Radiation effects
56 theses under this subject heading
Monte Carlo simülasyon metodu ile erişkinlerde organların soğurduğu dozların belirlenmesi
İyonlaştırıcı radyasyon 1900'lü yıllardan beri tıbbi uygulamalarda bir tanı ve tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. İyonize radyasyonun tıbbi görüntülemelerde birçok avantaj sağlamasının yanı sıra sağlıklı doku ve organlara enerji aktararak birtakım zararlar vermektedir. Bu çalışmada Monte Carlo Simülasyon metodu kullanılarak medikal X-ışını görüntüleme muayenelerinde organların soğurduğu radyasyon dozlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Doku ve organların soğurduğu dozların belirlenmesinde MASH ve FASH vücut modellerini temel alarak hesaplamalar yapan Caldose X ve matematiksel hermafrodit vücut modeli temel alarak hesaplamalar yapan PCXMC yazılımları kullanılmıştır. Standart radyografi prosedürleri olarak cranium, toraks, abdomen, pelvis ve toraks+lumbar tetkikleri belirlenmiştir. Belirlenen prosedürler doğrultusunda 176 cm boyunda 73 kg ağırlığında yetişkin erkek ve 163 cm boyunda 60 kg ağırlığında yetişkin kadın bireyler için toplamda 148 farklı parametre üzerinden simülasyonlar gerçekleştirilmiştir. Simülasyonlar sonucu doku ve organlara ait soğurulan doz, etkin doz miktarları ve risk değerlendirmeleri her bir simülasyon için ayrı ayrı hesaplanmıştır. Doku ve organların soğurdukları doz miktarlarının tetkikin uygulama yönüyle dâhi azımsanamayacak kadar farklı sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir, bunun bir sonucu olarak gereksiz doz maruziyetinin önüne geçilmesi gerekmektedir. Yapılan risk değerlendirmesinde, kadın bireylerde toraks sebep olduğu akciğer kanseri, abdomen sebep olduğu göğüs kanseri, erkek bireylerde toraks sebep olduğu akciğer kanseri ve pelvis sebep olduğu kolon kanseri ile en riskli muayene alanları olarak belirlenmiştir.
Yoğunluk ayarlı radyoterapi ve volumetrik ayarlı arc radyoterapi ile yapılmış akciğer kanseri tedavi planlarının dozimetrik olarak karşılaştırılması
Bu çalışmada, akciğer kanserli hasta grubu için yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) ve volümetrik ayarlı ark terapi (VMAT) tekniği kullanılarak planlanan doz dağılımlarının, uygulanabilirlik açısından birbirleriyle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Onkoloji Kliniği'nde tedavi edilen 20 akciğer kanseri hastasının IMRT ve VMAT planları klinik protokollere uygun olarak yapılmıştır. Her iki tedavi yöntemi arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. VMAT ve IMRT teknikleri kullanılarak yapılan planlar için Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar testi yöntemleri kullanılarak analizler yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık derecesi olarak p≤0.05 kabul edilmiştir. Sonuç olarak, IMRT ve VMAT conformalite ve homojenite indeksi değerleri karşılaştırıldığında VMAT değerlerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Her iki tedavi yönteminin akciğer kanseri olgularında kullanılabileceği belirlenmiştir.
Radyoloji çalışanlarında iyonize radyasyonun biyolojik etkileri
Radyasyona en fazla maruz kalan kişiler olan radyasyon çalışanlarının kontrollü olarak aldıkları düşük dozların etkileri akut ışınlanmalardaki gibi değildir. Ancak, bu kişilerin uzunca bir süre içinde aralıklı olarak düşük dozlara maruz kalması yani kronik olarak ışınlanması sonucu meydana gelebilecek etkiler yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bunun sebebi; düşük dozda da olsa tekrarlanan ışınlanmalarda organizmanın bir sonraki ışınlamaya kadar geçen sürede hasarı onaramaması ve hasarların akümüle olmasından dolayıdır. Bu çalışmada radyoloji çalışanlarında mesleki olarak radyasyona maruz kalmanın, kemik mineral yoğunluğuna ve serum ALP'sine etkileri incelenmiştir. Çalışmamızda Kütahya merkezde özel ve devlet hastanelerindeki radyoloji bölümlerinde mesleki olarak iyonize ve noniyonize radyasyona maruz kalan 49 radyoloji çalışanını, aynı hastanelerde çalışan radyasyona maruz kalmamış 40 hastane personeliyle karşılaştırılmıştır. Kemik yoğunluğu ölçümleri DEXA (dual X-ray absorptiometry) kullanarak a-p pozisyonunda Lumbar (L1-L4) ve femur T skorları ölçülmüştür. Radyoloji çalışanları kontrol grubuyla karşılaştırıldığında kemik mineral yoğunlukları bakımından istatistiki olarak anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.01). Kullandıkları cihaza göre kemik mineral yoğunluğu bakımından MRG, Tomografi ve Röntgen çalışma grupları kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.01). Kendi aralarında MRG, Röntgen grubuna göre anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.01). Sonuç olarak radyoloji çalışanlarında iyonize ve noniyonize radyasyon maruziyeti kemik mineral yoğunluğunu düşürücü etki ettiği tespit edilmiştir.
Genel hastane planlamasında görüntüleme departmanının tasarım kriterleri
Tıbbın ve teknolojinin ilerlemesi sonucu, sağlık sektöründe önemli gelişmeler yaşanmaya başlanmıştır. Buna bağlı olarak, hastane planlamasında da gelişmelere ayak uyduracak çözümlere gidilmektedir. Hastane planlamasında, değişimlerin en çok hissedildiği bölümlerden birisi görüntüleme departmanıdır. Bu bağlamda tez çalışmasında; ilerleyen teknoloji ve tıp biliminden en çok etkilenen bölümlerden biri olan görüntüleme departmanının tasarım kriterlerini belirlemek amaçlanmıştır.Giriş bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi ortaya konmuş; çalışma sonucunda, genel hastane planlamasında görüntüleme departmanının önemi ve tasarım kriterlerinden yararlanarak oluşturulan tasarım kılavuzunun, günümüzde ve gelecekte tasarlanacak görüntüleme departmanlarına katkıda bulunacağı anlatılmıştır.2. bölümde; sağlığın tanımı, sağlık kuruluşlarının tanımlanması ve sınıflandırılması, sağlık kuruluşlarına yönelik akreditasyon çalışmaları incelendikten sonra, hastanelerin tanımlanması ve sınıflandırılması yapılmıştır. 3. bölümde; hastane tasarımını etkileyen faktörlerden yerleşme kararları, gelecekteki gelişme, hasta merkezli tasarım ve hasta güvenliği konuları ele alınmış ve ardından genel hastane üniteleri, ünitelerin birbiriyle ilişkileri ve genel hastanelerde mekansal organizasyon sistemi anlatılmıştır.4. bölümde; hastalıkların teşhisinde büyük rol oynayan görüntüleme departmanının hastane planlamasındaki konumu, yapılanışı, planlama tipolojileri, alan gereksinimleri, mekan türleri ve özellikleri; departmanda tasarımı etkileyen cihaz boyutu, radyasyon gibi fiziksel faktörler ve iş akışı, sirkülasyon, konfor, yol-yön bulma, esneklik, ekonomi gibi temel tasarım kriterleri eşliğinde anlatılmıştır. 5. bölümde; Türkiye, Almanya ve Amerika'da son 15 yıl içinde uygulanan veya yapım aşamasında olan genel hastane projelerinden seçilen 16 örnek, 4. bölümde anlatılan görüntüleme departmanı tasarım kriterlerine göre incelenmiştir.6. bölümde; önceki bölümlerde verilen bilgilerden ve yapılan incelemelerden yararlanarak, görüntüleme departmanı tasarımına yardımcı olacak tasarım kılavuzu oluşturulmuştur. Son olarak 7. bölümde ise, genel sonuçlar yer almaktadır.Anahtar Kelimeler: genel hastane, görüntüleme departmanı tasarımı, tıbbi ve teknolojik gelişime, hasta merkezli tasarım.
