Psychological symtoms
66 theses under this subject heading
İyilik Hali Yıldızı Psiko-Eğitim Programının iyilik hali ve psikolojik belirti düzeyleri üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı, araştırma kapsamında geliştirilen 10 oturumluk İyilik Hali Yıldızı Psiko-eğitim Programının (İHY-PEP) üniversite öğrencilerinin iyilik hali (genel, fiziksel, duygusal, sosyal, bilişsel ve yaşamı anlamlandırma ve hedef odaklı olma iyilik hali) ve psikolojik belirti düzeyleri üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Bu amaçla deney, plasebo ve kontrol gruplu ön-test, son-test ve izleme ölçümlü 3x3'lük deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmaya her grupta 12 öğrenci ile başlanmış olup denek kayıpları sonucunda deney grubunda 11 (6 kadın, 5 erkek), plasebo grubunda 9 (5 kadın, 4 erkek) ve kontrol grubunda 11 (5 kadın, 6 erkek) olmak üzere araştırma toplam 31 üniversite öğrencisi ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri İyilik Hali Yıldızı Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve Kişisel Bilgi Anketi aracılığıyla toplanmıştır. Ayrıca araştırmada odak grup görüşmesi ile nitel veriler de toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen nicel bulgular İHY-PEP'nin üniversite öğrencilerinin iyilik hali düzeylerini artırmada anlamlı bir etkisinin olmadığını göstermiştir. Ancak izleme ölçümlerinin ardından deney grubu öğrencilerinin altısının katılımı ile gerçekleştirilen odak grup görüşmesinden elde edilen nitel bulgular öğrencilerin duygularını tanıma, duygularını ifade etme, duygularını kontrol etme, empatik olma, arkadaşlık ilişkilerini geliştirme, zihinsel aktivitelerde bulunma, güçlü ve zayıf yönlerini fark etme, düzenli beslenme, düzenli uyuma ve düzenli spor yapma konularında yeni beceriler kazandıklarına ilişkin görüşlere sahip olduklarını göstermiştir. Bunun yanında, öğrencilerin iyilik hallerini derecelendirdikleri iyilik hali yıldızlarından elde edilen bilgiler de İHY-PEP'nin üniversite öğrencilerinin iyilik hallerinin geliştirilmesinde etkili olduğuna işaret etmiştir. Ayrıca, araştırmanın nicel bulgularına göre İHY-PEP'nin üniversite öğrencilerinin psikolojik belirti düzeylerini düşürmede etkili olduğu ve bu etkinin izleme sürecinde de devam ettiği belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: İyilik hali, Psikolojik belirtiler, Psiko-eğitim, İyilik hali yıldızı modeli.
Üniversite sınavına hazırlanan öğrencilerin ailelerinden sosyal destek algılayıp - algılamama durumlarına göre psikolojik belirtiler yönünden incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, üniversite sınavına hazırlanan, lise 3. sınıf ve dershanelere devam eden öğrencilerin ailelerinden algıladıkları sosyal destek düzeylerine, cinsiyete, sosyo ekonomik düzeye, anne baba eğitimine ve sınava giriş sayısına göre psikolojik belirtilerinin farklılaşrp farklılaşmadığım incelemektir. Araştırmanın örneklemini, Adana ili Yüreğir ve Seyhan merkez ilçelerinde bulunan Fen lisesi, Seyhan Rotary Anadolu Lisesi, Sunar Nuri Çomu Lisesi, 5 Ocak Lisesi, Borsa Lisesi, Özel Gündoğdu Lisesi, Özel Büfen Lisesi, Zirve Dershanesi, Toros Dershanesi ve Bilgefen Dershanelerinden 230 kız, 258 erkek olmak üzere toplam 488 ergen oluşturmuştur. Araştırmada veri toplamak amacıyla, "Algılanan Sosyal Destek ölçeği (ASDÖ)", "Kısa Semptom Envanter (KSE)" ve "Kişisel Bilgi Formu" kullamlmıştır. Veriler 2X2 ve 2X3 'lük Varyans analiziyle çözümlenmiş ve analiz sonuçlarında çıkan ortak etkiler Scheffe-F testiyle araştırılmış ve bulguların değerlendirilmesinde anlamlılık 0.05 olarak kabul edilmiştir. Sonuçta, aileden algılanan sosyal destek düzeyi ve cinsiyete göre kızların algıladıkları sosyal destek düzeylerinin daha düşük olduğu ve anksiyete ve depresyon belirtilerinin daha fazla olduğu bulunmuştur. Aileden algılanan sosyal destek ve sosyo ekonomik düzey etküeşimine göre sosyo ekonomik düzeyi yüksek olanların algıladıkları sosyal destek düzeylerinin daha yüksek olduğu ve sosyo ekonomik düzey yükseldikçe psikolojik belirtilerin görülme düzeyinin düştüğü bulunmuştur.
Yurtta ve ailesinin yanında kalan lise öğrencilerinin yaşam anlam ve amaçları ile ruhsal belirtileri ve psikolojik ihtiyaç durumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Araştırma yurtta ve ailesinin yanında kalan lise öğrencilerinin yaşam anlam ve amaçları ile ruhsal belirtileri ve psikolojik ihtiyaç durumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Çankırı ilindeki lise öğrencileri (N=9746), örneklemi ise, dahil edilme kriterlerini taşıyan öğrenciler oluşturmuştur (N=858). Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Kısa Semptom Envanteri (KSE), Yaşamın Anlam ve Amacı Ölçeği (HAVAÖ), Yeni Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği (YPİDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistik olarak yüzdelik, aritmetik ortalama, standart sapma, Kruskal-Wallis H testi, Mann-Whitney U, regresyon ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada, öğrencilerin yaşam anlam ve amaçları, ruhsal belirti ve psikolojik ihtiyaç puanlarının orta düzeyde olduğu, yurtta veya ailesinin yanında kalmanın bu durumları etkilemediği saptanmıştır. Sosyodemografik özelliklere göre; kadınların, sigara ve alkol kullananların, kronik bir hastalığı olan, çok çocuklu ailede yaşayan aile içi ilişkilerinde sorun yaşayan, ilgisiz, kayıtsız ve tutarsız anne baba tutum algısı olan, fiziksel bir kavgaya dahil olan öğrencilerin HAVAÖ alt boyutlarından hayatın anlamsızlığı ve amaç yoksunluğu ve KSE puanlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca, öğrencilerin KSE, HAVAÖ, YPİDÖ puanları arasındaki korelasyon analizinde önemli ilişkiler olduğu, hayatın anlam ve amacı azaldıkça, ruhsal belirti gösterme düzeylerinin ve psikolojik ihtiyaçların arttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak; çalışma lise öğrencilerinin hayatlarında önemli anlam ve amaçlarının olmasının, ruhsal sağlık durumlarını belirlemede önemli bir etken olduğunu göstermektedir. Bu bakımdan, lise öğrencilerinin ruhsal olarak koruyucu ve geliştirici sağlık uygulamalarına öncelik verilmelidir.
