Archaeological excavations
173 theses under this subject heading
Domuztepe verileri ışığında koyu yüzlü kapların Türkiye'nin Doğu Akdeniz'indeki konumu
Domuztepe Höyüğü 1993-2013 yılları arasında Amerikan-İngiliz heyeti tarafından, 2014 yılından itibaren ise Hacettepe Üniversitesi'nden Halil Tekin tarafından araştırılmaktadır. Geç Neolitik döneme tarihlendirilen en büyük ölçekli höyüklerden bir tanesi olmakla birlikte 2014-2023 sezonları arasında yapılan çalışmalar sonucunda ilgili döneme tarihlenen beş yapı katı tespit edilmiştir. Çalışmanın ana konusunu bu beş yapı katından ele geçen Koyu Yüzlü Kaplar oluşturmaktadır. Hamur ve yüzey renginden ötürü diğer çanak-çömlek gruplarından belirgin şekilde ayrılan Koyu Yüzlü Kaplar, yoğun mineral katkı içermektedir. Geniş bir alanda yayılım gösteren bu kapların çıkış noktası genellikle Suriye-Kilikya bölgesi olarak kabul edilmekte olup, Türkiye'nin Doğu Akdenizi'ndeki önemli temsilcilerinden biri Domuztepe'dir. Geç Neolitik Dönemin öne çıkan çanak-çömlek gruplarından biri olan Koyu Yüzlü Kaplar Domuztepe'de önemli bir sayısal orana sahiptir. Bu tez kapsamında değerlendirilen Koyu Yüzlü Kaplar genel olarak çanak ve çömlek tiplerinden oluşmakta olup çanaklar kendi içerisinde beş, çömlekler ise üç tipe ayrılmıştır. Her bir tipe ait örnekler makroskopik gözlemler ile irdelenmiş ve bu incelemeler kapsamında bezeme, yüzey ve hamur özellikleri dikkate alınmıştır. Yapılan bu detaylı incelemeler sonucunda Domuztepe Koyu Yüzlü Kapları çağdaş yerleşimlerin ilgili kapları ile karşılaştırılmış, benzerlik ve farklılıklar belirlenmeye çalışılmıştır. Domuztepe'nin hem yerel karakterini hem de bölge içerisinde yer alan yerleşimler ile ilişkilerini ortaya koyan bu veriler ile Domuztepe'nin Türkiye'nin Doğu Akdenizi'ndeki konumu Koyu Yüzlü Kaplar üzerinden belirginleştirilmiştir.
Antik metallerin restorasyonu ve konservasyonu
Bu tez çalışmasına kaynaklık eden antik metaller, toplumların sosyal ve ekonomik gelişmelerinde tarihsel evrelere isimlerini verecek kadar önem arz etmişlerdir. On iki bin yıllık bir kültürel mirasa sahip ülkemiz coğrafyasında hemen hemen her kazı merkezinde metal buluntular ele geçmektedir. Metal eser buluntularından elde edilen kesin veriler sayesinde, birçok antik kentin tarihindeki karanlık noktalar aydınlanmıştır. Bu kadar zengin bir kültürel mirasa sahip olan ülkemizin, bu zenginliği koruması ve eserleri gelecek nesillere taşıyabilecek şekilde gerekli önlemleri alması da, bu bağlamda bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Birey olarak bizlerin milli ve manevi görevidir. Bu görev ve sorumluluk içerisinde üzerimize düşeni yapmamız gerekmektedir. Kuyumculuk teknikleri konusundaki tecrübelerimden dolayı bu konuya ilgi duydum, tez hazırlamak istediğim zaman konunun çok derin olduğunu ve birçok disiplinle ilintili olduğunu gördüm ve bu durum beni daha da heyecanlandırdı. Geleneksel metal işleme tekniklerine olan ilgim dolayısıyla, eski devirlerde kullanılan bakır, bronz, kurşun, kalay, altın, gümüş gibi metalleri bu çalışmanın içine aldım. Taşınabilir kültür varlıklarımızdan olan arkeolojik metal ürünlerinin gelecek kuşaklara taşınmasını, yok olup gitmesini engellemek için daha farklı disiplinlerle ortak çalışmaya bu programların yürütülebileceği donanıma sahip ortamlara ihtiyacımız olduğu kanısındayım.
Kutsal kitap arkeolojisi: William Foxwell Albright örneği
Bu tez, interdisipliner bir çalışma örneği olarak arkeoloji ve dinler tarihi bilimlerini ortak paydada buluşturan Kutsal Kitap arkeolojisini ve yapmış olduğu önemli çalışmaları ile bu alana "altın çağını" yaşatan William Foxwell Albright'ın (ö. 1971) metodist bakış açısı ile Tell el-Fûl'de/Gibeah of Saul'da (1922-23 ve 1933) gerçekleştirdiği arkeolojik kazıları konu edinmektedir. Çalışmanın amacı, Albright'ın koyu bir metodist bakış açısıyla Kutsal Kitap anlatısının doğruluğunu ortaya koymak için arkeoloji biliminden nasıl yararlandığını Tell el-Fûl'de/Gibeah of Saul'da gerçekleştirdiği arkeolojik kazılar örnekleminde ortaya koymaktır. Nitekim dinler tarihi disiplininin, bilgi birikiminden en fazla istifade ettiği bilimlerin başında arkeoloji gelmektedir. Arkeoloji, geçmişte yaşamış insan topluluklarına ait sosyal, kültürel ve toplumsal yaşayış ve düzenlerini, yaşadıkları dönemden günümüze kadar gelen maddi kalıntıları merkeze alarak araştıran, kayıt altına alan ve yorumlamaya çalışan bilim dalıdır. Kutsal Kitap terimi en genel haliyle Yahudi ve Hristiyanlar tarafından kutsal sayılan Eski Ahit ve Yeni Ahit kitaplarıdır. Kutsal Kitap arkeolojisi terimi ise Eski ve Yeni Ahit metinlerinde geçen anlatıların tarihsel, coğrafi gibi daha pek çok alanın arkeoloji bilimi ile olan ilişkisini ifade etmektedir. Kutsal Kitap arkeolojisine, sıkı bir metodist dini arka plan hazırlandığında arkeoloji disiplininin maksimum düzeyde nasıl kullanıldığını Albright'ın Tell el-Fûl'de/Gibeah of Saul'da yapılan arkeolojik kazılarla gündeme getirmeyi amaçlayan bu çalışma, bir giriş, iki ana bölüm ve sonuç olmak üzere toplamda dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümü, tezin amacını, önemini, metodunu, sınırlılıklarını ve kaynaklarını konu edinmektedir. Birinci bölümde Kutsal Kitap arkeolojisinin Albright merkezli arkeolojisi ablatılmaktadır. Başka bir ifadeyle bu bölüm, Kutsal Kitap arkeolojisi kavramının Albright merkezli tarihsel gelişimini, isimlendirme sorununu ve önemli ekollerini ele almaktadır. Tezin ikinci ve en önemli bölümünde ise William Foxwel Albrigt'ın metodist dini arka planını, Kutsal Kitap anlatısında geçen Gibeah'ı, Albright'ın bu anlatının doğruluğunu ortaya koymak amacıyla Tell el-Fûl/Gibeah of Saul örneğinde gerçekleştirmiş olduğu arkeolojik kazıları ve daha sonra bu arkeolojik çalışmalara yöneltilen eleştirileri konu edinmektedir. Çalışmanın son bölümünü ise sonuç kısmı oluşturmaktadır.
