişinin iç grup (T. C. vatandaşı) ya da dış gruptan (yabancı uyruklu) olduğu ile ilgili bilgiler verilmiştir. Deney Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinden 149 katılımcıyla yürütülmüştür. Analiz sonuçları belirsizlik ile sosyal kimlik tehditlerinin bağımlı değişkenler üzerindeki temel etkilerinin anlamsız olduğunu fakat olumlu duygu puanları üzerinde ortak etkinin anlamlı olduğunu göstermektedir. Ek olarak, katılımcılar belirsizlik yüksekken kimliklerini tehdit eden dış grup üyesini tehdit içermeyen profillere kıyasla daha fazla dışlamışlardır. Fakat iç grup üyesini dışlama davranışı belirsizlik yüksekken ya da kontrol koşulunda farklılaşmamaktadır. Sonuç olarak, bulgular insanların belirsizlik yüksekken iç grup kimliklerini korumaya kısmen de olsa güdülendiklerini ve belirsizlik ile sosyal kimlik tehditlerinin dışlama davranışını motive edici bir etkisinin olabileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Sosyal medya, sosyal kimlik, belirsizlik, dışlama, cinsiyet kimliği, ulusal kimlik
Türk Devletleri Teşkilatı'nın sosyal inşacı teori çerçevesinde analizi
Bu tez çalışmasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)'nin 1991'de dağılmasının ardından bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan ile Türkiye arasında Türk kimliği etrafında geliştirilen ilişkiler ele alınmıştır. İsmail Gaspıralı'nın "Dilde, Fikirde, İşte Birlik" ülküsü ile fikirsel altyapısını oluşturduğu ve 2009 Nahçıvan Anlaşmasıyla kurumsallaşma sürecini tamamlayan Türk Devletleri Teşkilatı bu ilişkilerin doruk noktasıdır. Bu çalışmada Türk Birliği idealinin ve bu yönde harcanan çabaların ilerleyen süreçlerde de bölgesel ve küresel ölçekte uluslararası ilişkilerin şekillenmesinde önemli bir rol oynayacağı değerlendirilmektedir. Uluslararası ilişkilerin anarşik yapısından yola çıkarak, uluslararası sistemi sadece maddi yapılar üzerinden ele alan Neo-Realist kuramın aksine sosyal inşacı kuram, uluslararası ilişkilerde sosyal ve fikirsel yapıların en az maddi yapılar kadar etkili olduğunu savunmaktadır. Sosyal inşacı yaklaşıma göre sistemdeki aktörlerce paylaşılan fikir, inanç ve değerler sistemi yapısal bir özellik gösterir ve sosyal-siyasal eylemler üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Paylaşılan ortak kimlik, kültür, inanç ve değerler sayesinde bir araya gelen Türk Cumhuriyetlerinin, Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde zirveler süreciyle başlayan ve yeni kurumlarla desteklenen entegrasyon süreçleri olumlu bir yapıya evrilmektedir. Bilim, kültür, eğitim, ekonomi, diplomatik, siyasî, hukukî alanlarındaki ilişkiler ve iş birlikleri sosyal inşacı teorinin sadece maddi yapılar değil, fikirlerden ve ülkülerden doğan yapılar da uluslararası alanda egemen devletleri belli oluşumların içerisinde oynadıkları rol itibariyle ulusal çıkarlarını yeniden belirlemeye yönlendirebileceği iddiasını doğrulamaktadır. Bu tezin temel savı uluslararası ilişkilerde sosyal inşacı bakış açısından yola çıkarak, Türk Devletleri Teşkilatı'na üye olan Türk Devletleri'nin Teşkilat bünyesinde mevcut olan ve süreç içerisinde oluşturulacak iş birliği yapıları çerçevesinde uluslararası alanda ulusal çıkarlarını ortaklaşa belirleyebilecekleri bir aşamaya gelmelerinin mümkün olacağı yönündedir.
Millî kimliğin oluşturulması bağlamında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
Bu çalışmada, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın çocukların millî kimliğini oluşturması noktasındaki işlevleri ele alınmıştır. Araştırma, Erken Cumhuriyet Dönemi ile sınırlandırılmıştır ve dönemin süreli yayınları olan gazete ve çocuk dergileri taranarak veriler elde edilmiştir. Millî kimlik ideolojisini oluşturma noktasında, dönemin partisi olan Cumhuriyet Halk Fırkası'nın parti tüzükleri ve Millî Eğitim Bakanlığı'nca yayımlanan yurt bilgisi eserleri de 'millî eğitim' başlığı için ayrı bir parantez açılıp değerlendirilmiştir. Ele alınan tez altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, tezin ana temalarını oluşturan 'çocuk, tören ve milliyetçilik' kavramlarının batıda ve Türk kültüründeki tarihi seyri Cumhuriyet Dönemi sürecine kadar incelenmiş; ikinci bölümde Türkiye Cumhuriyeti'nde resmî bayramlar konusu ele alınmıştır. Bu suretle, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı; 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dışında kalan resmî bayramlar bahsinde, tarihi bağlamda ele alınmıştır. Araştırmada 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı hazırlayan süreç, TBMM'nin açılması, Millî Hâkimiyet Bayramı'nın ilan edilmesi ve bu çerçevede ilk bayram kutlamaları değerlendirilmiş; Çocuk Bayramı'na giden süreç yıl yıl tahlil edilmiştir. Üçüncü bölümde, 1925 yılında 'Çocuk Bayramı' kavramının ilk defa ortaya çıkışı açıklanmaya çalışılmış; Türkiye'de 1926-1938 yılları arasında 23 Nisan Millî Hâkimiyet ve Çocuk Bayramı bağlamında çocukların millî kimlik inşasına yardımcı unsurlar olan ve bayram kutlamalarında dile getirilen gazete ve dergilerde yayımlanan bayram nutukları, şiirleri, hikâye ve destanları, özlü sözleri, vii reklam ve karikatürleri ile müsabakaları analiz edilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk ve Türk çocuğu alt başlığıyla verilen bölümde, inşa edilmek istenen modern–ideal Türk çocuğunun özellikleri araştırılmıştır. Dördüncü bölümde, 'millî dava' olarak ifade edilen 'Çocuk Meselesi'nin millî kimlik bağlamında değerlendirilmesi yapılmış ve bu suretle çocukların maddi imkânsızlıkları kapsamında sorunları ele alınmış, ahlâkî ve terbiyevî çözümler araştırılmış, nüfus meselesi bağlamında 'sağlıklı ve gürbüz çocuk yetiştirme meselesi' dönemin nüfus sorunu ekseninde analiz edilmeye çalışılmıştır. Beşinci bölümde dönemin iki etkili kuruluşu ve birbirinin ardılı olan Türk Ocakları ve Halkevleri'nin, çocukların millî kimlik inşasına yönelik çalışmaları incelenmiş, tezin altıncı bölümünde ise dünya genelinde kutlanan 'Çocuk Günleri'nin' tarihi ve işlevleri araştırılmıştır. Tezin sonuç kısmında, tez çalışmasında amaçlanan Çocuk Bayramı'nın, çocukların millî kimliğin inşası bağlamında katkılarının olduğu ifade edilmiş ve bu minvalde çocuk bayramlarının çocuk kimliğini inşa edici bir süreç olduğu görülmüş ve anlaşılmıştır. Ekler kısmında çocuk dergilerinin kapak resimleri, Himaye-i Etfâl Cemiyeti'nin Çocuk Bayramı'nda satışa sunduğu pul ve rozet resimleri, Gürbüz Çocuk Müsabakası resimlerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimler: Çocuk Bayramı, Millî Bayram, Tören, Millî Kimlik, Çocuk.
