Radiation effects
66 theses under this subject heading
SRAM tabanlı cihazlarda 2-boyutlu EG-LDPC kodlarından yararlanılarak uzay'ın radyasyon ortamından kaynaklanan geçici hatalara karşı koruma sağlanması
Bu tez çalışmasında uzay sistemleri elektronik donanımlarında yer alan SRAM tabanlı belleklerde uzayın radyasyon ortamı nedeniyle görülebilecek geçici hatalara karşı korunma sağlayan yeni yöntemler önerilmektedir. Öncelikle hataların SRAM bellek yongaları ve SRAM tabanlı FPGA'ler üzerindeki etkilerini, hata özellik ve yapılarını gösterilecektir. Daha sonra hata özellikleri göz önünde bulundurularak hata etkilerini düzeltecek etkin yöntemler sunulacaktır. Önerilen çözüm, EG-LDPC kodları temel alınarak 2-boyutlu bir kod yapısı oluşturulması ve verinin kodlanarak SRAM belleklerde saklanmasıdır. Bahsi geçen 2-boyutlu kod yapıları sayesinde SRAM belleklerde saklanan veri veya FPGA yapılandırma belleğinin içeriklerinde görülen hataların etkileri ortadan kaldırılmıştır. Benzer amaçla kullanılan kod yapılarıyla karşılaştırıldığında; bu çalışmada önerilen kod yapısının daha yüksek hata tespit ve düzeltme kapasitesine sahip olduğu görülmüştür. Aynı zamanda, elde edilen kod çözücüler, EG-LDPC kodlarının donanımla gerçeklenmeye çok uygun olması nedeniyle düşük gecikmeye sahiptir ve daha az karmaşıktır.
Akciğer kanseri ve sol meme radyoterapisinde kardiyak altyapı marjlarının oluşturulması ve tedavi planı optimizasyonu
Torasik ışınlamalarda koroner arterler (CA) istemsiz olarak radyasyona maruz kalır ve akabinde kardiyovasküler toksisiteler oluşabilir. Bunu önlemek için CA'nın güvenlik marjları (SM)'nı doğru bir şekilde oluşturmanın ve aldıkları dozları belirlemenin önemi son yıllarda anlaşılmıştır. Bu nedenle çalışmanın ilk kısmında; kanser olmayan hastalardan alınan elektrokardiyografi kapılı intravenöz kontrastlı bilgisayarlı tomografi (CT) çekilerek oluşturulan kardiyak CT'ler üzerinden, CA (sol koroner arter; LCA, sol anterior desendan arter; LAD, sirkumfleks arter; Cx, sağ koroner arter; RCA) bölümlere ayrılarak, çapları ve yer değiştirmeleri (d) ölçülmek suretiyle SM elde edilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında ise; hesaplanan bu SM kullanılarak önceden tedavileri yapılmış olan akciğer kanseri (LC) ve sol meme kanseri (LBC) hastalarının tedavi planlarına, LAD'ın konturu eklenerek optimizasyon (Op)'a dahil edilmesi sonucunda ortaya çıkan yeni tedavi planları (NTP), standart tedavi planları (STP) ile karşılaştırılmıştır. LCA, LAD1 ve RCA2'nın maksimum d radyal, Cx2 ve LAD2'nin maksimum d kranyokaudal yönde olurken, diğer kısımlarda bir genelleme yapılamamıştır. SM (mm), sagittal, transversal ve vertikal eksenlerde; nefes tutturularak oluşturulan planlama CT'lerde, LAD1 (üst bölüm) 10, 6, 4; LAD2 (orta bölüm) 2, 2, 5; LAD3 (alt bölüm) 4, 8, 6; internal hedef hacimli veya serbest nefeste oluşturulan planlama CT'lerde, LAD1 9, 5, 4; LAD2 2, 1, 4; LAD3 3, 7, 5 olarak bulunmuştur. NTP'de; hedeflerin ve diğer kritik organların aldıkları dozlarda anlamlı bir fark gözlenemezken, LC vakalarında; LAD V15 Gy, kalp ortalama doz, LBC vakalarında LAD V15 Gy, kalp V25 Gy, kalp V10 Gy anlamlı bir şekilde düşmüştür. Dolayısıyla, LAD'ın SM verilerek Op'a dahil edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bilgisayarlı tomografide kullanılan iterative rekonstrüksiyon yazılımlarının önemi 'paranasal sinüs BT ile waters grafilerinin doz/rezolüsyon karşılaştırılması
Radyasyon terimi madde ve enerjinin uzayda yayılmasını betimlemek için kullanılmaktadır. Radyasyon dokunun çok küçük yapı taşlarına kadar etki eder. İnsanda görülen radyasyon hasarı, atomik seviyede olan etkilere bağlı moleküler yapısının bozulmasından kaynaklanmaktadır. Diagnostikte kullanılan cihazların yaymış olduğu x-ışınlarının biyolojik etkilerini görüntü kalitesini bozmadan en aza indirmek için çalışmalar yapılmaktadır. Radyasyona maruz kalmanın azaltılmasını ve görüntü kalitesinin optimize edilmesini sağlamak için BT ile ilgili radyasyon dozları izlenmeli ve kontrol edilmelidir. Bilgisayarlı tomografi, tanısal görüntülemede doz miktarını azaltmak ve çözünürlüğü arttırmak için bazı yazılımlar gerektirir. 'SAFİRE' (Sinogram Onaylı Yinelemeli Yeniden Yapılandırma) bu yazılımlardan biridir. Sinyal/gürültü oranını artırarak daha düşük radyasyon dozunda daha iyi görüntü kalitesi sağlayan bir yöntemdir. Ancak, bu parametre son nesil cihazlarda kullanılır ve farklı şirketlerin farklı sürümlerinde bulunur. Bu yazılım, çözünürlük endişesi olmadan düşük dozlarda en iyi görüntülemeye dayanmaktadır.Yapılan çalışmalar sayesinde konvansiyonel görüntüleme yöntemleri yerini 3-boyutlu görüntüleme yöntemlerine bırakmaktadır. Bu tez kapsamında paranasal sinüs tomografisi ve Water's grafinin doz ölçümleri yapılmıştır. Belirlenen protokoller kullanılarak elde edilen sinüs dozları ve görüntü üzerindeki gürültü miktarları ile hastanenin kullandığı standart protokoller sonucunda elde edilen sinüs dozları ile elde edilen kesitler üzerinden hesaplanan gürültü miktarları karşılaştırılmıştır.
Sezyum-137'nin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin toksikolojik açıdan değerlendirilmesi
Sezyumun radyoaktif bir izotopu olan sezyum-137, beta ve gama ışıması yapan, yarılanma ömrü 30 yıl olan bir elementtir. Özellikle nükleer silah denemeleri ve nükleer enerji santrallerde meydana gelen sızıntılar veya kazalar sonrasında çevreye yayılarak besin zincirine katılması söz konusu olan bu elementin insan sağlığı üzerine etkilerinin saptanması önem taşımaktadır. Ancak literatür verileri, sezyum-137'nin insan sağlığı üzerindeki etkileri konusundaki bilgilerin yeterli düzeyde olmadığını göstermekte, dünyada söz sahibi yetkili kurumların da bu elemente maruziyetin riskleri konusunda çelişkili açıklamalar yaptığı anlaşılmaktadır. Türkiye'ye yakın ülkelerde bulunan nükleer enerji santrallerinin eski teknolojiye dayalı özellikler taşıması ve ülkemizde kurulma çalışmaları başlatılan bir nükleer enerji santralinin bulunması, sezyum-137'ye maruziyet riski konusunda daha fazla bilgi sahibi olunması gerektiğini düşündürmektedir. Diğer taraftan sezyum-137'ye daha farklı maruziyet kaynakları da bulunmaktadır. Konu hakkındaki bilgi açıkları dikkate alındığında, bu tez çalışması kapsamında, sezyum-137'nin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin, mevcut bilimsel çalışmaların incelenmesi ile toksikolojik açıdan değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ulusal ve uluslararası güncel kaynakların kapsamlı olarak değerlendirilmesi sonucunda hazırlanan bu çalışma ile söz konusu radyoaktif elementin insan sağlığı üzerindeki etkileri, tedavi yaklaşımları ve korunma yolları konusunda kapsamlı bir başvuru kaynağının oluşturulması düşünülmüştür.