Bitlis Kalesi kazısı tütün lüleleri (2011-2015)
17. yüzyılın başlarında İngiliz tacirler tarafından yurdumuza getirilen tütün, halk arasında hızla yayılmıştır. Osmanlı'da tütün, lüle, çubuk ve imameden oluşan üç parçalı bir aletle içilmiştir. Bu tez kapsamında Bitlis Kalesi'nde 2011-2015 yıllarında yapılan bilimsel kazılarda ele geçen küçük buluntular arasında seramik grubu içerisinde değerlendirilen 155 tütün lülesi incelenmeye alınmıştır. Araştırma konusunun amacını; Bitlis Kalesi'nde 2011-2015 yıllarında yer alan tütün lülelerinin tipoloji, malzeme ve teknik özellikleri, ölçüler ve bezeme ögeleri açısından incelenmesi ve değerlendirilmesi oluşturmaktadır. Tez kapsamında ki lülelerin sanat tarihi metoduyla incelenip bilim dünyasına kazandırılması tezimizin asıl amacını oluşturmaktadır. Bu tez çalışması hazırlanırken gerçekleştirilen metodun ilk aşamasını kaynak taraması oluşturmaktadır. Konuyla ilgili kütüphanelerde ve araştırma merkezlerinde tez, kitap ve makaleler olmak üzere mevcut olan ve ulaşılabilen her kaynak ayrıntılı bir şekilde incelenerek teze katkı sağlanması çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında Ahlat Müzesi'ndeki lüle envanter defterleri taranmış ve kayda alınan lüleler incelenerek çalışma için ön hazırlık yapılmıştır. Çalışmanın üçüncü aşaması katalog bölümünden oluşmaktadır. Bu aşamada tipolojik bir sıraya göre düzenlenen lülelerin dönemi, ölçüleri, hamur vb. bilgileri verilmiş ve tanımları yapılmıştır. Çalışmanın son aşamasında lülelerin tipoloji, malzeme ve teknik, bezeme ve üretim yerleri başlıkları altında genel bir değerlendirilmeye gidilmiştir.
Urartu Döneminde Gürpınar Ovası sulama sistemleri
Urartular, M.Ö. 9.-7. Yüzyıllar arasında Doğu Anadolu, Transkafkasya ve Kuzeybatı İran'da egemenlik sürmüşlerdir. İlk başlarda göçebe olan halk yerleşik hayata geçip kentler inşa etmişlerdir. Urartu Devletinin kurulduğu bölgenin büyük bir bölümü sıradağlar ve vadilerle birbirinden ayrılmış yaylalarla kaplıdır. Buralarda kışlar soğuk ve uzun, yazlar ise kurak ve kısa geçmektedir. Besin ihtiyaçlarını karşılamak için ise tarımsal faaliyetlere önem vermişlerdir. Urartu merkezlerinde yapılan arkeolojik kazılarda ele geçen tarım aletleri, tarım ürünleri, tarımsal faaliyetlerde kullanılmak üzere inşa edilen bentler ve sulama kanalları tarımsal faaliyetlere verdikleri önemi ortaya koymaktadır. Urartu coğrafyasında yağışın azlığı ve su kaynaklarının kısıtlı olmasından dolayı tarımsal arazilerin daha verimli olabilmesi için devlet eliyle bentler, göletler ve kanallar inşa ederek tarım arazilerinin daha iyi sulanabilmesi sağlanmıştır. Söz konusu bu tarım arazilerinin en önemlilerinden biri de Gürpınar Ovası'dır. Gürpınar Ovası, başkent Tuşpa'nın 22 km. güneybatısında yer almaktadır. Bu ova etrafında birçok Urartu yerleşim alanları bulunmaktadır. Bunlar içinde en önemlisi olan Çavuştepe Kalesi, Gürpınar Ovası içinde bulunan Bol Dağı silsilesinin batı ucunda kurulmuştur. Kale üzerinde görülen büyük depo odaları buranın bir tarım merkezi olduğunu göstermektedir. Çavuştepe Kalesinde bulunan İrmuşini Tapınağı'nın doğu yüzünde yer alan inşa yazıtında, Kral II. Sarduri tarafından Gürpınar Ovası'nın ortasından geçen Hoşap (Gugunai) Çayı'ndan bir kanal açtığından bahsetmektedir. Söz konusu yazıttan yola çıkarak kalenin güney tarafında iki adet kanal yapısı tespit edilmiştir. Bu kanallardan bir tanesi kalenin hemen güney yamacından, diğeri ise ovanın güneyinden geçmektedir. Bu kanalların inşa yazıtında da belirtildiği gibi oldukça kurak olan bölgenin sulanması için yapıldığı bilinmektedir. Bu ovadan yürütülen tarımsal faaliyetler sonucunda elde edilen tarım ürünleri Çavuştepe Kalesindeki depolarda muhafaza edilmiştir. Günümüzde bile Gürpınar Ovası bir tarım merkezi durumundadır. Anahtar Kelimeler : Çavuştepe, Gürpınar, Urartu, Sulama, Tarım Sayfa Sayısı :93 Tez Danışmanı : Prof. Dr. Rafet ÇAVUŞOĞLU
MÖ 1.Binde Guzana (Bit Bahiyani) Krallığı
Assur kralı Tiglath-Pileser'in ölümünden sonra, bazı Arami kabileler, Levant ve Mezopotamya'nın birçok yerinde pek çok bağımsız krallıklar kurabilmiştir. Levant Bölgesi'nin bu krallıklarından biri, Bit-Bahiyani krallığı'dır. Krallığın başkenti Guzana'dır. Tez, Türkiye-Suriye siyasi sınırının yakınında, Habur Nehri'nin batı kıyısındaki Haseke ilinin idari sınırları içinde ve Rasüleyn kasabasının 3 kilometre güneybatısında yer alan M.O 1. Binde Guzana (Bit-Bahiyani) Krallığı'nı ele almaktadır. Çalışmamız, MÖ II binyılın sonlarından MÖ 9.yüzyılın sonuna kadar devem eden süreçte Arami egemenliğinin altında kalmış en önemli ve güçlü krallıklardan biri kabul edilen Guzana Krallığı'nın, hem bölgede oynadığı rol ve hem de arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan zengin buluntularının değerlendirilmesi yönüyle önem arz etmektedir. Buna ek olarak Guzana Krallığı hakında fazla araştırmalar ve çalışmalar yoktur. Bu güne kadar yapılmış olan araştırma ve çalışmalar daha çok Aramiler'in tarihi ya da Aramice üzerine yapılmıştır. Bu düşünceden hareketle Guzana Krallığı'nın arkeolojik açıdan tüm yönleriyle incelenmeye çalışıldığı bu tez önemli görülmektedir. Bu tez beş bölüme ayrılmıştır. Tezin 1.Bölümünde Guzana Krallığı'nın coğrafyası ana hatlarıyla tanıtılmaktadır. Guzana Krallığı'nın sınırları ve coğrafyası verilmektedir. 2.Bölümde Guzana Krallığı'nın arkeolojik keşif çalışmaları hakkında bilgiler verilmektedir. Sonraki 3.Bölümde Krallığı'n tarihi ele alınmıştır. Bu bölüm Guzana Krallığı'nın tarihi sürecini ve bu krallığı yöneten önemli kralların listesini içermektedir. Buna ek olarak krallığın Arami krallıkları ve Assurlar ile ilişkisini de içermektedir. Daha sonraki 4.Bölümde Guzana şehri hakkında bilgiler verilmektedir. Bu bölüm, şehrin planı ve bölgede keşfedilen en önemli askeri ve sivil yapılarını kapsayan, krallığının en önemli mimari yönlerinin incelemesine ayrılmıştır.5.Bölüme gelince, bu bölüm ,Guzana'da ortaya çıkarılmış tüm yontma eserlerini ve bu sanat eserlerini yontmak için kullanılan yöntemleri içermektedir. 6.bölum ise Guzana Kralığı ve çevresindaki krallıklar arasında karşılaştırma hakında bilgiler içermektedir . 7.Bölümde elde edilen en önemli sonuçları ışığında değerlendirmeler yer almaktadır.