Üniversite öğrencilerinin bağlanma biçimleri, bilinçli farkındalık düzeyleri ve psikolojik belirtileri arasındaki ilişkiler
Bu araştırmada, bağlanma, bilinçli farkındalık ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini 452 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcıların bağlanma biçimleri, bilinçli farkındalık düzeyleri ve psikolojik belirtilerinin düzeyi ve aralarındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Bu amaçla Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri (YİYE-I), Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Ayrıca bir kişisel bilgi formu kullanılarak katılımcıların cinsiyet, yaş ve sosyo-ekonomik seviyelerine dair bilgi alınmıştır. Uygulanan analiz sonuçlarına göre; bilinçli farkındalık düzeyi ile kaygılı bağlanma biçimi, güvenli bağlanma biçimi ve rahatsızlık ciddiyeti indeksi arasında negatif, bilinçli farkındalık düzeyi ve kaçıngan bağlanma biçimi arasında ise pozitif, rahatsızlık ciddiyeti indeksi ile kaygılı bağlanma biçimi, kaçıngan bağlanma biçimi ve güvenli bağlanma biçimi arasında ise pozitif yönde bir ilişki olduğu bulunmuştur. Yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre bağlanma biçiminin, bilinçli farkındalık düzeyini yordadığı bulunmuştur. Travma ve bilinçli farkındalık düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Elde edilen bulgulara demografik değişkenler açısından bakıldığında ise; bağlanma alt-boyutlarının tümünde kadın katılımcılar ile erkek katılımcılar arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Ayrıca, yaşın farklılaşmasının kaygılı bağlama biçimi ve rahatsızlık ciddiyeti indeksi üzerinde, sosyo-ekonomik seviyenin farklılaşmasının ise rahatsızlık ciddiyeti üzerinde bir fark ortaya koyduğu bulunmuştur. Bütün sonuçlar ele alındığında, bağlanmanın ve bilinçli farkındalığın, psikolojik belirtiler ile ilişkili olduğu söylenebilir. Elde edilen bulgular literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Ergenlerin internet bağımlılık, algılanan sosyal destek, yalnızlık ve psikolojik belirti düzeyleri: Farklı yapısal modellerin denenmesi üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, ergenlerin internet bağımlılık düzeyleri, algılanan aile sosyal desteği, yalnızlık ve psikolojik belirtileri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışma Siirt ilinde farklı lise türlerine devam eden 2047 ergenin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Ölçme aracı olarak Young İnternet Bağımlılık Ölçeği Kısa Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği Kısa Formu ve Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Çalışmada verilerin çözümlenmesi betimsel istatistik analizleri, çok değişkenli normallik testleri ve yapısal eşitlik modellemesi yöntemleri kullanılarak yapılmıştır. Ayrıca modellere ilişkin dolaylı etkinin anlamlılığını test etmek için bootstrapping işlemi kullanılmıştır. Araştırmada test edilen farklı yapısal eşitlik modelleri sonrasında, psikolojik belirtilerin algılanan aile sosyal desteği ile internet bağımlılığı arasında kısmi aracı role, yalnızlık ile internet bağımlılığı arasında ise tam aracı role sahip olduğunu belirten modelin en iyi yapısal eşitlik modeli olduğu görülmüştür. Bootstrapping işlemi sonrasında da modeldeki tüm dolaylı etkilerin anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada bazı demografik değişkenlerin ergenlerin internet bağımlılığı üzerindeki etkisine de bakılmıştır. Elde edilen bulgulara göre cinsiyet değişkeni açısından erkek olmak, sosyal medya üyeliği bulunmak, algılanan akademik başarı düzeyini düşük algılamak, günlük internet kullanım süresinin yüksek olması ve internete girerken kullanılan aracın tablet olması ergenlerin internet bağımlılık düzeyleri üzerinde anlamlı etkileri olan değişkenler olarak görülmüştür.
Bilişsel gelişim düzeyi ve psikolojik belirtilerin ilişkisi
Amaç: Bu çalışmada, bilişsel gelişim düzeyi ile psikolojik belirtilerin ilişkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Araştırma 2019–2020 yıllarında öğrenim görmekte olan 18‒24 yaş arasında 388 üniversite öğrencisiyle Onay ve Bilgi Formu, Piaget Gelişimsel Görevler Envanteri (IPDT-TR), Beck Depresyon Envanteri (BDE), Kısa Semptom Envanteri (KSE), Kişilik İnanç Ölçeği Kısa Form: KIÖ-KTF ile Luebeck İşlem Öncesi Düşünceyi Kaydetme Ölçeği (LQPT) kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: IPDT-TR alt boyutlarından ilişkiler alt boyutu puanları ile KSE düşmanlık alt boyutu puanları (r=-0.13, p<0.05) arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Korunum, İlişkiler ve Kanunlar alt boyutu puanları ile KİÖ-KTF alt boyutlarıyla negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Luebeck Ölçeği puanları ile BDE puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (r=-0.61; p<0.01). Luebeck Ölçeği puanları KİÖ-KTF tüm alt boyutlarıyla negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Psikolojik belirtiler gösteren bireylerin işlem öncesi düşünce özellikleri artmaktadır. Bireylerin preoperasyonel düşünce biçimleri arttıkça belirgin kişilik özelliklerini göstermeye daha yatkın oldukları söylenebilir.
Bireylerin sahip oldukları psikolojik belirtilerin evcil hayvan sahibi olma durumlarına ve bazı değişkenlere göre incelenmesi
Bu çalışmada, bireylerin yaşadıkları psikolojik belirtilerin bir evcil hayvana sahip olup olmama durumlarına ve yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi gibi demografik özelliklere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Psikolojik belirtiler araştırmanın bağımlı değişkenini, evcil hayvana sahip olup olmama ve demografik değişkenler ise bağımsız değişkenlerini oluşturmaktadır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 337 evcil hayvanı olan ve 475 evcil hayvanı olmayan toplamda 812 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırma verileri demografik bilgi formu, Lexington evcil hayvanlara bağlanma ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizi sırasında SPPS 26.0 paket programı kullanılmış olup t-testi, ANOVA ve korelasyon analizlerinden faydalanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre psikolojik belirtiler cinsiyete, yaşa, ilişki durumuna, eğitim düzeyine ve bir evcil hayvana sahip olup olmama durumuna göre farklılaşmaktadır.