İş sağlığı ve güvenlı̇ğı̇ algılarının radyasyona maruz kalma sıklığı kapsamında değerlendı̇rı̇lmesı̇ (Bazı özel sektör çalışanlarına yönelik uygulama)
Dünya'da ve Türkiye'de iş kazaları ve meslek hastalıkları önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Özellikle insan yaşamını doğrudan ilgilendiren inşaat sektörü, diğer kurumlara göre daha çok riskli ve titizlikle çalışılması gereken önemli bir sektördür. Hizmet sektörü çalışanları işveren ve diğer taşeron firma yetkilileri tarafından bazen zorla ağır işlerde çalışmaya maruz bırakılmaktadır. Sektör çalışanlarının ağır ve sağlıksız bir şekilde zor işlere maruz kalmamaları için kurumların gerekli olan güvenlik önlemlerini almaları zorunluluk arz etmektedir. İş sağlığı ve güvenliği yönetmenliklerle hukuki açıdan uluslararası standartlara yükseltilmiş ve hukuki bakımdan bu gelişmenin pratik hayata yansıtılması tam olarak bu zamana kadar gerçekleştirilememiştir. Bu durum diğer tüm çalışanları etkilediği gibi hizmet sektörü çalışanlarını da olumsuz etkilemektedir. Özellikle hizmet sektörü çalışanları arasında, iş kazası oranının yüksek olduğu ve kaza sonucu gerçekleşen ölümlerin olduğu görülmekle birlikte, bu sektör iş yeri ve meslek hastalıklarının çok görüldüğü bir sektör olarak dikkat çekmektedir. Özellikle radyasyona maruz kalan saha çalışanlarının ve işverenlerin sağlık bilinci ve bu konudaki bilgisinin (radyasyon) yeterince olmaması sadece o işyerinde çalışanları değil, toplumun tamamının sağlığını olumsuz etkileme ihtimaline yol açabilecektir. Bu çalışmada farklı sektörlerde çalışanların işe giriş/periyodik muayene formları, Kişisel Verilerin Korunması kanunu gereği çalışanların izinleri alınarak incelenmiş ve özellikle radyolojik analizler kısmı göz önüne alınarak özel sektör çalışanlarının radyasyona maruz kalma sıklıkları ve iş sağlığı ve güveliği bilinci incelenmesi planlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümde, iş sağlığı ve güvenliğinde genel kavramlar (Sağlık, hastalık, vs.) verilmiştir. İkinci bölümde tarafların hak ve yükümlülükleri ve yükümlülüklerini yerine getirmeyen işçi veya işverenin karşılaşabileceği hukuki yaptırımlar başlıklı konulara ayrıntılı bir şekilde değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümü radyasyon ve radyoaktivite konularını kapsamaktadır. Çalışmanın dördüncü bölümü; araştırmanın sorunsalı, amacı, araştırma yöntemi, bulgular, sonuç ve önerilerden oluşmaktadır.
Radyoterapiye bağlı ikincil kanser riskini azaltmak amacıyla karşı memeyi alan dışında bıracak sütyen ve zırh tasarımı
Bu çalışmada radyoterapi sırasında diğer memeyi hedef memeden uzaklaştıracak bir sütyen ile karşı memenin alabileceği dozu azaltacak birkaç farklı tasarımda zırh üretilmiştir. MCNP6 ile 2 MeV tek yönlü (10 cm x 10 cm) foton kaynağı kullanılarak 10 cm uzağına konumlandırılan baryum borat, sepyolit, boraks, bakır, serrobend, kurşun ve su için simülasyonlar yapılmıştır. Yarı değer (YDK)(2.74 cm) ve onda bir kalınlık (OBK) (7.34 cm) değerleri ile maliyet, ulaşılabilirlik, şekil verilebilirlik, erime sıcaklığı göz önünde bulundurulduğunda en iyi soğurucu malzemenin serrobend olduğuna karar verilmiştir. Zırhın etkinliğini incelemek için oluşturulan 30 cm x 30 cm'lik RW3 katı fantoma yönlendirilen 15 cm x 15 cm'lik 2 MeV enerjili foton demeti ile fantom yüzeyinde zırhsız ve 5 mm kalınlığında serrobend zırhlı simülasyonları yapılıp yüzde derin doz (YDD) ve yatay doz profilleri karşılaştırılmıştır. Monte Carlo simülasyonlarında, zırhın 2 ve 5 cm derinliklerde %10-15 oranında doz azalttığı bulunmuşken yüzeyde ise build-up etkisinden dolayı %15 oranında doz arttırmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında ise bir sütyen ile bir zırh üretilmiştir. Sütyenin etkisinin incelenebilmesi için Alderson Rando Fantoma yerleştirilen silikon memelerin üzerinde sütyenli ve sütyensiz olarak çekilen BT görüntüleri ile RayStation VMAT tekniği ile sol meme ve periferik lenfatiklere 2 Gy fraksiyone dozdan toplam 50 Gy olacak şekilde planlama yapılmıştır. Sütyen ile yapılan planlamada karşı meme ortalama dozu sütyensiz planlamaya göre ortalama 20 cGy azalmıştır. Üretilen zırhların etkinliğini ölçmek için katı su fantomunun 0, 2, 5 cm derinliklerine (alanın üst kenarı, alanın ortası ve alanın alt kenarında olmak üzere) gafkromik filmler yerleştirilerek 6 MV, 15x15 cm2 foton demeti ile zırhsız, 5 mm'lik zırhlı ve 7 mm'lik zırhlı ölçümler yapılmıştır. Katı fantom ölçümlerinde 5 mm ve 7 mm'lik zırhlar, alan içi dozu sırasıyla 2 cm ve 5 cm derinlikte yaklaşık olarak 200-220 cGy, 200 cGy, alan dışı dozu hedef alandan uzaklaştıkça 50 cGy'den 10 cGy'e kadar azaltmaktadır. Alderson Rando fantomda sağ ve sol memenin mediali, meme uçları, lateral kısımlarına gafkromik filmler yerleştirilip sütyensiz-zırhsız, sadece sütyenli (zırhsız) ve sağ memeye sütyen ile 5 mm'lik zırh yerleştirilerek ölçümler yapılmıştır. Sadece sütyen kullanıldığında ve sütyen ile zırh beraber kullanıldığında sırasıyla medialdeki film dozları, sadece sütyen ile ortalama 30 cGy (maksimum 70 cGy), sütyen+zırh ile 95 cGy; meme ucu dozları sütyen ile 5 cGy (maksimum 10 cGy), sütyen+zırh ile 35 cGy (maksimum 55 cGy); lateral film dozları sütyen ile ortalama 18 cGy (maksimum 25 cGy) sütyen+zırh ile 25 cGy (maksimum 30 cGy) azalmıştır. Alderson Rando fantom ölçümlerine göre karşı memeye gelen alan dışı doz sadece sütyen ile maksimum 70 cGy, sütyen ile zırh beraber kullanıldığında ise maksimum 95 cGy kadar azalmaktadır.
