Substance-related sdisorders
134 theses under this subject heading
Madde kullanım bozukluğu tedavisi gören hastaların bağımlılık profili ve genel özyeterlilikleri arasındaki ilişki
Bu çalışma madde kullanım bozukluğu tedavisi gören hastaların bağımlılık profili ve genel özyeterlilikleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılmış bu çalışmanın verileri Aralık 2020- Mayıs 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın evrenini İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Alkol Madde Araştırma Tedavi Merkezi'nde ayaktan tedavi gören hastalar oluşturmuştur. Çalışma, dâhil edilme kriterlerini karşılayan 170 hasta ile tamamlanmıştır. Veri toplanmasında Kişisel Veri Formu, Genel Özyeterlilik Ölçeği (GÖY) ve Bağımlılık Profili İndeksi Ölçeği (BAPİ) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı, yüzde, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Post Hoc testleri ve Spearman Korelasyon testi kullanılmıştır. Çalışma bulgularına göre hastaların % 86,5'inin erkek, madde kullanımına başlama yaş ortalamasının 17.4 yıl olduğu, hastaların çoğunluğunun alkol % 41,8 ve esrar % 42,4 kullanımı ile maddeye başladığı tespit edilmiştir. BAPİ toplam/şiddet skoru puan ortalaması 11,56±4,06'dır. BAPİ alt boyutlarında en yüksek puan madde kullanmanın kişinin yaşamına etkisi alt boyutundadır. Çalışmaya dâhil edilen hastaların BAPİ skorları ile alkol madde başlama ortamı değişkenleri arasındaki farklılıkların anlamlı olduğu tespit edilmiştir. GÖY puan ortalaması 59.4±11.9'dır. Hastalardan keyif almak için maddeye başlayanlarda, şu anda çalışanlarda ve tedaviye zorla getirilenlerde GÖY skorlarının daha düşük olduğu saptanmıştır. BAPİ skoru ile GÖY skorları arasında ters yönlü zayıf bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r = - 0,278). Sonuçlara bakıldığında madde kullanımına bağlı yasal sorun yaşama, tedaviye zorla getirilme, tedaviden beklentinin psikolojik sorunları iyileştirmek olması, daha önce psikiyatrik psikolojik tedavi görme, gelir durumu ve GÖY skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak hastaların, bağımlılık profili toplam ortalamasının düşük bağımlılık şiddeti düzeyinde olduğu ve özyeterlilik inancında azalmanın bağımlılık şiddetini arttırdığı söylenebilir. Bu nedenle, bağımlılık şiddeti ve özyeterlilik inancının madde kullanım bozukluğu tedavi sürecinde ele alınması ve üzerinde çalışılması gereken önemli faktörlerdir. Anahtar Kelimeler: Madde Kötüye Kullanımı, Özyeterlilik, Bağımlılık, Psikiyatri Hemşireliği
Travma sonrası stres belirti düzeyi ile alkol/madde kullanım miktarı arasındaki ilişkide narsisizmin ve kontrol odağının düzenleyici rolünün incelenmesi
Bu çalışmada kişilerin travmatik yaşam olayları sonrasında gösterdikleri travma sonrası stres belirti düzeyi ile alkol/madde kullanım miktarı arasındaki ilişkide narsisizmin ve kontrol odağının düzenleyici rolü araştırılmıştır. Araştırma örneklemi çevrim içi şekilde ve uygun örnekleme yoluyla ulaşılan 18-65 yaş aralığındaki 259 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmanın amacı doğrultusunda katılımcılara Demografik Bilgi Formu'nun ardından Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği-5, Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi, Madde Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi, 5 Faktör Narsisizm Ölçeği ve Kontrol Odağı Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde değişkenlerin birbiri ile ilişkisini incelemek amacıyla korelasyon analizleri yürütülmüş ve ardından düzenleyici rollerin incelenmesi için SPSS 22.0 PROCESS programı (Hayes, 2013) model 2 kullanılarak yapılmıştır. Yürütülen analizler sonucunda travma sonrası stres belirti düzeyi ile madde kullanımı arasında pozitif bir ilişki bulunmuş, alkol kullanımı ile ise ilişki bulunamamıştır. Travma sonrası stres belirti düzeyi ile alkol kullanımı arasında kırılgan narsisizmin düzenleyici rolü olduğu ve travma sonrası stres belirti düzeyi ile madde kullanımı arasında da kontrol odağının düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. Bulgular alanyazın bağlamında tartışılmıştır.
Opiyat bağımlılığı olan bireylerin nesne ilişkilerinin Rorschach Testi ile incelenmesi
Bu çalışmada, opiyat bağımlılığı olan bireylerin erken dönem nesne ilişkilerinin Rorschach Testi ile incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın örneklemini, Sağlık Bakanlığı Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, AMATEM Kliniği'nde tedavi gören Opiyat Kullanım Bozukluğu tanısı almış, yaşları 21–35 arasında değişen 20 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Tercih maddesi eroin olan katılımcılar ile psikanalitik yönelimli ön görüşmenin ardından Rorschach Testi uygulanmıştır. Rorschach testi sonuçları Fransız Okulu'na göre analiz edilmiş ve değerlendirilmiş, psikanalitik ve nesne ilişkileri kuramına göre yorumlanmıştır. Rorschach testi sonuçları katılımcıların erken dönem nesne ilişkilerine ışık tutan testin dünyayla ve ilkel annesel figürle kurulan ilişki kartları olarak bilinen I., VII. ve IX. kartlarına verdikleri yanıtlar ile nesne ilişkilerine libidinal yatırımın ve dürtüsel örgütlenmenin niteliğini ortaya koyan testin II. ve III. kartları değerlendirilmiştir. Bulgularda, içerik analizinden ve ön görüşmelerden elde edilen nitel verilerin değerlendirilmesinden yola çıkılarak, annesel figürün kapsayıcı, tutan ve bakım verici işlevlerindeki yetersizlikler nedeniyle erken dönemde onunla ve dünyayla yatıştırıcı, güvenilir bir anne-bebek ilişkisi kurulamadığı ve kişilerin ayrılma-bireyleşme süreçlerinde bir aksaklık yaşandığı görülmektedir. Bununla birlikte katılımcıların dürtülerini temsil etmekte ve duygulanımlarını işlemekte zorlandığı, nesne ilişkilerine dürtüsel yatırım yapmakta güçlükleri olduğu ve dürtüsel yatırım yapılabilen nesneler ile kurulan ilişkinin ise agresif bir nitelik taşıdığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Opiyat, madde kullanım bozuklukları, eroin bağımlılığı, nesne ilişkileri, Rorschach Testi
Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan hastalarda içselleştirilmiş damgalama düzeyi ve yaşam kalitesi ilişkisi
Damgalama ruhsal hastalık yaşayan bireylerin, yaşamının birçok boyutunu etkilemektedir. İçselleştirilen damgalama, bireylerin yaşam kalitelerini de birçok boyutla beraber etkiler. Yapılan araştırmalarda, alkol ve madde kullanım bozukluğu tanısı alan bireylerde içselleştirilmiş damgalama ve yaşam kalitesi ilişkisinin incelenmediği görülmektedir. Bu nedenle yapılan çalışmada, iki değişken arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 30 kadın 52 erkek olmak üzere 18-65 yaş aralığında bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların demografik ve hastalığa dair özelliklerini belirlemek amacıyla sosyo-demografik bilgi formu, içselleştirilmiş damgalama düzeyini belirlemek için Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalama Ölçeği (RHİDÖ), yaşam kalitesini ölçmek için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-BREF) ölçekleri sırasıyla katılımcılara uygulanmıştır. Yapılan korelasyon analizinin sonuçlarına göre değişkenlerin arasında anlamlı ilişkiler olduğu saptanmıştır. Yapılan çoklu regresyon analizi sonucuna göre ise Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalama Ölçeği alt faktörlerinin yaşam kalitesi ölçeği alt alanlarını yordadığı görülmektedir.