Millî edebiyat dönemini besleyen Türkçülüğün kaynakları
"Millî Edebiyat Dönemini Besleyen Türkçülüğün Kaynakları" adını taşıyan tezimizde, içerik olarak Millî Edebiyat dönemini hazırlayan sürecin bilimsel, siyasi ve sosyal yapı taşları ortaya konulmaya çalışıldı. Osmanlı'nın son dönemlerine denk gelen süreçte, Millî Edebiyat dönemini hazırlayan birçok etken olduğunu görüldü. Toplumsal değişim/dönüşüm neticesinde başta dil olmak üzere, toplumun da geçirmiş olduğu sosyal bir buhran ve siyasi evrilmeler kaynaklar ışığında ifade edilmeye çalışıldı. Bizi böyle bir çalışmaya götüren sebebin arkasında son dönemlerde yayımlanan bazı kaynakların iddiaları olmuştur. Kimi eserlerin iddiaları doğrultusunda Türkçülük, Yahudiler tarafından mı siyasi bir propagandaya dönüştürüldü yoksa Osmanlı'nın millet olarak son bakiyesi Türkler tarafından mı ideolojik bir düşünceye dönüştürüldü? İşte buradan hareketle Fransız İhtilali'nden tutun da 20. yüzyılın başlarına kadar olan süreçte, Türkçülüğe tutunan bir milletin edebiyat ve yazın ürünlerini ortaya koyma aşamasında, Türk dilini de nasıl bir sadeleşme sürecine soktuğunu ve bugün Millî Edebiyat Dönemi olarak nitelenen dönemin kısmî boyutuyla nasıl hazırlandığı bu tezle ifade edilmeye çalışıldı. Türkçülüğü, yolun başında Batılı bilim adamlarının ortaya koyduğu bilimsel kaynaklar üzerinden inceleyerek Osmanlı coğrafyasındaki Türklere millî kimliklerini hatırlatan, devletin asıl unsuru olduklarını idrak ettiren süreç, tarihî, sosyal, bilimsel ve edebî boyutuyla ortaya konulmaya çalışıldı. Rejim konusunda rahatsızlıkları olan Yeni Osmanlılar, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki üzerinden şekillenen Türkçülüğün edebî ayağını oluşturan unsurlar da bu tezle ortaya konulmaya çalışıldı. Söz konusu unsurları bilimsel faaliyetler, siyasi ve sosyal olaylar ışığında, bir zincir hâlinde ortaya konularak Millî Edebiyat'ın hazırlayıcısı ve besleyicisi Türkçülüğü, nüve hâlinden su yüzüne çıkma aşamasına kadar geçirdiği safhalar incelenerek Millî Edebiyat'ın kaynakları bilimsel, siyasi, toplumsal ve edebî boyutuyla gösterilmeye çalışıldı. Tabii bunları ortaya koyarken de Türkçülüğün sistem babası olarak da bilinen Ziya Gökalp'in eserleri tekrar gözden geçirildi.