Yüksek enerjili elektronlara ait dozların teknik rapor serisi 398 kalibrasyon protokolüne göre paralel plan ve silindirik iyon odaları ile karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; TRS 398 kalibrasyon protokolüne göre yüksek enerjili elektronların doz kalibrasyonunda kullanılan paralel plan ve silindirik iyon odalarının enerjiye ve kullanılan iyon odası tipine göre doza etkisinin incelenmesidir. TRS 398 doz kalibrasyon protokolünde 10 MeV ve üzeri elektron enerjilerinde silindirik veya paralel plan iyon odası, 10 Mev altındaki enerjilerde ise paralel plan iyon odasının kullanılması önerilmektedir. Çalışmamızda Lineer hızlandırıcı cihazında bulunan 4, 6, 9, 12 ve 15 MeV enerjiye sahip 5 farklı elektron enerjisi kullanılmış ve bu elektron enerjileri için kalibrasyon işlemleri yapılmıştır. Doz kalibrasyon işlemlerine başlamadan öncelikle cihazın tüm mekanik kontrolleri yapılmış, ardından su fantomu yardımıyla dozimetrik kontrolleri de yapıldıktan sonra ölçümlere başlanmıştır. TRS 398 doz kalibrasyon protokolüne göre referans koşullarda her bir elektron enerjisi için ayrı ayrı su fantomu taramaları paralel plan iyon odası ile yapılıp hesaplamada kullanılacak yüzde derin doz eğrileri elde edilmiştir. Daha sonra protokolde yer alan düzeltme faktörlerinin hesabı için kullanılmak üzere verilerin alınması için silindirik ve paralel plan iyon odaları ile ışınlamalar yapılıp gerekli okuma değerleri alınmıştır. Ardından silindirik iyon odası yardımıyla paralel plan iyon odasına, en yüksek enerjiye sahip elektron için çapraz kalibrasyon yapılıp, paralel plan iyon odasına ait kalibrasyon faktörü hesaplanmıştır. Bu veri ve elde edilen diğer veriler yardımıyla hem paralel plan hem de silindirik iyon odası için her enerji değerindeki elektron için suda absorbe doz verileri hesaplanmıştır. Son olarak da bu hesaplanan dozlar arasındaki farklılıklar değerlendirilmiştir. Yapılan bu çalışmada elektronların kalibrasyonlarında kullanılan silindirik ve paralel plan iyon odaları ile yapılan ölçümlerdeki doz farkının silindirik iyon odası için 4 MeV için %-2.61, 6 MeV için %-0.90, 9 MeV için %-0.40, 12 MeV için %-0.15 ve 15 MeV için %0 olduğu saptanmış ve yüksek enerjiye sahip elektronlarda bu farkın az, buna karşın düşük enerjiye sahip elektronlarda ise bu farkın daha fazla olduğu görülmüştür. Çalışmamızda yüksek enerjili elektronlarda yapılan dozimetrik ölçümlerde TRS 398 numaralı protokolünde önerdiği gibi kalibrasyon işlemlerinde 10 MeV ve üstü elektron enerjileri için silindirik veya paralel plan iyon odasının kullanımın, 10 MeV altı enerjiye sahip elektronlar için ise paralel plan iyon odasının kullanımın uygun olduğu teyit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doz Kalibrasyon; TRS 398; Çapraz Kalibrasyon; Silindirik-Paralel Plan İyon Odası
Meme kanserinde PKİ-402'nin PI3K/AKT/mtor yolağı ve radyo duyarlılık üzerindeki etkilerinin araştırılması
Meme kanseri kompleks kanser türü olup, dünya üzerinde kadınlarda görülme sıklığına göre birinci, kansere bağlı ölümler arasında ikinci sıradadır. Meme kanseri klinik özelliklerine, eksprese edilen tümör markerlarına ve histolojik tipine göre alt tiplere ayrılan heterojen bir hastalıktır. Duktal ve lobular karsinomalar en yaygın histolojik tiplerini oluşturmaktadır. Her alt tipin farklı prognozu ve tedaviye yanıtı vardır. Meme kanserinin oluşumunda birçok risk faktörü tanımlanmıştır. Mutasyonlar meme kanseri oluşumunda önemli rol oynamaktadır. PI3K/Akt/mTOR yolağının mutasyonlara bağlı anormal aktivasyonu meme kanserinde sık gözlenmektedir. Bu yolağın inhibisyonunun meme kanseri gelişimini önlemeye yardımcı olduğu yapılan çalışmalarda bildirilmiştir. Meme kanserlerinin tedavisinde cerrahi müdahale, kemoterapi ve radyoterapi uygulamaları sonucu başarı elde edilmekle birlikte genellikle tedavilere karşı direnç gelişimi ya da nüks görülmektedir. Kök hücreler terapi direnci ve nüksten sorumlu olan, kanser kitlesini yeniden oluşturma potansiyeline sahip hücrelerdir. Bu nedenle güncel araştırmalar tümör kitlesini oluşturan hücrelerin yanısıra kanser kök hücrelerinin de elimine edilmesini sağlayacak mekanizmaların aydınlatılmasına odaklanmıştır. Bu doğrultuda tez kapsamında, PI3K/Akt/mTOR inhibitörü PKI-402'nin farklı meme kanseri alt tiplerindeki ve meme kanseri kök hücrelerindeki sitotoksik, apoptotik etkinliği normal hücrelerle kıyaslanarak araştırılmıştır. Bu amaçla Sitoksisite, Apoptoz, -H2AX deneyi, Klonojenik sağkalım deneyi ve Fosforilasyon deneyi gerçekleştirilmiştir. Çalışmalar sonucunda, 48.saatte MCF-7 hücre hattında 109 nM, MDA-MB-231 hücre hattında 2.44 µM, BCSC hücre hattı için 5.941 µM ve MCF-10A hücre hattı için 142 nM IC50 dozuyla bu hücreler için PKI-402 sitotoksik bulunmuştur. İleri deneylere bu dozlarla devam edilmiş ve bu IC50 dozunun radyasyonla kombine edildiğinde MCF-7, BCSC ve MCF-10A hücre hatlarında apoptozu indüklediği, MDA-MB-231 hücre hattında apoptotik etki göstermediği bulunmuştur. -H2AX deneyi sonucunda ise MCF-7, MDA-MB -231 hücre hatlarında kontrole kıyasta ve gruplar arasında (İyonize radyasyon (IR) ve PKI-402+ İyonize radyasyon (IR)) anlamlı çift kırık yüzdesi gözlemlenmiştir. MCF-10A ve BCSC hücre hatlarındaki çift kırık yüzdesi ise anlamlı olarak değerlendirilmemiştir. Uygulamalardan sonraki sağ kalım kapasitesi klonojenik analizle değerlendirilmiştir. MCF-7 ve BCSC hücre hatlarında sağkalım yüzdesinde IR ve PKI-402+IR grupları arasında ve kontrole kıyasta anlamlı bir değişim gözlemlenmiştir. Fosforilasyon deneyi sonucunda, MCF-7, MDA-MB-231 ve BCSC hücre hatlarında PI3K/Akt/mTOR yolağının baskılanmasının göstergesi olan önemli 16 proteinden bazılarının baskılandığı gözlemlenirken, normal meme epiteli hücre hattı MCF-10A'da sadece 4E-BP1 (Thr37/46) fosforillenmesinin baskılandığı gözlemlenmiştir. Tüm bu sonuçlara dayanarak, PKI-402'nin Radyasyona duyarlılığı arttırdığını düşünmekle birlikte, ileri deneylerde bunun teyit edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Meme Kanseri, PI3K/Akt/mTOR yolağı, PKI-402, Radyo Duyarlılık
Küçük alanlarda farklı foton enerjilerine ait output faktörlerinin çeşitli dedektörler kullanılarak karşılaştırılması
Yoğunluk ayarlı radyoterapi ve stereotaktik tedavi teknikleri gibi gelişmiş radyoterapi uygulamalarında sıklıkla kullanılan küçük radyasyon alanları, genel olarak 4 cm × 4 cm'den küçük boyutlu alanlar olarak kabul edilir. Küçük alanların dozimetrisi; lateral elektronik denge kaybı, dik doz değişimleri ve hacim ortalama etkisi gibi nedenlerden dolayı büyük alanlarınkine göre daha hassas ve karmaşıktır. Bunlardan lateral elektronik denge kaybı ve dik doz değişimleri ışınla ilgili problemlerdir; hacim ortalama etkisi ise dedektörle ilgilidir. Bu çalışmanın amacı, klinikte mevcut bazı dedektörler kullanılarak küçük alanlarda output ölçümleri için bu dedektörlerden hangilerinin daha uygun olduğunu belirlemektir. Çalışmada TLD ve farklı hacimlerde beş adet iyon odası kullanılmış olup, referans derinlikte (d=10 cm) ve farklı alan boyutları için 6 MV ve 18 MV foton enerjilerinde output ölçümleri alınmıştır. Bu ölçümlerden elde edilen veriler 10 cm × 10 cm referans alan boyutunun output değerine normalize edilerek output faktörü (OF) değerleri bulunmuştur. Output faktörlerinin istatistiksel analizi SPSS programında, Friedman testi uygulanarak yapılmıştır. Her iki enerji için dedektörleri 6'lı ve 4'lü gruplar halinde karşılaştırdığımızda çok küçük ve konvansiyonel küçük alanların OF değerleri arasında anlamlı farkın olduğu saptanmıştır. Büyük alanlarda (≥4×4 cm2) dedektörlere ait OF değerlerinin standart sapması 6 MV için %3'ten küçük, 18 MV için de %2'den küçüktür. Alan boyutu küçüldükçe (<4×4 cm2) dedektörlerin OF değerleri arasındaki fark giderek artmaktadır. Özellikle çok küçük alanlarda (≤1,5×1,5 cm2) standart sapmalar 6 MV için %10'a, 18 MV için %9'a kadar artmıştır. Mini dedektörler (CC01 ve CC04) mikro dedektörlere (TLD) göre daha büyük hacimli olmasına rağmen hava eşdeğeri yoğunlukta duvar materyaline sahip oldukları için çok küçük alanlardaki OF değerleri her iki enerjide de daha büyüktür. Böylece küçük alan OF ölçümleri için kullanılacak en ideal dedektörün "en küçük hacimli" dedektör olduğunun söylenemeyeceği ve dedektör seçiminde dedektörlerin etkin ölçüm hacminin yanı sıra yapı materyalinin özelliklerinin de göz önünde bulundurulmasının gerekli olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Radyasyon Dedektörleri; Küçük Alan Dozimetrisi; Output Faktörü