Madde kullanım bozukluğu olan bireylerde sınır (borderline) kişilik özelliklerinin kendine zarar verme ve intihar davranışları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, Madde Kullanım Bozukluğu (MKB) tanısı olan ve MKB tanısı olmayan gruplarda, Sınır (borderline) kişilik özelliklerinin kendine zarar verme ve intihar davranışları üzerindeki yordayıcılığının değerlendirilmesidir. Araştırmanın örneklemini Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Psikiyatri servisinde tedavi görmekte olan MKB tanılı olgu grubu (n=122) ve İstanbul Arel Üniversitesi öğrencilerinden oluşan kontrol grubu (n=124) oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında Demografik Bilgi Formu, Sınır (borderline) Kişilik Envanteri (BKE), Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri (KZVDDE) ve İntihar Davranışı Ölçeği (İDÖ) kullanılmıştır. Gruplar arası farkların belirlenmesinde, bağımsız örneklemler için t- Testi ve tekrarlı olmayan ölçümler için Tek Yönlü Varyans Analizi (One- Way ANOVA); değişkenler arasındaki ilişkilerin karşılaştırılması için ise Pearson korelasyon analizi ve çoklu hiyerarşik regresyon analizi tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarında, MKB tanılı ve kontrol grubunda, Sınır (borderline) kişilik özellikleri arttıkça kendine zarar verme davranışları düzeyinin arttığı bulunmuştur. Yine tanılı ve kontrol grubunda KZVD Envanterinden sağlanan puanları kıyaslandığında anlamlı farklılık gözlenmemesine karşın iki grup arasında KZVD yöntemlerinin farklılaştığı gözlenmiştir. Çalışmanın diğer bir sonucu ise Sınır (borderline) kişilik özelliklerinin ve intihar davranış puanlarının kontrol grubuyla farklılaştığı ve kontrol grubundan daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Tanılı grupta katılımcıların cinsiyetleri ile kendine zarar verme arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki gözlenirken, aynı değişkenler arasındaki ilişki kontrol grubunda pozitif yönde ve yine istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılıp araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.
Algılanan ebeveyn tutumları ve benlik algısı ile alkol madde kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı algılanan ebeveyn tutumları ve benlik algısı ile alkol madde kullanımı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu sebeple Demografik Bilgi Formu aracılığı ile elde edilen bilgilerin alkol madde kullanımı ile ilişkilerinin incelenmesi de amaçlanmaktadır. Araştırmada 18 – 30 yaş aralığında yer alan 314 kadın, 133 erkek katılımcı toplamda 447 kişi yer almaktadır. Katılımcılara sırasıyla Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği, Sosyal Karşılaştırma Ölçeği ve Michigan Alkolizm Madde Tarama Testi uygulanmıştır. Elde edilen veriler Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız örneklem t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Regresyon analizleri kullanılarak incelenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre algılanan ebeveyn tutumları ile alkol madde kullanımı ve benlik algısı ile alkol madde kullanım arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmazken, benlik algısı ile algılanan ebeveyn tutumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmüştür. Anlamlı görülen bu modelde ebeveyn tutumlarından olan anne duygusal sıcaklık, baba duygusal sıcaklık ve anne aşırı koruyuculuk alt boyutları yordayıcı parametreler olarak görülmüştür. Anne duygusal sıcaklık, baba duygusal sıcaklık ile benlik algısı puanları arasında pozitif, anne aşırı koruma ile benlik algısı arasında negatif bir ilişki olduğu bulunmuştur. Katılımcıların cinsiyetlerine, yaşlarına, eğitim ve medeni durumlarına göre alkol madde kullanımı incelendiğinde, Alkol madde kullanımının cinsiyete, eğitim durumuna göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı, medeni duruma göre ise farklılaşmadığı görülmüştür. Ek olarak yaş değişkeni ve alkol madde kullanımı arasında bir ilişki olmadığı da görülmüştür. Cinsiyete göre bakıldığında kadınlara oranla erkeklerin MATT ölçek ortalama puanları daha fazlayken, eğitim durumu değişkeninde ise lise mezunlarının, üniversite ve yüksek lisans/doktora mezunlarına göre MATT ölçek ortalama puanlarının daha fazla olduğu görülmüştür. Mevcut çalışmadan elde edilen sonuçlar literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Madde kullanım bozukluğu tanılı bireylerde yeme bozuklukları, duygusal yeme ve depresyon durumlarının incelenmesi
Bu çalışma, madde bağımlılığı, duygusal yeme, yeme bozuklukları ve depresyon arasındaki ilişkisel bağı incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmada bireylerin depresyon belirti düzeyi saptanmış, yeme bozuklukları kapsamında taraması yapılmış, duygusal yeme seviyesi incelenmiş ve bu bileşenlerin etki düzeyleri karşılaştırılmıştır. Araştırma eş tanıları farkında olmanın işlevsellik kaybının önüne geçmesini ve tedavi süresini kısaltarak daha etkin bir iyileşme süreci oluşturmasını hedeflenmiştir. Araştırmanın evrenini S.B.U Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi madde bağımlılığı teşhisi ile ayaktan tedavi gören veya yatışı sağlanmış 18 yaş üstü kişiler oluşturmuş, kalan kısım ise ulaşılabilir örneklem ile bulunmuştur. Katılımcılara Bağımlılık Profil İndeksi Özbildirim Formu, Duygusal Yeme Ölçeği, Rezzy Yeme Bozuklukları Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre madde bağımlısı bireylerde eğitim seviyesinin, evli ve çocuk sahibi olma ve son olarak psikiyatrik-psikolojik tedavi görmüş olma oranlarının sağlıklı bireylere göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Madde kullanım şiddetiyle; duygusal yeme, yeme bozukluğu geliştirme ve depresyon seviyesi arasında pozitif yönlü, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin varlığı saptanmıştır. Analizler sonucunda elde edilen bulgular, alanyazın incelemesi ile kuramsal olarak tartışılmıştır.