Türk Kültürü Dergisinde milli kimlik: Sosyal ağ analizi ve içerik analizine dayalı bir inceleme
Bu çalışma, Türk Kültürü dergisinin 1962-1980 döneminde yapılan yayınlarında, milli kimlik temasını yansıtan yazıların incelenmesini kapsamaktadır. Tezin amacı, "milli kimlik" kavramı perpsektifinde Türk Kültürü dergisinde yapılan yayınları inceleyerek, derginin yayın politikası ve yayın karakterini/kimliğini ortaya koymaktır. Çalışmada esas olarak, söz konusu derginin, belirlenen dönem ve konu evreninde yayınlanan 200'ün üzerinde makale, ayrıntılı bir tarama yöntemiyle seçilerek araştırma örneklemi haline getirilmiştir. Veriler ve yöntem bakımından araştırmada, yeni nesil bir metod olan sosyal ağ ve muhteva analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu metoda dayanarak, derginin belirlenen dönem kapsamında niceliksel olarak yazar ve kavram analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda ortaya çıkan tabloya göre, milli kimlik perspektifinde Türk Kültürü dergisinin sık kullandığı kavram haritası göz önüne alınarak, başta belirlenen dergi materyalinin ayrıntılı incelemesinin, hangi konular ekseninde bir değerlendirmeye tâbi tutulacağı belirlenmiştir. Dergide, milli kimlik perspektifini yansıtan yazılarıyla öne çıkan yazarların makaleleri incelenmiş ve bu doğrultuda derginin yayın karakteri ve politikası tahlil edilmiştir. Bu bakımdan araştırma, yeni bir yöntem olan ağ analizi metodu ve klasik tasnif ve değerlendirme yönteminin kombinasyonu interdisipliner bir çalışma ile Türk Kültürü dergisinin yayın kimliğini ortaya koymaya odaklanmıştır. Muhteva analizinde ortaya çıkan kavramlardan hareketle, milli kimlik perspektifinde öne çıkan kavram ve konular temelde üç ana başlık altında değerlendirilmiştir: Milli Kimliğin Toplumsal Tabanı, Milli Kimliğin Mimarı ve İnşaa Araçları, Milli Kimliğin Asli Unsuru: Milli Dil. Bu doğrultuda yazılan makalelerden örnek pasajlar verilerek ilgili konuya yönelik derginin yaklaşımı genel bir çerçevede değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, daha uzun bir dönemi kapsayan bir araştırma ile genişletilmesi gerektiği düşünülen şu temel bulgu elde edilmiştir: Türk Kültürü dergisi yazılarında milliyetçiliğin hâkim olduğu bir kimlik imgesi görülmektedir. Dil, tarih ve kültür bağlarından oluşan milliyetçilik, derginin kimlik algısının en dikkat çeken yanıdır. Yazılar genel olarak dil, kültür ve bu ikisiyle ilişkili bir tarihi arka planı konu almaktadır. Anahtar Sözcükler: TKAE, Türk Kültürü Dergisi, Milli Kimlik, Sosyal Ağ ve Muhteva Analizi, Kaynakça Info, Milli Dil, Basın
Kültürün yeniden üretimi bağlamında halk edebiyatı metinlerinin kullanımı: Dede Korkut çizgi film örneği
Bu çalışma Dede Korku kitabının, çizgi film üzerinden kültürel değerlerimizin çocuklara aktarımını detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. Vatikan ve Dresden nüshaları bulunan Dede Korkut anlatıları Türk kültürünün yapı taşını oluşturmaktadır. Eserin içeriğinde günümüze değin etkisini yitirmeyen kültürel değerler ve öğretiler yer almaktadır. Çalışma, bu eserin 2014-2015 yılları arasında Mavi Rüya Film Prodüksiyon tarafından güncellenerek TRT Çocuk kanalına hazırlanan "Dede Korkut Hikayeleri" çizgi filmini ele almaktadır. Bu çizgi filmden kültürün nesiller arası değişimi, yeni araçlarla güncellenmesi, çocuğun gelişim dönemlerine uygun hale getirilirken yaşadığı değişimler, çizgi film vasıflarıyla çocuklara aktarımı, çocuğun bu yolla kişilik kazanımı ve toplumsallaşması adına incelemeler sunmaktadır. İnceleme sonucu çizgi filmlerin çocuk eğitimi üzerindeki etkisinden faydalanarak kültürel değerlerimizin aktarıldığı görülmüştür. Çizgi filmde Dresden nüshasında yer alan cinsellik ve saldırganlık içeren bölümlerin sadeleştirildiği, değiştirildiği yahut işlenmediği gözlemlenmiştir. Çizgi filmde eserden bağımsız olarak nevruz, Ramazan Bayramı, Ramazan ayı ve oruç, birlik ve beraberliğin önemi gibi mesajlar içeren bölümlerin de yaratıldığı görülmektedir. Bu çalışmayla birlikte yerel çizgi film sektörümüze gerekli destek sağlanarak yabancı kültürlerin yerelleştirilmesinin önlenebileceği ve Türk kültürü, örfü, âdetini bilen bireyler yetiştirilebileceği kanısına varılmıştır.
Rusya Federasyonu'nun soğuk savaş sonrası dış politikasının sosyal inşacı perspektiften değerlendirilmesi
Uluslararası sistemde ülkelerin dış politikalarını etkileyen birçok faktör söz konusudur. Soğuk Savaşın bitmesiyle uluslararası teoriler arasında dış politikayı etkileyen faktörler arasında ülkelerin kimliği de yer etmeye başlamıştır. Tarihsel süreçte değişim ve dönüşüm geçiren kimlik tanımı ülkelerin çıkarlarını dolayısıyla da dış politikalarını değiştirme ve dönüştürme özelliğine sahiptir. 20. yüzyılın sonlarına doğru uluslararası sistemde ön plana çıkmaya başlayan normatif değerler arasında olan kimlik kavramı sosyal inşacı yaklaşımın ana konusu olmuştur. Tarihsel süreçte Rus kimliği göz önünde bulundurulduğunda farklı dönemlerde farklı dış politika süreçleri göze çarpmaktadır. Slav, Ortodoks, emperyal, komünist-marksist veya süper güç gibi kimliği tanımlayan kavramlar Rus dış politikasını oluşturan ve dönüştüren faktörlerdir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) dağılması ve Soğuk Savaşın sona ermesiyle uluslararası sistemin çift kutuplu yapısı da sona ermiştir. SSCB sonrası ortaya çıkan Rusya Federasyonu yeniden kimlik tanımı yaparak dış politikasını onun etrafında şekillendirmiştir. Bu çalışmada değişen yeni dünya düzeninde Rusya'nın yeni kimlik oluşturması ve dış politikasının onun etrafında nasıl şekillendiği incelenecektir.
Osmanlı İmparatorluğu'nda ulusal kimliklerin oluşumu: Arnavut örneği 1878-1912
Modern theorists and scholars of nationalism, like Ernest Gellner, Benedict Anderson, Anthony D. Smith, and Eric Hobsbawm, have concluded how the nation-building process happens. These theories go beyond the narrative of what happened, as to say the events, battles, or political movements; they go further and analyze more detailed facts about the process of nation-building, which here, we call as 'Trajectory of National Identity Building.' It appears that before nationalism becomes Nationalism, as is to say before a nation becomes an 'ism' or an ideology, it goes through a specific process, which mainly includes writings and intellectual efforts from that particular nation's intelligentsia. These writings mostly try to give answers to the questions of 'Who are we?' or 'Who am I?', 'Where do I/We come from?', 'What makes us different from others?', and other questions like that try to give their nation a kind of uniqueness. Part of this trajectory is what I call in this thesis 'The Archaeology of the Past', which is the efforts of searching history for an ideological 'Golden Age'. During this period, that particular nation or people had better well-being, which should contain heroes and foes, such as friends and enemies. What is apparent in these intellectual movements is their efforts to present a political platform for the future, as was the Megali Idea for Greek nationalism or as it was Nacertanija for Serbian nationalism. In this thesis, we will be addressing the question: Can we analyze the trajectory of nation-building processes in the Ottoman Empire within the context of these modern theories? Yes, there are many writings about nationalism in the Ottoman Empire. Still, they are mainly for 'Nationalism' as we said in the beginning, not about the 'National Identity formation process', a distinction I write about. To answer this question, we have chosen to analyze a specific case in the Ottoman Empire: and that is the Albanian case. We have chosen different first sources of writings from the Albanian intelligentsia, such as Semseddin Sami Frashëri, Pashko Vasa, and Naim Frashëri. We will analyze them from the context of theories written by Ernest Gellner, Benedict Anderson, Anthony D. Smith, and Eric Hobsbawm.
