Protection

67 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran yetişkinlerin deri kanseri hakkında bilgi düzeyleri ve güneş ışınlarından korunma durumları

Amaç: Bu araştırmada birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran yetişkinlerin deri kanseri hakkında bilgi düzeyleri ve güneş ışınlarından korunma durumlarını belirlemek amaçlandı. Yöntem: Çalışma kesitsel tanımlayıcı tasarıma sahip olup Şubat-Eylül 2020 tarihleri arası arasında belirlenen dört ASM'ye herhangi bir neden ile başvuran, erişkinlere yapılmıştır. Anket sosyodemografik bilgiler ve fiziki yapı ile ilgili 12 soru, güneş kremi kullanma durumu ve güneş ışınlarının korunmayla ilgili 14 soru, Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeğinin 25 sorusu olmak üzere toplam 51 sorudan oluşmaktaydı. Bulgular: Çalışmaya 815 gönüllü katıldı. Katılımcılardan 458 (%54.9) kişi kadın, 377 (%45.1) kişi erkek olup yaş ortancası 27 (min:18-maks:65) idi. Güneş kremi kullanan 319 (%38.2) kişinin 83'ü (%26) her mevsim düzenli kullanıyordu. 119 (%23.1) kişi pahalı olduğu için güneş kremi kullanmıyordu. Katılımcılardan 738 (%88.4) kişi güneşten korunmak için aldığı önlem gölgede durmaktı ve ortalama alınan önlem sayısı ise 3.32±1.33 idi. Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği puan ortancası 14 (min:3-maks:23) bulundu. Yaş ile ölçek puanları arasında negatif korelasyon olduğu görüldü (r=-0.185; p˂0.001). Gelir seviyesi iyi olanların ve üniversite/yüksekokul mezunlarının kendi kategorilerinde ölçek puanı yüksekti (p˂0.001). Kadınların 258 (%56.3) kişi, erkeklerin ise 61 (%16.2) kişi güneş kremi kullanıyordu (p˂0.001). Ayrıca gelir seviyesi iyi olanlarda ve üniversite/yüksekokul mezunlarında güneş kremi kullanma oranı daha fazlaydı (p˂0.001 ve p˂0.001). Cilt kanserine yakalanma fiziksel risk faktörü olmayan katılımcılardan 19 (%46.3) kişi 50 faktör ve üstü güneş kremi kullanmaktaydı. Sonuç: Toplumun, özellikle ileri yaş ve düşük öğrenim durumuna sahip kişilerin güneşin zararlı etkilerini bilme, güneşten korunma, cilt kanseri hakkında daha fazla bilgiye ihtiyaçları vardı. Ayrıca güneş kremi kullananlar da krem kullanımı hakkında yetersiz bilgiye sahipti. Anahtar kelimeler: Cilt kanseri, Güneşten korunma, Aile Hekimliği

Bilgi düzeyiBirinci basamak sağlık hizmetleriDeri hastalıkları+6
Yalçın Akgün
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Otizmli bireylere yabancı kişilerden korunma becerilerinin öğretiminde sosyal öykülerin yalnız sunumuyla video modelle birlikte sunulmasının karşılaştırılması

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) sosyal etkileşim sorunları ve sınırlı/yinelenen ilgi ve davranışlarla ya da çoğunlukla olduğu gibi bu sorunların yanı sıra, dil ve iletişim becerilerinde gözlenen sınırlılıklarla ortaya çıkan ileri derecede ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik türüdür. Alan yazında OSB olan bireylerin toplumda bağımsız bireyler olarak yaşayabilmeleri için gereksinim duydukları davranış ve becerilerin öğretiminde kullanılmak üzere çeşitli öğretim uygulamaları geliştirilmekte ve uygulanmaktadır. Sosyal öyküler ve video modelle öğretim de bu uygulamalar arasında yer almaktadır. Bu araştırmanın amacı, OSB olan bireylere yabancı kişilerden korunma becerilerinin öğretiminde sosyal öykülerin yalnız sunumuyla, video modelle birlikte sunumunun etkililik ve verimlilik açısından farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Araştırma 10 – 13 yaş aralığında OSB tanılı dört çocukla yürütülmüştür. Araştırmada katılımcılara öğretilen hedef davranışlar yabancı kişilerin kaçırma girişimlerinden korunma ve kapıyı çalan yabancı kişilerden korunma becerileridir. Araştırmada tek denekli araştırma modellerinden uyarlamalı dönüşümlü uygulamalar modeli kullanılmıştır. Araştırmanın etkililik bulguları, OSB olan dört katılımcıdan üçünün yabancı kişilerden korunma becerilerini her iki uygulamayla da ölçütü karşılar düzeyde öğrendiklerini göstermiştir. Dördüncü katılımcı için sosyal öykülerin yalnız sunulduğu öğretimin daha etkili olduğu gözlenmiştir. Dördüncü katılımcıda sosyal öykülerin yalnız sunulduğu öğretimle üzerinde çalışılan beceride belirli bir düzeyde öğrenme gerçekleşmiş olmasına rağmen ölçüt karşılanamamıştır. Katılımcıların üçünde iki uygulama arasında kalıcılık etkisi bakımından bir farklılık olmadığı görülmüştür. Katılımcıların her iki yöntemle de öğrendikleri yabancı kişilerden korunma becerilerini korudukları gözlenmiştir. İki öğretim uygulaması verimlilik açısından karşılaştırıldığında, elde edilen bulguların tüm katılımcılarda tutarlı bir biçimde yinelenemediği görülmektedir. Sosyal öykülerin yalnız sunulduğu öğretim uygulamasının üç katılımcıda daha verimli olduğu görülmüştür. Çalışmada yer alan katılımcıların birinde ölçüt karşılanıncaya kadar gerçekleşen oturum sayısı, deneme sayısı, toplam öğretim süresi ve hatalı öğrenci tepkilerinin yüzdesi açısından sosyal öykülerin yalnız sunulduğu öğretim uygulaması daha verimli olmuştur. Katılımcıların bir diğerinde ise tüm parametreler açısından sosyal öykülerin video modelle birlikte sunulduğu öğretim uygulaması daha verimli olmuştur. Diğer bir katılımcıda ise sosyal öykülerin yalnız sunumuyla gerçekleştirilen öğretimin sosyal öykülerin video modelle sunulduğu öğretime kıyasla sadece toplam öğretim süresi açısından daha verimli olduğu görülmüştür. Son katılımcıda ise sosyal öykülerin yalnız sunulduğu uygulama etkili olurken sosyal öykülerin video modelle birlikte sunulduğu öğretim uygulamasıyla ölçüt karşılanamamıştır. Bu araştırmada hem katılımcıların annelerinden hem de kendilerinden sosyal geçerlik verisi çalışma sırasında hazırlanan sosyal geçerlik soru formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın bulguları, katılımcıların kendilerinin ve annelerinin çalışma hakkında olumlu görüşler ifade ettiklerini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Güvenlik becerileri, Otizm, Sosyal öyküler, Video modelle öğretim

GüvenlikKorunmaOtistik bozukluklar+3
Metehan Kutlu
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Örgütlerde nepotizmin örgütsel adalet algısı ile ilişkisinin tespitine yönelik bir araştırma