Madde kullanım geçmişi olan erkeklerde emosyonel şemalar ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin çocukluk çağı travmaları ile ilişkisi: Bir kontrollü çalışma
Amaç: Bu araştırmanın amacı madde kullanım geçmişi olan erkeklerin emosyonel şemaları ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin çocukluk çağı travmaları ile ilişkisini kontrollü bir çalışmada incelemektir. Yöntem: Araştırmanın çalışma grubunu, Umut Çocukları Derneği'nin Hayata Yeniden Başlıyorum Projesi'ne ve Balıklı Rum Hastanesi Anatolia Bağımlılık Klinikleri'ne başvuran 85 erkek, kontrol grubunu ise madde kullanım geçmişi olmayan 109 erkek katılımcı oluşturmuştur. Veriler Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Leahy Emosyonel Şema Ölçeği, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışma ve kontrol grupları yaş ortalamaları sırasıyla 26,72±5,91 ve 25,92±7,47 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Araştırmamızda madde kullanım geçmişi olan erkeklerin çocukluk çağı travmaları ile emosyonel şema toplam puan ve alt boyutlarından kontrol edilmezlik, duygulara karşı zayıflık, ruminasyon, farklılık, uzlaşı, duyguları zararlı görme ve suçluluk arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Bununla birlikte çalışma grubunun çocukluk çağı travmaları ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme boyutlarından kendini suçlama, diğerlerini suçlama, düşünceye odaklanma ve felaketleştirme arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki vardır. Emosyonel şema toplam puan ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme boyutlarından ise kendini suçlama, diğerlerini suçlama, düşünceye odaklanma ve felaketleştirme arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda çocukluk çağı travmaları alt boyutları ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve uyum bozucu emosyonel şemaları arasında anlamlı ilişki olduğu bilgilerine ulaşılmıştır. Sonuç: Özetle çalışmamızda geçmiş dönemlerde madde kullanımına yönelen erkeklerin madde kullanım geçmişi olmayan erkeklere kıyasla işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri kullanma ve uyum bozucu emosyonel şemalara sahip olma düzeylerine dikkat çekmiş, bu durumun çocukluk çağı travmaları açısından ilişkisi incelenmiş ve sonuçlarımız literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelime: madde kullanımı, emosyonel şemalar, bilişsel duygu düzenleme, çocukluk çağı travması.
Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan erkeklerde narsisizm düzeylerinin nüks ve tedavi motivasyonu ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı alkol ve madde bağımlılığı olan erkeklerde narsisizm düzeylerinin tedavi motivasyonu ve nüks ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmaya Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Alkol ve Madde Tedavi Merkezi'nde alkol veya madde kullanım bozuklukları tanılarıyla yatarak tedavi gören, yaş ortalaması 38,80±12,21 olan 75 erkek hasta katılmıştır. Katılımcılara sırasıyla Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu, Sosyodemografik ve Klinik Bilgi Formu, Kendilik Psikolojisi Envanteri (KPE) ve Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA) uygulanmıştır. Araştırma verileri SPSS for Mac 23.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda KPE alt boyutu olan savunmacı büyüklenmeci kendilik ile TMA kişiler arası yardım alt boyutu arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca sosyal destek alan hastaların TMA içsel motivasyon, dışsal motivasyon ve toplam puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlenmiştir. Çocuk sahibi olanların nüks sayılarının daha düşük olduğu; çocuk sayısı ve ilk tedaviye başvuru yaşının nüks ile negatif yönde anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır. Örneklemimizde alkol/maddeye başlama yaşı ve narsisizm arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ailede psikiyartik öyküye sahip olmayan alkol/madde kullanımına bağlı adli olay ve iş/okul kaybı yaşamış olan hastaların TMA alt boyutlarında anlamlı düzeyde yüksek puanlar aldığı bulunmuştur. Sonuç: Araştırmamız travmatik erken dönem yaşantıları ile patolojik gelişen, KPE alt boyutu olan savunmacı büyüklenmeci kendilik ile ölçülen narsisizmin alkol ve madde kullanım bozukluklarında tedavi motivasyonu için bir risk faktörü olabileceğini göstermektedir. Elde edilen bulguların, bağımlılıkta tedavi protokolleri geliştirilmesinde yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: alkol kullanım bozukluğu, madde kullanım bozuklukları, narsisizm, tedavi motivasyonu, nüks
Alkol veya madde kötüye kullanımı tanısı almış bireyler ile sağlıklı kontrollerin d tipi kişilik yapısına sahip olma açısından karşılaştırılması
Yapılan araştırmanın temel amacı Alkol veya madde kötüye kullanım tanısı almış bireyler ile sağlıklı kontrollerin D tipi kişilik yapısına sahip olma açısından karşılaştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemi 60 alkol veya madde kötüye kullanım tanısı almış, 60 sağlıklı birey olmak üzere toplam 120 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada veriler Bağımlılık profil İndeksi Klinik Formu (Bapi-k), D Tipi Kişilik Ölçeği (DS14), Beck Depresyon Ölçeği ( BDÖ) ile toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi kullanılmıştır. Gruplu değişkenler arasındaki ilişki ki-kare analizi ile test edilmiştir. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, alkol veya madde kötüye kullanımı ile D tipi kişilik yapısı arasında anlamı bir ilişki saptanmıştır (X2=5,911; p=0,012<0.05). D tipi kişilik yapısına sahip alkol veya madde kötüye kullanım tanısı almış kişilerin Beck depresyon puanları, D tipi kişilik yapısına sahip olmayan tanı almış kişilere göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Bunun yanı sıra D tipi kişilik yapısına sahip tanı almış kişiler ile D tipi kişilik yapısına sahip olmayan tanı almış kişiler arasında bağımlılık şiddeti, intihar öyküsü ve eğitim düzeyi açısından anlamlı fark saptanmıştır. D tipi kişilik yapısına sahip tanı almış kişilerde, D tipi kişilik yapısına sahip olmayan tanı almış kişilere göre; bağımlılık şiddetinin daha yüksek, intihar öyküsünün daha fazla ve eğitim düzeylerinin daha düşük olduğu saptanmıştır. Alkol veya madde kötüye kullanım tanısı almış bireylerde D tipi kişilik yapısının, sağlıklı bireylere göre daha fazla görüldüğü saptanmıştır. D tipi kişilik yapısı klinik seyri olumsuz etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Alkol Veya Madde Kötüye Kullanım, D Tipi Kişilik Yapısı, Depresyon.
