Liver

373 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kurşun asetata maruz kalan sıçan karaciğer dokusunda likopen'in bazı antioksidan enzimler üzerine etkisi

Bu çalışmada, likopen uygulanan sıçanlarda kurşun asetatın meydana getireceği karaciğer doku hasarının engellenmesinde likopenin koruyucu etkileri araştırıldı. Çalışmada ağırlıkları yaklaşık 250-350 gr ağırlığında, 24 adet yetişkin, Wistar albino cinsi erkek ratlar kullanıldı. Çalışmada sıçanlar randomize olacak şekilde üç gruba ayrıldı; Kontrol grubu: İzotonik serum uygulandı (i.p).Kurşun asetat grubu (25 mg/kg) (i.p) kurşun asetat uygulandı. Kurşun Asetat + likopen grubu: (25 mg/kg) (i.p) + likopen (100 mg/kg) oral yol ile uygulama yapıldı. Tüm gruplardaki ratlar 7. günün sonunda sakrifiye edilerek karaciğer dokuları alındı. SOD, CAT, GSH-Px, GSH, MDA düzeyleri değerlendirildi. SOD enzim aktivitesinin Pb uygulanan grupta kontrole oranla azaldığı (p˂0,001), likopen uygulanan grupta ise aktivitenin Pb grubu ile kıyaslandığında arttığı (p˂0,05) tespit edildi. CAT enzim aktivitesinde kontrole oranla Pb ve Pb + likopen uygulanan gruplarda azalma (p˂0,001) olduğu görüldü. Yine Pb uygulanan grupla karşılaştırıldığında likopen uygulanan grupta artış belirlendi. GPX enzim aktivitesi, kontrol grubu ile kıyaslandığında Pb (p˂0,001) ve Pb + likopen (p˂0,05) uygulanan gruplarda aktivitenin azaldığı görüldü. Pb uygulanan grup ile karşılaştırıldığında likopen uygulanan grupta artış olduğu görüldü (p˂0,001). Kontrol grubuna oranla Pb uygulaması yapılan grupta GSH değerinde istatistiksel olarak anlamlı (p<0.01) azalış, Pb uygulaması yapılan gruba oranla likopen + Pb uygulanan gruta artış gözlendi. MDA düzeyi değerlendirildiğinde ise; kontrol grubuna oranla Pb uygulaması yapılan grupta artışın (p<0,01), Pb uygulaması yapılan gruba oranla Pb + likopen uygulaması yapılan grupta meydana gelen azalışın (p<0,001) önemli olduğu belirlendi. Sonuç olarak: SOD, CAT, GSH-Px gibi antioksidan enzim düzeylerinin ve GSH, MDA parametrelerinin anlamlı olarak değiştiği ve karaciğer dokusunda tespit edilen pozitif etkileri nedeniyle likopenin koruyucu olabileceği düşünülmektedir. Bulunan sonuçların gelecekte yapılacak çalışmalara farklı dozlar uygulamasına bağlı olarak yön verebileceği düşünülmektedir.

KaraciğerKurşun asetatLikopen+1
Rıdvan Esen
Siirt University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Karaciğer nakli olacak hastalara verilen video eğitiminin anksiyete, depresyon ve uyku düzenine etkisi

Bu çalışma; Karaciğer nakli olacak hastalara verilen video eğitiminin anksiyete, depresyon ve uyku düzenine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Ön test-son test, kontrol gruplu yarı deneysel tipteki araştırmanın verileri 01 Kasım 2017 – 31 Mayıs 2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Merkezi'nde yatışı yapılan ilk kez karaciğer nakli olacak tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 tır. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Veriler hastaların tanıtıcı özellikleri formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği ve Pittsburg Uyku Kalitesi ölçeği ile ve araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Deney grubundaki karaciğer nakli hastalarına anksiyete/depresyon düzeylerini azaltmak ve uyku kalitelerini artırmak için nakil öncesi ve sonrası olmak üzere iki bölümlük video eğitimi verildi. Taburcu olduktan 1 ay sonra kontrole geldiklerinde semptom yönetimi puanına bakıldı. Bu video eğitimi kliniğin rutin hemşirelik bakımı dışında deney grubu hastalarına verildi. Video destekli eğitim 40 dk sürdü. Kontrol grubuna ise kliniğin rutin uygulamasındaki hemşirelik bakımı yapıldı. Kontrol grubunun son ölçümünden sonra deney grubuna uygulanan video destekli eğitim kontrol grubuna da verildi (Her hasta ve yakınına eğitim CD' si teslim edildi). Veriler SPSS 22 paket programında sayı ve yüzdelik, Ki kare ve t testi ile değerlendirildi. Çalışmaya katılan hastalarda hastane anksiyete ve depresyon ölçeğinin tüm alt boyut puanları nakilden sonra düşmesine rağmen istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Hastaların uyku kalitesini değerlendirmek için kullanılan PUKİ uyku kalitesi ölçeği alt boyut puanları arasında hem deney hemde kontrol grubu hastalarında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Karaciğer nakli olan hastalara nakil öncesi ve sonrası korku yaşayan hastaların anksiyete/depresyon düzeylerini azaltmaya yönelik eğitim programlarının ve girişimlerinin planlanması, uyku kalitesini yükseltmek üzere girişimlerin planlanması, uyku ve uyanıklık döngüsünü iyileştirmeyi amaçlayan ve daha iyi bir yaşam kalitesine katkıda bulunan müdahalelerin değerlendirilmesi ve uygulanması öneriyoruz.

AnksiyeteDepresyonHasta eğitimi+7
Eda Bozkurt
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Karaciğer nakli olacak hastalara video destekli verilecek eğitimin semptom yönetimine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma; Karaciğer transplantasyonu olan hastalara video destekli verilecek eğitimin semptom yönetimine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Yarı deneysel ön test son test kontrol gruplu tipdeki araştırmanın verileri 01 Kasım 2017 – 31 Mayıs 2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü ilk kez karaciğer nakli olacak tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 bulundu. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Veriler sosyo-demografik özellikler formu ve MTSORD-58TR ölçeği ile ve araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Hastalara girişim olara semptom yönetimine yönelik video destekli eğitim hazırlandı ve deney grubu hastalarına ameliyat öncesi ve sonrası olmak üzere 2 bölüm de video destekli eğitim verildi. Taburcu olduktan 1 ay sonra kontrole geldiklerinde semptom yönetimi puanı bakıldı. Kontrol grubuna herhangi bir girişim uygulanmadı. Veriler bilgisayarda SPSS 22 paket programında sayı ve yüzdelik, ki kare ve t testi ile değerlendirildi. Kurum izinleri ve etik onay alındıktan sonra çalışmanın amacı ve süreci anlatılarak hastaların yazılı onamları alındı. Karaciğer nakli hastaları deney ve kontrol grubun semptom oluşma ve rahatsızlık durumu puan ortalamaları arasında ki fark Man Whitney U analizi ile test edilmiştir. Semptom oluşma ve rahatsızlık durumu sıralı-ordinal olarak ölçülmektedir. Ridit analizi karaciğer nakli hastalarında en çok görülen on semptomun belirlenmsinde kullanılmıştır. Karaciğer transplantasyonu olan kontrol grubu hastalarının videolu eğitim öncesi semptom oluşma (U=319.000, p=0.053) ve rahatsızlık (U=313.000, p=0.043) puan ortalamalarının deney grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu. Karaciğer transplantasyonu olan kontrol grubu hastalarının videolu eğitim sonrası semptom oluşma (U=166.000, p<0.001) ve rahatsızlık (U=174.5, p<0.001) puan ortalamalarının deney grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç olarak MTSORD-58TR ölçeği puanlamasında semptomları azalttığı için ülkemizde bu konuda yeni çalışmaların yapılması gerektiği önerilir. Anahtar Kelimeler: Semptom Yönetimi, Karaciğer Transplantasyonu, Video Eğitimi.

Belirti ve semptomlarCerrahi hemşirelikHasta eğitimi+6
Elif Güvenç
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Rasajilin içeren ağızda dağılan tablet formülasyonlarının geliştirilmesi, in vitro ve in vivo değerlendirilmesi

Parkinson hastalığı, çoğunlukla motor hareketlerin, konuşmanın ve diğer fonksiyonların zayıfladığı, sinir sisteminin nörodejeneratif bir hastalığıdır. MAO-B enziminin dopamin metabolizmasında rolü nedeniyle, MAO-B inhibitörleri parkinson hastaları için önemli terapötik gelişmelerdir. Selejiline göre etkili ve daha selektif MAO-B inhibitörü olan rasajilin mesilatın ticari bir ODT formu mevcut değildir. Bu tez kapsamında, parkinson hastalığının tedavisinde kullanılmak üzere rasajilin içeren ağızda dağılan tablet formülasyonları geliştirilmesi amaçlanmıştır. Farklı dağıtıcı/süperdağıtıcı içeren plasebo ODT tabletleri geliştirilerek toz ve tablet kontrollerinden elde edilen sonuçlar doğrultusunda optimum ODT formülasyonu belirlenmiştir. Optimum ODT formülüne rasajilin eklendikten sonra toz ve tablet kontolleri yapılmıştır. Ayrıca rasajilinin intestinal permeabilitesini tayin etmek için Caco-2 hücreleri ve intestinal perfüzyonu yapılmıştır. Rasajilinin hepatik disposizyonu in situ karaciğer perfüzyonu yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Optimum ODT formülasyonun (ODT-9R) dağılma süresi 10,671,04 sn olarak tayin edilmiştir. İçerelik tekdüzeliği %1014,8'dır. Çözünme hızı çalışmaları üç farklı ortamda (distile su, 0,1N HCl, pH 6,8 fosfat tamponu) gerçekleştirilmiş ve ilk 5 dakikada rasajilinin yaklaşık %100'ü çözünmüştür. ODT-9R formülasyonunun Caco2 hücre hattında permeabilitesi (5,624x10-57,88x10-6 cm/sn) eksipiyanların etkisiyle anlamlı derecede artmıştır (p<0,05). ODT-9R formülasyonunun intestinal permeabilite değerleri (3,73x10-4 , 5,89x10-4 , ve 3,27x10-4 cm/sn) jejunum, ileum ve kolonda artış göstermiştir. Eritrosit ve Evans mavisi ile karşılaştırıldığında, rasajilin karaciğerde daha geniş bir alana dağılmış, hepatik ekstraksiyonu 0,404 ± 0,060, hepatik klerensi ise 0,101±0,015 mL/sn olarak tayin edilmiştir. Tez çalışmalarından elde edilen bulgular doğrultusunda hedeflenen amaca uygun bir rasajilin ODT formülasyonu geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağızda dağılan tablet, Bağırsak perfüzyonu, Caco-2, Karaciğer perfüzyonu, Rasajilin