Mükemmeliyetçilik, duygu düzenleme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler
Bu araştırmada mükemmeliyetçilik, duygu düzenleme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları uygun örnekleme yöntemi ile belirlenenen 322 (%65.2) kadın ve 172(%34.8) erkek olmak üzere toplam 494 kişiden oluşmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Formu, Kısa Semptom Envanteri ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26 paket programı kullanılarak Bağımsız Gruplar t Testi, Tek Yönlü Anova, Pearson Korelasyon Analizi ve Bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda mükemmeliyetçilik ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracı rolü olduğu tespit edilmiştir. Mükemmeliyetçilik değişkeninde; medeni durum ve yaşa göre anlamlı bir farklılık tespit edilmiş fakat cinsiyet ve eğitim düzeyine göre anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Duygu düzenleme güçlüğü değişkeninde; cinsiyet, yaş, medeni durum arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiş fakat eğitim düzeyine göre anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Psikolojik belirtiler değişkeninde; cinsiyet, medeni durum, yaş, eğitim düzeyi arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Değişkenlerin birbirleri ile ilişkilerine yönelik bulgularda ise; mükemmeliyetçilik ile duygu düzenleme güçlüğü değişkenleri, mükemmeliyetçilik ile psikolojik belirtiler değişkenleri, psikolojik belirtiler ile duygu düzenleme güçlüğü değişkenleri arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar literatür ışığında tartışılarak alan uzmanları ve gelecekteki çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Ebeveynleri boşanmış ergenlerin yılmazlık, benlik saygısı, başa çıkma ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi: Yılmazlığın aracı rolü
Bu çalışmanın amacı, anne babası boşanmış ergenlerin yılmazlık, benlik saygısı, stresle başa çıkma tarzları ve psikolojik belirtiler arasındaki doğrudan ve dolaylı ilişkiyi incelemektir.Çalışmanın katılımcılarını 2012 -2013 eğitim ? öğretim yılında, Ankara, İstanbul, Zonguldak, Çanakkale ve Konya illerinde lisede öğrenim gören 9., 10., 11. ve 12. sınıflara devam eden annesi ? babası boşanmış 14- 18 yaş aralığında 138 erkek, 169 kadın toplam 307 öğrenci oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, Çocuk ve Gençlik Yılmazlık Ölçeği, Coopersmith Benlik Saygısı Envanteri, Stresle Başa Çıkma Tutumları Envanteri, Kısa Semptom Envanteri ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Çalışma grubundan toplanan veriler SPSS ve AMOS istatistik programlarıyla analiz edilmiştir. Araştırmada öne sürülen hipotezleri test etmek için varyans analizi, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu, Sobel ve Path Analizi kullanılmıştır.Bulgulara göre ebeveynleri boşanmış erkek ergenlerin kız ergenlere göre yılmazlıkları daha düşük, benlik saygıları ise daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bunun yanında, ebeveynleri boşanmış ergenlerin, ebeveyn boşanma süresi arttıkça yılmazlık ve benlik saygılarında artma olduğu bulunmuştur. Stresle başa çıkma tarzları, benlik saygısı ve psikolojik belirtiler, yılmazlıkla anlamlı düzeyde ilişkilidir. Stresle başa çıkma ve benlik saygısına daha fazla sahip olmak, ebeveynleri boşanmış ergenlerin yılmazlıklarına olumlu katkı sağlarken; yılmazlığa sahip olmak psikolojik belirtilerin azalmasına neden olmaktadır. Bu sonuçlar, ebeveynleri boşanmış ergenlerin yılmazlıklarının, psikolojik sağlıklarını korumada önemli bir faktör olduğunu ortaya koymuştur. Aynı zamanda ergenlerin başa çıkma ve benlik saygıları ile yılmazlık arasında ilişkinin ortaya konarak başa çıkmanın yılmazlıktan farklı bir kavram olduğunu göstermiştir. Sonuçlar literatür ve kuramlar açısından tartışılmış, ileride yapılacak araştırmacılara ve alan çalışanlarına önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yılmazlık, ergenler, boşanma, benlik saygısı, psikolojik belirtiler, stresle başa çıkma
Psikolojik danışman adaylarının affetme düzeyleri ile psikolojik belirtileri arasındaki ilişkide empatinin aracılık rolü
Bu araştırmanın amacı, psikolojik danışman adaylarının affetme düzeyleri ile psikolojik belirtileri arasındaki ilişkide empatinin aracılık rolünü incelemektir. Bu doğrultuda geliştirilen teorik model, yapısal eşitlik modeliyle test edilmektedir. Affetme, psikolojik belirtiler ve empati arasında ilişkinin olup olmadığı ve bu değişkenlerin katılımcıların demografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı belirlenmeye çalışılmaktadır. Çalışmanın katılımcıları 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi ve Necmettin Erbakan Üniversitesi eğitim fakültelerinde öğrenim gören rehberlik ve psikolojik danışma anabilim dalı lisans programı birinci, ikinci ve üçüncü sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Heartland Affetme Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve Temel Empati Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 21.0 ve AMOS 22.0 programları ile yapılmış, ölçeklerin güvenirlik ve geçerlik analizlerinde yapı geçerliliğini sınamak için doğrulayıcı faktör analizi ve madde analizi (madde toplam korelasyonu ve Cronbach Alpha) uygulanmıştır. Demografik verilerin sonuçları incelendiğinde; başkalarını affetme alt boyutunda, bilişsel empati, duygusal empati ve empati toplam puanlarınında cinsiyete göre; psikolojik belirtilerden somatizasyon puanlarında sınıf düzeyine göre; kendini affetme, durumu affetme ve affetme toplam puanları ile anksiyete, depresyon, olumsuz benlik algısı ve somatizasyon psikolojik belirti puanlarında psikolojik yardım alma durumuna göre; hostilite psikolojik belirti puanı ve bilişsel empati puanlarında anne öğrenim düzeyine göre; bilişsel empati ve empati toplam puanlarında kardeş sayısına göre; bilişsel empati puanlarında ailenin aylık gelirine göre; olumsuz benlik algısı ve somatizasyon belirti puanlarında yaşanılan yere göre anlamlı düzeyde farklılık olduğu belirlenmiştir. Empati ile affetme ve psikolojik belirtiler arasındaki korelasyon analizi sonuçları incelendiğinde; empati toplam puanı ile başkalarını affetme ve affetme toplam puanları arasında, bilişsel empati ile durumu affetme ve affetme toplam puanları arasında, duygusal empati ile depresyon ve başkalarını affetme arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Psikolojik belirtilerden anksiyete, depresyon, olumsuz benlik algısı, somatizasyon ve hostilite ile kendini affetme, başkalarını affetme, durumu affetme ve affetme toplam puanları arasında negatif yönde anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Ayrıca, bilişsel empati ile olumsuz benlik algısı arasında, duygusal empati ile kendini affetme arasında negatif yönde anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Araştırmanın model testine ilişkin ise, psikolojik danışman adaylarının psikolojik belirtilerinin affetme düzeyleri üzerindeki etkisinin negatif yönlü ve anlamlı olduğu; empati düzeyinin affetme üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı; psikolojik belirti düzeylerinin empati düzeyleri üzerinde anlamlı etkisinin olmadığı; affetme düzeyleri ile psikolojik belirti düzeyleri arasındaki ilişkide empati düzeylerinin aracılık etkisinin olmadığı sonuçları elde edilmiştir. Araştırmanın sonunda elde edilen bulgular alan yazını ile ilişkilendirilerek tartışılıp araştırmacılara ve alan uygulayıcılarına yönelik önerilere yer verilmektedir. Anahtar Kelimeler: Affetme, Psikolojik Belirtiler, Empati, Psikolojik Danışman Adayları.