Madde kullanımında duygu düzenlemenin etkisi ve ebeveynlerde evlilik uyumunun incelenmesi
Bu çalışmada madde kullanımında duygu düzenlemenin etkisi ve ebeveynlerindeki duygu düzenleme ve evlilik uyumunun etkisi araştırılmıştır. Araştırma, Ağustos-Kasım ayları arasında madde kullanımıyla ilgili bir rehabilitasyon merkezinde rehabilitasyon sürecinden geçen madde kullanım geçmişine sahip İstanbul'da yaşayan 18-35 yaş arasındaki 30 erkek ve onların ebeveynleri ile İstanbul'da yaşayan 18-35 yaş aralığındaki 30 madde kullanım geçmişi olmayan katılımcı ve ebeveynlerine Demografik Bilgi Formu, Duygu Düzenleme Güçlüğü-Kısa Form Ölçeği ve Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği'nden oluşan anket formunun uygulanmasıyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, madde kullanım geçmişine sahip çocuğu olan ebeveynlerin, kontrol grubundaki ebeveynlere göre daha fazla duygu düzenleme güçlüğü yaşadığı ve daha düşük çift uyumuna sahip olduğu, madde kullanım geçmişine sahip yetişkinlerin de kontrol grubundaki yetişkinlere göre daha fazla duygu düzenleme güçlüğü yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Madde kullanımı nedeniyle yatılı tedavi gören hastalarda tedavi motivasyonunun ve dürtüsellik düzeyinin yatış süresi üzerine etkisi
Bu araştırmada, madde kullanımı nedeniyle yatılı tedavi gören hastaların tedavi motivasyonunun ve dürtüsellik düzeyinin elde edilen verilere göre incelenmesi ve yatış süresi üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmaktadır. Araştırmaya Bağımsız Yaşam Derneği'nde madde kullanımı nedeniyle yatarak tedavi gören, 75 erkek hasta katılmıştır. Katılımcılara sırasıyla Gönüllü Bilgilendirme ve Onay Formu, Sosyo-demografik Veri Formu, Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ-KF) Kısa Formu, Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu (BDÖ-KF) ve Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA) uygulanmıştır. Araştırma verilerinin istatistiksel analizi SPSS v26 (IBM Inc., Chicago, IL, USA) istatistik paket programında yapılmıştır. Demografik değişkenlerin yatış süresi ile ilişkisi Mann Whitney U testi ile analiz edilmiştir. BAPİ, BDÖ-KF, TMA ölçeklerinden alınan puanların hastaların rehabilitasyon merkezindeki yatış süresi ile ikili ilişkisi parametrik olmayan Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bütün değişkenlerin yatış süresi üzerindeki etkisi regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda bireylerin yatış süreleri ile BDÖ-KF 'Toplam' ve 'Motor Dürtüsellik' alt faktör puanı arasında negatif korelasyon olduğu bulunmuştur ( rs: -0,233; -0,276,p<0,05) Madde kullanımı nedeniyle yatışı sağlanan bireylerin yatış süreleri ile TMA, Sosyo-demografik Veri Formu ve BAPİ-KF'den aldıkları puanlar arasında yapılan regresyon analizinde anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Bu araştırma düşünmeden eyleme geçmeyi ifade eden BDÖ-KF alt boyutu 'Motor Dürtüsellik' ile 'BDÖ-KF Toplam'ın madde kullanım bozukluğunun yatılı tedavisinde bir risk faktörü olabileceğini göstermektedir. Elde edilen bulguların, madde kullanım bozukluğu tedavisi alan bireylerin, tedavide kalma sürelerini uzatabilecek tedavi protokolleri geliştirilmesinde yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Üniversite öğrencilerinin madde kullanma eğilimlerinde öznel sıkıntıları açma ve duygusal öz farkındalık etkisi
Bu çalışma üniversite öğrencilerinin madde kullanma eğilimlerinde öznel sıkıntıları açma ve duygusal öz farkındalık etkisi ilişkiselliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi Haliç Üniversitesi Sütlüce Kampüsü'nde aktif öğrenim gören 7203 kişi arasından seçilmiş 240'ı kadın 133'ü erkek olan 373 öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılara "Sosyo-demografik Bilgi Formu", "Madde Kullanma Eğilimi Ölçeği (Türkçe SAP)", "Duygusal Öz Farkındalık Ölçeği (Türkçe DDI)", "Öznel Sıkıntıları Açma Ölçeği (DÖFÖ)" uygulanmıştır. Araştırma sonucuna göre Üniversite öğrencilerinde madde kullanma eğilimleri ve öznel sıkıntıları açma, madde kullanma eğilimleri ve duygusal öz farkındalık, öznel sıkıntıları açma ve duygusal öz farkındalık arasında anlamlı düzeyde korelasyonel bir ilişki bulunmuştur. Bunlara ek olarak öznel sıkıntıları açma ile duygusal öz farkındalıkta erkek katılımcıların ortalaması, kadın katılımcıların ortalamasından anlamlı düzeyde yüksektir, değişkenlerin yaşa göre farklılaşmadığı, sigara ve alkol kullanan katılımcıların sigara ve alkol kullanmayan katılımcılara göre oranı fazla olup, duygusal öz farkındalığın ailenin gelirine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı, madde kullanma eğiliminin anne ve babanın çocuk yetiştirme tutumuna göre anlamlı düzeyde farklılaştığı, madde kullanma eğilimi ve duygusal öz farkındalık psikiyatrik tanı öyküsüne göre anlamlı düzeyde değişmekte olup, değişkenlerin ailede psikiyatrik tedavi öyküsü ve ailede sigara kullanan birey bulunma durumuna göre farklılaşmadığı, değişkenlerin ailede alkol kullan birey bulunma durumuna göre farklılaşmadığı, geçmişte herhangi bir dönemde madde kullanma durumuna göre farklılaştığı gibi bulgular elde edilmiştir.