Kayırmacılık türlerinden biri olan ve bireylerin akrabalık ilişkisi içinde oldukları diğer kişileri kayırmasını ifade eden nepotizme örgütlerde sıkça rastlanmaktadır. Nepotizmin örgüt ve nepotizmden faydalanan bireyler için bazı olumlu etkileri olsa da, yine örgüt üzerinde ve örgütün nepotizmden faydalanmayan diğer bireyleri üzerinde olumsuz etkileri de bulunmaktadır. Dolayısıyla oldukça yaygın olan nepotizmin örgüte olan faydalarını arttırıp, olası zararlarını kontrol edebilmek için nepotizmin yönetilmesine gereksinim duyulmaktadır. Nepotizmi yönetebilmek içinse, öncelikle bu olgunun iyi anlaşılması ve örgüt ve çalışanları üzerindeki etkilerinin tam olarak bilinmesi gerekmektedir. Bu bağlamda nepotizmin örgütte çalışanların örgütsel adalet algısı üzerinde önemli etkileri olduğu düşünülmektedir. Örgütsel adalet algısının ise çalışanların işle ilgili pek çok diğer tutum ve davranışını etkilediği bilinmektedir. Bu çalışmada örgütlerde nepotizm ile örgütsel adalet algısı arasındaki ilişki incelenmeye çalışılmıştır.Nepotizm kavramı ve örgüte olan etkileri üzerine yabancı literatürde çalışmalara rastlanmakla birlikte, yerli literatürde bu konudaki çalışmaların oldukça kısıtlı olduğu görülmektedir. Bununla birlikte örgüt üzerinde önemli etkileri olan bu kavram üzerine daha çok araştırma yapılmasına gereksinim duyulmaktadır. Bu çalışmada nepotizmin örgütsel adalet algısına olan etkileri, İSO'nun hazırladığı ''Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması''na göre listeye giren bir tekstil işletmesinde anket tekniği kullanılarak incelenmiştir. Araştırma sonuçlarının literatüre katkı sağlaması umut edilmektedir.Anahtar Kelimeler: Nepotizm, Örgütsel Adalet, Örgütsel Adalet Algısı.

AdaletEşitlikHimaye+1
Gülçin Polat
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

VI-XI. yüzyıllar arasında Kapadokya'da hıristiyan dini mimarisi ve koruma metodolojisi

Kapadokya mimari mirasında önemli bir yer tutan dini yapılar hakkında yapılmış olan çalışmalar, dini mimariyi bütünüyle değerlendirmekten çok kaya oyma kiliseler ile duvar resimleri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu araştırmada, Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olan Kapadokya'da yer alan, VI-XI. yüzyıllar arasına tarihlenen, günümüze ulaşabilmiş kagir kiliseler tespit edilerek, tarihsel ve mimari özellikleri açısından değerlendirilmesine ve koruma sorunlarının belirlenmesine çalışılmıştır.Tez, 1. Giriş bölümü dışında dört ana bölümden oluşur.2. Bölüm'de bölgenin Antik dönem, Kappadokia Krallığı ve Roma İmparatorluğu dönemi ile Ortaçağ'daki tarihsel gelişimi; bölgede Hıristiyanlığın yayılması ve coğrafi özellikleri incelenmiştir.3. Bölüm'de kiliseler mevcut plan şemaları dikkate alınarak sınıflandırılmış; konum, tasarım ve yapım özellikleri, bozulma ve koruma durumu ana başlıkları altında irdelenmeye çalışılmıştır. Bölüm sonunda kiliselerin yapı malzemeleri ve yapım sistemleri değerlendirilmiştir.4. Bölüm'de, kiliselerde tespit edilen bozulma nedenleri; yapım sistemi ve malzeme ile insana ve doğal olaylara bağlı bozulmalar olarak ortaya konulmuştur.5. Bölüm'de, yapıların konumları ve içinde bulundukları koşullar göz önüne alınarak, 4. Bölüm'de saptanan bozulmalara karşı ne tür müdahaleler uygulanabileceği saptanmıştır.6. Bölüm'de Sonuç metni olarak, kiliselerin plan, cephe, yapım sistemi ve koruma sorunlarına yönelik genel değerlendirmeler yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kapadokya, kilise, mimari, Bizans, koruma.

KiliselerKoruma yöntemleriKorunma+3
Banu Çelebioğlu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Arkeolojik mirasın korunmasında ören yeri müzelerinin rolü

ÖZET Ülkemizde ören yeri müzeleri ile ilgili yapılan ilk çalışma olan bu tezin amacı, ören yeri müzelerinin arkeolojik mirasın korunmasında neden gerekli olduğunu tespit etmek; ülkemizde mevcut ve kurulmakta olan ören yeri müzeleri için tanım, yer ve bina, bölümler, yönetim ve kadro, koleksiyon ve sergileme, güvenlik ve eserlerin korunması ile ilgili öneriler getirmektir. Bu tezde kütüphaneler ve internet aracılığıyla yabancı ve Türkçe kitaplar, tezler, süreli yayınlar taranmış; ABD, Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya, Macaristan ve Yunanistan'daki müzelerin bağlı olduğu kurumlar, müze müdürlükleri, T.C. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Çatalhöyük Ören Yeri Müze Projesi yetkililerden yazdı açıklamalar alınmış; gönderilen kanun metinleri, müze rehber kitapları, kataloglar, broşürler, istatistiki bilgiler incelenmiş; ülkemizde ören yeri müzesi olarak değerlendirilebilecek Side, Gordion, Milet, Aphrodisias, Pamukkale (Hierapolis) Arkeoloji Müzeleri ziyaret edilmiş, müze müdürleri ve Çatalhöyük Ören Yeri Müze Projesi yetkilileri ile görüşülmüştür. Bütün bu yöntemlerle tezde sunulan bilgileri destekleyecek slayt, kanun metinleri; müze kataloglarından, broşürlerden ve konuyla ilgili yayınlardan fotoğraf, harita, çizim gibi malzemeler elde edilmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkan bu tez, Giriş; Tanımlar; Ören Yerlerinin Tahrip Nedenleri; Ören Yeri Müzelerinden Örnekler; Arkeolojik Mirasın Korunmasında Ören Yeri Müzelerinin Rolü; Ülkemizde Mevcut ve Kurulmakta Olan Ören Yeri Müzeleri için Öneriler ve Sonuç olmak üzere yedi bölümden oluşmaktadır. Bu tezde, ören yeri müzelerinin uluslararası alanda veya ülkemizde resmi herhangi bir tanımının yapılmadığı; ABD ve Avrupa'da ören yeri müzelerinin, ülkemizde ise ören yeri müzesi niteliğinde müzelerin olduğu; Akropolis, Çatalhöyük, Troia, Zeugma ve Aphrodisias'ta ören yeri müzelerinin kurulması konusunda girişimlerde bulunulduğu; Akropolis, Çatalhöyük ve Aphrodisias'ta ören yeri müzelerinin projelendirildiği tespit edilmiştir. Bu tez kapsamında yapılan araştırmalar sonucunda arkeolojik eserlerin kendi ortamında korunmasına ve araştırılmasına imkan vermek; ören yerlerinin güvenliğini sağlamak; ören yerinin ve ören yeri müzesinin bulunduğu bölgenin tanıtımını yapmak için ören yeri müzelerinin gerekli olduğu; mevcut kanunlar, teşkilatlanma şeması ve kadro yapısı değiştirilerek, arkeolojik mirasın korunması için ören yeri müzelerinin kurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. n

Arkeoloji müzeleriKorunmaMüzeler+2
Nevra Ertürk
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Organik malzemeli müze eserlerinin (kağıt, ahşap, dokuma, deri) mikrobiyoloji kökenli etkenlerle bozulması ve alınacak önlemler

