Fracture healing

71 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Humerus cismi kaynamama tedavisinde çözüm çift plak ile yapılan tespit midir? Karşılaştırmalı sonuçlar

Bu çalışmada amacımız humerus kaynamamaları tedavisinde uygulanan tek plak osteosentezi ile çift plak osteosentezi yapılan hastaların klinik ve fonksiyonel sonuçlarını karşılaştırmak. 2009-2020 yılları arasında kliniğimizde humerus cismi kaynamama tanısı alan; tek plak ve çift plak osteosentezyapılan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi.Çalışmaya 18 yaşından küçük olanlar,intramedüller çivileme yapılanlar, eksternal fiksatör ile tedavi edilenler, akut veya geçirilmiş enfeksiyonu olanlar, radial sinir hasarı olan hastalar ve verilerine ulaşılamayan hastalar dahil edilmedi. Ortalama takip süreleri 23,6 aydı.Cerrahi tedavi anterolateral veya posterior yaklaşımlar kullanılarak yapılmıştı.Cerrahi yaklaşımda radial sinir bulunup korundu, segment uçları debride ve dekortike edilmişti. Tek plak veya çift plak ile fiksasyon sağlandı. Her hastaya iliak kanattan otojen kemik grefti uygulanmıştı. Tek plak ile osteosentez ile çift plak ile osteosentez yöntemleri kaynama oranları, kaynama süreleri, fonksiyonel sonuçlar ve komplikasyonlar açısından mukayese edildi. Fonksiyonel sonuçlar Quick Disability of shoulder arm and hand scale(QuickDASH), Vizuel Analog Scala(VAS) ve Steawert and Hundley classification ile değerlendirildi. Çalışmaya45 hasta dahil edildi ve 28'ine tek plak uygulaması 17 hastaya ise çift plak ileosteosentezuygulaması yapılmıştı. Kaynama oranlarıtek plak uygulananlarda %89,3, çift plak uygulananlarda %100'dü. Kaynama süreleri ortalamaları tek plak uygulananlarda5,4±1,04 ay, çift plak uygulananlarda ise3,79±1,08 aydı. Her iki gruptada 1'er hastada radial sinir arazı ve 1'er hastada da yüzeyel enfeksiyon görüldü. İki yöntem için kaynama oranları arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu. Çift plak ile osteosentez uygulanan grupta kaynama süresi anlamlı daha kısaydı. Fonksiyonel sonuçlar ve komplikasyonlar açısından anlamlı fark yoktu.

Humeral kırıklarHumerusKemik plakları+3
İrfan Açıkgöz
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Osteoporotik rat modellerindeki kemik defektlerinin iyileşmesinde proton pompa inhibitörü kullanımının ve düşük düzeyli lazer tedavisinin etkilerinin araştırılması

Bu deneysel çalışmada, Proton Pompa İnhibitörü (PPI) kullanımının ve Düşük Düzey Lazer Tedavisinin (DDLT) osteoporotik rat modellerinde oluşturulan kritik büyüklükteki kalvaryal defektlerde, kemik iyileşmesi üzerindeki etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca çalışma gruplarında, kemiğin biyomekanik özellikleri de incelenmiştir. Çalışmada, 45 adet dişi Wistar rat kullanılmış ve kontrol grubu (A), overektomi grubu (B), overektomi ve PPI grubu (C), overektomi ve DDLT grubu (D), overektomi, PPI ve DDLT grubu (E) olmak üzere toplam beş grup yer almıştır. Tüm deneklerde, 5 mm çapta, kritik büyüklükte kalvaryal kemik defekti oluşturulmuştur. Kemik iyileşmesi, histomorfometrik ölçüm yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca gruplardaki hayvanların kemiklerinin biyomekanik özelliklerinin saptanması için, femurlar üzerinde çekme ve germe testleri uygulanmıştır. Çalışmada, E grubunda gözlemlenen ortalama yeni kemik alanının, diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Çekme ve germe testlerinin sonuçlarına göre, çekme dayanımı, birim şekil değiştirme, fleksiyon modülüsü ile maksimum eğme, uzama ve gerilme momentlerinin ortalamalarının PPI ve overektomi gruplarında, kontrol gruplarına göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, DDLT kullanımının cerrahi sonrası yeni kemik oluşumunu uyardığı ve PPI kullanımı ile, kemiklerin çekme ve germe kuvvetleri karşısındaki mekanik direncinin zayıfladığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Osteoporoz, proton pompa inhibitörleri, düşük düzey lazer tedavisi, kemik defektleri

Histamin H2 antagonistleriKemik defektleriKemik ve kemikler+3
Nihat Demirtaş
Bezmialem Vakıf University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Kendi-kendini onaran karbon elyaf takviyeli polimer matrisli kompozit geliştirilmesi

Bu doktora tezinin temel amacı, EMAA (poli (etilen-metakrilik asit)), EVA (etilen vinil asetat) ve ABS (akrilonitril bütadiyen stiren) filamentleri ile dikiş prosesi uygulanarak üç boyutlu kendi kendini onarabilen karbon elyaf takviyeli kompozit malzeme geliştirilmesidir. Bu amaçla, önce EMAA, EVA ve ABS termoplastik polimelerinden 0,6, 0,8mm ve 1 mm çaplarında, filamentler üretilmiştir. Daha sonra karbon elyaf prepreg, bu filamentlerle dikilmiş ve ardından, basınçlı kalıplama yöntemi ile kompozit üretimleri gerçekleştirilmiştir. Üretilen kompozitlerin mekanik özellikleri çekme, eğilme ve Mod-I katmanlar arası kırılma tokluğu testleri ile, yapısal analizi FT-IR analizi ile ve morfolojik analizleri optik mikroskop ve taramalı elektron mikroskobu ile yapılmıştır. Ayrıca kompozitlerin kendi kendini onarma verimliliği hesaplanmıştır. Bu tezde elyaf takviyeli kompozit malzemelerin yapısı, önemi, karbon elyaflı kompozit malzemelerin üretim yöntemleri ve dikiş prosesinin kompozit malzemeler üzerindeki etkisinden bahsedilmiştir. Ayrıca kendi kendini onarabilen polimerlerin yapısı, proses parametreleri ve çeşitleri de detaylı olarak incelenmiştir. Mod-I katmanlar arası test sonuçları incelendiğinde, dikiş prosesinde filamentlerin çapları arttıkça kırılma tokluklarının artttığı gözlenmiştir. Onarma verimliliği en fazla, EMAA06 (%189), EMAA08 (%141) ve EMAA1 (%124) numunelerinde elde edilmiştir. Ayrıca EVA06 (%133), EVA08 (%115) ve EVA1 (%110) numunelerinde de onarma verimliliği sağlanmıştır. Fakat ABS06( %-53), ABS08 (%-64) ve ABS1 (%-67) numunelerinde, elde edilen sonuçlar gözönüne alındığında, ABS filamentleri ile onarmanın gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır.

Kompozit malzemelerKompozit yapılarKompozitler+4
Gökçenur İşlek
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Cerrahi olarak oluşturulan kemik defektlerinde sığır kaynaklı anorganik kemik grefti ve hemostatik bitki ekstresinin kombine kullanımının kemik rejenerasyonuna etkisi

Diş kayıplarına bağlı oluşan dişsiz alveoler kretlerin protetik rehabilitasyonu diş hekimliğinde sıklıkla uygulanan bir işlemdir. Konvansiyonel veya implant destekli bir protezin yerleşeceği yeterli bir alveoler kret bulunmadığı durumlarda, diş çekim işlemleri, periapikal cerrahi işlemler, kist operasyonları ve kemik fraktürü tedavileri sonrası greftleme işlemleri uygulanabilmektedir. Tüm bu uygulamalar mevcut kemik miktarında artış hedeflemektedir. Çeşitli deneysel ve klinik çalışmalar kemik greftleri, bariyer membranlar ve kemik fizyolojisi üzerinde yoğunlaşmış ve kemik rejenerasyonunu hızlandırmayı amaçlamışlardır. Bu çalışmanın amacı, yumuşak doku ve erken dönem kemik doku iyileşmesine olumlu etkileri bildirilen kanama durdurucu bitki ekstresinin (Ankaferd BloodStopper®, Ankaferd İlaç Kozmetik A.Ş., İstanbul ,Türkiye) (ABS) ve sığır kaynaklı anorganik kemik greftinin (Integros Boneplus-xs®, Integros Sağlık Ürünleri Ar-Ge İmalat, İthalat, İhracat, San. ve Tic. Ltd. Şti., Adana, Türkiye) (ABB) birlikte kullanımının cerrahi olarak oluşturulan defektlerde kemik iyileşmesi üzerine etkisinin incelenmesidir. Deneysel çalışmamızda 9 adet evcil domuz kullanılmıştır. Ağız dışı girişimle her hayvanın mandibulasında 3 adet kemik defekti oluşturulmuştur. Defektler, 10 mm çapında ve 5 mm derinliğindedir. Birinci defektlerde, ABS solüsyonu (0,3 ml/defekt), taşıyıcı olarak ABB (0,3 cc/defekt) içerisinde ve ikinci defektlerde, ABS kontrollü ilaç salınımına yönelik mikroküreler içerisinde (0,3 ml/defekt) yine ABB (0,3 cc/defekt) ile kombine uygulanmıştır. Her hayvanda üçüncü defekt boş bırakılmıştır. Tüm defektler rezorbe olabilen kollajen membranla örtülmüştür. Tüm hayvanlar 10 haftalık iyileşme periyodu sonunda sakrifiye edilmiştir. Histomorfometrik analiz için dekalsifiye edilmemiş kesitler hazırlanmıştır. Veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak, ABS ile ABB?nin her iki farklı şekilde kombine kullanımı, boş defekt grubuna kıyasla kemik rejenerasyonunu istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttırmıştır. Ancak, mikroküre içerisine yerleştirilmiş ABS?nin ABB ile karışımı ve ABS solüsyonunun doğrudan ABB ile karışımı arasında yeni kemik oluşumu açısından anlamlı fark bulunamamıştır. Anahtar Sözcükler: hemostatik bitki ekstresi, sığır kaynaklı anorganik greft, ksenogreft, kemik iyileşmesi, kontrollü salınım, histomorfometri