Psikiyatri kliniğinde yatarak tedavi gören alkol-madde bağımlılarında kendine zarar verme davranışı, travmatik ve dissosiyatif yaşantıların incelenmesi
Çocukluk çağı travmaları, daha sonraki yıllarda alkol ve alkol dışı madde kullanım bozuklukları dahil olmak üzere birçok bozukluk için risk oluşturmaktadır. Bu çalışmada, alkol ve alkol dışı madde kullanım bozukluğu olan hastalarda çocukluk çağı olumsuz yaşantı ve travma deneyiminin belirlenmesi, kendine zarar verme davranış oranlarının saptanması ve dissosisyatif bozukluklar ile arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kapalı Psikiyatri servisinde yatarak tedavi gören ardışık, detoksifikasyonu tamamlanmış, DSM-5 ölçülerine göre alkol kullanım bozukluğu ve/veya alkol dışı madde kullanım bozukluğu olan 93 hasta alınmıştır. Araştırmaya katılan hastalara yarı yapılandırılmış Sosyodemografik Veri Formu (SVF), Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri (KZVDDE), Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ-28) ve Dissosiyasyon Ölçeği (DIS-Q) uygulanmıştır. Sadece alkol bağımlılarının, alkol ve alkol dışı madde bağımlılarına göre daha fazla KZVD gösterdiği anlaşıldı. KZVD uygulayan alkol bağımlılarında ise cinsel istismar daha yüksek bulundu. Böylece çocukluk travmaları arasında KZVD riskini en çok arttıran alt boyutun cinsel istismar olduğu anlaşıldı. Alkol ve alkol dışı madde bağımlılarında dissosiyasyon daha yüksek bulundu. Alkole ek madde kullanımı olanlarda dissosiyatif belirti şiddetinin daha yüksek olduğu anlaşıldı. Dissosiyatif belirti şiddeti ile KZVD belirti şiddeti arasında anlamlı bir ilişki olduğu anlaşıldı. Duygusal ihmal ve duygusal istismar puanları yüksek olanların dissosiyatif belirtilerinin de yüksek olduğu anlaşıldı. Dissosiyasyon yüksekliğinin KZVD'yi yordadığı anlaşıldı.
Investigation of substance use among late adolescents in terms of its relationship with parental acceptance rejection, self-control, anger and peer deviance
Substance use is a multifaceted psychosocial problem resulting from interaction among several different level factors. The current thesis aimed to examine substance use problem among late adolescents in terms of its relationship with parental acceptance-rejection, self-control, anger, and peer deviance. Data were collected from 160 male using substances aged between 18-25 via using Demographic Information Form, Adult Parental Acceptance-Rejection Questionnaire, Brief Self-Control Scale, Trait Anger-Anger Expression Inventory, Peer Deviance Scale, Drug Use Disorders Identification Test, University Form of Risk Behaviors Scale. Two separate one-way Multivariate Analysis of Variance (MANOVA) and multiple regression analyses were conducted. According to the results, high severity and low severity substance use group differed significantly in terms of maternal hostility, maternal undifferentiated rejection, self-control, trait anger, anger control, anger-out expression, and peer deviance. Nevertheless, no significant group differences were observed in terms of total paternal rejection score and its sub-dimensions, maternal rejection total score, maternal warmth, maternal neglect, and anger-in expression. By contrast, the clinical group and non-clinical group showed significant differences in paternal hostility, paternal undifferentiated rejection, maternal hostility, maternal undifferentiated rejection, trait anger, anger-out expression, and peer deviance, while there were no significant differences in terms of paternal rejection total score, paternal warmth, paternal neglect, maternal rejection total score, maternal warmth, maternal neglect, self-control and anger-in expression. In addition, paternal undifferentiated rejection and peer deviation were found to significantly predict late adolescents' substance use problem. Obtained results were discussed in relation to the relevant literature, and clinical implications and limitations were presented.
Ergenlerde madde kullanım bozukluğunun madde bağımlılığından korunmada ergenlerde öz-yeterlilik ölçeği ve anne-baba tutum ölçeği ile değerlendirilmesi
Giriş ve amaç: Madde kullanım bozukluğunun gelişiminde ailelerin tutumu ve öz-yeterlik kavramları oldukça büyük bir önem teşkil etmektedir. Tez çalışmasında ergenlerde madde kullanım bozukluğunun madde bağımlılığından korunmada öz-yeterlik ve anne baba tutum ölçeği çerçevesinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma kapsamında online anket yöntemi kullanılmış olup, rastgele seçilen 150 ergene ailelerinden izinler alınarak ulaşılmış ve anketler gönderilmiştir. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Madde Bağımlılığından Korunma Öz-yeterlik Ölçeği ve Anne-Baba Tutum Ölçeği kullanılmıştır. İstatistiksel analizler IBM SPSS statistics 20.0 programında yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi 0,05 alınmıştır. Sonuç: Ailesi ile zaman geçirmeyen katılımcıların uyuşturucu/uyarıcı maddelerden uzak durma ve baskı altında iken uyuşturucu/uyarıcı maddelerden uzak durma ölçek puanları ailesi ile zaman geçiren katılımcılardan daha yüksek olduğu, ailesi ile zaman geçiren katılımcıların algıladıkları demokratik anne-baba tutum düzeyleri ise ailesi ile zaman geçirmeyen katılımcılardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ailesi ile aktivitelerde bulunmayan katılımcıların madde bağımlılığından korunma öz-yeterlik, uyuşturucu/uyarıcı maddelerden uzak durma, baskı altında iken uyuşturucu/uyarıcı maddelerden uzak durma, uyuşturucu/uyarıcı maddeler konusunda yardım arama, uyuşturucu/uyarıcı maddeler konusunda arkadaşına yardımcı olma ölçek puanları ailesi ile aktivitelerde bulunan katılımcılardan daha yüksektir.