Radyasyona bağlı salınan sitokinler ile grelin hormonu ve klinik radyoterapiye bağlı normal organ radyotoksisitesi arasındaki ilişkiler
ÖZETAmaç: Çalışmamızın amacı eş zamanlı kemoterapi ve radyoterapi gören mide,safra ve pankreas kanserli 30 hastanın, radyoterapiye başlamadan önceki kan grelin, IL-1, IL-6, IL-8 değerlerinin radyoterapinin son haftasında ve radyoterapinin bitimindensonraki üçüncü aydaki ölçümleri ile kıyaslamaktır. Bu ölçümlerle grad 1-2-3 toksisitearasındaki ilişkiyi belirlemeye çalışmaktır.Gereç ve yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi RadyasyonOnkolojisi Anabilimdalı Polikliniğine Mart 2011 ile Mayıs 2012 tarihleri arasındabaşvuran mide kanseri, pankreas kanseri ve safra kesesi kanseri tanısı almış eş zamanlıkemoradyoterapi gören hastalar alındı. Tüm hastaların kendi onayları ve etik kurulonayı alınarak çalışmaya dahil edildi. Tüm hastaların plazma Grelin ve serum TNF-alfa,IL-1, IL-6, IL-8 değerine bakmak için radyoterapiye başlamadan önce, radyoterapininson haftasında ve radyoterapi bittikten üç ay sonra, 5cc'den az olmamak kaydıylakanları alındı. Santrifüj edildikten sonra -700c'de donduruldu. Hastaların kontrol kanlarıda alınarak tamamlandıktan sonra ELIZA yöntemi ile çalışıldı. Tüm hastaların karaciğerve böbrek fonksiyonlarına bakmak amacıyla radyoterapiye başlamadan önce,radyoterapinin her haftasında ve radyoterapi bitiminde üç ay sonra kan AST, ALT,LDH ve kreatinin değerlerine bakıldı.Bulgular: Çalışmaya 15 kadın, 15 erkek hasta dahil edilmiştir. Histopatolojikolarak, 25 (% 86.7) adenokarsinom, 5 (% 13.3) skuamöz hücreli karsinomdu. E1-b (%16.7), E-2a (%30), E-3 (% 53.3) olgu bulunmaktaydı. Radyoterapinin son haftasındaGrelin değeri, Radyoterapiye başlamadan önceki değeri ile kıyaslandığında düşmüşolduğu, tedavi bitiminden üç ay sonra ise yeniden yükseldiği görülmüştür. Grelindeğerlerinin zaman içindeki değişimi anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Preinflamatuarsitokinlerin TNF-alfa, IL-1, IL6, IL-8'in ise radyoterapinin son haftasında yükseldiği,radyoterapi bittikten üç ay sonra ise düştüğü görülmüştür (p<0,001, p<0,001, p<0,001,p<0,001). Hastalar kendi arasında mide kanseri, safra kesesi ve pankreas kanseri olmaküzere ikiye ayrıldığında da kan Grelin, TNF-alfa, IL-1, IL-6, IL-8 değerlerinin zamaniçinde değişimi anlamlı bulunmuştur (Grelin mide grunda p<0,001, diğer gruptap=0,002, TNFalfa mide grubunda p=0,078, diğer grupta p=0,001, IL-1 mide grubundap=0,001, diğer grupta p=0,022, IL-6 mide grubunda p<0,001, diğer grupta p=0,058, IL-8 mide grubunda p=0,006, diğer grupta p=0,069) olarak bulunmuştur. Transaminaz vekreatinin değerlerinin radyoterapi öncesi ölçümleri ile radyoterapinin her haftası veradyoterapiden sonraki üç ay sonraki değeri karşılaştırıldığında anlamlı bir farkgörülmemiştir. Radyoterapinin son haftasında Grad-1-2-3 toksisite görülen gruplararasında Grelin ve sitokin değerlerine bakıldığında Radyoterapinin son haftasındatoksisiteye bağlı olarak grelinin azaldığı, sitokinlerin ise arttığı gözlenmiştir. Grad-2-3toksisite gözlenen gruptaki Grelin düşmesinin Grad-1 toksisite görülen gruptakineoranla daha fazla olduğu saptanmıştır.Sonuç: Bu çalışmada Radyoterapiye bağlı farklanan Grelin ve sitokin değerlerininarasındaki değişimi, hastaların Radyoterapi sırasındaki toksisiteleri ileilişkilendirilmiştir. Tedavinin son haftasında iştahları azalmış, mide bulantıları artmışolup kilo verme hızları yükselmiştir. Buna parelel olarak Grelin seviyeleri Radyoterapigördüğü zaman süresince azalmıştır. Aynı oranda toksisitenin artmasına parelel olaraksitokinlerde de artış saptanmıştır. Radyoterapi sonrasında ise hastalar kendilerini yavaşyavaş toparlamış olup iştahları artmıştır. Bunun parelelinde kilo almaya başlamışlardır.Dolayısı ile hastaların tedavi sonrasındaki ölçülen Grelin değerleri yükselmiş. Sitokindeğerleri ise azalmıştır.Anahtar sözcük: Grelin, sitokinler, kanser, kemoradyoterapi.
Diyarbakır ilinde radyoloji çalışanlarının radyasyondan korunma durumları ve sağlık yakınmaları
Radyasyona en fazla maruz kalan kişiler olan radyoloji çalışanlarının, radyasyonun biyolojik olarak meydana getireceği olumsuz etkilerden somatik veya genetik olarak etkilenme olasılıkları genel toplumdan daha yüksek beklenmektedir. Bu çalışmada radyoloji birimi çalışanlarının sağlık durumlarının araştırılması, mevcut hastalık ve sağlık şikayetlerinin ortaya konulması, koruyucu önlem alışkanlıklarının belirlenmesi ve eğitim materyali aracılığı ile radyasyondan korunma yöntemleri hakkında bilgi verilmesi amaçlandı. Tanımlayıcı özellikte olan bu çalışma için Gaziantep Üniversitesi Etik Kurulundan 19/11/2013-404 karar no' lu etik kurul onayı alındı. Diyarbakır İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği'ne bağlı hastanelerde mevcut olarak çalışan toplam 250 radyoloji çalışanından, araştırmaya katılmayı kabul eden 220 kişiye sözlü onayları alınarak, halen çalıştıkları sağlık kuruluşunda yüz yüze görüşme tekniğiyle soru kağıdı uygulandı. Evrene ulaşım hızı %88 olarak gerçekleşti. Radyasyondan korunma yöntemleri ile ilgili bir eğitim materyali hazırlanarak soru kağıdı uygulaması sonrası radyasyondan korunma yöntemleri hakkında bilgi verildi. Radyoloji çalışanlarının, radyasyondan koruma araçlarından en fazla % 66,8 ile kurşun önlük ve % 65,5 ile kurşun paravanı kullandığı belirlendi. Radyoloji biriminde çalışan ve mesleki olarak radyoloji eğitimi almamış sağlık personellerinin radyasyondan korunma eğitimi alma durumlarının anlamlı düzeyde düşük olduğu görüldü (P=0,000). Radyoloji çalışanlarında en çok görülen sağlık yakınmaları % 75,9 ile yorgunluk ve % 72,7 ile halsizlikti. Kendi beyanlarına göre anemi % 24,5 ve migren % 22,3 ile en çok görülen hastalıklar olarak belirlendi. Ayrıca çalışmaya katılan iki radyoloji çalışanında kanser (% 0,9), üç radyoloji çalışanında ise infertilite (% 1,4) olduğu görüldü. Araştırmaya katılan kadınların %19,6'sıın en az bir kere istemsiz düşük, % 5,9'unun en az bir kere ölü doğum yaptığı görüldü. Araştırma sonuçlarına göre radyoloji çalışanlarının gebelik komplikasyonu yaşama ve düşük yapma oranının, genel topluma göre fazla olduğu ve mesleki olarak radyoloji eğitimi almamış olan çalışanların radyasyondan korunma eğitimlerinin eksik olduğu belirlendiğinden, özellikle doğurganlık çağındaki radyoloji çalışanlarının radyasyondan korunma konusunda uyarılması gerektiği düşünülmektedir. Radyoloji birimlerinde ergonomik olarak daha rahat çalışılabilecek şartların oluşturulmasının ve hizmet içi eğitim kapsamında hastane eğitim birimleri tarafından çalışanlara radyasyon güvenliği konusunda belirli aralıklarla eğitimin tekrarlanmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.