Bitki özütüCerrahi-oralHemostatikler+7
Mert Sanrı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Dental implant çevresinde cerrahi olarak oluşturulan kemik defektlerinin onarımında kullanılan iki ayrı sığır kaynaklı hidroksiapatit greft materyalinin etkinliğinin karşılaştırılması

Kısmi ya da tam diş eksikliği görülen hastalarda dental implant destekli protez uygulaması son yıllarda sıklıkla kullanılan tedavi yöntemlerinden biridir. Bazı durumlarda yetersiz alveol kemik hacmi, proteze desteklik sağlayacak olan implantın kemiğe yerleştirilmesinde zorluklara neden olmaktadır. Kemik hacmini artırmak için çeşitli kemik greftleri ve bariyer membranlardan yararlanılmaktadır. Bu çalışmamızın amacı, farklı yöntemlerle üretilmiş iki ayrı sığır kaynaklı hidroksiapatitin dental implant çevresindeki kemik defektinin iyileşmesine olan etkisinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmamızda 8 adet evcil domuz kullanılmıştır. Tüm hayvanların frontal kemiğine 3 adet kemik defekti oluşturulmuş ve her defektin ortasına dental implant yerleştirilmiştir. Defektlerden biri greft ile doldurulmamış ve kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Diğer defektler Integros Boneplus xs ve BioOss marka kemik greftleri ile ayrı ayrı doldurulmuştur. Tüm defektler rezorbe olabilen bariyer membran ile örtülenmiştir. 10 haftalık iyileşme sürecini takiben hazırlanan dekalsifiye edilmemiş kesitler üzerinde kemik implant kontağı yüzdesi değerlendirilmiştir. Veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak, greft kullanılan gruplarda, boş defekt grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek kemik implant kontağı sağlandığı belirlenmiştir. Kullanılan kemik greftleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.

Dental implantasyonDental implantlarHidroksiapatitler+3
Uygar Bakşi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
10
DoctorateOpen AccessTR

Lokal uygulanan simvastatin'in periosteal distraksiyon üzerine etkisi

Diş kayıpları herhangi bir yaşta travma, çürük, periodontal kayıp ve diğer sebepler ile meydana gelebilen bir durumdur. Diş çekimi yapıldıktan sonra hastaların alveol kemiğinde rezorbsiyon oluşur. Oluşan bu rezorbsiyon protetik rehabilitasyon ve implant cerrahisi uygulamasında zorluklar oluşturmaktadır. Alveol kemiğinde yeniden kemik oluşturmaya yönelik işlemlerden biri de periosteal distraksiyon prosedürüdür. Bu işlemde periostun distraksiyonu bir aygıt ile sağlanarak periosttaki kemik oluşturacak hücrelerin bölgeye ulaşması ve kemik oluşturması amaçlanır. Bir kolestrol ilacı olan simvastatin'in kemik arttırımı sağladığını kanıtlayan bir çok çalışma yayınlanmıştır. Simvastatinin lokal ve sistemik olarak kullanımı mümkündür. İlacın periosteal distraksiyonda kullanımı üzerine literatürde herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu tez çalışmasındaki amacımız yeni tasarladığımız periosteal distraktör aygıtının lokal simvastatin uygulaması ile kemik oluşumuna etkisini değerlendirmektir. Deneysel çalışmamızda 20 adet Yeni Zelanda tavşanı kullanılmıştır. Ağız dışı girişim ile her hayvanın mandibulasına çalışmamız için üretilen periosteal distraktörler (Synthes İsviçre) ve distraktörlerin altına kollajen sünger yerleştirilmiştir. Deney grubuna ait 10 hayvanda kollajen süngere 0,2 ml simvastatin (Zocor®) emdirilirken, kontrol grubunda kollajen sünger boş bırakılmıştır. Distraksiyon işleminin latent periyodu için 7 gün beklendikten sonra günde 0,5 mm, 10 gün boyunca distraktörler aktive edilmiştir. Konsolidasyon periyodu için 30 gün beklendikten sonra tavşanlar sakrifiye edilmiştir. Alınan örnekler radyografik ve histomorfometrik analizlere tabii tutularak yeni oluşan kemik istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak yeni bir tasarıma ve avantajlara sahip olan periosteal distraktör kemik oluşumunu sorunsuz bir şekilde sağlamıştır. Lokal olarak simvastatin emdirilen grubun sonuçları bir parametre dışında istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermemiştir. Anahtar Sözcükler: Periosteal distraksiyon, periost, simvastatin, alveoler augmentasyon, periosteal distraktör

Alveolar kenar artırılmasıDikkat dağıtmaDiş dökülmesi+7
Onur Evren Kahraman
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda kafa travması sonrası beyin omurilik sıvısının kırık kaynaması üzerine etkisi

ÖZET Sıçanlarda Kafa Travması Sonrası Alınan Beyin Omurlik Sıvısının Kırık Kaynaması Üzerine Etkisi Amaç: Kafa travmalı hastalarda hızlanmış kırık iyileşmesi literatürde bildirilmesine rağmen kırık kaynamasını hızlandıran mekanizma net olarak bilinmemektedir. Çalışmamızda hipotez olarak kafa travması sonrası beyin omurilik sıvısının kan dolaşımına karışarak kırık kaynamasını hızlandırdığını ileri sürdük. Bu hipotezi kanıtlamak üzere sıçan modeli üzerinde kafa travması sonrası beyin omurilik sıvısının kırık kaynaması üzerine etkilerini göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 42 adet Wistar albino tipi sıçan üç gruba ayrıldı. Bunlardan birincisi kafa travması grubu, ikincisi çalışma grubu, üçüncüsü kontrol grubuydu. 12 sıçandan oluşan birinci gruba kafa travması uygulandı, işlem esnasında iki sıçan öldüğü için 10 sıçandan beyin omurilik sıvısı temin edilebildi. 15'er sıçandan oluşan çalışma ve kontrol gruplarında femur kırığı oluşturuldu ve intramedüller tespit uygulandı. Çalışma grubundaki sıçanların kırık hattına, kafa travması grubundan elde edilen beyin omurilik sıvısı enjekte edildi. İşlem sonrası 5. günde çalışma grubundan bir sıçan öldüğü için çalışma grubu 14 sıçan üzerinden değerlendirildi. İşlem sonrası 30. günde çalışma ve kontrol grubundaki sıçanların femurları kalçadan dezartiküle edildi. Kırık hattında gelişen kallus dokusu radyolojik olarak enine, boyuna ve Lane ve Sandhu'nun radyolojik kaynama skoruna göre ve histolojik olarak ise Huo ve arkadaşlarının skalasına göre değerlendirildi. İstatistiksel önem düzeyi 0,05 alındı. Bulgular: Radyolojik ölçümlerimizde çalışma grubunda kallus dokusu boyları anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p=0,0001). Çalışma grubunda kallus dokusu enleri daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,158). Lane ve Sandhu'nun radyolojik kaynama skoruna göre gruplar arası anlamlı fark saptanmadı (p=0,700). Çalışma grubunun histolojik olarak kaynama skoru kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0,014). Sonuçlar: Kafa travması sonrası izlenen hızlanmış kırık kaynamasının altında yatan mekanizma bilinmemektedir. Sıçan modeli üzerinde, kafa travması sonrası temin edilen beyin omurilik sıvısı, radyolojik incelemelerimizde kallus dokusu boyunu arttırmakta ve histolojik incelemelerimizde kırık kaynamasını hızlandırmaktadır. Kafa travması sonrası beyin omurilik sıvısında artan bazı moleküller kallus dokusu üzerine etki ediyor olabilir. Kafa travması sonrası temin edilen beyin omurilik sıvısının hangi mekanizma ile kırık kaynamasına etki ettiğini anlamak için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Kafa travması, kırık kaynaması, beyin omurilik sıvısı