Üniversite öğrencilerinin madde kullanma eğilimi düzeylerine göre duygularını ifade etmeleri
Bu araştırmada ulaşılmak istenen temel amaç üniversite öğrencilerinin madde kullanma eğilimi düzeylerine göre duygularını ifade etmeleri arasında farklılık olup olmadığını belirlemektir. Bununla beraber madde kullanma eğilimleri ile pozitif veya negatif duyguları ifade etmeleri arasında bazı sosyodemografik özelikler açısından anlamlı bir farklılık olup olmadığının araştırılması da amaçlanmaktadır. Bu araştırmanın çalışma grubunu sekiz farklı üniversitede öğrenim gören elverişli/ uygun yöntemi örnekleme yoluyla seçilen 756 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Tarama modeline uygun olarak gerçekleştirilen araştırmada verileri elde etmek amacıyla Madde Kullanma Eğilimi Ölçeği (MKEÖ), Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği (PNDÖ) ve Kişisel Bilgi Formu (KBF) kullanılmıştır. Veri toplama araçları, üniversite öğrencilerine çevrimiçi yöntemlerle uygulanmıştır. Araştırma sonucunda; yüksek madde kullanım eğilimine sahip üniversite öğrencilerinin negatif duygu puan ortalaması düşük madde kullanım eğilimine sahip üniversite öğrencilerinin negatif duygu puan ortalamasından anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Araştırmada negatif duygu puan ortalamaları cinsiyet değişkenine göre anlamlı şekilde farklılaşmaktadır. Düşük madde kullanma eğilimine sahip erkek ve kadın öğrencilerin pozitif duygu puan ortalamaları arasındaki fark anlamlıdır. Ayrıca düşük madde kullanım eğilimine sahip kadın öğrencilerin pozitif duygu puan ortalamasının yüksek madde kullanım eğilimine sahip erkek öğrencilerin pozitif duygu puan ortalamasından anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Sigara kullanma durumlarına göre öğrencilerin pozitif duyguları arasında farklılık bulunamazken; madde kullanma eğilimi düzeyi ile sigara kullanımı değişkenlerinin negatif duygu puanları üzerindeki ortak etkisi anlamlıdır. Yaşanılan yer değişkeni açısından öğrencilerin pozitif duyguları arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken; negatif duygular açısından ise anlamlı farklılık bulunmuştur. Daha önce geçirilmiş psikiyatrik hastalık olup olmamasına göre üniversite öğrencilerinin pozitif duygu puanları farklılaşmazken; negatif duygu puanları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Araştırmada kronik hastalık olup olmamasına göre öğrencilerin pozitif duygu puanları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Bir yıldan uzun süreli romantik ilişki yaşantısı olup olmamasına göre ise öğrencilerin pozitif ve negatif duygu puanlarının farklılaştığı saptanmıştır. Algılanan anne baba tutumlarına göre üniversite öğrencilerinin pozitif duygu puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmamış; negatif duygu puan ortalamaları arasında ise anlamlı farklılık bulunmuştur. Öğrencilerin kendilerini içe dönük veya dışa dönük olarak tanımlamalarına göre pozitif ve negatif duygu puanları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Öğrencilerin algılanan akademik başarı düzeyine göre pozitif duygu puanları açısından anlamlı farklılık bulunurken; negatif duygu puanları arasında ise anlamlı farklılık saptanmamıştır. Araştırma sonuçları alan yazındaki diğer bulgular ile birlikte tartışılmış ve yorumlanmıştır. Araştırma sonuçları ışığında çeşitli araştırmacılara, uygulayıcı ve politika belirleyicilere öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Madde, Eğilim, Madde Kullanma, Duygu, Pozitif Duygu, Negatif Duygu
18-30 Yaş arası bireylerde geçmişe dönük aile öngörülemezliği ile madde kullanma eğilimi arasındaki ilişki
Çalışmanın amacı, 18-30 yaş arası bireylerde geçmişe dönük aile öngörülemezliği düzeyi ile madde kullanma eğilimi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bireyin yetiştiği ortamda maruz kaldığı öngörülemezlik ile madde kullanma eğilimi arasında anlamlı bir ilişki olabileceği düşünülmektedir. Bu araştırmada Geçmişe Dönük Aile Öngörülemezliği Ölçeği (GDAÖÖ) ve Madde Kullanma Eğilimi Ölçeği (MKEÖ) kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma örneklemini 18-30 yaş arası bireyler oluşturmaktadır. Ölçme araçları çevrimiçi süreçlerle 18-30 yaş arası bireylere uygulanmıştır. Hazırlanan ölçek sorularını 300'ü (%57,7) kadın ve 220'si (%42,3) erkek olmak üzere 520 birey yanıtlamıştır. Yapılan araştırmada kullanılan ölçekler aracılığıyla elde edilen verilerin analizi SPSS programı kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen bulgular dikkate alındığında geçmişe dönük aile öngörülemezliği ile madde kullanma eğilimi arasında anlamlı pozitif bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu iki değişkenin aralarındaki ilişkinin incelenmesinin sonucunda elde edilen bulguların gelecekte yapılacak çalışmalar için faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile, Aile Öngörülemezliği, Madde Kullanma Eğilimi, Madde Bağımlılığı.
Madde kullanımı olan geç ergenlerde akran zorbalığı ve bilişsel çarpıtmaların incelenmesi
Ergenlik dönemi, bireylerin akran etkisi altında kaldığı dönemdir. Bu dönemde pek çok ergen birey, arkadaş grubundan dışlanmamak için yanlış davranışlar gösterebilmektedir. Bu davranışların en bilinenleri; hırsızlık, sigara-alkol tüketimi ve madde kullanımıdır. Bu araştırmanın temel amacı, madde kullanımı olan geç ergenlerin madde kullanım düzeyi, akran zorbalığı ve bilişsel çarpıtmalar düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma 2020-2021 tarihleri arasında Elazığ, Muş ve Gaziantep illerinde bulunan AMATEM servis ve polikliniklerinde gerçekleştirmiştir. Araştırmanın evreni madde kullanımı olan geç ergen bireylerdir. Araştırmanın örneklem grubunu ise gönüllülük esasına dayalı olarak 18-25 yaş arasındaki geç ergenlerden seçilen 400 katılımcı oluşturmaktadır. Bu kapsamda araştırma sürecinde Kişisel Bilgi Formu, Bağımlılık Profil İndeksi Ölçeği (BAPİ), Akran Zorbalığı Belirleme Ölçeği (AZBÖ) ve Bilişsel Çarpıtma Ölçeği (BÇÖ) ile veri toplanmıştır. Araştırma sonunda, madde kullanımı olan geç ergenlerde bağımlılık profili indeksinin akran zorbalığına ait zorba ve kurban puanları ile anlamlı ilişkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, bağımlılık profili indeksine ait toplam puan ile bilişsel çarpıtmalar arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, bilişsel çarpıtmalara ait toplam puan ile olumsuz benlik algısı, kendini suçlama, çaresizlik, umutsuzluk ve yaşan tehlikesi boyutlarının bağımlılık profili indeksi ile pozitif yönlü ilişkisi bulunmuştur. Bu araştırmaya ait bağımlı değişkenler; bağımlılık profili indeksi, akran zorbalığı ve bilişsel çarpıtmalardır. Daha sonraki araştırmalarda, bu değişkenlere ek olarak yeni değişkenlerin ilişkisi incelenebilir.