BağırsaklarBiyofarmasötiklerKaraciğer+7
Ertan Özdemir
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Siklodekstrin nanopartiküllerinin HEPG-2 karaciğer kanseri hücre hattı üzerine etkisinin proteomik çalışmalarla incelenmesi

Proteom; protein ve genom sözcüklerinin birleştirilmesinden türetilmiş, belli bir genom tarafından kodlanan proteinlerin tümünü işaret kapsayan bir sözcüktür. Proteom analizine proteomik denilmektedir. Bir organizma vücudunun farklı bölgelerinde, hücre döngüsünün farklı evrelerinde ve farklı çevre koşullarında farklı protein ekspresyonlarına sahiptir. Sabit bir yapı olan ve bir organizma için çok iyi tanımlanabilen genomun aksine, proteom, hücreden hücreye farklılık gösterir ve iç ve dış uyaranlara yanıt olarak biyokimyasal etkileşimler aracılığı ile sürekli bir değişim halindedir. Amfifilik siklodekstrinler kendi kendine nanopartikül oluşturabilme yeteneğine sahip moleküllerdir. Ayrıca; bu moleküllerin intrinsik olarak bazı kanser hücre hatları üzerinde apoptotik etki gösterdiği saptanmıştır. Göstermiş olduğu özellikler nedeniyle bu yapılar nano ölçekte ilaç taşıyıcı sistem olarak literatüre girmiştir. Bu tez çalışmasında, PBO kodlu amfifilik siklodekstrin nanopartikülün HEPG-2 karaciğer kanser hücreleri üzerindeki antikanser mekanizması karşılaştırmalı proteomik yaklaşımlarla tespit edilmiştir. Amfifilik siklodekstrin nanopartiküllerin etkisiyle çoğalmanın önlendiği kanser hücre hatları, işlem görmüş hücre hatları olarak kullanılmış ve T grubu olarak isimlendirilmiş olup; hiçbir şekilde işlem görmeden çoğalmanın önlenmediği grup ise kontrol grubu olarak kullanılmış olup C grubu olarak ifade edilmiştir. T ve C gruplarından elde edilmiş lizat çözeltisinden sitozolik fraksiyonlar elde edilmiştir. Proteomik çalışmalarda, 2 boyutlu jel elektroforez (2D jel elektroforez) ile ayrılan T ve C gruplarına ait proteinler için imaj analizi çalışmaları yapılmıştır. T ve C grupları için farklılaştığı tespit edilen proteinler Matriks Yardımlı Lazer İyonizasyon Kütle Spektrometrisi (MALDI-TOF/TOF-MS) ile analiz edilmiş ve tanımlanmıştır. Bu çalışma ile ilaç taşıyıcı sistem olarak kullanılan amfifilik siklodekstrin nanopartiküllerin tek başına da karaciğer kanseri üzerine etkili olduğu proteom düzeyindeki değişimlerle gösterilmiştir. Kanser tedavisinde amfifilik siklodekstrin nanopartiküllerin ilaç taşıyıcı sistem olarak kullanıldığı durumlarda, nanopartikülün kendisinin de hücre çoğalmasını baskılamada göstermiş olduğu etki göz ardı edilmemelidir sonucuna varılmıştır.

ElektroforezKaraciğerKütle spektrometri+3
Fırat Şakar
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda karbon tetraklorür ile oluşturulan karaciğer hasarında allium schoenoprasum L. (sirmo) bitkisi etanol ekstresinin antioksidan ve sitoprotektif etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmada karbontetraklorür (CCL4) kaynaklı sıçan karaciğeri hasar modelinde, Allium schoenoprasum L. bitki ekstresinin farklı dozlarda (100, 200, 400 mg/kg) antioksidan ve karaciğer koruyucu etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma materyali 70 adet dişi sıçan kullanılarak oluşturuldu. Sıçanlar 10 gruba [I. grup Kontrol, II. grup Karboksimetilselüloz, III. grup CCL4, IV. grup CCL4+Legalon 50 mg/kg, V. grup A. schoenoprasum 100 mg/kg, VI. grup A. schoenoprasum 200 mg/kg, VII. grup A. schoenoprasum 400 mg/kg, VIII. grup CCL4 + A. schoenoprasum 100 mg/kg, IX. grup CCL4 + A. schoenoprasum 200 mg/kg, X. grup CCL4 + A. schoenoprasum 400 mg/kg] ayrıldı. Legalon ve A. schoenoprasum'un farklı dozları intragastrik yolla uygulanırken; gruplara CCL4 1ml/kg i.p. olarak zeytinyağında 1:1 oranında karıştırılıp, 10. gün tek doz uygulandı. 11. Gün sıçanlar sakrifiye edilerek kan ve doku numuneleri alındı. Elde edilen sonuçlara göre, Histopatolojik olarak, CCL4 kaynaklı karaciğer hasarında, Legalon ve A. schoenoprasum ekstresi doza bağlı olarak karaciğer dokusunda toksik gruba göre hasarı azalttığı görüldü. Ayrıca Karaciğer enzim (ALT, AST, ALP, ALB, LDH, TP) ve lipid (TC, TG, LDL, HDL, VLDL) parametreleri histopatolojik sonuçlar ile benzerlik gösterdi. anti-oksidatif biyobelirteçler (TAS, TOS, OSİ) incelendiğinde, CCL4 kaynaklı oluşan oksidatif strese bağlı olarak, değişen oksidan/antioksidan denge durumunu düzeltmede Legalon ve A. schoenoprasum olumlu etkileri gözlendi. Sonuçlar gösterdi ki, CCL4 ile oluşturulan karaciğer toksisitesine karşı A. schoenoprasum'un doza bağımlı olarak karaciğer koruyucu etkisi olduğu ve bu etkinin antioksidan etkinliğinden kaynaklı olabileceği değerlendirildi. Anahtar Kelimeler: Allium Schoenoprasum L, Antioksidan, CCL4, Sıçan, Karaciğer.

Allium scorodoprasumAntioksidan enzimlerAntioksidanlar+6
Yılmaz Koçak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çoban çantası (capsella bursa pastoris L) bitkisinin etil alkol ile oluşturulan karaciğer hasarları üzerine etkisinin histopatolojik ve biyokimyasal olarak araştırılması

Polat O, Çoban Çantası (Capsella Bursa-Pastoris L.) Bitkisinin Etil Alkol ile Oluşturulan Karaciğer Hasarları Üzerine Etkisinin Histopatolojik ve Biyokimyasal Olarak Araştırılması, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Veteriner Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2019. Sunulan bu çalışmanın amacı etil alkol ile oluşturulan karaciğer toksikasyonuna karşı çoban çantası (Capsella Bursa-Pastoris L.) bitkisi çayının koruyucu etkinliğini araştırmaktır. Bu amaçla 32 adet erkek wistar albino rat rastgele 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubu; Standart pelet yem ile beslendi. Alkol grubu; Günde bir defa 4 ml/kg % 30'luk etil alkol orogastrik gavaj ile verildi. Alkol + Çoban çantası grubu: Günde bir defa 4 ml/kg % 30'luk etil alkol ve 1 ml/kg bitki çayı günlük orogastrik gavaj ile verildi. Çoban çantası grubu; Günde bir defa 1 ml/kg bitki çayı orogastrik gavaj ile verildi. 60 günlük deneme süresi sonunda sıçanların nekropsileri yapılarak doku ve kan örnekleri alındı. Alınan doku örnekleri Hematoksilen & Eozinle (H&E) ile boyanarak histopatolojik inceleme yapıldı. Alınan kan örnekleri santrifüj edilerek serumları çıkarıldı. Serumlardan karaciğer harabiyeti serum enzimlerinden Alanin transaminaz (ALT), Aspartik transaminaz (AST), Alkalen fosfataz (ALP) ve Laktat dehidrogenaz (LDH) seviyeleri ve Kolesterol, Trigliserit, HDL kolesterol, LDL kolesterol ve Açlık kan şekeri (AKŞ) düzeyleri çalışıldı. Histopatolojik olarak alkol grubu ratların karaciğerlerinde meydana gelen dejeneratif-nekrotik değişikliklerin alkol + Çoban çantası grubunda kısmen azaldığı belirlendi. Biyokimyasal olarak, alkol grubunda kontrole göre artan AST, ALT ve ALP düzeylerinin alkol + Çoban çantası tedavi grubunda azaldığı görüldü. Çoban çantası çayı ile tedavinin trigliserid ve HDL düzeylerine olumlu etki ettiği görülürken, LDL ve kolesterol değerlerini olumsuz etkilediği görüldü. Sonuç olarak, çoban çantası çayı uygulamasının karaciğerde meydana gelen tahribatı azalttığı, ancak LDL ve kolesterol düzeylerinde yükselmeye sebep olduğu belirlendiğinden, çoban çantası çayının etil alkol ile oluşturulan karaciğer toksikasyonuna karşı tam bir koruma sağladığı sonucuna kesin olarak varılamadı.tır