Current identity crisis in Pakistan; A clash of western interest and national identity discourse
The purpose of this study is to investigate the connection among identity crisis, regional and global power structure. The ultimate instinct of any state around the globe is survival, which is impossible without having a well-integrated society. National identity is one of the inevitable factors, playing the role of keeping people integrated within a nation state. It brings them together in the face of internal and external threats. There is a widespread understanding that, today identity crisis is one of the core problems of Pakistan due to a conflict of preferences between national interests and Western interests. While facing the worst identity crisis in contemporary times, the society, at large, is widely fragmented. The sole notion having the potential to give the essence of unity across different ethnic and linguistic groups in Pakistan is the "Muslim identity" of all varying groups. According to statistical data, the percentage of Muslim population in Pakistan is around 95-98%. Consequently, in Pakistan, the state has been valuing Islam to play the role of keeping the masses integrated and unified, until the 9/11/2001 incident. After the American invasion in Afghanistan, in response to 9/11 attacks, Pakistan, as a state, took a row back from its religion based national discourse giving rise to the problem of identity crisis across the country as well as across the globe. Resultantly, the state has failed to play its role to give a substitute idea of unity to its people rendering a more chaotic environment in external as well as internal affairs of the country.
Çerkes ve Abaza (Abhaz) kökenli yazarların romanlarında millî kimlik inşası
Çerkes ve Abaza ( Abhaz) Kökenli Yazarların Romanlarında Millî Kimlik İnşası başlıklı tez çalışması, Çerkeslerin ve Abazaların (Abhazların) Türkçe yazdığı romanları incelemektedir. 1875-2021 yılları arasında yazılan elli iki romanda "kimlik", "alt kimlik", "öteki" "kimliklenme" "asimilasyon" "gelenek" doğrultusunda temel sorunlar belirlendi. Bu çalışmada kullanılan Çerkes ve Abaza tanımlamaları, yazarların kendini ve karakterlerini nasıl tanımladığını temel alarak yapıldı. Kendini Çerkes ya da Abaza olarak tanımlayan yazarların kimlik söylemi üzerinde duruldu. Kimliklenme ve kimliklendirme sorununa bağlı olarak; etnik kültür ögeleri, ötekileştirme, kültürel çatışma, kültürel etkileşim, uyum -uyumsuzluk süreci, dil yitimi, öz değerleri anlatma ve koruma, toplumsal hafızanın canlandırılması gibi durum ve sorunların ele alınışı incelendi. Çerkes ve Abaza ( Abhaz) Kökenli Yazarların Romanlarında Millî Kimlik İnşası başlıklı tezde, sözü edilen anlayışla millî kimliğin inşasında edebiyatın etkisine açıklık getirmeye çalışıldı. Ele alınan eserler uzun ve karmaşık bir tarihî süreci kapsadığı ve diaspora odaklı olduğu için diasporik kimliğin bakış açısı belirlenmeye çalışıldı. Örfi kuralların, dinî, siyasi, tarihî olayların, kültürel etkileşimin bu bakışı nasıl etkilediği; romanın kimlik inşasındaki yeri ve etnik gruplar için edebiyatın kendiliğini kamusal alanda ifade etme aracına dönüşmesi tartışıldı.
The maintenance of identity and transnational family ties across generations: The role of Palestinian mothers in Turkey
This thesis explores the practices and strategies Palestinian mothers use to maintain their Palestinian identity in Turkey and to continue doing family with their transnational family members. This thesis also focuses on the mothers' role in encouraging their children to preserve their sense of being Palestinian and to keep ties with their transnational family members. This thesis engages in discussions related to the literature on ethnic identities and transnational families by investigating these issues from the perspective of mothers. In this qualitative study, I employed semi-structured in-depth interviews with sixteen mothers who reside in Istanbul. I recruited these mothers through convenience sampling. These mothers vary in their birth country, the number of years they spent in Turkey, and their citizenship. I use the grounded theory approach to analyze the data I collected from these interviews. I then organized the finding into two sections, one related to the Palestinian identity and the other related to doing family. Regarding Palestinian identity, mothers used some strategies emphasizing the heritage Arabic language, Islamic identity, Palestinian food, and traditional clothes to preserve their and their children's sense of ethnic identity. Mothers also reported the practices through which they maintained communication with their family members outside Turkey mainly by using ICTs. They also reported many forms of support they exchange with their transnational family members. This study reveals some important aspects of the Palestinian community in Turkey and gives insights into the second generation of Palestinian immigrants.