Madde bağımlılığındaki geçmiş suç öyküsü ile ruhsal süreçlerin Bağımlılık Profil İndeksi'ne göre karşılaştırılması
Bu araştırma madde kullanım bozukluğu olan kişilerin yasal süreç yaşaması ve yaşamaması ile ilişkili olarak ruhsal süreçlerinin karşılaştırılması amacı ile yapılmıştır. Yasal süreçler kapsamında katılımcıların, denetimli serbestlikten faydalanma durumları ile daha öncesinde cezaevi öyküsü olup olmaması baz olarak alınmıştır. Ek olarak araştırma içerisinde, cezaevi öyküsü olan ve olmayan katılımcılar ile denetimli serbestlik öyküsü olan ve olmayan katılımcılar, kullandığı madde türleri bazında da karşılaştırılmıştır. Araştırma İstanbul ilinde, MOODİST Hastanesi Yataklı AMATEM servisinde madde kullanım bozukluğu tedavisi gören 607 katılımcı ile yapılarak; mevcut veriler, Bağımlılık Profil İndeksi ölçeğinin servis psikologları tarafından doldurulması ile elde edilmiştir. Mevcut veriler, arşiv verileri olmakla beraber; 2021 Kasım- 2022 Kasım arasındaki verileri kapsamaktadır ve araştırma verileri retrospektif olarak ele alınmıştır. Araştırma içerisindeki katılımcıların büyük bir kısmının erkeklerden oluştuğu görülmekle birlikte; kadın katılımcıların sayısının oldukça düşük olduğu gözlemlenmiştir. Katılımcıların birçoğunun, eğitim düzeyinin ortaokul ve üzeri olduğuna rastlanmıştır ve yarısından fazlasının daha öncesinde en az 1 defa psikolojik tedavi aldığı ile karşılaşılmıştır. Yine yarısından biraz fazlasının medeni durumlarının bekar olduğu görülürken; kendine zarar veren kişilerin katılımcılar arasında az olduğu veriler doğrultusunda gözler önüne serilmiştir. Yasal süreç açısından denetimli serbestlikten faydalanan ve cezaevine giren katılımcıların sayısının oldukça az olduğu gözlemlenmiştir. Araştırma kapsamında denetimli serbestlik öyküsü bulunan katılımcıların denetimli serbestlik öyküsü bulunmayan katılımcılara oran ile ölçek puanlarının mevcut değişkenler doğrultusunda ölçek puanlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Cezaevi öyküsü olan katılımcılar ile cezaevi öyküsü olmayan katılımcılar arasında mevcut değişkenlere ilişkin ölçek puanlarının ise değişkenler doğrultusunda farklılaştığına rastlanmıştır. Bazı madde türleri kapsamında ise katılımcıların yasal süreçlerinin incelenmesi doğrultusunda farklı madde türlerini tercih etme oranları katılımcıların yasal süreçleri olup olmamasına yönelik farklılık göstermektedir. Araştırma sonucunda; elde edilen bulgular, literatür çerçevesinde değerlendirilerek araştırmanın sınırlılıklarına yöntem kısmında değinilmiştir.
Madde kullanım bozukluğu görülen şizofrenili bireylerde davranış ve becerilerin duyusal işlemleme süreçleriyle ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma madde kullanım bozukluğu (MKB) görülen şizofrenili bireylerin, davranış ve becerileri ile duyusal işlemleme süreçleri arasındaki ilişkiyi araştırmak için planlandı. Çalışmaya 25-45 yaş aralığında MKB görülen şizofrenili 62 birey; MKB görülmeyen 57 şizofrenili birey olmak üzere toplam 119 kişi katıldı. Katılımcıların davranış ve becerilerini değerlendirmek için Vona du Toit Yaratıcı Beceriler Modeli (VdT MoCA) Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu, duyusal işlemleme süreçlerini değerlendirmek için Adolesan/ Yetişkin Duyu Profili (AYDP), şizofreninin belirtilerini değerlendirmek için Pozitif ve Negatif Semptom Ölçeği (PNSÖ) kullanıldı. MKB görülen ve görülmeyen şizofrenili bireylerin davranış ve becerileri ile duyusal işlemleme süreçleri arasındaki fark Mann Whitney U Testi ile incelendi. MKB görülen şizofrenili bireylerin davranış ve becerileri MKB görülmeyen şizofrenili bireylere göre istatistiksel açıdan daha kötü; duyusal işlemleme süreçleri ise istatistiksel açıdan daha iyi bulundu (p<0,05). MKB görülen şizofrenili bireylerin davranış ve becerileri ile duyusal işlemleme süreçleri arasındaki ilişki Spearman Korelasyon Testi ile incelendi. MKB görülen şizofrenili bireylerin davranış ve becerileri ile duyusal işlemleme süreçleri istatistiksel olarak ilişkili bulundu (p<0,05). Çalışmanın sonucuna göre MKB görülen şizofrenili bireylerin duyusal işlemleme süreçlerinde meydana gelen problemler, davranış ve becerilerini etkilemektedir. İleride MKB görülen şizofrenili bireylere yönelik hazırlanacak ergoterapi müdahale programlarında kişilerin davranış ve beceri seviyeleri ile duyusal işlemleme süreçleri göz önünde bulundurulmalıdır.