Kafa yaralanmalarıKafatası kırıklarıKırık iyileşmesi+3
Alaaddin Levent Özgözen
Çukurova University
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda sagital suturdaki hızlı genişletme ile birlikte uygulanan düşük doz lazer terapisinin yeni kemik oluşumu ve relaps üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, sagital suturunda hızlı genişletme yapılmış ratlarda düşük doz lazer terapisinin, sutur bölgesinde yeni kemik oluşumuna ve relaps üzerine etkisini histolojik ve radyografik olarak incelemektir. Çalışmamızda kullanılan 36 adet 6-8 haftalık Wistar erkek ratta 100 gram kuvvet uygulayan bir ekspansiyon apareyi ile 7 gün ekspansiyon yapıldı. Daha sonra rast gele 3 gruba (kontrol, lazer + retansiyon, lazer ) ayrılan denklerden kontrol ve lazer + retansiyon grubuna bir retansiyon apareyi takılarak 7 gün retansiyon uygulandı. Lazer grubuna ise herhangi bir retansiyon apareyi uygulanmadı. Yedi günlük retansiyon sırasında lazer + retansiyon ve lazer grubuna düşük doz lazer terapisi uygulandı. 14. günün sonunda tüm gruplardaki deneklerin yarısı histolojik inceleme için sakrifiye edildi. Kontrol ve lazer + retansiyon grubundaki kalan deneklerin retansiyon apareyi çıkarıldı. Tüm denkler relaps için 7 gün bekletildi. 21. günün sonunda kalan tüm denekler sakrifiye edildi. Tüm deneklerden ekspansiyon öncesi (T0), ekspansiyon sonrası (T1), retansiyon sonrası (T2) ve relaps sonrası (T3) BT görüntüleri alındı. Histolojik incelemeler sonucunda, lazer + retansiyon ve laser grubunda osteoblast sayısında ve yeni kemik alanıdaki artış kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Radyografik incelemelerde, lazer + retansiyon grubunun relaps oranının kontrol ve lazer grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşük olduğu bulundu. Bulgularımıza göre, hızlı genişletme sonrası, retansiyon protokolü ile birlikte uygulanan düşük doz lazer terapisi yeni kemik formasyonunu hızlandırarak retansiyon süresini kısaltabilir ve relaps oranını düşürebilir. Anahtar sözcükler: düşük doz lazer terapisi, hızlı genişletme, relaps, sagital genişletme, yeni kemik formasyonu

Alveolar kenar artırılmasıKemik rejenerasyonuKemik ve kemikler+4
Kadriye Ebru Ademci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemik toplayıcı ve kemik kazıyıcı ile toplanan otojen kemik greftine ozon gazının etkilerinin değerlendirilmesi

Dişsiz alveoler kretlerin protetik rehabilitasyonu diş hekimliğinde sıklıkla uygulanan bir işlemdir. Yetersiz alveolar kret varlığında implant destekli bir protez ile rahabilitasyon sağlayabilmek için öncelikle kemik augmentasyon prosedürleri planlanmalıdır. Otojen greftler, allogreftler, ksenogreftler ve membranlar bu amaçla kullanılan materyallerdir. Her materyalin çeşitli klinik ve deneysel çalışmalarla gösterilmiş avantajlar ve dezavantajları mevcuttur. Bu durumda otojen greftlerin altın standart olduğu söylenebilmektedir. Verici sahalardan otojen greft elde etmek için birçok metod kullanılmaktadır. Kemik kazıyıcıları ve kemik toplayıcıları da bu metodlardan bazılarıdır. Oral bölgeden kemik toplayıcıları ile toplanan otojen kemiğin bakteriyel kontaminasyonu ile ilgili pek çok çalışma mevcutken kemik kazıyıcıları ile ilgili yeterli sayıda çalışma mevcut değildir. Bu araştırmada ise mandibulada tam kemik retansiyonlu gömülü yirmi yaş dişlerinin cerrahi çekimi sırasında bu iki metodun ayrı ayrı kullanılması ile elde edilen kontamine otojen greft üzerinde ozon gazının antimikrobiyal etkinliği incelenmiştir. Böylece oral ve maksillofasiyal cerrahi alanında sıklıkla uygulanan kemik augmentasyonu işlemlerine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Bakteriyel Kontaminasyon, Kemik Kazıyıcı, Kemik Toplayıcı, Ozon Gazı, Otojen Kemik.

BakterilerBakteriyel translokasyonKemik nakli+5
Onur Keçeli
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant çevresinde cerrahi yöntemle oluşturulan defektlerde plateletten zengin fibrinin kemik iyileşmesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Dental implantların kullanımı modern diş hekimliğinin önemli bir parçasıdır ve yaygın bir tedavi şekli haline gelmiştir. Protetik tedavi zamanını kısaltmak ve kemik kaybını en aza indirmek için yeni çekim soketlerine anında implant uygulaması önerilmektedir. Dental implantların etrafında cerrahi olarak yaratılan kemik defekti, deney hayvan modellerinde yeni çekim soketlerini simüle etmektedir. Bununla birlikte, implant boynu ve rezidüel kemik duvarları arasında kemik defektinin var olması nedeniyle bağ ve epitelyal dokudan defekt bölgesine hücre göçü meydana gelebilir ve bu durum muhtemelen osseointegrasyonu önler ve anında implant prosedürünün başarısını tehlikeye sokar. Çeşitli cerrahi tekniklerin, biyomalzemelerin ve anabolik ajanların etkinliği, bu tür defektlerin tedavisinde değerlendirilmektedir. Platelet konsantrelerinin ve ayrıca bu grubun içinde yer alan plateletten zengin fibrinin (PRF) kemik rejenerasyonunda kullanımı son zamanlarda popüler hale gelmiştir. Bununla birlikte, implant çevresi defektlerde PRF'nin etkinliği konusunda literatürde yeterli bilgi mevcut değildir. Bu deneysel çalışmanın amacı PRF'nin ve sığır kaynaklı hidroksiapatit (HA) kemik greftinin tek başına veya karıştırılarak dental implantlar etrafında cerrahi olarak oluşturulan kemik defektlerinde kemik iyileşmesine katkılarını değerlendirmektir. Deneysel çalışmamızda 5 koyun kullanıldı. Koyunların pelvisinde 10 mm çapında 4 mm derinliğinde 8 adet standart defekt oluşturuldu. Defektlerin tam merkezine olacak şekilde 40 adet dental implant yerleştirildi. Her bir hayvanda implant çevresinde oluşturulan iki defekt sadece PRF ile, iki defekt sadece 0,3 cc sığır kaynaklı HA kemik grefti ile, iki defekt PRF ve sığır kaynaklı HA kemik greftinin eşit karışımı ile dolduruldu ve iki defekt ise kontrol grubu olması için boş bırakıldı. Tüm defektler kollajen membranla örtüldü. Tüm hayvanlar 8 haftalık iyileşme periyodunun ardından sakrifiye edildi. İmplantlar çevrelerindeki defektlerle birlikte en bloc şekilde çıkarıldı. Histomorfometrik analiz için undekalsifiye kesitler hazırlandı. Veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Sonuç olarak PRF'nin tek başına veya sığır kaynaklı HA kemik grefti ile birlikte cerrahi olarak oluşturulan implant çevresi defektlerde kullanılmasının kemik rejenerasyonuna ve osseoentegrasyona fazladan bir katkı sağlamadığı belirlendi. Anahtar Sözcükler: İmplant, implant çevresi kemik defekti, PRF, trombosit konsantreleri, kemik rejenerasyonu, osseoentegrasyon, histomorfometri

Cerrahi-oralDental implantasyonDental implantlar+6
Erkan Arslan
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk ayrılmış humerus suprakondiler kırıklarının geç dönem işlevsel ve radyolojik karşılaştırılması