Modern Türk kimliği inşasında Avrupa imgesi
19. yüzyılda Osmanlı'nın iç yapısında Batı ile bütünleşme düşüncesi yolunda Tanzimat Fermanı'nın getirdiği reformlarla başlayan, anayasal yönetimlerin (1876 I. Meşrutiyet ve 1908 II. Meşrutiyet ) ilanıyla devam eden modernleşme çabaları Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda da devam etmiştir. Cumhuriyet dönemi, seküler ve modern bir ulus devlet yaratma yolunda yapılan inkılapların üzerine oturduğu temel eksenler Türk ulus kimliğinin inşası, uygar medeniyetler seviyesine çıkma ve laikleşme olgusunun topluma yayılması olmuştur. Modern ulus devletlerin ve kimliklerin dünya sahnesinde yer almaya başlaması ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti'de Türk ulus kimliğini ön plana alan yeni bir kimlik inşa sürecine girmiştir. Bu çalışmanın temel amacı Türk kimlik inşasını tarihsel süreçler içerisinde analiz ederek, ulus kimliğinin oluşumunda Avrupa imgesini (Türk ulus kimlik inşasında Avrupa etkisini) incelemektir. Bu doğrultuda tüm kimliklerin alt yapısını oluşturan kimlik kavramı ve unsurları üzerinde çalışma başlatılmıştır. Daha sonra Türk kimliğinin tarihsel süreç içerisinde nasıl ortaya çıktığı ve nasıl inşa edilmeye başlandığı çok yönlü olarak incelenmiştir. Son olarak bu tezde Avrupa uygarlığının ve kimliğinin ortaya çıkışı ve Türk kimlik inşasında nasıl bir etki yarattığı üzerinde durulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus kimliğini inşa etmek için yaptığı inkılaplar çeşitli boyutlarla incenlenmiş ve bu inkılapların gerçekleşmesinde etkili olan unsurlar belirtilmiştir.
Avusturya ulus kimliği inşasında entegrasyon tartışmaları ve Türkler
15 Mayıs 1964 tarihinde Avusturya ile Türkiye arasında yaşanan 'İşçi Gö-çü'nün ardından Avusturya'daki entegrasyon tartışmalarının Avusturya ulus kimliğine yansımaları literatür ve görüşmeler çerçevesinde 'inşacı' bir yaklaşımla değerlendiril-miştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi de dahil olmak üzere yüzünü 'Batı' dünyasına çeviren Türkiye Cumhuriyeti, dönemin Avrupa Ekonomik Topluluğuna 31 Temmuz 1959'da ortaklık başvurusunda bulunarak Avrupa Birliği yolunda önemli bir adım attı. Türkiye-Avusturya ilişkileri, Osmanlı İmparatorluğu ve Habsburg İmpara-torluğu tarihine uzanır. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Marshall yardımı alan Avus-turya, yeniden yapılanabilmesi için insan gücüne ihtiyaç duydu. Bu ihtiyacın geçici ve alternatif olarak Türkiye'den karşılanabileceği konusunda mutabık kalınmıştı. İşgücü Celbinin ardından Avusturya'daki Türk vatandaşlarının sayısı bugün 300.000'e yaklaştı. Zamanla Avusturya'ya yerleşen Türklerin misafirlik süreleri Avus-turya'nın gündeminde yer almaya başladı. Tartışmalar bazen siyasi malzeme olarak kullanılmıştır. Tüm bu gelişmeler Avusturya'nın sosyal yapısını ve ulusal kimliğin olu-şumunu etkilemiştir. Bu çalışmada Türklerin Avusturya toplumuna uyum süreci ve bu son durumda ulusal kimliğe yansımaları araştırılmıştır. Bu kapsamda literatür araştır-ması ve görüşmeler yoluyla veriler toplanmış, elde edilen veriler MAXQDA – 2022 programı aracılığıyla analiz edilmiştir.
Dil, kültür ve etnisite bağlamında kimlik inşası: Ardeşen örneği
Kimlik inşası, tarih ile yüzleşme ve geleceğe yön verme arasında hassas bir dengeyi temsil eder. Bu çalışma, Ardeşen'deki Lazların kimlik inşası sürecinde etkili olan unsurları ele almayı amaçlamaktadır. Ardeşen, hem Türkçe hem de Lazca konuşulan bir bölge olarak, yerel kimlik ile ulusal kimlik arasındaki etkileşimi anlamak için uygun bir örnek sunmaktadır. Araştırma, etnik kimlik ve milli kimlik tanımında hangi öğelerin ön plana çıktığını irdelenmiştir. Etnik aidiyetler ile milli kimliği ayrıştıran unsur ile tamamlayıcı unsurların neler olduğu araştırılmıştır. Din, tarih, etnisite, dil ve kültür gibi unsurların, ulusal kimliğin inşasında nasıl bir rol oynadığı incelenmiştir. Ardeşen'de yaşayan bireylerin hem Laz kimliğini hem de Türk kimliğini nasıl bir arada sürdürebildiği; bu süreçte devlet politikalarının ve yerel dinamiklerin nasıl bir etkileşim içinde olduğu incelenenmiştir. Bu çalışma, Türkiye'deki kimlik ve aidiyet tartışmalarına yeni bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Mikro düzeyde kimlik inşasını ele alarak, yerel dinamiklerin ulusal kimlik üzerindeki etkisi derinlemesine incelemektedir. Araştırma, ulusal kimlik inşasında ideoloji ve siyasetten uzakta durarak literatüre önemli bir katkı sağlayacaktır. Çalışmada, nitel ve nicel yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma bir araştırma yöntemi benimsenmiştir. Araştırma verileri, Ardeşen bölgesinde yapılan etnografik gözlemler, yarı yapılandırılmış görüşmeler ve anketlerden elde edilmiştir. Nitel veriler, bireylerin kimlik inşası süreçlerini derinlemesine anlamayı hedeflerken, nicel anket sonuçları milli kimlik algısını ve Türk kimliği aidiyeti seviyelerini ölçmek için kullanılmıştır. Ardeşendeki Lazlar; Türk kimliğini, ulus kimlik olarak nitelemekte siyasi ve resmi kimlik olarak görmektedirler. Laz kimliğini ise ulusaltı kimlik olarak nitelemekte kültürel ve etnik kimlik olarak görmektedirler. Laz kimliği alt kimlik Türk kimliği üst kimlik olarak görülerek bu iki kimlik arasında bir çatışma olmadan birlikte var olmaktadırlar.