Meme kanseri nedeni ile radyoterapi uygulanan olgularda radyasyona bağlı radyolojik akciğer değişikliklerinin tanımlanması, klinik ve dozimetrik faktörler ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Amaç Meme kanseri nedeni ile radyoterapi (RT) uygulanan olgularda akciğerde oluşan radyasyona bağlı değişikliklerin detaylıca tanımlanarak radyasyon pnömonisi/fibrozisi (RP/F) açısından derecelendirilmesi ve bu bulguların klinik ve tedavi özellikleri ile ilişkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda 2005-2013 yılları arasında meme kanseri nedeni ile RT uygulanan 76 olgu retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Onkolojik tedavileri tamamlandıktan sonra rutin takibe alınan olgular radyasyon pnömonisi (RP) açısından sorgulanmış ve takip döneminde elde olunan toraks bilgisayarlı tomografi (BT)'leri radyasyona bağlı radyolojik akciğer değişiklikleri açısından detaylıca incelenmiştir. Yetmiş altı olguya ait toplam 116 toraks BT'si mediasten penceresinde 350/50 Hounsfiel Unit (HU), parankim penceresinde ise 1200/-600, 800/-800, 1800/-600 HU'ları ile değerlendirilmiştir. Toraks BT'ler detaylıca buzlu cam, septal kalınlaşma, konsolidasyon/yamasal opasite değişikliği/alveoler infiltrasyon, subplevral hava kisti, hava bronkogramı, parankimal bant, traksiyon bronşiektazisi, plevral/subplevral kalınlaşma ve volüm kaybı bulguları açısından incelenmiştir. Radyolojik RP/F meme kanseri tanılı olgularda kullanılabilir bir sistem olan Nishioka sınıflama sistemine göre derecelendirilmiştir. Derece 0, RT alanında anlamlı değişiklik olmaması; Derece 1, RT alanında plevral kalınlaşma; Derece 2, RT alanının <%50'sinde pulmoner değişiklikler (plak benzeri, heterojen dansite gibi) ve Derece 3, RT alanının >%50'sinde pulmoner değişiklikler olarak sınıflandırılmıştır. İstatistiksel değerlendirmede tanımlayıcı analizler ve bağıntı analizleri IBM SPSS 22.0 programı ile yapılmış ve bağıntı analizleri için Spearman testi kullanılmıştır. Bağıntı katsayısı (rs) -1 ile +1 arasında olup p<0,05 istatistiksel anlamlı değer olarak kabul edilmiştir. Bulgular Ortanca yaşı 53 olan olguların %70'ine modifiye radikal mastektomi operasyonu uygulanmış, %58'i invaziv duktal karsinom histolojisinde, %93'ü evre II-III'dür. RT, tüm olgularda meme/göğüs duvarı ve bölgesel lenfatiklere uygulanmıştır. Ortanca takip süresi 49 ay olan olguların hiçbirinde oksijen veya steroid gerektiren klinik RP gözlenmemiştir. Toraks BT değerlendirmelerinde, tüm zaman aralıklarında en sık görülen radyolojik bulgu buzlu cam olup bunu plevral/subplevral kalınlaşma ve septal kalınlaşma takip etmektedir. Tek değişkenli analizde; RT sonrası 1-6 aylık dönemdeki toraks BT değerlendirmelerinde 53 yaşından büyük veya aromataz inhibitörü kullanan olgularda Nishioka RP/F derecesinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (rs=0,42 ve rs=0,663; p=0,012 ve p=0,000). Doz volüm histogram (DVH) parametreleri ipsilateral akciğere ait olup akciğerdeki radyolojik radyasyon hasarıyla arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; V5 için >%30 (rs=0,73 ve p=0,000) ve >%44 (rs=0,49 ve p=0,025); V20 için >%15 (rs=0,56 ve p=0,01), >%20 (rs=0,64 ve p=0,002), >%30 (rs=0,51 ve p=0,02) ve >%33 (rs=0,48 ve p=0,02); V40 için >%24 (rs=0,51 ve p=0,02) ve ortalama akciğer dozu (OAD) içinse >16 Gy (rs=0,51 ve p=0,02) olması ile 13-18 ay takip dönemindeki toraks BT Nishioka RP/F derecelerinin doğru orantılı olarak arttığı gözlenmiştir. Benzer olarak V5 için >%30 (rs=0,37 ve p=0,037) ve V20 için >%15 (rs=0,39 ve p=0,028) olması durumunda 18 ay sonrası takip dönemindeki toraks BT'lerinde Nishioka RP/F derecesi daha yüksek bulunmuştur. Sonuç Çalışmamızda 1-6 aylık takip dönemindeki değerlendirmelerde; klinik faktörlerden ileri yaş veya aromataz inhibitörü kullanımının Nishioka RP/F şiddetini arttırdığı saptanmıştır. DVH parametrelerinde ise; takip toraks BT incelemelerinde 13-18 aylık dönem için V5, V20, V40 ve OAD, 18 ay sonrası takip dönemi için ise V5 ve V20 değerleri Nishioka RP/F derecesiyle ilişkili bulunmuştur. Klinik pratikte kullandığımız bu DVH parametrelerinin geç dönemde (>12 ay) oluşan radyolojik akciğer hasarında yol gösterici oldukları saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Radyoterapi; radyasyon pnömonisi/fibrozisi; Nishioka sınıflama sistemi
Tüm beyin radyoterapisi alan hastaların vmat tekniği ile hipokampus korumalı ve korumasız olarak yeniden planlanarak doz volüm dağılımlarının karşılaştırılması
Amaç Tüm beyin radyoterapisi endikasyonu olan hastalarda hipokampus korunarak yapılan VMAT tedavi planlarının, hedef organ ve riskli organ dozları açısından uygulanabilir olup olmadığının araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı' nda Ocak - Mart 2017 tarihleri aralığında çeşitli tanılarla kranyal RT uygulanan 10 olgu çalışmamız için incelenmiştir. Hastaların kranyal simülasyon BT'leri kullanılarak, hipokampus korumalı ve hipokampus korumasız olarak 2 farklı tedavi tekniği ile tüm beyin radyoterapisi planı yapılmıştır. Hastaların simülasyon BT'leri MR'ları ile füzyon edilmiştir. Tüm beyin hedef hacim olarak; sağ ve sol optik sinir, kiazma, sağ ve sol lens, sağ ve sol orbita ve hipokampus riskli organlar olarak konturlanmıştır. Hipokampus konturlaması T1 ağırlıklı kontrastlı MR sekanslarında ''Hippocampal Contouring: A Contouring Atlas for RTOG 0933'' rehberliğinde yapılmıştır. Hipokampus'e 5 mm marj verilerek ''Hippocampal Avoidance Zone'' (HA zone) oluşturulmuştur. Hipokampus korumasız TBRT planından farklı olarak, HK TBRT planında, hedef beyin hacmi, tüm beyin hacminden HA zone hacmi çıkarılarak hesaplanmıştır HK TBRT planı için "Volumetric modulated Ark Therapy (VMAT)" tekniği, hipokampus koruması olmayan TBRT için karşılıklı 2 yan saha konformal teknik kullanılmıştır. Her iki yöntemde de 10 x 3 Gy (30 Gy) RT dozu hedef beyin hacmine planlanmıştır. Hedef ve orbita ve lens dışı kritik organlar için, RTOG 0933 çalışmasının hipokampus korumalı TBRT için belirlediği kabul edilebilir doz sınırlamaları, orbita ve lens dozları için ise RTOG 0615 ve RTOG 0539 çalışmaları kriter olarak alınmıştır. Ayrıca homojenite indeks (HI) de her iki planlama da hesaplanmıştır. Ölçümler sonucunda elde edilen verilerin analizi SPSS 18.0 istatistik programı kullanılarak paired sample t test signed rank testi kullanılarak yapılmıştır. İstatistiksel değerlendirmede p< 0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular Hem hipokampus korumalı hem hipokampus korumasız yapılan TBRT planlarının verileri incelendiğinde, sağ ve sol optik sinir, kiazma, sağ ve sol orbita dozlarının kritik doz sınırlarını aşmadığı görülmüştür. Lens dozları ise HK TBRT' de ortalama 8 Gy ile sınırlamanın biraz üstündedir. Hipokampus korumasız planda lens ve kiazma dozları HK TBRT planına göre anlamlı olarak düşükken, orbita dozları için bu durum HK TBRT planı lehinedir (p<0.01). Hipokampus korumalı planda hesaplanan ortalama hipokampus Dmaks ve Dmin dozları, 14.2 Gy ve 8.7 Gy olarak bulunmuştur ve sırasıyla hedefimiz olan 17 Gy ve 10 Gy' in altındadır. Hipokampus Dort ise 10.4 Gy bulunmuştur. Hipokampus BEDgeç etki ve EQD2 dozları, korumasız plana göre %80 azaltılmıştır. Hipokampus koruması yapılmayan planda ortalama homojenite indeksi (HI) 0,08; hipokampus korumalı planda ise 0,21 olarak hesaplanmıştır. Fark hipokampus korumasız plan lehine anlamlı bulunmuştur (p<0.01). PTV Beyin D2%, D98% ve V30Gy, hipokampus korumasız planda anlamlı olarak daha iyi olmakla birlikte, V30Gy dışındaki hedef hacim doz parametreleri HK TBRT ile sağlanabilmiştir. Ortalama hipokampus hacmi 3.1 cm3' tür. Sonuç Çalışmamızda, hipokampus dozlarımızın, hipokampus korumalı TBRT için kabul edilen doz parametrelerini sağladığı görülmüştür. Bunun yanında lens dışında kritik organ doz hedeflerimizin hepsine sadık kalınmış, hedef hacim doz ve homojenitesinden büyük ölçüde ödün verilmemiştir. Sonuç olarak mevcut durumda, HK TBRT' nin günlük pratikte uygulanabilirliği teyit edilmiştir.