Adıyaman Sağlık Yüksekokulu öğrencilerinin radyasyonun zararlı etkileri hakkında farkındalık düzeylerinin incelenmesi
Günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olan radyasyonun zararlı etkileri henüz toplum tarafından iyi bilinmemektedir. Sağlık personelinin kendisini ve hizmet sunduğu insanları radyasyonun zararlı etkilerinden koruyabilmesi, hizmet sunumu esnasında gerekli önlemleri alması ve aynı zamanda bilgilendirici eğitimler verebilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Adıyaman Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik ve Ebelik Bölümü öğrencilerinin radyasyonun zararlı etkileri hakkında farkındalık düzeylerini değerlendirmek amaçlandı. Araştırma, Adıyaman Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu'nda 2014-2015 eğitim - öğretim döneminde hemşirelik ve ebelik bölümleri 1,2,3. ve 4. sınıflarda öğrenim görmekte olan toplam 583 öğrenci ile görüşülerek tanımlayıcı kesitsel tipte yapıldı. Evrene ulaşım hızı %85,2 olarak gerçekleşti. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan sosyo-demografik değişkenleri içeren "kişisel bilgi anketi" ve güvenilirliği 0.88 olarak belirlenmiş olan "radyasyon tutum ölçeği" kullanılarak toplandı. Araştırmaya katılan öğrencilerden %81'i kız (472) %19'u ise (111) erkekti. Elde edilen veriler Kruscal Wallis, Anova, Levene, Bonferroni ve bağımsız gruplar t testleri kulanılarak analiz edildi. Araştırma verilerine göre hemşirelik öğrencilerinin, ebelik öğrencilerine oranla radyasyonun zararları hakkındaki farkındalıklarının daha yüksek olduğu (p=,000) ve birinci sınıf öğrencilerin diğer sınıf öğrencilerinden radyasyon farkındalıklarının daha yüksek olduğu görüldü (p=,000). Anne ve baba eğitim durumuna göre öğrencilerin radyasyon farkındalık düzeyleri annesi ilköğretim mezunu olan öğrencilerin annesi diğer öğrenim düzeylerine sahip öğrencilere oranla yüksek bulunurken (p=.030), baba öğrenim düzeyi lisansüstü mezunu olanların diğer öğrenim durumlarına göre anlamlı düzeyde düşük olduğu görüldü (p=,000). Katılımcıların "radyasyon tutum" ölçeği toplam puan ortalamalarına bakıldığında, öğrencilerin radyasyonun zararlı etkilerine yönelik farkındalıklarının yeterli düzeyde olmadığı şeklinde yorumlandı. Araştırma sonuçlarına göre, Sağlık Yüksekokulu öğrencilerinin radyasyon farkındalık düzeylerinin yükseltilmesine yönelik, Sağlık Yüksekokulu hemşirelik ve ebelik eğitim programlarının radyasyon zararlarına yönelik içeriklerinin yeniden düzenlenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik öğrencileri, ebelik öğrencileri, radyasyon, farkındalık, eğitim
Mide kanserinin tedavisinde uygulanan yoğunluk ayarlı radyoterapi planlama sistemi ile 3D konformal radyoterapi sisteminde kritik organ dozlarının karşılaştırılması
Çalışmamızda cerrahi uygulanmış mide kanseri tanılı on hastada dört alanlı üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT) tekniği ile yedi alanlı yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) tekniği kullanılarak her iki planın birbirine üstünlüğü test edilmiştir. Bu amaçla bilgisayarlı tomografi (BT) cihazında sırtüstü pozisyonda çekilmiş hasta görüntüleri Tıpta Dijital Görüntüleme ve İletişim Sistemi (DICOM) aracılığı ile Oncentra 4.3 tedavi planlama sistemine (TPS) aktarılmıştır. 3BKRT planları dört alan tekniği kullanılarak 15 mega volt (MV) foton enerjisi ile yapılmıştır. Planlanan hedef hacime (PTV) %95'lik izodoza 1.8 Gy fraksiyon dozu ile toplam 50.4 Gray (Gy) olacak şekilde plan yapıldı. YART planları Oncentra 4.3 planlama sisteminde çizilmiş olan aynı hedef hacim değiştirilmeden Monaco 5.0 planlama sistemine aktarılarak YART planları oluşturulmuştur. Tedavi planlarında 6 MV foton enerjisi ile yedi alan tekniği kullanılmıştır. Hedef hacim ve kritik organların almış olduğu dozların analizleri yapılmıştır. Çalışmamız sonucunda 3BKRT ile YART teknikleri karşılaştırıldığında PTV hacminin %95'inin aldığı doz açısından istatistiksel olarak fark bulunamamıştır (p=0.909). 30 Gy üzeri doz alan karaciğer yüzdesi için YART tekniği istatistiksel olarak üstün bulunmuştur (p=0.001). 30 Gy ve üzeri doz alan spinal kord yüzdesi için planlama teknikleri karşılaştırıldığında YART tekniği istatistiksel olarak üstün bulunmuştur (p=0.001). Tüm kritik organların ortalamalarının yüzdesine bakıldığında yüzde doz alan hacimlerin YART tekniğinde daha düşük bulunmuştur. Abdominal radyoterapi (RT) alan hastalara kritik organları daha iyi korumak için klinik yoğunluk dikkate alınarak YART önerilebilir.
Total kafa ışınlaması yapılan sıçanların dil dokusunda oksidan/antioksidan sistem üzerine propolis ve kafeik asit fenetil esterinin etkisinin araştırılması
Bu çalışmada, iyonize radyasyon sonucu oluşan serbest radikallerin zararlı etkilerini önlemede propolis ve kafeik asit fenetil esterinin (KAFE) koruyucu etkilerinin olup olmadığını araştırmaya amaçladık. Çalışmada 54 adet Wistar-Albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Çalışma grupları 3 tane kontrol, radyoterapi (R), propolis + R ve KAFE+R olmak üzere 6 alt gruptan oluştu. Kontrol grupları dışındaki grupların hepsine ilk gün 5 Gy'lik tek doz radyoterapi uygulandı. Propolis ve KAFE'nin koruyucu etkilerinin olup olmadığını tespit etmek için dil dokusunda biyokimyasal parametreler spektrofotometre yöntemiyle ölçüldü. Propolis + R grubundaki total SH değerleri diğer tüm gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu tespit edildi. R grubunda PON değerleri anlamlı şekilde diğer tüm gruplardan daha düşük olduğu bulundu. Propolis + R grubundaki TAS değerleri normal kontrol grubu hariç diğer tüm gruplarla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek idi. Oksidan paremetreler açısından yapılan analizler neticesinde R grubunda LOOH, TOS, XO ve OSİ değerleri diğer gruplardan ististiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu tespit edildi. Ayrıca KAFE+R'nın kontrol grubundaki OSİ değerleri, propolis+R'nın kontrol grubu hariç diğer tüm gruplarla karşılaştırıldığında aynı zamanda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu bulundu. Bu sonuçlar propolis ve KAFE iyonize radyasyonun oluşturduğu hasarına karşı antioksidan etki gösterdikleri ve iyonize radyasyonun zararlı etkilerine karşı bu maddelerin kullanılmasının yararlı sonuçlar sağlayacağı söylenebilir. Anahtar sözcükler: Radyasyon, Kafeik asit fenetil esteri, Propolis, Total antioksidan status, Total oksidan status
Total kafa ışınlaması yapılan sıçanların beyin dokusunda nitrozatif stres üzerine propolisin etkisinin araştırılması
Nour ALAFANDI Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Seyithan TAYSI Ağutos 2017, 77 sayfa Bu araştırmada, iyonize radyasyon sonucu oluşan nitrozatif stres üzerine propolisin koruyucu etkilerinin olup olmadığını araştırmaya amaçladık. Çalışmada 36 adet sıçan kullanıldı. İki kontrol grubu, radyoterapi (R) ve propolis + R grubu olarak 4 alt gruba bölündü. Kontrol grupları hariç diğer gruplara bir sefere mahsus 5 Gy'lik tek doz radyoterapi uygulandı. Propolisin etkinliğini tespit etmek için sıçan beyin dokusunda biyokimyasal parametreler spektrofotometre yöntemiyle ölçüldü. Yapılan çalışma neticesinde radyoterapi grubunda yer alan sıçanlardan alınan beyin dokusunda nitrik oksit (NO•), nitrik oksit sentaz (NOS) ve peroksinitrit (ONOO-) değerlerinin propolis+R grubundan anlamlı şekilde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar propolisin radyasyonun oluşturduğu nitrozatif stresin olumsuz etkilerine karşı koruyucu etkiye sahip olduğu iyonize radyasyonun zararlı etkilerine karşı propolis gibi antioksidan maddelerin kullanılmasının yararlı sonuçlar sağlayacağı söylenebilir. Anahtar sözcükler: Radyasyon, Propolis, Nitrik oksit, Nitrik oksit sentaz, Peroksinitrit
Nükleer tıp personelinde radyasyon maruziyeti
Nükleer Tıpta çalışan personeller, görevlerini yerine getirirken iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalmaktadır. Çalışanların radyasyon dozlarını değerlendirmek üzere bir aylık süre içinde Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı çalışanlarının external radyasyon dozlarını ölçtük.Bir Nükleer Tıp hekimi ( dinamik enjeksiyon ve miyokard perfüzyon sintigrafisi için egzersiz), bir gama kamera teknisyeni ( gatedlı MİBİ çekimi için hasta hazırlama, görüntü için yataktaki hastaya yardımcı olma), bir hemşire ( hastaya radyofarmasötik enjeksiyonu, egzersiz için hasta hazırlığı), bir radyofarmasist (Tc-99m jeneratör sağımı ve kişisel doz hazırlama) ve bir temizlik personeli (hasta tuvaletlerinin temiziliği ve radyoaktif atık) için dijital dozimetre ile ölçümleri alınmıştır. Özetle bir ay boyunca her gün 5 kişinin radyasyon maruziyetini ölçerek not ettik. Dozimetreler vücudun ön kısmında bel hizasında olacak şekilde takıldı. Tüm personel için her bir görev başına ortalama doz hesaplandı.Background doz düzeltmesinden sonra, hekim, teknisyen, hemşire, radyofarmasist ve temizlik personeli için bir aylık radyasyon dozları sırasıyla, 0.127, 0.118, 0.073, 0.102 ve 0.33mSv olarak saptadık.Bu bir aylık çalışma göstermiştir ki; Nükleer Tıp Bölümü çalışanları için etkin radyasyon dozu müsaade edilen seviye içindedir. Fakat çok sayıda Nükleer Tıp görevlisi içeren farklı bölümlerde radyasyon maruziyetlerini azaltmak için gerekli önlemlerin alınması amacıyla daha fazla çalışma gereklidir.