Capsella bursa-pastorisEtanolHayvan deneyleri+4
Orhan Polat
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda ksilazin'in sedatif, analjezik ve bazı karaciğer enzimleri üzerine etkisi

Bu çalışma ratlarda Ksilazin iki değişik dozda kullanıldıktan sonra şekillenen sedasyonun derecelendirmesi, karaciğerde oluşabilecek hasarın ölçülmesi ve sedasyona bağlı olarak ağrı tepkisinin değişme durumunun belirlenmesi amacıyla yapıldı. Ağrı kontrolü çalışmalarında analjezik madde kullanılması en çok tercih edilen yöntemlerden biridir. Sedatif amaçla kullanılan ilaçlarda da analjezik etki söz konusudur. Ksilazin'in, ağrı hafifletilmesi, sakinleştirmesi (sedatif), uykuya yol açması (hipnotik), çizgili kasları gevşetmesi gibi etkilerinden yararlanılmaktadır. Ayrıca farklı anestezik ilaçların kullanımının öncesinde premedikasyon gayesi ile kullanılmaktadır. Çalışmada kullanılan 24 adet rat rastgele seçilip üç gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki (KO) ratlara sadece FTS verildi. Oluşturulan ikinci gruba Ksilazin (K10) 10 mg/kg intraperitonal verilip diğer üçüncü gruba ise Ksilazin (K15) 15 mg/kg/ip verildi. Sedatif ilaç uygulanan ratların uyaranlara karşı davranışlarına göre sedasyon değerlendirmesi yapıldı. Sedasyon hafif, orta ve ileri derecede olmak üzere sınıflandırıldı. Ratlarda ağrı kesici özelliğinin ne derecede olduğunu tespit etmek amacıyla Ksilazin'in etkinliği ağrı deneyi ile ölçüldü. Ağrı deneyi, hotplate testi ve hotplate aparatı ile yapıldı. Ağrı deneylerinden sonra sakrifiye edilen hayvanlardan kan alınarak AST, ALT ve kortikosteroid değerlerine kan serumunda bakıldı. Sonuç olarak AST ve ALT'nin kontrol ve deneme gruplarındaki serum değerlerinin değişmemiş olması küçük girişimler yapmak için gerekli olacak sedasyon sonrasında karaciğerde bu iki parametrenin değişikliğe uğramayacağının bilinmesi açısından önemli bulunmuştur. Ayrıca ratlarda ksilazinin ağrıyı azaltıcı özelliğinin bulunduğu ve kısa süreli tam hareketsizliğe ihtiyaç duyulması durumunda 15 mg/kg dozunda ksilazin uygulanmasının tercih edilmesinin daha iyi olacağı sonucuna varıldı Anahtar Kelimeler: Rat, Sedasyon derecesi, Ksilazin

AnesteziBilinçli sedasyonEnzimler+3
Nazlı Halitoğulları
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda deneysel olarak diethylnitrosamine ile indüklenen hepatosellüler karsinogenezis sürecinde urtica dioica'nin antitümör etkinliğinin araştırılması

Kanser, kardiyovasküler sistem hastalıklarından sonra en çok ölüme sebep olan bir hastalıktır. Karaciğerin primer malign tümörlerinin çok büyük bir kısmını hepatosellüler karsinom oluşturmaktadır. Dietilnitrozamin (DEN), genetik etkili kimyasal kansorejenlerin büyük bir kısmını teşkil etmektedir. DEN; sigara dumanında, kürlenmiş ve kızartılmış yemeklerde, kozmetik ürünlerde, alkollü içkilerde, işlenmiş et ürünlerinde, tarımda kullanılan kimyasallarda, çeşitli endüstriyel ürünlerde bulunmaktadır. Karaciğerde metabolize edilen DEN; karsinojenik, teratojenik, toksik ve mutajenik etkilere sahiptir. DEN, bilim dünyasında deney hayvanlarında karaciğer tümöründe indükleyici olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır. Günümüzde alternatif tıpta yaygın bir şekilde kullanılan ısırgan otunun birçok medikal (antikanserojen, antiinflamatuar, antimikrobiyal, antitoksik, antioksidan, hepatoprotektif, antidiyabetik ve hipoglisemik) özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, ratlarda deneysel olarak DEN ile indüklenen hepatosellüler karsinogenezis sürecinde Urtica dioica tohumu ekstraktının (UDTE) antitümör etkinliği araştırılmıştır. Bu amaçla; toplam 40 rat, her biri 8'erli 5 gruba ayrıldı. Kontrol grubu, UDTE grubu; her bir rat günlük olarak orogastrik 1 ml UDTE (0,5 ml eter yağ ekstresi ve 0,5 ml etanol ekstresi), DEN grubu; 200 mg DEN/kg/rat, DEN+UDTE-1 grubu; 200 mg DEN/kg/rat + her bir rat günlük olarak orogastrik 1 ml UDTE (etanol ekstresi), DEN+UDTE-2 grubu; 200 mg DEN/kg/rat DEN+her bir rat günlük olarak orogastrik 1 ml UDTE (eter yağ ekstresi) aldı. 16 haftalık deneme sonunda nekropsileri yapılan ratlardan biyokimyasal ve histopatolojik analizler için örnekler alındı. Biyokimyasal olarak DEN uygulaması; AST, ALT ve LDH aktiviteleri ile TOS ve MDA düzeylerini artırırken, TAS, GSH, CAT, SOD ve GSH-Px düzeylerini ise azaltmıştır. Ancak DEN ile birlikte UDTE kullanımının antioksidan kapasiteyi artırdığı ve oksidatif stresi baskıladığı, karaciğer harabiyetini önlediği gözlenmiştir. Diğer taraftan DEN uygulamasının, tümör belirteçlerinden özellikle CA 15-3, CA 19-9 ve CA 125-II aktivitelerini ve apoptotik faktörlerden özellikle kaspaz-3 seviyelerini önemli ölçüde artırdığı, DEN ile birlikte UDTE kullanımının ise bu artışları azalttığı saptanmıştır. Patolojik olarak DEN grubunda karaciğerde ince granüler bir görünüm; histopatolojik olarak ise hepatositlerde yaygın olarak büyük ve küçük hücre değişimleri ile karakterize displaziler ile dejenerasyon, safra kanalı hiperplazisi, yangısal hücre infiltrasyonları, fibrozis ve kolestazis gözlendi. DEN+UDTE gruplarında bu morfolojik değişikliklerden büyük hücre değişimlerinin, kistik dejenere hepatositlerin ve fibrozisin oluşmadığı, diğerlerinin ise hafif düzeylerde kaldığı gözlendi. İmmunohistokimyasal olarak, DEN grubunda Hep par-1, AFP, kaspaz-3 ve iNOS boyamalarında belirgin reaksiyon gözlenirken DEN ile birlikte UDTE verilen gruplarda bu antikorların ekspresyonlarında anlamlı azalma olduğu saptandı. Bu bulgulara göre; DEN ile indüklenen hepatosellüler karsinogenezis sürecinde UDT ekstraktının güçlü antioksidan kapasitesi sayesinde doku hasarını engelleyerek çok belirgin düzeyde antitümör etkinliğe sahip olduğu sonucuna varılmıştır.

Antineoplastik ajanlarDietilnitrozaminHayvan deneyleri+6
Ömer Faruk Keleş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel diyabet oluşturulmuş ratlarda timokinon ve vitamin c'nin karaciğer koruyucu etkisinin stereolojik ve immunohistokimyasal olarak incelenmesi