Organik malzemeli müze eserleri, kendi yapı özelliklerine ve içinde bulundukları çevre koşullarına bağlı olarak zaman içinde bozulurlar. Müzelerin öncelikli sorumluluğu; var olmalarını sağlayan eserleri korumak, onlar için en uygun çevre koşullarım gerçekleştirmektir. Ortam koşullan nem, sıcaklık, ışık, biyolojik zararlılar, hava kirliliği... gibi unsurları kapsar. Koleksiyonların bulunduğu iç mekanlarda iklimin sürekli ve düzenli olarak ölçülmesi ve elde edilen veriler yorumlanarak bu doğrultuda ortam koşullarının denetlenmesi gerekir. Çalışmamızın Genel Bilgiler kısmında anlık / sürekli / bilgisayarlı ölçüm cihazlarının kullanımı, verilerin değerlendirilmesi, iç iklim değişkenlerini düzenlemek için kullanılabilecek malzeme ve yöntemler üzerinde durulmuş; ortam koşullan ve kendi yapısındaki maddelere bağlı olarak eserleri tutan mantarlar, bakteriler ve parazitler yapı ve yaşam özellikleri ile bozucu etkileri bakımından incelenmiştir. Bir kısım organik eserlerdeki mikrobiyoloji kökenli bozulmaları incelemek üzere farklı koleksiyonlarda bulunan örneklerle çalışılmıştır. Kağıt malzemeye örnek olarak özel bir koleksiyonda bulunan küflenmiş kitaplardan; ahşap malzemede görülebilen çeşitli bozulma tiplerini örnekleyebilmek için Manisa Müzesi'ne ait Sardes Bin Tepeler 89 Tümülüsü odun buluntularından, IH. Ahmed Çeşmesi ahşap saçaklarından ve Büyükada'da bir ahşap evden; dokumalarda karşılaşılanları aramak amacıyla İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde bulunan Bizans dokuma parçalarından; deri eserleri tutan mikroplan incelemek üzere Topkapı Sarayı Müzesi'ne ait bir parşömen elyazmadan; karışık malzemelilerde karşılaşılanları örneklemek amacıyla da Atagök'e ait tuval resimlerinden ve bir özel koleksiyonda bulunan güzel yazı levhasından alınan örneklerde etken aranmıştır. Örnekler çıplak gözle ve mikroskop altında incelenmiş, kültürler hazırlanmış, bunlar da mikroskopta ve çıplak gözle incelenmiş, sırasında ileri tanım yöntemlerine de başvurularak etken olan bakteri ve mantarlar tanımlanmıştır. Bu eserlerden ayırdığımız mikropların mücadelede kullanılabilecek ilaçlara duyarlılığım ortaya çıkarmak amacıyla, konservasyon literatüründe eserlere uygun olduğu bildirilmiş dört antifungal madde kullanılarak duyarlılık deneyleri yapılmış ve herbirinin bu kökenler üzerinde etkin olduğu en düşük yoğunluk belirlenmiştir. Örnek eserlerimizdeki bozulmaların %80.81'inde mikropların etken olduğu, bu etkenlerin %15.39'unu bakteri, %65.26'sım mantarların oluşturduğu görülmüştür. İncelediğimiz materyallerden, kağıttan Aspergillus rriger; ahşapta Sardes buluntularından Gram pozitif koklar, Cladosporium sp, Eupenicillium alutaceum, E. crustaceum, Ajellomyces capsulatus; HI. Ahmed Çeşmesi saçaklarından Penicillium frequentans, Acremonium charticola; Büyükada, ahşap evden Verticitlium cinnabarinum, Fusarium sporotrichioides; deriden Trichophyton verrucosum, dokumalardan Alternaria tenuis; kanşık malzemelilerden resim P.implicatum, Mucor sp.; güzel yaza levhasından P. chrysogenum ayrılmıştır. Bu materyallerden %15.39'u bakteri ve %65.26'sı mantar olmak üzere toplam %80.8I'inde mikroorganizmalar etken olarak ayrılmıştır. Duyarlılık deneylerimizde de Aspergillus niger için en düşük yoğunlukta etkili olan madde TBZ (0.33 jug/ml); Alternaria tenuis için TBZ (1.33 ug/ml); Trichophyton verrucosum için potasyum sorbat (20.00 ug/ml); Eupenicillium alutaceum ve E crustosum için TBZ (0.66 ug/ml); Verticillium cinnabarinum için potasyum sorbat (20.00 ug/ml); Acremonium charticola için potasyum sorbat (2.00 ug/ml); Fusarium sporotrichioides için TBZ (1.33 ug/ml); Histoplasma capsulatum için potasyum sorbat (2.00 (Jg/ml); Cladosporium sp için TBZ (0.66 ug/ml); P.frequentans için TBZ (0.33 ug/ML); P.implicatum için potasyum sorbat (0.50 ug/ml); Mucor sp için TBZ (0.66 ug/ml) olarak belirlenmiştir. Mikroorganizmalar sahip oldukları zengin enzimler vasıtasıyla eserlerin malzemelerini parçalayarak kullanır, çıkartılanyla lekelere sebep olabilirler. Eserlerdeki bozulmanın önlenmesi için ortamın düzenlenmesi ön koşuldur. Organik malzemeli eserlerin uzun vadeli olarak korunması ve geleceğe aktarılabilmesi için depo ve sergi alanlarında uygun çevre koşullarının sağlanması öncelikle gerekir. Bunun yanı sıra ortama ve mikroplarla infekte olmuş eserlere uygun kimya maddeleri ve yöntemler kullanılarak ilaç uygulanması da gerekebilir. Uygun ilacın seçiminde duyarlılık deneyleri yapılması etkin ilacın seçilebilmesi bakımından önem taşır. Diğer yandan bu eserlerle yakın temasta olan kişilerin olası hastalık tehlikelerinden korunabilmesi için eldiven, maske ve önlük kullanmaları yararlı önlemlerdir. Çeşitli yabancı ülkelerde kültür varlıklarında mikrobiyoloji kökenli bozulmalarla ilgili çalışmalarda ayrıldığı bildirilen mikroorganizmalarla tez sonuçlarımız karşılaştırılmış, benzer saprofit mantarlar ve bakterilerle karşılaşıldığı görülmüştür. Ancak parşömen elyazmadan ayırdığımız T.verrucosum insanda deri ve eklentilerinde dermatofitoza yol açmaktadır. Sardes buluntularından ayırdığımız H.capsulatum ise sessiz infeksiyonlardan ölümle biten ağır hastalıklara kadar çeşitli şiddette belirtilerle seyreden bir infeksiyondan sorumludur. Müze eserleriyle ilgili dış kaynaklı çalışmalarda solunum yoluyla alınabilecek mikropların bulunduğu bildirilmişse de gerçek patojen mantarların da bulunabildiği ilk kez tezimizde gösterilmiştir.

BozulmaKorunmaMüzeler+1
Ayşe Serda Kantarcıoğlu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Türk toplumunda Covid-19 pandemi tedbirlerine uyma davranışları

Bu araştırmanın temel amacı Covıd-19 döneminde, Covıd-19 kurallarına uymaya yönelik tutumlarının araştırılmasıdır. Bu amaçla Türkiye genelinde 46 şehirden, 245 katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırmada, Doç. Dr. Şahin DOĞAN'nın hazırlamış olduğu ölçek kullanılmıştır. Katılımcılara sosyal medya aracılığı ile (WhatsApp, Instagram) form gönderilerek online anket uygulaması yapılmıştır. Verilerin faktör yapısını belirlemek amacıyla açıklayıcı faktör analizi uygulanmış ve analiz sonucunda cevapların dört faktörde toplandığı görülmüştür. Bunlardan birinci faktör "Kurallara uymayanlar" ikinci faktör "Temizlik Kuralları", üçüncü faktör "Mesafe Kuralları " ve dördüncü faktör de " Temastan Kaçınma" olarak adlandırılmıştır. Araştırma sonuçları SPSS-26 programı ile analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Covıd-19 algısı, Pandemi, Covıd-19 önlemleri