Mobil telefon radyasyonun erkek genital kanallarında oluşturabileceği yapısal değişimler
Günümüzde; cep telefonu, kablosuz telefonlar ve telsizgibi elde taşınabilen haberleşme araçları oldukçayaygın olarak kullanılmaktadır. Kişisel haberleşmede kullanılan bu araçlar çalışırkenözellikle kullanıcının baş bölgesineçok yakın mesafede tutulurlar. Bu nedenle bu araçların yoğun kullanımına bağlı olarak kullanıcılar zararlı düzeyde EMA? a etkin kalmışlardır.Teknolojinin hızla değişmesininbir parçası olarak ülkemizde de mobil iletişim araçları; özellikle cep telefonları kullanımı yaygınlaşmış, GSM (Global System for Mobile Communications) operatörlerinin kapsama alanlarını genişletmeleri ve kullanıcısayısının artmasına bağlı olarak servis sunduklarıbaz istasyonları sayı ve yaygınlığı artmıştır. Bunun sonucunda bu iletişim sistemlerinden kaynaklanan manyetik alanlardan etkilenen insan sayısı da artmıştır. 1990?lı yıllarda GSM operatörleri sadece 900megahertz (MHz) radyofrekans (RF) dalgaları ile yayın yapmakta iken yıllar içinde bu konuda beklentilerin artması ile 1800 MHz RF dalgaları kullanılmıştır. Günümüzde rayofrekans dalga şiddeti 2100 MHz değerine ulaşmıştır.Bu çalışmanın amacı,üçüncü nesil cep telefonlarının oluşturduğu 2100 MHz elektromanyetik alana etkin bırakılan sıçanların ductusepididimis ve ductusdeferenste meydana getirebileceği yapısal değişimlerin incelenmesini sağlamaktır.131Çalışmamızda 8 haftalık 36 adet Wistar Albinocinsi erkek sıçanlar kullanıldı. EMA uygulaması, sıçanların konulduğu kafesin yaklaşık 5 cm uzaklığa yerleştirilen EMA jeneratörü ile günde 30 dakika (Türkiye? de tahmin edilen günlük ortalama konuşma süresi), haftada 6 gün olmak üzere 4 ve 8 hafta boyunca yapıldı. Uygulamanın sonunda sıçanlara yapılan yüksek doz ketamin-ksilazin enjeksiyonuile ötenazileri gerçekleştirildi. Ötenazi sonrası sıçanlar sakrifiye edilerek, ductusepididimis ve ductusdeferens dokuları alınıp tartılarak ağırlıkları kaydedildi. Organların değerlendirilmesi için dokulara histokimyasal olarak Hematoksilen-eozin ve Masson trikrom boyamaları ve immünohistokimyasal olarak apoptozisin belirlenmesi için caspase-3 ve vaskülarizasyonun belirlenebilmesi için VEGF immunohistokimyasal boyamaları yapıldı.Yapılan değerlendirmelerde, 1 ay boyunca günde 30 dakika 2100 MHz radyofrekans elektromagnetik alan (RF-EMA) uygulanan sıçan ductusepididimise ait bazı kanallarda spermatozoongözlenmezken, bazı kanallarda da spermatozoon yoğunluğunda azalma olduğu dikkati çekti.Kanallar arası intersitisyel bağ dokuda ödematöz alanlar, bağ dokusu kaybı ve hasarı izlendi. Ayrıca kanallar arası intersitisyel bağ dokuda kontrol ve sham gruplarınagöre göreceli olarak vaskülarizasyonun ileri derecede artmış olduğu gözlendi. Aynı grupta yapılan caspase-3 immunohistokimya boyamasında 1 ay kontrol ve sham gruplarına göre epididimisi oluşturan kanallar arasındaki intersitisyel bağ dokusunu oluşturan yapılarda immünreaktivitenin ( caspase-3 tutulumu) artmış olduğu izlendi.VEGF ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus epididimis dokularının incelenmesinde 1aylık EMA uygulaması yapılmış gruplarda 1ay kontrol ve sham gruplarına göre ductusepididimisi oluşturan peritübüler bağ dokusu içindeki damarların endotel hücrelerinde immunreaktivitenin ( VEGF tutulumu) artmış olduğu izlendi132Ductusdeferens ile yapılan değerlendirmelerde, 1 ay boyunca günde 30 dakika 2100 MHz radyofrekans elektromagnetik alan (RF-EMA) uygulanan sıçan ductusdeferens dokularında pseudostratifiye stereosilyalı epiteli oluşturan hücrelerin düzenleniminde 1 ay kontrol ve sham gruplarına göre bozulma, hücre çekirdeklerinde yer değiştirmeler, lamina propriyayı oluşturan gevşek bağ dokusunda ayrılmalar dikkati çekti. Caspase-3ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus deferens dokularının incelenmesinde 1 ay kontrol, 1 ay sham ve 1 ay uygulama gruplarında belirgin bir fark izlenmedi. VEGF ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus deferens dokularının incelenmesinde, 1 ay uygulama grubunda damar endotel hücrelerindeki immünreaktivitenin kontrol 1 ay ve sham 1 ay grubundaki immünreaktiviteye göre artmış olduğu dikkati çekti.2 ay boyunca günde 30 dakika 2100 MHz radyofrekans elektromagnetik alan (RF-EMA) uygulanan sıçan ductusepididimisine ait kanalların bazılarında spermatozoon kaybı gözlendi. epitel hücrelerinin düzenleniminde bozulma yüksekliğinde yer,yer azalmalar, stereosilya kaybı izlendi. Kanallar arası intersitisyel bağ dokuda ödematöz alanların varlığı ve 2 aylık kontrol ve sham grubuna göre kanlanmanın arttığı belirgin olarak gözlendi. Aynı grupta caspase-3ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus epididimis dokularının incelenmesinde , 2 ay kontrol ve 2 ay sham grubuna göre ductusepididimisi oluşturan kanallar arası intersitisyel bağ dokusunda artmış immünreaktivite gözlendi. Yine aynı grupta VEGF ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus epididimis dokularının incelenmesinde 2 ay kontrol ve sham gruplarına göre ductusepididimisi oluşturan peritübüler bağ dokusu içindeki damarların endotel hücrelerinde immunreaktivitenin ( VEGF tutulumu) artmış olduğu izlendi.1332ay boyunca 2100 MHz RF-EMA etkin bırakılan uygulama grubuna ait sıçan ductus deferens ile yapılan değerlendirmede pseudostratifiye stereosilyalı epitel ile altındaki lamina propriyada ayrılmalar ve düzenlenim bozuklukları dikkati çekti. Caspase-3ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus deferens dokularının incelenmesinde 2ay kontrol, 2 ay sham ve 2 ay uygulama gruplarında caspase-3 immunohistokimya boyamada gruplar arasında immünreaktivite farkı gözlenmedi. VEGF ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus deferens dokularının incelenmesinde 2 ay uygulama grubunda ise 2 ay kontrol ve 2 ay sham grubuna göre VEGF immünreaktivitesi damar endotel hücrelerinde belirgin olarak dikkati çekti.Çalışmamızda deney gruplarının ductus epididimis ve ductus deferensağırlıkları karşılaştırıldığında çalışma sonucunda gruplar arasında istatistiksel olarak ağırlık bakımından anlamlı bir değişikliğin olmadığı gözlendi.Sonuç olarak, üçüncü nesil cep telefonlarının oluşturduğu 2100 MHz? lik EMA? nın erkek genital kanallarında yapısal bazı değişikliklereneden olduğu gözlend
Derin yerleşimli ve farklı doku ortamları için üç boyutlu konformal radyoterapi ile yoğunluk ayarlı radyoterapi tedavi tekniklerinin doz dağılımlarının ve doz volüm histogramlarının karşılaştırılması
Prostat kanseri tedavisinde radyoterapinin önemli bir yeri vardır. Tedavide kullanılan radyoterapi teknikleri çeşitlidir. Üç boyutlu konformal radyoterapinin (3BKRT) gelişmiş bir formu olan yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) tekniği ile tümör dozunun arttırılması sağlanarak kritik organların alacağı doz azaltılabilmektedir. Necmettin Erbakan Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı? nda prostat kanseri nedeni ile postoperatif radyoterapi uygulanan 10 hasta deneysel çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalara iki farklı radyoterapi tekniği ile plan yapıldı: YART ve 3BKRT. İki farklı tedavi planı, hedef hacim ve kritik organların almış olduğu dozlar açısından doz volüm histogramları (DVH) ile karşılaştırılmıştır. Tüm hastaların supin pozisyonunda mesanesi dolu rektumu boş olacak şekilde 3 mm kesitler ile bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri alınmıştır. BT kesitleri Eclips tedavi planlama sistemine (TPS) aktarılmıştır. Tüm hastalar için hedef hacim ve kritik organlar ( rektum, mesane, sağ ve sol femur başı, penil bulb) konturlanmıştır. 3BKRT tekniği için 18 MV foton enerjisi, YART tekniği için 6 MV foton enerjisi kullanılmıştır. Hedef hacim ve risk altındaki organların DVH ile elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Sonuçta prostat kanseri nedeni ile postoperatif radyoterapi uygulanan hastalarda hedef hacimde daha homojen bir doz sağlaması ve kritik organlardaki dozu azaltması nedeni ile YART tekniği 3BKRT tekniğinden daha üstün olduğu tespit edilmiştir.