Hoşap Kalesi kazısı tütün lüleleri (2007-2015)
Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan her bir buluntu geçmişin önemli bir parçasıdır. Bu buluntular kendi içerisinde incelenir, tipolojisi belirlenir, kayıt işlemleri yapılır ve sonra diğer parçalarla olan ilişkisi bilimsel çalışmalarla araştırılıp irdelenerek, toplumsal yaşamdaki yerine yönelik yorumlar yapılabilir. Bunu yapabilmek için Sanat Tarihi, Arkeoloji, Tarih, Antropoloji, Halk bilimi gibi disiplinler arası bilgi akışı yapan alanlardan faydalanıp arkeolojik buluntuların sosyal ve kültürel etkisine vurgular yapılabilir. Geçmişten günümüze sosyokültürel değerlerin devam etmesini sağlayan birçok sanat eseri vardır. Bu eserler arasında "Tütün Lüleleri" de yer almaktadır. Tütün lülelerinin ortaya çıkmasında bazı önemli faktörler rol oynamıştır. Bu faktörlerin başında tütün tohumu gelir. Tütün tohumu ve bitkisi Amerika'dan Avrupa'ya, oradan da Osmanlı topraklarına gelmiştir. Bu tohumun ürünü olan tütünün zamanla dünyada önemli sayıda kullanıcı kitlesi oluşmuştur. Böylelikle tütünün yoğun bir şekilde kullanılmasıyla birlikte zamanla tütün içme aletleri de çeşitli malzeme ve teknikler kullanılarak yapılmaya başlanmıştır. Bu içim aletlerinin belki de zamanında en çok tercih edileni ve keyif vereni lülelerdi. Büyük emeklerle yapılan arkeolojik kazılarda çok sayıda eser tarihimize kazandırılmaktadır. Bu eserlerden biri de etnografyanın adeta birer yaşayan şahidi olan tütün lüleleridir. İşte bu yüksek lisans tezi ile tütün lüleciliğinin önemli buluntuları arasında yer alan Hoşap Kalesi Tütün Lülelerini belli bir disiplinle tez haline getirerek yazılı kayıtlarda yerini alsın istiyor ve bu tip arkeolojik eserlerimize sahip çıkmayı amaçlıyoruz. Osmanlı Arkeolojisi ve endüstri tarihinin yapı taşları arasında yerini alan tütün yetiştiriciliği ve lülecilik sanatı günümüz açısından araştırılması iyi yapılması gereken bir alan olmakla birlikte; korunup, tanıtılarak gelecek nesillere aktarılması gerekmektedir. Bu çalışmayı yayınlamakla Hoşap Kalesi tütün lüleciliği adına bir başlangıç yapmayı planladık. İnanıyoruz ki, tezimizin sayfalarını çevirdikçe, farklı tipolojisiyle bizlerin ilgi, alaka ve beğenisini kazanan birer arkeolojik miras olarak geçmişe ışık tutan bu buluntuları gördükçe, siz de aynı düşünceyi paylaşacaksınız. Çalışmamızın konusu olan ve Van'da sürdürülen Hoşap Kalesi kazı çalışmaları sonucu bulunan tütün lüleleri önemli buluntular arasındadır. Bu buluntular tez çalışmasıyla belli bir disipline göre değerlendirilmiş olup kendi içerisinde gruplandırılmıştır. Ayrıca diğer yörelere ait lülelerin benzer ve farklı özellikleriyle karşılaştırmalar yapılmış, Osmanlı Arkeolojisi içerisindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Van, Hoşap, Kale, Kazı, Tütün, Lüle
Aslan protomlu bilezikler
MÖ 14. yüzyıl ile MÖ 6. yüzyıl arasına denk gelen süreçte aslan protomlu bileziklerin Eski Yakındoğu'da nasıl bir gelişim gösterdiği incelenmektedir. Bu doğrultuda Marlık Mezar 36'dan aslan protomlu bilezik, Nimrud Mezar II ve Mezar III Tabut I'den aslan protomlu bilezik çifti, Van Müzesi'nden aslan protomlu tunç-altın bilezik, Ziwiye'den aslan motifli ve aslan protomlu bilezik, Gordion A Tümülüsü'nden aslan protomlu bilezik ile Toptepe Tümülüsü'nden aslan protomlu cam-altın bilezik çifti tespit edilmiştir. Birbirinden farklı olan bu yedi bileziğin hangi döneme tarihlendiği, kime ait oldukları, buluntu yerleri, yapım teknikleri ve aslan protomlarının stil özellikleri gibi konular karşımıza çıkmaktadır. Çalışma da özellikle stil özellikleriyle birlikte aralarındaki etkileşime bakılarak bir sonuca gidilmektedir. Tüm bunlar göz önüne alınarak yapılan bu çalışmada, Marlık, Mezar II, Mezar III Tabut I, Van Müzesi, Ziwiye, Gordion A Tümülüsü ve Toptepe Tümülüsü aslan protomlu bilezikleri incelenerek Eski Yakındoğu'da aslan protomlu bileziklerin tipolojisi ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Aslan, Stil, Bilezik
Erken Tunç Çağı'nda Anadolu'da terazi ağırlıkları
Anadolu toprakları yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından oldukça zengin bir coğrafyadır. Bu özelliğini sadece günümüzde değil, insanlığın gelişim aşamalarının en başında da göstermektedir. Bu açıdan tarihin her evresinde insanların yolu sürekli bu zengin topraklara çıkmıştır. Arkeolojik çalışmalar sayesinde bu durumu kanıtlarıyla birlikte daha net bir şekilde ortaya çıkarabilmekteyiz. Bu kanıtlar arasında ticaret önemli bir yer tutmaktadır. Kültürlerin kendine has özelliklerle ürettiği eşyaların farklı coğrafyalarda ortaya çıkmasını en iyi ticaret ile açıklanabilir. Ticareti / takası en iyi kanıtlayan arkeolojik buluntulardan birisi de terazi ağırlıklarıdır. Anadolu ve çevresinde terazi ağırlıkları farklı şekillerde ve farklı hammaddelerden üretilmiştir. Anadolu'da ETÇ terazi ağırlıklarının tamamı taş türlerinden yapılmıştır. Bu örnekler Karadeniz ve Doğu Anadolu'nun büyük bölümü hariç tüm bölgelerdeki merkezlerde bulunmuştur. M.Ö. 2. binyılda ham maddelerin arasına madenler de katılacaktır. Bunun yanında terazi ağırlıklarının farklı ağırlık birimlerine sahip oldukları da görülmektedir. Bu durum farklı etnik, ticari ve siyasi gelişime sahip kültürler için doğaldır. Anadolu insanının terazi ağırlık standartını (metrolojik sistem) oluştururken Mezopotamya ve Ege kültürleri ile (özellikle ETÇ II–III) çok yakın iletişim içinde olduğu da anlaşılmaktadır. Bu iletişimin önemli yanı hem kara hem de deniz aşırı bağlantıları göstermesidir. Ticaretin doğası gereği tartma işleminin en az kayıp ile gerçekleşmesi için belli bir standartın kullanılması gerekmektedir. Bu da kurumsallaşma, ticaretin belli bir düzen içerisinde yürütülmesi ile yakından bağlantılıdır. Terazi ağırlıkları tek başına tartım işleminde kullanılan nesneler değildir. İşlemin diğer ögesi ise terazinin kendisidir. Anadolu'da bu konudaki bulgular yeterli düzeyde olmamakla birlikte, az sayıdaki veri konu hakkında bilgi sahibi olmamıza yardımcı olmaktadır. ETÇ terazi ağırlıkları, Anadolu'nun ticari faaliyetlerinde önemli bir yer tutar. Kendine özgü özelliklerinin yanında, farklı kültürel etkileri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu özellik kendi iç gelişimi inşa ederken, dışa dönük ve canlı bir coğrafyaya da işaret etmektedir.