Çalışmamızda; Temmuz 2003 ile Aralık 2007 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğine başvuran en az 36 aylık takip süresi olan 36 suprakondiler humerus kırıklı hastadan son çağrımıza uyarak gelen 22 hastanın geriye dönük olarak değerlendirilmesi yapıldı.Çalışmamızdaki 22 hastanın cinsiyetlerinin dağılımına bakıldığında 11 (%50)'i kız,11 (%50)'i erkekti. Yaşları 3 yaş ile 12 yaş arası değişmekteydi. Yaş ortalaması 7.45 olarak bulundu. 14 hastanın sol, 8 hastanın sağ taraf ekstremitesinde kırık mevcuttu.Bu hastalardan 2 tanesinde beraberinde distal radius kırığı mevcut olup bu kırıklara kapalı yrleştirme ve 1'er adet Kirschner teli ile internal tespit uygulandı. Herhangi bir komplikasyon izlenmedi.Hastaların 20 tanesinin baskın eli sağ iken 2 tanesinin baskın eli sol taraftı. Hastaların 21 tanesi kapalı kırık, 1 tanesi açık kırık ve beraberinde brakial arter yaralanması mevcuttu, Gustillo Anderson tip 3C olarak değerlendirildi. Bu hasta suprakondiler humerus kırığına açık yerleştirme ve ciltten telleme , safen ven grefti kullanılarak brakial arter tamiri yapıldı. Hastalardan 20 tanesi ekstansiyon , 2 tanesi fleksiyon tipinde kırıklara sahipti.Hastalarımızdan 13 tanesinin zeminde düşme,9 tanesinin ise yüksekten düşme sonucu kırık oluştuğunu saptadık. Hastaların 13 tanesinin ilkbahar yaz döneminde, 9 tanesinin ise sonbahar kış döneminde kliniğimize başvurduğu saptandı.Hastaların ameliyata alınma sürelerine bakıldığında 13 hasta ilk 6 saatte, 4 hasta ilk 12 saatte, 4 hasta ilk 48 saatte ve 1 hasta kırık oluşumundan 7 gün sonra kliniğimize başvurmuş ve ameliyat edilmiştir. Hastalardan 16 tanesi kapalı yerleştirme , 6 tanesi açık yerleştirme ve ciltten telleme yöntemiyle tedavi edilmiştir. Bir tanesinde kubitus varus gelişmiştir. Hastanede yatış süresi en az 1 gün en çok 15 gündür. Ortalama 2.72 gündür. Hastalarımızdan bir tanesinde açık kırık ve brakial arter yaralanması oluşması nedeniyle 15 gün serviste takip edilmiştir. Ortalama takip süremiz 59.45 ay (36-89 ay) olarak gözlemlendi.Flynn kriterleri göz önüne alındığında işlevsel olarak 19 hasta ( %86.36 ) mükemmel , 2 hasta ( %9.09 ) iyi , 1 hasta ( %4.54 ) kötü olarak değerlendirilmiştir. Kozmetik olarak 18 hasta ( %81.81 ) mükemmel , 3 hasta ( %13.63 ) iyi ve 1 hasta ( %4.54 ) orta olarak değerlendirilmiştir.Bir hastanında eklem hareket genişliğinde sağlam dirseğe göre 20 dereceden fazla kısıtlılık olduğu için işlevsel açıdan kötü olarak değerlendirilmiştir.Çocuk suprakondiler humerus kırıkları distal radius kırıklarından sonra en sık görülen kırıklardır. Bu kadar sık görülmesi ve bulunduğu yerin anatomik özellikleri nedeniyle suprakondiler humerus kırıkları deneyimli ellerde tedavi edilmesi gereken bir travmadır. Yapmış olduğumuz suprakondiler humerus kırıklarının sonuçlarına bakıldığında literatür ile uyumlu ve başarılı sayılabilecek oranlarda mükemmel ve iyi sonuçlarımızın olduğunu gözlemlemiş olduk.

DirsekDirsek eklemiHumeral kırıklar+6
Bülent Yavuz
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı osteotomi metotlarının sıçan femurlarında kaynama üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Osteotomi, travma ve deformite cerrahisi gibi ortopedide sık kullanılan cerrahi bir prosedürdür. Farklı ostetomi metotlarının enfeksiyon ve ısı nekrozu gibi etkileri olabilmektedir ve bu etmenler kemik iyileşme sürecini etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, sıçan femurunda farklı yöntemlerle yapılan osteotomi (cerrahi testere, gigli teli ve cerrahi dril sonrası ostetom) sonrasında kemik iyileşmesi üzerindeki radyolojik, histopatolojik ve biomekanik etkileri değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, 2,5 aylık ve ortalama ağırlıkları 250 gram olan 54 adet Wistar-Albino cinsi erkek sıçanda, gigli teli, testere ve dril+osteotom kullanılarak üç farklı yöntemle femoral osteotomi uygulandı. Gigli grubu (grup1, n:18), testere grubu (grup2, n:18) ve diril + osteotom gurubu (grup3, n:18 ) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Tüm gruplar 15, 30 ve 45. günde sakrifiye edilerek radyolojik, histolopatolojik ve biyomekanik açıdan değerlendirilmek üzere 6'şar adet sıçandan oluşan 9 alt gruba ayrıldı. Hayvanlar, kontrollü sıcaklık (23-25°C) ve 12:12 saatlik aydınlık/karanlık döngüsü olacak şekilde kafeste takip edildi. Radyolojik değerlendirmede Lane ve Sandhu'nun, histopatolojik olarak ise Hue ve arkadaşları'nın önerdiği skorlama kullanıldı. Biyomekanik değerlendirme ise BESMAK BMT-E serisi malzeme test cihazında (Besmak, Ankara, Türkiye) yapılan ölçümler (Newton) karşılaştırılmıştır. Sonuçlar: Gigli, testere ve dril+osteotom gruplarının 15 ve 45.gün radyolojik skorlama dağılımları arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,393,p=0,758) ancak 30.gün radyolojik skorlama dağılımları arasında anlamlı farklılık gözlenmiştir (p=0,001). Dril+osteotom grubunda kırık hattının kaybolmaya başlaması varlığı gigli ve testere gruplarından yüksek bulunmuştur. Gigli, testere ve dril+osteotom gruplarının 15, 30 ve 45.gün histopatolojik değerleri arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,719,p=0,097,p=0,352). Gigli, testere ve dril+osteotom gruplarının 30.Gün biyomekanik değerleri arasında anlamlı farklılık gözlenmiştir (p=0,013). Gigli grubunun biyomekanik değerleri testere ve dril+osteotom gruplarının biyomekanik değerlerinden anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,026, p=0,006). Testere ve dril+osteotom gruplarının biyomekanik değerleri arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,810). Gigli, testere ve dril+osteotom gruplarının 45.Gün biyomekanik değerleri arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,773). Çıkarımlar: Radyolojik olarak dril ve osteotom ile yapılan osteotomi sonrası erken dönemde daha iyi kemik iyileşmesi sağlanmaktadır. Ayrıca gigli teli ile yapılan osteotomi erken dönemde testere veya dril+osteotom ile yapılan osteotomiye göre biyomekanik olarak daha zayıftır.

FemurHayvan deneyleriKırık iyileşmesi+5
Raşit Emin Dalaslan
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Favipiravir ve hidroksiklorokinin sıçanlarda kırık iyileşmesi üzerine etkileri

Amaç: Kırık iyileşmesi ya da kırığın kaynamaması, pek çok faktörün bir arada etkileşimde bulunduğu bir süreci ifade eder. Bu sürecin değişik basamaklarına etki eden birçok tedavi, fiziksel ve biyolojik terapi yöntemleri olduğu gibi kırığın kaynamamasına ya da geç kaynamasına neden olan birçok biyolojik, kimyasal ajan vardır. Bu çalışmada, sıçan femur kırığı modelinde günümüzde Covid-19 tedavisinde ülkemizde ve dünyada sıklıkla kullanılan Favipiravir ve Hidroksiklorokin'in kırık iyileşmesi ya da kırığın kaynamaması üzerindeki radyolojik, histolojik etkileri değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 2.5 aylık ve ortalama 300±50 gr ağırlığında 48 adet Wistar-Albino türü erkek sıçanda; kontrol grubu (grup1, n:12), favipiravir grubu (grup2, n:12), hidroksiklorokin grubu (grup3, n:12) ve favipiravir+hidroksiklorokin (grup4, n:12) olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Tüm gruplar 15 ve 30. günde sakrifiye edilerek radyolojik ve histolopatolojik açıdan değerlendirilmek üzere 6'şar adet sıçandan oluşan 8 alt gruba ayrıldı. Hayvanlar, kontrollü sıcaklık (23-25°C) ve 12:12 saatlik aydınlık/karanlık döngüsü olacak şekilde kafeste takip edildi. Radyolojik değerlendirmede Lane ve Sandhu'nun, histopatolojik olarak ise Hue ve arkadaşları'nın önerdiği skorlama kullanıldı. Sonuçlar: Favipiravir, Hidroksiklorokin, Favi+Hidroksi ve Kontrol gruplarının 15. gün histolojik skorlama ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p=0,0001). Hidroksiklorokin grubunun; Favipiravir ve Favi+Hidroksi grubuna göre 15. gün histolojik skorlama ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,001, p=0,0001). Ayrıca Kontrol grubunun; Favipiravir ve Favi+Hidroksi gruplarına göre 15. gün histolojik skorlama ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,043, p=0,023). Diğer grupların 15. gün Histolojik skorlama ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0,05). Favipiravir, Hidroksiklorokin, Favi+Hidroksi ve Kontrol gruplarının 30. gün histolojik skorlama ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,887). Favipiravir, Hidroksiklorokin, Favi+Hidroksi ve Kontrol gruplarının 15. gün radyolojik skorlama dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,330). Favipiravir, Hidroksiklorokin, Favi+Hidroksi ve Kontrol gruplarının 30. gün radyolojik skorlama dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,618). Çıkarımlar: Favipiravir, Hidroksiklorokin ve Favipiravir+Hidroksiklorokin tedavisinin Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kırık iyileşmesi üzerine radyolojik ve histolojik olarak olumsuz ya da pozitif etkisi bulunmamaktadır. ANAHTAR KELİMELER, Kırık iyileşmesi, Rat, Favipiravir, Hidroksiklorokin, Favipiravir+Hidroksiklorokin