Denizcilik sektöründe çalışan gemi adamları ve kara personelinin psikolojik belirti düzeylerinin, çalışma koşulları ile birlikte incelenmesi
Dünya deniz ticaretinin çok büyük bir kısmı denizyolu ile yapılmaktadır. Denizcilik, bünyesinde hem deniz hem de kara çalışmalarını kapsayan bir sektördür. Denizde çalışma, koşulları gereği fiziki ve psikolojik olarak yapılması zor olan mesleklerden biri olarak sayılmaktadır. Yurt içinde ve yurt dışında yapılan çalışmalarda düşük uyku kalitesi, çevresel koşullar, stresli çalışma ortamı, sık liman ziyaretleri, çalışma sürelerinin fazla olması gibi faktörlerin gemi adamlarında yorgunluğa neden olduğu belirlenmiştir. Deniz kazaları da incelendiğinde büyük bir kısmının özellikle yorgunluk, dikkatsizlik ve stres kaynaklı insan hatalarının sonucu ortaya çıktığı görülmektedir. Buda denizcilik sektöründe insan faktörünün ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada da bu kadar zorlu koşullarda çalışan gemi adamları ile yine denizcilik sektöründe karada çalışan personelin Psikolojik Belirti Tarama Listesi (SCL 90-R) kullanılarak psikolojik belirti düzeyleri ve SCL 90-R alt boyut ölçek puanları incelenmiştir. Ayrıca gemi adamlarının psikolojik belirti düzeyleri çeşitli demografik değişkenler açısından ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini 9 Şubat 2019-25 Nisan 2019 tarihleri arasında ulaşılan 292 gemi adamı ve 124 kara personeli oluşturmaktadır. Çalışmanın istatistik analizleri deniz hizmet süresi ve karada çalışma süresi 1 yıl ve üzeri olan erkek 269 gemi adamı ve 73 erkek kara personeli üzerinden yapılmıştır. Araştırma sonucu elde edilen verilerin analizi SPSS 22.0 paket programında, t test ve tek yönlü varyans analizi (one way anova) testi kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonucunda gemi adamlarının, SCL 90-R genel belirti indeksi puanı ve somatizasyon, depresyon, fobik anksiyete alt boyut puanları denizcilik sektöründe çalışan kara personeline göre daha yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Gemi adamlarının yıllık gemide geçirilen süreye göre SCL 90-R alt boyutları ve genel belirti indeks puanında anlamlı farklılıklar görülmektedir. Yılda 7-8 aylık süreyi gemide geçirenlerin obsesif kompulsif bozukluk, kişilerarası duyarlılık, depresyon, anksiyete, hostilite, paranoid düşünce, psikotizm ve genel belirti indeks puanları, 10 aydan daha fazla süreyi gemide geçirenlere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yılda 7-8 aylık süreyi gemide geçirenlerin kişilerarası duyarlılık, depresyon, paranoid düşünce, psikotizm ve genel belirti indeks puanları 6 ay ve daha az gemide kalanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Gemi adamlarının medeni durum değişkenine göre obsesif kompulsif puanlarında anlamlı bir farklılık saptanmış olup; bekar olanların evli olanlara göre obsesif kompulsif puanları daha yüksek tespit edilmiştir. Gemi adamlarının çocuk sahipliği değişkenine göre öfke ve düşmanlık ile obsesif kompulsif düşünce alt boyut puanlarına değerlendirildiğinde her iki alt boyutta da çocuk sahibi olmayanların puanları çocuk sahibi olanlara göre daha yüksektir. Gemi adamlarının gemideki pozisyon, denizde toplam hizmet süresi ve yaş değişkenlerine göre psikolojik belirti düzeylerinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.