Çine-Tepecik Geç Tunç Çağı yerleşmesinde ekonomik sisteme ışık tutan yapılar
Çine-Tepecik merkezinin Geç Tunç Çağı'na tarihlenen II 1 kültür tabakası, savunma sistemine sahip bir yerleşim modelini göstermektedir. Bu yerleşmede dönemin ekonomik yapısının anlaşılmasını sağlayan mimari kalıntılar tespit edilmiştir. Depo olarak kullanılmış yapılar ve aynı zamanda üretim aktivitelerine ait kalıntılar, yerleşmede ekonomik açıdan belli bir sistemin yer aldığını ortaya koymuştur. Şu ana kadar kazılarda açığa çıkartılan mimari ve mimariyle bağlantılı ele geçen buluntular, Çine-Tepecik Geç Tunç Çağı yerleşmesinde depolama sistemindeki önceliklerin, ticari ilişkilerin, ekonomide öne çıkan endüstriyel kaynakların ve buna bağlı çevre kültürlerle olan bağlantısının gün ışığına çıkmasına katkı sağlamıştır. Depolama işlevi gören yapılar ile üretime ait ip ucu oluşturan kalıntılar Çine-Tepecik Geç Tunç Çağı yerleşmesinde bölgelerarası ticaretin yoğun olduğunu kanıtlamaktadır. Mimari kalıntıların yanı sıra yapılarda ele geçen seramik, metal eserler, kemik eserler ve yontmataş endüstrisine ait buluntuların detaylı tanımı ve tarihlendirilmesi Çine-Tepecik yerleşmesinin Ege Bölgesindeki ticari faaliyetlerini ve kronolojik gelişimini ortaya koymaktadır. Buna göre, mimari ve buluntuların bir arada değerlendirilmesiyle, ekonomik sistemin arkeolojik kanıtlar ışığında tanımı ve üretimde öne çıkan malzemenin belirlenmesi kültürlerarası etkileşimi belirlenebilmiştir. Çine-Tepecik Geç Tunç Çağı yerleşmesinde tespit edilen depo birimleri ve ticari sisteminde yer alan atölyelerden ele geçen buluntuların analizleri kronolojik tarihlendirmeye katkı sağlanmıştır. Özellikle disiplinlerarası çalışmalar ışığında, depo yapılarına ait Arkeobotanik çalışmalara ait analiz neticeleri Çine-Tepecik yerleşmesinin tarımsal üretimini ortaya koymaktadır. Öte yandan Mimari kalıntıların dijital ortamda vektörel çizimleri ile yerleşimin mimari planı ve yapı ölçüleri tespit edilmektedir. Coğrafi Bilgi Sisteminde mimari planlar üzerinde konumlandırılan buluntular ile mekansal analiz yapılarak yapıların kullanım amaçları ortaya konabilmiştir.
Çine-Tepecik insan iskelet kalıntılarının arkeogenomik analizi
Antik DNA çalışmalarında son dönemde artış görülmektedir. Bu yeni çalışmalarla incelenen arkeolojik insan topluluklarının genetik yapıları, demografik bilgileri ve çağdaşları olan diğer arkeolojik topluluklar ile olan ilişkileri ortaya çıkarılmaktadır. Bunun yanı sıra arkeolojik ve antropolojik değerlendirmelerle belirlenmiş olan eski insan topluluklarının iç dinamikleri hakkında edinilen bilgilere de yeni çözümlemeler getirilmektedir. Bu tez çalışmasında Batı Anadolu'da yer alan Çine-Tepecik arkeolojik yerleşiminden gün ışığına çıkarılmış insan iskelet kalıntıları incelenmiştir. Çine-Tepecik, Geç Neolitik/Kalkolitik dönemden itibaren Tunç Çağına kadar kesintisiz kültür tabakalarına sahiptir, aynı zamanda yerleşmede Helenistik/Roma dönemlerine tarihlendirilen mezarlar da buunmaktadır. Bahsi geçen tabakalardan 10 birey arkeogenomik inceleme için seçilmiştir. 10 Bireyin tamamından diş örnekleri, aynı bireylerin beşinden de ayrıca pars petrosa kemikleri seçilmiştir. Bu örneklerden aDNA elde edinimi yapılarak, mitokondri kalıtsal yapısında yer alan ve anasal soy hakkında fikir veren HVRI ve HVRII bölgeleri analiz edilmiş ve bu bireylere ait haplogruplar tespit edilmiş ve bunlar yayınlanmış diğer antik topluluklara ait verilerle berbaber değerlendirilmiştir. Ek olarak bireylere ait genomik kütüphaneler oluşturulmuş tüm genom analizleri yürütülmüştür. Elde edilen tüm genom verileri, antik genom bilgileri yayınlanmış diğer arkeolojik topluluklar ile karşılaştırılarak, Çine-Tepecik insan örneklerinin eski Anadolu ve Batı Avrasya popülasyonlarındaki konumu tartışılmıştır. mtDNA analizleri ve tüm genom çalışmaları sonucunda dört örnekte haplogrup tayini yapılabilmiştir. Genom çalışmalarından elde edilen veriler ışığında 8 bireyin biyolojik cinsiyetleri belirlenmiştir. Beş bireye ait PMD (ölüm sonrası baz değişimi) grafikleri çizilmiştir. Beş bireyin dördünde otantiklik düzeyi görülmüştür. Genom sonuçlarından elde edilen PCA grafiğine ve mtDNA haplogruplarına (J1d, H2 ve R) bakıldığında Çine-Tepecik örneklerinin eski Anadolu popülasyonları ile genetik benzerlik gösterdiği görülmüştür.