İyonize edici radyasyonun neden olduğu nöral hücre hasarının bağışıklık yanıtı ile onarılması
Radyoterapi (RT) birçok kanser tipinin tedavisinde kullanılmakla beraber, kanser odağı dışındaki sağlıklı dokular üzerinde de etkisini göstermektedir. Öğrenme, hafıza gibi çeşitli bilişsel fonksiyonlar ile yakından ilişkili olan hipokampus (HP), radyasyondan olumsuz yönde etkilenmektedir. HP'te bulunan kök hücrelerin ve farklılaşmış hücrelerin radyasyon maruziyetine bağlı oluşan hasara nasıl cevaplar meydana getirdiği ve bu cevapların hangi faktörlerle işlediği araştırılmaya açık bir konudur. Bu çalışmanın amacı, fare HP'sinden elde edilmiş HT22 hücrelerini kullanarak RT'nin etkisini in-vitro ortamda farklı açılardan göstermek ve ardından radyasyonun olumsuz etkilerini immün yanıt yaklaşımı ile (makrofaj hücre hattı olan RAW264.7 medyumunda bulunan parakrin etkilerle) onarmaktır. Bu çalışmayla, iyonize edici radyasyonun 2 Gy ve 8 Gy uygulanan gruplarda hücre kaybına, kalıcı morfolojik değişikliklere, antiinflamatuar yanıtta etkili olan genlerden Nrf2 ve Grn ekspresyonlarında artışa neden olduğu gösterilmiştir. Canlı kalan hücre koloni sayısı, gerçek zamanlı hücre analizi ve apoptoz sonuçlarına göre, fare makrofaj-koşullandırılmış medyumu ile bu etkiyi in-vitro ortamda onarabilme potansiyeli olan en etkili grup (tedavi grubu), radyasyondan önce 24 saat koşullandırılmış medyum uygulanıp radyasyondan 24 saat sonra koşullandırılmış medyum uygulanan grup olarak tayin edilmiştir. Bu grup seçildikten sonra immunoterapi yaklaşımı içeren tedavi grubunun radyasyona karşı 48. ve 72. saatlerde oluşturduğu biyolojik yanıtlar değerlendirilmiştir. Tedavi grubunun 8 Gy'lik radyasyon hasarına bağlı olarak canlı kalan hücre koloni sayısında ve apoptoz oranında azalmaya yol açtığı tespit edilmiştir. Bu tez kapsamında, radyasyonun HT22 hücreleri üzerindeki etkisi ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiş, immünoterapi yaklaşımlarının radyasyon hasarına karşı koruyucu olabileceği yönünde umut vaat edici ön sonuçlar elde edilmiştir. Daha sonraki çalışmalarda, nöral hücreler üzerindeki bu etki, in-vivo ortamlarda test edilerek koşullandırılmış medyumun potansiyel koruyucu ve/veya onarıcı etkisi biyolojik sistemler üzerinde de test edilebilir.
Radyasyonlu alanlarda görevli sağlık çalışanlarının termal konfor şartlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma hastane binasında radyasyon yayan cihazların bulunduğu radyasyon onkolojisi, nükleer tıp ve radyoloji kliniklerinde çalışan sağlık görevlilerinin termal konfor şartlarının iş sağlığı ve güvenliği yönünden değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda Trabzon ilinde bulunan üç hastanenin kliniklerinde sıcak ve soğuk iklimlendirme dönemlerinde objektif ve subjektif ölçümler yapıldı. Termal konfor parametreleri olan iç ortam sıcaklık, bağıl nem, ortalama radyan sıcaklık, hava akış hızını belirlemek için akredite kuruluş tarafından termal konfor cihazı ile ölçüm yapıldı. Termal konfor şartlarını değerlendirmesinde Fanger'in geliştirdiği 7 noktalı termal duyum skalası, PMV ve PPD indeks metodunu kullandık. ASHRAE 55-2010 ve TS EN İSO 7730-2005 bölgesel termal konfor kriterlerine göre analitik değerlendirme ve yorumu yapıldı. Sağlık görevlilerine (doktor, hemşire, sağlık fizikçisi, teknisyen) demografik, mesai, termal duyum ölçek sorularından oluşan termal konfor anketi uygulanmıştır. Saha çalışmamızda objektif ve subjektif ölçümler eş zamanlı olarak yapıldı. Fiziksel ölçümler ve subjektif verilerin ortalama değerleri literatür ile karşılaştırılmıştır. Analizler SPSS istatistik 26 versiyonu ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sağlık görevlilerinin algıladıkları termal konfor (AMV) ile ölçülen termal konfor (PMV) arasında farklılık olduğunu, sağlık görevlilerinin termal değişikliklerine karşı farklı stratejilerinin olduğunu, termal konfor algısının görev çeşidine, kişisel özelliklere göre değiştiğini göstermiştir.
Üç boyutlu konformal radyoterapide conformıty ındex (CI), homogeneıty ındex (HI) ve qualıty of coverage (QC) parametrelerinin hesaplanması ve hesaplanan değerlerin karşılaştırılması
Bu çalışmada; Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı' nda Akciğer CA, Mide CA, Rektum CA ve beyin tümörü tanısı konmuş toplam yüz yirmi hastada 3BKRT tekniği kullanılarak yapılan tedavi planlarının ve tedavi kalitesinin, RTOG ile ICRU tarafından önerilen tedavi protokollerine uygun olup olmadığı araştırılmıştır. Hastaya ait BT görüntüleri DICOM aracılığı ile Varian Eclipse tedavi planlama sistemine aktarılmıştır. 3BKRT tekniğinde kanser türlerine göre PTV' ye farklı fraksiyon dozları ile toplamda farklı dozlar verilmiştir. Çalışmamızda 120 adet 3BKRT planı incelenmiş olup referans izodoz hacmi, target volüm, PTV içerisinde saptanan maksimum doz miktarı, PTV içerisinde saptanan minimum doz miktarı, referans izodoz miktarı, PTV' nin %2'sinin, %50'sinin ve %98' inin aldığı doz miktarları hesaplanmış, DVH' ler incelenmiştir. Çalışılan hastanede tüm CI, HI ve üç hastalık grubuna ait QC değerleri RTOG ile uyum içerisindedir. ICRU83' e göre hesaplanan tüm HI değerleri de protokole uygundur. Fakat beyin tümörüne ait ortalama QC değeri protokole aykırı olarak hesaplanmıştır. Çalışılan klinikte bu hesaplamalar verilen hastalık grupları için bir standart oluşturmuş, şu anki şartlarda bu değerlerin altına ortalama olarak inilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. İncelenen kanser türlerinin cinsiyetlere göre dağılımı yapılmış olup, yaş ortalamaları dikkate alınarak; cinsiyet ve yaşa bağlı bir istatistik elde edilmiştir.