COVID 19KorunmaKorunma tedbirleri+2
Leyla Dursun
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul Askeri Müzesi'nde depolamanın değerlendirilmesi ve öneriler

Araştırmanın konusu "ASKERİ MÜZEDE DEPOLAMANIN DE?ER LENDİRİLMESİ VE ÖNERİLER" başlığı altında günümüze kadar gelmiş tarihi eserlerin en iyi şartlarda muhafazası ve korunmağını oluşturmaktadır. Askeri Müzede bulunan 5 1 896 adet tarihi eserlerin en iyi şartlarda depolanması konusundaki çalışmaların yetersizliği nedeniyle, bu alanda bir araştırmanın yapılması gerekliliği, beni bu konuda çalışmaya yöneltmiştir. Çalışmamın giriş bölümünde konunun amacı, kapsamı ve yöntemini içeren açıklamalar yapılarak konuya kısa bir giriş yapılmıştır. Birinci bölümde "Eserlerin Genel Depolama Ve Koruma Yöntemleri" başlığı altında Askeri Müzeye uygulanabilirliliği anlatılmıştır. İkinci bölümde, Askeri Müzenin kısaca kuruluş tarihi ve müze koleksiyonlarının oluşumu, silahların zamanla nasıl toplandığı ve saklandığı özet olarak anlatılmıştır. Üçüncü bolümde, organik ve inorganik eserlere Askeri Müzede uygulanan depolama yöntemleri, yurt dışı müzelerde uygulanan depolama yöntemleriyle karşılaştırılarak anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, Askeri Müzedeki depolama sisteminde bulunulan eksiklikler ve alınması gerekli tedbirler anlatılmıştır. Beşinci bölümde, birinci ve üçüncü bölümde anlatılan konular şekil ve resim lerde gösterilmiştir.

Askeri müzeDepolamaKorunma
Erkan Tokyürekli
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

5941 sayılı Çek Kanunu ve 6102 sayılı Ticaret Kanunu çerçevesinde çek hamillerinin korunması

Çalışmamızda 5941 sayılı Çek Kanunu değerlendirilmeye çalışılmış ve uygulamada çek hamillerinin yaşadığı sorunlara ve bu sorunların çözümü için yapılması gerekenlere değinilmiştir. 6102 sayılı Ticaret Kanunu'nun çeklerle ilgili olan 780?823 arasındaki maddeleri, Çek Kanunu'nda düzenlenmeyen konularda uygulanmaya devam edecektir.3167 ve 4814 sayılı Kanunlar ile hamil yeterince korunamamış ve karşılıksız çek keşidesinin önüne amaçlandığı şekilde geçilememiştir. Bu nedenle 5941 sayılı Çek Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanun, baştan sona yeni bir kanundur ve çek hamilini korumaya yönelik, karşılıksız çek keşidesini önlemeye yönelik birçok madde içermektedir. Çalışmamızda 5941 sayılı Çek Kanunu ve 6102 sayılı Ticaret Kanunu ile karşılıksız çek keşidesi durumunda keşideciye uygulanacak cezai yaptırımlar, çek hamiline çekin karşılıksız çıkması durumunda başvurabileceği yollar, muhatap bankaya ve banka personeline getirilen hukuki sorumluluklar ayrıntılı bir şekilde incelenmektedir.

HamilikKanunlar 5941 sayılıKanunlar 6102 sayılı+6
Sevcan Kılçık
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara ili Nallıhan ilçesi tarihi kent dokusunun incelenmesi ve koruma önerisi

Bu çalışmanın amacı Nallıhan ilçesinin tarihi ve kültürel dokusunu zaman içinde uğradığı değişim ve gelişimleri doğrultusunda araştırmak, günümüze kalanları saptamak, yeni yapılaşmaların mevcut karar ve yönetmelikler doğrultusunda olumlu, olumsuz yönlerini ortaya koyarak bölgenin rekreasyona uygun niteliklerinin geliştirilmesine katkıda bulunmaktır.Birinci bölümde, çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi anlatılmıştır.İkinci bölümde, Nallıhan ilçesinin coğrafi konumu, fiziksel özellikleri ve sosyal nitelikleri ele alınmıştır.Üçüncü bölümde, Nallıhan ilçesinin genel tarihi ve idari gelişimi anlatılmıştır.Dördüncü bölümde, Nallıhan ilçesinin tarihi ve kültürel değerleri, günümüze ulaşan örnekleri incelenmiştir.Beşinci bölümde, Nallıhan ilçesinin mimari, fiziksel ve sosyal analizi yapılarak alanın sorunları araştırılmıştır.Altıncı bölümde, yapılan mimari, fiziksel ve sosyal analizlerin genel değerlendirilmesi yapılmıştır.Yedinci bölümde, Nallıhan ilçesi geleneksel mimari ve kültürel değerlerini koruma önerileri ve genel müdahale kararları ortaya konulmuştur.Sekizinci bölümde, çalışmanın sonucu yer almaktadır.

Geleneksel konut mimarisiKorunmaRestorasyon+2
Belkız Çolakoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik birliğinin korunması

Aile, toplumun temel yapı taşı, en küçük sosyal birimidir. Ailenin dağılmadan, dirlik ve düzen içinde devam etmesinin aile bireylerine olduğu kadar içinde bulunduğu topluma da faydaları vardır. Bu nedenle aile kurumu hem anayasal hem de genel ve özel kanunlarla koruma altına alınmıştır.Dayanağı Anayasa'nın 41. maddesindeki ailenin korunması ilkesi olan evlilik birliğinin korunması kurumu temel olarak 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 195 ve 201. maddeleri arasında ve ayrı ayrı bazı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu hükümler, hâkimin uyuşmazlık içerisindeki evlilik birliğine müdahalesi ile evlilik birliğinin devamı sırasında ortaya çıkan sorunların, boşanma veya ayrılık aşamasına gelinmeden çözülmesini ve evlilik birliğinin huzurlu bir şekilde devamını sağlamaya yönelik olarak düzenlenmiş hükümlerdir. Ancak evlilik birliğini korumaya yönelik hükümler bunlarla sınırlı değildir. Türk Medenî Kanunu'nun Aile Hukuku başlıklı kitabında dağınık bir şekilde evlilik birliğini koruyucu birçok hüküm yer almaktadır. Bu hükümler, evlilik birliğinde henüz bir uyuşmazlık söz konusu olmamasına rağmen uyuşmazlık çıkması muhtemel konularda eşlerin sözleşme özgürlüğüne sınırlamalar getirerek evlilik birliğini korumayı amaçlamaktadır.Türk Medenî Kanunu'nun evlilik birliğini koruyucu hükümlerinin aile içi şiddeti önlemede yetersiz kaldığı düşüncesiyle 14.01.1998 tarihinde 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun kabul edilmiş; böylece toplumun huzuru ve refahı için ailenin daha etkin bir şekilde korunması amaçlanmıştır. 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, 04.05.2007 tarihinde Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5636 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile önemli değişikliklere uğramış, birçok açıdan kanunun daha yaygın şekilde uygulanması hedeflenmiştir. 01.03.2008 tarihinde yayınlanan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun'un Uygulanması Hakkında Yönetmelik ile kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş, kanunun uygulanmasına birçok konuda açıklık getirilmiştir.?Evlilik Birliğinin Korunması? başlıklı bu çalışmada Türk Medenî Kanunu'nun ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun'un evlilik birliğini koruyucu hükümleri incelenmiştir. Üç ana bölümden oluşan çalışmamızın giriş bölümünde konu ve konu ile ilgili temel kavramlar açıklanmıştır. Birinci bölümünde Türk Medenî Kanunu'nun eşlerin sözleşme özgürlüğünü sınırlayan hükümleri; ikinci bölümde Türk Medenî Kanunu'nun hâkimin evlilik birliğinin iç işleyişine müdahalesini öngören hükümleri incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise eşleri ve aynı zamanda diğer aile bireylerini aile içi şiddetten korumak amacıyla özel olarak hazırlanan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun kapsamında hâkimin alabileceği tedbirler ele alınmıştır.Anahtar Sözcükler1.Medenî Hukuk2.Aile Hukuku3.Evlilik Birliği4.Ailenin Korunması5.Aile İçi Şiddet