Orta Mezopotamya'nın geç neolitik dönem boyalı çanak-çömlek geleneği
Bir coğrafi tanım olarak Mezopotamya, Fırat ve Dicle nehirlerinin arasındaki toprakları kapsamaktadır. Uygarlığın beşiği olarak kabul edilen Mezopotamya'nın ilk boyalı çanak-çömlek geleneği olan Hassuna, Samarra ve Halaf hakkında son yıllarda ciddi tartışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmanın coğrafi sınırını oluşturan Orta Mezopotamya'da daha çok Samarra türü çanak-çömlek yaygındır. Bölgede yürütülen çalışmalar geçen yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirilmiş olmasından dolayı son yıllarda konu yeniden ele alınmaktadır. Yüksek Lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, Orta Mezopotamya'nın Geç Neolitik dönem boyalı çanak-çömlek geleneği özelinden yola çıkarak, dönemin sosyal, kültürel yapısı hakkında eski bilgilerle günümüz yaklaşımı bir araya getirilerek bütüncül bir boyut kazandırılmak istenmiştir. Tez konusunun tarihsel dilimini oluşturan Geç Neolitik dönem üzerine yapılan araştırmalar ve kronoloji yaklaşımları ayrı başlıklar altında sunulmuştur. Samarra seramiğinin çekirdek bölgesini oluşturan Orta Mezopotamya yerleşimlerinin pişmiş toprak boyalı kapların içerik, form ve süsleme bakımından benzerlik ve farklılıkları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Yerleşimlerden elde edilen veriler bir araya getirilerek Orta Mezopotamya boyalı çanak-çömleğinin Yakın Doğu arkeolojisi içindeki yeri açıklanmak istenmiştir. Orta Mezopotamya yerleşimleri ile karşılaştırma yapabilmek adına Büyük Mezopotamya coğrafyasının farklı bölgelerinden Samarra çanak-çömleği tespit edilen üç anahtar yerleşim seçilmiştir. Böylelikle Samarra boyalı kaplarının çekirdek bölge dışında kalan yerleşimlerde oransal, teknolojik ve tipolojik verileri tez konusu çerçevesinde açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler Orta Mezopotamya, Geç Neolitik, Boyalı Çanak-Çömlek, Samarra.
Şahinefendi Köyü (Nevşehir) Geç Antik Dönem ve sonrasına ait arkeolojik kalıntılar
Doktora tez çalışmasının konusunu Şahinefendi Köyü (Nevşehir) Geç Antik Dönem ve sonrasına ait arkeolojik kalıntılar oluşturmaktadır. Şahinefendi Köyü Nevşehir ili Ürgüp ilçesi sınırları içerisindedir. Arkeolojik kalıntılar köyün hemen güneyinde, Damsa Çayı'nın kaynak noktasına yakın, köylülerce "Örencik" olarak adlandırılan mevkide bulunmaktadır. Nevşehir Arkeoloji Müzesi tarafından 2002-2005 ve 2010-2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen kazılar sonucunda ortaya çıkarılan yerleşim yerinde dini yapılar, hamam, konutlar ve mezarlar bulunmaktadır. Yerleşim yerinin ne zaman kurulduğu ve hangi dönemlerde yerleşim gördüğü, yerleşimin karakteri, lokalizasyon sorunu, yerleşim yerindeki mekanların işlevleri ve işlev değişiklikleri tezde değerlendirilmiştir. Tez çalışmasında ayrıca Roma ve Erken Bizans dönemlerinde bölgenin idari yapısı ile ilgili olarak Kapadokya'ya has bir kurum olan ve imparatorluk mülklerinin idaresini sağlayan "Comes domorum per cappadociam" ile bölgede Hıristiyanlık'ın yayılması ile ortaya çıkan khorepiskopoilik kurumları da yerleşim yeri ile ilişkilendirilerek ele alınmıştır. Arkeolojik kalıntıların saptandığı bölge Sobesos olarak adlandırılmakla birlikte, bu yerleşimin Sobesos olduğuna dair yazılı bir veri bulunmamaktadır. Şahinefendi yerleşimi yapmış olduğumuz tarihlendirmeye göre ilk evresinde M.S. 4. yüzyılda yerleşim görmüştür. İlk evreye tarihlendirdiğimiz ve I numaralı villa olarak adlandırdığımız yapı yerleşimin güneyinde bulunmaktadır. İki katlı olan yapı dönemin üst sınıf konutlarında bulunan özelliklere sahiptir. Yapı ikinci evresi ile birlikte kilise olarak kullanılmış, aynı dönemde yapının etrafında bir mezarlık alanı oluşmaya başlamıştır. Üçüncü ve son evrede ise yapının atriumuna tek nefli bir şapel inşa edilmiştir. I numaralı villanın güneyinde mezarlık şapeli olarak adlandırdığımız avlulu tek nefli bir başka şapel daha bulunmaktadır. Yerleşimde I numaralı villanın kuzeyinde II numaralı villa yer almaktadır. Günümüze avluya ve doğusundaki mekanlara ait kalıntılar ulaşmıştır. II numaralı villa ile aynı dönemde Geç Antikçağ'da yaygın olarak uygulanan sıra tipi bir hamam inşa edilmiştir. II numaralı villa ve hamam daha sonraki evrelerde çeşitli değişikliklere uğrayarak kullanılmıştır. Bu yapıların dışında yerleşimde yeni mekanların inşa edilmiş olduğu da görülmektedir. Kapadokya Bölgesi'nde Geç Antik Döneme ilişkin arkeolojik verilerin azlığı Şahinefendi yerleşimini önemli kılmaktadır. Bu nedenle yerleşim yeri bir bütün olarak ele alınarak tez kapsamında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kapadokya, Geç Antik, Bizans, Sobesos, İmparatorluk Mülkleri, Khorepiskopoi
Arkeolojik buluntular ışığında Kıbrıs'ta Pers Dönemi
Kıbrıs adası, Anadolu'da olduğu gibi yaklaşık iki yüz yıl Pers İmparatorluğu'nun egemenliğinde kalır. Persler, Kıbrıs'ta, dini, idari ve askeri nitelikte mimarlık yapıları inşa etmiştir. Kıbrıs, Pers İmparatorluğu'nun beşinci satraplığı içerisinde yer almaktaydı. Adada bu döneme ait çeşitli ziynet eşyaları, sikkeler, kaseler ve heykel gibi Pers etkili eserler tanımlanmıştır. Kıbrıs'ın, çeşitli bölgelerinde ele geçen sikke buluntuları, imparatorluk tarafından resmen tanındığını gösteren kanıtlardandır. Perslerin dini mimarlık yapılarına ilişkin Pigadhes'te yapılan inceleme sırasında, zemin üzerinde veya altına ele geçen seramikler, V. Katmanı Pers Dönemi'ne tarihlemektedir. Bu katmana ait altar, Perslerle ilişkili ateş altarıdır. Çift boynuzlu bloğa sahip Pigadhes altarı, Paphos ve Kition'daki altar/altara ilişkin bloklar ile benzerlik göstermektedir. Perslerin yönetimsel mimarisine ilişkin olarak incelenen Vouni Sarayı'nın, kazıcıları tarafından yanlış tarihlendirilmiş olabileceği göz önünde bulundurularak ele alınmıştır. Sarayın, yapım evresinin tarihi, erken dönem heykelleriyle İ.Ö. 520 veya az sonrasına, terk tarihi ise zemin üzerinde ele geçen geç dönem seramikleriyle İ.Ö. 330 civarına ait olduğu anlaşılmıştır. Vouni Sarayı'nın, Perslerin İran'daki saray yapıları ile karşılaştırması sonucunda, Darius zamanında yapılmış saraylar ile benzerliği gözlemlenmiştir. Antik yazarların aktardığı gibi, Perslerin askeri yapılanmasıyla ilişkili olarak Paphos'taki Garnizon Evi'ne yer verilmiştir. Kıbrıs'ın Pers Dönemi'ni aydınlatmak amacıyla yapılan bu çalışmada, Kıbrıs'ta yapılan bazı kazı sonuçlarının yanlış değerlendirildiği anlaşılmıştır. Modern kaynaklara göre yapılan yanlışlıklar düzeltilmeye çalışılmıştır. Perslerin Kıbrıs'taki mimari ve diğer buluntular ile birlikte antik kaynaklara dayanarak, Kıbrıs'ın Pers Dönemi'ne ilişkin boşluklar doldurulmaya çalışılmıştır. Yapılan çalışma sonucuda yeni bir kronoloji önerilmiştir.