Monte Carlo simülasyon metodu ile erişkinlerde organların soğurduğu dozların belirlenmesi
İyonlaştırıcı radyasyon 1900'lü yıllardan beri tıbbi uygulamalarda bir tanı ve tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. İyonize radyasyonun tıbbi görüntülemelerde birçok avantaj sağlamasının yanı sıra sağlıklı doku ve organlara enerji aktararak birtakım zararlar vermektedir. Bu çalışmada Monte Carlo Simülasyon metodu kullanılarak medikal X-ışını görüntüleme muayenelerinde organların soğurduğu radyasyon dozlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Doku ve organların soğurduğu dozların belirlenmesinde MASH ve FASH vücut modellerini temel alarak hesaplamalar yapan Caldose X ve matematiksel hermafrodit vücut modeli temel alarak hesaplamalar yapan PCXMC yazılımları kullanılmıştır. Standart radyografi prosedürleri olarak cranium, toraks, abdomen, pelvis ve toraks+lumbar tetkikleri belirlenmiştir. Belirlenen prosedürler doğrultusunda 176 cm boyunda 73 kg ağırlığında yetişkin erkek ve 163 cm boyunda 60 kg ağırlığında yetişkin kadın bireyler için toplamda 148 farklı parametre üzerinden simülasyonlar gerçekleştirilmiştir. Simülasyonlar sonucu doku ve organlara ait soğurulan doz, etkin doz miktarları ve risk değerlendirmeleri her bir simülasyon için ayrı ayrı hesaplanmıştır. Doku ve organların soğurdukları doz miktarlarının tetkikin uygulama yönüyle dâhi azımsanamayacak kadar farklı sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir, bunun bir sonucu olarak gereksiz doz maruziyetinin önüne geçilmesi gerekmektedir. Yapılan risk değerlendirmesinde, kadın bireylerde toraks sebep olduğu akciğer kanseri, abdomen sebep olduğu göğüs kanseri, erkek bireylerde toraks sebep olduğu akciğer kanseri ve pelvis sebep olduğu kolon kanseri ile en riskli muayene alanları olarak belirlenmiştir.
Yoğunluk ayarlı radyoterapi ve volumetrik ayarlı arc radyoterapi ile yapılmış akciğer kanseri tedavi planlarının dozimetrik olarak karşılaştırılması
Bu çalışmada, akciğer kanserli hasta grubu için yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) ve volümetrik ayarlı ark terapi (VMAT) tekniği kullanılarak planlanan doz dağılımlarının, uygulanabilirlik açısından birbirleriyle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Onkoloji Kliniği'nde tedavi edilen 20 akciğer kanseri hastasının IMRT ve VMAT planları klinik protokollere uygun olarak yapılmıştır. Her iki tedavi yöntemi arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. VMAT ve IMRT teknikleri kullanılarak yapılan planlar için Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar testi yöntemleri kullanılarak analizler yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık derecesi olarak p≤0.05 kabul edilmiştir. Sonuç olarak, IMRT ve VMAT conformalite ve homojenite indeksi değerleri karşılaştırıldığında VMAT değerlerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Her iki tedavi yönteminin akciğer kanseri olgularında kullanılabileceği belirlenmiştir.
900 Mhz radyasyona maruz bırakılan bitkilerde çimlenme, köklenme, gövde ve yaprak gelişimi
Bitkiler büyümek için su, toprak ve güneş ışığına ihtiyaç duyar. Güneş ışığı elektromanyetik spektrumun görünür bölgesini kapsamaktadır. Görünür bölgenin yanı sıra, iyonize olmayan elektromanyetik spektrum da bitki büyümesinde etkilidir. Bu nedenle, ticaret veya kamu hizmetlerinde kullanılan belirli bantlar araştırılmaya değerdir. Bu çalışma, özellikle 900 MHz mobil telefon frekansına odaklanarak, bu frekansa maruz bırakılan bitkilerin gelişimi sırasında fiziksel ve morfolojik özelliklerini nasıl etkilendiğini belirlemeyi amaçlamaktadır. Dokuz farklı bitki türü (börülce, kabak, salatalık, nohut, mısır, karpuz, biber, domates ve susam) 900 MHz frekansına bir dalga kaynağı (~200 mV/m) aracılığıyla maruz bırakılmıştır. Kaptaki tohumlar, antenden 30 cm uzaklıkta eşit mesafede daire şeklinde yerleştirilmiştir ve tam ortada elektromanyetik dalga kaynağının anteni bulunmaktadır. Kontrol ve tahrik (radyasyon) gruplarını ayırmak için radyasyon koruyucu kumaş kullanılmıştır. Deney iki kez tekrarlanmıştır. Parametrelerdeki farklılıkları en aza indirmek için ortam kontrol altında tutulmuştur. Tohumların çimlenmesi, köklenme ve sürgün ile yaprak gelişimi, ekimden itibaren 24 günlük büyüme sürecinde nicel ve nitel olarak takip edilmiştir. Bu deneyler iki kez tekrarlanmıştır. İkinci deneyde sıcaklığın azalmasına bağlı olarak bitkilerin zarar görmemesi için sera kurulumu yapılmıştır. İlk deneyde, çimlenme işlemi 3'üncü günden itibaren başlamıştır. Ortalama çimlenme oranı %56, kök uzunluğu ise yaklaşık 11 cm idi. Tekrar edildiğinde, sıcaklığın düşmesi çimlenme oranını artırdı (%74) ancak çimlenme bir hafta sonra başlamıştır. Saplar daha kalın, yapraklar daha büyük ve canlıydı. Kök uzunluğu ise yaklaşık 12 cm olmuştur. Saksı boyutunun büyütülmesi kök saçaklanmasını artırmıştır. Her deneydeki bitkiler kendi içerisinde değerlendirilmiştir. Bütün bitki türlerinde 900 MHz elektromanyetik radyasyona maruz bırakılmasının, genel olarak çimlenme, sürgün ve yaprak büyümesi ile kök uzunluğu üzerinde herhangi bir etkiye sahip olmadığı tespit edilmiştir. Elde edilen bilgi, bu frekansta çalışan cep telefonu operatörleri için büyük değer taşıyabilir. Bununla birlikte, bitkilerle benzer deneyleri faklı frekans bantlarında yapmak ve elde edilen sonuçların bitki verimliliğinin sağlanması ve istenilen zamanda hasat yapılması için kullanılması uygun olacaktır.