Aile hukukuAile içi şiddetAilenin Korunmasına Dair Kanun+6
Fikriye Ceren Palaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ve Avrupa Birliği Hukukunda marka hakkının korunmasının kapsamı

556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesinde, marka tescilinden doğan hakların kapsamı düzenlenmiştir. Buna göre, söz konusu hükümde öncelikle marka sahibinin tescilden doğan haklara münhasıran sahip olduğu hususu belirtilmiş olup, bu çerçevede marka sahibinin önlenmesini talep edebileceği fiiller 1. fıkrada üç bent halinde sayılmıştır. Devamında, maddenin 2. fıkrasında ise, doktrine göre numerus clausus olmayan bir şekilde sayılmış olan ve 1. fırka kapsamında belirlenen haller kapsamında kabul edilen ve bu sebeple de yasaklanabilen haller beş bet halinde sıralanmıştır. Son fıkrada ise, ilgili maddede belirtilen hakların, markanın tescil edilmesinden sonra kullanılabileceği, zira markadan kaynaklanan hakların üçüncü kişilere karşı markanın tescilinin ilanından sonra hüküm ifade ettiği kabul edilmektedir. Marka sahibinin, markasının kullanılmasına müdahale edemediği ve engelleyemeyeceği durumlar olduğu gibi, bazı hallerde de marka tescilinden doğan koruma kendiliğinden sınırlandırılmış veya sona ermiş olabilmektedir. İlk olarak bazı hallerde, üçüncü kişilerin markayı kullanımları yasal kullanım olarak kabul edilmekte olup, bu kullanımların tecavüz oluşturmadıkları düzenlenmiştir. KHK'nın 12. maddesinde düzenlenen marka hakkının kapsamında kabul edilen istisna, KHK'nın 10. maddesinde düzenlenen markanın sözlük veya başvuru eserlerinde kullanılabilmesi hakkı ve KHK'nın 13. maddesinde düzenlenen marka hakkının tükenmesi ilkesi, bu hallerden en önemli ve esaslılarını oluşturmaktadır. Diğer yönüyle baktığımızda ise, markanın kullanmama sebebiyle koruma dışı kalması, markanın hükümsüz kılınması sebebiyle geçmişe etkili olarak marka hakkının korunmasının ortadan kalkması, marka hakkının sona ermesi ve sessiz kalma yoluyla hak kaybı, zamanaşımı veya inhisari lisans verilmesi yoluyla gerçekleşebilen diğer sınırlandırma hallerinin gerçekleşmesi halinde ise, marka sahibinin artık marka tescilinden kaynaklanan bir hakkı ve dolayısıyla da korumasının söz konusu olmadığı kabul edilmektedir.Anahtar Sözcükler1. Marka koruması2. Koruma kapsamı3. Tescilden doğan haklar4. Koruma istisnası5. Tecavüz oluşturmayan haller

Avrupa Birliği hukukuKorunmaMarka hakkı+1
Güldeniz Doğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Diplomatik koruma ve insan hakları ilişkisi

Diplomatik Koruma ve İnsan Hakları İlişkisi başlıklı bu tezde, diplomatik koruma ve insan hakları kavramları ele alınmış olup, bu iki kavramın birbiriyle ilişkisi üzerinde durulmuştur.Tezin birinci bölümünde diplomatik koruma kavramı ile ilgili genel bilgilere yer verilmiştir.Tezin ikinci bölümünde insan hakları hukukunun amaçları ve bireyin uluslararası hukuktaki yeri açıklanmıştır.Tezin üçüncü ve son bölümünde ise diplomatik korumanın, insan hakları hukukunun amaçları çerçevesinde ne şekilde uygulanması gerektiği irdelenmiştir.

DiplomasiDiplomatik himayeHukuk+3
Ali İbrahim Akkutay
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Çeşitli piyasalarda yatırımcının korunması ve karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı tüm finansal sistem içinde önemli bir yere sahip olan yatırımcının para, sermaye, altın ve gayrimenkul piyasalarında korunmasına yönelik olarak, ülkemizde ve yabancı ülke olarak ele alınan ABD, AB, İngiltere, Japonya ile Almanya'da yapılan düzenlemelerin incelenmesi ve bu incelemenin sonucunda ülkemizde konuyla ilgili yapılan düzenlemelerin durumunun ortaya çıkarılmasıdır. Çalışmamın çıkış noktası finansal piyasalar ve yatırımcıdır. Yatırımcı, ilerde daha fazla gelir elde edebilmek için bugünkü harcamalarından vazgeçen kişidir. Vazgeçilen harcamalar tasarrufları oluşturur. Tasarruflar da yatırım araçları vasıtasıyla yatırıma dönüşürler. Yatırımlar bir ülke ekonomisinin gelişmesi için çok önemli kaynaklardır. Ülke ekonomisi için bu kadar önemli olan yatırımcılar güven duymadıkları piyasalara yatırım yapmaktan kaçınırlar. Bir ülkede yatırımcılar, piyasalarda çeşitli risklere karşı korunduklarını bildiklerinde yatırım tutarlarını arttıracaklardır. Böylece tasarruflar piyasalar aracılığıyla ekonomik büyümeye katkı sağlamış olacaktır. Yabancı ülkeler yatırımcının korunmasına ülkemize göre çok daha önce önem vermişlerdir. Ülkemizde de özellikle AB uyum çalışmaları sırasında bu konudaki eksiklikler görülmüş ve piyasalarda çeşitli düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır.Bu çalışmada dört konu üzerinde durulmuştur. İlk konumuz finansal piyasalarda genel olarak yatırımcının korunmasının incelenmesidir. Konumuzla ilgili yatırım, yatırımcı gibi başlıklar genel literatür çalışması yapılarak açıklanmıştır. İkinci olarak para, sermaye, altın ve gayrimenkul piyasalarının ülkemizdeki gelişimi ve yatırımcının korunmasına yönelik düzenlemeler incelenmiştir. Uluslararası ilişkilerin giderek önem kazanması ve yaşanan ekonomik krizlerin etkisiyle ülkemizde yatırımcının korunması ile ilgili düzenlemeler son yıllarda hız kazanmıştır. Ancak hala eksiklikler olduğu görülmektedir. Üçüncü olarak, dünya piyasalarında önem taşıyan ve çalışmalarıyla ülkemize örnek olabilecek ABD, AB, İngiltere, Japonya ve Almanya'nın bu piyasalardaki düzenlemeleri incelenmiştir. Son olarak üçüncü bölümde incelenen ülkelerle ülkemiz arasındaki çalışmalar karşılaştırılmış, benzerlikler, farklılıklar ve eksiklikler açıklanmıştır. Özellikle bu piyasalarda yatırımcılar için en önemli konuların şeffaflık, manipülasyon, denetim, aracılara ait riskler ve yatırımcıların eğitimi olduğu görülmüştür. Ülkemizde para, sermaye, altın ve gayrimenkul piyasalarıyla ilgili yatırımcının korunması ile ilgili düzenlemeler dikkat çekicidir. Özellikle para ve sermaye piyasasında yapılan son düzenlemelerle yabancı ülkelerdeki koruma düzeyine oldukça yaklaşılmıştır. Altın piyasasında ayar evleri, sertifikalı altınlar yatırımcının uluslararası alanda da yatırım yapmasına ve korunmasına fayda sağlamıştır. Gayrimenkul piyasasında özellikle dolaylı yatırıma ait ikincil piyasanın hala oluşmamış olması bu piyasa için önemli bir eksikliktir. Yapılan bu karşılaştırmalar ülkemizde yapılan çalışmaların oldukça önemli aşamalar kaydettiğini fakat hala eksikliklerinin olduğunu göstermiştir.