FavipiravirHayvan deneyleriHidroksiklorokin+6
Giray Tekçe
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fondaparinuks'un kırık iyileşmesi üzerine etkisinin radyolojik, histopatolojik ve biomekanik yönden araştırılması (Ratlarda deneysel çalışma)

Kırık iyileşmesi tüm dünyada ortopedistlerin en çok araştırma yaptığı konulardan biridir. Pulmoner emboli kırıklardan sonra ve büyük cerrahilerden sonra görülebilen bir komplikasyondur. Günümüzde tromboemboli proflaksisi için çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Düşük molekül ağırlıklı heparinlerin ve standart heparinin kırık iyileşmesini geciktirdiği bilinmektedir. Bu çalışmada fondaparinuksun kırık iyileşmesi üzerine etkisinin olup olmadığının saptanması amaçlandıÇalışmada 50 adet rat kullanıldı ama 2 rat öldüğü için çalışma dışı bırakıldı. İlk olarak tüm ratların tibialarında kırık oluşturuldu. Daha sonra 2 grup oluşturuldu ve her grup 3 alt gruba ayrıldı. Çalışma grubundaki ratlara subkutan olarak fondaparinuks verildi. Kontrol grubundakilere herhangi bir ilaç verilmedi. 2. 4. ve 6. haftalarda deneyler sonlandırıldı. Ratların tibiaları radyolojik, histopatolojik ve biomekanik olarak araştırıldı. Radyolojik sonuçlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.005). Histopatolojik sonuçlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.005). Biomekanik sonuçlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.005Çalışma sonucunda fondaparinuksun kırık iyileşmesini üzerine herhangi bir etkisinin olduğu gösterilemedi.Anahtar Kelimeler: Fondaparinuks, Kırık iyileşmesi, Düşük molekül ağırlıklı heparin

Kırık iyileşmesi
Mustafa Işık
Gaziantep University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek doz atorvastatin'in kırık iyileşmesi üzerine etkisinin radyolojik, histopatolojik ve biyomekanik yönden araştırılması (Ratlarda deneysel çalışma)

İskelet sistemi hareket için esas bir yapıdır. ?Hayat harekettir, hareket hayattır?. Uygulanan mekanik güç kemiğin taşıyabileceğinden fazla ise kırılır. Kırık iyileşmesini etkileyen faktörlere yapılan çalışmalarda her gün bir yenisi daha eklenmektedir. Statinlerin kırık iyileşmesinde potansiyel rolü olduğu bazı çalışmalarda gösterilmiştir. Statinler kolesterol biyosentezinde birinci basamağı kontrol eden 3-hidroksi-3-metilglutaril koenzim A (HMG-CoA) redüktaz enzim inhibitörleridir ve kolesterol düşürücü olarak kullanılmaktadırlar. Biz çalışmamızda yüksek doz atorvastatinin ratlarda kırık iyileşmesine etkisini araştırdık.Çalışmamızda 50 adet rat kullanıldı. Tüm ratların tibialarında kırık oluşturuldu. Toplam 2 grup oluşturuldu ve her grup 3 alt gruba ayrıldı. Çalışma grubundaki ratlara gavaj ile atorvastatin verildi. Kontrol grubundakilere ilaç verilmedi. 8., 14. ve 28. günlerde deneyler sonlandırıldı. Ratların tibiaları radyolojik, histopatolojik ve biyomekanik olarak araştırıldı.Radyolojik sonuçlar arasında istatistiksel olarak 8. ve 28. günlerde anlamlı bir fark vardı (p<0.05). 8. gün p=0.0383, 28. gün p=0.0314 olarak bulundu. 14. gün kontrol ve çalışma grubun arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Histopatolojik sonuçlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05). Biyomekanik sonuçlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05).Yaptığımız deneysel çalışmada yüksek doz atorvastatinin kırık iyileşmesini radyolojik olarak hızlandırdığını, biyomekanik ve histopatolojik olarak herhangi bir etkisinin olmadığını bulduk.Anahtar Kelimeler: Atorvastatin, Kırık iyileşmesi, 3-(HMG-CoA) redüktaz enzim.

Antikolesteremik ajanlarAtorvastatinHMG-CoA+5
Şenol Aydın
Gaziantep University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ekstrakorporeal şok dalgası tedavisinin normal ve deperioste rat femurlarında kırık iyileşmesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

AmaçSon yıllarda ESWT'nin kırık iyileşmesini hızlandırdığı ve nonunion tedavisinde başarıyla kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Ancak ESW tedavisinin kırık iyileşmesini hangi yönden etkilediği ve kırık hattındaki periosteumun varlığının ne denli önemli olduğu halen bilinmemektedir. Biz bu çalışmamızda periosteal bütünlüğün ESWT tedavisinin kırık iyileşmesi üzerindeki başarısını etkileyip etkilemediğini incelemeyi amaçladık.GirişKırık iyileşmesini mekanik ya da biyolojik temeller üzerinden etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörler yıllardır araştırılmakta ve çeşitli yöntemlerle değiştirilerek kırık iyileşmesinde yeni tedavilerin bulunması amaçlanmaktadır. Bu amaçla ekstrakorporeal şok dalga tedavisi son yıllarda kullanım alanı kazanmış hatta kaynamayan kırıkların tedavisinde yer almaya başlamıştır. Ancak ESWT'nin etkinliğinin nedeni tam olarak aydınlatılamamıştır. Biz bu çalışmada periosteal bütünlüğü korunmuş ve korunmamış kırık modellerinde ESWT'nin kırık iyileşmesini aynı derecede etkileyip etkilemediğini araştırarak periosteumun ESW tedavisindeki rolünü inceledik.Yöntem40 adet rat sağ açık femur basit transvers kırığı oluşturulması sonrası 4 gruba bölünerek çalışma başlatıldı. İki gruptaki deperioste edilen ratların bir grubuna 1. gün ESWT uygulandı. Periosteumları korunan diğer gruplardaki ratların da bir grubuna aynı dozda 1. gün ESWT uygulandı. Tüm gruplar 6. haftada sakrifiye edilerek radyolojik ve histolojik olarak değerlendirildi. Sonuçlar istatistiksel yöntemlerle analiz edildi.BulgularESWT uygulanan ve uygulanmayan gruplar arasında ve periosteumu korunan ve korunmayan gruplar arasında kırık iyileşmesinde anlamlı farklılıklar bulundu. Periosteumu korunan gruplar arasında ESWT uygulamasının kırık iyileşmesini bir miktar artırdığı ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Deperioste edilen gruplar arasında ise ESTW'nin kırık iyileşmesini %158 oranında artırdığı bulundu.SonuçlarESWT periosteal bütünlüğü bozulmuş kırık modellerinde özellikle de açık kırıklarda kırık hematomunun yeniden sağlanması ve neovaskülarizasyonun artırılması yoluyla kırık iyileşmesini hızlandırmaktadır.

Kırık iyileşmesiPeriostŞok dalgaları
Birhan Oktaş
Düzce University
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Düşük enerji seviyeli lazerlerin diş çekimi sonrasında kemik iyileşmesi üzerine olan etkisinin incelenmesi

Bu araştırmada, düşük enerji seviyeli lazer terapisinde kullanılan Helyum-Neon (He-Ne) ve Galyum-Aluminyum-Arsenid (GaAlAs) lazerlerin diş çekimi sonrası kemik iyileşmesi üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 30 adet dişi albino Wistar rat kullanılmıştır. Tüm deneklerin maksiller sağ kesici dişlerinin çekimi yapılmıştır. He-Ne ve GaAlAs lazerin 6 J/cm2 ve 10 J/cm2 enerji dozlarında uygulandığı dört grup ve lazer uygulanmayan bir kontrol grubu oluşturulmuştur. Lazer grubundaki ratlara He-Ne ve GaAlAs lazerler diş çekimini takiben iki enerji düzeyinde 7 gün boyunca uygulanmıştır. Diş çekimini takiben 30 günlük süre sonunda tüm denekler sakrifiye edilerek, kemik iyileşmesi histolojik, immünohistokimyasal ve radyolojik olarak değerlendirilmiştir. Bu incelemeler sonucunda, 10 jolule/cm2 enerji düzeyinde GaAlAs lazer uygulaması ile daha organize ve kompakt görünümlü kemik doku oluştuğu izlenmiştir. Bu çalışma ile düşük enerji seviyeli lazer uygulamasının kemik iyileşmesinde etkili bir yöntem olduğu görülmüştür.