Evlilik doyumunu açıklamaya yönelik bir model geliştirme
Bu araştırmada, evlilik doyumunu açıklayan evliliğe hazıroluş düzeyi, evlilikte özyetkinlik, psikolojik belirtiler, stresle başa çıkma tarzlarından olan aktif planlama ve gelişime açıklık, duygusal tutarsızlık, özdenetim ve yumuşak başlılık kişilik özellikleri arasındaki doğrudan ve dolaylı ilişkileri incelemeye yönelik bir model geliştirilerek test edilmiştir. Katılımcılar 1024 evli bireyden (620 kadın ve 404 erkek) oluşmaktadır. Çalışmada, evlilik uyumu ?Çift Uyum Ölçeği?, psikolojik belirtiler ?Kısa Semptom Envanteri?, kişilik özellikleri ?Beş Faktör Kişilik Envanteri Kısa Formu?, stresle başa çıkma ?Stresle Başa Çıkma Tutumları Envanteri?, özyetkinlik ?Evlilikte Özyetkinlik Ölçeği?, evliliğe hazır oluş araştırmacı tarafından geliştirilen ?Evlilikte Benzerlik Ölçeği?, ?Kök Aileyle İlişkiler Envanteri? ile birlikte ?Kişisel Bilgi Formu?nda yer alan sorularla ölçülmüştür. Sonuçlar, geliştirilen bu modelin bir bütün olarak evlilik doyumunu açıkladığını ortaya koymuştur. Bir kişilik özelliği olan özdenetim evlilik doyumunu doğrudan etkilerken, duygusal tutarsızlık ve yumuşak başlılık evlilik doyumunu doğrudan etkilemediği bulunmuştur. Evlilik doyumu ile duygusal tutarsızlık arasındaki ilişkide evlilikteki özyetkinliğin dolaylı bir etkisi olduğu bulunmuştur. Evlilik doyumu ile özdenetim arasındaki ilişkide stresle başa çıkma tarzlarından aktif planlamanın dolaylı bir etkisi vardır. Evlilik doyumu ile yumuşak başlılık arasındaki ilişkide evlilikteki özyetkinliğin dolaylı bir etkisi vardır. Evlilik doyumu ile gelişime açıklık arasındaki ilişkide evlilikteki özyetkinliğin dolaylı bir etkisi varken, evlilik doyumu ile gelişime açıklık arasındaki ilişkide aktif planlamanın dolaylı bir etkisi olmadığı bulunmuştur. Stresle başa çıkma tarzlarından olan aktif planlamanın, psikolojik belirtilerin, evliliğe hazır oluşun ve evlilikteki özyetkinliğin evlilik doyumu üzerinde doğrudan bir etkisi olduğu bulunmuştur. Evlilik doyumu ile evliliğe hazıroluş arasındaki ilişkide evlilikteki özyetkinliğin dolaylı bir etki vardır. Evlilik doyumu ile evlilikteki özyetkinlik arasındaki ilişkide aktif planlamanın dolaylı bir etkisi olduğu bulunmuştur. Evlilik doyumunu açıklamaya yönelik yapılan çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre, arkadaş onayı evlilikten sağlanan doyumu artırırken, aile onayının evlilikten sağlanan doyum üzerinde bir etkisi olmadığı bulunmuştur. İçsel baskı evlilikten sağlanan doyumu negatif yönde yordamaktadır. Evlilik yaşının artması evlilikten sağlanan doyumu etkilememektedir. Eş benzerliği ve kök aile ile ilişkiler evlilik doyumunu en fazla yordayan değişkenlerdir. Erkeklerin evlilik doyumlarının kadınlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Evlilik doyumu, Beş faktör kişilik özelliği, Psikolojik belirtiler, Evlilikte özyetkinlik, Evliliğe hazıroluş, Stresle başa çıkma
Özel ruh sağlığı merkezlerine başvurmuş bireylerde stres ile başetme becerileri ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı terapi merkezlerinde bulunan bireylerin stresle başa çıkma yöntemleri ile psikolojik belirtileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çalışma, "ilişkisel tarama modeli"ne uygun olarak düzenlenmiştir. Araştırmaya İstanbul'da terapi merkezlerinde destek alan 100 kişi dahil edilmiştir. Katılımcıların stresle başa çıkma tutumlarının belirlenmesinde Türkçe güvenirlik ve geçerlilik çalışması Ağargün vd. (2015) tarafından yapılan COPE ölçeği, psikolojik belirtilerinin belirlenmesinde Türkçe güvenirlik ve geçerlilik çalışması Şahin ve Durak (1994) tarafından yapılan Kısa Semptom Tarama Envanteri kullanılmıştır. Veri toplama araçları ile elde edilen veriler bilgisayar ortamına sayısal ifade olarak girilmiş ve bu veriler sosyal bilimler için istatistik paket programı (SPSS 25) kullanılarak istatistiksel analizleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda stresle başa çıkma tutumları ile psikolojik belirtiler arasında ilişki saptanmıştır. Yine araştırmada stresle başa çıkma tutumları ile psikolojik belirtilerin demografik değişkenlere göre anlamlı farklılaştığı görülmüştür.
Psikolojik belirtiler ve erken dönem uyum bozucu şemalar arasındaki ilişki: Üstbiliş ve duygu düzenlemenin rolü
Yetişkinlik döneminde açığa çıkan psikolojik belirtiler farklı faktörler bağlamında gelişmekte ve sürdürülmektedir. Erken dönem uyumsuz şemaların, olumsuz duygu düzenleme stratejilerinin ve üstbilişlerdeki bozulmaların psikolojik belirtilerin gelişmesi ve sürdürülmesinde etkili faktörler olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, erken dönem uyumsuz şema alanları ile psikolojik belirtiler arasında duygu düzenleme güçlüğü ve üstbilişin aracı rolünü incelemektir. Çalışmanın örneklemi 18-65 yaş arası, 248 kadın, 168 erkek olmak üzere toplam 416 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmadaki değişkenleri ölçmek amacıyla katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği-Kısa Form 3, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Üstbilişler Ölçeği-30 ve Belirti tarama listesi uygulandı. Yapılan analizlerde tüm değişkenler arasında yüksek düzeyde, pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu hem şema alanlarının hem de üstbiliş ve duygu düzenleme güçlüğünün psikolojik belirtileri yordadığı gözlendi. Kopukluk, zedelenmiş sınırlar, diğeri yönelimlilik, zedelenmiş otonomi ve yüksek standartlar şema alanları ile depresyon, anksiyete ve obsesif kompulsif belirtileri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü ve üstbilişin kısmi aracılık etkisi bulundu. Yüksek standartlar şema alanı ile somatizasyon ve fobik anksiyete ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğü ve üstbilişin tam aracılık etkisi olduğu; somatizasyon ve fobik anksiyete ile kopukluk, zedelenmiş sınırlar, diğeri yönelimlilik ve zedelenmiş otonomi şema alanları arasında duygu düzenleme güçlüğü ve üstbilişin kısmi aracılık etkisi olduğu saptandı. Çalışmanın sonuçları ve sınırlılıkları ilgili literatür bağlamında tartışıldı.