Diabetes mellitus (DM), insülin yokluğuna veya dokuların insüline duyarlığında azalmaya bağlı olarak karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmalarında şekillenen bozukluk ile karakterize edilen metabolik bir hastalıktır. Yapılan çalışmada, ratlarda streptozotosin (STZ) ile oluşturulmuş deneysel diyabet modelinde Timokinon ve Vitamin C'nin karaciğer üzerine etkilerinin stereolojik ve immunohistokimyasal (İHK) yöntemlerle araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 30 adet erişkin Wistar Albino türü erkek sıçan kullanıldı. Ratlar, Kontrol, Timokinon (TQ), diyabet (STZ), Diyabet+Timokinon (STZ+TQ), Diyabet+Vitamin C (STZ+Vit C), Diyabet+Timokinon+Vitamin C (STZ+TQ+Vit C) olmak üzere 6 gruba ayrıldı (n=6). Kontrol ve TQ grubu hariç diğer 4 gruba deney öncesi STZ (45 mg İ.P) uygulandı. Çalışmanın 3. günü tüm grupların kan şekeri seviyeleri ölçülerek, diyabet gruplarındaki ratlarda diyabet oluştuğu doğrulandı. Sonrasında tedavi gruplarına oral yolla olarak 21 gün boyunca TQ (50 mg/kg/gün) ve Vit C (500 mg/kg/gün) verildi. Çalışmanın sonunda karaciğer, stereolojik ve İHK olarak değerlendirildi. Stereolojik olarak hacim ölçümleri için Cavalieri metodu uygulandı. İHK olarak, Kaspaz-3, Bcl-2, TNF-α ve IL-10 ekspresyonları değerlendirildi. Bulgularımıza göre; stereolojik olarak hem karaciğerin ortalama total hacim hem de damar hacim yoğunlukları ölçümlerinde STZ grubunda ortalama ölçüm değerinin diğer gruplara oranla istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek olduğu tespit edildi (P<0.05). STZ+VİTC+TQ grubu ile Kontrol ve TQ grupları arasında anlamlı bir fark gözlenmedi (P>0.05). İmmunohistokimyasal olarak, Kaspaz-3 ekspresyonu, STZ grubunda yoğun, STZ+VİTC, STZ+TQ ve STZ+VİTC+TQ gruplarında zayıf, Kontrol ve TQ gruplarında negatif olduğu gözlendi. STZ grubunda Bcl-2 aktivasyonu gözlenmezken, diğer grupların hepsinde orta seviyede Bcl-2 ekspresyonu tespit edildi. TNF- α ekspresyonunun, STZ grubunda yoğun, STZ+TQ grubunda orta, STZ+VİTC grubunda zayıf, Kontrol, TQ ve STZ+VİTC+TQ gruplarında ise negatif seviyede olduğu belirlendi. Kontrol grubunda yoğun, TQ, STZ+VİTC, STZ+TQ, STZ+VİTC+TQ gruplarında orta, STZ grubunda ise zayıf düzeyde IL-10 aktivitesine rastlanıldı. Çalışma sonuçları, STZ ile artan karaciğer hasarının hem TQ hem de C vitamini uygulamalarıyla ayrı ayrı verildiğinde hafiflediğini, ancak birlikte kullanıldıklarında daha etkili sonuçlar elde edildiğini göstermektedir.

Diabetes mellitus-deneyselKaraciğerStereoloji+2
Ayşegül Öner
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bruselloz ilişkili akut hepatit: 13 yıllık deneyimimiz

Bruselloz neredeyse her organ sistemini tutabilen zoonotik bir enfeksiyondur. Karaciğer (KC) tutulan organların başında gelmektedir. KC tutulumu genellikle hafif derecede aminotransferaz yükseklikleri ile kendini göstermekledir. KC fonksiyonu ise sıklıkla normaldir ve klinik hepatit gelişimi nadirdir. Bu çalışma ile 13 yıl boyunca yatırılarak takip edilen bruselloza bağlı akut hepatit kliniği olan olgular değerlendirmiş, kliniğimizin takip ve tedavi deneyimi sunulmuştur. Materyal ve Metod: Bu çalışmaya Ocak 2008 ile Haziran 2020 tarihleri arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji servisinde yatan ve yaşı 18'den büyük bruselloz hepatit tanılı hastalar dahil edilmiştir. Çalışmada 61'i erkek, 42'si erkek olmak üzere 103 erişkin hasta retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Bruselloz tanısı için klinik şüphe varlığında; bruselloz standart tüp agglütinasyon (STA) titresinin 1/160 ve üzerinde olması ve/veya kan ve doku kültürlerinde Brucella spp. üremesi ve/veya bruselloz polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) testinin pozitif olması kriterlerinden en az birinin olması baz alındı. Hepatit varlığı için aminotransferazların normal üst sınırının (NÜS) ≥ 5 katı olması ve/veya total bilirubin seviyesinin ≥2 mg/dl olması ve/veya lokal hepatik lezyonun gösterilmiş olarak kabul edildi. Hepatik tutulum tipi laboratuvar ve radyolojik bulgularına göre yapıldı. Laboratuvara göre ayırımda klinik hepatit için alanin aminotransferaz (ALT) ve/veya aspartat aminotransferaz (AST) ≥ 5 kat NÜS olması, kolestaz (kolestatik hepatit) için alkalen fosfataz (ALP) ≥ 3 kat NÜS ve/veya gama glutamil transferaz (GGT)≥1,5 kat NÜS ve/veya total bilirubin≥2 mg/dl olması baz alındı. Radyolojik ayırımda ultrasonografi (USG) bulgularına göre; granülomatöz hepatit: USG ile KC'de granülomatöz lezyonları bulunması ve diffüz hepatit: USG'de granülomatöz lezyonun bulunmaması şeklinde belirlendi. Bulgular: Biyokimyasal laboratuvar düzeylerine göre olguların %35,9'unda klinik hepatit, %17,5'inde kolestatik hepatit ve %46,6'sında bu iki durumun birlikteliği vardı. Radyolojik değerlendirmede tüm olguların %88,3'üne USG yapılmış olup bunların %5,5'inde granülomatöz hepatit saptandı. Olguların 91'ine (%88,3) batın USG yapılmış olup 24'ünde (%26,4) USG'de herhangi bir bulgu yoktu. 46 olguda (%50,5) hepatosplenomegali (HSM), 15 olguda (%16,5) hepatomegali (HM), 5 olguda (%5,5) ise splenomegali (SM) saptandı. Olguların %83,5'i akut, %14,6'sı subakut ve %1,9'u kronik bruselloza sahipti. Olguların en sık yakınmaları ateş (%85,4), terleme (%84,5), halsizlik (%84,5), iştahsızlık (%79,6) ve kas eklem ağrıları (%72,8) idi. Hemogram incelemelerinde olguların 10'unda (%9,7) lökositoz, 47'sinde (%45,6) lökopeni, 57'sinde (%55,3) anemi, 55'inde (%53,4) trombositopeni ve 35'inde (%34,0) pansitopeni görüldü. En sık kullanılan tedavi rejimi bir aminoglikozidin (AG) doksisiklin (DOX) ve rifampisin (RIF) ile üçlü kombinasyonuydu. Sonuç: Çalışmamız hepatit varlığında dahi tedavi ile klinik yanıtın ve laboratuvarda düzelmenin yüksek oranlarda olduğu gösterildi. Çalışmamızda hastaneye yatış süresine etki eden bir parametre saptanmadı fakat ALT, AST ve total bilirubin değerlerinde düzelmenin kan kültüründe pozitifliğinde, sekonder organ tutulumu varlığında ve ALT/AST>1 olması durumunda daha geç olduğu gözlendi. Verdiğimiz tedavi rejimlerin bu süre üzerine bir etkisi bulunmadı. Literatürde tedavide AG'li rejimlerin seçilmesi durumunda daha hızlı düzelme sağladığını bildiren retrospektif çalışmalar olsa da daha büyük hasta gruplarında yapılacak prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

BrusellaBrusellozHepatit+3
Yusuf Arslan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması tedavisinde nano-enkapsüle ilaçların etkinliğinin LC/Q-TOF MS ile gerçekleştirilen metabolomik ve lipidomik çalışmalarla in vitro değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması (NAFL) tedavisinde amfifilik siklodekstrin nanopartiküller kullanılarak geliştirilen nano-enkapsüle ilaçların etkinliğinin lipid profili üzerinde meydana getirdiği değişikliğin Q-TOF LC/MS sistemi kullanılarak in vitro düzeyde değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu amaçla; halihazırda tedavide kullanılan çeşitli ilaçlar ve E vitamini kullanılarak geliştirilen nano-enkapsüle formülasyonlar, karaciğer kanseri hücre hattı HEPG2'ye uygulanacaktır. Aynı anda; ilaçlar ve E vitamini, enkapsüle edilmeden de HEPG2 hücrelerine uygulanacak ve de iki grup arasında lipid profilinde gerçekleşen değişim Q-TOF LC/MS cihazı kullanılarak C18 kolon ile gerçekleştirilecek çalışma sonucunda ortaya konulacaktır. C18 kolon kullanılarak gerçekleştirilecek çalışmada, öncelikle analitik yöntem ile ilgili şartların optimize edilmesi gerekecektir. Bu amaçla lipidlerin, hücre hattından ekstraksiyonu için çeşitli numune hazırlama teknikleri denenecektir. Daha sonrasında ekstre edilen lipidlerin ayrılması ve analiz edilebilmesi için sabit faz ve hareketli faz ile elüsyon programında değişiklikler yapılarak en yüksek sayıda lipidin profillenebilmesi için çalışılacaktır. Profillenebilen lipidler, her iki grup için yarı-kantitatif olarak karşılaştırılacak ve değişimin her bir tanımlanabilen lipid için ne düzeyde olduğu incelenecektir. Ardından, değişen lipid profili yorumlanarak nano-enkapsüle ilaç kullanımının avantaj ve dezavantajları değerlendirilecektir.