Nükleer tıpta PET/CT (pozitron emisyon tomografisi/ bilgisayarlı tomografi) ve sintigrafi uygulamalarında çalışan hemşirelerin radyoaktif maddelerle çalışırken maruz kaldığı radyasyon dozlarının karşılaştırılması
Nükleer tıpta kullanılan radyoaktif maddeler çalışan personellerin radyasyon dozuna maruz kalmasına sebep olmaktadır. Nükleer tıpta görev yapan hemşireler radyoaktif maddeleri hastalara çoğu zaman damar yolu ile vermektedir. Bu sebeple hemşireler radyasyon dozuna direk olarak maruz kalmaktadırlar. Sintigrafi ve PET/CT çekimleri için farklı yarı ömür ve enerjiye sahip radyofarmasötikler kullanılmaktadır. Sintigrafi çekimleri için yarı ömrü 6 saat olan ve 140 keV enerjiye sahip Tc-99m olduğu bilinmektedir. PET/CT çekimleri ise yaklaşık 110 dk yarı ömre sahip F-18 ile yapılmaktadır. PET/CT cihazının pozitron yaydığı bilinirken, bu pozitronların enerjisi 511 keV olduğu bilinmektedir. Bu sebeple görev yapan personeller PET/CT uygulamaları sırasında yüksek radyasyon dozuna maruz kalacağını düşünmektedirler. Buna karşılık F-18 radyonüklidin kısa yarı ömre sahip olmasından kaynaklı hasta sayıları sintigrafi uygulamalarına göre daha az olmaktadır. Başka bir deyişle, sintigrafi uygulamalarında görev yapan hemşire daha fazla hastaya radyoaktif madde vermektedir. Bu durum da gerçekte 'Pet/ct uygulamaları için hastalara F-18 maddesi enjekte eden hemşirelerin sintigrafi uygulamaları için Tc-99m enjekte eden hemşirelere göre daha fazla radyasyon dozu alır mı?' sorusuna cevap aramamıza imkân sağlamıştır. Araştırmamızda Ankara Şehir Hastanesi Nükleer Tıp Anabilim dalındaki PET/CT kısmında çalışan iki hemşire ve sintigrafi uygulamalarında çalışan iki hemşireye ait yaka ve yüzük dozimetre sonuçları karşılaştırılmıştır. Dört hemşirenin de 2019 yılından başlayarak 2022 yılının birinci periyod dönemine kadar toplam 19 periyod dönemine ait yaka ve yüzük dozimetre sonuçları istatistiksel olarak incelenmiştir. Yaka ve yüzük dozimetre sonuçları hem PET/CT uygulamaları yapan hemşireler hem de sintigrafi uygulamaları yapan hemşireler için elimizde ayrı ayrı 78 adet olmak üzere toplam 156 adet veri elde edildi. Elde edilen bu veriler SPSS istatistiksel programı kullanılarak incelendi ve dozimetre sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edildi. Bu farka göre görülmüştür ki, hasta sayıları az olsa da PET/CT uygulamaları sırasında görev yapan hemşirelerin radyasyon dozu maruziyeti gerçekte de fazladır. Anahtar Kelimeler: dozimetre, nükleer tıp, radyasyondan korunma, radyasyon doz maruziyeti
Radyoloji çalışanlarında iyonize radyasyonun biyolojik etkileri
Radyasyona en fazla maruz kalan kişiler olan radyasyon çalışanlarının kontrollü olarak aldıkları düşük dozların etkileri akut ışınlanmalardaki gibi değildir. Ancak, bu kişilerin uzunca bir süre içinde aralıklı olarak düşük dozlara maruz kalması yani kronik olarak ışınlanması sonucu meydana gelebilecek etkiler yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bunun sebebi; düşük dozda da olsa tekrarlanan ışınlanmalarda organizmanın bir sonraki ışınlamaya kadar geçen sürede hasarı onaramaması ve hasarların akümüle olmasından dolayıdır. Bu çalışmada radyoloji çalışanlarında mesleki olarak radyasyona maruz kalmanın, kemik mineral yoğunluğuna ve serum ALP'sine etkileri incelenmiştir. Çalışmamızda Kütahya merkezde özel ve devlet hastanelerindeki radyoloji bölümlerinde mesleki olarak iyonize ve noniyonize radyasyona maruz kalan 49 radyoloji çalışanını, aynı hastanelerde çalışan radyasyona maruz kalmamış 40 hastane personeliyle karşılaştırılmıştır. Kemik yoğunluğu ölçümleri DEXA (dual X-ray absorptiometry) kullanarak a-p pozisyonunda Lumbar (L1-L4) ve femur T skorları ölçülmüştür. Radyoloji çalışanları kontrol grubuyla karşılaştırıldığında kemik mineral yoğunlukları bakımından istatistiki olarak anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.01). Kullandıkları cihaza göre kemik mineral yoğunluğu bakımından MRG, Tomografi ve Röntgen çalışma grupları kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.01). Kendi aralarında MRG, Röntgen grubuna göre anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.01). Sonuç olarak radyoloji çalışanlarında iyonize ve noniyonize radyasyon maruziyeti kemik mineral yoğunluğunu düşürücü etki ettiği tespit edilmiştir.
İyonlaştırıcı radyasyon ile çalışan sağlık personelinin radyasyon risk algılarının iş doyumları üzerine etkisinin incelenmesi
Dünyada tıp teknolojisinin gelişmesiyle birlikte sağlık alanında da önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Radyasyon, evrenin başlangıcından bu yana yaşamın her aşamasında doğal olarak mevcut olmuştur. İyonlaştırıcı radyasyonun keşfinden sonra hızla gelişen teknolojiler, buna teşhis ve tedavi edici radyasyonu da ekleyerek bunu mümkün kılmıştır. Sağlık hizmetlerinde radyolojik tetkikler, iyonize radyasyon ortamlarında çalışan hastalar ve sağlık çalışanları için ciddi riskler oluşturmaya başlamıştır. Bu çalışma iyonlaştırıcı radyasyon ile çalışan sağlık personelinin radyasyon risk algılarının iş doyumları üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, nicel araştırma deseninde tasarlanmıştır. Araştırma mevcut durumu sorgulayan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Orta Karadeniz Bölgesi'nde yer alan bir ilin üniversite ve devlet hastanesinde 01 Nisan 2022- 25 Mayıs 2022 tarihleri arasında iyonize radyasyon içeren ortamlarda görev yapan 150 sağlık personeli oluşturmuştur. Çalışmada örnekleme yöntemine başvurulmamış evrenin tamamına ulaşılmaya çalışılmıştır. Veri toplama süresi sonucunda çalışmanın örneklemini 150 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Katılımcılardan 9 sağlık çalışanının ankete katılmayı kabul etmemesi nedeniyle çalışma 141 sağlık çalışanı ile tamamlanmıştır. Çalışmada verilerin toplanması amacıyla "Mesleksel İyonlaştırıcı Radyasyon Risk Algısı Anketi" ve "Minnesota İş Doyumu Ölçeği " kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 26.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 düzeyi kabul edilmiştir. Araştırma sonucunda, sağlık personelinin çoğunluğunun iş doyum düzeylerinin yüksek olduğu, radyasyon riski algı düzeyinin artması ile yaşam kaygısı düzeyinin arttığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: İş Doyumu, Radyasyon, Sağlık Personeli
Toraks yerleşimli özofagus kanseri tanılı olgularda retrospektif olarak 3 farklı radyoterapi tekniğinin dozimetrik incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, torasik özofagus kanserleri için üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT), yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART), hacimsel ayarlı ark terapi (VMAT), 3BKRT ve VMAT kombinasyonundan oluşan HİBRİT tedavi ve helikal tomoterapi (HT) tekniklerini dozimetrik olarak karşılaştırmaktır. Ayrıca 5 tedavi yöntemini hedef hacim, konformite indeksi (CI), homojenite indeksi (HI), riskli organlar ve monitor değeri (MU) açısından değerlendirmektir. Toraks yerleşimli özofagus kanseri tanısı konulmuş ve Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde küratif radyoterapi tedavisi almış 10 hastaya ait dosyalar taranarak; hastalara ait planlama amacıyla çekilmiş bilgisayarlı tomografi (BT) verileri arşivden çekilip CMS XIO ve Monaco Tedavi Planlama Sistemine (TPS) aktarılmıştır. Retrospektif tedavi planlaması için gerekli olan hedef hacim (GTV54, CTV50,4 ve CTV45) ve kritik organların (total akciğer, kalp, spinal cord, karaciğer, sağ-sol böbrek) yerleri konturlanmıştır. Hastaların tedavi edilen planları üzerine hiçbir değişiklik yapılmadan, sanal ortamda 5 farklı yöntem ile simülasyon tedavi planları oluşturulmuştur. Yapılan çalışma sonucunda tüm tedavi planları klinik açıdan kabul edilebilir bulunmuş ancak bazı kritik organ dozları açısından her teknik diğerlerine göre farklı sonuç vermiştir. Akciğer korunması açısından HİBRİT ve 3BKRT tekniği üstünlük gösterirken HT tekniği diğer kritik organlar için en optimal değeri vermesine rağmen akciğerde düşük doz saçılması konusunda beklenilen korumayı sağlayamamıştır. VMAT tekniği ise CI, HI ve kritik organ dozları gibi parametreler için yeterli korumayı sağlamakla birlikte en düşük MU değerlerinin görüldüğü teknik olmuştur. YART tekniğinde ise istenilen sınır değerler sağlanabilmiştir. Anahtar Kelimeler: 3BKRT, YART, VMAT, HİBRİT, HT