Algılanan stres ve psikolojik belirtilerin bireyin beden duyumlarıyla ilişkisinin yordanmasına yönelik bir çalışma
Bu araştırmanın amacı algılanan stres ile psikolojik belirtileri yordamak ve beraberinde eşlik eden beden duyumlarını araştırmak amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklemi 18-65 yaş arası yetişkinlerden oluşmaktadır. Katılımcıların 267'si kadın (%68.50) ve 123'ü (%31.50) erkek olup toplam 390 kişidir. Çalışmada Demografik Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ), SCL90-R Ölçeği ve Beden Duyumları Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır. Ölçümlerden elde edilen düzeylerin demografik değişkenlere göre farkının incelenmesi için iki gruplu demografik değişkenler için bağımsız örneklem t-testi ikiden fazla gruplu demografik değişkenler için ise tek yönlü Anova analizi yapılmıştır. Bağımsız değişkenin/değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etki düzeyinin incelenmesi için doğrusal/çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Ölçeklerden elde edilen puanların ile kategorik değişkenlerin kategori grupları arasındaki farklılıkların anlamlılığındaysa değişkenlere göre farkının incelenmesi için iki gruplu değişkenler için bağımsız örneklem t-testi ikiden fazla gruplu değişkenler için ise tek yönlü Anova analizi yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara ulaşmak için SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Bu araştırmada algılanan stres ve psikolojik belirtilerin bireyin beden duyumlarıyla arasındaki ilişkinin öngörülebildiği sonucuna ulaşılmıştır. Algılanan stresin artması, psikolojik belirtilerin görülmesine ve beden duyumlarının hissedilmesinde olumlu olarak etkide bulunmaktadır. Mevcut çalışma literatüre bireylerin günlük işlevsellikleri etkilenebileceği düşünüldüğü için gerekli stratejilerin geliştirilmesi açısından önemli katkı sağlayabileceği düşünülmektedir ve diğer araştırmacılar için yeni çalışma alanları ve hipotezler oluşturulmasına olanak sağlayabilir.
İnfertil kadınlarda evlilik uyumu ile stresle başa çıkma tarzları, psikolojik belirtiler ve umutsuzluk arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmada infertil kadınlarda evlilik uyumu ile kadınların infertiliteye bağlı yaşadıkları stres düzeyleri, psikolojik belirtiler ve umutsuzluk arasındaki ilişkilerin kapsamlı bir şekilde belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma, Dicle Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Kadın Doğum Ünitesi'nde yapılmış, çalışmanın verileri gerekli izinlerin alınmasını takiben 2019-2020 eğitim öğretim yılı içerisinde toplanmıştır. Araştırmanın evreni ise, belirtilen merkezlerde tedavi gören infertil kadınlardan oluşmaktadır. Araştırmaya alınma kriterlerine uygun olan 18 yaş üstü, psikiyatrik tanı almamış, 194 infertil kadın araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında "Demografik Bilgi Formu", "Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ)", "Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ)", "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ)" ve "Kısa Semptom Envanteri (KSE)" kullanılmıştır. Araştırmaya katılan infertil kadınların vermiş oldukları cevaplar neticesinde; infertil kadınların demografik özellikleri ile evlilik uyumu, stresle başa çıkma durumları, psikolojik belirtiler ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki farklılık incelediğinde, genel olarak, kadınların eğitim durumları ve ailenin aylık toplam gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Diğer taraftan sigara/alkol kullanan kadınların stresle başa çıkma durumları ve psikolojik belirtiler algıları, herhangi bir madde kullanmayan kadınların algılarından yüksek bulunmuştur. İnfertil kadınlarda evlilik uyumu, stresle başa çıkma durumları, psikolojik belirtiler ve umutsuzluk düzeylerinin birbiriyle ilişkisi incelenmiş, umutsuzluk düzeyleri ile stresle başa çıkma durumları arasında ters ve düşük bir ilişki bulunurken, umutsuzluk düzeyleri ile psikolojik belirtiler ve çift uyumları arasında ters ve orta derecede bir ilişki tespit edilmiştir. Stresle başa çıkma durumları ile psikolojik belirtiler arasında doğru ve orta dereceli bir ilişki tespit edilirken, stresle başa çıkma durumları ile çift uyumları arasında anlamlı düzeyde bir ilişki bulunmamıştır. İnfertil kadınların psikolojik belirtiler ile çift uyumları arasında doğru ve orta dereceli bir ilişki tespit edilmiştir. Son olarak infertil kadınlarda çift uyumunun, umutsuzluk düzeyleri, stresle başa çıkma durumları ve infertiliteye bağlı olarak gösterdikleri psikolojik belirtiler üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş, umutsuzluk, stresle başa çıkma durumları ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişki güçlendikçe çift uyumunun da artış göstereceği ortaya çıkmıştır.
Yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü ile duygusal yeme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler
Bu çalışmanın amacı, yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemi 18-65 yaşları arasında olan, İzmir'de yaşayan, 212 kadın (% 54,4) ve 178 erkek (% 45,6) 390 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Hollanda Yeme Davranışları Anketi (HYDA) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler değişkenlerinin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Değişkenler arası ilişkiler, Pearson korelasyon analizi ile test edilmiştir. Psikolojik belirtiler ve duygusal yemeyi yordayan değişkenleri belirlemek amacıyla hiyerarş̧ik regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçları erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler değişkenlerinin ilişkili olduğunu göstermiştir. Cinsiyet açısından kopukluk, yüksek standartlar ve diğeri yönelimlilik şema alt boyutlarında, farkındalık ve hedefler duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarında, duygusal yeme puan ortalamalarında ve psikolojik belirtiler anksiyete alt boyutu puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Hiyerarşik regresyon analizi sonucunda; zedelenmiş otonomi, kopukluk, zedelenmiş sınırlar, diğeri yönemlilik ve yüksek standartlar ve açıklık, stratejiler ve dürtü alt boyutlarının psikolojik belirtileri anlamlı olarak yordadığı bulunmuştur. Yapılan diğer bir hiyerarşik regresyon analizinde; zedelenmiş otonomi, zedelenmiş sınırlar, yüksek standartlar ve kabul etmeme ve hedefler dürtü alt boyutlarının duygusal yeme davranışının anlamlı yordayıcıları oldukları görülmüştür. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış, sonuçlar ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Duygusal Yeme, Dışsal Yeme, Kısıtlayıcı Yeme, Psikolojik Belirtiler
Ergenlerde internet bağımlılığının algılanan ebeveyn kabul/reddi, duygu düzenleme ve psikolojik belirtiler bağlamında incelenmesi
Bu çalışmanın amacı internet bağımlılığı ile ebeveyn kabul/ reddi, duygu düzenleme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi 464 (231 kız / 243 erkek) lise öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırma modeli olarak çalışmada, çok faktörlü yordayıcı korelasyonel araştırma ve nedensel karşılaştırmalı araştırma modelleri kullanılmıştır. Araştırmada Demografik Bilgi Formu, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği, Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, betimsel istatistik yöntemleri, bağımsız örneklemler t-testi, Pearson korelasyon analizi ve hiyerarşik çoklu regresyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, kız katılımcıların erkek katılımcılara göre anksiyete, olumsuz benlik, somatizasyon, depresyon, hostilite ve içsel işlevsel olmayan duygu düzenleme ile dışsal işlevsel duygu düzenleme düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Erkek katılımcıların kız katılımcılara göre ise daha yüksek baba reddine sahip olduğu görülmüştür. İnternet bağımlılığı düzeyi ile depresyon, anksiyete, olumsuz benlik, somatizasyon, hostilite, içsel işlevsel olmayan duygu düzenleme, dışsal işlevsel duygu düzenleme, dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme, baba reddi ve anne reddi arasında pozitif bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anksiyete, olumsuz benlik, hostilite, içsel ve dışsal işlevsel olmayan duygu düzenlemenin internet bağımlılığının yordayıcıları arasında olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar ilgili alanyazın ışığı altında tartışılmaya çalışılmış ve psikoloji uygulamaları kapsamında önerilerde bulunulmuştur.