KaraciğerKaraciğer hastalıklarıKaraciğer yağlanması+5
Yasin Şenol
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kolinerjik agonist karbakolün farede parasetamolün neden olduğu deneysel hepatotoksisiteye etkisi

Farede parasetamol ile oluşturulan hepatik hasarda kolinomimetik etkinliği olan karbakolün (CCh), hepatik hasar üzerine etkisi in vivo olarak değerlendirildi. Ek olarak parasetamole bağlı zehirlenmelerde antidot olarak kullanılan N-Asetilsistein (NAC) ile karbakolün etkinliği karşılaştırıldı. Parasetamol (APAP) toksisitesinde, parasetamolün hepatositler için toksik bir metaboliti olan N-asetil-p-benzokinon imin (NAPQI) üretimi artar. NAC'ın antidot etkisi, bu toksik metaboliti detoksifiye eden glutatyonun (GSH) öncülü olarak fonksiyon göstermesinden ileri gelmektedir. Parasempatomimetik etkinin parasetamol toksisitesinde birçok mekanizma üzerinden olumlu katkısı olabileceğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Çalışmada parasetamol toksisitesi oluşturulmuş farelerde NAC, CCh ve NAC+CCh tedavileri uygulandı. Mezenter arter ve portal ven kan akımı ölçüldü. AST, ALT, TNF-α, IL-1β, IL-6, IL-8, IL-10, IL-17 düzeylerine bakıldı ve parasetamol toksisitesi sonrasında bu değerlerde yükselme tespit edildi. NAC, CCh, NAC+CCh uygulanan gruplarda ise bu yükselmenin daha az olduğu görüldü. Çalışmada bu parametrelere ek olarak TAS, TOS, GSH, GSSG düzeyleri ölçüldü. Parasetamol toksisitesi sonrası antioksidan moleküllerde azalma, oksidan moleküllerde ve oksidatif stres indeksinde artma görüldü. NAC, CCh, NAC+CCh uygulanan gruplarda ise antioksidan moleküllerdeki azalmanın, oksidan moleküllerdeki ve oksidatif stres indeksindeki artışın daha az olduğu tespit edildi. Histopatolojik değerlendirmelerde biyokimyasal bulgularla uyumlu sonuçlar elde edildi. Parasetamole bağlı gelişen hepatotoksisitede parasempatomimetik etki inflamasyonu azaltmak, antioksidan yolakları etkinleştirmek gibi birçok mekanizma üzerinden koruyucu etki gösterebilir.

AgonistlerAsetaminofenKaraciğer+4
Zamir Kemal Ertürk
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Wilson hastalarında serum değişken ve göreceli değişken bakır düzeylerinin klinik parametreler ve multiparametrik karaciğer MRI bulgularıyla karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada Wilson Hastalarının izleminde serum değişken bakır (EC) ve göreceli değişken bakır (REC) düzeylerinin; 24 saatlik idrarda bakır düzeyi ile korelasyonunun incelenmesi ve karaciğerdeki fibroz ve steatozun derecesini gösteren güncel teknoloji olan Multiparametrik Karaciğer MRI ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Gastroenteroloji ve Nöroloji polikliniğine başvuran ve Wilson Hastalığı tanısı ile izlenen hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubu, Gastroenteroloji polikliniğinde dispepsi tanısı ile izlenen hastalardan oluşturulmuştur. Tüm katılımcılar ile yüz yüze görüşülerek karaciğer hastalığının, ek hastalıklarının ve ilaç kullanım öyküsü öğrenildi. Elektronik sistemdeki laboratuvar, radyolojik görüntüleme ve karaciğer biyopsi sonuçları incelendi. Tüm katılımcılardan EC ve serum total bakır düzeyi için tek seferlik 10 cc kan örneği alındı. Wilson hastalarına rutinde istenen multiparametrik karaciğer MR görüntülemesi yapıldı ve hastalardan 24 saatlik idrarda bakır atılımının tespiti için idrar toplandı. Hastaların daha önce karaciğer biyopsisi mevcutsa biyopsileri yeniden incelendi. EC ve serum total bakır düzeyi indüktif olarak eşleştirilmiş plazma kütle spektrometrisi (ICP-MS) yöntemi, 24 saatlik idrar bakır düzeyi ise atomik absorpsiyon spektrometri yöntemi kullanılarak ölçüldü. Bulgular: Çalışmaya 43 kontrol ve 38 Wilson hastası dahil edildi. Wilson hastalarının %97'sinde hepatik tutulum mevcuttu. Çalışmaya dahil edilen 35 Wilson hastasına karaciğer multiparametrik MRI uygulanmıştır. Hastaların ortanca karaciğer parankim sertliği 2,45 (1,71-6,2) kPa olup normal sınırlardaydı. MR-PDFF tekniğine göre hastaların %62'sinin karaciğerde yağlanma yoktu. Karaciğer parankim sertliği; yaş (r=0,514; p=0,002), AST (r=0,445; p=0,007), GGT (r=0,549; p=0,001), ALP (r=0,365; p=0,031), INR (r=0,404; p=0,016), kreatinin (r=0,344; p=0,043), FIB-4 skoru (r=0,694; p<0,0001) ile pozitif korelasyon gösterirken; beyaz küre sayısı (r=-0,49; p=0,003), trombosit sayısı (r=-0,607; p<0,0001) ile negatif korelasyon göstermiştir. MR-PDFF yağ oranı ile serum trigliserid düzeyi arasında pozitif korelasyon mevcuttu (r=0,532; p=0,013). Serum bakır testleri ile 24 saatlik idrarda bakır atılımı arasında korelasyon bulunamamıştır. EC ile seruloplazmin (p=0,348; r=0,032) dışındaki hiçbir klinik veya laboratuvar parametre arasında korelasyon saptanmadı. REC ise ALP (r=0,338; p=0,003) ve GGT (r=0,36; p=0,001) ile pozitif korelasyon, trombosit sayısı (r=-0,507; p<0,0001) ile negatif korelasyon göstermiştir. Serum EC düzeyi MR-PDFF yağ oranı (r=0,534; p=0,005) ve T1 süresi (r=0,371; p=0,028) ile pozitif korelasyon göstermiştir. REC oranı ile T2* değeri arasında negatif korelasyon mevcuttu (r=-0,422; ve p=0,012). Sonuç: Wilson hastalığının rutin klinik izleminde halen kullanılmakta olan ve vücut bakır dengesinin en önemli göstergesi olduğu kabul edilen 24 saatlik idrar bakır atılımı ile yerine kullanılma potansiyeli olan EC ve REC ölçümleri arasında korelasyon olmadığı saptanmıştır. Karaciğerdeki fibrozis, yağ ve demir birikimini gösterebilen mulitparametrik MR sonuçlarıyla korelasyon gösteren klinik parametreler, EC ve REC'in Wilson hastalığının izlemlerindeki yeri gelecekte yapılacak çalışmalarda araştırmalıdır. Anahtar Kelimeler: Wilson hastalığı, Serum değişken bakır, Serum göreceli değişken bakır, Multiparametrik karaciğer MRI.

BakırHepatolentiküler dejenerasyonKaraciğer+4
Bekir Mert Durukan
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yağlı karaciğer modelinde soğuk iskeminin AMPK regülasyonu üzerine etkileri

Yağlı karaciğer nakli yapıldığında, primer disfonksiyon ve rejeksiyon problemlerinin daha sık görüldüğü gözlemlenmiştir. AMP-activated protein kinaz(AMPK)'ın iskemi sırasında organ koruyucu fonksiyonları mevcuttur. Metformin AMPK'nın hepatositlerde aktiflenmesinde görevi olan bir ilaçtır. Bu çalışmada, metforminli ve metforminsiz farelerin yağlı ve normal karaciğer dokularında, değişik iskemi sürelerindeki AMPK proteininin değişimi ve regülasyonu değerlendirilmiştir. 109 adet, 7 haftalık C7BL56 cinsi fare; randomize olarak yağlı metforminli, yağsız metforminli, yağlı metforminsiz, yağsız metforminsiz olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Yağlı karaciğer modeli oluşturmak için karbonhidrat temelli özel bir diyet 10 hafta boyunca fareler üzerinde uygulandı. Metforminli farelerin diyetine son 4 haftada 0,2 mg/kg metformin, oral gavaj yoluyla eklendi. 10 haftanın sonunda tüm farelere total hepatektomi yapıldı ve çıkartılan dokular UW solüsyon içinde 0-6-12-24 saat boyunca bekletildi. İskemi süreleri tamamlandıktan sonra makrosteatoz yüzdelerini, fibrozisi, inflamasyonu, vakuoler değişikliği, nekroz miktarını hesaplamak için histopatolojik değerlendirme yapıldı. P-AMPK ve AMPK ifadelerini hesaplamak için Western Blot kullanıldı. Karşılaştırma tanımlayıcı istatistikler vasıtasıyla yapıldı. Yağlanmanın metforminle birlikte azaltıldığı istatistiksel olarak gösterildi (%68 ± 24 e karşı %47 ±25 p <0,001). Yağlı gruplarda yağsız gruplara göre daha yoğun nekroinflamatuar odak ve perisantral inflamasyon mevcuttu. Her iki bulgunun metforminle azaltıldığı anlaşıldı. Tüm metforminli gruplarda nekroz bulgusu belirgin şekilde daha az mevcuttu. (%7,4 e karşı %43,5; p <0,001). Yağlı karaciğerde yağsızlara göre daha düşük ve daha geç AMPK yanıtının olduğu, bu farklılığın metforminle giderildiği gösterildi. AMPK karaciğerin iskemi yanıtında önemli bir rol oynamaktadır ve metformin ile yağlı karaciğerin iskemiye karşı direncinin ve nakil başarısının arttırılabilmesi mümkündür.