Total kafa ışınlaması yapılan sıçanların tükürük bezinde oksidatif/nitrozatif stres üzerine çörek otu yağının etkisinin araştırılması
Bu çalışma sıçanlarda radyoterapiyle oluşan serbest radikallerin zararlı etkilerinin önlenmesinde çörek otu yağının koruyucu etkilerinin tespit edilmesine yönelik deneysel bir çalışmadır. Çalışmada ortalama ağırlıkları 200 ± 20 gram arasında olan 36 adet Wistar-Albino cinsi erkek sıçan kullanılmıştır. Çalışmada 2 kontrol grubu ile 2 de deney grubu oluşturulmuştur. Çalışmada her bir grupta nitrik oksit sentaz (NOS), nitrik oksit (NO•), peroksinitrit (ONOO-), malondialdehit (MDA) ve ksantin oksidaz (XO) değerleri araştırılmıştır. Çalışmadan elde edilen değerler SPSS for Windows version 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Yapılan istatistiksel analizler neticesinde iyonize radyasyon verilen grupta NO, ONOO-, MDA düzeyleri, NOS ve XO aktiviteleri diğer tüm gruplarla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi. Bununla birlikte ÇOY verilen grubun kontrol grubunda NOS ve NO değerlerinin diğer gruplardan daha düşük olduğu, ONOO- ve MDA değerlerinin ise daha yüksek olduğu, gruplar arasındaki farkın anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Elde ettiğimiz bulgular çörek otu yağının sıçanlarda radyasyona bağlı tükürük bezinde oluşabilecek oksidatif hasara karşı antioksidan etksinin olduğu göstermektedir. Anahtar sözcükler: Radyasyon, Radyoterapi, Çörek otu, Oksidatif stres, Nitrostatif Stres
Genel hastane planlamasında görüntüleme departmanının tasarım kriterleri
Tıbbın ve teknolojinin ilerlemesi sonucu, sağlık sektöründe önemli gelişmeler yaşanmaya başlanmıştır. Buna bağlı olarak, hastane planlamasında da gelişmelere ayak uyduracak çözümlere gidilmektedir. Hastane planlamasında, değişimlerin en çok hissedildiği bölümlerden birisi görüntüleme departmanıdır. Bu bağlamda tez çalışmasında; ilerleyen teknoloji ve tıp biliminden en çok etkilenen bölümlerden biri olan görüntüleme departmanının tasarım kriterlerini belirlemek amaçlanmıştır.Giriş bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi ortaya konmuş; çalışma sonucunda, genel hastane planlamasında görüntüleme departmanının önemi ve tasarım kriterlerinden yararlanarak oluşturulan tasarım kılavuzunun, günümüzde ve gelecekte tasarlanacak görüntüleme departmanlarına katkıda bulunacağı anlatılmıştır.2. bölümde; sağlığın tanımı, sağlık kuruluşlarının tanımlanması ve sınıflandırılması, sağlık kuruluşlarına yönelik akreditasyon çalışmaları incelendikten sonra, hastanelerin tanımlanması ve sınıflandırılması yapılmıştır. 3. bölümde; hastane tasarımını etkileyen faktörlerden yerleşme kararları, gelecekteki gelişme, hasta merkezli tasarım ve hasta güvenliği konuları ele alınmış ve ardından genel hastane üniteleri, ünitelerin birbiriyle ilişkileri ve genel hastanelerde mekansal organizasyon sistemi anlatılmıştır.4. bölümde; hastalıkların teşhisinde büyük rol oynayan görüntüleme departmanının hastane planlamasındaki konumu, yapılanışı, planlama tipolojileri, alan gereksinimleri, mekan türleri ve özellikleri; departmanda tasarımı etkileyen cihaz boyutu, radyasyon gibi fiziksel faktörler ve iş akışı, sirkülasyon, konfor, yol-yön bulma, esneklik, ekonomi gibi temel tasarım kriterleri eşliğinde anlatılmıştır. 5. bölümde; Türkiye, Almanya ve Amerika'da son 15 yıl içinde uygulanan veya yapım aşamasında olan genel hastane projelerinden seçilen 16 örnek, 4. bölümde anlatılan görüntüleme departmanı tasarım kriterlerine göre incelenmiştir.6. bölümde; önceki bölümlerde verilen bilgilerden ve yapılan incelemelerden yararlanarak, görüntüleme departmanı tasarımına yardımcı olacak tasarım kılavuzu oluşturulmuştur. Son olarak 7. bölümde ise, genel sonuçlar yer almaktadır.Anahtar Kelimeler: genel hastane, görüntüleme departmanı tasarımı, tıbbi ve teknolojik gelişime, hasta merkezli tasarım.
Radyasyona bağlı salınan sitokinler ile grelin hormonu ve klinik radyoterapiye bağlı normal organ radyotoksisitesi arasındaki ilişkiler
ÖZETAmaç: Çalışmamızın amacı eş zamanlı kemoterapi ve radyoterapi gören mide,safra ve pankreas kanserli 30 hastanın, radyoterapiye başlamadan önceki kan grelin, IL-1, IL-6, IL-8 değerlerinin radyoterapinin son haftasında ve radyoterapinin bitimindensonraki üçüncü aydaki ölçümleri ile kıyaslamaktır. Bu ölçümlerle grad 1-2-3 toksisitearasındaki ilişkiyi belirlemeye çalışmaktır.Gereç ve yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi RadyasyonOnkolojisi Anabilimdalı Polikliniğine Mart 2011 ile Mayıs 2012 tarihleri arasındabaşvuran mide kanseri, pankreas kanseri ve safra kesesi kanseri tanısı almış eş zamanlıkemoradyoterapi gören hastalar alındı. Tüm hastaların kendi onayları ve etik kurulonayı alınarak çalışmaya dahil edildi. Tüm hastaların plazma Grelin ve serum TNF-alfa,IL-1, IL-6, IL-8 değerine bakmak için radyoterapiye başlamadan önce, radyoterapininson haftasında ve radyoterapi bittikten üç ay sonra, 5cc'den az olmamak kaydıylakanları alındı. Santrifüj edildikten sonra -700c'de donduruldu. Hastaların kontrol kanlarıda alınarak tamamlandıktan sonra ELIZA yöntemi ile çalışıldı. Tüm hastaların karaciğerve böbrek fonksiyonlarına bakmak amacıyla radyoterapiye başlamadan önce,radyoterapinin her haftasında ve radyoterapi bitiminde üç ay sonra kan AST, ALT,LDH ve kreatinin değerlerine bakıldı.Bulgular: Çalışmaya 15 kadın, 15 erkek hasta dahil edilmiştir. Histopatolojikolarak, 25 (% 86.7) adenokarsinom, 5 (% 13.3) skuamöz hücreli karsinomdu. E1-b (%16.7), E-2a (%30), E-3 (% 53.3) olgu bulunmaktaydı. Radyoterapinin son haftasındaGrelin değeri, Radyoterapiye başlamadan önceki değeri ile kıyaslandığında düşmüşolduğu, tedavi bitiminden üç ay sonra ise yeniden yükseldiği görülmüştür. Grelindeğerlerinin zaman içindeki değişimi anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Preinflamatuarsitokinlerin TNF-alfa, IL-1, IL6, IL-8'in ise radyoterapinin son haftasında yükseldiği,radyoterapi bittikten üç ay sonra ise düştüğü görülmüştür (p<0,001, p<0,001, p<0,001,p<0,001). Hastalar kendi arasında mide kanseri, safra kesesi ve pankreas kanseri olmaküzere ikiye ayrıldığında da kan Grelin, TNF-alfa, IL-1, IL-6, IL-8 değerlerinin zamaniçinde değişimi anlamlı bulunmuştur (Grelin mide grunda p<0,001, diğer gruptap=0,002, TNFalfa mide grubunda p=0,078, diğer grupta p=0,001, IL-1 mide grubundap=0,001, diğer grupta p=0,022, IL-6 mide grubunda p<0,001, diğer grupta p=0,058, IL-8 mide grubunda p=0,006, diğer grupta p=0,069) olarak bulunmuştur. Transaminaz vekreatinin değerlerinin radyoterapi öncesi ölçümleri ile radyoterapinin her haftası veradyoterapiden sonraki üç ay sonraki değeri karşılaştırıldığında anlamlı bir farkgörülmemiştir. Radyoterapinin son haftasında Grad-1-2-3 toksisite görülen gruplararasında Grelin ve sitokin değerlerine bakıldığında Radyoterapinin son haftasındatoksisiteye bağlı olarak grelinin azaldığı, sitokinlerin ise arttığı gözlenmiştir. Grad-2-3toksisite gözlenen gruptaki Grelin düşmesinin Grad-1 toksisite görülen gruptakineoranla daha fazla olduğu saptanmıştır.Sonuç: Bu çalışmada Radyoterapiye bağlı farklanan Grelin ve sitokin değerlerininarasındaki değişimi, hastaların Radyoterapi sırasındaki toksisiteleri ileilişkilendirilmiştir. Tedavinin son haftasında iştahları azalmış, mide bulantıları artmışolup kilo verme hızları yükselmiştir. Buna parelel olarak Grelin seviyeleri Radyoterapigördüğü zaman süresince azalmıştır. Aynı oranda toksisitenin artmasına parelel olaraksitokinlerde de artış saptanmıştır. Radyoterapi sonrasında ise hastalar kendilerini yavaşyavaş toparlamış olup iştahları artmıştır. Bunun parelelinde kilo almaya başlamışlardır.Dolayısı ile hastaların tedavi sonrasındaki ölçülen Grelin değerleri yükselmiş. Sitokindeğerleri ise azalmıştır.Anahtar sözcük: Grelin, sitokinler, kanser, kemoradyoterapi.