Diş çekimiKemik ve kemiklerKırık iyileşmesi+2
Erkan Çırak
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Ankaferd Blood Stopper'ın kemik dokusu iyileşmesi üzerine olan etkilerinin deneysel olarak incelenmesi

Oral ve maksillofasiyal bölgede, konjenital ya da geli?imsel malformasyonlar, travma, enfeksiyon gibi çe?itli nedenlerle kemik defektleri olu?abilmektedir. Olu?an kemik defektlerinin rekonstrüksiyonu modern cerrahinin en zor uğra?ılarından biri olarak kabul edilmektedir. Günümüze kadar pek çok ara?tırmacı kemik defektlerinin hızlı ve ba?arılı bir ?ekilde onarımını sağlamak amacıyla çe?itli çalı?malar yapmı?tır.Bu çalı?mada, lokal hemostatik ajan olan Ankaferd Blood Stopper? ın (ABS) kemik dokusu iyile?mesi üzerine olan etkilerinin histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak değerlendirilmesi amaçlanmı?tır.Çalı?mada 24 adet Yeni Zelanda tipi beyaz erkek tav?an kullanılmı?tır. Tav?anların tibiasında, bilateral olarak 5 mm çapında 2 adet kemik defekti olu?turulmu?tur. Sol tibiadaki proksimal defekte ksenojenik kemik grefti (Bio-Gen Mix) ve ABS karı?ımı yerle?tirilmi?, distal defekte ise 0,1 cc ABS uygulanmı?tır. Sağ tibiada açılan proksimal defekte ksenojenik kemik grefti ve serum fizyolojik (SF) karı?ımı yerle?tirilmi?, distal defekte ise 0,1 cc SF uygulanmı?tır. 24 adet tav?an 4 e?it gruba ayrılarak, 7., 15.,30. ve 45. günde sakrifiye edilmi?tir. Elde edilen örnekler histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak değerlendirilmi?tir.Yapılan histopatolojik değerlendirme sonucunda ABS uygulanan örnekler ile kontrol grubundaki örnekler arasında, kemik dolum miktarı açısından anlamlı bir fark bulunmamı?tır. ABS uygulanan örneklerde 15. günde inflamasyon düzeyinin daha dü?ük olduğu görülmü?tür. 7. ve 30. gün guplarında ABS uygulanan defektlerdeki endosteal kemikle?me miktarı daha yüksek bulunmu?tur. Hiçbir örnekte yabancı cisim reaksiyonuna rastlanmamı?tır. Yapılan immünohistokimyasal analizde ABS uygulanan örneklerdeki Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü (VEGF) ve Osteokalsin (OC) ekspresyonu anlamlı derecede yüksek bulunmu?tur.Anahtar Kelimeler: Ankaferd Blood Stopper, kemik iyile?mesi, ksenojenik kemik grefti, vasküler endotelyal büyüme faktörü, osteokalsin127

Ankaferd kanama durdurucuHistopatolojiKemik dokusu+7
Akın Öztemel
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Periost grefti plateletten zengin plazma ile beraber kullanıldığında kemik defekt iyileşmesini artırır mı? Tavşan zigomatik arkta deneysel çalışma

Kemik defekti içeren yüz kırıkları klinikte karşımıza sık çıkan sorunlardandır (1,2). Kemik defektlerinin tedavisinde halen en geçerli yöntem kemik greft ve flepleri ile onarım olmasına rağmen, hücre bazlı yöntemlerin önemi gün geçtikçe artmaktadır (1,2). Periost hücreleri multipotent mezenkimal ve osteoprogenitör hücreler içerir. Yüksek proliferasyon ve farklılaşma oranı ile mezenkimal kök hücrelere (MKH), osteogenik progenitör hücrelere ve osteoblastlara farklılaşarak kemik iyileşmesine önemli katkı sağlarlar (3). Son yıllarda doku mühendisliğinin gelişmesiyle periost hücreleri, kolay elde edilebilir olması, osteojenik aktivitesi ve büyüme faktörlerine (TGF beta-1, PRP, BMP-2) gösterdiği gelişmiş yanıt ile ilgi odağı olmuştur (3). Trombositten zengin plazma (TZP) kanın farklı iki frekansta sanrifüj edilmesiyle oluşan bir maddedir. Vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), trombosit kaynaklı büyüme faktörü (PDGF), transforming büyüme faktörü α ve β (TGF α ve β), epidermal büyüme faktörü (EGF), fibroblast büyüme faktörü (FGF), insülin benzeri büyüme faktörü (IGF) gibi büyüme faktörlerini içerir. TZP içindeki trombosit miktarı normal plazmadakinin 3-5 katıdır. Bu ürüne trombin ilavesiyle trombositlerin α-granüllerinden çok sayıda mediatör salınır. Bunların hemen hepsi kemik iyileşmesinde görev alan mediatörlerdir. Otolog doku olması nedeniyle son on yılda özellikle kemik iyileşmesinde klinikte sık kullanılmasına sebep olmuştur. Yapılan klinik çalışmalarda yara ve kemik iyileşmesini hızlandırdığı; şişliği, ağrıyı, enfeksiyonu ve skarı azalttığı, kanama kontrolü sağladığı ortaya konulmuştur (4-10). Ayrıca kemik greftleri ve periostal hücreler ile birlikte, büyüme faktörlerinin otolog kaynağı olan TZP'nin kemik döngüsü ve periost hücrelerinin biyolojik davranışı üzerinde olumlu etkisi olduğu gösterilmiştir (3). Biz kemik iyileşmesine pozitif katkıları bilinen periost grefti ve trombositten zengin plazma kombinasyonunun, defekt oluşturulmuş membranöz kemikte yeni kemik oluşumunu artırıp artırmadığını radyolojik ve histolojik olarak inceledik, konrol grupları ile karşılaştırdık ve istatistiksel olarak fark olup olmadığını araştırdık. iii Çalışmada toplam 12 adet New Zealand erişkin tavşan kullandık. Lateral insizyonlar ile sağ ve sol zigomatik arkları ortaya koyduk. Tavşanların bilateral zigomatik arklarında (24 adet zigoma) standart olarak 5 mm kemik defekt oluşturduk. Denekleri 3 gruba ayırdık: 1.Grup (Deney Grubu): Periost grefti+TZP uygulama grubu olan bu grupta yer alan toplam 12 adet tavşanın sağ zigomatik arkları lateral insizyonlar ile ortaya konuldu ve sağ zigomatik ark orta hatta 5 mm'lik kemik defekti oluşturuldu. Deneklerin kraniyumundan 4x1,5 cm ebatlı kranial periost grefti alındı. Ardından deneklerden 12 cc kan alındı. Alınan kanın 8,5 cc'si TZP elde etmek için özel kitler ile işlendi, geriye kalan 3,5 cc kan ise otolog trombin elde etmek için kullanıldı. TZP ve trombin steril petri kabında karıştırılarak aktive TZP elde edildi. Jel kıvamına gelmiş aktive plateletten zengin plazma, periost greftinin içine konuldu. Periost grefti 6-0 poliglekapron sütür ile tüp haline getirildi ve uç kısımları sağlam kalan zigoma uçlarındaki periosta sütüre edildi (n: 12 zigoma). Periost grefti zigomayı kılıf şeklinde sarmış oldu. Deri 4-0 ipek sütürlerle kapatıldı. TZP elde etmek için alınan kan sadece o tavşan için kullanıldı. 2.Grup (1. Kontrol Grubu: 6 zigoma): Sadece periost grefti uygulanan grupta toplam 6 adet tavşanın sol zigomatik arkları lateral insizyonlar ile ortaya konuldu ve sol zigomatik ark orta hatta 5 mm'lik kemik defekti oluşturuldu, deneklerin kraniyumları orta hat insizyonları ile ortaya konularak 4x1,5 cm ebatlı kranial periost grefti alındı, 6-0 polyglekapron sütür ile tüp haline getirilerek zigomatik ark defekt etrafına sütür ile sabitlendi. Bu grupta TZP kullanılmadı (n:6 zigoma). Deri 4-0 ipek sütürlerle kapatıldı. 3.Grup (2. Kontrol Grubu: 6 zigoma): Sadece silikon sonda uygulanan bu grupta toplam 6 adet tavşanın sol zigomatik arkları lateral insizyonlar ile ortaya konuldu ve sol zigomatik ark orta hatta 5 mm'lik kemik defekti oluşturuldu. Osteokonduktif etki sağlaması için silikon tüp defekti çevreleyecek biçimde zigoma uçlarına geçirildi (n:6 zigoma). Deri 4-0 ipek sütürlerle kapatıldı. Postoperatif takip süresi 8 ve 16 hafta idi. Sekizinci haftada 3 deney grubu, 2 periost greft grubu, 1 de silikon tüp grubundan zigoma görüntülenecek şekilde 3 tavşana üç boyotlu tomografi (3D-BT) çekildi. Sekizinci haftada 1 tavşanın bilateral zigomaları histolojik inceleme için alındı. iv 16 hafta sonunda ise geriye kalan 11 tavşana anestezi altında üç boyutlu tomografi çekildi ve sonrasında zigomatik arkları çıkarıldı. Zigomatik ark üzerinde oluşturulmuş kemik defekt alanları yeni kemik oluşumu açısından bir de mikrotomografi (mikro-BT) çekilerek değerlendirildi. Son olarak histolojik verileri incelendi. Histolojik inceleme sonuçları ''Modifiye Heiple'' ve ''Bosch'' sınıflamalarına göre derecelendirildi ve sonuçlar istatistiksel olarak karşılaştırıldı. 3D-BT değerlendirme ile 16. haftada hesaplanan yeni oluşan kemik miktarları gruplar arasında karşılaştırıldı. 1. Grup, periost+TZP grubunda (Deney grubu) 2,5±1,51 mm, 2. Grup, periost greft grubunda (1. Kontrol grubu) 1,9±1,53 mm, 3. Grup, Silikon tüp grubunda (2. Kontrol grubu) 3,7±2,02 mm olarak tespit edildi. Gruplar arasında yeni oluşan kemik miktarları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptandı (p=0.232). Grupların 16. hafta sonunda Mikro-BT ölçümlerinden elde edilen Kemik Volümleri (BV) (mm3) ortalamaları açısından karşılaştırılmasında gruplar arasında anlamlı fark saptandı (P=0.029): 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu) ile 2. Grup, periost grefti (1. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P=0.137). 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu) ile 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulundu (P=0.028). 2. Grup, periost grefti (2. Kontrol grubu) ile 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P=0.967). Grupların 16. hafta sonunda Mikro-BT ölçümlerinden elde edilen Kemik Mineral Yoğunluğu (BMD) (mm2) ortalamaları açısından karşılaştırılmasında gruplar arasında anlamlı fark saptandı (P=0.047): 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu) ile 2. Grup, periost grefti (1. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P=0.953). 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu) ile 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulundu (P=0.001). v 2. Grup, periost grefti (1. Kontrol grubu) ile 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu) arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P=0.166). Histolojik değerlendirme sonunda gruplar 16. haftada histolojik skorlama sistemine göre karşılaştırıldı. Modifiye Heiple Sınıflamasına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (P=0.015). Bosch Kemik Rejenerasyon Sınıflamasına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (P=0.015). 1. Grup, periost+TZP (Deney grubu)'da grade 2 (%45.5), grade 1 (%54.5), grade 0 (%0) histolojik olarak yüzde cinsinden iyileşme oranları diğer gruplara göre daha fazla idi. Bunu sırası ile 2. Grup, periost grefti (1. Kontrol grubu)'da grade 2 (% 0), grade 1 (%40 ), grade 0 (%60) ve 3. Grup, silikon tüp (2. Kontrol grubu)'da grade 2 (%0), grade 1 (%33.3), grade 0 (%66.7) izledi. Bu çalışma sonucunda, TZP ve periost greft kombinasyonunun kemik iyileşme üzerine olumlu etkileri saptanmasına rağmen, periost grefti+TZP (Deney grubu) grubunda daha fazla kemik rejenerasyonu görülse de periost greftinin tek başına kullanıldığı grup ile karşılaştırıldığında fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Peirost grefti+TZP grubunun, silikon tüp (2. Kontrol grubu) grubu ile karşılaştırıldığında, farkın anlamlı olması ise hem periost grefti hem TZP'nin kemik iyileşmesi üzerine pozitif katkı sağladığını düşündürdü. Ayrıca histolojik olarak her 3 grupta da osteokondüktif etki sağlayacak biçimde konulmuş olan periost greftleri ve silikon tüplerin karşılaştırılması yapıldığında periost greftli olan grupların kemik iyileşmesi silikon tüplü gruba göre belirgin fazla olması bize periost greftlerinin tek başına osteokondüktif etki ile değil aynı zamanda osteoindüktif etki ile de kemik iyileşmesini artırdığını düşündürdü. Tüp biçiminde periost greftine bir de TZP eklendiğinde kemik iyileşmesinde daha fazla artış olması TZP'nin pozitif yönde osteoindüksiyonu artırdığını düşündürmektedir. Kemik iyileşmesi üzerine sağladığı yararların saptanabilmesi ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya konabilmesi için, TZP'nin daha yüksek trombosit konsantrasyonlarıyla hazırlandığı ve tekrarlayan dozlarda uygulanabildiği benzer çalışmalara ihtiyaç vardır. Hücre bazlı yöntemlerin otolog dokulardan hazırlanması, kolay hazırlanması ve uygun maliyetli olması bizim çalışmamızda sadece periost grefti kullanılan gruba göre istatistiksel olarak çok anlamlı çıkmamış olsa da kullanılabileceğini bu konuda yapılacak ileri çalışmaların konuyu daha çok aydınlatacağını düşünüyoruz. vi Hücre bazlı yöntemlerden biri olan TZP'nin kemik defektlerinin iyileşmesinde sınırlı olsa da pozitif yönde katkı sağladığını düşünmekteyiz. Özellikle erken dönemde (8. hafta) hızlı kemik iyileşmesi sağladığını düşündük. Tekrarlayan dozlarda uygulanması deney modelimizde mümkün olmadı. Deneklerin hayati tehlikesi nedeni ile benzer çalışmalarda da tek doz uygulanmıştır. Klinik uygulamalarından da bilindiği üzere 3-4 aşamalı tekrarlayan dozlarda uygulandığı takdirde daha pozitif sonuçlar elde edilebileceğini düşünmekteyiz. Kemik iyileşmesini artırabilecek her türlü girişim rekonstrüktif cerrahi için bir anlam teşgil etmektedir. Kemik iyileşmesini artıran hücre bazlı tedavilerin gelecekte de ön planda olacağına inanıyoruz. ANAHTAR SÖZCÜKLER; Kemik iyileşmesi, trombositten zengin plazma (TZP), tavşan, zigomatik ark, periost, kırık, greft