KaraciğerKaraciğer hastalıklarıKaraciğer nakli+4
Mustafa Oruç
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğerin fokal lezyonlarının multiparametrik MRG ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı karaciğerin fokal lezyonlarının malign benign ayrımında manyetik rezonans elastografi (MRE) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) T1-T2 haritalama yönteminin etkinliğini araştırmaktır. 01 Ocak 2018- 21 Şubat 2022 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Ana Bilim Dalında karaciğer MRG yapılan ve karaciğerde fokal lezyon saptanan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Lezyonlar benign ve malign olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmaya 20 benign ve 50 malign lezyon olmak üzere toplam 70 solid lezyon dahil edildi. Kontrast öncesi ortalama T1 relaksasyon zamanı benign lezyonlarda 1474,90 ± 465,39 msn, malign lezyonlarda 1284,30 ± 351,95 msn, kontrast sonrası ortalama T1 relaksasyon zamanı benign lezyonlarda 629,57 ± 230,92 msn, malign lezyonlarda 750,20 ± 264,95 msn ölçülmüş olup benign ve malign lezyon grubu arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p= 0,110 ve 0,135). Kontrast geliştirme oranı (CER), T1 relaksayon zamanı düşüşü (T1D) ve T1 relaksasyon zamanı düşüşü yüzdesi (T1D%) benign lezyonda malign lezyonlarla karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla 2,71 ± 0,86 ve 1,79 ± 0,52, p= 0,002, 964,00 ± 379,58 ve 521,93 ± 290,60, p< 0,001, 59,37 ± 13,32 ve 39,79 ± 15,69, p<0,001). Ortalama T2 relaksasyon zamanı da benign lezyonlarda malign lezyonlarla karşılaştırıldığında istatiksel anlamlı olarak yüksek saptandı (82,50±23,29 msn ve 65,02 ± 15,38 msn, p= 0,005). MRE görüntülemede ortalama sertlik değerleri malign lezyonlarda benign lezyonlarla karşılaştırıldığında istatiksel anlamlı olarak yüksek bulundu (5,43±1,55 kPa ve 3,62±1,16 kPa, p= 0,004). Difüzyon ağırlıklı görüntülemede ADC haritalama değerleri malign lezyonlarda benign lezyonlarla karşılıştırıldığında istatistiksel anlamlı olarak yüksek izlendi (1688,17 ± 270,04 ve 1177,94 ± 443,25, p= 0,001). ROC analizinde malign lezyonları benign olanlardan ayırmada CER için 1,99 eşik değeri (AUC: 0,852, sensivite %78,6 ve spesifite %78,3), T1D değeri için 749,5 msn eşik değeri (AUC 0,817, %71,4 sensivite ve %78 spesifite), T1D% değeri için %49,71 eşik değeri (AUC 0,831, %78,6 sensivite ve %73,2 spesifite) saptanmıştır. Ayrıca ortalama T2 relaksasyon zamanı değeri için 74 msn eşik değeri (AUC 0,705, %65 sensivite ve %76,6 spesifite), ortalama sertlik değeri için 3,74 kPa eşik değeri (AUC 0,848, %85 sensivite ve %75 spesifite) ve ADC haritalama değeri için 1,45 eşik değeri (AUC 0,854, % 75 sensivite ve % 74,3 spesifite) saptanmıştır. T1- T2 haritalama ve MRE görüntüleme yöntemleri karaciğerin solid fokal lezyonlarının malign benign ayrımında non-invaziv alternatif araç olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Karaciğerin fokal lezyonları, malign

ElastografiKaraciğerKaraciğer hastalıkları+2
Avaz Jabıyev
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kistik fibrozisli çocuk hastalarda karaciğer tutulumunun MR elastografi ile non-invazif değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, prospektif olarak, kistik fibrozis (KF) tanısı olan çocuk hastalarda, karaciğer tutulumunun manyetik rezonans (MR) elastografi ile değerlendirilmesi ve klinik-laboratuvar bulguları ile karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra (G0 20/567), 01 Haziran 2020- 01 Mart 2022 tarihleri arasında KF tanılı 51 çocuk hasta ve bilinen bir hastalığı olmayan 24 gönüllü çocuk hasta çalışmaya dahil edildi. MRG çekimleri 1.5 Tesla MRG cihazında (Magnetom Aera, Siemens, Erlangen, Almanya) gerçekleştirildi. MR elastografi görüntüleri Syngo.via yazılımı ile işlenerek kilopaskal (kPa) cinsinden sayısal değerler elde edildi. Yağ miktarını belirlemek için kimyasal şift farkına dayanan MR spektroskopi tekniği kullanıldı [STEAM (30×30×30 mm voxel hacmi, TR=3000 ms TE=12/24/36/48/72 ms)]. Karaciğer parankim sertliği değerlendirme aralıkları sırasıyla; <2,5 kPa: normal; 2,5-3 kPa: normal-kronik inflamasyon; 3-3,5 kPa: evre 1-2 fibrozis; 3,5-4 kPa: evre 2-3 fibrozis; 4-5 kPa: evre 4 fibrozis olarak yapıldı. MR spektroskopide>%5: hepatosteatoz olarak değerlendirildi. Hastaların tanı anındaki semptomları, ter testi sonuçları, genetik mutasyon sonuçları, son hepatobiliyer ultrasonografi bulguları, laboratuvar parametrelerinden; trombosit değeri, AST, ALT, GGT, ALP, total protein, albümin, total/indirekt bilirubin değerleri incelendi. Bu değerler ile MR elastografinin ilişkisi istatistiksel olarak çalışıldı. Normal dağılım gösteren değişkenler için bağımsız örneklem T-testi ve normal dağılım göstermeyen değişkenler için Mann Whitney-U testi kullanıldı. İstatistiksel olarak p değeri <0,05 olanlar anlamlı kabul edildi. iii Bulgular: KF'li hastaların (32 E, 19 K) yaşı 4-17 yaş arasında olup ortalama yaş 12'dir. Kontrol grubunun (15 E, 9 K) yaşı 6.5-16 yaş arasında olup ortalama yaş 11'dir. Hasta grubunun karaciğer MR elastografi değerleri (medyan:2.4 kPa, 1.73-5.86 kPa, min-maks), kontrol grubu (medyan: 2.1 kPa, 1.7-2.9 kPa min-maks) değerlerinden yüksek bulundu (P=0.003). Hastaların GGT değerleri kontrol grubuna göre daha yüksek olup MR elastografi değerleri de istatiksel olarak GGT ile pozitif korelasyon göstermektedir (P=0.003). KF'li hasta grubu (medyan: %4.4) ile kontrol grubu (medyan: %3.15) arasında yağlanma oranlarında anlamlı farklılık saptandı (P=0.032). KF'li hasta grubu içerisinde kronik karaciğer hastalığı olanlar ile olmayanların, MR elastografi değerleri arasında anlamlı farklılık tespit edildi (P=0.007). Hasta grubu içerisinde (karaciğer fonksiyonunu gösteren) trombosit değeri <180.000 μl olanlar ile > 180.000 μl olanların MR elastografi değerleri arasında anlamlı farklılık bulundu (P<0,001). Sonuç: KF hastalarında karaciğer tutulumunun, karaciğer MR elastografi yöntemi ile erken dönemde non-invazif olarak değerlendirilmesi bu hastaların tanı ve takiplerinde ümit vaat edicidir.

ElastografiFibrozKaraciğer+4
Aziz Anıl Tan
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hepatoselüler kanser ve kolorektal kanser karaciğer metastazlarına yönelik, mikrodalga ve radyofrekans ablasyon tedavilerinin uzun dönem sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi girişimsel radyoloji departmanında, 2007 yılından beri, hepatik termal ablasyon uygulanan kolorektal kanser (KRK) ve hepatoselüler kanser (HSK) hastalarında, genel ve hastalıksız sağkalım ile lokal progresyonsuz sağkalımların belirlenmesi ve bu ölçümlerin hem hastalara hem de lezyonlara ait değişkenlere göre karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2007 yılından beri termal ablasyon uygulanan kolorektal (n=74) ve hepatoselüler karsinom (n=67) hastaları belirlendi. Küratif ablasyon uygulanmayan ve takipleri yetersiz olan hastalar çalışmadan çıkarıldı. Hastaların sağkalımları Kaplan-Meier analizleri ile belirlendikten sonra, anlamlılığı için Logrank analizi uygulandı. Ayrıca değişkenler arasında daha ön plana çıkanı belirlemek için multivaryant Cox-regresyon analizi uygulandı. Lokal tümör progresyonu, rezidü ve komplikasyon gelişimi ile diğer değişkenler arasında olası ilişkiyi saptamak açısından Ki-Kare testi de uygulandı. Bulgular: Hem kolorektal karsinom metastazlı hastalarda, hem de hepatoselüler kanser hastalarında, uygulanan termal ablasyon tekniğinin Mikrodalga ya da Radyofrekans ablasyon olmasının, genel sağkalım ve karaciğerde progresyonsuz sağkalım değerlerine anlamlı etkisi saptanmamıştır (p>0,05). Ekstrahepatik metastaz varlığı, mutant K-Ras onkogeni ve metastazın orijin aldığı kolorektal segment, hepatik metastazlı KRK hastalarında sağkalımı istatiksel olarak anlamlı ölçüde etkilerken; ilk termal ablasyon uygulandığı dönemdeki hasta CHILD skoru, AFP değeri ve tümörün diferansiyasyon derecesi ise HSK hastalarında sağkalımı istatiksel olarak anlamlı etkilemektedir (p<0,05). Karaciğer metastazı ilk saptandığında, hepatik metastazlı KRK hastalarının neoadjuvan sistemik kemoterapi alması ya da almamaları arasında, sağkalım üzerine anlamlı etkisi saptanmamıştır. HSK hastalarında ise predispozan faktör ile sağkalım ölçümleri arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuçlar: Termal ablasyon teknikleri, gerek tek başına, gerekse kemoterapi, cerrahi ya da diğer girişimsel işlemler ile kombine edilerek; hem hepatik metastazlı KRK, hem de HSK hastalarının tedavilerinde ve sağkalımlarını arttırmada oldukça etkilidir. Hepatik metastazlı KRK hastalarında; ekstrahepatik metastaz varlığı, hastanın tüm takibi sürecinde LTP gelişimi, mutant K-Ras onkogeninin varlığı ve metastazın orijin aldığı primer kolon segmenti genel ve karaciğerde progresyonsuz sağkalım değerlerini anlamlı ölçüde etkilemektedir. Hepatoselüler karsinom hastalarında; ilk ablasyon tedavisi uygulandığında hastanın CHILD skoru, hastanın AFP değeri, tüm takibi sürecinde LTP gelişimi ve tümörün diferansiyasyon derecesi genel ve karaciğerde progresyonsuz sağkalım değerlerini anlamlı ölçüde etkilemektedir. Hem hepatik metastazlı KRK hem de HSK gruplarında, bu değişkenler lezyon bazında lokal progresyonsuz sağkalımı da etkilemektedir. Ayrıca iki ana hasta grubunda da uygulanan termal ablasyon tekniğinin MDA ya da RFA olmasının sağkalım ölçümlerine üzerine istatiksel anlamlı etkisi saptanmamıştır.