Sol meme kanserli hastalara uygulanan çeşitli radyoterapi tekniklerinin farklı hesaplama algoritmaları için hedef ve kritik organ dozları açısından karşılaştırılması
Sol Meme Kanserli Hastalarda Planlanan Çeşitli Radyoterapi Tekniklerinin Farklı Hesaplama Algoritmaları için Hedef Hacim ve Kritik Organ Dozlarının Karşılaştırılması. Radyasyon tedavisinin başarısı, hedefi ışınlayarak tümör hacmini kontrol altına almanın yanı sıra, sağlam dokuları ne ölçüde koruyabildiğimizle doğrudan ilişkilidir. Son yıllarda gelişen radyoterapi teknikleri, hem istenilen dozu tümöre verebilmeyi, hem de kritik organları korumayı başarıyla sağlamaktadır. Meme kanserli hastalara uygulanan radyoterapi sırasında korunması gereken sağlam organlar, akciğer, karşı meme, kalp, ön inen arter (Left Anterior Descending, LAD) ve spinal korddur Özellikle sol meme kanserli hastalar için, kalp radyoterapi alanına girmekte ve yüksek dozda radyasyona maruz kalabilmektedir. Bu çalışmada, 6 farklı radyoterapi planlama tekniğinde ve 3 farklı doz hesaplama algoritması olan anizotropik analitik algoritma (AAA), kalem demet evrişimi (PBC) ve Acuros XB (AXB) ile hesaplanmış ve doku inhomojenitesi olan hedef bölgelerde hesaplamalar yapılmıştır. Bu çalışmada, seçilen 11 sol meme kanserli hastaya, klasik 3 boyutlu konformal radyoterapi (3B-KRT), 4, 6, 9 alanlı yoğunluk ayarlı radyasyon tedavisi (YART), yoğunluk ayarlı ark tedavisi (YAAT), irregüler yüzey kompansatörü (İYK) olmak üzere 6 farklı radyoterapi tekniği uygulanmış ve her bir plan AAA, PBC ve Acuros XB hesaplama algoritmaları ile hesaplanmıştır. Sol akciğer V5, Sol akciğer V20, Sol akciğer ortalama dozu, kalp ortalama dozu, kalp maksimum dozu, LAD ortalama dozu, iki akciğer V5, değişkenleri için, yoğunluk ayarlı ark terapi tekniği dışında tüm planlama tekniklerinde istatistiksel anlamlı fark saptandı (p<0.001). Acuros XB algoritaması ile hesaplanan sol akciğer V5 ortalaması anizotropik analitik algoritmasına göre istatistiksel anlamlı fark görüldü (p=0.003). İki akciğer V20 için 6 ve 9 alan yoğunluk ayarlı radyoterapi, spinal kord için 6 ve 9 alan yoğunluk ayarlı radyoterapi teknikleri, ve yoğunluk ayarlı ark terapi tekniği için istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. İki akciğer değişkeni için 3 boyutlu konformal radyoterapi tekniğinde, V>107 değişkeni için, 3 boyutlu konformal radyoterapi ve irregüler yüzey kompansatörü tekniklerinde istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Farklı yoğunluklu dokular için gerçekçi doz hesabı, her yeni geliştirilen doz hesaplama algoritması ile daha keskin ve doğru yapılabilir hale gelmektedir. Sonuçlarda görülen algoritmalara karşılık farklı değerler, AAA, PBC, AXB'nin AAA'na göre ortamdaki radyasyon taşınımını daha iyi modellemesine dayandırılabilir.
Kontrast maddenin dozimetrik etkisi
Bazı olgularda radyoterapi tedavi planlaması için çekilen bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülerinde hedef volümleri belirlemek zor olabilir. Hedef volümleri daha iyi belirlemenin yollarından birisi ise BT esnasında radyo-opak bir materyal olan kontrast maddelerin kullanılmasıdır. Ancak bunun tedavi planlama sisteminde (TPS) yapılan planların doz dağılımına bir etkisi olacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda, bu tez çalışmasında KM nin dozimetrik etkisi incelenmiştir.Baş-boyun ca ile akciger ca olan 40 hastanın KM içeren ve içermeyen BT görüntüleri üzerinde tedavi planları yapıldı. RT planlarında mönitör unit, konformite indeksi, homojenite indeksi maksimum doz parametreleri açısından kıyaslandı. Tedavi planlarının aynı koronal kesitinden alınan iki boyutlu doz dağılımları gamma analizi yöntemi ile karşılaştırıldı. Katı fantom üzerine farklı alan sayıları, farklı alan büyüklükleri ve farklı KM konsantrasyonlarında üç boyutlu konformal radyoterapi (3B-KRT), yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) ve volümetrik ark terapi (VMAT) teknikleri kullanılarak tedavi planlama sisteminde planlar yapıldı. Daha sonra lineer hızladırıcı cihazında fantom üzerinde iyon odası kullanırak ölçümler alındı. Akciğer ve baş boyun planları incelendiğinde kontrast maddenin doz dağılımına etkisinin %2 içinde kaldığı görülmüştür. Gamma analizi sonuçlarıda bu karşılaştırmayı desteklemektedir. Fantom ölçümleri ile TPS sonuçları arasında %1 fark görülmüştür. Sonuç olarak KM nin doz dağılımına etkisi klnik tolerans dahilinde kalmaktadır. Böylece KM madde içeren BT görüntüleri üzerine tedavi planlarının yapılabileceği düşünülmektedir.