Özbekistan'da dil politikası: Standartlaşma ve modernizasyon
Dil, yapısı itibariyle bir toplumun kendini geleceğe taşımasında önemli bir araçtır. Gerek ulusal kimliğin tesisinde gerekse bağımsızlığın tarih sahnesinde kanıtlanmasında bir gösterge olan dil, onu yazı diline dökmekte kullanılan alfabe ile kalıcı bir hâle gelir. Bundan hareketle, dil politikasını hem dil hem de alfabe üzerindeki bir mühendislik faaliyeti olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Buna göre, Özbekistan'ın Sovyetlerden miras aldığı geniş yelpazeli kalıntılar günümüzde dil politikasının yürütülmesinde ve başarıya ulaşmasında önemli bir rol oynamaktadır. Özbekistan'da günümüzde uzun yıllar süren Sovyet iktidarının ardından güçlendirilmeye çalışılan Özbek kimliği ve bağımsızlık duyguları da bu minvalde uygulanan dil politikasına yansımaktadır. Latin alfabesine geçiş sürecinin uzamasında, devlet ve toplum hayatında Özbekçenin kullanımının standart bir hâle getirilmesinde eski anlayışlar karşılaşılan önemli zorluklardan biridir. Özbekçenin resmi dil olarak Latin alfabesi ile standart bir hale gelmesi ve çağın şartlarına göre birincil dil olarak kullanılması Özbek dil politikasının esasını oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında öncelikli olarak dilin yakından ilişkili olduğu kavramlar ele alınmış, akabinde Sovyetler Birliği dil politikaları ve günümüz Özbek dil politikası tartışılmıştır. Bu tartışmanın doğrulanması için açıklayıcı araştırma yöntemine başvurularak dokümanların sistemli analizi yapılmıştır. Bu tez çalışmasında Özbekistan'ın bağımsızlık öncesi ve sonrasında alfabesi ile dilinde yaşanan değişim ve gelişim sürecinin irdelenmesi amaçlanmaktadır. Böylelikle tezin ana fikrini Özbekistan'ın Sovyetler Birliği'nden devraldığı miras oluşturmaktadır.
Kimlik ve performans ilişkisi: Kıbrıs'ta halk dansları
Bu çalışma kimlik ve performans arasındaki ilişkiyi halk dansları etrafında ve etnografik bir bakışla incelemeyi amaçlar. Sosyal ve kültürel olarak inşa edilen kimlik kavramı sabit değil, dönemsel ve durumsal olarak yeniden üretilen bir kavrayıştır. Kimlik kimi zaman iktidarlar eliyle kimi zaman kültürel yaşamın olağan akışı içinde kendiliğinden değişir. Performans kavramıysa, iki çift gözün karşılıklı olarak birbirini izlediği her türden ortamda meydana gelen sosyal, kültürel ve iletişimsel edimlerin tümüdür. Performans, görece gölgede kalmış bir konu olsa da kültürel yapıp etmelerin merkezinde yer alır; kültürel yaşam, benlik sunumları ve performanslarla inşa edilir. Kimlik ve performans kavramları çalışmanın teorik arka planını oluşturmaktadır. Bu bağlamda kimliğin performatif bir kavram olduğu ve halk danslarının kimlik performansları sunan bir etkinlik olduğu fikrinden yola çıkılmıştır. Bu yönüyle halk dansları uluslaşma süreçlerinde de ulus-kimliğin vitrinini oluşturmuştur. Bu araştırmada halk danslarının, Kıbrıs adasındaki kimlik inşalarında nasıl konumlandığı, kimlik performanslarının aracı olarak nasıl işe koşulduğu araştırılmaya çalışılmıştır.
19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında Azerbaycan'da milli fikriyatın gelişimi
Azerbaycan tarihçiliğinde "Azerbaycan Türklerinde Millî Fikriyatın Gelişim Dönemi" önemli tarihi hadise olduğu için günümüzde ayrıca araştırma alanlarından biridir. 19. yüzyıl boyunca Çarlık Rusya'sının sömürgesi altında yaşayan Kuzey Azerbaycan Türkleri hayatın birçok alanında millî kültürel açıdan adeta bir Rönesans dönemini yaşamıştır. Bu gelişim süreci 19. yüzyılın sonu – 20. yüzyılın başlarında Azerbaycan Türklerinde millî fikriyatının gelişimi açısından en son aşama olmuştur. Millî duyguların etkisiyle ortaya çıkan ve gelişen siyasi-felsefi görüşlerin bir nedeni Rusya vasıtasıyla Batı Dünyasına açılan pencereyse, diğer taraftan da bu ülkenin uyguladığı baskıcı millî, dinî, monarşi, sömürgeci siyaset olmuştur. Bu baskılara karşı genelde Rusya'nın ve Avrupa'nın farklı büyük üniversitelerinde eğitim alarak vatana dönen Azerbaycanlı gençler ortaya çıkan millî fikriyatın fikir babaları olarak millî hareketi başlatarak, ona yön vermişlerdir. Bu vesileyle kendi milletinin Avrupa'nın çağdaş milletlerinden geri kaldığının farkında olan aydınlar onlara ayak uydurmak için vatanlarına ana dilinde ve millî olan dünyevî eğitim sistemi, gazeteler, dergiler, tiyatrolar, kütüphaneler, operalar, edebi-ilmi-toplumsal dernekler gibi birçok kültürel yenilikler getirdiler. Bu türlü millî toplumsal faaliyetler Azerbaycan Türklerinde millî burjuvazinin ve millî görüşlü siyasi teşkilatların ortaya çıkmasına neden oldu. Tüm bu faaliyetlerin sonucunda ise 1918 yılının 28 Mayıs tarihinde Türk – İslam Dünyası'nda ilk millî ve temel demokrasi ilkelerine dayalı Azerbaycan Cumhuriyeti ortaya çıkmıştır. Zor bir tarihi süreç geçirerek millî duygulara ve temel demokrasi haklara sahip, batı modelli doğu cumhuriyetini ortaya çıkaran millî siyasi fikir tarihi dönemi tez konumuzu teşkil ediyor.