Kemik defektleriKemik ve kemiklerKırık iyileşmesi+4
Arzu Türkseven Topaçoğlu
Düzce University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

K2 vitamininin ratlarda kırık iyileşmesi üzerine etkileri; intakt ve eksize edilmiş periosteum

Amaç: Kırık iyileşmesi üzerine yapılan araştırmaların sayısı hergün artmasına rağmen, tam anlamıyla anlaşılamayan kırık iyileşmesi mekanizması ve bu mekanizmada etkili olan faktörler hala merak konusudur. K2 vitamini, kalsiyumu kemiklere yönlendirerek ve ostekalsin proteinini aktive edererek kalsiyumun kemiklerde kullanılmasını sağlamaktadır. Bu çalışmada, sıçan femur kırığı modelinde K2 vitaminin kırık iyileşmesi üzerindeki radyolojik ve histolojik etkileri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, ortalama 2,5 aylık ve ortalama ağırlıkları 250 gram olan 48 adet Wistar-Albino cinsi erkek sıçan üzerinde kapalı kırık (periost sağlam) ve açık (periost eksize) modeli oluşturuldu. Operasyon sonrası 48 adet sıçan, kontrol (grup 1, n:16), periostu sağlam K2 vitamini uygulanan (grup 2, n:16) ve periostu sıyrılmış K2 vitamini uygulanan (grup 3, n:16 ) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna herhangi bir tedavi uygulanmadı ancak grup 2 ve grup 3'e 30 mg/mL/ kg haftada 5 kez gavaj yoluyla K2 vitamini verildi. Radyolojik değerlendirmede Lane ve Sandhu'nun ve histopatolojik olarak ise Hue ve arkadaşları'nın önerdiği skorlama kullanıldı. Sonuçlar: Grup 1, grup 2, grup 3'ün, 15 ve 30. gün ortalama radyolojik değerleri arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,065,p=0,099). Grup 1 ve grup 2'nin, 15.günden 30. güne ortalama radyolojik değerleri arasında anlamlı değişim gözlenmezken (p=0,088,p=0,453), grup 3'te 30. gün ortalama radyolojik değerleri 15.gün ortalama radyolojik değerlerinden anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,020). Her üç grubun 30. gün-15. gün ortalama % değişim radyolojik değerleri arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,383). Grup 3'ün 15. gün ortalama histopatolojik skoru, grup 2'ye göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,021), ancak diğer grupların ortalama histopatolojik skorları arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0,05). Her üç grupta da 30.gün ortalama histopatolojik skorları arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,592). Grup 1, grup 2, grup 3'ün, 30.gün ortalama histopatolojik skorları 15.gün ortalama histopatolojik skorlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,035,p=0,026,p=0,035). Her üç grupta da 30. gün-15. gün ortalama % değişim histopatolojik skorları arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,076). Çıkarımlar: Her 3 grupta da 30. günün sonunda hem radyolojik hem de histopatolojik olarak tam kaynama elde edilmesine ragmen K2 vitaminin kırık iyileşmesi üzerine pozitif ya da negatif etkisi yoktur. ANAHTAR KELİMELER, kırık iyileşmesi, vitamin K2, rat, periostu sağlam, periostu sıyrılmış

Hayvan deneyleriKırık iyileşmesiOrtopedi+3
Yıldıray Tekçe
Düzce University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel kemik defektlerinin iyileşmesi üzerinde biyoaktif cam ile mineralize ve demineralize kemik matriksinin etkilerinin incelenmesi