Ayanis Kalesi'nde IX No.lu alan'da ortaya çıkarılan çanak çömlek deposunun değerlendirilmesi
"Ayanis Kalesi'nde IX No.lu Alan'da Ortaya Çıkarılan Çanak Çömlek Deposu'nun Değerlendirilmesi" başlıklı tez çalışmasının konusu Ayanis Kalesi'nde tapınak kompleksinin hemen doğusunda tespit edilen "Çanak Çömlek Deposu" dur. IX No.lu Alan olarak adlandırılan alandaki arkeolojik kazılarda, Payeli bir salon açığa çıkarılmış olup, bu salonun güney taraftaki zemin odasının tümüyle çanak çömlekle doldurulduğu tespit edilmiştir. Urartu arkeolojisinde çanak çömlek depolarının benzer örneklerine Karmir Blur ve Bastam gibi merkezlerde rastlansa da, Ayanis Kalesi'ndeki bu depo odası nitelikleri açısından hem sözü edilen yerleşimlerden hem de Ayanis sitadeli içinde yer alan diğer çanak çömlek depolarından ayrılmaktadır. Gerek Karmir Blur gerekse Ayanis'teki diğer depo odalarında dikkati çeken en belirgin özellik, çanak çömlek depolarının belli bir mal grubuna göre doldurulmuş olmalarıdır. Tez konumuzu oluşturan mekanda binlerce keramik parçası ele geçmiş olup bunların çeşitli mal gruplarından ve kap formlarından oluştuğu tespit edilmiştir. Urartu Çanak Çömleği üzerine yapılmış olan çalışmalar göz önüne alındığında, az sayıdaki istisnai yayın dışında, genellikle "Kırmızı Perdahlı Mallar" ın ağırlıklı olarak değerlendirildiği dikkati çeker. Buna karşın, tez konumuzu oluşturan çanak çömlek deposundan ele geçen keramiklerin yalnızca %1'lik kısmının söz konusu bu mal grubuna dahil olduğu anlaşılır. Dolayısıyla kapalı bir paket niteliğinde olan bu depo, Urartu çanak çömlek repertuvarının genelinin değerlendirilmesi adına büyük bir önem taşımaktadır. Tezin anlatımı sırasında öncelikle Ayanis Kalesi IX No.lu Alan'daki Çanak Çömlek Deposu'nun mimarisi, ardından bu mekanda ortaya çıkarılan buluntulara yer verilmiştir. Depo odasında ele geçen bu çanak çömlekler, mal grubu ve tipoloji ayrımı gözetilerek alt gruplara ayrılmış, paralelleri tespit edilmiş ve son olarak bu malların Urartu arkeolojisindeki yerine ve önemine değinilmiştir.
Kuşadası, Kadıkalesi/Anaia kazıları Ege kaplarından halka bant bezemeli ince kazıma Bizans seramikleri
Kadıkalesi Kazıları 2001 yılından beri Prof. Dr. Zeynep Mercangöz tarafından sürdürülmektedir. Tezimizin konusunu Ege Kaplarından Halka Bant Bezemeli İnce Kazıma Bizans Seramikleri oluşturmaktadır. Tez kapsamında 136 ağız, 173 kaide, 410 gövde parçasından oluşan 719 "İnce Kazıma" seramik parçası taranarak bunlarda bezemeleri esas alınan 152 kadarı tezin kataloğuna dahil edilmiştir. Üretim özellikleri ve motif repertuarı bakımından tamamen benzer olan örnekler çalışma kapsamı dışında bırakılmıştır. Bütün seramiklerin önce el ile daha sonra da dijital çizimleri yapılmış ve son olarak katalogları hazırlanmıştır. Bu teknik hazırlığın sonucunda elde edilen bulgular ve kaynaklardan edinilen bilgiler ışığında seramiklerin sınıflandırılması yapılmıştır. Seramik parçaları bezeme ve tekniklerine göre sınıflandırılmışlardır. Kadıkalesi ya da Anaia'da "Halka Bant Bezemeli İnce Kazıma" seramiklerinin ayırt edici özelliklerinin olup olmadığı sorularına cevap arandığı tezde konunun karşılaştırmalı bir değerlendirmesi yapılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kuşadası, Kadıkalesi/Anaia, Seramik, Orta Bizans, Ege Kapları, İnce Kazıma
Kadıkalesi/Anaia kazısında (2001-2017) 5.-13. yüzyıl Bizans Dönemi sikke buluntuları
Çalışmamızda, 2001-2017 yılları arasında Kadıkalesi/Anaia'da gerçekleştirilen çalışmalarda bulunmuş 5.-13. yüzyıllar arasına tarihlenen Bizans İmparatorluğu Dönemi sikke buluntuları sunulmaktadır. Çalışmamız sonucunda 5.-13. yüzyıllar arasına tarihlenen 194 adet Bizans İmparatorluğuna, Bulgar ve Latin İmitasyon grubuna ait sikke tespit edilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda kronolojik düzenlemeye uygun bir katalog oluşturulmuştur. Çalışmamızda, Kadıkalesi/Anaia içerisinde yer alan anıtsal kilise, sarnıç ve atölyeler olmak üzere kale surları içerisinde bulunan plankarelerde yapılan kazı çalışmalarında ele geçen Bizans İmparatorluğu sikkeleri incelenmiştir. Bu nedenle, Kadıkalesi/Anaia kazısının ilk başladığı dönemden günümüze kadar yapılan çalışmaları için ayrı bir bölüm oluşturulmuştur. Tez kapsamı içerisinde Bizans numismatiği hakkında ana hatlarıyla bilgi sunulmuş, son olarak katalogda yer alan sikkelerin istatistik bilgileri sunularak değerlendirme yapılmıştır.