İn vitro fertilizasyon tedavisi gören kadınlarda psikolojik belirtiler, bağlanma ve yılmazlık düzeylerinin tedavi sonuçlarıyla ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada IVF tedavisi gören kadınlarda psikolojik belirtiler, bağlanma ve yılmazlık düzeylerinin tedavi sonuçlarıyla ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmaya Şubat 2017- Ağustos 2017 tarihleri arasında, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Yardımla Üreme Teknikleri Merkezi'ne IVF tedavisi için başvuran kadınlar arasından amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen 88 kadın dâhil edilmiştir. Katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Kısa Semptom Envanteri, Fertilite Sorunu Envanteri, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri ve Yetişkin Yılmazlık Ölçeği uygulanmış, bu ölçeklerden elde edilen verilerin IVF tedavi sonucuyla arasındaki ilişkiler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızdan elde edilen bulgulara göre; anksiyete, depresyon ve somatizasyon puan ortalamaları IVF tedavi sonucuna göre farklılık göstermemiştir (p>0.05). İnfertiliteye İlişkin Global Stres puan ortalamaları IVF tedavi sonucuna göre farklılık göstermemiştir (p>0.05). Fertilite Sorunu Envanteri'nin Çocuksuz Yaşamı Ret alt boyut puan ortalamaları IVF tedavi sonucuna göre farklılık göstermiştir (p<0.05). YYÖ toplam puanı ortalamaları, YİYE kaygı ve YİYE kaçınma puan ortalamaları IVF tedavi sonucuna göre farklılık göstermemiştir (p>0.05). Yaptığımız çalışmadan IVF tedavi başarısının psikolojik etkenlerle pek ilişkili olmadığı sonucu çıkmaktadır.
Dans aktivitesi ile ruhsal belirtiler ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, dans aktivitesi ile ruhsal belirtiler ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaçla dans eden, dans etmeyen yalnızca spor yapan bireyler ve her iki aktiviteyi yapmayan bireyler üzerinde araştırma yapılmıştır. Araştırma modeli olarak betimsel ve ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi 18-55 yaş arası dans eden ve etmeyen 352 bireyden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri SF-36 yaşam kalitesi değerlendirme anketi, Psikolojik Belirti Tarama Listesi (SCL-90-R), Sosyodemografik Veri Formu ile toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25 kullanılarak Pearson korelasyon testi, bağımsız gruplar Student t test ve ANOVA testleri ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda katılımcıların spor yapma ve dans etmeleri arasında ölçek puanları bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır. Hem dans eden hem spor yapan kişilerin Ruhsal Sağlık düzeyleri ve yaşam kalitesi en yüksek iken dans etmeyen ve spor yapmayan kişilerin en düşüktür. Bulgular literatür desteğiyle tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin kullandıkları savunma mekanizmaları ile bilinçli farkındalık ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin kullandıkları savunma mekanizmaları ile bilinçli farkındalık ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Ayrıca savunma mekanizmaları ile bilinçli farkındalık ve psikolojik belirtilerin katılımcıların demografik özelliklerine göre nasıl farklılaştığı incelenmiştir. Araştırmanın örneklem in grubunda uygun örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen toplam 468 katılımcı yer almaktadır. Araştırmada genel tarama modelleri kapsamında bulunan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada, Sosyodemografik Bilgi Formu, Savunma Biçimleri Testi, Bilinçli Farkındalık Ölçeği ve SCL 90-R kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulguların analiz edilmesinde Bağımsız Örneklem t-Testi, ANOVA, Korelasyon Analizi ve Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bilinçli Farkındalık Ölçeği puanları ile Savunma Biçimleri Testi Nevrotik Savunmalar ve İmmatür Savunmalar puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Savunma Biçimleri Testi Nevrotik savunmalar ve İmmatür savunmalar alt boyut puanlarının SCL 90 -R Ölçeği tüm alt boyutları ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki içerisinde olduğu belirlenmiştir. Matür savunmalar alt boyutu ile Kişilerarası Duyarlılık, Depresyon, Kaygı, Fobik Anksiyete, Psikotizm alt boyutları ve GSI puanlarının anlamlı bir ilişki içerisinde olduğu belirlenmiştir. Bilinçli Farkındalık Ölçeği puanları ile SCL 90 -R Ölçeği Somatizasyon, Obsesif Kompulsif, Kişilerarası Duyarlılık, Depresyon, Kaygı, Öfke ve Düsmanlık, Fobik Anksiyete, Paranoid Düşünce, Psikotizm, Ek Skala alt boyutları ve GSI puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir.
Psikotik ve nevrotik bozukluğu olan hastaların bakım verenlerinde bakım veren yükü ve psikolojik semptomların karşılaştırılması
Psikotik ve nevrotik bozukluklar, bireylerin ruh sağlığını etkileyen önemli iki alandır. Bu bozuklukların teşhis ve tedavisi uzun sürebilir ve bu durum, bu bireylere bakım sağlayan kişiler üzerinde bir yüke neden olabilir. Bu araştırmada, psikotik ve nevrotik bozukluğu olan hastaların bakım verenlerinde bakım veren yükü ve psikolojik semptomlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmada İstanbul'da bir psikiyatristin muayenehanesine başvuran 104 psikotik ve 104 nevrotik bozukluklu hastanın primer bakım verenine Kısa Semptom Envanteri ve Bakım Verme Yükü ölçekleri uygulanmıştır. Araştırma sonucunda psikotik ve nevrotik hastalara bakım veren bireylerin demografik özelliklerine göre bakım yükleri ile psikolojik semptomları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Nevrotik hastaya bakım verenlerde psikolojik semptomların görülme oranının, psikotik hastaya bakım verenlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p=0,001). Bakım veren yükü bakımından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Her iki grupta da bakım veren yükü ile psikolojik semptomlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0,05).