Kemik defektlerinin onarımında otojen, allojen kemik greft materyalleri ve alloplastik materyaller geçmişten günümüze kullanılmıştır. Kemik defektlerinin onarımı üzerine araştırmalar günümüzde halen devam etmektedir. Bu çalışmada tavşanlarda deneysel kemik defektlerinin iyileşmesi üzerinde biyoaktif cam, mineralize kemik matriksi (MBM) ve demineralize kemik matriksi (DBM)'nin etkilerinin incelenmesi ve klinik, radyolojik ve histolojik bulguların karşılaştırılması sonucunda en iyi greft materyalinin hangisi olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 14 adet 4-5 aylık erkek Yeni Zelanda tavşanı kullanıldı. Tavşanlar rastgele, 30 ve 60 günlük postoperatif takipleri yapılmak üzere 7'şer adetlik 2 gruba ayrıldı. Genel anestezi altında, tavşanların her iki tibiasının proksimal metafizine yakın mesafede ikişer adet olmak üzere her tavşanda dört adet tibial defekt oluşturuldu. Oluşturulan 56 adet defektten 14 adedi boş bırakılarak kontrol grubu olarak değerlendirildi. Geriye kalan defektler her bir grupta 14 adet olmak üzere sırasıyla biyoaktif cam, MBM ve DBM ile dolduruldular. Böylece, her tavşanda tüm greft grupları oluşturuldu. Klinik ve radyolojik muayeneler operasyondan hemen sonra, 15, 30, 45 ve 60. günlerde gerçekleştirildi. Postoperatif 30. ve 60. günlerde tavşanlar sakrifiye edildikten sonra greft uygulanan bölgeleri içeren kemik bölümü alınarak histolojik kontrolleri gerçekleştirildi. Radyolojik ve histolojik muayeneler sonucunda biyoaktif cam grubundaki kemik iyileşmesinin diğer gruplara göre daha iyi olduğu belirlendi. Sonuç olarak, biyoaktif camın erken dönem kemik iyileşmesini önemli miktarda artırdığı ve iyi bir kemik greft materyali olarak rahatlıkla kullanılabileceği kanısına varılmıştır. Çalışma sonuçlarının kemik grefti kullanımının zorunlu olduğu klinik olgularda greft materyali seçiminde kolaylık sağlayacağı, kısa sürede daha iyi iyileşmenin elde edilmesi ile hasta refahına katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

Biyoaktif camlarDemineralizasyonKemik defektleri+4
Dicle Fırat Öztopalan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uzun kemik kırıklarında minimal invaziv cerrahi tedavi sonuçlarımız

Kırık tedavisinin değişmez unsuru, kırık parçalarının tespit edilmesidir. Travma sonucunda sadece kemik kırılmakla kalmaz, beraberinde çevre yumuşak dokulardaki birçok yapıda da hasar oluşur. Yumuşak doku hasarını azaltmak ve kırık biyolojisine duyulan özen günümüzde kırık tedavisinde yeni bir çağ başlattı; Minimal invaziv yöntemle biyolojik içten tespit çağı. Minimal invaziv yöntem, özellikle çok parçalı diafizer ve metafizer kırıklar için önerilmektedir.Bu çalışmada, Haziran 2010-Ağustos 2012 yılları arasında başvuran ve femur, tibia ve humerus gibi uzun kemik kırığı nedeniyle minimal invaziv yöntem kullanılarak plak vida ile osteosentez yapılan 41 hasta değerlendirmeye alındı. Hastaların; yaş, kırık oluşma nedenleri, kırık bölgeleri, kırık bölgesine göre ameliyat teknikleri, hastanede kalış süreleri, kaynama süreleri ve eklem hareket genişlikleri (ROM) değerlendirildi.Değerlendirilen toplam 41 hastanın, 23'ü (%56) erkek, 18'i (%44) kadın idi. Ortalama yaş 47.5 ve takip süresi ortalama 13 ay idi. Olgularımızdan otuz ikisi kapalı kırık, dördü tip-1 açık, ikisi tip-2 açık ve üçü tip-3 açık kırık olarak değerlendirildi. Kırık oluş nedenleri; trafik kazası, yüksekten düşme, basit düşme, ateşli silah yaralanması ve direk travma idi.Sonuç olarak, tatminkar iyileşme zamanı ve mükemmel fonksiyonel sonuçlar ile minimal invaziv kesi ile cerrahi girişim, diafizer ve metafizer kırıkların tespitinde güvenli, etkili ve açık cerrahiye alternatif bir cerrahi yöntem olduğu kanaatindeyiz.Anahtar Kelimeler: Kırık, kırık tespiti, minimal invaziv cerrahi.

Kemik ve kemiklerKırık fiksasyonuKırık iyileşmesi+2
Galip Ersöz
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı hidroksiapatit kaplama ile işlemlere tabi tutulan intramedüller çivilerin kırık iyileşmesi üzerine etkilerinin incelenmesi

Kırık, dıştan veya içten gelen zorlamalar ile kemiğin anotomik bütünlüğünün ve devamlılığının bozulması olarak tanımlanır. Kırık kemiğin tamiri, kırık oluştuğu andan itibaren başlamaktadır. Kırık iyileşmesi bugüne kadar tam olarak aydınlatılamamıştır.Amerika Birleşik Devletleri (ABD) istatistikleri incelendiğinde; yılda ortalama 33 milyon kas iskelet sistemi yaralanması gözlenmekte ve bu yaralanmalarında 6,2 milyonunda çeşitli kırıklar görülmektedir. Çoğunluğu konservatif yöntemlerle (atel, alçı tespiti, çeşitli bandajlar vb.) tedavi edilmesine rağmen azımsanmayacak sayıdaki kırıklara da cerrahi müdahaleler uygulanmaktadır.Tespit ve cerrahi tekniğin seçiminde kemiğin kalitesi, kırığın tipi, anatomik lokalizasyonu ve cerrahın tercihi gibi faktörler temel alınır.Kırık iyileşmesi birçok faktörden etkilenmektedir. Stabilite kırığın kaynamasında önemli bir etkendir.Çalışmamızda; uçları farklı partikül boyutlarında hidroksiapatit (HA) porozlarla kaplanmış intramedüller çivilerin, tavşan tibialarında oluşturulan deneysel kırıklarda, kırık iyileşmesi üzerindeki biyomekanik ve histopatolojik etkilerinin karşılaştırması amaçlanmıştır.Çalışma için 15 adet yeni Zelanda tavşanı rastgele üç gruba (n=5) ayrılıp, deneklerin her birinin sol tibialarının orta diafizinde oluşturulan kırıklar; kontrol grubuna standart intramedüller pin ile, MHA grubunda uçları mikron boyutta HA ile kaplanmış intramedüller pin ile, NHA grubunda uçları nano boyutta HA ile kaplanmış pinler ile tedavi edilmiştir. Çalışma sonunda dezartiküle edilen tibialarda biyomekanik ve histopatolojik testler yapılmıştır.Tensile testlerine tabii tutulan iki grup (MHA ve NHA grubu) kontrol grubu ile karşılaştırıldığında çekme dayanımındaki artış biyomekanik açıdan çok önemli bir artıştır.Çalışmamızın sonucunda intramedüller pinlerin uç kısımlarının HA ile kaplanmasının standart (kaplamasız) pinlere göre biyomekanik açıdan anlamlı olarak fayda sağladığı tespit edilmiştir.

BiyomekanikHidroksiapatitlerKırık fiksasyonu+2
Onur Varış
Fırat University
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan kemik defektlerinin iyileşmesi üzerinde değişik greft materyalleri ve trombositten zengin fibrin'in etkilerinin incelenmesi

Kritik boyuttaki kemik defektlerinde iyileşmeyi sağlamak için greft kullanılması zorunluluğu bilinmektedir. Bu amaçla kullanılan birçok kemik greft materyali bulunmaktadır. Bu çalışmada, deneysel olarak oluşturulan kemik defektlerinde iyileşmeyi hızlandırmak için kullanılan doğal koral, hidroksiapatit (HA), trikalsiyum fosfat (TCP) ve trombositten zengin fibrin (TZF) uygulamasının kemik iyileşmesi üzerine etkilerinin araştırılması ve elde edilen bulguların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 24 adet Yeni Zellanda tavşanı kullanıldı. Tavşanların her iki tibiasının proksimal metafizine yakın mesafede ikişer adet olmak üzere her tavşanda dört adet tibial defekt oluşturuldu. Oluşturulan 96 adet defektin on iki adedi boş bırakılarak kontrol grubu olarak değerlendirildi. Geriye kalan defektler her birinden on iki adet olmak üzere koral, HA, TCP, TZF, koral+TZF, HA+TZF ve TCP+TZF ile dolduruldu. Operasyondan hemen sonra, 15, 30, 45 ve 60. günlerde klinik ve radyografik muayeneler gerçekleştirildi. Postoperatif 30. ve 60. günlerde ise her bir gruptan altı adet defekt bulunacak şekilde tavşanlar sakrifiye edilerek histopatolojik muayeneleri gerçekleştirildi. Radyolojik ve histolojik muayeneler sonucunda TZF kullanılan defektlerdeki kemik iyileşmesinin daha iyi olduğu belirlendi. Sonuç olarak, TZF'nin erken dönem kemik iyileşmesini önemli miktarda artırdığı, iyi bir greft materyali olarak rahatlıkla kullanılabileceği kanısına varılmıştır.

HidroksiapatitlerKemik defektleriKemik nakli+7
Havva Nur Can
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00

Related subjects