Üniversite öğrencilerinde travmatik yaşam olayları ile alkol/ madde kullanımı arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü ve dürtüselliğin aracı rolünün incelenmesi
Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin yaşadıkları travmatik yaşam olayları sonrasında gösterdikleri travma sonrası stres belirtilerinin şiddeti ile alkol ve madde kullanım düzeyleri arasında dürtüsellik ve duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolleri araştırılmıştır. Araştırma örneklemi farklı üniversitelerde öğrenim gören 256 öğrenciden oluşmaktadır. Amaçlar doğrultusunda katılımcılara Travma Sonrası Stres Belirti Ölçeği, Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği, Dürtüsel Davranış Ölçeği, Sosyo demografik Bilgi formu, Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi ve Madde Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi uygulanmıştır. Araştırma sorularını yanıtlamak amacıyla uygulanan aracı değişken analizleri sonucunda travma sonrası stres belirti düzeyinin alkol ve madde kullanım düzeyi anlamlı pozitif şekilde yordadığı; travma sonrası stres belirti düzeyi ile alkol ve madde kullanımı arasındaki ilişkide dürtüselliğin anlamlı ve pozitif yönde bir aracı değişken olduğu; duygu düzenleme güçlüğünün ise travmatik stres ve alkol kullanım düzeyi arasında aracı ilişkisi tespit edilmezken madde kullanımı için negatif yönde aracılık ettiği belirlenmiştir. Bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin öz denetim, stresle başa çıkma ve sosyal destek algıları ile alkol ve madde kullanma riskleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Üniversite öğrencilerinin içinde bulundukları gelişim döneminin etkilerinin yanında aileden ayrılma gibi güçlükler nedeniyle madde kullanımı gibi davranışları deneyimlemeye açık olmaları, madde kullanım risklerini, biyopsikososyal yönleriyle ortaya koymayı gerekli kılmıştır. Bu çalışma, üniversite öğrencilerinin çeşitli sosyo demografik özellikleri, madde kullanma riskleri, öz denetim düzeyleri, stresle başa çıkma becerileri ve algıladıkları sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Açımlayıcı ardışık desene dayalı karma yöntem kullanılarak gerçekleştirilen araştırmaya, iki büyük şehirde yer alan, iki devlet üniversitesinin, 2017- 2018 öğretim yılında öğrenimine devam eden seçkisiz örnekleme yoluyla belirlenmiş 790 öğrenci katılmıştır. Çalışmanın nitel bölümünün örneklemi, maksimum çeşitlilik örneklemesi yöntemine göre belirlenen 18 katılımcıdan oluşmuştur. Araştırmada Riskli Davranışlar Ölçeğinin Alkol ve Madde Kullanımı Alt Boyutları, Öz Denetim Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde, betimsel istatistikler için, parametrik olmayan testlerden Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U Testleri, parametrik testlerden Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu, Bağımsız Örneklem t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve çoklu Hiyerarşik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın nitel verileri, Nvivo 11 nitel veri analiz programıyla işlenmiştir. Cinsiyet, barınma biçimi, aylık harcama miktarı, en çok katıldıkları etkinlik, sigara içme ve ailede bağımlılık tedavisi alan birinin varlığının alkol ve madde kullanım riskini açıklamada etkili demografik değişkenler oldukları gözlenmiştir. Alkol kullanım riskini, özdenetim, soruna yönelme ve kaçınma biçiminde başaetme arasındaki negatif ilişkinin yordadığı ve modelin toplam varyansın % 41'ini açıkladığı, madde kullanım riskini özdenetim ve kaçınma biçiminde başa çıkma arasındaki negatif ilişkinin yordadığı ve modelin toplam varyansın % 21'ini açıkladığı gözlenmiştir. Algılanan sosyal desteğin ise riskleri açıklamada anlamlı bir katkı sunmadığı dikkati çekmiştir. Nitel bulguların nicel bulguları destekleyen ve desteklemeyen yönleri ortaya konmuştur. Din, sağlığa zararlı olma, aile kuralları, tadını beğenmeme gibi faktörlerin alkol ve madde kullanım riskinden koruduğu gözlenmiştir. Gelecekte benzer araştırmaların farklı üniversite örneklemlerinde tekrarlanması, öğrencilerin öz denetim, başa çıkma gibi becerilerini arttırmaya yönelik sosyal hizmet müdahalelerinin geliştirilmesine yönelik deneysel araştırmalar gerçekleştirilmesi önerilebilir.
Ortaokul düzeyinde uygulanan Türkiye bağımlılıkla mücadele eğitiminin (TBM) etkililiği ve öğrencilerin eğitim ile ilgili görüşleri
Bu araştırmanın amacı; Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere ülkenin farklı kesimlerine ve farklı yaş gruplarına uygulanan Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programının (TBM) ortaokul düzeyinde etkililiğini ve öğrencilerin eğitim ile ilgili görüşlerini değerlendirmektir. Bu araştırmada ön test-son test deney deseni kullanılmış ve sonuçlar istatiksel yöntemler ile analiz edilmiştir. İzmir ili Karabağlar ilçesi bünyesinde risk grubunda bulunan öğrencilerin bulunduğu iki ortaokul belirlenmiştir. Araştırmanın deney grubunu seçilen iki ortaokulun tüm kademelerindeki öğrencilerin tamamı oluşturmaktadır. Deney grubu öğrencilerin araştırmacı tarafından TBM'nin alt modülleri olan teknoloji bağımlılığı, tütün bağımlılığı ve sağlıklı yaşam anketleri çalışma öncesi ön test verilerini elde etmek amacı ile uygulanmıştır. Ön test verileri elde edildikten sonra deney grubunda yer alan öğrencilere TBM eğitimi uygulanmıştır. Eğitim her sınıf düzeyinde 3 modül/8 saat olarak gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen eğitim programları sonrası deney grubu öğrencilerine teknoloji bağımlılığı, tütün bağımlılığı ve sağlıklı yaşam anketleri tekrardan uygulanmış ve son test verileri elde edilmiştir. Ayrıca 3 uzman görüşü alınarak hazırlanan öğrenci görüşlerini değerlendirme formu uygulanarak öğrencilerin eğitim ile ilgili görüşleri incelenmiştir. Deney gruplarının ön test, son test verileri T testi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın anlamlılık düzeyi .05 alınmıştır. Araştırma sonucunda, Ortaokul düzeyinde uygulanan TBM' nin etkili bir önleyici eğitim programı olduğu görülmüştür. Öğrencilerin eğitim sonrasındaki görüşleri bu sonuçları desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: önleyici rehberlik; bağımlılık; bağımlılıkla mücadele