İstanköy-Yunanistan Türklerinin geçiş ritüelleri
Bireyin yaşamındaki dönüm noktalarına eşlik eden ritüellere "geçiş ritüelleri" adı verilmektedir. Geçiş ritüelleri, yer, durum, sosyal statü ve yaşla ilgili olan doğum, erginlenme, evlenme ve ölüm gibi evreleri kapsamaktadır. Bu bağlamda İstanköy Türklerinin geçiş ritüellerini konu edinen bu çalışmada, gözlem (doğal ortamda pasif katılımcı olarak) ve görüşme (yönlendirilmiş görüşme) tekniğiyle elde edilen verilerin yapısal bir incelemesi esas alınmıştır. Elde edilen veriler, "uygulama öncesi", "uygulama sırası" ve "uygulama sonrası" olmak üzere üç aşamalı olarak her geçiş ritüeli kendi içinde birimlere ayrılıp temel özellikleri tespit edilmiştir. Bu özellikler tespit edilirken Türk Dünyasının çeşitli topluluklarından da yararlanılmıştır. Çalışmada geçişritüellerinin millî kimliğin oluşmasında ve korunmasındaki önemi incelenmiştir. İstanköy Türklerinin hem Türkiye'ye yakın bir konumda bulunmaları, hem de adada yaşayan Türklerin birkaç köyde toplu hâlde yaşamaları, geçiş ritüellerindeki uygulamalarda Türk Dünyası ile aralarındaki organik bağın kopmamasına sebep olmuştur. Bu bağ, İstanköy Türklerinin millî kimlik bilinçlerinin oluşumunda etkili olmuş, adada sayısal olarak çoğunluğu elde bulunduran Yunanlar arasında asimile olmamalarını sağlamıştır. Çalışma, "Giriş", üç bölüm, "Sonuç" ve "Kaynakça"dan oluşmaktadır. "Giriş" bölümü, onbir alt başlıktan meydana gelmektedir. Tezin "Giriş" bölümünde Oniki Adaların isimlendirme problemi ele alınmış; Ege adalarının coğrafi özellikleri, tarihi, nüfusu ve ekonomik yapısı, sosyo-kültürel ve dinî hayatı, idari yapısı, güncel sorunları ve çözümleri ile Oniki Ada Türklerinde Türk kimliği konuları ele alınmıştır. Tezin "Birinci Bölüm"ünde öncelikle mit ve ritüel ilişkisi ele alınmış, geçiş ritüelleri hakkında bilgi verilmiştir. "İstanköy Türklerinin Doğum ve Sünnetle İlgili Ritüelleri", "İstanköy Türklerinin Evlilikle İlgili Ritüelleri" ve "İstanköy Türklerinin Ölümle İlgili Ritüelleri" başlıklarını taşıyan birinci, ikinci ve üçüncü bölümde ise, her bir bölüm ayrı ayrı "uygulama öncesi", "uygulama sırası" ve "uygulama sonrası" başlıkları altında yapısal olarak incelenmiştir. Tezin "Sonuç" bölümünde derleme çalışması sonucunda ulaşılan bulgulara genel bir çerçeve oluşturacak şekilde yer verilmiş, çalışmada yararlanılan kaynakların künyeleri ise "Kaynaklar" bölümünde yer almıştır. Anahtar Kelimeler: İstanköy Türkleri, geçiş ritüelleri, doğum, sünnet, evlenme, ölüm, millî kimlik.
Azerbaycan'da milli kimliğin düşünsel temelleri: 1840-1920
Son iki yüzyılı aşan bir süreçte Azerbaycan coğrafyası savaşlara ve işgallere maruz kalmış büyük imparatorluklar tarafından yutulmak istenmiştir. Çarlık Rusyası'nın Güney Kafkasya'ya inmesi üzerine onun sömürgesi altına giren Kuzey Azerbaycan Türkleri nihayetinde Çarlığın işgaline maruz kalmıştır. Anlaşıldığı üzere milliyetçiliğin yükseldiği bir dönemde Kuzey Azerbaycan Çarlık Rusyası'nın işgali altında olmuştur. Böylelikle uluslaşma sürecini Çarlık Rusyası altında başlayan Kuzey Azerbaycan Türkleri bu süreç içerisinde geçmişle yüzleşmiş ve özbenlik arayışında olmuştur. Tabii ki bu özbenlik arayışı kitlesel değil ilk önce bir grup aydın arasında başlamış daha sonra ise toplumsal bir bilince zemin oluşturmuştur. Bu bağlamda Çarlık Rusyası'nın sağlamış olduğu ortamdan istifade eden Azerbaycanlı aydınlar kendi toplumları için yavaş-yavaş akademik ilgi dönemini başlatmış kendilerinden sonra gelen aydınlar için arka plan oluşturmuş ve bir zemin hazırlamışlardır. Dolayısıyla bu tez çalışması da uluslaşma sürecini sömürge altında başlayan Kuzey Azerbaycan'ın geçtiği yolu, dönemin aydınlarının düşünsel temelleri ve dönemin içtimai-siyasi olayları çerçevesinde, milliyetçilik kuramları bağlamında ele alınmaya çalışılmıştır.
The role of the mainstream newspapers in the consolidation of the Turkish national identity: 1934-1937
This dissertation examines the role of the press in the consolidation and dissemination of the Turkish national identity in the single-party era with a social constructionist approach. Within the context of press-government relations and in line with the main peculiarities of Kemalist nationalism, the research takes a cross section and demonstrates how the Turkish national identity that was manufactured by the Kemalist powerwas represented, discursively reproduced and disseminated via the newspapers in the mid-1930s. The research is primarily based on a sample of newspaper articles retrieved from the archives of the Beyazıt State Library. The sample consists of articles published in Cumhuriyet, Akşam, and Son Posta, between 1934 and 1937. Data are analyzed complementarily by content analysis to describe the intensity, and discourse analysis to obtain an in-depth understanding of the framing of nationalist representations.It is observed that newspapers displayed very limited dissociations from the Kemalist arguments. The conclusion of this dissertation is that newspapers played a significant role in the dissemination and consolidation of the Turkish national identity in the single-party period, by mediating the underlying framework of the nation and by employing discursive practices that mostly ratified, reproduced, and diffused the discourses of Kemalist nationalism.