AltınAmerika Birleşik DevletleriAvrupa Birliği+10
Sıdıka Öznur Sakınç
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Özel sigortalarda sigorta himayesinin başlayacağı ve sona ereceği anı tayin eden esaslar

Sigorta ettireni sigorta akdi imzalamaya sevk eden amil, muayyen yahut gayrimuayyen müddet zarfında sigorta himayesine kavuşmaktır. Böylelikle, gerçekleşmesinden endişe ettiği rizikoların yol açacağı zararları sigortacının karşılayacağını bilerek, sigorta himayesinin bahşedildiği müddet zarfında endişelerinden sıyrılmış olur. Ancak tek başına sigorta sözleşmesinin yapılmış olması, sigorta ettirenin bu sözleşmeden umduğu menfaate kavuşması için yeterli değildir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, sigorta himayesinin başlangıç anını primin veya ilk taksitinin ödenmesi şartına bağlamıştır. Bu itibarla, sigorta himayesine kavuşmak isteyen sigortacının, kural olarak prim borcunun tamamını veya ilk taksitini ödemesi iktiza edecektir. Ne var ki, anılan kaide mutlak olmayıp, Kanun Koyucu tarafından istisnaları da vaz edilmiştir. Bu kaidenin aksi, sigorta ettiren lehine olmak kaydıyla taraflarca kararlaştırılabileceği gibi, Kanunda da bu kaideyi bertaraf eden birtakım hükümler olduğu müşahede olunmaktadır. Ancak sigorta himayesinin başlangıç anını tayin etmek her zaman çok kolay değildir. Zira sigorta himayesinin başlangıç anına ilişkin istisnaların birçoğu Kanunda sarahaten hüküm altına alınmış olsa da, bunlardan bir kısmı tatbikattaki işleyiş sonucu ortaya çıkmıştır. Çalışmamızda sigorta himayesinin başlangıç anı muhtelif ihtimaller nazarında mütalâa edilerek, tatbikata yönelik çözüm önerilerini ortaya koymak hedeflenmiştir.

HimayeSigortaSigorta hukuku+3
Burak Doğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

(556 Sayılı KHK. Hükümlerine göre) marka hakkına tecavüz halleri ve marka hakkının hukuki yoldan korunması

Markalar, mal veya hizmetleri birbirinden ayırarak ticari hayatta önemli bir görev ifa eder. Gerçekten, markalar aynı alanda çalışan işletmelerin ürettikleri malları veya yürüttükleri hizmetleri birbirinden ayırarak bunların o mal ve hizmetleri talep eden kişiler tarafından karıştırılmasının yaratacağı olumsuz sonuçları ortadan kaldırır. Markalar, ayrıca alıcılara mal veya hizmetler arasında seçim yapma imkanı da sağlar.Marka hukukunda temel amaç, marka sahiplerini, rakiplerinin rekabetine karşı korumaktır. Marka hakkına tecavüz fiilleri haksız fiil veya onun özel bir türü olan haksız rekabet olarak karşımıza çıkabilir. Marka hakkına tecavüzün haksız rekabet teşkil ettiği hallerde, TTK. 56 vd. maddeleri de uygulama alanı bulabilir. Marka hakkının özellikleri dikkate alınarak onun diğer haksız rekabet fiillerinden de ayrı olarak düzenlenmesi görüşü hakim olmuştur. Nitekim, Türk hukukunda da marka hakkının özel olarak korunduğunu görmekteyiz.Marka hakkına tecavüz halleri KHK.' nın 61. maddesinde dört bent halinde sınırlı olarak sayılmıştır.KHK.' nın 61. maddesinin (a) bendine göre, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 9. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka hakkına tecavüz sayılmaktadır.Markayı taşıyan işaretin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde, alan adı, yönlendirici kod veya anahtar sözcük olarak kullanılması yanında, örneğin bir web sayfasına link verme şeklinde kullanılarak marka hakkına tecavüz mümkündür. KHK.' da bu konuda isabetli olarak sınırlayıcı bir sayım yapılmamıştır, çünkü, elektronik ticaret ve internet sürekli gelişen bir alandır ve her geçen gün yeni uygulamalar ortaya çıkmaktadır.KHK.' nın 61. maddesinin (b) bendinde, marka sahibinin izni olmaksızın markayı veya ayırt edilemeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek fiili de, marka hakkına tecavüz olarak kabul edilmiştir.Markanın aynısının veya benzerinin kullanılması veya markanın taklit edilmesi dışında markayı taşıyan ürünlerin ticari amaçla elde bulundurulması ve lisans yoluyla verilmiş hakları genişletmek veya devretmek fiilleri de marka hakkına tecavüz teşkil emektedir.556 sayılı KHK.' da marka haklarına tecavüzü düzenleyen 61. ve 9. maddelerin bazı hükümlerinin sürekli olarak Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi, daha sonra yeniden çıkarılan yasalarla aynı hükümlerin yeniden 556 sayılı KHK.' ya konulması, ancak bu hükümlerin cezaların kanuniliği ilkesi gereğince kanunla düzenlenmesi gereken ceza maddesi olan 61/A maddesinin KHK. ile düzenlenmesi nedeniyle ceza maddesinin atıf yaptığı 61. ve 9. maddelerin bazı hükümlerinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin önüne geçilmesi için, ayrıca yukarıdaki tespit ve değerlendirmelerimiz de dikkate alınarak şu anda TBMM.' de görüşülmekte olan Markalar Kanunu Tasarısının bir an önce kanunlaştırılması gerekmektedir.

Hukuksal korunmaKanunlarKoruma kanunları+6
Ecevit Kerem Söyler
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kırım Kongo kanamalı ateşi hastalığı mücadele-müdahale ve risk gruplarının giysi özellikleri