Marmaray Tüp Geçit kazıları Sirkeci İstasyonu'nda ele geçen Karadeniz kökenli Amphora mühürleri (Herakleia Pontika, Sinope, Amastris ve Khersonesos)
Son yıllarda İstanbul'un çeşitli semtlerinde, özellikle ulaşım problemlerine çözüm getirmek amacıyla yapılmış, büyük çaplı inşaat projeleri, kent tarihinin arkeolojik kazılarla yeniden değerlendirilmesine olanak sağlamıştır. Bu projelerden ilki, Marmaray Tüp Geçit Projesi kapsamında yapılmış olan, arkeolojik kurtarma kazı çalışmalarıdır. Çalışmalar başlangıçta ulusal bir ulaştırma projesiyken, arkeolojik kazılardan elde edilen verilerle, hem ulusal hem de uluslararası alanda, araştırmacıların ilgi odağı haline gelmiştir. 2004-2012 yılları arasında sürdürülmüş olan çalışmaların önemli istasyonlarından biri olan, Marmaray Sirkeci İstasyonu kazıları sonucunda, Byzantion'un özellikle Hellenistik Dönem'e tarihlenen bölümüyle ilgili önemli bilgiler elde edilmiştir. Bu çalışma, antik dönemde, Karadeniz, Ege ve Akdeniz deniz ticaretinde, çok önemli bir role sahip olan Byzantion'un, Hellenistik Dönemde, Karadeniz Bölgesi'ndeki iki önemli kent ile olan ticari ilişkilerini, amphora mühürleri aracılığıyla kanıtlayan ilk çalışmadır. Anahtar Kelimeler: Byzantion, Hellenistik Dönem, Deniz Ticareti, Ticari Amphora Mühürleri, Marmaray Kurtarma Kazıları.
Aigai'deki (Aiolis) endüstriyel üretime ait taş donanımlar
Bu çalışma, Aigai (Aiolis) antik kentinde 2004 yılından itibaren yürütülen kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarında ele geçen endüstriyel üretim donanımlarıyla ilgilidir. Taş donanımlar ile sınırlı tutulan konu kapsamında, kentin akropolisini ağırlayan tepe ve eteklerindeki aşağı kent ile kuzeyindeki ovalık alanlarda yer alan buluntular incelenmiştir. Antik Çağ'daki endüstriyel üretim faaliyetlerinin arkeolojik kanıtları olarak değerlendirilen buluntular fotoğraf, çizim ve lokalizasyon bilgileri ile belgelenmiştir. Analojik karşılaştırmalar sayesinde donanımların işlevlerine yönelik tutarlı dayanak noktaları oluşturulmaya çalışılmıştır. Ayrıca, Aigai'deki kazı çalışmalarından elde edilen veriler aracılığıyla, buluntu grupları içerisindeki diyakronik gelişim süreçleri takip edilmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda, değerlendirilen donanımların Antik Çağ'daki zeytinyağı, şarap ve un üretiminde kullanıldığı saptanmıştır. Her bir endüstriyel üretim kolunun çeşitli aşamalarına ait donanımlar tespit edilmiştir. Zeytinyağı üretimine ait kırma, pres ve ayrıştırma donanımları tanımlanmıştır. Bunlar arasında trapetum, mola olearia, basit manivela pres, bocurgatlı manivela pres ve vidalı manivela pres gibi üretim donanımları veya yapılanmaları bulunmaktadır. Değerlendirme esnasında, pres yapılanmalarına ait arkeolojik kanıtların şarap üretimiyle de ilişkili olabileceği her zaman göz önünde tutulmuştur. Un üretimiyle ilişkili taş donanımlar arasındaki ezgi taşı, Olynthos değirmeni, rotatif el değirmeni ve Delos değirmeni (parçalı değirmen) gibi farklı dönemleri ve teknolojileri temsil eden birçok örnek, çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Diğer donanım grubu pila ve mortarium olarak tanımlanan farklı tiplerdeki mortarlardan oluşturmaktadır. Son grup ise yüksek ayaklı teknelerden oluşmaktadır. Son iki gruptaki donanımlar çeşitli kullanım alanlarına sahiptir. Bu yüzden, söz konusu donanımları sadece bir fonksiyonla tanımlanmak mümkün değildir.
Aigai (Aiolis) kuzey kapısı
Kent kapıları bir kentin savunma hattının hem en büyük zaafı hem de en vazgeçilmez öğesi olmuştur. Aigai Antik Kenti'nin ana kapılarından biri olan Kuzey Kapısı da tez çalışması kapsamında ele alınarak kent planlamasındaki konumu, mimarisi ve tarihlemesi üzerine incelenmiştir. Bu kapsamda savunma sistemi içerisinde kapıların konumlandırılmaları, tipolojik ve biçimsel farklılıkları, Kuzey Kapısı'nın analojik değerlendirmesi ekseninde benzer kent kapılarının varlığı araştırılmıştır. Tüm veriler sonucunda kapının kullanım evreleri, tarihlemesi ve planlaması ile stilistik özellikleri ortaya çıkarılmıştır.
Beycesultan ve Laodikeia örneklerinden hareketle kazı alanlarındaki arkeolojik koruma olgusunun değerlendirilmesi
Arkeolojik kazılarda açığa çıkarılan kalıntılar gömü ortamındaki stabil koşulların aksine açık havadaki atmosferik şartlardan hızla etkilenerek bozulmaya başlarlar. Bu noktada ortaya çıkan bozulma reaksiyonlarının tamamı suyun varlığında kendini göstermektedir. Su atmosferik gazlarla etkileşime geçtiğinde meydana gelen asit formdaki ikincil ürünler yağışlarla kalıntı yüzeylerine taşınarak kimyasal bozulmalara neden olurken, artan sıcaklığın etkisiyle suyun buharlaşması veya soğuk havada donması sonucunda ise kalıntılarda geri dönüşü mümkün olmayan fiziksel bozulmalar kendini göstermektedir. Beycesultan Höyüğü ve Laodikeia Antik Kenti'nde bunun gibi hızla gelişen bozulma mekanizmalarına karşı "Basit Koruma" veya "Önleyici Koruma" adını verdiğimiz oldukça etkili koruma çözümleri geliştirilmiştir. Ana materyal olarak kazı toprağının kullanıldığı uygulamalar sayesinde kalıntılar özellikle donma-çözünme, ıslanma-kuruma ve tuz kristalizasyonu gibi döngüsel devam eden bozulma hadiselerden etkilenmeden geçici olarak korunabilmektedir. Arkeolojik alanlarda açığa çıkarılan kompleks nitelikli yapıların kalıcı ve sürdürülebilir biçimde korunması ise daha kapsamlı bir çabayı zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Laodikeia Kilisesi örneğinde olduğu gibi anıtı oluşturan yapısal unsurların belgelenerek kayıt altına alınması ve özgün malzeme özelliklerinin ayrıntılı analizlerle ortaya koyulması oldukça önemlidir. Onarımlarda özgün yapıyla uyumlu geleneksel malzemelerin kullanılması ve yapılan uygulamaların tersinir olması gereklidir. Yıkıntı vaziyetteki mimari öğelerin ayağa kaldırılmasında anastylosis esasına bağlı kalınması ve zorunlu haller dışında yeni malzeme kullanımının tercih edilmemesi büyük önem arz etmektedir. Statik noksanlıkların tamamlanmasında çimento veya sentetik imitasyonlar yerine doğal taş uygulamalarından faydalanılmasına ve fikirsel sunum kaygısıyla gerçekleştirilen tümlemelerde ise uygulama alanının sınırlı tutulmasına özen gösterilmelidir. Çalışmalarda ayrıca anıtın tarihi kimliği ile farklı evre ve olaylara ilişkin izlere zarar verecek müdahalelerden kaçınılmalıdır. Anıt üzerinde kalıcı koruma örtüsü gibi sürdürülebilir koruma önlemlerinin alınması durumunda yalın strüktürdeki tasarımlar tercih edilerek ziyaretçilerin ve kalıntı grubunun arkeolojik sahadan soyutlanmasının önüne geçilmelidir.