Afganistan'da ulus devletleşme, kimlik ve aidiyet
Bu çalışmanın temel amacı; mevcut toplumsal anominin temelleri ve Afganistan‟ın ulusal kimlik krizi, bir ulus-devletleşme süreci olarak Afganistan‟ın siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal ve eğitimsel sorununun neden-sonuç ilişkisi bağlamında incelemektedir. Bu çalışmada Afganistan‟ın kurumsallaşamamasının nedeni savaş ve dış müdahaleden ayrı milletleşememesinde aranmıştır. Bu çalışmada, araştırma konusu uygunluğuna göre arşivin taranması; kitaplar, tezler, makaleler, raporlar, sosyolojik gözlem ve akademik belgeler incelenmek üzere hazırlanmıştır. Afganistan‟da uzun yıllardan beri süregelen ulus-devlet projesinin etnik çatışmaların tetikleyicisi olduğu analiz edilmeye çalışılmıştır. Ulus-devlet merkeziyetçi ideolojisinin uygulanmasına da dikkat çekilmiştir. Afganistan‟ın ulusal kimliğinin oluşmasının önündeki engellerden birinin çok kültürlülük ve dilsel farklılıkların olduğu görülmüştür. Konunun hassasiyeti nedeniyle çok az araştırma yapılmış ve araştırma sadece etnik çatışmaların siyasi boyutuna odaklanmıştır. Bu çalışmada, Afganistan‟ın tarihsel süreçte modernleşme çabası anlatılmaktadır. Modernleşme hareketi ile başlayan ulus-devletleşme sürecinde, ulus kimliğin oluşumu ve Afgan kimliğine aidiyet duygusu; siyasi, sosyo-kültürel boyutları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Afganistan‟ın konjonktürel tarihi, batılılaşma, komünizm, İslami hareketler ve demokrasi sürecindeki dönüşümün bireysel ve toplumsal etkileri değerlendirilmiştir. Etnik ve kabilecilik bakış açısına sahip olan liderlerin toplumun değil devletin gücünü kullanarak kendi çıkarlarının peşinde oldukları açıklanmaya çalışılmıştır. Modern ulus-devletin millileştirilmesi, Afganların kimlik aidiyet algısı bilimsel tartışmalara yeni yol haritası açacağı ve çıkış noktası olarak radikalizm, milliyetçilik ve etnik kimlik çatışmasının görünmeyen tarafı açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Afganistan‟da devam eden etniksel ve mezhepsel savaşın siyasi, sosyal ve kültürel bileşenleri hakkında yürütülen sosyolojik bir analizi içeren özgün bir çalışmadır. Anahtar Kelimler: Afganistan, Modernleşme, Ulus Devlet, Kimlik, Aidiyet
Identity in flux beyond the conflict zone: Multilingual dynamics in Ukrainians' lives in Istanbul
This thesis examines the national and transnational identity construction of multilingual Ukrainians who fled Ukraine due to the full-scale war that broke out between Ukraine and Russia in 2022 and migrated to Istanbul, Turkey. Focusing on the linguistic practices of 15 Ukrainian immigrants, this study draws on data from audio-recorded interviews. Based on the chronotopic analysis of audio-recorded interview data, the study reveals how Ukrainian immigrants (re)construct the meaning of Ukrainian-ness in the wake of the full-scale war in 2022 and how they construct and negotiate their transnational identities with the use of their multilingual repertoires in the context of their new lives in Istanbul by evoking multiple chronotopes within their interview accounts. Discussed in line with the poststructuralist approach to language use and identity construction, the findings suggest that identity is continuously shifting as it is negotiated and reconstructed through social and political radical changes and the use of linguistic structures that are ideologically associated with specific groups. Furthermore, the findings demonstrate that the transnational identity is constructed through various linguistic resources which allow immigrants to integrate into their host country while maintaining strong ties with their home country.
Kazak kimliğinin yaratılmasında iletişimin rolü: Cumhurbaşkanın ulusa sesleniş konuşmalarına dair inceleme
Bu çalışmada Kazakistan'ın kurucu devlet başkanı N. Nazarbayev'in bir ulusal kimlik yaratma çabasının hangi yollardan geçtiğini derleyip nitel analiz yöntemiyle sunulması amaçlanmıştır. Bu amaçla ulusa sesleniş konuşmaları kronolojik olarak takip edilerek analiz yapılmıştır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsız devletlerin kurulması, yeni ulusal kimlik paradigmaları yaratmıştır. Küreselleşme sürecinde ulusal kimlik ve ulusal öz bilinç konuları yabancı bilim adamlarının araştırmalarında ele alınmakta; azınlıkların çok etnikli ülkelerde ezilebileceği vurgulanmaktadır. Nazarbayev de bu gerçekten hareketle bir Kazakistan Cumhuriyeti milli kimliği yaratmak için birtakım politikaları benimsediği anlaşılmaktadır. Bu politikaları ulusa sesleniş konuşmalarında belirli bir stratejide ortaya çıkmaktadır. N. Nazarbayev'in ulusa sesleniş konuşmalarında Kazakistanlı kimliğin ön planda tutarken makale ve kitaplarında Kazak kimliğine dair açık ve belirgin vurguları daha sık yapmaktadır. Ulusa seslenişinde sivil kimliği ön planda tutarken harici çalışmalarında Kazak etnik kimliğinin ön planda olduğunu söylenebilir. N. Nazarbayev, Kazak dili ve kültürü üzerine vurgular yaparken Kazak dili ve kültürü üzerine yapılan vurgular zamanla sıklaşmış ve daha açık belirgin hal almıştır. Zamanla kültürel ve dil anlamında Kazak etniğinin alttan üste doğru yükselişini görülse de diğer anlamlarda demokrasi ve hukukun üstünlüğü ile sivil kimliğin koşulları sağlanmıştır. Uzun süren liderin politik hareketleri, süreklilik gösteren istikrar ve barış ülkede sivil kimliği güçlendirmiştir. Nazarbayev'in konuşmalarına bütüncül bir bakış açısıyla analiz edildiğinde, sonuç olarak, Kazak kimliği ile değil, Kazakistan kimliği ile karşılaşılmıştır. Liderin tasarlamış olduğu kimlik bir kazak kimliğinden daha çok, "Kazakistan ulusal kimliği" olduğu söylenebilir. Sonuç olarak liderin ulusal konuşmalarında vurguladığı ve algılamış olduğu milli kimlik Kazak kimliği değil "Kazakistanlı" kimliğidir.