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı, saha çalışanlarına ve sağlık personellerine, kene sokması ya da bu virüsü taşıyan hastalardan bulaştığı tespit edilmiştir. Bu durum toplumda ciddi kaygılar oluşturmakta ve insanların sağlıklı yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. K.K.K.A hastalığı ile mücadele-müdahale birimleri ve risk gruplarının giysi özelliklerinin belirlenmesi bu hastalıktan korunma ve hastalığın yayılmasının önlenmesinde büyük önem taşımaktadır.Bu araştırmanın amacı, K.K.K.A hastalığı ile mücadele-müdahale ve risk gruplarının kenelerle temasını engelleyecek koruyucu giysi ve yardımcı malzemelerin özelliklerini tespit ederek, çözüm önerileri getirilmesidir.Araştırmanın evrenini, Türkiye'deki Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı ile mücadele-müdahale birimleri ve risk grupları oluşturmaktadır.Araştırmanın örneklemini ise tesadüfî yöntemle ulaşılan Ankara Numune ve Eğitim Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Kliniğindeki hemşire, doktor ve sağlık çalışanları, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesindeki veteriner hekimleri, Ankara Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığındaki mikrobiyoloji uzmanı ve biyologlar; Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Daire Başkanlığı Zoonoz Hastalıklarından Korunma Hizmetlerindeki veteriner hekimler; Denizli İl Halk Sağlığı Laboratuar Müdürlüğündeki sağlık çalışanları; Çorum Devlet Hastanesi İntaniye Servisindeki laborant ve sağlık çalışanları; Tokat Tarım İl Müdürlüğü Hayvan Sağlığındaki veteriner hekimler ve ziraat mühendisleri oluşturmaktadır.Araştırmada, ?survey? yöntemi kullanılmıştır. Anket soruları, pilot ve asıl olmak üzere iki aşamada uygulanmıştır. Anket formu üzerinde konu ile ilgili uzman öneri ve eleştirileri doğrultusunda gerekli düzeltmeler yapılmıştır. Bu amaçla KKKA hastalığı ile mücadele-müdahale ve risk gruplarına uygulanmak üzere üç ayrı anket formu hazırlanmıştır. Öncelikle KKKA hastalığı için mevcut kullanılan koruyucu giysi özellikleri tespit edilmiş, daha sonra KKKA hastalığından korunmada kullanılacak giysilerde bulunması gereken özellikler belirlenmiş ve bu özellikler doğrultusunda koruyucu giysi tasarımları ve kalıpları hazırlanmıştır. Saha çalışanlarının koruyucu giysi tasarımlarında geleneksel giysiler ve fonksiyonellik dikkate alınmıştır.Araştırma sonucunda KKKA Hastalığında mücadele-müdahale ve risk grupları tarafından kullanılan koruyucu giysilerin çalışma koşulların uygun olmadığı tespit edilmiştir. Araştırma grubunun; koruyucu giysilerde bulunması gereken özellikler doğrultusunda hazırlanan tasarımlar hakkında daha olumlu düşündükleri belirlenmiştir. Araştırma KKKA hastalığına karşı koruyucu giysi tasarımı konusunda yüksek lisans tez çalışması olarak giyim alanında Türkiye'de yapılan ilk çalışma olma özelliğine sahiptir.

Giysi tasarımıGiysilerHemorajik ateş-Kırım+5
Zeynep Atmaca
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancılar Hukuku çerçevesinde uluslararası koruma

Sosyal açıdan tümü göç olarak adlandırılan sığınma, iltica ve göçün tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Savaşlar veya baskıcı rejimlerin ortaya çıkardığı insan hakları ihlalleri, doğal afetler ve iklim koşulları sonucu, yaşam mücadelesi içerisinde olan insanlar, gerek bireysel gerekse yoğun nüfus hareketleri meydana getirirler. Yaşanan bu nüfus hareketlerinin mağdur konumuna getirdiği kişileri, kendi vatandaşı oldukları ülkelerin koruyamaması ya da korumak istememesi, uluslararası koruma kurumunu ortaya çıkartmıştır. Devletlerin, kendi vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerini gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde korumak ve güvence altına almak gibi, yükümlülükleri vardır. Söz konusu hak ve özgürlüklerin, menşe ülke tarafından korunmadıkları veya korunamadıkları durumlarda, kişilerin sığınma talep ettikleri ülkeler, sığınma talebinde bulunan kişilerin haklarını güvence altına alarak iyileştirmekle yükümlüdürler. Bu kişilerin, tehlike veya tehdit altında bulundukları ülkelere geri gönderilmeleri veya sınır dışı edilmeleri, uluslararası hukuk yönünden mümkün değildir. Diğer taraftan, devletler bu kişilere, ülkelerinde yaşayan diğer yabancıların faydalandıkları haklardan yararlanmalarını temin etmek ve ayrımcılık yapmamakla yükümlüdürler. Bu yükümlülükler, insancıl hukuk, yapıla geliş kuralları, taraf oldukları uluslararası andlaşmalar ve Uluslararası Adalet Divanı-UAD, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi-AİHM gibi, mahkeme kararlarından kaynaklanmaktadır. Konu, yabancılar kapsamında oldukları kabul edilen, sığınmacı, mülteci vatansız veya göçmenlerin gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde temel hak ve özgürlükler yönünden, uluslararası minimum standartlar düzeyinde yararlanmaları ve bu bağlamda koruma altına alınmalarıdır.

Avrupa İnsan Hakları MahkemesiGeri göndermeme ilkesiKorunma+5
Zeynep Deniz Altınsoy
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ticaret unvanı ve korunması

Ticaret unvanı, tacirin ticari işletmesiyle ilgili iş ve işlemlerinde kullandığı ad olarak tanımlanmaktadır. Ticaret unvanı taciri başka tacirlerden ayırt etmeye yarar. Ticaret hayatında sıklıkla karşılaşılan ve zaman zaman işlevleri ya da kapsamları karıştırılabilen diğer fikri mülkiyet haklarından işletme adı, marka, coğrafi işaret ve internet alan adları ile benzer ya da farklı yönleri vardır. Ticaret unvanı yalnızca tacirler tarafından kullanılabilir ve TTK m. 11/f. 3 gereği ticari işletmenin malvarlığı içerisinde yer alır. Bu yüzden TTK m. 49 gereği taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece ticaret unvanı ticari işletmeyle birlikte devredilebilir ve devralan unvanı aynen kullanmaya devam edebilir. Tacir, ticari işletmesi ile ilgili işlemleri yaparken ve belgeleri imzalarken ticaret unvanı kullanmak zorundadır. Bu yüzden ticari işletmesini işletmeye başladığı günü müteakip on beş günlük süre içerisinde, kullanmayı tercih ettiği ticaret unvanını ticaret sicile tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür. Tacir tescil ettirmeden ticaret unvanı kullanabilir. Ancak tescil edilen ticaret unvanının ihlali halinde tacir, TTK m. 52'de yer alan özel koruma hükümlerinden yararlanabilir. Tescil edilmeden kullanılan ticaret unvanı ise, haksız rekabet hükümleri kapsamında korunmaktadır. Ticaret unvanı çekirdek ve ekten oluşur. Olmazsa olmaz, zorunlu olan unsur çekirdektir. Tacir ticaret unvanına, istisnai haller hariç olmak üzere, isterse ek yapabilir.

Haksız rekabetKorunmaTicaret+2
Karaca Özmen Balcı
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Konya numune hastahanesinde çalışan hemşirelerin Hepatit B, Hepatit C, ve HIV/AIDS konusunda korunmaya yönelik bilgi düzeyleri

Bu çalışma, hemşirelerin kan ve vücut sıvıları ile bulaşan hastalıklardan Hepatit B, He-patit C HIV/AIDS ten korunmaya yönelik bilgi düzeyini saptamak amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı. Örneklemi, Konya Numune Hastanesinde çalışan katılım konusunda istekli 225 hemşire oluşturdu. Çalışmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanıldı. Sağlık çalışanları meslekleri itibariyle kan yolu ile bulaşan hastalıkların buluşması bakımından büyük risk altındadır. Bu hastalıklardan en önemlileri Hepatit B, Hepatit C HIV/AIDS tir. Çalışma sonucunda sağlık çalışanlarının bu hastalıklardan korunma konusunda yüksek düzeyde bilinç sahibi oldukları belirlenmiştir. Tüm sağlık çalışanlarının kan ve vücut sıvıları ile bulasan hastalıklardan korunmada temel prensip üniversal önlemler konusunda bilinçlendirmek ve koruyucu ekipmanın ulaşılabilir olması kullanılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler : Kan ve Vücut Sıvılarıyla Bulaşan Hastalık, Koruyucu Önlemler, Hemşirelerin Bilgi Düzeyi.