Nazofarenks, prostat, akciğer kanseri tedavilerinde volumetrik ark tekniğiyle yapılan planlamaların dozimetrik kalite kontrollerinin karşılaştırılması
Nazofarenks, Prostat, Akciğer Kanseri Tedavilerinde Volumetrik Ark Tekniğiyle Yapılan Planlamaların Dozimetrik Kalite Kontrollerinin Karşılaştırılması Radyoterapi, 1895 yılında X-Işınlarının keşfinden bu yana sürekli teknolojik ilerlemelere dayanıyor. Radyoterapi, normal dokuları koruyarak tümör hacminde optimal izodozu oluşturmayı hedefler. Birçok kanser türünde rast gele yapılan deneyler (meme, prostat ve rektum) sayesinde etkinliği ve toleransı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Hastanın yaşamı için büyük önem taşıyan bu tür başarılar, son on yılda bilgisayar destekli teknolojiyle liner hızlandırıcılar tarafından teşvik edilmiştir. Yakın zamanda bu gelişmeler yeni tedavi teknikleriyle güçlendirildi. Bu gelişmelerden biri hedef hacim kapsamı ve kritik dokuların korunmasında konvansiyonel radyoterapi tekniklerine oranla iyileştirilmiş VMAT tedavi tekniğidir ve dünyadaki klinik kullanımı önemli ölçüde artmaktadır. Yeni tedavi teknikleri beraberinde yeni kalite kontrol yöntemlerinin gelişimini sağladı ve bu gelişim geleneksel yöntemlerden farklıdır. Bu çalışma, nazofarenks, prostat ve akciğer kanser tedavilerinde kullanılan VMAT tedavi tekniğinin 3 boyutlu hastaya özgü kalite kontrolü için Compass ve Arccheck 3DVH yazılımı arasındaki doz hacim histogramını değerlendirmek amaçlamaktadır. Compass (IBA Dosimetry, Schwarzenbruck, Almanya) ve Arccheck (Sun Nuclear Corp., Melbourne, ABD) ticari yarı 3-boyutlu dozimetre kalite kontrol sistemleridir. Temel ve ileri klinik uygulama için Compass ve Arccheck DVH'leri değerlendirildi, gelişmiş klinik uygulama için heterojen (nazofarenks, prostat ve akciğer ) bölgelere dönük VMAT tedavi planları incelendi, DVH'ler, korunan organların doz kritiklerine (OAR) göre Eclipse tedavi planlama sisteminden (TPS) hesaplama yapıldı, DVH'lerin üretilmesi için tedavi planları Compass ve Arccheck sistemlerine yüklenip ışınlandı. Compass ve Arccheck sistemleri korunan organların doz kritiklerine göre TPS'e benzer sonuçlar verdi ve bulgular değerlendirildi. Anahtar Kelimeler: Compass, ArcCheck, TPS, Prostat, Akciğer, Nazofarenks, VMAT, 3DVH
Keratin içeren biyolojik örneklerin değişik tür ve enerjilerdeki radyasyon maruziyetinde dozimetre olarak kullanım potansiyellerinin araştırılması
Cep telefonları ve baz istasyonları ile non-iyonize radyasyona, nükleer enerji ve tıbbi uygulamalar ile iyonize radyasyona maruziyetin arttığı günümüzde, kişilerin soğurduğu radyasyonun belirlenebilmesi hayati önem arz etmektedir. Bu nedenle çalışmamızda 900 MHz cep telefonu radyasyonuna maruz kalmış ve Co-60 Cs-137 gama radyasyonu ile ışınlanmış saç kökü ve saç teli örneklerinin biyolojik dozimetre malzemesi olarak kullanım potansiyelleri ESR ve Comet assay teknikleri ile araştırıldı.Non iyonize radyasyon maruziyeti çalışma frekansı 900 MHz GSM, maksimum soğurma güç değeri 2 W ve üretici tarafından belirtilen kafa SAR değeri 0.974 W/kg olan cep telefonunun günlük hayatta kullanımı taklit edilerek gerçekleşti. 8 Gönüllü cep telefonu ile 15 ve 30 dakika konuştu. Konuşma öncesi ve sonrası , cep telefonu kullanılan sağ kulak arkası bölgeden çektikleri saç kökü örneklerini verdiler. Bu örnekler Comet assay tekniğinde cep telefonu konuşma süresine bağlı olası DNA tek zincir kırıkları tespit edilmesinde kullanıldı. Sonuçlar konuşma öncesi duruma göre, 15 ve 30 dakika süreyle 900 MHz-cep telefonu radyasyonuna maruziyet sonrası telefon kullanılan kulak arkası bölgeden alınan saç kökü hücrelerinde DNA tek zincir kırıkları oluştuğunu gösterdi. Paired t-test kullanılarak yapılan karşılaştırmada 30 dakika sonrası elde edilen hasar verileri, 15 dakika konuşma süresi sonrası verilere göre istatistiksel oranda anlamlı artış gösterdi (p< .001). Birbirine yakın yerden çekilmiş saç köklerinde cep telefonu radyasyon maruziyeti olmaksızın DNA hasarı oluşup oluşmadığı da irdelendi. 5 ve 15 dakika aralıklarla iki gönüllüden alınmış saç kökleri DNA hasarı miktarında, kontrol verilerine göre anlamlı farklılık gözlenmedi. Böylece, oluşan DNA tek zincir kırıklarının saç derisi tahrişi gibi nedenlerden oluşmadığı görüldü. Literatürde comet assay tekniğinin saç köklerine uygulandığı bir çalışma yoktur. Bu anlamda bu çalışma comet tekniğinin saç köklerine modifiye edildiği ilk çalışmadır. Seri denemeler sonucu; en net ve yeterli hücrenin görüntülenebildiği ortam koşulları; saç kökü örneklerinin 0.03 ml solüsyon içinde 30 dakika bekletilmesi olarak belirlendi.İyonize radyasyona maruziyet durumunlarında dozimetrik potansiyelini değerlendirmek üzere, saç kökleri Cs-137 kaynağında ışınlandı. 5 gönüllü, kafanın rastgele bölgesinden çektikleri saç örneklerini verdi ve bu örneklerden toplanan saç köklerinin yarısı kontrol grubunu oluşturdu, ve diğer yarısı ise 1-5 Gy doz aralığında ışınlandı. Bu örnekler Comet assay tekniğinde iyonize radyasyon dozuna bağlı DNA hasarı tespit edilmesinde kullanıldı. Elde edilen görüntülerden kuyruk uzunluğu, kuyruk momenti değerleri belirlendi, doz-cevap eğrileri oluşturuldu. Bu eğrilere göre, yaklaşık 2 Gy doz değerine kadar kuyruk momenti ve kuyruk uzunluğu değerleri çizgisel artış gösterdi, fakat daha yüksek dozda artış ritmi azaldı. Radyasyona maruz kalmış kişilerden toplanan saç köklerinin comet assay tekniğinde uygulanmasıyla doz tarama yapılabileceği görüldü.İyonize radyasyona maruziyet durumlarında dozimetrik özellikleri incelenecek diğer örnek olan saç teli örnekleri (kök kısmı içermeyen) Co-60 radyasyon kaynağında ışınlandı. Temiz saç teli örnekleri gönüllülerden toplandı, renge, doğal boyalı oluşuna göre gruplandırıldı. Örneklerin yarısı kontrol grubunu oluşturdu, diğer yarısı paketlere aktarılıp düşük doz (5-50 Gy) ve yüksek doz (75-750 Gy) değerlerinde ışınlandı. Bu örnekler ESR tekniğinde doza bağlı oluşan serbest radikal miktarı tespitinde kullanıldı. Tüm örneklerde doz-cevap eğrilerinin düşük dozlarda lineer olduğu, ~300 Gy sonrası doyuma gittiği tespit edildi.Işınlanmamış ve ışınlanmış örneklerin çalışılan minimum doz değerinde dahi (5 Gy) ayırt edilebildikleri belirlendi. Farklı kişilerden alınmış siyah saç örneklerinde spektrum yapısı ve sinyal şiddetlerinde farklılık gözlenmedi. Oda sıcaklığında 22 gün boyunca bekletilen örneklerin ESR sinyal şiddetleri yarı değerlerine DS'de 44 saatte, sarı ve kumral renklerde 41 saatte, BS de 35 saat ve kızıl saç örneğinde 17 saatte düştü. Sinyal şiddeti sönüm verilerine en iyi uyan kuramsal fonksiyonlar araştırıldı ve bu yolla spektruma doğal saçlarda iki, boyalı saçlarda üç radikal türünün katkı getirdiği ve bunların oda sıcaklığındaki sönüm sabitleri belirlendi. Yüksek sıcaklıklarda değişik sürelerle tavlanan örneklerin sinyal şiddetlerinde gözlenen azalmalar dikkate alınarak deneysel spektrumun oluşumuna katkı getiren radikal türlerinin sönüm aktivasyon enerjileri hesaplandı. Bulunan oda sıcaklığındaki sönüm sabiti değerleri ve aktivasyon enerji değerlerinin literatürde elde edilen değerlerle uyumlu olduğu belirlendi. Tüm bu incelemeler ile, saç teli örneklerinin biyolojik dozimetre malzemesi olarak kullanılabileceği koşullar tespit edildi. ESR tekniğinde saç teli örnekleri ile doz tahmin çalışmalarının ışınlama sonrası 1-2 gün içinde yapılması gerektiği sonucuna varıldı.