AblasyonKaraciğerKarsinoma-hepatoselüler+5
Ahmet Gürkan Erdemir
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Karaciğerdeki ilaç dispozisyonu üzerine rifampisinin etkisinin incelenmesi ve farmakokinetik modelleme

Taşıyıcı aracılı farmakokinetik hepatik ilaç dispozisyonu ve ilaç-ilaç etkileşimleri için önemli belirleyici mekanizmalardan biridir. Hepatosit membranlarında yer alan çeşitli influx taşıyıcılar arasında hepatik organik anyon taşıyıcı polipeptidler (OATP'ler) ilaç geliştirme sürecinde değerlendirilmesi gereken ve klinik olarak önemli ana taşıyıcılardır. Bu tezin amacı in situ sıçan karaciğer perfüzyonu yöntemi kullanarak OATP/Oatp inhibitörü rifampisin varlığında ve yokluğunda pitavastatinin hepatik dispozisyonunun incelenmesi ve endojen biyobelirteçler olan koproporfirin I ve koproporfirin III'ün izlenmesidir. Perfüzat, karaciğer dokusu ve safradan toplanan örnekler valide edilmiş biyoanalitik yöntemler ile analiz edilmiştir. Pitavastatinin hepatik ve safra klerensleri ile hepatik biyoyararlanımı modelden bağımsız yöntem kullanarak tayin edilmiştir. Karaciğer ve safrada pitavastatin ve endojen biyobelirteçler arasında kabul edilebilir bir korelasyon bulunmuştur. Pitavastatinin hepatobiliyer dağılımını simüle etmek ve iki koşulda (rifampisin varlığında ve yokluğunda) elde edilmiş verilerin eş zamanlı analizi ile pitavastatinin hepatik alım ve safra klerenslerini tayin etmek için perfüzat, karaciğer ekstraselüler, karaciğer intraselüler ve safra kompartmanlarından oluşan bir mekanistik kompartman modeli geliştirilmiştir. Karaciğer dışı değişkenlerin dahil edilmediği mevcut dinamik model, pitavastatinin sıçan karaciğerindeki dispozisyonunun karakterize edilmesinde iyileştirilmiş klerens kestirimleri sunmaktadır.

FarmakokinetikKaraciğerPerfüzyon+3
Nihan İzat
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Canlı donörden karaciğer transplantasyonu yapılan hastaların safra yolu mikroorganizma profili ve antibiyotik duyarlılıkları

Yıldırım A, Canlı Donörden Karaciğer Transplantasyonu Yapılan Hastaların Safra Yolu Mikroorganizma Profili ve Antibiyotik Duyarlılıkları, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Uzmanlık Tezi, Ankara 2020 Canlı vericili karaciğer nakilli (CVKN) hastalar hem hiler darlıklı hem de kullandıkları ilaçlarla immünsüprese oldukları için özel bir hasta grubunu oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı CVKN hasta grubunda endoskopik veya perkütan girişim sonrası gelişen bakteriyemi ve kolanjit durumunda safra ve kan kültürlerinden elde edilecek mikroorganizma profilini ve mikroorganizmaların direnç profili belirlemektir. Çalışmaya 01 Ocak 2017 ile 31 Haziran 2020 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Hastanesi'nde Endoskopik Retrograd Kolanjiyopankreatografi (ERKP) ve/veya Perkütan Transhepatik Biliyer Drenaj (PTBD) yapılan CVKN hastalar taranarak, bu hastalar arasından kolanjit tablosu veya bakteriyemisi olan toplam 24 hasta [9 (%37,5) kadın, ortanca yaş 56 (32-69)] alınmıştır. Kontrol grubu olarak da ERKP ve/veya PTBD yapılan hastalar taranarak kolanjit tablosu veya bakteriyemisi olan toplam 70 hasta [36 (%51,4) kadın, ortanca yaş 63 (22-95)] alınmıştır. CVKN hastalarında safra kültüründe polimikrobiyal üreme (%65,2), kontrol grubuna (%38,2) oranla daha yüksek saptandı. Kontrol grubunda monomikrobiyal üremenin daha fazla olduğu görüldü (Kan kültüründe %33,3 x %61,8 ve safra kültüründe %17,4 x %44,1). Her iki grupta da üremelerde gram negatif mikroorganizma hakimiyeti saptandı. Safra kültürlerinde Pseudomonas aeruginosa üremesi sıklığı [%45,5 x %23,5 ve p=0,086)] CVKN'li hastalarda, herhangi bir kültürde Escherichia coli üreme sıklığı kontrol grubunda [%68 x %30,4 ve p=0,003)] daha yüksek saptandı. Herhangi bir kültürde üreyen gram pozitif mikroorganizmalara bakıldığında Enteroccocus faecium'un CVKN hastalarda daha sık üreme eğilimi görüldü (%47,8 x %26,5 ve p=0,097). CVKN'li hastalarda gram pozitif mikroorganizmalarda antibiyotik direncinin daha fazla olduğu görüldü. Çoklu ilaç direnci (ÇİD) [Kan ve safra kültürlerinde sırasıyla %75 x %22,2 ve %53,3 x %21,4] ve ekstrem ilaç direnci (EİD) [Kan ve safra kültürlerinde sırasıyla %75 x %11,1 ve %53,3 x %7,1] saptandı. ÇİD gram pozitif mikroorganizmalar incelendiğinde en sık üreyenin E.faecium olduğu görüldü. CVKN grubunda %39,1 (9/23) ve kontrol grubunda %6,3 (2/32) ÇİD E.faecium üremesi saptandı. Gram negatif mikroorganizmalar açısından değerlendirildiğinde ÇİD ve EİD her iki grupta da yüksek oranda görüldü. CVKN ve kontrol gruplarında ÇİD [Kan ve safra kültürlerinde sırasıyla %100 x %86 ve %77,3 x %79,4] ve EİD [Kan ve safra kültürlerinde sırasıyla %100 x %69,8 ve %77,3 x %70,6] saptandı. ÇİD gram negatif mikroorganizmalar incelendiğinde E.Coli'nin kontrol grubunda daha sık olduğu gözlendi. CVKN grubunda %30,4 (7/23) ve kontrol grubunda %57,8 (26/45) ÇİD E.Coli üremesi saptandı. Antibiyotik duyarlılıkları incelendiğinde CVKN grubunda safra kültüründe üreyen E.faecium'un ampisilin duyarlılığı %11,1 (1/9) olarak görüldü. CVKN grubunda glikopeptid direnci saptanmadı. Gram negatif mikroorganizmalar açısından değerlendirildiğinde CVKN hastalarında safra kültüründe üreyen P.aeruginosa'nın sırasıyla karbapenem ve amikasin duyarlılığı %28,6 (2/7) ve %85,7 (6/7) olarak görüldü. CVKN hastalarında gelişen kolanjitin ampirik tedavisinde merkezlerin epidemiyolojik verileri göz önüne alınarak glikopeptid grubu antibiyotik tedavisi içeren rejimlerin başlanması uygun görülmektedir.

AntibiyotiklerBakteriyemiCanlı donörler+7
Abdullah Yıldırım
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda %70 hepatektomi sonrası karaciğer rejenerasyonunun homeostazisinde Endokan'ın regülasyonu

Amaç: Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda %70 hepatektomi sonrası endokan ile karaciğer rejenerasyonu, anjiogenez ve endostatin arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 64 adet sıçanda %70 hepatektomi sonrası geride kalan karaciğerde doku vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), prolifere hücre nükleer antijeni (PCNA), endostatin ve endokan düzeyleri ile serum endokan, endostatin düzeyleri 0, 1, 2, 3, 5, 7, 10, 14. günlerde değerlendirildi. Bulgular: Prolifere hücre nükleer antijeni (PCNA) ve vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF)' nin 3. günde zirve değere ulaştığı (PCNA- ortanca: %80, p=0,049 ve VEGF- ortanca: 3, p=0,003), VEGF'in 5. günde bazal değere indiği (p=0,126) ve PCNA'nın 10. günde bazal değere ulaştığı (ortanca: %20, p=0,005) tespit edilmiştir. Serum endostatin düzeyinin 1. günde zirve değere ulaştığı (p<0,0001), 10. günde bazal değere ulaştığı (p>0,1) ve serum endokan aktivitesindeki zirve değerin 2. günde olduğu (p<0,01), bazal değere ise 10. günde ulaştığı tespit edildi (p>0,1). Sonuç: Serum endokan protein düzeyinin VEGF ve PCNA ile paralel seyretmesi ve rejenerasyonun tamamlandığı günde endokan'ın bazal değere ulaşması; endokan'ın anjiogenezde ve rejenerasyonda rol alabileceğini düşündürdü. Anahtar Kelimeler: Karaciğer, Rejenerasyon, Anjiogenezis, Endokan, Endostatin