Phokaia Maltepe Tümülüsü erken Hellenistik dönem seramiği
Phokaia antik kenti kazı ve araştırmaları çerçevesinde Maltepe Tümülüsü'nde 1992 ve 1994 yıllarında gerçekleştirilen kazılarda önemli sayıda erken Hellenistik döneme tarihlenen boyalı seramik ele geçmiştir. Kentin atölyelerine ait üretimler olduğu düşünülen söz konusu boyalı seramikler Batı Yamacı Seramikleri ve Basit Firnisli Seramiklerden oluşmaktadır. Söz konusu seramikler üzerinde yapılan tipolojik analizler, başta Pergamon, Ephesos ve Sardes olmak üzere, Hellenistik dönemin diğer Küçük Asya kentlerindeki yaygın form repertuarı ile yakın benzerlikler sergilemektedir. Bununla birlikte, Atina Agorası, Korinth ve Yunan adaları olmak üzere, Karadeniz ve İtalya'ya kadar bu benzerlikler takip edilmektedir. Küçük Asya tipi kantharoslar, yarı küresel kaseler, kraterler, dışa ve içe dönük ağızlı kaseler, yuvarlatılmış ve düz uzanan ağızlı tabaklar ve balık tabakları en yaygın formlardır. Bu kap formları arasında kantharoslar, yarı küresel kaseler ve kraterler üzerinde Batı Yamacı bezemesi dikkati çeker. Batı Yamacı Tekniği'nde beyaz ve pembemsi renk kullanılarak yapılan kolye motifi, zeytin yaprağı, sarmaşık veya kalp yapraklarından oluşan bezeme dizileri yoğun olarak kullanılan süslemelerdir. Çalışılan seramikler 4. yüzyıl ile 1. yüzyıla kadar bir kronoloji sergiler; ancak, yoğunluk 3. yüzyıldadır. Anahtar Sözcükler: Phokaia, Maltepe Tümülüsü, Boyalı Seramik, Erken Hellenistik Dönem
Antandros kazısı yamaç ev Roma Dönemi seramikleri
Antandros antik kentinin Geç Roma yerleşimine ait Yamaç Ev'in ortaya çıkarılması, kuruluş ve kullanım evrelerinin belirlenebilmesi adına yapılan çalışmalarda ele geçen Roma dönemine ait seramik malzeme bu tezin kapsamını oluşturmaktadır. Bu kapsamda incelenen 771 adet malzeme öncelikli olarak form gruplarına göre değerlendirilmiştir. Formlarına göre yapılan sınıflandırmada terra sigillatalar içinde İtalyan Sigillata, Doğu Sigillata A, B, C, Pergamon Sigillata grupları, Kırmızı Astarlı seramik grupları içinde Afrika Kırmızı Astarlı Seramikleri, Phokaia Kırmızı Astarlı Seramikleri, Light Colored Ware grupları belirlenmiştir. Bu gruplar dışında kandil, oinophoros, matara, pyksis, gri seramik, thin walled ware, unguentarium, servis kapları, amphoralar, pişirme kapları, lekane, situla, depolama kapları, kapaklar diğer görülen formlar arasında yer alır. Söz konusu örnekler içinde yoğun olarak görülen Küçük Asya üretimlerinin yanı sıra İtalya, Afrika, Attika ve Pontus üretimleri de tespit edilmişidir. Ayrıca, çok sayıda yerel üretim seramik tespit edilmiştir. Bu yerel üretimlerin bir kısmının dominant seramik üretimlerini taklit etmesine karşın özgün formlar da görülmektedir. Yamaç Ev Sektörü'nde ele geçen ve tez kapsamına alınan malzeme, tarihsel olarak değerlendirildiğinde, en erken örnekler İ.Ö. 2. yüzyılın sonu-İ.Ö. 1. yüzyıla ait Doğu Sigillata A örnekleri içinde yer alır. En geç örnekler ise İ.S. 7. yüzyıla ait olan Afrika ve Phokaia Kırmızı seramiklerinin geç üretimleri arasında görülür.
Kaymakçı arkeoloji projesi altın mika astarlı keramiklerin yapım tekniği
"Kaymakçı Arkeoloji Projesi (KAP) Altın Mika Astarlı Keramiklerin Yağım Tekniği" başlıklı tez çalışmasında Kaymakçı Arkeoloji Projesi kazıları sonucunda gün yüzüne çıkartılan Altın Mika Astarlı keramiklerin yapım tekniklerinin anlaşılması için Taramalı Elektron Mikroskobu ve Enerji Dağılım Spektroskopisi (SEM-EDS), Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR) ve Taşınabilir X-Işınları Floresans Tekniği (pXRF) gibi analiz yöntemleri kullanılmıştır. Ayrıca günümüzde antik dönemlerdeki teknikler ile aynı biçimde çömlek yapımına devam eden Gökeyüp Köyü'nde incelemelerde bulunulmuştur. Kimyasal ve etnografik incelemelerin dışında Altın Mika Astarlı keramikler üzerinde günümüze kadar yapılmış çalışmalar ve terminolojik sorunlar ele alınmış, kronolojik olarak Anadolu üzerinde hangi dönemlerde varlıklarının sürdüğü belirtilmiş ve son olarak Anadolu'da çağlara göre yayılım alanları tespit edilmiştir. Yapılan kimyasal analizlerin sonucunda Kaymakçı Arkeoloji Projesi (KAP) kapsamında ele geçen örneklerin üzerlerinde iki farklı mika türü Flogopit ve Muskovit'in yer aldığı tespit edilmiştir. Bu sonuç ile birlikte Altın Mika Astarlı keramiklerin yapımında belirli bir mikanın değil farklı mikaların aynı anda kullanıldığı ve elde edilen parlak yüzeyin keramiğin pişme ortamına bağlı olduğu kanıtlanmıştır. Aynı zamanda Gökeyüp Köyü'nden elde edilen bilgiler ve Biyotit mika türü ile 700, 800 ve 900ºC derecelerinde Altın Mika Astarlı keramiklerin replikaları yapılmıştır. Bir diğer sonuç ise bu tür keramiklerin ilk olarak Batı Anadolu Erken Tunç Çağı II döneminde ortaya çıktığı ve daha sonra MÖ II. binyılda Batı Anadolu üzerinde önemli bir yere sahip olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda Orta Anadolu üzerinde MÖ II. binyılda karşımıza çıkan bu tür son olarak Demir Çağı'nın ilk evresinde görüldüğü tespit edilmiştir.