Radyasyona maruz kalan ratlarda ellajik asidin testis dokusundaki etkisinin incelenmesi
Biyolojik materyallerin ışınlanmasının, hızla reaktif oksijen türlerinin (ROS) artışına neden olur. Radyasyon nedenli erkek infertilitesinin patogenezinde oksidatif stresin rol oynadığı bilinmektedir. Oksidatif stresi yok etmenin stratejilerden biri, seminal plazmanın süpürücü kapasitesini arttırmaktır. Ellajik asit nar, çilek, böğürtlen, ahududu ve üzüm gibi birçok bitkide bulunan ve dokuları oksidatif hasara karşı koruması ile tanınan polifenolik antioksidan bir bileşiktir. Bu çalışmada radyasyona maruz kalan ratlarda ellajik asidin testis dokusundaki etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada 8 haftalık ortalama 180-200 gr ağırlığında 30 adet Spraque-Dawley cinsi erkek rat kullanıldı. Ratlar grup I (kontrol), grup II (radyasyon), grup III (radyasyon+ellajik asit), grup IV (ellajik asit), grup V (mısır özü) olmak üzere rastgele 5 gruba ayrıldı. Grup II ve grup III 'deki ratların tamamına, çalışmanın ilk gününde, tek doz 8 Gy'lik radyasyon, hastane ortamında deneyimli personel tarafından uygulandı. Grup III ve grup IV'deki ratlara çalışmanın ikinci gününden itibaren 7 hafta boyunca mısırözü yağında çözdürülmüş 12 mg/kg dozunda ellajik asit gün aşırı oral gavaj yoluyla verilmiştir. Deney süresi sonunda tüm gruplardaki ratlar xylazine – ketamin anestezisi altında dekapite edildi. Testis preparatları H&E ve PAS boyası ile boyandı. Ayrıca TUNEL metodu uygulandı. Testis dokuları ile biyokimyasal analizler yapıldı. Histolojik değerlendirmelerde radyasyona maruz bırakılan gruba ait kesitlerde seminifer tübül germinal epitelinde önemli derecede dejenerasyon, vasküler konjesyon, atrofik tübüller, interstisyel alanda ödem ve bazı tübüllerin lümenlerine dökülmüş immatür hücreler tespit edildi. Radyasyon ile birlikte ellajik asit uygulanan grupta ise; testis dokusunda germinal epitel dejenerasyonunda, vasküler konjesyonda, interstisyel ödemde belirgin iyileşmeler gözlendi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında radyasyon gruplarında TUNEL pozitif hücrelerde anlamlı bir artış vardı. Radyasyon + ellajik asit grubunda ise, TUNEL pozitif hücre sayısının kontrol grubu ile benzer olduğu belirlendi. Malondialdehit düzeylerinin ve katalaz aktivitesinin kontrol grubuna göre radyasyon grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı, radyasyon + ellajik asit uygulamasının ise malondialdehit seviyesini ve katalaz aktivitesini azalttığı tespit edildi. Süperoksitdismutaz aktivitesi ve glutatyon düzeylerinin; kontrol grubuna göre radyasyon grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı bulundu. Radyasyon + ellajik asit grubunda ise radyasyon grubuna kıyasla süperoksitdismutaz aktivitesinin arttığı, glutatyon düzeyinin daha da azaldığı tespit edildi. Sonuç olarak bu çalışmada, radyasyona maruz kalmanın testisi etkileyerek hasar verdiği tespit edildi. Radyasyon maruziyetine karşı koruyucu amaçla kullanılan ellajik asidin ise; antioksidan özelliği sayesinde, radyasyonun oluşturduğu olumsuz etkileri belirgin biçimde azalttığı gözlendi.
Ankara'da bir üniversite hastanesinde iyonlaştırıcı radyasyon kaynakları ile çalışan sağlık çalışanlarında iyonlaştırıcı radyasyonun olası sağlık etkilerinin belirlenmesi
Yapılan bu çalışmada bir üniversite hastanesinde iyonize radyasyon kaynakları ile çalışan sağlık personelinde iyonlaştırıcı radyasyonun olası sağlık etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Bu araştırma Kasım 2009- Kasım 2010 tarihleri arasında Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde uygulanmış kesitsel tipte bir araştırmadır.Araştırmanın katılımcılarını Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji, Kardiyoloji, Radyasyon Onkolojisi, Nükleer Tıp, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalları ile Çocuk Kardiyoloji Bilim Dallarında görev yapan ve radyasyon etkileniminde olan 242 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Ancak 231 kişiye ulaşılmıştır. Ulaşma yüzdesi % 95.5'tir.Araştırmaya katılanların çoğunluğunu doktorlar (%40.7) oluşturmaktadır. İncelenenlerin çoğunun (%54.5) daha önce tanısı konmuş herhangi bir hastalığı bulunmamaktadır. İncelenenlerin %67.1'inin araştırma sırasında herhangi bir yakınması bulunmaktadır.İncelenen kişiler ortalama 7.7±6.5 yıldır iyonize radyasyonla ilişkili görevlerde çalıştıklarını bildirmişlerdir.İncelenenlerin %64.1'i kişisel koruyucu donanım kullanmadıklarını, %13.9'u son bir yıl içinde dozimetre ölçüm sonuçlarında en az 1 kez limit aşımı bildirildiğini, %1.7'si son bir yıl içinde radyasyon kazası geçirdiğini, %27.7'si de son bir yıl içinde tanı ya da tedavi amaçlı radyasyona maruz kaldığını bildirmiştir.İncelenen kadınların %1.6'sı en az bir kez ölü doğum yaptığını, %7.1'i de en az bir kez istemsiz düşük yaptığını belirtmiştir. İncelenenlerin %0.4'ü engelli çocuğu bulunduğunu belirtmiştir. İncelenenlerin %5.2'sinde el cildi, %7.7'sinin ise kan ve lenfatik sistem muayenesinde özellik saptanmıştır. Göz dibi muayenesi yaptıran sağlık çalışanlarının tamamında iyonize radyasyon etkisini düşündürebilecek bir patolojiye rastlanmamıştır.El cildi muayenesinde özellik olanların %33.3'ünde, kan ve lenfatik sistem malignite muayenesinde özellik olanların %20.0'ında, tam kan sayımı patolojik olanların ise %33.3'ünde son bir yıla ait dozimetre ölçüm sonuçlarında limit aşımı bildirilmiştir. İstemsiz düşük yapanların %11.1'inde, adet düzensizliği olanlarında %5.0'ında son bir yıla ait dozimetre ölçüm sonuçlarında limit aşımı bildirilmiştir.Bu çalışmanın çıktılarına dayanarak, daha sonraki yıllar için daha bilinçli olmak ve iyonize radyasyonun etkilerini olası en az düzeye indirmek için gereken önlemleri almak uygun olacaktır. Sağlık çalışanlarına konunun önemini vurgulamak için eğitim programları düzenlemek alınacak önlemler için iyi bir başlangıç noktası olabilir.
Elektromanyetik dalgaların mitotik kromozomlar, bakteri gelişimi, enzim aktivitesi ve dna üzerine etkileri
Bu tez çalışmasında, mobil telefonların yaydığı elektromanyetik dalgaların biyolojik etkilerini tespit etmek için dört farklı deney yapılmıştır. İlk olarak 48 saat süresince elektromanyetik dalgalara maruz bırakılan bitki kök hücresi, mikroskop altında incelenmiş mitotik hücre bölünmesindeki ve mitotik kromozomlardaki anormallikler tespit edilmiştir. İkinci olarak elektromanyetik dalgaların farklı bakteri türlerine etkilerini tespit edebilmek için E. coli ve B. subtilis bakterileri 10 saat süresince elektromanyetik dalgaya maruz bırakılmış ve bakterilerin üremeleri incelenmiştir. Üçüncü olarak elektromanyetik dalgaların enzim aktivitesine olan etkilerini tespit edebilmek için E. coli PKK223-3 kullanılmıştır. Bu bakteriler 10 saat süresince elektromanyetik dalgaya maruz bırakılmıştır. Daha sonra bakterilerin ürettiği LDH enziminin, enzim aktivitesi ölçülmüş ve SDS-PAGE görüntüsü alınarak incelenmiştir. Son olarak elektromanyetik dalgaların DNA üzerine etkilerini tespit edebilmek için E. coli pUC 18'e kullanılmıştır. Bu bakterilere, 10 saat süresince elektromanyetik dalga uygulanmış ve bakterilerin plazmid DNA`sının agaroz jel elektroforez görüntüleri incelenmiştir. Yapılan bu çalışmaların sonucunda mobil telefonların yaydığı elektromanyetik dalgaların mitotik hücre bölünme safhalarında farklı etkilerde bulunduğu, bakterilerin gelişimlerini azalttığı, enzim aktivitesini ve DNA'yı ise etkilemediği tespit edilmiştir.