Dislektik bireylerin ebeveynlerinde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve psikiyatrik belirtiler
Bu çalışmaya disleksi tanısı alan ve almayan bireylerin anne babalarından oluşan toplam yüz kişi katılmıştır. Her iki grup da ellişer kişiden oluşmuştur. Katılımcılar İzmir ilinde yaşamaktadırlar. Çalışmanın amacı dislektik bireylerin anne babalarındaki psikolojik belirtileri ve dikkat eksikliği hiperaktivite belirtilerini araştırmaktır. Psikolojik belirtiler SCL-90 R Ruhsal Belirti Tarama Ölçeği ile incelenmiştir. Somatizasyon, obsesyon-kompulsiyon, depresyon, anksiyete, hostilite, psikoz, fobik kaygı belirtileri, paranoid düşünceler ve kişilerarası duyarlık alt ölçeklerdir. Yetişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperktivite Ölçeği (Turgay,1995) ile dikkat eksikliği hiperaktivite belirtileri araştırılmıştır. Dikkat eksikliği, hiperaktivite, dürtüsellik ve dikkat eksikliği hiperaktiviteyle ilişkili özellikler alt ölçeklerdir. Araştırma betimsel bir çalışmadır. Tıp fakülteleri ya da eğitim araştırma hastanelerinde " Disleksi " tanısı konan çocukların anne babalarından istekli olanlar katılmıştır. Rastgele yöntemle seçilmişlerdir. SCL 90-R bir özbildirim ölçeğidir ve katılımcılar kendileri yanıtlamışlardır. ADHD ölçeği ise görüşme ile tarafımdan doldurulmuştur. Herhangi bir psikiyatrik tanısı olan bireyler çalışmaya dahil edilmemişlerdir. Kontrol grubunda ise disleksi tanısı almamış çocukların anne babaları yer almıştır. Veriler IBM SPSS Statistics 20.0 programı ile çözümlenmiştir. Güvenirlik analizi, frekans analizi, Mann Whitney U testleri kullanılmıştır. Somatizasyon belirtileri, obsesif kompulsif belirtiler, depresyon, anksiyete, hostilite, fobik kaygı, paranoid düşünceler, dürtüsellik, aşırı hareketlilik belirtileri, dikkat eksikliği/dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuyla ilişkili özellikler açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılaşma saptanmamıştır. Kişilerarası duyarlık, psikotik belirtiler, dikkat eksikliği belirtileri alanlarında dislektik bireylerin ebeveynlerinin daha yüksek puan aldığı görülmüştür. Bu araştırmanın sonuçlarına göre disleksi ile psikotik belirtiler, kişilerarası duyarlık ve dikkat eksikliği arasında bir ilişki olup olmadığına yönelik ileri araştırılmaların yapılması tavsiye edilmektedir.
Vajinismus tedavisi sonrasında kadınların psikiyatrik belirtileri, cinselliğe bakışları ve evlilik doyumlarındaki değişimin incelenmesi
Vajinismus gelişmekte olan ülkelerde sık rastlanan bir cinsel sorundur. Ülkemizde vajinismusa ilişkin çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu çalışmada, vajinismus hastalığı olan evli kadınların tedavi süreçlerinin sonrasında, tedavi öncesindeki psikiyatrik belirtileri, cinselliğe bakışları ve evlilik doyumlarındaki değişikliklerin saptanması amaçlanmıştır. Bu çalışmada, İstanbul ili sınırları içerisinde yaşayan rastgele seçim yöntemi ile belirlenen tedaviye yeni başlayan 23 vajinismus hastası kadınla çalışıldı. Cinsel Terapi süreci başlamadan önce, Kişisel Bilgi Formu, SCL-90-R, Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (FSFI), Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği (Kadın Formu), Evlilik Uyum Ölçeği uygulanan hastalara tedavi tamamlandıktan sonra aynı ölçekler tekrar uygulandı. Daha sonra tedavi öncesinde ve sonrasında uygulanan ölçekler karşılaştırıldı ve sonuçlar % 95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. SCL-90-R toplam puanlarına göre, hastaların tedavi öncesi somatizasyon, obsesif kompulsif, kişilerarası duyarlılık, depresyon, anksiyete, hostilite, fobik anksiyete, paranoid düşünceler, psikotizm belirtilerindeki düşüşün anlamlı olduğu (p<0,05) ve KCİÖ ve GRCDÖ toplam puanlarına göre, hastaların tedavi öncesi cinsel istek, uyarılma, tatmin, ağrı, sıklık, iletişim, doyum, vajinismus, orgazm bozukluğu ve cinsel doyum alt ölçeklerinin tedavi sonrası puanlarında meydana gelen artışın anlamlı olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Vajinismus cinsel işlev bozukluğu olmasının yanı sıra ruh sağlığının birçok bileşeniyle bağlantılıdır. Psikolojik belirtilerin varlığının vajinismus tedavisinde önemli olmasının yanı sıra, vajinismus tanısı alanların yaşadıkları cinsel sorunlar tedavinin uygun bir şekilde ilerleyebilmesi için dikkate alınmalıdır. Vajinismus tanısı alanların kendi cinsel bilgilerini yetersiz buldukları saptanmıştır. Bu sebeple vajinismus tedavisinde cinsel bilgi ve eğitim verilmesinin önemli olacağı düşünülmektedir. Cinsel mitlere yönelik müdahele yapılmasının ve cinsel mitlere inanışların uygun şekilde değiştirilmesinin gerektiği diğer önemli bir sonuçtur. Vajinismus tanısı almış hastaların tedavi sonrası evlilik doyumlarında herhangi bir değişikliğe rastlanılmamış olmasına karşın, psikolojik belirtilerinde düşüş aynı zamanda cinsel işlev ve cinsel doyumlarında artış görülmesi, tedavinin gerekli ve başarılı olduğunu göstermektedir.