EndokanHayvan deneyleriHepatektomi+5
Sinan Efe Yazıcı
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hepatektominin intestinal permeabilite, adezyon molekülleri ve immün yanıt üzerine etkileri

Amaç: Karaciğer retiküloendotelyal sistemin ana organlarından biridir. Hepatektomi sonrası intestinal permeabilite ve intraabdominal enfeksiyon riski artmaktadır. Bunun nedeni olarak birçok mekanizma suçlanmakta olup klinikte hepatektomi sonrasındaki enfeksiyöz komplikasyonların azaltılabilmesi için bu mekanizmaların bilinmesi önem taĢımaktadır. ÇalıĢmamızda nötrofillerin, granülosit-myeloid baskılayıcı hücrelerin (immatür nötrofillerin) ve tight junction proteinlerin deneysel %70 hepatektomi modelinde intestinal permeabilite ve enfeksiyon geliĢmesindeki rolünün ortaya konulması amaçlanmıĢtır. Gereç ve Yöntem: Bu çalıĢmada 40 adet erkek BALB/c farede %70 hepatektomi veya sadece laparatomi yapılmıĢ, ameliyat sonrası 48. ve 120. saatte çeĢitli değiĢkenler ölçülmüĢtür. Floresan izotiyosiyanat dekstran ile intestinal permeabilite ölçülmüĢ ve periferik kan, karaciğer, kemik iliği, bağırsak örneklerinden akım sitometri ile granülosit-myeloid baskılayıcı hücreler ve matür nötrofiller sayılmıĢtır. Ayrıca bu örneklerin yayma örnekleri hematoksilen eosin ile boyanarak akım sitometri sonuçlarının sağlaması yapılmıĢtır. Proksimal jejunumdan alınan örneklerden de histopatolojik skorlama ve otoantikor boyanarak klaudin-3 ve zonula okludens-1 yoğunluğu değerlendirilmiĢtir. Bulgular: Hepatektomi sonrasında intestinal permeabilitenin arttığı (3,6mg/ml) ve 5. günde normale dönmeye baĢladığı (2,2mg/ml) görüldü. Majör hepatektominin matür nötrofil (%7 ± 1 vs. %2.7 ± 0.8, P:0.046) ve immatür nötrofil (%19.5 ± 1.5 vs. %3.1 ± 0.5 P:0.0110) üretimini ve kana salınmasını uyardığı görüldü. Proksimal jejenum örneklerinde kontrol gruplarına göre cla-3 ve ZO-1 yoğunluğunun azaldığı hepatektominin TJ yoğunluğunu azalttığı görüldü. Çıkarım: Sağlıklı farede periferik kanda immatür nötrofil bulunmamakta olup hepatektomi sonrası periferik kanda immatür nötrofiller görülmektedir. Hepatektomiden sonraki ilk günlerde (2. gün) kandaki ve bağırsaktaki matür nötrofil sayısı artıĢı ile paralel bağırsak permeabilitesi de artmaktayken bir süre sonra (5. gün) immatür nötrofil sayısı artmakta ve intestinal permeabilite azalmaktadır. Bulgular, matür/immatür nötrofil oranlarının hepatektomi sonrası intestinal permeabilite artıĢı ve enfeksiyon geliĢiminde rolünün olabileceğini düĢündürmektedir.

Adezyon molekülleriBağırsaklarGeçirgenlik+3
Onur Coşkun
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otoimmün karaciğer hastalarında immünolojik değerlendirme

Amaç: Bu çalışmada otoimmün karaciğer hastalarının (OİKH) primer immün yetmezlik (PİY) açısından araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya dahil edilen OİKH'lı hastaların tanıları güncel rehberlere göre gözden geçirildi ve OİKH tanılarının revize edilmiş şekli değerlendirmeye tabi tutuldu. Hastalardan ayrıntılı immünolojik öykü alındı ve elektronik sistemdeki laboratuvar değerleri incelendi. PİY açısından hastalar immünoloji bölümü ile birlikte incelendi. İmmünoloji bölümünce hastalar tek tek değerlendirilerek gerekli görülen ileri incelemeler yapıldı. Bulgular: Poliklinikte takipli 90 OİKH hastasının (38 otoimmun hepatit (OİH), 29 primer biliyer kolanjit (PBK), 5 primer sklerozan kolanjit (PSK) ve 18 varyant sendromlar (VS)) tanıları yeniden değerlendirme sonrası 43 OİH, 32 PBK, 6 PSK ve 8 VS olarak değiştirildi ve 1 hastada OİKH dışlandı. Çalışmaya dahil edilen 89 hastanın 7'sinde ilk değerlendirmede PİY dışlanamadı ve hastaların PİY yönünden izlenmesi ve covid 19 pandemisinden sonra ileri tetkiklerinin yapılması planlandı. Değerlendirmesi tamamlanan 82 (39 OİH, 32 PBK, 4 PSK, 7 VS) hastanın 15 (%18)'inde PİY tespit edildi; 3 kombine immün yetmezlik (KİY), 4 yaygın değişken immün yetmezlik (YDİY), 4 parsiyel IgA (PIgA) eksikliği, 4 selektif IgM (SIgM) eksikliği saptandı. OİKH alt gruplarına göre PİY varlığına bakıldığında; OİH'li hastaların dördünde PIgA eksikliği, üçünde SIgM eksikliği, ikisinde YDİY olmak üzere toplamda 9 (9/39, %23)'unda; PBK'lı hastaların ikisinde KİY, birinde YDİY olmak üzere toplamda 3 (3/32, %9)'ünde; VS'lu hastaların birinde YDİY, birinde KİY olmak üzere toplamda 2 (2/7, %29)'sinde, PSK'lı hastaların birinde SIgM eksikliği olmak üzere toplamda 1 (1/4, %25)'inde PİY tespit edildi. PİY saptanan hastaların PİY saptanmayanlara göre daha sık üst ve alt solunum yolu enfeksiyonu geçirdiği görüldü. PİY saptanan ve saptanmayan hastalarda OİKH tedavi yanıtı, eşlik eden otoimmünite veya malignite, ailede otoimmünite veya malignite varlığı, anne baba akrabalığı oranları yönünden anlamlı fark gözlenmedi. Sonuç: PİY'ler nadir hastalıklar olmakla birlikte OİKH'da PİY sıklığı genel topluma göre artmıştır. PİY'e sahip OİKH hastalarında tedavi yanıtı ve prognoza etkileri yönünden daha geniş hasta gruplarını içeren çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Otoimmün karaciğer hastalıkları, otoimmün hepatit, primer biliyer kolanjit, primer sklerozan kolanjit, primer immün yetmezlikler.

HepatitKaraciğerKaraciğer hastalıkları+5
Şefika Nur Ayar
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otoimmün hepatit nedeniyle takipli hastaların tedaviye yanıt durumları ve yanıtı belirleyen faktörlerin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmada otoimmün hepatit hastalarının tanı anındaki temel özellikleri, tedavi yanıtları ve yanıtı belirleyen faktörleri araştırmayı amaçladık. Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı'nda takip edilen 69 hastanın özellikleri, remisyon oranları ve ilişkili faktörler değerlendirldi. Bulgular: Çalışmaya alınan 69 hastanın %69,6'si kadın olup tanı anındaki ortanca yaş 42 saptandı. Büyük çoğunluğu (%92,8) Tip 1 OİH olduğu anlaşıldı. Hastaların %33,3'ü en az bir ekstrahepatik otoimmün hastalığına sahip, en sık görülen ise otoimmün tiroid hastalıklarıdır. Overlap sendromu ise hastaların %18,8'inde saptandı. Hastaların %20,3'ü tanı anında asemptomatikti. Erkeklerde tanı anındaki ALT, total bilirubin, INR ve hemoglobin düzeyleri daha yüksek; trombosit sayısı ise daha düşük saptandı (hepsi için p<0,05). Ayrıca, ANA pozitifliği kadınlarda daha yüksekti (p=0,009). Sirotik hastaların (%11,8) non-sirotik hastalara göre tanı anında istatistiksel olarak anlamlı şekilde GGT ve total bilirubin değerlerinin daha yüksek olduğu; trombosit ve albumin değerlerinin ise daha düşük olduğu ve splenomegalinin daha sık olduğu görüldü. Remisyon açısından; tedavi öncesi ALT, AST ve INR düzeylerinin yüksek olması ve ALP ve GGT'nin düşük olması daha sık remisyon ile ilişkili bulundu (p<0,05). İlk basamak tedavi olarak en sık (%73.5) prednizolon ve azatiyopürin ile yapılan kombinasyon tercih edildi. Survival analizinde tüm hastalar için medyan takip süresi 56 ay olup medyan remisyona girme süresi 20 ay'dır. 2 yıllık sustained remisyon oranı %40 iken bu oran 5 yılın sonunda %58 olarak saptandı. İlk tedavi rejimi ile remisyon sağlanan hastaların %24,4'ünde ortanca 30 ayda relaps gelişti. Remisyonda cinsiyet, siroz varlığı ve kullanılan tedavi rejiminin etkisi gösterilemedi. Sonuç: Çalışmamızda medyan remisyon süresi ve uzun takip ile yanıt oranların iyi derecede olduğu görüldü. OİH hastalarında tedavi öncesi karaciğer testleri remisyon ile ilişkili bulunurken cinsiyet, tedavi rejimi ve siroz varlığı remisyonu etkilemedi. Anahtar kelimeler: otoimmün hepatit, hepatit, siroz, remisyon, Türkiye

HepatitKaraciğerKaraciğer hastalıkları+3
Muhammed B Jaiteh
Hacettepe University
2019
00

Related subjects