AIDSBilgi yapısıBulaşıcı hastalıklar+7
Şenay Dağlı
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran kadınların demografik özellikleri ile kullandıkları aile planlaması yöntemi arasındaki ilişki

Kadınların sosyo-demografik özellikleri ile kullandıkları Aile Planlaması arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla hazırladığımız çalışma ile özellikle sosyo-demografik ve kültürel faktörler hakkında ulaşılacak sonuçlarla aile planlaması hizmetlerine veriler oluşturmak, etkili yöntemlerle gebelikten korunma konusunda demografik yapının etkilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmanın verilerini oluşturan tanımlayıcı tipteki araştırma Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde 18-49 yaş arası kadınların katılıyla gerçekleştirilmiştir. Örneklem grubundan elde edilen veriler, araştırmaya katılmayı kabul eden 227 kadından sağlanmıştır. Elde edilen veriler SPPS (Statistical package for social sciences) programı kullanılarak yüzde, aritmetik ortalama ve anova testleriyle analiz edilmiştir. Verilerin analizleriyle şu sonuçlara ulaşılmıştır: Kadınlar tarafından en çok bilinen yöntem kondom (%75,3) olup buna nazaran en çok kullandıkları yöntemin RİA (%30,3) olduğu belirlenmiştir. Kadınların Aile Planlaması hakkındaki bilgiye en çok sağlık personeli (%68,7) aracılığıyla ulaştığı tespit edilmiştir. 25-31 yaş aralığında kullanım sıklığının arttığı görülmektedir. Eğitim düzeyi, eşlerin yaşı, evlilik yılları, yapılan doğum sayısı ve yaşayan çocuk sayısı arttıkça aile planlaması yöntem kullanım oranının arttığı görülmektedir (p<0,005). Anahtar Kelimeler : Kadın, Üreme, Aile Planlaması

Aile planlamasıDemografik özelliklerDoğum+6
Mehtap Yazıcı
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İslam Hukukunda hidane (çocuk bakımı ve himayesi)

Hidane, çocuk ve çocuk hükmünde olan kişilerin bakımını, himayesini, eğitimini içeren bir kavramdır. Hidane, İslam Hukukuna özgü bir teridir. Medeni Hukuktaki karşılığı, çocuk himayesi ve velayeti olarak tanımlanabilir. Evlilik devam ederken çocuğun bakımı ve himayesi aile ortamında yapılır. Ölüm, boşanma vb. ayrılıklarda çocuk bakımı ve himayesi bir problem olarak karşımıza çıkar. Bu durumda hidane, bu problemin çözümünü içerir. Hidane hakkı, çocukla yakın akrabalığı olan tüm kişilere ait bir haktır. Prensip olarak; çocuğun hidanesi anneye, çocuğun velayeti babaya aittir. Hidane hakkı, kanun koyucu tarafından verilmiş bir haktır. Çocuğun sahipsiz kalması durumunda; kimse bu hakkından vazgeçemez. Böyle bir durumda hidanenin görev boyutu karşımıza çıkar. Yargı, bu görevi yerine getirmesi için taraflara müeyyideler uygulayabilir. Hidane, çocuğun yemesini, içmesini, giyinmesini vb. ihtiyaçlarını kendisi karşılayabileceği yaşa gelinceye kadar devam eder. Bu sürenin bitiminden sonra çocuk velisine teslim edilir.

HimayeÇocuk bakımıÇocuklar+2
Faruk Aydın
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Marka Hukukunda geçici hukuki korumalar

?Marka Hukukunda Geçici Hukuki Korumalar? başlığını taşıyan bu tez çalışmasında; asıl yargılama sonuçlanıncaya dek hakkın etkin bir şekilde korumasını sağlayacak olan geçici hukukî korumaların marka hukuku bakımından değerlendirilmesine çalışılmıştır. MarKHKHK'da düzenlenmemiş hususlarda uygulanmak üzere, çalışmamızın devam etmekte iken yasalaşan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri dikkate alınmıştır.Çalışmamızın birinci bölümünde geçici hukukî koruma kavramı ile hukukumuzdaki görünümü ve geçici hukukî korumaların gösterdiği özellikler irdelenecektir. İkinci bölümde, ihtiyati tedbirlerin özellikleri, türleri ve marka hukukuna özgü ihtiyati tedbir kararların icrasına ilişkin hususlara yer verilecektir. Bu bölümde, marka hukuku bakımından hakemlerin ihtiyati tedbir kararı verebilme yetkisi ile bu kararların icra edilebilirliği de değerlendirilecektir. Üçüncü bölümde, ihtiyati tedbir kararlarına karşı konulması ve tedbirin kalkması, haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat davaları ve gösterdikleri özellikler incelenecek ve son bölümde marka hukukuna ilişkin ihtiyati tedbirler ile diğer fikrî ve sınaî haklara ilişkin hakların korunması bakımından söz konusu olan geçici hukuki korumaların benzer ve farklı yönleri ortaya konulmaya çalışılacaktır.Anahtar Kelimeler: Marka, İhtiyati Tedbir, Geçici Hukuki Koruma, Fikri ve Sınai Haklar, Tahkim.

Fikri ve sınai mülkiyet haklarıGeçici hukuki korumalarHukuki denetim+5
Nilüfer Albuz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Hastane enfeksiyonları, önlenmesi ve korunması

Enfeksiyonların ve bu enfeksiyonların neden olduğu ölümler, tarih boyunca bilim insanları tarafından enfeksiyonlara yönelik tedbirlerin alınmasının gerekliliğinin anlaşılmasını doğurmuştur. Enfeksiyonlar ve meydana gelen ölümler arasındaki bağlantının anlaşılması, çok iyi bir gözlemi gerektirmektedir. Enfeksiyonların gözlenerek, ampirik yöntemlerle ortaya konulması ile başlayan süreç günümüzde modern yöntemlerin gelişmesinin temelini oluşturmaktadır. Hastane enfeksiyonlarının önemine varılması ve kontrol altında tutulabilmesi için yaşanmış vakaların istatistiğinin tutulması gereklidir. İstatistik tutmak, önlem almak kadar önemlidir. Yaşanmış vakaların istatistiği ile ayrılması gereken bütçeler öngörülerek, yeterli derecede önlem alınabilir. Bu noktada sağlık çalışanlarına, hasta yakınlarına ve özellikle Sağlık Bakanlığı'na büyük görevler düşmektedir. Her sağlık kurum ve kuruluşu kendi enfeksiyon birimlerini oluşturmalıdır ve bu konuda titiz davranmaları ve sürdürülebilirliği korumaları şarttır. Bu çalışmada; geçmişten günümüze önemini hala korumakta olan hastane enfeksiyonlarının önemi, çeşitleri, nedenleri ve enfeksiyondan korunmak için alınması gereken önlemler üzerinde durulmuştur. Çalışmada hastane enfeksiyonlarının çağlar boyunca gösterdiği gelişmeler ele alınarak, günümüz ile karşılaştırılmıştır. Bulaşma yollarına ayrıntılı şekilde değinilerek, bunların önlenmesi için uygulanması gereken yöntemlerden söz edilmiştir. Hijyen konusu ve hastanedeki tüm birimlerin tek tek bakım ve sterilizasyonunun yapılması hayati önem arz etmektedir. Hastanelerin alt yapı ve mimarisinin sağlık koşullarına uygun yapılması gerekmektedir. Ameliyathaneden, mutfağa, atık deposuna kadar her birim ayrı bir önem taşımaktadır. Sağlık kuruluşlarında çalışan insanların enfeksiyon konusunda bilinçlendirilip, eğitilmesi önemli diğer bir konudur. Anahtar Kelimeler : Enfeksiyon, Hastane, Hemúireler, Korunma

EnfeksiyonEnfeksiyon kontrolüHastaneler+4
Arzu Ezer
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00

Related subjects