Lokal ileri evre akciğer kanseri tanılı hastalarda kemoradyoterapi sürecinde granülosit koloni uyarıcı faktör kullanımının etkinlik ve toksisitesi
Giriş ve Amaç: Akciğer kanseri temel olarak küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) ve küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) olarak ayrılmaktadır. Tüm akciğer kanserlerinin %85'i KHDAK olup bunların da yaklaşık üçte biri lokal ileri evrede tanı almaktadır. Ayrıca küçük KHAK vakalarının da yaklaşık %30-40'ı tanı anında sınırlı evrededir. Her iki hasta grubunda da cerrahi uygun değilse standart tedavi eş zamanlı definitif kemoradyoterapidir (KRT). Çalışmamızda lokal ileri akciğer kanseri tanılı hastalarda eş zamanlı KRT sürecinde granülosit-koloni uyarıcı faktör(G-CSF) kullanımının etkinlik ve toksisitesini incelemeyi amaçladık. Materyal ve Metot: Bu çalışmaya Ocak 2007-Ocak 2022 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji polikliniğine başvurmuş lokal ileri akciğer kanseri tanılı ve eş zamanlı KRT almış 209 hasta dahil edildi. Hasta dosyaları retrospektif olarak tarandı. Hasta verileri doğrultusunda hastaların demografik özellikleri, tanı anındaki hastalık evresi, kemoterapi protokolü, RT dozu, hemogram tetkikleri, radyografi raporları, tedavi yanıtı, progresyon durumu ve son kontrol zamanı incelendi. Hastalar G-CSF kullanımına göre iki gruba ayrıldı. Genel sağkalım hastaların ölüm veya son kontrol tarihine göre hesaplandı. Bulgular: Çalışmamızdaki hastaların 19'u KHAK ve 190'ı KHDAK tanılı idi. KHAK grubunda 5 hasta G-CSF kullanmamıştı, 14 hasta ise sekonder profilaksi olarak kullanmıştı. Radyasyon pnömonisi açısından G-CSF kullanan ve kullanmayan grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı (%50'ye karşılık %20; p=0,338). KHDAK tanılı hastaların 177'si (%93,2) erkek, 13'ü (%6,8) kadındı. Hastaların tanı anındaki ortanca yaşı 62 yıl (39-83) olarak hesaplandı. Tanı anındaki evrelerine bakıldığında hastalarının çoğunluğunun evre 3B olduğu görüldü (%52,6). Hastaların 171'i (%90) 60 Gy ve üzerindeki bir dozda RT aldı. G-CSF kullanımına bakıldığında 112 (%59) hastanın hiç G-CSF kullanmamış olduğu, 78(%41) hastanın sekonder profilaksi olarak G-CSF kullanmış olduğu görüldü. G-CSF kullanan ve kullanmayan hastalar arasında genel sağkalımda anlamlı bir fark görülmedi (ortanca 26,44 ve 23,06 ay; p=0,844). Öte yandan G-CSF kullanan grupta KRT doz azaltım ihtiyacının daha az geliştiği görüldü (%6,4 ve %17; p=0,031). Ancak, G-CSF kullanan grupta evre 2 ve üstü anemi ve trombositopeni (%37,2 ve %19,2), kullanmayan gruba (%20,6 ve %3,6) göre daha fazla gelişti. Yine nötropenik ateş sıklığı da G-CSF kullanan grupta daha fazlaydı (%9'a karşılık 0). Son olarak G-CSF kullanan hastalarda takip eden dönemlerde radyasyon pnömonitisi daha fazla görüldüğü tespit edildi (%20,5'e karşılık %39,7; p=0,004) Sonuç: Eş zamanlı KRT sürecinde G-CSF kullanımı hastalıksız ve genel sağkalım üzerinde bir farklılık yaratmamaktadır. Ancak nötropenik ateş sıklığını ve kemoterapi doz azaltım ihtiyacını azaltmaktadır. Ayrıca eş zamanlı KRT sürecinde G-CSF kullanımının radyasyon pnömonitisi gelişme riskini arttırabilmektedir. Anahtar kelimeler: Akciğer kanseri, kemoradyoterapi, granülosit-koloni uyarıcı faktör, radyasyon pnömonitisi
Fabrication and characterization of the stacked nuclear radiation sensing field effect transistors (NürFETs) with high-K
NürFETs are integrated ionizing radiation sensors that operate on the principle of converting radiation-induced threshold voltages into absorbed doses, which are commonly used to measure absorbed doses in spacecraft, military, high energy physics laboratories, and radiotherapy. However, one of the major drawbacks of the conventional NürFETs is the inability to sense and detect very low radiation doses at the mGy range, which are needed for personal dosimeter and low radiation environments. In this study, the NürFETs with a stacked structure, a design method, where NürFETs are coupled in a stacked structure (stacked-NürFETs) were fabricated. The stacked-NürFETs structure approach was designed to improve the sensitivity of single NürFETs and the performance of the stacked-NürFETs as radiation sensors were investigated and discussed. The pre-irradiation electrical characteristics of the device were evaluated, and the initial threshold voltages (Vth) have shifted to larger negative voltage values, which are proportional to the number of the NürFETs increased in the stacked-NürFETs structure. The post-irradiation electrical characteristics of the device were obtained, and their responses to irradiation and possible usages in radiation dosimetry have been investigated and discussed. The results demonstrate that the sensitivities of the stacked-NürFETs are directly proportional to the number of sensors used in the stacked-NürFETs structure.
Radyasyona bağlı akut cilt reaksiyonları üzerine topikal E vitamininin etkisi
38 ÖZET Radyoterapi, birçok malign hastalıkta küratif ya da palyatif tedavi seçeneği olarak kullanılmaktadır. Radyasyon hastalıklı dokuya uygulanırken, geçtiği diğer sağlam organ ve dokulara da etki eder. Bu dokuların başında cilt gelmektedir. Aslında son yıllarda kullanılmakta olan yüksek enerjili fotonların cilt koruyucu etkisi olmakla birlikte bazen göğüs duvarı, baş-boyun gibi bölgelerde ya da cilt tümörlerinde özellikle cilt ve cilt altına yüzeyel radyasyon vermek istediğimiz alanlar olmaktadır. Radyasyonun ciltteki akut etkileri eritemden nekroza kadar değişmektedir. Nadiren de olsa radyasyona bağlı cilt reaksiyonları bazen tedaviyi sınırlamaktadır. Literatürde, PUVA tedavisinin reaksiyonlarını önlemeye yönelik E vitamini kullanımı olmakla birlikte (55), iyonizan radyasyonun akut cilt reaksiyonlarında topikal E Vitamini kullanımına rastlanmamıştır. Bu çalışma topikal E vitamini uygulamasının iyonizan radyasyonun yol açtığı akut cilt reaksiyonlarını gözlemek amacıyla yapılmıştır. Radyasyon etkisinin çoğunu serbest radikaller aracılığıyla yapar. Vitamin E'nin ise antioksidan özelliği vardır. Çalışmamıza 10 tavşan aldık. Tavşanların sırtına 5x5cm boyutlarında üç alan açtık. Bu alanlara 12 mm kalınlığında bolus koyduktan sonra 6MeV enerji ile tek doz 1000cGy radyasyon uyguladık. Radyasyon uygulamadan önce ve sonra bir hafta boyunca alanlardan birisine %5'lik E vitamini solüsyonu, birisine %5'lik E vitamini solüsyonu hazırlamak için kullandığımız solüsyonu topikal olarak uyguladık. Diğer alana herhangi bir ilaç uygulamadık. Bir hafta sonunda akut cilt reaksiyonlarını RTOG kriterlerine göre skorladık. Ayrıca bir hafta sonunda tüm tavşanların her üç alanından punch biyopsiler aldık. Sonuçta %5'lik E vitamini ve E39 vitaminsiz solüsyonu topikal olarak uyguladığımız alanlardaki reaksiyonları daha fazlaydı. Bunu ise solüsyonları hazırlamak için kullandığımız yağ ve suyun radyasyonun reaksiyonunu artırmasına bağladık. Sonuç olarak; radyasyonun akut cilt reaksiyonları üzerine topikal E-vitamini uygulanmasının etkinliğini kanıtlamak için ya da E-vitamini etkisizdir diyebilmek için, E-vitamininin başka eriyikler içindeki ve daha yüksek konsantrasyonda kullanıldığı daha çok sayıda hayvan içeren çalışmalara gerek vardır.
Kronik olarak Radyasyon'a (x-ışını) maruz kalmış bireylerde Bleomycin'in kromozomlar üzerine etkisi
7. ÖZET Kronik olarak radyasyona maruz kalan 5 deneğe ait 0.3, 3 ve 30ug/ml lik dozda bleomycin ve 6, 24, 48 saat süre uygulayarak in-vitro koşullarda kontrollü olarak yapılan bu çalışmada toplam 2639 metafaz değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular değerlendirildiğinde kronik olarak radyasyona maruz kalan bireylerde düzensizlik içeren hücre oluşumu ve yapısal düzensizlik içeren hücre oranı normal toplum ortalamasından yüksektir. Bleomycin uygulama gruplarında düzensizlik içeren hücre oluşumunda doza bağlı olarak bir artış görülmektedir. Toplam düzensizliklerin incelenen metafaz sayısına oranı kontrol gruplarında (bireyler kronik olarak radyasyona maruz kalmışlardır). %10.46, 0.3ug/ml lik deney grubunda %45.55, 3ug/ml lik deney grubunda %181.69 ve 30ug/ml lik deney grubunda da %205.37 ye yükselmektedir. Ayrıca bleomycin dozunun artmasına bağlı olarak yapısal düzensizliklerin çeşit ve miktarında artma olmaktadır. Poliploid hücre oluşumu üzerinde 24 ve 48 saatlik uygulama grupları arasında anlamlı seviyede fark tespit edilmiştir. Doza bağlı olarak poliploid oluşumu üzerinde anlamlı seviyede bir fark tespit edilmemiştir. Kontrol ve deney gruplarına ait preparatlann herbirinden 1000 hücre sayılarak mitotik indeks belirlenmiş olup, çalışmada kullanılmış olan bleomycinin hücrelerin mitoza girme oranlarını düşürdüğü sonucuna varılmıştır. Bleomycin dozunun artmasına bağlı olarak satellit assosiasyonlannda bir düşme olmaktadır. 88